![]() |
Yeni ateizm yükseliyor, yeni ateistler doğuyor
Hürriyet yazarı Tolga Tanış ABD'de ateizmin yükselişi ve muhtemel Türkiye yansımaları konusunda güzel bir yazı yazmış. Hürriyet gazetesi köşe yazarlarının yazılarının kriptoladığı için sadece yazının linkini verebiliyorum.
Buradan Herkesin neler olup bittiğini görmesi açısından, okuması gereken bir yazı olduğunu düşünüyorum. Obama'nın başkan seçilmesi ile birlikte, Zeitgeist veya The God Delusion gibi çalışmaların daha çok yaygınlaşacağı ve daha çok insana ulaşılabileceği öngörülüyor. Şahsi fikrim, II.Rönesans başlamıştır. Evrim Teorisi'nin itici gücü ile hareket hızla yayılacak ve insanoğlu böylelikle ortaçağ prangalarından kurtulacak, aklın ve bilimin yolunda koşarak ilerleyecektir. Güzel günler yakındır... |
Yazıda da belirtildiği gibi üslup önemli rol oynayacak. Ancak ateistlerin kendi başlarına bu işe girişmelerine darılmadım değil. Daha kucaklayıcı bir açılım olabilirdi panteistleri, agnostikleri, deistleri de içine alan. Daha iyi bir ses getirmez miydi? :p
|
Alıntı:
Kim olursan, ne olursan yine gel. Bizim kapımız ümitsizlik kapısı değildir. :) Aslında ben de agnostik felsefeye daha yakınım bu arada... |
oyle yada boyle bir yaraticiya inananlar tanritanimazlarin arasinda olamaz , ucundan bucagindan bir yaratici fikrine sahip olan hic bir akim tanritanimazligin icinde olamaz... diye dusunuyorum , bizler mevlana degiliz ki , hicbir yaraticiya inanmayan kisileriz.
|
Yazıyı Hürriyet'te okudum demincek.
Yazarın bazı cümleleri oldukça rahatsızlık vericiydi. Richard Dawkins ve HY ile ilgili yazdığı kısım cımbızlama bir çarpıtmaydı bence. Dawkins'in fikirsel ve bilimsel bazda HY'nın iddialarını çürüttüğü kısımları değil de o bölümü zikretmiş olmasını hiç de iyi niyetli bulmadım. |
insanoğlunun bilmediği ama merak ettiği konular hakkında benimseyip sabitlendiği fikre inanç denir..
inanç iki ana gruptadır.. teizm ve nonteizm.. nasıl bir teist kendi dininin dışındaki teist inançları reddederse bir nonteist de yine aynı şekilde diğer nonteist inançları reddeder.. teistler ego(sahtebenlik) merkezli, nonteistler ego egemenliğinde bir yaşam sürerler.. bilinaçıklığının müsaade ettiği noktada inanç/sorgulama oranında huzuru mutluluğu bulmak zorundadır.. egonun kendisinden ya da egemenliğinden kurtulmadığınız sürece bir inancınız(teist-nonteist) olmak zorundadır.. aksi takdirde büyük bir kaos ve boşluk yaşarsınız.. sır olan varoluşun yaşamın, bir haritasının olmaması sizi büyük karanlığa, kararsızlığa iter.. çünkü bilinciniz tam açık değildir ve mutluluğunuz hala egonun egemenliğinde, onun tatmin edilmesinde yatar.. oysa tam özünüzde varoluşun hediyesi mutlak mutluluk denen sarsılmaz bir mutluluk, güven cesaret kavramları vardır.. bunlara ulaştığınızda artık bir inanca ihtiyacınız kalmaz, varoluşun sır olduğunu kabullenip gerçek yaşam ve mutluluğu yaşarsınız.. inancı olan insan zamanda yaşar.. evrenin varolması(geçmiş zaman) ve ölüm sonrası, evrenin sonunun gelmesi(gelecek zaman) gibi kavramlarda yaşar.. çünkü bu konularda sabitlenmiş bir fikri(inancı) vardır.. tam bir farkındalık/aydınlanma gerçekleştiğinde zaman kavramından arınır anda yaşamaya başlarsınız.. evrenin varoluluşu, yokoluşu ve ölüm sonrası kavramlara göre değil andaki duygu, algı, sezgiler yaşamınıza yön verir.. çünkü varoluş yokoluş artık sizin zihninizde yoktur.. geçmiş gelecek yoktur.. ölüm sadece bir sonraki andır.. bunun farkındalığına erişen insan yaşamı ıskalayamaz.. ve yaşam bir çoşkuya dönüşür.. |
her seyi gelip getirip egoya dayandirmakda bir moda oldu ,,
butun bu yazdiklarinda kendine gore bir inanc , baska bir sey degil benim icin olum sondur , gerisi yoktur. bunun otesini berisini kattdigin zaman bu bir inanc olur , |
Evrnde sürekli bir dönüşüm çevirim var.Düşünce dünyasındada böyle bir çevirim var.Dindarlık artınca ateizm de bir süre sonra tırmanışa geçiyor.Ateizm zirve yapınca dindarlık yükselişe geçiyor.Herşeyde bu sarkaç var.
|
Batıdaki din karşıtlığının asıl nedenlerinden biri de Yahudilerin Amerika ve Avrupa'ya İslam dayatmasıdır.Amerikalılar da Avrupalılar da bu oyunun farkındalar.Akılları sıra İslamla nasıl Ortadoğu'da at koşturuyorlarsa Amerika'da ve Avrupa'da da öyle at koşturmak istiyorlar.Güya Hrisitiyanlığı da yenecekler.
Hristiyanlar bunu açık açık ifade etmiyorlar ama yazıda yazarın da belirttiği gibi Hristiyanlığın, Yahudiliğin yumuşatılmış bir şekli olduğunu söyleyerek "kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" diyorlar. Amerikayı bilmiyorum.Ama Avrupa'ya İslamın dayatılmasından Avrupalılar çok rahatsız.İtalya'da bazı kentlerde namaz kılınmak yasaklandı.Bir çok batı ülkesinde Kuzey Afrikalılar başta olmak üzere müslümanlara karşı nefret var. Batılılar bir kere daha Yahudilerle bir din savaşına girecek. Ancak bu defa bütün dinlere karşı akıl ve bilim savaşı verecekler. Bu da dinlerin sonu demektir. |
Alıntı:
Yaratıcı inancının insanlık için son derece zararlı olduğunu düşünüyorum. Ve hatta nasıl bazı şeyler doktorlar tarafından hastalarına yasaklanıyorsa dini inançların da psikologlar tarafından bireylere yasaklanması gerektiğini düşünüyorum. Yasaklanmasa bile kutsal(!) kitapların üzerine uyarılar yazılmalı: "Bu kitabın içeriği beyninizi süngere çevirir" "Bu kitapta yazanlar olmayan şeyleri var gibi göstermektedir" "18 yaş altı bireylere tavsiye edilmez" "Bu kitabın içeriği kadın düşmanlığı aşılayabilir" ... gibi ... A. |
Amerika ve Avrupa'da yine bir "iyi saatte olsunlar" projesi olan "ibrahimi dinler" numarasına da korkunç bir nefret var.Bir yabancı TV kanalında bu tür ayak oyunlarına karşı yapılan bir gösteride bir kadının müslümanlar için "şeytan bunlar" demesini kulaklarımla duydum.Diğer söylenenleri yazmıyayım.Kısaca bu dini kötü güçlerin vahy ettiğini söylediler. Eloh kimse onu pek sevmiyorlar.Sanırım dişi..
Batıda artık mitingler düzenleniyor.Hani kovboy filimlerinde olur ya.Ellerinde silahlar ve iplerle bir an önce suçluları yok etmek isteyen kasabalıların yaptığı türden.Dünya basınına yansımıyor ama oralarda İslam dayatması çıkmış çıkalı bir çok gariban müslüman öldürüldü,öldürülüyor. Hristiyanlığın İbrahimi dinler hikayesinden çark etmesinin nedeni de bu.Haçlı seferlerini aratacak durumlar olacak. Oysa aklı başındaki insanlar yıllardır uyarmıştı. Bu çağ o çağ mı? |
Alıntı:
hiçkimse "bana göre, sana göre" diye bir yorum yapamaz.. gökyüzü hakkında değişik yorumlar yapılıyorsa artık bulutlanmış demektir... |
Ateizm çok küçük bir ideolojidir!
Ateizm! Dışarıdan bakıldığında ışıl ışıl duran bu sözcük aslında çok küçük bir ideolojiyi ifade eder. Çünkü bir ateistin temel ve de mecburi cümlesi “Tanrı yoktur” dur. 2. bir esaslı cümle yoktur onun için. Cilt cilt kitapta yazsa “Tanrı yoktur”u destekleyen cümlelerdir bunlar. Bu yüzden ateizm organize bir düşünce okulu değildir.
Ateizm çok rahat bir ideolojidir. “Yoktur kardeşim işte”cidir. “Hani nerede ben göremiyorum” basitliğindedir. O yüzden 7’den 70’e herkese açıktır. Yani dışarıdan sanıldığı gibi bir çoğu pek de entelektüel sayılmazlar. Ateizm bir süreci değil bir bitişi ifade eder. Bütün ideolojiler, ve hatta bilim kendilerini yenilemek durumundayken ateizm adeta her şeyin dönüp dolaşıp kendisine gelmesine bekleyen bir tür noter gibidir. “Tanrı yoktur” şamarını yememiş hiçbir şeye sempati duyması mümkün değildir. Bilim adındaki muğlak kavrama öyle bir sarılırki, bilim denilen şey canlı olsa o bile şaşıracaktır bu işe. Oysa “Bilim Yobazlığı” adındaki enfes yazımda da belirttiğim gibi bilim hiç kimsenin babasının malı değildir ve küçük ateistik hedeflere kurban edilmemelidir. Yazımın ilgili bölümü: “Türkiye kadar “bilim” kavramı üzerinde bu denli kutsayıcı bir tutum geliştiren bir başka ülke var mıdır bilmiyorum ama şurası bir gerçektir ki ülkemizde adına bir tür “bilim dini” denilen bir olgunun varlığına iyice ikna olmuş durumdayım. Bu öyle bir bilim algılaması ki daha teori aşamasında olan bazı öngörüleri (i.e. Charles Darwin ve teorisi) sanki bunlar suyun kaldırma kuvveti gibi nesnellik arz eden bir durummuş gibi, sanki toplumun tüm katmanlarınca destekleniyormuşçasına bir aymazlıkla, salt kendi ateist-materyalist-pozitivist ideolojilerine dayanak olması bakımından kutsamaktadırlar. Gün geçmiyor ki, adına bilim denilen bu fenomenin egemen ve her bakımdan “kraldan çok kralcı” olan Türk medyasında, salt dini hedef almak motivasyonuyla bir haberi çıkmamış olsun. Bu “bilim yobazlığı” adeta kendi belirlediği çizginin dışında başka hiçbir tez, kuram, nazariye –adına ne derseniz deyin- kabul etmez bir konuma gelmiştir. Oysa inandığım ve bence de olması gereken “bilim”, sınır çizmez ve sınırları belirlenmiş bir doğrular bütünü üzerinden bir “onay haritası” çizmez. Açayım… Karşı tezlerle kendisini geliştirmesi beklenen bilim, sanılanın aksine sınırları çizilmiş, karşı-tez-kabul-etmez, kendisini kutsayan, içe kapanıkçı bir yöntemler zinciriyle bağlanamaz. Bilimsel yöntemin herkesin üzerinde uzlaşabileceği genel-geçer bir metodu yoktur. Aksini iddia etmek, bilimselim diyenlerin “bilimselliğine” ters düşer. Bilim eleştiriye açık olmalıdır, aksi takdirde ondan adım atması beklenmemelidir. Bilim, biraz amiyane bir tabirle “kimsenin babasının malı değildir.” Sınırları çizilmiş bir bilimsel yöntem olmadığı için, “benim bilim anlayışım budur, buna uymayan yobazdır, bilim düşmanıdır, örümcek kafalıdır vs” tarzında ithamlarda bulunmak kimsenin haddi değildir. Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilim değildir. Bilim dediğimiz şey de aslında gidilebilecek yolardan sadece birisidir. Öyle, “bilim yoksa ben de yokum arkadaş” tarzı bir yaklaşım bizim kainat algımızda ciddi sıkıtılara yol açar ve at gözlüklerinin hediye edildiği yer de burasıdır. Platon neden mağara örneğini versindi ki o zaman her şey bilimin açıklayacağı kdar basit olsaydı? John Locke, “tabula rasa” (boş levha) örneğinde insanın zihninin dünyaya ilk geldiğinde boş bir levha gibi olduğunu iddia eder. Ona göre deneyimlerimizle “bu levhayı” biz doldururuz. Kant ve Descartes ise bu fikre sıcak bakmaz. İşin içine bir de filo”loji”yi eklersek, Noam Chomsky, insanın dünyaya kafasının içinde bir takım dil edinim mekanizmalarıyla (language acquisiton devices) gönderildiğinden bahseder. O halde hangisi daha bilimsel? Hepsi de birer tez olan bu iddialardan hangisini daha bilimsel kabul edeceğiz?” Yine bir başka yazımda da belirttiğim gibi ateistler kendi içlerinde yeminlidir. Yani ateizm dışı bir düşünceyi red etmekteki bilinçli ve bağnazca ısrarlarıdır. Bu türden kişi ya da kişilerin güvenirliği ve tarafsızlığı risk altındadır. İşin ironik tarafı bizi bağnazlıkla suçlamaları ama aynı bağnazlığı ve daha fazlasını ateizmi savunurken yapmalarıdır. "İnsan biraz da alışkanlıklarına inanır aslında. Ateizm, hatta çoğu için İslamiyet, bir alışkanlığın benimsenmesidir. Bu anlamda takım tutmakla inanç benimsemek arasında bir fark yoktur. Bir insan bütün kahrediciliklerine rağmen nasıl Fenerbahçe'yi desteklemekten vaz geç(e)miyorsa, bir ateist de Tanrısızlığı savunmaktan vaz geç(e)mez. Çünkü ne anne-baba'dan müslümanlığı miras alan sözümona bazı müslümanlar, ne de ateistler bu yeryüzünün en güçlü alışkanlığını terk edemez. O yüzden TAnrı'nın nerede olduğu, ne yaptığı sorusu inanırlar için büyük bir handikap olarak görülür. "O her yerdedir" denir ama aslında "bildiğimiz anlamda" (fiziki dünyada) yoktur. Görülmeyen şey olmamalıdır. Çünkü mantık gayet basittir: Göremiyorum o halde yoktur. Oysa sevgili arkadaşlar size şu kadarını söyleyeyim; çok gizemli bir dünyada yaşıyoruz, bu gizemin faili görünmediği halde kendini o denli açık ediyor ki, "Tanrı'nın varlığı" konusuna oynadığımız bahiste şanslarımız bir anda eşitleniyor. Yeryüzündeki bazı hadiselere aklı başında cevaplar verilemeyişinin ( ve de verilemeyecek olmasının) doğal sonucudur Tanrı inancı. Ki bu cevap vermedeki acziyet her insanda vardır. Bu yüzden benim düşüncemde "mutlak ateizm" yoktur, olamaz. "Mutlak atezim" tanrısızlığı her durum ve şartta temel almaktır. Bu ise bir önkabülü gerektirir. Önkabül girdimi bir işin içine gelişime ve eleştiriye kapalısınız demektir. Siz kaç defa Tanrı'nın varlığıyla ilgili bir düşünce seansında "acaba" sözcüğünü mırıldandınız. "Acaba" varsa "ateizm" yoktur. "Acaba" yoksa bu sefer "önkabülcülük ve bundan doğan ciddiyetsizlik" vardır. Ciddiyetsizlik ise ciddiye alınmamalıdır. İnancı konusunda “acaba” dediğinizi adım gibi bildiğim sizler nasıl oluyor da kendinize ateist diyebiliyorsunuz hala? İşin içinde “acaba” varsa, felsefeniz “ateizm”den “agnostisizm”e kaymıştır, ki agnostisizm ateizme oranla daha aklı başında bir felsefe okuludur. Ateizm inançsızlık yönünde bilinçli bir talebin felsefesidir. Bir tümevarım değil, bir önkabüldür. Öğrenici değil, öğreticidir (didaktik). Eleştiri alma konumunda değil, saldırma pozisyonundadır. O yüzden ateistlerin tanrı bahsi açıldığında hiddetlendiklerini rahatlıkla görebilirsiniz. Bu hiddet bile aslında ona duyulan inancın bir göstergesidir. Çünkü ateist “Tanrı yoktur” demekle “Tanrı’nın yoklaştırılamayacağını” çok iyi bilmektedir. Sıkıntıdadır, çünkü “Ya varsa” sorusu beynini kemirip durmaktadır. Kestirmeden gidip beyninde zip’lediği ve kilit vurduğu “acaba”ları masaüstüne bir açıverse, onları bir okusa, bu kadar cesur olabilse, varlığıyla hesaplaşacak, ama sıkılı yumruklarla el sıkılmaz. O ise zaten bu konuda yumruğunun sıkılığıyla övündüğü için Tanrı’nın şimdilik açık ve uzatılmış halde bulunan ama bir gün mutlaka geri çekeceği eli tutmak için çaba sarfetmez. Onun yerine, beni de hayrette bırakan zekasını Aişe’nin yaşına, Hasan’ın üzümcüğüne, Peygamber’in espri anlayışına, Peygamber’in cinsel hayatı gibi teferruat konulara sarf ediyor." Selamlar |
Alıntı:
"mutlak ateizm" olamaz demişsiniz.. doğrusu "mutlak inanç" olamaz olmalıydı.. siz de kuran gerçekten allahın kitabımı diye hiç "acaba" demediniz mi.. sizce mutlak müslümanlık diye bir şey var mı.. siz "acaba" dediğinizde sizin müslümanlık nereye kaymıştır sizce... |
Saygideger arkadaslar;
Hicbir soyut inancsalligin, ideolojinin teorinin ve dogrusalligin; mutlagi olamaz. Cunku mutlagin hem karakteri hemde kendisi, hem de ortaya konusu; ne sekil olursa olsun, sorundur. Cunku arkasindaki dogal dusuncenin evrensellesmis ctetolojik koken ve temeli sorundur. Saygilarimla; evrensel-insan |
Ateizm çok küçük bir ideolojidir!
Sayın Paslı çivi,
Demişsinizki, “işin içinde "acaba" (şüphe) olmayan bir inanç şekli biliyor musunuz..” Bilmiyorum. Bu yüzden ateist olamayacağınızı savunuyorum zaten. Demişsiniz ki, "mutlak ateizm" olamaz demişsiniz.. doğrusu "mutlak inanç" olamaz olmalıydı..” Evet mutlak inanç da olamaz. Ama benim mutlak inanca sahip olmayışım beni İslam’dan çıkarmaz. Ama sizin mutlak inanca sahip olamayışınız sizi ateizmden çıkarır. Demişsiniz ki, “siz de kuran gerçekten allahın kitabımı diye hiç "acaba" demediniz mi..” Evet dedim. Ama böyle düşünmem inancıma zarar vermedi. Vermez de. Aksine siz ateistler gibi önkabülcü olmadığım için iftihar ederim kendimle. Üstelik "acaba" demek illa ki, yüzde yüz karşı fikri savunmak demek değildir. Ama sizin durumunuz farklıdır. Sizin ateist olarak "acaba" deme hakkınız yoktur. Agnostik olarak söyleyebilirsiniz. Demişsiniz ki, “sizce mutlak müslümanlık diye bir şey var mı..” Elmayla armut toplanamaz. Müslümanlığın birazı da Müslümanlıktır. Ama ateizmin birazı olmaz. Kişi biraz ateist olamaz. Allah'ın var olduğuna biraz inanıyorum, biraz inanmıyorum diyemezsiniz. Ateist sıfatını taşıdıkça "inanmıyorum" demekten başka çareniz yoktur. Demişsiniz ki, “siz "acaba" dediğinizde sizin müslümanlık nereye kaymıştır sizce...” Olgun ve bilinçli Müslümanlığa doğru… |
"İnsanlar Uykudadırlar, Ölünce Uyanırlar."
Hz Muhammed Ondan başka hiç kimse insanların uyuduğunu söymedi. İşine geliyor tabii.. |
Phantom uykudadır, ölünce o da uyanır.
|
Alıntı:
Ama siz böylesine objektif bir durum değerlendirmesinin yapıldığı bu makaleden nasıl ''ateizmin önlenemez ilerleyişi'' gibi bir zafer müjdesi çıkarıp heyecanlandınız, anlamış değilim. Adalet Ağaoğlu'nun ''60'larda nasıl Marksist kitaplar moda olduysa şimdi de tasavvuf ve din kitapları revaçta'' değerlendirmesini görmezden gelmişsiniz. Yazarın yaptığı tespite göre son 4 yıldır yeni bir strateji belirleyerek ''aktif din düşmanlığına'' dönüşen pasif ateizmi buna iten sebeplerin en önemlisi ''dinlerin yükselişe geçmesi'' değil de nedir? 11 Eylül gibi bir seneryoya rağmen... II. Rönesans bu ''saldırgan, polemikçi ve sarkastik'' ateistler eliyle mi gerçekleşecekmiş? Ve ortaçağ ve Rönesans yaşamamış bu toprakların ateistleri, ümidinizi bu ateistlere mi bağladınız? Alıntı:
yazının her cümlesi altına imza atılacak bir güzellikte. Ama ben ilk ve son paragrafları tekrar ederek, hayranlığımı ve teşekkürlerimi ortaya koymuş olayım. Kalemine ve yüreğine sağlık. |
Değerli Abdulkadir Kardeşim,
İltifatların için teşekkürler. Ben de senin yazılarını zevkle ve ilgiyle takip ediyorum. Çok güçlü bir kalemin var. Başarıların devamını dilerim. Selamlar |
Saygideger schopenhauer;
Uzun zamandir ortaliklarda gorunmuyordun, hosgeldin. Saygilarimla; evrensel-insan |
Sevgili Evrensel İnsan,
Bir takım aksiliklerden dolayı bir müddet siteye devam edemedim. Seni hala burada görmekten mutluluk duydum. Fırsat buldukça köşene gidip değerli felsefe yazılarını okumaya çalışıyorum. Bence felsefe dünyasına esaslı bir giriş yapmanın zamanıdır ha, ne dersin? Selamlar |
Saygideger schopenhauer;
Su 2012 deki; buyuk degisime hazirlaniyorum. Bu degisim; dogal dusuncenin sonunu belirliyecek.:rockon: Saygilarimla; evrensel-insan |
Sevgili Evrensel İnsan,
Umarım düşündüğünü yaparsın ve biz de bir zamanlar bu insanla yazışmış olmanın havasını atarız. Selamlar |
Alıntı:
Burada önemli olan, tüm dinlerin insanlarca uydurulmuş, saçma sapan ortaçağ felsefeleri olduğunu çok iyi bilen insanların artık sessiz kalmaması, gerçekleri herkesin görmesi için ortaya atılmalarıdır. Artık şeker suya düşmüştür, bütün dinler zamanla yok olacak, insanoğlu bu çağdışı, ilkel, anlamsız felsefelerin zararlarından kurtulacaktır. Ortaçağ ve Rönesans olayına gelince... Bu toprakların Ortaçağ yaşamadığını nerden çıkardığını anlayamadım. Bu topraklar 500 yıl önce deniz dibinden yükseldi de biz mi bilmiyoruz? Ne demek Ortaçağ yaşamadı? Bu topraklarda Mustafa Kemal gibi bir deha çıkana kadar Rönesans ve Reform yaşanmadığı doğrudur. Mustafa Kemal bu devrimleri, üstelik böylesine bağnaz insanlarla dolu bir ülkede, çok kısa bir sürede gerçekleştirmiştir. Keşke Avrupalılar gibi Rönesansı da Reformu da aynı zaman periyodunda yaşayabilseydik. Sınırlarımızdaki insanlar ortaçağ karanlığından kurtulurken, bu topraklardakiler zamanın en gelişmiş rasathanesini topa tutmakla meşguldü, meleklerin eteklerinin altını dikizliyorlar diye. Matbaa bu topraklara tam 277 sene sonra geldi, "gavur icadıdır, dinimize gerekmez" diye. Kendince öğündüğün, dinin yükselişe geçmesi top yapmıştı ozamanlar. Peki ne oldu sonunda? Ne oldu koca cihan imparatorluğunun hali? Öğünülecek bir durum var mı ortada? |
Umarım gerçekten de birşeyler başlıyordur.
Eski Orta Amerika Uygarlıklarınında dediği gibi: (2012´ye hitaben) Kimilerine göre bir son, kimilerine göre bir başlangıç! |
Bir televizyon kanalı kurulsun, bu kanalda dinler tartışılsın, burada olduğu gibi. birkac yıl icinde milyarlarca insan ateist olur.
|
Alıntı:
|
tabi 22.ci yüzyıldan itibaren
Çocuklar inanın inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Güzel günler göreceğiz güneşli günler..... |
ateizim yükseldigi felan yok
genel refah seviyesinin artigi toplumlarda, din sadece insanlarin maneviyatini tesellesi icin varligini sürdürebilmektedir.... genel refah seviyesinin ayni hizla art(a)madigi toplumlarda ise, dini kurumlar o toplumun magdurlarinin gündelik sorunlarina ilgilenerek , gerektiginde , imkanlar el verdikce, yardimci olunarak, o insanlari kendi kapsama alani icine dahil edebilmekte..... kendini sirf var olan deger yargilarina muhalfet etmeye adamis insanlarinin bu gelismelere olan katkilarinin yok denecek kadar az oldugunu düsünüyorum..... kaldiki bahsi gecen video calismalarinin icerikleri zaten "gelismis" toplumlarin ve onlarin toplumsal hayatin bir parcasi....o toplumlarda "bioloji" dersinde evrim anlatilir , din kültür dersinde ise "yaratiscilik".....böylelikle bireyin kendi tercihini yapabilmesi icin genel bilgiler saglam bir sekilde verilmektedir. Devletin görevi insanlari "adam" etmek degildir insanlarin "adam" olabilmesinde yardimci olabilmektir..... |
Alıntı:
bazı şeyleri tekrarlamak zorunda kalıyorum ama başka da çarem yok sanırım.. inanç; insanoğlunun bilmediği ama merak ettiği kavramlar üzerinde bir fikri benimseyip sabitlenmesi ve onu aleni ifade edip savunmasıdır.. ateizm; dünya üzerinde varolan tüm dinleri ve onların ifade ettiği tanrıları, deistin, panteistin tanrı anlayışlarını reddeder.. yaşadığı toplumun tanrı/tanrılarını reddetmesi önkabulün parçalanması, diğer dünya dinlerini ve tanrılarını reddetmesi önkabuldür( kişiye yüklenen programda diğer dinler ve tanrıları zaten batıldır..) agnostizm; ateizm gibi tüm dünya dinlerini ve tanrılarını reddeder.. ama bir deistin bir panteistin ya da hiç akla gelmeyecek bir orjinin(tanrı, evrenin patronu, algılayamadığımız bilincimizin üstünde bir güç, bir konsey vs..) bilinemeyeceğini savunur.. acaba; ister teist ister nonteist olsun tüm inançlarda varolan bir kavramdır.. çünkü inandığı kavram bulutsuz açık bir gökyüzü gibi değildir ve dünyanın değişik insanları bulutlara bakıp gökyüzü hakkında çok farklı tanımlamalar(inançlar) getirmektedir.. teizm; kişi dünyaya gözünü açtığı zaman ve coğrafyada önüne konan, kendisine yüklenen programı gerçeklik kabul edip yaşamasıdır.. teist bir insan da aslında kısmen ateisttir.. çünkü kendi dini dışındaki tüm dinlerin tanrılarını reddeder, yoksayar.. örnek vermek gerekirse isevi kökenli bir ateistle bir müslüman isamesihin tanrı(rab) olmadığı konusunda hemfikirdir.. Alıntı:
Alıntı:
bir de yukarıda bahsettiğiniz allah isimli tanrı sadece müslümanların tanrısıdır.. diğer dinleri bağlamaz, yani dünyadaki diğer dine/inanca sahip insanlar allahı tanrı olarak kabul etmezler.. onların inandıkları tanrı her dinde farklıdır.. Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
İdeolojilerin büyüklüğü önermelerinin sayısı ile değil o önerme(ler)deki fikrin önemi ile değerlendirilir. Büyüklüğün rakamlardan ibaret olduğu sanrısı dinlerin en büyük zaafıdır; sizleri de bu zaafın içinde görmekten büyük keyif aldığımı peşinen belirteyim. Gelelim ateizme: ateizm zannetiğiniz ve zahmet edip araştırmadığınız gibi anti-tanrıcılık değildir. Ateizm kendini iki ana düşünce grubunda ifade eder: din karşıtlığı ve kutsal ruh-yaratıcı (deity) karşıtlığı. Bir ateist bunların her ikisini de savunabilir. Kutsal ruh-yaratıcı karşıtlığı kainatın bir yaratıcısı olması gerekmediğini söyler. Bu önermenin varlığının ön koşulu karşısında, bir yaratıcının varolduğu önermesinin bulunmasıdır. Bu yüzden yaratıcı karşıtlığı, yaratıcının olmadığını ispat gibi saçma şeylerle uğraşmaz. Zaten olacağı kesin olan şeylerin olmak için yaratıcının iznine tabi olmadığı gibi olmayacak şeylerin de yaratıcı istiyor diye olmayacağı gibi basit ama etkili bir mantığa dayanır. Din karşıtlığı ise sözde yaratıcı adına çizilen ve din külliyatı ile formüle edilen "yaratıcı için makbul insan", "yaratıcı için makbul hayat tarzı", "yaratıcı için makbul davranış normları"nın bütünü olan "din"lerin aslında iddia edilen şeyler olmadığını söyler. Din kurumu içinde ne varsa bunların zararlı ve kötü olduğunu söyler, kutsal kitaplar içindeki çelişki ve akıl dışılıkları ortaya koyar, insanların din ile istismarını reddeder, dinin bir baskı aracı olarak kullanılmasını engellemeye çalışır. Gördüğün gibi ateistin temel cümlesi "tanrı yoktur" değil "dinler kötüdür"dür; iki ana fikir temelinde gelişen son derece öz ve kısa bir önermesi vardır ateizmin. Dışarıdan bakıldığında son derece sade ve alçakgönüllü olan ateizm insanlara pırıl pırıl, aydınlık bir dünya sunar. Ateizm hakkında yazacaksak önce onu tanıyalım, bilelim ... di mi ama? A. |
İnanç! Dışarıdan bakıldığında ışıl ışıl duran bu sözcük aslında çok küçük bir ideolojiyi ifade eder. Çünkü bir inançlının temel ve de mecburi cümlesi “Tanrı vardır” dır. 2. bir esaslı cümle yoktur onun için. Cilt cilt kitaplar da yazsalar “Tanrı vardır”ı destekleyen cümlelerdir bunlar. Bu yüzden inanç organize bir düşünce okulu değildir.
İnanç çok rahat bir ideolojidir. “İşte görüyorsun bazı şeyler açıklanamıyor"cudur. “Bu, işte tanrının göstergesidir" basitliğindedir. O yüzden 7’den 70’e herkese açıktır. Yani dışarıdan da görüldüğü gibi çoğunluğu da hiç entelektüel değildir. İnanç bir süreci değil bir bitişi ifade eder. Bilim her zaman gelişirken ve hatta bütün ideolojiler de kendilerini yenilemek durumundayken, inanç adeta her şeyin dönüp dolaşıp kendisine gelmesine bekleyen bir tür noter gibidir. “Tanrı var olduğu” şamarını yememiş hiçbir şeye sempati duyması mümkün değildir. Bilime öylesine karşıdır ki, bilim denilen şey canlı olsa derhal öldürecektir. Dolayısıyla elden geldiği kadar bilimi yozlaştırmaya çalışır. Tabii bilim olmazsa çok rahatlayacaktır. Din, kendini bilim çevrelerinde kabul ettirmek için can atar. Din kendi adamlarını üniversitelere sokarak bilime kendini yerleştirmeye çalışmaktadır. Ancak her zaman bilim dışı kalır ve öyle kalmaya da mahkumdur. Hiçbir ciddi bilim çevresinde yaratılış teorisi cinsinden dinsel bir tezin itibar görmediği gerçektir. Din herkesin babasının malı olabilir ama bilim, yapısı gereği objektiftir ve subjektif küçük dinsel hedeflerle meşgul edilmemelidir. Bütün dünyada asırlarca din ve bilim arasında hiç bitmeyen bir çekişme vardır. Bilim, inançla uğraşmaz. Delillerle doğruluğu kanıtlanmış olgular bilimin getirdiği ve hayat bilgimizi artıran, insanlığı geliştiren şeylerdir. Bilim 'yanlışlığı ispatlanamaz' kavramları, ilgi alanı dışında bırakır. Çürütülemez savlar, bilimsel değildir. Yani bahçemizdeki ağaçların altında perilerin var olup olmaması, ne ispat edilebilir, ne de ispat edilemez bir olaydır, inanç meselesidir ve bilimsel değildir. İşte bu bilimsel prensip, dincileri deli etmekte ve buna bir kulp bulamamaktadırlar. Gün geçmiyor ki, adına din denilen bu acayip fenomenin egemen ve her bakımdan “kraldan çok kralcı” olan dinci faşist Türk medyasında, salt bilimi hedef almak motivasyonuyla bir haberi çıkmamış olsun. Bu “dinsel yobazlık” adeta kendi belirlediği çizginin dışında başka hiçbir tez, kuram, nazariye –adına ne derseniz deyin- kabul etmez bir konuma gelmiştir. Oysa düşündüğüm ve bence de olması gereken “inanç”, sınır çizmez ve sınırları belirlenmiş bir doğrular bütünü üzerinden bir “onay haritası” çizmez. Açayım… Karşı inançlara da saygı göstermesi gereken din, sanılanın aksine sınırları çizilmiş, karşı-tez-kabul-etmez, kendisini kutsayan, içe kapanıkçı bir yöntemler zinciridir. Bir şartlanılmışlığın içine girilmiş, kendi inanç özellikleri dışına taşan her görüşe hiç hoşgörü göstermeden dışlayan, saldıran bir yöntem dini yozlaştıranların da itmesiyle herkesin üzerinde tahakküm kurmak üzere genel bir metodu vardır. Her teist din kendi inancı dışındakini kafir olarak görmüş ve hiç tolerans göstermemiştir. Din, asırlarca bilimin gelişmesini engellemiş ve bilim adamlarını baskı altında tutmuş, onları dışlamış, kafir olarak nitelemiş, işkenceler uygulamış, aforoz etmiş, diri diri yakmıştır. Halbuki bilim eleştirilere açıktır. Sürekli kendini geliştirir, yeniler. Teknik ilerleyip imkanlar arttıkça yeni keşifler eski doğrular geçersiz kılmış ve yeniler geçerlik kazanmıştır. Bilgimizin artması bu şekilde sürüp gider. Bu, o şekilde bir gelişmedir ki, daha genel tekrarlayalım: doğruluğu çürütülemeyecek cinsten bilgi, bilimsel değildir. Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilimdir. Bilim dediğimiz şey gidilebilecek tek yoldur. Öyle, “din olmaksızın bir yere varılmaz, din yoksa ben de yokum arkadaş” tarzı bir yaklaşım bizim evren algımızda sakatlığa, uyuşukluğa ve tevekkül sonucu gelişmemeye yol açar. At gözlüklerinin hediye edildiği yer de burasıdır. Platon mağara örneğini at gözlüğünden kurtulmak için vermiştir. John Locke, “tabula rasa” (boş levha) örneğinde insanın zihninin dünyaya ilk geldiğinde boş bir levha gibi olduğunu iddia eder. Ona göre deneyimlerimizle “bu levhayı” biz doldururuz. Yani yolu bulduran, deneyimler yaptırarak dünyayı tanımamıza yol açan bilimdir. Descartes din baskısı içinde kalarak tanrıyı inkar edememiş olmasına rağmen her şeyi 'a priori' kabullenme alışkanlığının dışına çıkmayı becerebilmiş bir filozoftur. 'Düşünüyorum öyleyse varım' ile sorgulamayı başlatmıştır. Sorgulamak bilimin görevi olmuş, dinin ise hiç işine gelmemiştir. Din sadece anlatılanı dinlememiz ve kuralları harfiyen kabul etmemizi ister. Tartışmaya açık değildir. Tabuları vardır. İşin içine bir de filo”loji”yi eklersek, Noam Chomsky, insanın dünyaya kafasının içinde kalıtımsal olarak bir takım dil edinim mekanizmalarıyla (language acquisiton devices) gönderildiğinden bahseder. Bu mekanizmalar sayesinde sorgulama yapar, düşünürüz. Dil düşünmenin de aracıdır. Bunların hepsi bilimseldir. Gelecekte de bunlara daha fazla bulgu eklenecek ve bilim gelişecektir.Bilimin gelişmesinin önüne geçilmesine imkan yoktur. Din ise gelişmez, bir fasit daire içinde dönüp dolaşır, Durağan ve yeknesaktır. Eski inançları tekrar edip durur. Ateistler kendi içlerinde sorgulamayı, düşünmeyi becermiş, çevrelerindeki yeknesaklığın, ataletin dışına çıkmayı becermiş insanlardır. İnançlılar gibi dünyaya at gözlüğü ile bakmazlar. İnanç onların gözlerini mühürlememiştir. Dinciler ateistliğin sadece ısrar sonucu olduğunu, bağnazlığını söylerken kendi bağnazlıklarını göremezler. "İnsanlar alışkanlıkları ile hareket edebilirler ama beyinleri ile karar verirler. Alışkanlıkla inanmak, toplum içinde kabul görmemekten kaçınmaktan, mahalle baskısından kurtulmaktan başka bir şey değildir. Toplum baskısının olmadığı ortamlarda, dinin gücü de kalmaz. Bu anlamda takım tutmakla inanç benimsemek arasında bir fark yoktur. Bir insan bütün kahrediciliklerine rağmen nasıl Fenerbahçe'yi desteklemekten vaz geç(e)miyorsa, bir inançlı da Tanrıya inancını aynı şekilde mantıksızlıkla savunmaktadır. O yüzden Tanrı'nın nerede olduğu, ne yaptığı sorusu inanırlar için büyük bir handikap olarak görülür. "O her yerdedir" denir ama aslında "bildiğimiz anlamda" (fiziki dünyada) yoktur. Varlığı ispatlanmayan şey var olmaz. Ha Tanrı, ha da bahçedeki ağaçların altındaki devler, cinler periler. Ne varlığını ispatlarsınız, ne de yokluğunu ispatlarsınız. Sonuç yararsız uğraştır. Gereksizdir. Oysa çok gizemli ve güzel bir dünyada yaşıyoruz, bu gizemi ise her gün daha fazla çözüyoruz. Yaşamak çok güzel. Bu yaşamı, cennet, cehennem düşüncesiyle bozmak ne kadar boş. Bu teist dinlere göre, Tanrı insanları yaratmış ve sınıyormuş. Kendisine inanılıp, inanılmadığını anlayacak, ona göre insanları cezalandıracakmış. Yani Tanrı insanları oyun oynamak için yaratıyor sanki. Kendi yaratıp, bazılarının gözünü, yüreğini bağlıyor ve onları imansız yapıyor. Sonra da imansız diye cehennemde yakıyor. Neden her şeye gücü yeten, her şeyi gören, her şeyi önceden bilen bir tanrı böyle şeylere gerek görüyor? İnsanları sınamak için felaketler yaratıp, bir sürü temiz, iyi insanı ve yeni doğmuş bebekleri bile öldürüyor? Buna ne ihtiyacı var? Hiç bir şeye ihtiyacı yoksa, bu kötülükleri neden yapıyor? Yeryüzündeki bazı hadiselere başlangıçta cevap verilemeyişi, büyücüleri ve dolayısıyla dinleri ortaya çıkardı. Şimdi ilk insanlar gibi neden yağmur yağdığını, neden sıcak veya soğuk olduğunu anlamamak yüzünden doğa üstü şeylere inanmak durumunda mıyız? Elbette evren bilgimiz artıyor ve böyle bir gereksinim duymuyoruz. İnsan artık aciz değildir. Doğaya hükmedebilmekte, gittikçe daha az doğadan etkilenmektedir. Bu da artık batıl itikatların sonunun geldiğinin göstergesidir. Allaha inanma hususunda kim bilir artık insanlar ne kadar çok "acaba" diyor. Bir kere sorgulama, düşünme geldi mi, artık inancın da önemi kalmaz. Çünkü işin içine bir kere “acaba” girerse felsefeniz artık “ateizm”e doğru yol almaya başlamıştır. Ateizm inançsızlık yönünde bilinçli bir düşünmenin olgusudur. Bir ön kabul değil, bir sonuçtur. Evreni bağımsız olarak, her türlü düşünce zincirinden koparılmış olarak inceleme, açılma ve anlama yoludur. Bu açıklık, inançlılarda görülmediği için ve inançlılar fasit dairelerinden çıkamadıkları için eleştiri alma konumunda değil, saldırma konumundadırlar. O yüzden inançlılar tanrının yokluğu bahsi açıldığında hiddetlenirler. Bu hiddet bile aslında inanca duyulan itimatsızlığın bir göstergesidir. Çünkü dinci, “Tanrı vardır” demekle “Tanrı’nın var edilemeyeceğini” çok iyi bilmektedir. Sıkıntıdadır, çünkü “Ya yoksa” sorusu beynini kemirip durmaktadır. Kestirmeden gidip beyninde zip’lediği ve kilit vurduğu “acaba”ları masa üstüne bir açıverse, onları bir okusa, bu kadar cesur olabilse, varlığıyla hesaplaşacaktır ama ataleti onun düşünmesine fırsat vermez. Genel kabuller içinde ortada gözükmeden, kaynayıp gitmek işine gelir. Dolayısıyla meselleri, cinleri, perileri, melekleri, bir gün gelip de sırat köprüsünden geçtikten sonra hurilerle kevser şarabı içeceği hikayeleri ile kutsama masallarını okuyup, dinlemekle yetinir. |
Değerli Arkadaşlar,
Dünyaya aşkın Tanrı konsepti ile kutsal kitabında insanlara hakaret ettiğini iddia ettiğiniz, hesap hatası yaptığını düşündüğünüz, Peygamber’ine evlatlığı ile evlenmesine müsaade ettiğine inandığınız Tanrı (Allah) arasında bir kavram karmaşası olduğunu düşünüyorum. Bence siz Kuran'ın Allah'ına kızıp, onunla ilgili herşeyi herşeyi, mantıklı görünenler de dahil, bir seferde kesip atıyorsunuz. Yani bir anlamda ateizminizin temeline Kuran'ın Allah'ını yerleştiriyorsunuz. Ne kadar yanlış... Tanrı Peygamber’inin evlatlığının eşiyle evlenmesine müsaade ediyor diye, o halde Tanrı yoktur gibi bir anlam çıkartan var ise onu buradan aptal ilan ediyorum. Ve forumda her ne kadar buna inananlar olsa bile önemli bir kısım ateistin bu düşüncede olmadığına inanıyorum. En azından bana son mesajı atan arkadaşların böyle olmadıklarına eminim. Söze şöyle başlayayım. Tanrı nedir? Bilinebilir mi? Nasıl bilinebilir veya nasıl bilinemez? Var mıdır, yok mudur? Varsa ya da yoksa bu hayatımıza ne şekilde etki edecektir? Bu sorular uzar da uzar. Şimdi kafasını iki elinin arasına almamış ve bu sorular üzerinde kendi insiyatifiyle kafa yormamış kişinin, düzmantıkçı ve salt metin-üzerinden-değer-biçici yaklaşımları onu sadece doğruyu yakaladığına inandırabilir ancak bu genel geçer bir veri değildir. Yanılmış olma durumu ihtimal dahilindedir. İnsan yokluk durumuna nasıl karar verebilmektedir? Önce bunu açıklığa kavuşturmak zorundadır. Bir kimse yeşil bir leopar gördüğünü iddia ederse, onu işaret parmağıyla göstermesi yeterlidir. Ama buna inanmayan kişinin olmadığını ispat etmesi için bütün dünyayı dolaşması gerekir. Tanrı’nın yokluğu savunulurken, bütün dünya (kainat) dolaşılmış mıdır? Bir yargının yapılabilmesi için zaruri olan “bütün ihtimallerin hesaba katılması ilkesi”ne riayet edilmiş midir? Tanrı’nın varlığının olmadığı ifadesi “inanç” mıdır yoksa “bilgi” midir? İnanç diyenlere ne ad verilir, bilgi diyenlere ne? İnançsa neye göre inanç, bilgiyse neye göre bilgi? Bir insan bir şeyin olmadığını rahatlıkla söyleyebilme salahiyetine sahip midir? Ateistleri görünenin ötesinde aleme içkin bir Mutlak’ın olmadığına kesinkes inandıran nedir? Bilim mi? Bilimin kainatın anlaşılmasının tek yolu olduğunu kim kafasından uydurmuştur? Bilim temenni de bulunur mu? Yoksa verili durumu mu açıklar? “Tanrı yoktur” ne şekilde bilimsel olmaktadır? İnsanın bütün alemini iki göze hapsetme ve buna uymayanları “örümcek kafalı” ilan etme yetkisini bilime kim vermiştir? Ağlayan, gülen, merak eden, düşünen, sorgulayan, kaygı duyan, seven, nefret eden, intihar eden, hayata tutunan, inzivaya çekilen, şaka yapan, kitap yazan bütün insan davranış ve duyumsayış mekaniğini hangi kendini bilmez iki göze hapsetmiştir? Elcihanaferin arkadaşım, Descartes’ı da ateist mi yaptınız şimdi? Valla Descartes bunu duysa “hadi oradan” derdi size. Meşhur “Düşünüyorum o halde varım” ifadesini, ne şekilde ateist emellerinize alet edebildiniz şaşırdım. Bir yanlışlık yapmamışsanız büyük bir hata yapmışsınız. Descartes’ın “varım” demesiyle Tanrı’nın olmaması arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz anlamadım. Sanki biri diğerine bağlıymış gibi… Aksine Descartes Tanrının varlığına inanan ve bunu açıkça ve heryerde ilan etmekten çekinmeyen filozoflar Top 10 listesinin birinci sırasındadır. Tıpkı diğer çağdaşları gibi. Dilenirse ispatlayabilirim. Sayın Azınlık arkadaşım, buyurmuşsunuz ki, İdeolojilerin büyüklüğü önermelerinin sayısı ile değil o önerme(ler)deki fikrin önemi ile değerlendirilir. Büyüklüğün rakamlardan ibaret olduğu sanrısı dinlerin en büyük zaafıdır; sizleri de bu zaafın içinde görmekten büyük keyif aldığımı peşinen belirteyim. Ateizm neden büyüktür? Onu büyük yapan şey nedir? Bütün varlık tezi görünmeyen bir varlığın olmadığı düşüncesine dayanan, ikinci bir önermesi olmayan ve de düzmantık bakıldığında sanki doğruymuş gibi görünen ama evrendeki bütün şeyleri ve de bunların birbiriyle ilişkisini bilmeden ve de bilemeyecekken söyleniveren, tezin sonuna eleştiri almaksızın kalemini bastırırcasına ve hıncından kırarcasına son noktayı koyan bir tez nasıl büyük olabilir? Büyük denilen şeylerin bir sistematiği olur, bir hayat görüşü olur, kendisine net sorular sorulabilir, ve de cevaplanabilme özelliği olur. Bunların hangisi ateizm için geçerlidir? Mesela bir ateistin sanatla ilgili görüşleri nedir? Bu belirli bir sistematik içinde midir? Yoksa bireyden bireye değişen bir farklılık mı arz etmektedir? Eğer bireyden bireye değişen bir farklılık arz ediyorsa, “Tanrı yoktur”dan başka ortak paydalar nelerdir? Siz müstakbel ateistlere “Tanrı yoktur”dan başka ne sunuyorsunuz? Yerine ne koyuyorsunuz? Bir ateistin “ahlak” anlayışını ne belirler. Bakın bununla ilgili çok çarpıcı analizler yapmıştım. Şunu okuyun lütfen: “Ateist için teorik olarak bir elle, bir cinsel organ arasında bilimsel olarak hiçbir fark yoktur, olmamalıdır. Tek fark şekil ve işlev yönündendir. Zira kendisi Nietzsche gibi bütün ahlak yasalarının, bütün tabuların yıkılması gerektiğini, moral olarak değerli olan hiçbirşeyin bulunmadığını savunur ancak iş giyinmek noktasına geldiğinde onları çırılçıplak bulamazsınız. Madem cinselliğin teşhiri yasak değil niye çıplak değilsiniz? Yok eğer bu bizde de ayıp derseniz, ben de size şu hayati soruyu sorarım, “Kaynağınız nedir?” “Hangi ateist kuramcınız, hangi temele dayanarak çıplaklığı meşru göstermektedir?” Denebilir ki bu havada kafayı mı yedim çıplak dolaşayım? Bir yılda en az 2-3 ay adına yaz dediğimiz bir mevsim vardır. Neden bu aylarda çıplak dolaşmıyorsunuz o zaman? Diyebilirsiniz ki toplum baskısı var o yüzden. Ben de iddia ediyorum, bütün bir şehir (hükümeti, polisi de dahil) ateist olsaydı bile siz yine çırılçıplak dolaşmaya cesaret edemezdiniz. Yanınızda eşiniz ve kızınız o halde dışarı çıkmaya cesaret edemezdiniz. Delil mi? Vicdanınız şahidim. Lütfen kıskançlığınızı ahlak felsefesi temelinde (ya da sizin kendinizin belirleyeceği bir temelde) temellendiriniz. EDİT, (topyekün ateistleri ahlaksızlıkla suçlayamazsınız.) “Hani bütün İslami ahlak yasalarını reddediyordunuz siz?” Yoksa bir kısmını (işime geleni) kabul ediyorum ama bir kısmını (işime gelmeyeni) reddediyorum mu diyorsunuz? Herkesin işine gelenin ve gelmeyenin farklı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak ateizmin bireyden bireye geniş çaplı olarak değişen ve bu yüzden tek çatı altında örgütlenemeyecek kadar bireysel yaşanan bir olgu olduğu gerçeğini kabul ediyor musunuz? Yoksa bunu yapmamanızı/yapmamamızı sağlayan şeyin İslam olduğunu kabul mu ediyorsunuz? Kabul edin de, utandırın beni hadi. Eğer İslam değilse bu, yapmayışınızı hangi etik değerlerle açıklıyorsunuz?” Utanma hissini atesitler hangi temelde açıklar? Bu açıklanma biçimi bütün ateistleri, hadi diyelim bir çoğunu, bağlar mı? Niye ve neye göre utanırsınız? Hangi davranışa niye ve neye göre doğru ya da yanlış dersiniz? Bu sorular uzar da uzar. İşiniz zor arkadaşım. Bence en kısa zamanda toplanın ve “neyiz, ne değiliz”in muhasebesini yapın. Yok öyle İslam’a atıp tutmak, sanki siz çok tutarlıymışsınız gibi… Esen Kalın… |
''Ateist için teorik olarak bir elle, bir cinsel organ arasında bilimsel olarak hiçbir fark yoktur, olmamalıdır. Tek fark şekil ve işlev yönündendir. Zira kendisi Nietzsche gibi bütün ahlak yasalarının, bütün tabuların yıkılması gerektiğini, moral olarak değerli olan hiçbirşeyin bulunmadığını savunur ancak iş giyinmek noktasına geldiğinde onları çırılçıplak bulamazsınız.''
Nerden nasıl böyle bir yargıya varabilmektesin,ahlak ile ateizmin ne alakası var. Hangi ateist tüm toplumsal etik değerler yıkılsın demiş? Nerden uyduruyorsun böyle cümleleri? |
Alıntı:
Peki, ahlaklı bir insan 9 yaşında bir kız çocuğuyla yatağa girebilir mi? Bu normal midir? Üstelik herkesten daha ahlaklı olması gereken bir peygamberin bunu yapması ne kadar normaldir? Saçma sapan sorular sormayı bırak da öncelikle bu soruya cevap ver. |
Skandal!!!
Birisi yazımı silmiş oraya da edit yazmış. Yanına bir de bütün ateistleri ahlaksızla suçladığım gibi mesnetsiz bir iddia yazılmış. Yazımın bütününü anlamamakla ilgili vahim bir hata bu. Üzüldüğüm nokta, sanki ben bütün ateistlere ahlaksız demişim gibi bir suçlamayla karşı karşıyayım. Ateistlerin tümüne ahlaksız demediğim gibi onların da ahlaklı olabileceğini vurguluyorum. Ateistleri ahlaka sahip olmamakla değil bunu temellendirememekle suçluyorum. Cinsel ilişki konusunda yanlış anlaşılmamak için kaç yerde sizi böyle bir şeyden tenzih ediyorum diye yazdım. Şimdi de ediyorum. Yazımda, ateistlere karşı hakaret içeren ya da onların olağan dışı cinsel durumlar içerisinde olduğunu belirten tek ifade yoktur. Sadece bunu ne ile temellendirdiklerini soruyorum. Yazımın ve meramımın tamamı aşağıdaki linktedir. İsteyen bu linki okusun, benim böyle çirkin bir olayı ateistlere atfetmediğimi herkes görecektir. http://www.turandursun.com/forumlar/...t=schopenhauer Üstelik şunu da vurgulamak isterim. Burada bulunan bir çok ateist kendisiyle yazışmaktan çok haz aldığım kişiler. Edit’in yanına yazdığınız not, onları benim hakkımda olumsuz düşünmelerine yol açabilir. Bir şey daha, Forumun çeşitli yerlerinde ateistler tarafından Müslümanlar aleyhine yazılmış nerden bakarsanız bakın hakaret olan cümleler var. Benim yanlış anlaşılmış cümlem yüzünden yazımı silen kişi ya da kişiler bu cümlelere neden müdahale etmiyor acaba? Ateist için hakaret serbest mi? Selamlar |
Skandal!!!
Eski yazından alıntı yapmışsın ve Ateistler neden ensest ilişki kurmaz yoksa Kuran'a mı inanırlar demişsin? Ateistler insandır,insani değerleri vardır. Hakaret serbest değil. |
Ateist,müslüman,yahudi,hristiyan veya ötekiler.. İnanca bir isim takıldığında inanılan birşeyin sınırları daralmaz mı? Özgürlük kelimesi bile tam özgür kılmazken insanı; inanç denilen şey nasıl sınırlanabilir?
DipNot: Özgürlük de özgürlüğün esirleri olmak değilmidir? |
Aydoe sakın o edit'i koyan bendim deme. Yoksa gerekçeli cümlene çok üzülürüm. Dilaver yazdı de. Chat odasından da beni o atmıştı.
Diyorsun ki, "Eski yazından alıntı yapmışsın ve Ateistler neden ensest ilişki kurmaz yoksa Kuran'a mı inanırlar demişsin?" Yani bu kadar mı basite indirgenir felsefi analizim? Yahu ateistin ya da müslümanın ne tür ilişki kurduğundan bana ne? Bilmem kaçıncı kez tekrar ediyorum: Sadece bu iğrenç eylemi yapmayacağını adım gibi bildiğim değerli ateist site katılımcılarının bunu nasıl temellendirdiklerini soruyorum. Bunun neresi yanlış? Seni rahatlatacaksa aynı soruyu müslümanlar da dahil istediğin bütün inanç sahipleri için de sorabilirim. Ben böyle basit sorular soracak birine benziyor muyum? Ayrıca diyorsun ki, "Ateistler insandır,insani değerleri vardır. Hakaret serbest değil." Ben aksini mi söylüyorum? "Ateistin insani değerleri yoktur" gibi bir cümleyi nerede yazmışım? Üstelik bir de psikologsun. Yazımın satıraralarını nasıl atlarsın? Ha bir de şu var, Bu yazıyı daha önce de yazmıştım. O zaman kimse yanlış anlamadı ve edit falan da konmadı. Demek turandursun.com'da birşey iki defa yazılınca tehlikeli oluyor. Neyse öğrenmiş olduk. Bu arada yönetim kurulu üyeliğini kutlayayım yine de ben. Selamlar |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:39 . |