PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Darwinci görüşe göre sanatın evrimi


imhotep
10-05-2009, 17:12
SANAT VE EVRİM

Darwinci görüşe göre sanatın evrimi

Sanat, üremek ve hayatta kalmak için gerekli

Sanatın kökeni nedir? Sanat içgüdüsel bir dürtü müdür? Sanat her zaman bir amaca mı hizmet eder? İlk ortaya çıktığı zamanki işlevi ile bugünkü işlevi arasında fark mıdır? Son yıllarda evrimsel psikoloji* dalındaki gelişmelere koşut olarak, sanatın evrensel yapısına vurgu yapan bilim insanları, insan yaratıcılığının Darwin’in evrim kuramı ile açıklanabileceğini düşünüyor. Bu görüşe göre sanatın kökeni, ilkel göçebe atalarımızın hayatta kalma ve üreme içgüdülerine dayanıyor. Kısaca insanoğlunun sanata duyduğu evrensel ilginin, evrimin bir sonucu olduğu düşünülüyor.

Charles Darwin’in doğumunun 200.yılını, “Türlerin Kökeni” isimli kitabının ise 150.yılını kutladığımız şu günlerde, bilim dünyasında egemen olan görüş, biyolojik olayların tümünün altında doğal seçilim yoluyla evrimin yattığı düşüncesi. Şimdi sıranın insan psikolojisine geldiğini düşünen Steven Pinker ve Daniel Dennett gibi evrim psikolojisine yakın duran bilim insanları, modern toplumların düşünce ve davranış şekillerini Darwinci bir bakış açısı ile değerlendiriyor. Bunun için tarih öncesi dönemde Doğu Afrika savanlarında yaşayan atalarımızın davranışları ile bugünkü davranışlar arasında benzerliklerin bulunup bulunmadığı araştırılırken, günümüzde yaşayan ilkel kabilelerdeki davranış şekilleri mercek altına alınıyor.

PLEİSTOSEN DÖNEMDE** SANATIN İLK İZLERİ

Yeni Zelanda, Christchurch’deki Canterbury Üniversitesi’nden felsefe profesörü Denis Dutton, sanatı ve estetiği spesifik kültürlerin şekillendirdiği yönündeki modern görüşe karşı çıkarak, sanat algısının Pleistosen döneminde gelişen evrimsel uyumun bir sonucu olduğunu iddia ediyor.

Dutton, insanoğlunun sanat yapıtı üretme ve bu yapıtlardan zevk alma tutkusunu evrimsel psikolojinin sağladığı araçlarla açıklamaya çalışan ilk bilim insanı değil. “The Art Instinct” (Sanat İçgüdüsü) isimli kitabında, sanatın kökenleri konusunda günümüzün farklı yaklaşımlardan bir sentez oluşturan Dutton, bu sentezleri evrim kuramının uyum (adaptation) kavramıyla birleştirerek ortaya “Darwinci estetik” olarak isimlendirdiği yepyeni bir kavram çıkartmış. Böylece sürekli birbiri ile çatışan fen bilimleri ile sosyal bilimler arasında Darwinci estetikten yararlanarak bir köprü oluşturmuş.

SANAT GENİ

Darwinci sanat anlayışı, sanatın evrenselliğine ve insanların bundan çok büyük bir zevk aldığı öngörüsüne dayanır. Evrimci psikologların bunu keşfetmesi, yepyeni bir anlayışın doğmasına yol açtı. İnsan davranışlarının evrensel olduğu iddiasını doğru olarak kabul eden bu görüş, sanatın 60.000 yıl önce, insanların Afrika’dan göç etmeden önce ortaya çıkmış olabileceğini savunuyor.

Sanatın bulunduğu yerde yoğun bir tatmin duygusunun olması ve genlerimizin avantaj sağlayan davranışları teşvik etmesi (Örneğin tatlı veya yağlı yiyeceklerin atalarımızın yeterli miktarda kalori almalarını garantilemesi gibi), evrimci psikologların sanatı genlerin tetiklediği sonucunu çıkartmalarına zemin hazırlıyor. Ne var ki, iki ayak üzerinde yürüme ve gıda çeşitliliği gibi gelişmeler, bizim göçebe atalarımıza belirgin avantajlar sağlarken, sanat gibi enerji tüketen ve dışarıdan bakıldığında somut bir yarar sağlamadığı düşünülen bir uğraşın, nasıl bir avantaj sağladığı tam olarak bilinmiyor.

EVRİMİN YARATICILIĞI ÖZENDİRMESİ

Evrim psikologları, evrimin sanat içgüdüsünü iki yoldan yarattığını düşünüyor. Birincisi, yaratıcı kapasitenin, atalarımızın Pleistosen dönemindeki olumsuz koşullarda hayatta kalmalarını kolaylaştırmış olması. Bu dönemde Homo sapien’ler Afrika’da evrimleşmişlerdir. O evrede öykü kurgulamak ve bu öyküyü can kulağı ile dinlemek, ilk insanların tehlikeye atılmadan, olası tehlikelere karşı önceden hazırlıklı olmalarını sağlamış olabilir.

Aynı zamanda bu öyküler, yararlı bilgilerin nesilden nesile geçmesine ve kamp ateşinin etrafında toplanan diğer insanları daha iyi anlamalarına yol açmış olabilir. Yetenekli öykü anlatıcıları ve iyi dinleyiciler, hayatta kalma açısından diğerlerine göre daha avantajlı hale gelmiş olabilirler. Böylece gelecek nesillere daha iyi öykü dinleme ve kurgulama yeteneğinin aktarımı sağlanmış olur.

İkincisi, yorucu ve maceralı bir avcılık/toplayıcılık faaliyetinden sonra, uzun ve sıkıcı Pleistosen gecelerinde, öykü anlatan erkekler, gelişmiş sözcük bilgisi ve yaratıcı beyinleriyle kadınlara daha cazip görünmüş olabilirler (böylece genlerini gelecek nesillere aktarma şansını yakalayabilirler). Benzer şekilde insanları neşelendirmesini bilen kadınlar, erkeklerin yanlarında daha uzun süre kalmasını garantilerler (bu da çocuğunun hayatta kalma şansını artırır). Bu görüşe göre evrim, o dönemin beyinlerini günümüzün “Ev Sineması” gibi bilgi/eğlence üreten bir sistem haline getirmiştir. Dolayısıyla karşı cinsin ilgisini çekmek ve eşini yanında tutmak için yararlı bir silahı ele geçirmiş olurlar. Bu silah sanattır.

BEĞENİLERİ NE BELİRLİYOR?

Tarih öncesi dönemde bu iki sürecin etkisiyle (evrim terminolojisi ile doğal seçilim ve cinsel seçilim yoluyla) yalnızca fiziksel olarak en güçlünün değil, en akıllının, en esprilinin ve en yaratıcının da hayatta kalmasının yolu açılmış oldu. Bundan 10.000 yıl önce, uygarlığın yeni yeni tomurcuklanmaya başladığı dönemde, atalarımızın beyni, işbirliği yapmak ve alet kullanmak üzere gelişirken, sanatsal ürünler yaratmaya ve sanattan keyif almaya da yatkın hale geldi. Böylece günümüzün pek çok felsefecisinin düşündüğü gibi, insanların beğeni sayfası, içinde yaşadığımız toplum tarafından doldurulmuş boş bir sayfa değil, tam tersi, uzak atalarımız tarafından şekillendirilmiş bir mirastır.

SANATIN EVRİMSEL AÇIKLAMASINA ELEŞTİRİLER

Chicago Üniversitesi’nden biyolog Jerry A. Coyne, “Why Evolution is True?” (Evrim Niçin Doğru?) isimli kitabında, her davranışın altında Darwinci bir açıklama arayışının yanlışlığına değiniyor. Pleistosen döneminde insan yaşamının nasıl olduğunu anlamak için bilim insanlarının elinde bugün yaşamakta olan ilkel kabileleri ve fosilleri incelemekten başka bir seçenek ne yazık ki yok. Bu iki kaynağın da çok eski dönemlerdeki atalarımızın yaşam tarzı hakkında çok da doyurucu bilgi verdiğini söyleyemeyiz. Coyne her davranışın altında evrimsel bir neden arama alışkanlığını şu sözleriyle eleştiriyor: “Ben bugün tüm insan davranışları için evrimsel bir gerekçe uydurabilirim. Her davranışın altında hayatta kalmak ve soyunu devam ettirmek gibi bir gerekçe aramak yersiz.”

Sanatı evrimsel bir kökene bağlamak evrim psikologlarını oldukça zorluyor. Örneğin müzikte anahtar modülasyonların beyni spontan bir şekilde etkilemesi, başyapıtların sıradan yapıtlardan farklı olması, karmaşıklık ve işlevsellik arasındaki bağlantı henüz doyurucu bir açıklamaya kavuşmuş değil.

Diğer bir eleştiri de evrimsel psikolojinin büyük bir kısmının evrensel kavramlara dayanmasına yönelik. Dutton, kitabında evrensellik kavramını şöyle açıklıyor: “Evrimsel psikolojide ortak özelliklerden geriye doğru gidilerek, temelde yatan nedenlere inilmeye çalışılır. Böylece insanların kendisini daha iyi anlamasının yolu açılmış olur.” Ancak herhangi bir insan faaliyeti evrensel bir özellik taşımadığı zaman, psikologların bunu açıklaması çok zordur. Kaldı ki evrensel kavramına en uzak insan faaliyeti sanattır. Sanat, insanın yaratıcılığına özeldir ve kişiye özgü bir dışavurumdur.

Kaldı ki sanatı evrim kuramı ile açıklamaya çalışan evrim psikologlarına en şert eleştiri, kendisi de bir evrim bilimci olan Stephen Jay Gould’a aittir. 2002 yılında yaşamını yitiren Gould, yaşam tarihini doğal güçlerin bir sonucu olarak değil, tuhaf, planlanamayan olayların bir tezahürü olarak ele alır. Ve bu beklenmeyen olaylar, kendinden sonra gelen olayların tümünün seyrini değiştirir. Örneğin 65 milyon yıl önce bir göktaşı Dünya’ya çarpmamış olsaydı, memeliler bugün dinozorların altında dolaşan daha küçük, kürklü yaratıklar olurdu. Gould, sanat gibi daha yüksek zihinsel işlevleri de bu beklenmedik, rastlantısal oluşumlarla açıklıyor. Sanat, Gould’a göre, başka işlevleri yapabilmek için evrilmiş insan beyninin yararsız bir yan ürünüdür.

‘SANAT EVRİMSEL UYUMUN BİR UZANTISI!’

Dutton ise “Art Instinct” isimli kitabında Gould’un aksine sanatın evrimsel uyumun bir uzantısı olduğunu söylüyor. Kısaca, sanat Dutton için evrimin işlevsel bir uzantısı iken, Gould için yararsız bir yan ürünüdür. Dutton’ın haklı olduğu ve sanat içgüdüsünün insan doğasının bir parçası olduğu varsayıldığı taktirde, sanatın belirli standartlarının tüm kültürlerde geçerli olduğu kabul edilmelidir. Bu da biyolojinin estetiği tetiklediği anlamına geliyor. Başka bir deyişle, Darwinizm geleneksel sanat kavramını destekliyor. Geleneksel sanat kavramına göre sanatta bazı kriterler ve tercihler evrenseldir. Ne var ki evrensellik iddiası beraberinde başka soruları da getiriyor.

Dutton evrensellik iddiasına yöneltilen eleştirileri kitabında şöyle yanıtlıyor: “Diğer tüm uyum çabaları gibi sanat, atalarımıza hayatta kalma ve üreme açısından büyük bir avantaj sunuyor. Örneğin öyküler ‘duygusal yaşam için zihinsel bir harita’ vazifesi görüyor. Kitap okumak, yaşamdan bir kaçış veya gerçek yaşamdan kısa süreliğine kopuş gibi algılanabilir. Ancak aynı zamanda iyi bir kitap, dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmayı ve başkalarının deneyimlerinden yararlanmayı da sağlar.” Dutton kitabında ayrıca müzik ve resim gibi sanat dallarının insanların hayatta kalmalarına nasıl destek sağladığını örnekleriyle anlatıyor.

Derleyen: Reyhan Oksay

Kaynak: Newsweek, Rage Against the Art Gene, Nisan 6, 2009
Denis Dutton, The Art Instinct, Beauty, pleasure and human evolution
scienceblogs.com/cortex/2009/01
www.denisdutton.com/aesthetics_&_evolutionary_psychology.htm (http://www.denisdutton.com/aesthetics_&_evolutionary_psychology.htm)
www.newsobserver.com (http://www.newsobserver.com)

* Evrim psikologları, doğal seçilimin davranımsal eğilimlerimizi nasıl etkilediğini ve söz konusu "adaptif " eğilimlerin bizlere genlerle nasıl miras bırakıldığını anlamaya çalışıyor.

**Pleistosen, yaklaşık 2.5 milyon yıl önce başlayan ve yine yaklaşık 10-14 bin yıl önce bugün içinde bulunduğumuz ve Holosen olarak adlandırdığımız dönemin başlamasıyla biten buzul çağları dönemidir. Bu dönemde insan evrimsel gelişmesinde belki de en büyük değişimlerden birisi olan taş aletler yapmaya başlamıştır. Bu döneme ait arkeolojik buluntuları Paleolitik Çağ arkeolojisi, yani Pleistosen arkeolojisi inceler. Paleolitik bu dönemin kültürel adıyken, Pleistosen, aynı dönemi ifade etmek için jeolojik bir adlandırmadır.


Cumhuriyet
Bilim Teknik
17.04.2009