PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bizde evrim düşüncesinin geçmişi


imhotep
10-05-2009, 17:21
Bizde evrim düşüncesinin geçmişi

Bizde evrim düşüncesinin çok eski bir geçmişi vardır. Evrim düşüncesi İslam dünyasında ilk olarak ihvan-ı safa topluluğunun yazılarında görülmüş, daha sonra Ebu Ali Miskeveyh, at-Tahane adlı eserinde, Nasiruddin Tusi, Ahlak kitabında, Mehmet Kazvini, Acaibul Mahlukat’ında, Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevi’sinin dördüncü kısmında canlı ve cansız dünyanın evriminden söz etmişlerdir. Osman Bahadır

Osmanlı Türklerinde de Yazıcıoğlu Ahmed Bican efendi (ölümü 1466’dan sonra), Kınalızade Ali efendi (1510-1572), Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) gibi düşünürler çeşitli eserlerinde evrimden söz etmişlerdir.
En eski Osmanlı coğrafyacısı sayılan Yazıcıoğlu Ahmed Bican efendi, kozmoloji ve coğrafya konularını esas alan, 1453’te yazdığı, devrinde çok okunan, hatta sonraki yüzyıllarda bile çoğaltıldığı bilinen eseri Dürr-i Meknun’da (saklı inciler) şunları söylüyor;

“Dünya Adem’e gelinceye kadar ıssız kalmadı. Her devir ki yedi bin yıldır. Bir mahluk gelirdi, Hakteâlâ onlara emr ü nehyi (kuralları, yasakları) bildirirdi. Sonra isyan üzere onları tebdil edip (dönüştürüp) bir mahluk dahi getirirdi derler.”

Dürr-i Meknun’un bir başka bölümünde ise adeta kıtaların ve atmosferin oluşumu anlatılmaktadır;

“Bu rub-u meskun (karalar) su yüzünde şol gemi gibi çalkanırdı. Bir yerde karar etmezdi. Su yüzünde karpuz gibi...Hakteâlâ bu yerlere teskin vermek için dağlar yarattı. Pes bu yerler onunla daha sakin olmayıp harekâtın komadı...Sevhail nam (adlı) melek, Firdevs-i âlâ derelerinden lacivert renginde bir gök taşı çıkardı, sırça parmağına yüzük gibi geçirdi. Getirip bu yerin etrafına koydu. Taş bu yeri ihata eyledi (çevreledi)...”

Kınalızade Ali Efendi de, Ahlak-i Alai (1565) adlı eserinde varlıkları, gelişmişlik düzeylerine göre madenler, bitkiler ve hayvanlar şeklinde sınıflandırmakta, hayvanları da düşünmeyen hayvanlar ve düşünen hayvanlar (insanlar) olarak ikiye ayırmaktadır. Ayrıca bu türler arasında bağlantı kurulmasını sağlayan ara türlerden söz etmektedir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı ise, Marifetname (1756) adlı ünlü eserinde evrim fikrini kabul eder ve açıklarken gelişim sürecini şu şekilde tasvir etmektedir;
“Madenlerin evriminden bitkiler, bitkilerinkinden hayvanlar, hayvanlarınkinden de insanlar meydana gelir. Madenler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasında da mutavassıtlar (aracılar) vardır. Madenlerle bitkiler arasındaki mutavassıt, mercandır; bu, denizin dibinde bir bitki olduğu halde suyun yüzüne çıkınca sertleşir ve taşlaşır. Bitki ile hayvan arasındaki aracı ise hurma ağacıdır; çünkü bu ağaç palmiyeler familyasından olup erkek ve dişi çiçekleri ayrı ayrı ağaçlarda bulunur; tozlaşma ancak insanların aracılığıyla gerçekleşir.

Hayvanla insan arasındaki aracıya gelince, bu nesnas adı verilen vahşi insan veya maymundur.”

Adnan Adıvar, İbrahim Hakkı’nın evrim tablosundaki bu bilgilerin ve fikirlerin, eski Yunanlılardan ihvan-ı safa topluluğuna ve diğer Müslüman yazarlara, onlardan da İbrahim Hakkı’ya geçmiş olduğunu söylemektedir.

YENİ DÖNEMDE EVRİM FİKRİ

19. asrın ikinci yarısında Osmanlı düşünce dünyası, birbiriyle hiç ilişkisi olmayan iki farklı düşünce dünyasına ayrılmış durumdadır. Bir yanda yüzyıllardan beri nakledilip gelen ve yeni hiçbir araştırma ve gözlem bulgularıyla beslenmediği ve desteklenmediği için adeta taşlaşmış durumdaki geleneksel fikirler, diğer yanda ise, Batı’daki bilimsel gelişmelerden kaynaklanan, gözlemlere, deneylere dayanan, araştırmacı bir zihniyetin ürünü, bilimsel fakat henüz yeni ve çok cılız modern fikirler dünyası.

Bu yeni dönemde evrim fikrini ilk defa gündeme getiren Ahmed Midhat efendi’dir(1844-1912). Ahmed Midhat efendi, kendi çıkardığı Dağarcık adlı derginin ikinci sayısında yayımlanan “Veladet” (doğum) (1873) adlı yazısında, kendisinin nasıl dünyaya geldiğini anlattıktan sonra, “Fakat bundan daha pek çok zaman evvel dünyaya gelmiş idim. Pek çok evvel, pek çok evvel. Biliyor musunuz ne zaman? Daha evveli de var ama, haydi o kadar da uzağa gitmeyelim de biraz beri tarafından başlayalım” dedikten sonra doğumunun, dünyanın henüz soğumadan önceki evresinde başladığını belirtmekte ve “Nice seneler hararet-i merkeziye içinde kaynadım. Sonra birçok madenler içinde buhara munkalib olarak (dönüşerek) uçtum. Tekasüf ettim (yoğunlaştım). Tahaccür ettim (taşlaştım, katılaştım). Kürenin bu tabaka-i evvelasını teşkil eden her zerre içinde, benim vücudum vardı. Vücudumun her zerre içinde olan kısmını toplaya toplaya başıma haller geldi. Toprak oldum, nebatat (bitkiler) haline girdim. Çiçek oldum açtım. Haşerat haline girdim. Münteşir oldum (yayıldım). Her tabakada o kadar hallere girdim ki, tarif değil isimlerini saymış olsam, kamus (sözlük) kadar bir kitap olur. Nihayet dördüncü tabakada dahi nice yüz bin inkılaplar gördükten sonra aksamımı toplaya toplaya... (meydana geldim).”

Ahmed Midhat efendiden sonra, Şemseddin Sami bey de (1850-1904), İnsan (1879) adlı eserinde, evrim teorisine dayanarak insanın oluşumunu açıklamaya çalışmıştır.

Darülfünun’un ikinci açılışında bu kuruma müdür olarak atanan Hoca Tahsin efendi (1811-1881) de, Tarih-i Tekvin yahud Hilkat (h.1310-m.1892/1893) adlı eserinde, Haeckel’ci bir evrim düşüncesini savunmuş ve Darwin’in düşünceleriyle ilgili olarak da şunları söylemiştir;

“Darwin’in bu hususa dair ifadeleri her ne kadar kâfi mertebede değilse de, mesleği beyan-ı tekvine ve felsefe-i hakikiyeye muvafık (uygun) olmakla, ikmal olunacağında katan iştibah olunmaz (kesinlikle şüphe duyulmaz).”

İLK RESMİ KİTAP

20. yüzyılın başlarında, evrim düşüncesi ve Darwin teorisi artık daha kapsamlı ve bilimsel olarak incelenmeye ve bu doğrultuda yayınlar yapılmaya başlanmıştır. Baha Tevfik, Ahmed Nebil, Subhi Edhem, Memduh Süleyman, Edhem Necdet, Celal Nuri (İleri) vb. gibi düşünürler, evrim ve Darwin teorisi üzerine telif ve çeviri olmak üzere çeşitli eserler yayımlamışlardır.

Cumhuriyet döneminde, Ahmed Tevfik, Ahmed Malik (Sayar), Hamid Nafiz (Pamir), Ahmed Müştak (Kargılı), Ali Vehbi (Türküstün) beylerle, Darülfünun hayvanat müderrisi Raymond Hovasse, Muallimler Mecmuası’nda ve Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası’nda, evrim konusunda yazılar yazmışlardır. Bunlardan en kapsamlı olanının, Raymond Hovasse’ın Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası’nın Aralık 1927 - Şubat 1928 tarihli ikinci sayısında yayımlanmış olan (s.496-505) “Tekamülü İzah Eden Nazariyeler” yazısı olduğunu söyleyebiliriz. Cumhuriyet döneminde Darwin’in yaşamı ve düşünceleri üzerine yayımlanan ilk eser ise, tıp doktoru ve bilim tarihçisi Galip Ata (Soyadı kanunundan sonra Ataç) beyin 1931 yılında yayımladığı Darwin adlı kitaptır. Maarif Vekâleti tarafından yayınlanan bu eser, ülkemizde, Darwin ve düşünceleri hakkındaki ilk resmi kitaptır.

Kaynaklar: Yazıcıoğlu Ahmed Bican, Dürr-i Meknun, çevrimyazı ve notlar; Necdet Sakaoğlu, Tarih Vakfı Yurt Yayınları 86, İstanbul 1999.

Dr. Hayrani Altıntaş, Erzurumlu İbrahim Hakkı, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1992.

Ahmed Midhat, “Veladet”, Dağarcık, Sayı:2, Hicri 1288 (M.1873), İstanbul.

Remzi Demir-Bilal Yurtoğlu, “Unutulmuş Bir Osmanlı Düşünürü Hoca Tahsin Efendi’nin Tarih-i Tekvin yahud Hilkat Adlı Eseri ve Haeckelci Evrimciliğin Türkiye’ye Girişi”, Nüsha, Şarkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl 1, Sayı 2, Yaz 2001, Ankara. s.166-196.

Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, Remzi Kitabevi, 1982, İstanbul.
Prof. Dr. Remzi Demir, “Büyük Bir Düşünür: Kınalızade Ali Efendi,” Bilim ve Ütopya, Sayı 177, Mart 2009, s. 39-41.


Cumhuriyet
Bilim Teknik
03.04.2009