<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Turan Dursun Sitesi Forumları - Felsefik Tartışmalar</title>
		<link>https://turandursun.com/forumlar/</link>
		<description>Varlık, bilgi ve metafizik gibi temel felsefe konularındaki düşüncelerinizi burada paylaşabilirsiniz.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sun, 30 Aug 2026 09:13:34 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://turandursun.com/forumlar/images/geruh/misc/rss.jpg</url>
			<title>Turan Dursun Sitesi Forumları - Felsefik Tartışmalar</title>
			<link>https://turandursun.com/forumlar/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Bilimcilik gorusu uzerine</title>
			<link>https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43715&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 04:50:05 GMT</pubDate>
			<description>Bilimcilik derken benim kastettigim sey bilimin kendisi degil. Daha cok *doga bilimlerinin bilgi ve aciklama konusunda tek gercek ve guvenilir kaynak...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bilimcilik derken benim kastettigim sey bilimin kendisi degil. Daha cok <b>doga bilimlerinin bilgi ve aciklama konusunda tek gercek ve guvenilir kaynak oldugu, bilimsel yontemin disinda kalan alanlarin ise gercek anlamda bilgi ortaya koyamayacagi gorusu.</b> Bunun farkli bicimleri olabilir. Mesela ahlak, insan zihni, anlam, deger gibi konular hakkinda bilimsel olarak bilgi elde edilemiyorsa, bunlar hakkinda gercek bir bilgiden de bahsedilemeyecegini dusunmek bunun bir bicimidir. Burada fizik, biyoloji veya kozmoloji gibi bilimlerin ortaya koydugu bulgulari tartismiyorum. Benim tartistigim sey, bu bilimlerin kendi alanlarindaki basarisindan hareketle <font color="DarkBlue"><b>bilimsel bilginin gercekligin tamami hakkinda tek gecerli bilgi kaynagi oldugu sonucuna gecilmesi.</b></font><br />
<br />
O yuzden bilimciligi sadece bilime fazla guvenmek veya bilimi cok sevmek gibi bir tutum olarak da gormemek gerekir. Ben burada bilimciligi belirli bir <b>tez veya gorus</b> olarak ele aliyorum. Cunku sadece bilim gercek bilgi verebilir dedigin anda artik fiziksel dunyada yaptigin bir olcumu veya deney sonucunu bildirmiyorsun. Bilginin ne oldugu, neyin bilgi sayilabilecegi ve hangi yollardan bilgi elde edilebilecegi hakkinda daha genel bir iddiada bulunuyorsun. <font color="DarkBlue"><b>Bilim bize doga hakkinda bilgi verebilir ama sadece bilimin gercek bilgi verebilecegi iddiasini bilimsel bir deneyle ortaya koyamazsin.</b></font> Bilimin verdigi bilgiyi reddetmiyorum. Tam tersine bilim kendi alaninda bilgi uretir. Bilimciligin bir baska ozelligi de <b>doga bilimlerini merkeze almasidir.</b> Burada ozellikle fizik, biyoloji, kimya gibi alanlardan bahsediyorum. Bu nedenle bilimciligi bilim insanlari diger insanlardan daha zekidir, daha ustundur veya daha guvenilirdir gibi bir dusunceyle de karistirmamak gerekir. Bir insan bilim insanlarini cok yuceltebilir ama bu tek basina burada bahsettigim anlamda bilimcilik degildir. Bir noktayi da aciklastirmak istiyorum. Ben bilimcilik kelimesini burada hakaret veya kucumseme amaciyla kullanmiyorum. Bu gorusu acikca benimseyen ve savunan insanlar da var. Dolayisiyla bir goruse bilimcilik demek, otomatik olarak o gorus yanlistir veya kotudur demek degil. <b>Once hangi iddianin ortaya konuldugunu anlamak gerekiyor. Ondan sonra bu iddianin dogru olup olmadigini ayrica tartisabiliriz.</b> Zaten bilimcilik denildiginde tek bir gorusten de bahsetmiyoruz. Bunun daha guclu ve daha zayif bicimleri var. Mesela <b>bilim gerceklik hakkinda bilgi edinmenin tek yoludur demekle, bilim gerceklik hakkinda sahip oldugumuz en guvenilir bilgi yollarindan biridir demek ayni iddia degil.</b> Birincisi cok daha guclu bir iddia. Ikincisi ise bilime cok guclu bir epistemik konum verir ama zorunlu olarak bilim disindaki butun bilgi imkanlarini reddetmez. Cunku benim itirazim bilime veya bilimsel bilgiye degil. Bilimin nesnel dunya hakkinda elimizdeki en guclu bilgi araclarindan biri oldugunu zaten kabul ediyorum. <b><u>Bilimin basarisini kabul etmek baska bir sey, bu basaridan hareketle bilim disinda gercek bilgi olamayacagini ileri surmek baska bir sey.</u></b>Bilimciligin farkli bicimlerine baktigimizda bu ayrim daha acik goruluyor. Mesela felsefe, psikoloji veya teoloji gibi alanlarin birtakim sorular sordugunu kabul edebilirsin ama <b>bu sorular bilimsel yontemle cevaplanamiyorsa gercek anlamda bilgi ortaya koyamazlar</b> diyebilirsin. Yani gozlem, deney, olcum gibi bilimsel yontemlerle sinanamayan bir iddianin bilgi olarak kabul edilemeyecegini dusunebilirsin. Bu, bilimciligin metodolojik bicimlerinden biri olur. Bunun daha ileri bir bicimi de var. Burada felsefe, metafizik veya bazi sosyal bilimlerin sordugu kimi sorularin zaten gereksiz, anlamsiz veya gercek bilgi ortaya koyamayacak sorular oldugu dusunulebilir. Hatta bunlarin zamanla terk edilmesi ve yerlerini doga bilimlerine birakmasi gerektigi savunulabilir. Mesela zihne veya bilgiye dair geleneksel bir felsefi problemi ele alalim. Birisi bu problem yuzyillardir tartisiliyor ve hala ortak bir sonuca ulasilamadi. O halde bunu felsefeyle tartismayi birakalim ve meseleyi sinirbilim ile bilissel bilimlere birakalim diyebilir. <b><u>Bu artik bilimin bir bulgusunu kabul etmekten daha guclu bir iddia.</u></b> Cunku burada hangi sorularin anlamli olduguna ve hangi alanlarin bize gercek bilgi verebilecegine dair bir karar veriliyor. Bunun daha da guclu bir biciminde psikolojinin sonunda biyolojiye, biyolojinin kimyaya, kimyanin da fizige indirgenebilecegi dusunulebilir. Sosyal bilimlerin ve insan bilimlerinin bagimsiz aciklamalarina da ihtiyac kalmayacagi savunulabilir. <b>Ama burada artik bilimin buldugu bir gercegi ifade etmiyoruz. Neyin gercek oldugu, neyin bilgi sayilacagi ve hangi bilgi yolunun gecerli oldugu hakkinda felsefi bir pozisyon ortaya koyuyoruz.</b> Bilimciligin bilimsel bulgulardan yararlanmasinda elbette bir sorun yok. Fakat <b><u>sadece bilimin gercek bilgi verebilecegi iddiasinin kendisi bilimsel bir bulgu degildir.</u></b> Bu, bilim ve bilginin sinirlari hakkinda kurulmus felsefi bir gorustur.<br />
<br />
Bilimciligin burada onemli bicimlerinden biri <b>epistemolojik bilimcilik</b>. Bunun temel iddiasi kabaca, gercek bilgiye sadece doga bilimlerinin yontemleriyle ulasilabilecegidir. Ama bunun da kendi icinde farkli dereceleri var. Mesela doga bilimleri bilgiye ulasmanin tek guvenilir yoludur diyebilirsin. Ya da daha guclu bir sekilde, bilinebilecek ne varsa ancak doga bilimleri yoluyla bilinebilir diyebilirsin. Hatta prensip olarak butun sorularin sonunda bilim tarafindan cevaplanabilecegini de savunabilirsin. Bunlar birbirine yakin gorunuyor ama tam olarak ayni sey degil. Bilim bilgiye ulasmanin tek guvenilir yoludur dediginde, bilim disindaki bir yolla tesadufen dogru bir bilgiye ulasilabilecegini tamamen reddetmis olmuyorsun. Ama <font color="DarkBlue"><b>butun gercek bilgi sadece doga bilimlerinin yontemleriyle elde edilebilir</b></font> dediginde cok daha guclu bir iddiada bulunuyorsun. Benim dikkat cektigim nokta da burada. Bu cumle herhangi bir fizik, biyoloji veya kimya deneyinin sonucu degil. Neyin bilgi sayilacagi ve hangi yontemin gercek bilgi uretebilecegi hakkinda ortaya konulan epistemolojik bir tez. <b><u>Hangi deneyi yapip sadece bilim gercek bilgi verir sonucuna ulastik? Boyle bir deney yok.</u></b> Bilim kendi alaninda bize son derece guvenilir bilgiler verebilir ama buradan bilim disinda gercek bilgi olamaz sonucuna gecmek ayrica gerekcelendirilmesi gereken felsefi bir iddia. Bunun kapsami da her zaman ayni olmak zorunda degil. Birisi <b>ne hakkinda olursa olsun gercek bilgi ancak doga bilimleri yoluyla elde edilebilir</b> diyerek bu iddiayi her seye uygulayabilir. Bir baskasi ise bunu sadece belirli bir alana uygulayabilir. Mesela insan bilinci hakkinda gercek bilginin sonunda sadece sinirbilim ve doga bilimlerinden gelebilecegini savunabilir. Dolayisiyla bilimcilik her zaman ayni sertlikte veya ayni genislikte karsimiza cikmiyor. Bazen gercekligin tamamina yonelik bir iddia oluyor, bazen sadece belirli bir alan hakkinda ortaya konuluyor. <b>Burada bilimsel olan sey, bilimin kendi yontemiyle elde ettigi bulgulardir. Bu bulgulardan hareketle hangi bilgi turlerinin gecerli olduguna veya insanin neyi hangi yollarla bilebilecegine karar vermek ise artik bilimin kendi bulgusu degil, epistemolojik bir pozisyondur.</b> Benim yaptigim ayrim su: bilimsel sonucu kabul etmek baska, o sonuctan hareketle bilginin tamami hakkinda felsefi bir sonuc cikarmak baska...Matematik meselesi bence bilimcilik acisindan ilginc bir problem ortaya cikariyor. Cunku doga bilimleri matematigi surekli kullaniyor ama sayilarin kendisi fiziksel nesneler degil. Mesela 2 sayisini laboratuvarda bulamazsin. Mikroskop altinda goremezsin veya gidip onunla fiziksel bir etkilesime giremezsin. Ama buna ragmen 2+2=4 bilgisini dogru kabul ediyoruz. Hatta fizik, kimya ve diger doga bilimleri zaten buyuk olcude bu matematiksel bilgiler uzerinden calisiyor. O zaman burada soyle bir soru ortaya cikiyor: <font color="DarkBlue"><b>Eger gercekligi tamamen fiziksel olanla sinirliyorsak, matematiksel bilgiyi nereye koyacagiz? Sayilar gibi fiziksel olmayan seyler hakkinda nasil bilgi sahibi oluyoruz?</b></font> Buna cevap vermeye calisan nominalist yaklasimlar elbette var. Sayilarin bizim disimizda bagimsiz soyut varliklar olmadigini soyleyerek bu problemi asmaya calisanlar da var. Ama mesele bununla kolayca kapanmiyor. Cunku matematigi bir kenara atamazsin. Bilimin kendisi matematige cok ciddi bicimde bagimli. Fiziksel dunyayi anlamaya calisirken kullandigin teorilerden yaptigin hesaplamalara kadar her yerde matematik var. Yani bir taraftan gercekligi fiziksel olanla sinirlandiriyorsun, diger taraftan bu fiziksel gercekligi anlamak icin fiziksel bir nesne olmayan matematiksel yapilari kullaniyorsun. <b><u>Dolayisiyla matematik, ozellikle bilimciligin daha radikal bicimleri icin oyle kolayca gecistirilebilecek bir konu degil.</u></b> Burada matematiksel bilginin ne oldugunu ve bizim bu bilgiye nasil sahip oldugumuzu da aciklamak gerekiyor. Bir diger mesele de zihin ve dusuncenin kendisi. Burada biraz sinirbilimden ornek vereyim. Mesela ben bir elmayi dusundugumde beynimde birtakim fiziksel ve kimyasal surecler meydana geliyor. Belirli noronlar aktif oluyor, belirli beyin bolgelerinin aktivitesi degisiyor. Bunlarin bir kismini fMRI, EEG veya baska yontemlerle inceleyebiliyoruz. Buraya kadar sorun yok. Ama <b>beyinde olctugumuz fiziksel aktivite ile benim elmayi dusunmemin tamamen ayni sey oldugunu soylemek</b> bundan daha ileri bir iddia. Cunku sinirbilim bize dusunce sirasinda beyinde neler oldugunu gosterebilir. Fakat dusuncenin kendisinin sadece bu fiziksel sureclerden ibaret olup olmadigi zihin felsefesinde ayrica tartisilan bir mesele. Zaten radikal eliminatif materyalizmde bizim dusunce, inanc, arzu, niyet gibi kullandigimiz zihinsel kavramlarin gercekligi sorgulaniyor. Hatta bilim ilerledikce bunlarin yerini tamamen beynin fiziksel aciklamalarinin alabilecegi savunulabiliyor. Burada da su soru ortaya cikiyor: <font color="DarkBrown"><b>Beyindeki fiziksel surecleri tamamen aciklamamiz, dusuncenin kendisini de tamamen acikladigimiz anlamina geliyor mu? Yoksa fiziksel sureci aciklamakla zihinsel deneyimin ne oldugunu aciklamak arasinda hala bir fark var mi?</b></font> Mesela beynimde elmayi dusunurken hangi noronlarin aktif oldugunu sana gosterebilirim. Ama ekrandaki o beyin aktivitesine bakmak ile benim zihnimde kirmizi bir elmayi dusunuyor olmam ayni turden bir sey degil. En azindan bunlarin ayni sey oldugu kendiliginden ortaya cikmiyor. <b><u>Dolayisiyla beynin fiziksel mekanizmasini gostermek ile zihin, dusunce ve oznel deneyimin bundan baska hicbir sey olmadigini gostermek arasinda bir bosluk var.</u></b> Radikal bilimcilik veya eliminatif materyalizm bu ikincisini de savunacaksa, o zaman bu gecisin neden yapilabilecegini ayrica aciklamasi gerekiyor.<br />
<br />
Bir diger konu da ahlak meselesi. Bilimciligin daha radikal bicimlerinde burada ilginc bir sorun ortaya cikiyor. Ahlaki davranislarimizin nereden geldigini bilimsel olarak arastirabiliriz. Mesela insanlar neden yardimlasiyor? Neden isbirligi yapiyor? Neden kendi grubundaki insanlari koruyor? Bunlarin evrimsel bir gecmisi olabilir. Bu davranislar atalarimizin hayatta kalmasina veya uremesine yardim etmis olabilir. Daha sonra kultur de isin icine girmis olabilir. Boylece bugun ahlak dedigimiz daha karmasik normlar ortaya cikmis olabilir. Buraya kadar bir sorun yok. Bilim bunlari arastirabilir. <b>Insanlarda belirli ahlaki davranislarin nasil ortaya ciktigini ve neden devam ettigini inceleyebilir.</b> Ama bir davranisin nasil ortaya ciktigini aciklamak onun ahlaken dogru oldugunu gostermiyor. Mesela yardimlasmanin evrimsel olarak avantajli oldugunu gosterebilirsin. Bundan insanlar birbirine yardim etmelidir sonucu cikmaz. <font color="DarkBlue"><b>Bir davranisin neden ortaya ciktigini aciklamak baska bir sey. O davranisin neden dogru veya yanlis oldugunu gostermek baska bir sey.</b></font> Burada olan ile olmasi gereken arasindaki eski felsefi problem ortaya cikiyor. Doga bize ne oldugunu gosterebilir. Insanlarin nasil davrandigini da gosterebilir. Ama buradan insanlarin nasil davranmasi gerektigi kendiliginden cikmiyor. Daha radikal bilimcilik burada ahlaki dogrular icin de bilimsel bir temel aradiginda baska bir problemle karsilasiyor. Diyelim ki bugunku temel ahlaki sezgilerimiz dogal secilim sonucunda ortaya cikti. O zaman su soruyu sormamiz gerekiyor: <b>Dogal secilim neden bizi ahlaki olarak dogru olana gotursun?</b> Sonucta dogal secilimin amaci ahlaki gercegi bulmak degil. Hatta ortada boyle bir amac bile yok. Hayatta kalmaya ve uremeye yardim eden ozellikler seciliyor. Bir inancin veya davranisin bize avantaj saglamasi onun ahlaken dogru oldugunu gostermiyor. Iste burada daha radikal bir sonuc ortaya cikabiliyor. Belki de bizim bazi seyleri gercekten dogru veya yanlis gibi hissetmemiz evrimsel surecin ortaya cikardigi bir ozelliktir. Yani ahlaki dogruluk hissinin kendisi de uyum saglamaya yardim eden bir mekanizma olabilir. Buradan <b>nesnel ahlaki dogrularin aslinda bulunmadigi</b> sonucuna kadar giden gorusler var. Bu durumda insanlar yine yardim eder. Isbirligi yapar. Fedakarlik yapar. Bazi davranislari cok yanlis bulur. Fakat bunlarin aciklamasi nesnel bir ahlak yasasi olmak zorunda degildir. Evrimsel ve kulturel gecmisimizle aciklanabilir. <font color="DarkBlue"><b>Fakat yine ayni temel soru ortada kaliyor: Bir ahlak kuralinin nasil ortaya ciktigini aciklamak onun dogru oldugunu gostermiyorsa bilim bize ahlaken ne yapmamiz gerektigini hangi temelde soyleyecek?</b></font> Bilimciligin ahlak konusunda cevaplamasi gereken zor sorulardan biri de bu.<br />
<br />
<br />
<i>*Burada ara veriyorum...</i></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=148">Felsefik Tartışmalar</category>
			<dc:creator>Andrew</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43715</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
