PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Güzel Şey İnanmak..!


katre_07
28-04-2009, 17:42
son birkaç haftadır karşıma hep aynı kavram çıkıyor: altın oran..

ilk duyduğumda çok etkilenmiştim..ve bu etkilenmenin ardı arkası kesilmedi..

yolda çarşıda internette işte hemen hemen takıldığım her yerde bu kavramla karşılaşıyorum..

geçen gün teke tek programında .. ondan önce facebook ta...bugün kardeşimin ödeviyle uğraşırken çıktı karşıma..

öncelikle ateist arkadaşların bu konu hakkında düşüncelerini merak ediyorum..hani onların hep alışık oldukları şeylerle tlkinde bulunmaya çalışırız ya ..''işte bu düzen denge..fraktaller..bunlar nasıl tesadüf olabilir..?''gibi...

onlar da belki söylemekten bıktıkları''tedadüf değil her şeyin kaynağı zorunluluktur''cvbıyla gelirler..

ateist arkadaşlara soruyorum..

altın oran sizce nasıl bir zorunluluğun meyvesi..?

Tanrı aşkına bu oranın butun canlılarda mukemmel bir şekılde yerleştırılmesi tesadüf değil... bunda hemfıırız..ama zorunlulukta değil..lutfen itiraf edin..

sonra bir önemli konu da fraktaller..nasıl oluyorda buradaki bir çiçeğin yaprağıyla ..dünyanın diğer ucundaki bir çiçeğin yapraklarının şekli aynı olabiliyor..ya da butun kelebek cınslerının..ya da ınsanlardakı kulak.. goz ..kalp şekillerinin ..

eğer tanrı yoksa insan tanrıya inanmakla hiçbir şey kaybetmez..eğer tanrı varsa ve insan inanmıyorsa çok şey kaybeder..gibi bir söz vardı..(bu cümleyi tehdit gibi algılamayın işte cehennem azabı fılan gıbı..dunyevi olarak düşünün..ve tanrıya inanmanın tadını çıkarın)

saygılar...

placebo
28-04-2009, 17:51
Altın oran geçen günlerde sitemizde iredelenmişti.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9352&highlight=alt%FDn+oran

Sevgiler

dilaver
28-04-2009, 18:19
sonra bir önemli konu da fraktaller..nasıl oluyorda buradaki bir çiçeğin yaprağıyla ..dünyanın diğer ucundaki bir çiçeğin yapraklarının şekli aynı olabiliyor..ya da butun kelebek cınslerının..ya da ınsanlardakı kulak.. goz ..kalp şekillerinin ..

Aslında bunların herbirinin evrimin kanıtları oldugunu ve aynı ortak atadan evrimleştigimizi göremeyecek kadar bagnazlaşıyorsunuz ve düşünme hücrelerinizi kapıyorsunuz. Bunlar bir yaratıcıyı degil evrimi gösterir başka da bir şeyi degil.

eğer tanrı yoksa insan tanrıya inanmakla hiçbir şey kaybetmez..eğer tanrı varsa ve insan inanmıyorsa çok şey kaybeder..

Eger bir tanrı varsa insan hiç bir şey kaybetmez. Böyle bir tanrının peygamber falan göndermesi mümkün degildir çünkü. Ama ister bir tanrı olsun isterse olması insanlar dinlerin getirdigi ve vaaz ettigi kulluk bilincine karşı çıkmamakla yeni ve gelecek nesillerini kaybediyorlar, yaşamlarını kaybediyorlar farkında degilsiniz siz. Ve ahret, cennet, cehennem, ceza mükafat gibi kavramları yeni nesillere aktarmakla gelecegimizi de şuursuzlaştırıp köleleştiriyorsunuz.

Evlatlarınıza ne kadar büyük bir kötülük yaptıgınızın belki farkında degilsiniz ama din adına yapılan işkence ve katliamları biraz düşünseniz belki en azından kendi çocuk ve torunlarınızı korumaya çalışırsınız.

Siz onlara şunu diyorsunuz. Bir tanrı var ve yapılan kötülüklerin cezasını öbür dünyada verecek ve rahat ol. İtaat et, karşı çıkma. Bu en çok kimin işine yarar hiç düşündünüz mü.

İnsanların yoksulluk, zulüm ve sömürü ile mücadele etmesinin önüne bu sözlerle ve aldatmacalarla geçiliyor. Bu ideoloji daha iyi, özgür ve eşitlikçi bir dünya için mücadele etmenin de önüne set geçiyor. Tanrı varsa, ahret varsa mücadeleye ne gerek var. Nasılsa ceza da var. Katlan ve öbür dünyada mutlu ol.

Neden ahret düşüncesi ilk olarak köle madenlerinde filizlendi hiç düşündünüz mü.

Ya tanrı yoksa, neler kaybettiriyorsunuz çocuklarınıza farkında mısınız.

saygılarımla

vartor
28-04-2009, 18:51
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9352&highlight=altin+oran
sevgili katre-07,
Altin oran hakkinda yapilan tartismalari herhalde farketmediniz.
Inanmak bence de guzel seydir; tabi akliniz mantiginiz, tum benliginiz bunun aksini size soylemiyorsa.
Izah edemediklerinizi, olup tamamen yok olmayi, ilahi adalet dusuncesi, cennette keyif yapmayi( olmayan vucutlarinizla) fakat en muhimi basiniz daraldiginda, siginacaginiz biri hayali ve daha bircok nedenler pozitif yonde etkiler iman etmis birini. Maalesef cocukluk yaslarinda fark ettim tum bunlarin insan beyni uretmi oldugunu. Halbuki hala hatirlarim, uyumak, ruya gormek, ne guzel bir histi.....

evrensel-insan
28-04-2009, 19:01
Saygideger katre07;

Inanmak, dusunmemektir.
Inanmak, teslimiyettir.
Inanmak, iman etmektir.
Inanmak, ayrimciliktir.
Inanmak, cikardir.
Inanmak, kendin olmamaktir.
Inanmak, yasam ve iliskine sahip cikamamaktir.
Inanmak, kendi kendini "kandirmak"tir.
Inanmak, korkmaktir.
Inanmak, vucudunu ve dusunceni, baskasina teslim etmektir.
Inanmak, gerceklerin farkina varamamaktir.
Inanmak, insandisi, insanlikdisi ve insanozaleyhteciliktir.
Inanmak, bilimsel olamamaktir.
Inanmak, epistemolojik olamamaktir.
Inanmak, inanmamakla mucadeledir.
Inamak,soyuttur, ozeldir, kisisel dogrulara yoneliktir.
Inanmak, yasami "tesaduflere" birakmaktir.
Inanmak olumu (olmek) , yasama tercih etmektir.

Simdilik bu kadar yeterli zannederim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

azınlık
28-04-2009, 22:41
Evrensel'e katılıyorum ...

İnanmak tüm kötülüklerin anasıdır.

A.

evrensel-insan
28-04-2009, 22:58
Saygideger azinlik;

Ayni zamanda; tum dusunce yonelim ve sistemlenisinin evrensel koken ve temeli; dusunce ve davranista insan olamamanin ve insanlik sunamamanin da; temelidir.

Dini mentalite, tanrisal yanasim ve emperyalist zihniyet ve insanoglunu her turlu temelden ayirim teori ve ideolojileri de; inancin bir urunudur. Insanoglu kendisini kendisine inancinin sayesinde dusman etmistir.
Inanc demek; ayrimci temelli dogrular savasimi demektir.
Inanc, insani ozune kavusturmayan tek soyuttur.

Tabi, butun bunlar; insan olmak savasi verenler icin gecerlidir. Herseyi verildigi gibi alanlar ve uygulayanlar icin, inancin; "guzel sey" olmasi dogaldir.

Inanc hazirciliktir. Verileni aynen uygulamak ve tatbit etmektir. Inanc "tembel" isidir. Dusunceyi "gorevsiz, islevsiz ve islersiz kilmaktir"

Bu aciklamalar,sadece dini degil; herturlu, dogrulanan ideolojiler ve teoriler icin gecerlidir

Saygilarimla;
evrensel-insan

azınlık
28-04-2009, 23:00
Bu aciklamalar,sadece dini degil; herturlu, dogrulanan ideolojiler ve teoriler icin gecerlidir

Yüzde bin katılıyorum ... yine.

A.

katre_07
29-04-2009, 00:13
sonra bir önemli konu da fraktaller..nasıl oluyorda buradaki bir çiçeğin yaprağıyla ..dünyanın diğer ucundaki bir çiçeğin yapraklarının şekli aynı olabiliyor..ya da butun kelebek cınslerının..ya da ınsanlardakı kulak.. goz ..kalp şekillerinin ..

Aslında bunların herbirinin evrimin kanıtları oldugunu ve aynı ortak atadan evrimleştigimizi göremeyecek kadar bagnazlaşıyorsunuz ve düşünme hücrelerinizi kapıyorsunuz. Bunlar bir yaratıcıyı degil evrimi gösterir başka da bir şeyi degil.

eğer tanrı yoksa insan tanrıya inanmakla hiçbir şey kaybetmez..eğer tanrı varsa ve insan inanmıyorsa çok şey kaybeder..

Eger bir tanrı varsa insan hiç bir şey kaybetmez. Böyle bir tanrının peygamber falan göndermesi mümkün degildir çünkü. Ama ister bir tanrı olsun isterse olması insanlar dinlerin getirdigi ve vaaz ettigi kulluk bilincine karşı çıkmamakla yeni ve gelecek nesillerini kaybediyorlar, yaşamlarını kaybediyorlar farkında degilsiniz siz. Ve ahret, cennet, cehennem, ceza mükafat gibi kavramları yeni nesillere aktarmakla gelecegimizi de şuursuzlaştırıp köleleştiriyorsunuz.

Evlatlarınıza ne kadar büyük bir kötülük yaptıgınızın belki farkında degilsiniz ama din adına yapılan işkence ve katliamları biraz düşünseniz belki en azından kendi çocuk ve torunlarınızı korumaya çalışırsınız.

Siz onlara şunu diyorsunuz. Bir tanrı var ve yapılan kötülüklerin cezasını öbür dünyada verecek ve rahat ol. İtaat et, karşı çıkma. Bu en çok kimin işine yarar hiç düşündünüz mü.

İnsanların yoksulluk, zulüm ve sömürü ile mücadele etmesinin önüne bu sözlerle ve aldatmacalarla geçiliyor. Bu ideoloji daha iyi, özgür ve eşitlikçi bir dünya için mücadele etmenin de önüne set geçiyor. Tanrı varsa, ahret varsa mücadeleye ne gerek var. Nasılsa ceza da var. Katlan ve öbür dünyada mutlu ol.

Neden ahret düşüncesi ilk olarak köle madenlerinde filizlendi hiç düşündünüz mü.

Ya tanrı yoksa, neler kaybettiriyorsunuz çocuklarınıza farkında mısınız.

saygılarımla


sayın dilaver ..benım anlatmaya çalıştığım şeyın dınlerle alakası yok..yıne her zamankı gıbı konuyu dınlere bağladınız...tamam sızın gıbı duşunelım ve butun dınlerı kotuluğun merkezı olarak gorelım..pekı gerıye kalan arı tanrıya ne oldu..ben bunu anlatmaya çalışıyorum..benım tanrı ınancımın başka ınsanlara ne gıbı zararı var..tanrıya bu kadar ıftıra atmayın..pekala dınler hakkında soyledıklerınızı anlayabılırım..fakat dınler ı bahane ederek altın oran ya da kaınattakı dengenın bır nakışçısını dışlamanızı anlayamam..

pekı fraktallar evrımı kanıtlasın..bu altın oran a ne dıyeceksınız..çok merak ettım..

hem ole dınsızlıkle fılan bu kaınat duzelmez..daha beter olur...dusunsenıze tanrı korkusu olan ınsanlar bıle ne kadar korkunç şeyler yapmaktalar..üzgünüm ama tanrı korkusu tanrıya saygı bu dunyadan en son yok edılmesı hatta yok edılmemesı gereken şeydır..

ben dınlerden bahsetmıyorum burada..siz her tanrı kelımesının altına cennet cehenmem kandırmacası.. dınlerın zararları... kulluk..itaatkarlık..beyın yıkama ..şuursuzlaşma...hepsını sıralayıverıyorsunuz..

her zaman soledığım seyı solıcem..

sayın dılaver dınlere duşmanlığınız sızı tanrıya da duşman yapmasın...

saygılar..

katre_07
29-04-2009, 00:22
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9352&highlight=altin+oran
sevgili katre-07,
Altin oran hakkinda yapilan tartismalari herhalde farketmediniz.
Inanmak bence de guzel seydir; tabi akliniz mantiginiz, tum benliginiz bunun aksini size soylemiyorsa.
Izah edemediklerinizi, olup tamamen yok olmayi, ilahi adalet dusuncesi, cennette keyif yapmayi( olmayan vucutlarinizla) fakat en muhimi basiniz daraldiginda, siginacaginiz biri hayali ve daha bircok nedenler pozitif yonde etkiler iman etmis birini. Maalesef cocukluk yaslarinda fark ettim tum bunlarin insan beyni uretmi oldugunu. Halbuki hala hatirlarim, uyumak, ruya gormek, ne guzel bir histi.....


sayın vartor..izah eddılemeyen şeylerde kutsallık aranması ta eskılerde kaldı... oralardan seçip getırdığınız cumleler burada hıçbir şey ıfade etmez..

size bır sır solıyım mı...yaratıcıyı anlamak bılmek hayal etmek artık açıklanan şeylerde saklı...

olup tamamen yok olmayı aklım almıyor...bakın aklım dedım..oyle ınandığım ıcın değil..

saygılar..

katre_07
29-04-2009, 00:37
Saygideger katre07;

Inanmak, dusunmemektir.
Inanmak, teslimiyettir.
Inanmak, iman etmektir.
Inanmak, ayrimciliktir.
Inanmak, cikardir.
Inanmak, kendin olmamaktir.
Inanmak, yasam ve iliskine sahip cikamamaktir.
Inanmak, kendi kendini "kandirmak"tir.
Inanmak, korkmaktir.
Inanmak, vucudunu ve dusunceni, baskasina teslim etmektir.
Inanmak, gerceklerin farkina varamamaktir.
Inanmak, insandisi, insanlikdisi ve insanozaleyhteciliktir.
Inanmak, bilimsel olamamaktir.
Inanmak, epistemolojik olamamaktir.
Inanmak, inanmamakla mucadeledir.
Inamak,soyuttur, ozeldir, kisisel dogrulara yoneliktir.
Inanmak, yasami "tesaduflere" birakmaktir.
Inanmak olumu (olmek) , yasama tercih etmektir.

Simdilik bu kadar yeterli zannederim.

Saygilarimla;
evrensel-insan


ne kadar da çok açılımı varmış bu ınanmanın..:)

sayın evrensel hpsıne tek tek cvp veremem o kadar bılgım yok ama sıze kısa bir soru sorucam..!

hiç annenızın ya da babanızın gerçekten annenız ya da babanız olup olmadığını dusundunuz mu?

tabı dusunmek yetmıyor...bılmek için araştırma yapmanız onlara sormanız gerekırse dna testı fılan yaptırmanız gerekır..aksi takdırde sız de ınananlardan olursunuz ..

üzgünüm ama o yazdığınız tanımların hiç birisi gerçek ınanmakla bağdaşmıyor..

sadece teslımıyet ve iman etmek var ınanca dahıl edeceğım..onlar da zararlı şeyler değil.. (inanmayı kotu tanımlamanıza rağmen bır kaç tane iii yonune işaret etmenız sevindirici..)

saygılar..!

dilaver
29-04-2009, 01:20
sayın dılaver dınlere duşmanlığınız sızı tanrıya da duşman yapmasın...

Anlaşılamadıgımı düşünüyorum. Tanrı beni hiç ilgilendirmiyor. Benim de onu ilgilendirdigini hiç sanmıyorum. Siz hem böyle bir tanrıdan bahsedip hem de ya varsa demeniz dinlerin tanrısından bahsediyorsunuz demektir.

Dinlerin tanrıları haricinde size yaptırımlar, cezalar öneren bir tanrı biliyor musunuz. Bna kimse bir şey demedigi için ben bilmiyorum.

Dinler haricinde bir tanrıyı kabul ediyorsanız o zaman ya varsa ne yapacaksınız diye soramazsınız. Çünkü olup olmaması insanlar için bir şey ifade etmiyor.

saygılarımla

evrensel-insan
29-04-2009, 02:47
Saygideger katre07;

Bu konuda benim dusunme uretimine gecmem gereken, hic bir belirti olmadi. Ayrica, bu konuda "suphe uyandiran" bir durum da; tezahur etmedi. Ben de, bu konuda dogrulari irdelemedigim icin, bunu inanctan ziyade; dusunce ile ifade ediyorum. Anne-babamin; benim annem-babam oldugunu dusunuyorum. Bu dusuncemi de, supheye dusurecek hicbir veri sunulmadi.

Sonucta beni onlar buyuttu ve yetistirdi. 20 yasimdan sonrada; kendi yasamimi kendim kurmak icin yola ciktim.

Yukarida kullandigin "gercek" sozcugunu; inanmakla nasil birlestirdigini sorabilirmiyim? Ya da su; "gercek inanc" i senden, aciklamani istesem!

Saygilarimla;
evrensel-insan

azınlık
29-04-2009, 12:22
İNANCIN KARANLIĞI

"İnanç" denen illetin, hem de her türlüsünün, nasıl bir karanlığa yol açtığını anlayabilmek için aklın ne olduğuna ve nasıl çalıştığına göz atmak gerekir.

Beyin hücreleri, yani "nöron"lar, "akson"lar ile birbirlerine bağlanırlar. Bu bağlantılar kimyasal "sinaps"lar ile gerçekleşir. Oluşan bu bağlantılar birer mikroskobik devre oluştururlar. Herhangi bir uyarıcı bu sinapslardan bir elektrik akımının geçmesini sağlayarak oluşmuş devrenin işini yapmasını (biyolojik bir hesaplama işlemidir bu) sağlarlar. Sonuçta ortaya davranış çıkar. Bu davranış fiziksel olabileceği gibi düşünsel de olabilir.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/a/a6/Chemical_synapse_schema.jpg/450px-Chemical_synapse_schema.jpg

Beyinde oluşmuş olan milyarlarca devre birer birer "veri"ler tuttuğu gibi, kendi aralarında bağlantılar oluşturarak mevcut verileri "bilgi"ye dönüştürecek şekilde yeni diziler de oluşturabilirler. Verilerin bilgi ortaya çıkartacak şekilde işlenmesi bir "senteze varmak"; yani verilerden yola çıkarak daha önce olmayan bir fikir oluşturmaktır (bunun tam tersi olan "analiz etmek" yani parçalardan yola çıkarak bir şeyi "anlamak" da bu kapsamdadır).

İnsan hafızası da aynı şekilde işler. Nöronlar, sinapslar aracılığı ile bir dizi oluştururlar ve bir şey hakkındaki hafıza aslında o dizinin kendisidir.

Fakat işin kötü yanı sinapslar sonsuza kadar yaşamazlar. Kullanılmayan bağlantılar, nöronların yeni bağlantılar oluşturmasına olanak sağlamak için çözülürler. İşte bu da "unutmak"tır.

Bir başka tarafta ise oluşmuş bağlantıların zayıflaması ancak dizinin bozulmaması vardır. Bu durumda hafızadaki şey unutulmamış ancak bağlantı zayıfladığından hatırlanması çaba gerektirir olmuştur. İşte bunlar da eskimiş anılar gibi şeylerimizdir.

Beyinde oluşmuş devreler ne kadar sık kullanılırsa bağlantıları o derece sağlamlaşır ve bir süre sonra gelen uyarılara anında cevap veren (kontrol mekanizmasını dışarıda bırakan) süreçler yani otokontrol ortaya çıkar.

Beyin hücrelerinin oluşturduğu bağlantıların gelen uyarıcılara cevap vermesi süreci "akıl" olarak adlandırılır; yani akıl, beynin yaptığı "iş"tir.

Bu kısa açıklamadan sonra gelelim inanç ile beynin çalışması bağıntısına ...

Önce bakalım inanç neymiş? Wiki diyor ki:

İnanç, kelime anlamıyla, bir düşünceye gönülden bağlı bulunmak demektir. Ayrıca inanılan şey, görüş, öğretidir. Din bilimde, Tanrı'ya, bir dine inanma, iman, itikattir.

Yani bir düşünceye, bir kişiye, soyut bir kavrama (örneğin tanrı) gönülden bağlanma durumudur. Bu bağlılık, bağlanılan şeyin bizzat var olup olamasına veya ahlaken doğruluğuna yönelik olabilir. Ama her halûkârada, özünde "sevgi" "korku" gibi bir duygu bulunmaktadır. Hatta bazen bir tür sevgi-nefret ilişkisi olarak da tanımlanabilinir, inanan ile inanç konusu arasındaki ilişkidir.

İnanç, akıl ve mantık yürütme sonunda varılan bir çıkarıma değil, genellikle; korku, umut gibi insani hasletlerin ortaya çıkardığı "ihtiyaca" dayanır.

İnanç, tanımı gereği bir "kabul" veya "sorgulamama" içerir. Bir şeye tam teslimiyet ile inanmanın yanısıra bir miktar şüphe ile inanmak da sözkonusu olabilir. Ancak zaman içinde şüphe azalırsa tam teslimiyet kaçınılmaz olarak gelecektir.

Bir insan kendisine gelen uyarıcıları inancı doğrultusunda değerlendirir. Buna kısaca "algıda seçicilik" adı verilir. Algıda seçicilik esas itibarıyla beyne ulaşan uyarıcılardan, insanı rahatlatacak şekilde mevcut fikir veya inancı destekleyici olanlarını düşünme sürecine sokarak diğerlerini dışarıda bırakması olayıdır.

Tam teslimiyete dönüşmemiş inançlar söz konusu olduğunda seçilmiş algılar hala belirli bir düşün sürecinden geçmekte iken (yani beyindeki devreler kullanılarak uyarıcı test edilir, bu arada yeni bağlantıların oluşması muhtemeldir) tam teslimiyete dönüşmüş inanç sözkonusu olduğunda uyarıcılar hiçbir düşünsel faaliyete yol açmayıp sadece mevcut bağlantının bir kez daha kullanılmasına yani sağlamlaşmasına yol açar.

Bu tür bir otokontrolün ortaya çıkmasının önemli sonuçlarından biri o konudaki düşünsel faaliyetlerin artık bilinçli olarak yapılmasını ortadan kaldırmasıdır.

Otokontrol süreçlerini çok yoğun olarak kullanan bir beyin zamanla yeni bağlantılar oluşturma yetisini yani düşünme kabiliyetini yitirir; hafıza zayıflığı, bunama, ve Alzheimer gibi yaşlılık hastalıklarının bir nedeni de budur. Bu tür hastalıklardan mümkün olduğunca korunmak için genelde önerilen şey bulmaca çözmek gibi düşünsel faaliyetleri (yani nöronların yeni dizi oluşturma süreçlerini) destekleyecek aktivitelerdir; bunlara halk arasında "beyin jimnastiği" denir.

Tabi durum akut hale gelmeden, hastalığa dönüşmeden önce geçilen evreler de vardır: algılama güçlüğü, sentez ve analiz yapamamak, anlama ve konuşma güçlüğü, vs., vs.

Otokontrol mekanizması ihtiyaçlar oranında kullanıldığında günlük hayattaki önemli yardımcılardandır. Ancak, örneğin bir inancın, hayatın tüm süreç ve alanlarını kaplamaya başlaması halinde insanın düşünsel kapasitesine son derece büyük zararlar verebilir.

İşte inancın fizyolojik olarak insanı sürüklediği karanlık budur ...

... ve işte dinlerin insanları birer "otomata" haline getirerek sömürmesi de bu yolla gerçekleştirilmektedir. Soralım, neden İncil'de "bilgi ağacı"nın meyvesi yasaktır?

A.

katre_07
29-04-2009, 14:35
hıımm ..

sayın azınlık...inanç korku ya da sevgi ile oluşmaz..varsayım.. düşünce vb.fikirsel süreçlerden geçer..

ama inancın ıcınde korku ve sevgi elbette vardır...ancak bu, inançtan sonra yani insan inandıktan sonra ortaya çıkan kavramlardır...ve biz inancın içinde oluşan bu duygulara saygı adını verıyoruz..

hafızasını tamamen yitiren bir insanın tanrı inancı da kaybolmuş oluyor mu..?bu onemlı bır konu ve araştırmam lazım...

eğer inanmak akıl dışında bir şeyse neden inanan insanlar (yani akıllarını yıtirmış insanlar)tekrar dınden çıkıyor..ya da yaptığının yanlış old.!!farkediyor...!demek ki insan inanırken de sorgulayabiliryormuş değil mi...

szlüklere bakacak olursak her şeyin tanımı var ..ancak benim de bir tanımım var duygu olsun inanç vb..şeyler hakkında herkesin tanımı faklıdır.. benım de farklı...

mesela ınsan ne ıle mutlu olur sorusuna insanların verdiği her cvp farklı olacaktır..

arkadaşım inanmak var inanmak var...eğer bir insan tanrıya inanıyor...onun varlığını hissediyorsa.... bu insanın inanmasının kendısıne ve çevresine ne gibi zararı olabilir..?

hem insan araştırmasını yeterli gördüğü bir konu hakkında karar verebilir..örneğin belirli bir gruba bağlı olanlar siyaset olsun işte vakıflar olsun..ya da gazeteci felsefeci vs işte solcu olsun sağcı olsun bu insanlar her yaptığı davranışta kendi solculuğunun yanlılş olabşleceğini yada siyasi faaliyetlerinin yanlış olabileceği ihtimaliyle hareket eder mi..onlar kendılerınce araştırmıştır..çıkarımlar yapmıştır ve artık belli bir süre bu araştırmalar onu fazlasıyla tatmin edecektir..

demek istediğim tanrı inancı.. üzerinde oynanması gereken ya da denenmesi gereken bir şey değildir..inanan insan neden inandığını bilir ...bildikleriyle inanır..bildiğim kadarıyla da bilmek aklın dışladığı bir şey değildir..

saygılar..!

katre_07
29-04-2009, 14:45
Dinler haricinde bir tanrıyı kabul ediyorsanız o zaman ya varsa ne yapacaksınız diye soramazsınız. Çünkü olup olmaması insanlar için bir şey ifade etmiyor.

saygılarımla


sayın dilaver ben böyle bir soru sormadım bu konuda ..daha önce sormuş olabilirim..ancak bu konu o sorunun yeri değildir..

ben tanrı varsa ve inanılmıyorsa çok şey kaybedileceğinden dem vurdum..

düşünsenize bu kainatın tanrısı var ..

HEY TANRI VAR..size bu cümle muazzam Gelmiyor mu..hayranlık vermiyor mu..ya düşünsenize evrenin hakimiyle alakadar olmuşsunuz..aldığınız haz bambaşka vb.şeyler için inanmayan insanlara üzüldüğümü ifade etmeye çalıştım..

saygılar.!

dilaver
29-04-2009, 15:56
sayın katre07

Daha önceki iletiniz :

eğer tanrı varsa ve insan inanmıyorsa çok şey kaybeder..

Ne kaybedecegim ki varsa. Varsa var bana ne. Şayet bana kendini göstermiş olsa ve benden bir şeyler istemiş olsa anlaşılabilir bu dediginiz. Ama ortada istenen bir şey yok ki.

Bakın ne kadar deizme yaklaşmaya çalışsanız bile asla dinlerden kopamıyorsunuz. Hala Muhammed'in korkuları var beyninizin içinde. Kolay degil tabi 6 bin senedir tanrı ve ceza fikri çocukluklarından itibaren insanların kafalarına nakşedilmiş.

Tanrı varsa da yoksa da insanın kazanıp kaybedebilecegi hiç bir şey olamaz. Evrenin hakiminin ise sizinle alakadar olmak istedigini hiç zannetmiyorum. Yaklaşık görünebilir büyüklügü 100 milyar ışık yılı olan bir evrenin hakimi sizinle ugraşacak ve sizi izleyecek öyle mi. Bir kendinizi bir de zikrettigim büyüklügü kıyaslayıp düşünün.

Bir de dinlere taviz vermekle gelecek nesillerinize neler kaybettirdiginizi düşünün. O zaman neler kazanıp kaybedebileceginizin muhasebesini daha iyi yapma fırsatınız olabilir belki. Elbette gelecek nesillerinize iyi bir gelecek bırakmak istiyorsanız. Ama yok nasıl olsa ölecegiz diyorsanız, o zaman onları cennet hayaliyle yetiştirin.

1400 sene evvel vaaz edilmiş bu din. Ve inanırları cennet hayaliyle avutulmuşlar. Ne kazanmış ve ne kaybetmişler. Onlara cennet vaat edilmiş, cehennemle korkutulmuşlar. Peki ne olmuş. Kıyamet kopmadıgına göre cennet ile müjdelenen sahabeler dahil hepsi toprak altında ve un ufak olmuşlar. Ancak atomları gene kalmış.

Belki de siz bir sahabenin carbon atomunu salatalık niyetine dün yediniz, farkında bile degilsiniz. Çünkü bir protonun bozunma süresi 10^30 senedir. Sahabe yok oldu ama atomarı degişik kombinizasyonlar oluşturup size kadar gelebilirler. Bu mümkün.
Nerede kaldı o zaman sahabe, nerede kaldı cennet, nerede kaldı tanrı.

saygılarımla

azınlık
29-04-2009, 16:01
sayın azınlık...inanç korku ya da sevgi ile oluşmaz..varsayım.. düşünce vb.fikirsel süreçlerden geçer..

İnançtan önce korku, sevgi, umut gelir. Bu etmenler olmadan inanç oluşmaz.

Diyelim ki biri size prize parmağınızı sokmamanızı söyledi. "Niye" dediğinizde "sokarsan canavar çıkar ve seni yer" dedi. Ve siz parmağınızı hiç prize sokmadınız. Niye sokmadınız peki? Çünkü inancınız odur ki parmağınızı prize sokarsanız canavar çıkar ve sizi yer. Bu inanç ne zaman oluştu? Korkudan sonra; demek ki inanç bir sonuçtur, vargıdır, sebep değildir.

ama inancın ıcınde korku ve sevgi elbette vardır ... ve biz inancın içinde oluşan bu duygulara saygı adını verıyoruz..

Kendinize göre bir lisan yaratmaya çalışıyorsunuz. Türkçe'de saygı, korku, sevgi ayrı ayrı şeyleri ifade eden kelimelerdir. Korku ve sevgi, saygı değildir.

eğer inanmak akıl dışında bir şeyse neden inanan insanlar (yani akıllarını yıtirmış insanlar)tekrar dınden çıkıyor..ya da yaptığının yanlış old.!!farkediyor...!demek ki insan inanırken de sorgulayabiliryormuş değil mi...

"İnanmak" yukarıda yazdığım şekilde "akıl dışı" birşey değildir, hatta tamamıyla aklın içindedir. İnancın (sadece tanrı inancı değil) bir süreç olarak aklın içinde ve fizyolojik olarak nasıl etkili olduğunu anlattım yukarıda. Bu süreç anlatıldığı şekilde işler. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorsanız araştırın, aynı sonuçlar karşınıza çıkacaktır.

İnanç, belirtildiği gibi değişik kuvvetlerde bulunabilir, ancak varolduğu sürece algılarınız her zaman inancınız doğrultusunda, onu onaylayacak ve sizi rahatlatacak şekilde, seçici olacaktır. Yani inanan kişinin sorgulaması genellikle yalancının yemin etmesi gibi birşeydir.

solcu ... her yaptığı davranışta kendi solculuğunun yanlılş olabşleceğini yada siyasi faaliyetlerinin yanlış olabileceği ihtimaliyle hareket eder mi..

Tabi ki eder. Sorgulamak solcu demeyelim ama sosyalistin temel felsefesidir, bu yüzden sosyalizm her zaman bir devinim içindedir.

demek istediğim tanrı inancı.. üzerinde oynanması gereken ya da denenmesi gereken bir şey değildir..inanan insan neden inandığını bilir ...bildikleriyle inanır..bildiğim kadarıyla da bilmek aklın dışladığı bir şey değildir..

Kimin neye inanacağı beni ilgilendirmez. Yukarıda inancın fizyonomisini yazdım, aklınızın bir tarafında kalsın. Hiç olmazsa beyinin inanç konusunda nasıl davrandığını biliyorsunuz artık.

Ancak son cümleniz biraz hatalı olmuş; bildiklerinizle inanmıyor, inandığınız kadarını biliyorsunuz. Zaten yazımın özünde de bu var: algıda seçicilik.

A.

katre_07
02-05-2009, 14:49
Saygideger katre07;

Bu konuda benim dusunme uretimine gecmem gereken, hic bir belirti olmadi. Ayrica, bu konuda "suphe uyandiran" bir durum da; tezahur etmedi. Ben de, bu konuda dogrulari irdelemedigim icin, bunu inanctan ziyade; dusunce ile ifade ediyorum. Anne-babamin; benim annem-babam oldugunu dusunuyorum. Bu dusuncemi de, supheye dusurecek hicbir veri sunulmadi.

Sonucta beni onlar buyuttu ve yetistirdi. 20 yasimdan sonrada; kendi yasamimi kendim kurmak icin yola ciktim.

Yukarida kullandigin "gercek" sozcugunu; inanmakla nasil birlestirdigini sorabilirmiyim? Ya da su; "gercek inanc" i senden, aciklamani istesem!

Saygilarimla;
evrensel-insan

inanmak hani teslim olmaktan geçer ya sayın evrensel..bir kaç haftadır kitaplarımdan uzaktayım..mehmet akif in tevekkül adında bir şiiri vardı ..o şiiri bulamıyorum şu an..
düşünün mehmet akif i koyu bir müslüman olarak biliyoruz..tevekkülün tanrıya teslimiyetin dolayısıyla inanmanın-gerçek inanmanın-nasıl olduğunu o şiiri çok güzel açıklamıştı..

bir kaç gündür arıyorum nette fılan bulamadım..bulduğum an sizinle sizlerle paylaşacağım..

saygılar..

evrensel-insan
02-05-2009, 17:41
Saygideger katre07;

Inanci, gercekleyemezsin, inanclar sadece dogrulanir. Gerceklemek; teorilere ve sistemini kamulastirabilen ve uygulamaya koyabilen, ideolojilere ait bir kavramdir. Iste bu ideoji ve teorilerin sorunuda; hem gerceklesip; hemde dogru olmadiklaridir. Cunku gerceklesenler; kisi bazinda gerceklesip; kisinin, toplumun kimlik ve kisisel hem somut hem soyut degerlerini olusturur. Dogruluklarida, inanc kismini olusturur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

katre_07
17-02-2010, 23:29
inanmak hani teslim olmaktan geçer ya sayın evrensel..bir kaç haftadır kitaplarımdan uzaktayım..mehmet akif in tevekkül adında bir şiiri vardı ..o şiiri bulamıyorum şu an..
düşünün mehmet akif i koyu bir müslüman olarak biliyoruz..tevekkülün tanrıya teslimiyetin dolayısıyla inanmanın-gerçek inanmanın-nasıl olduğunu o şiiri çok güzel açıklamıştı..

bir kaç gündür arıyorum nette fılan bulamadım..bulduğum an sizinle sizlerle paylaşacağım..

saygılar..


MÜTEVEKKİL

'' Kadermiş! '' Öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru
Belanı istedin, Allah da verdi... Doğrusu bu.
Talep nasılsa, tabii netice öyle çıkar,
Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimali mi var?
'' Çalış! '' dedikçe şeriat, çalışmadın durdun
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun.
Sonunda birde '' tevekkül '' sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin maskaraya!
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevla ecr-i hasın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini;
Birer birer oku tekmil edince defterini;
Bütün o işleri Rabbin görür, vazifesidir...
Yükün hafifledi...Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk çocuk sürünmüş sonunda aç kalarak..
Hüda vekil-i umrun değilmi? Keyfine bak!
O' nun hazine-i in' amı kendi veznendir.
Havale et ne kadar masrafın olursa... Verir!
Silahı kullanan Allah, hududu bekleyen O;
Levazımın bitivermiş, değilmi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek,
Senin hesabına küffar-ı hak-sar edecek!
Başın sıkıldımı, kafi senin o nazlı sesin:
'' Yetiş! '' de, kendisi gelsin, ya Hızır'ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: bakacak;
Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.
Demekki: herşeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;
Vekil-i harcın O; kahyan, müdiri veznen O;
Alış seninsede mes'ul olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lazım imiş.. Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrinde baş muhassılı O;
Tabib-i aile, eczacı... Hepsi hasılı O,
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Birazda saygı gerekir...Ne saygısızlık bu?
Hüdayı kendine kul yaptı, kendi oldu Hüda;
Utanmadan da '' tevekkül '' diyor bu cür'ete...Ha!
Yahud Üzeyr'e, Nasara Mesih'e, İbnu'llah'a
Demekle unsuru tevhid olur giderse tebah;
Senin bu kopkoyu şirkin sığarmı imana?
'' Tevekkül '' öyle tahakküm etmekmi Yezdan'a?
Kimin hesabına inmiş, düşünmüyor, Kur'an...
Cenab-ı Hak çıkacak, sorsalar muhatab olan!
Bütün evamire ilan-ı harb eden şu sefih,
Mükellefiyyeti Allah'a eyliyor tevcih....

evrensel-insan
18-02-2010, 00:11
Saygideger katre_07;

Inancin, siirden de algilanabilecegi gibi, karsiti birey olmaktir. Ne kadar cok inanc, o kadar birey olamamaktir. INANC BIREY OLMAYI ONLER, BILINCLENMEYI ve FARKINDALIGI ONLER.

Eger bir inanc, bireyin akli ile bireyi inancsiz kilmissa; iste bu inancsizlik cok tehlikelidir, cunku bilincli inancsizlik degil; nihilizmin YUKUMSUZ bireyci akilciliginin, egoist, ayrimci, cikarci, guce, otoriteye tapan ve bireye cikar icin her turlu insanlikdisi uygulamayi kilan bir dusunce ve davranistir. Iste emperyalist zihniyetin ve amerikan idealizminin dunyayi getirdigi butun.

Ama; birey kendisini mantiginin vicdani ve saygisi temelli bilinclenerek inancsiz kilmissa; bu bireysel bilinc, bireyi; hem insanlastiir, hem de evrensellestirir. Sonucta birey inancin kendisinin onunde bir engel oldugunun farkina varmis ve bilincli olarak inanclarindan kurtulmus ve yukumlulugunu insansal/evrensel olarak dusunce ve davranisa tasimistir.

Oyuzden ben sahsen, bireyci akilci bir inancsiza, sadece imanin ve islamin sartlarini uygulayan ve kimseye mudahele etmeyen muslumani tercih ederim.

Bu benim bahsettigim 1960 oncesi Anadolu muslumanligidir. Ne islamin ne de imanin sarti; ne seriatten, ne cihatten, ne baskasina mudaheleden bahsetmemekte; sadece islam sarti olarak 6 innanc sunmakta ve iman sarti olarak ta muslumana kisisel duzeyde 5 bu inanc temelli bir gorev yuklemektedir.

Iste bu gercek ve olmasi gereken muslumanligi, kendisine kimlik ve kisilik degeri, tabusu, verisi yapmis bir musluman, etrafa degil; kendini birey yapamamakla kendine zarar vermektedir.

Ama bugunun bilhassa Arap kokenli musluman anlayisinin terorizmi(her turlu anlamda, cihad, seriat, mudahele, zorbalik, baski v.s.) ile bireyci akilciligin emperyalist zihniyetinin cikarci yanasimi; ortak bir nokta da birlesmektedir.

Bu ortak noktada, cikar ugruna kisisel, toplumsal, zumresel, ideolojik v.s. temelli ve guc otorite kullanimli her turlu insanlikdisi dusunce ve davranistir.

Sonucta, inancliyi/inancsizi, hem insandisilik; hem de insanlik birlestirebilir. Sonucta hersey zihniyet, dusunce ve davranista birlesir. Bunun ...e goresi de bellidir. INSANLIGA GORE.

Dolayisiyle, benim icin inancsalliktan once; insansal dusunce ve davranis onde gelir. Bu da ne duygu ne de akil temelinde degil; vicdan ve mantik temelindedir.

Saygilarimla;
evrensel-insan