![]() |
pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Kur'anIslami sitesinden:
Allah’tan gelen emirleri safsatalarla bulandırmak ya da o hükümleri zamanın gerisinde kalmış gibi lanse etmek küfürdür. Bahsettiğimiz sapma yollarıyla oluşturulmuş akide, düşünce ve eyleme yöneliş yönüyle felce uğramış bir hayat tarzı meydana getirir. Bu anlayışlarla yoğrulmuş insanlık, ziyana uğramış bir yeryüzü oluşturduğu gibi, heba edilmiş bir ahiret hayatıyla da karşılaşacaktır. Bu yüzden tasavvufun bizi ne hale getirdiği ile ilgili ele alacağım konu sadece Türk toplumuna mahsus kalmayıp ünü dünya ile kucaklaşan Mevlana ekolünün Kuran’a muhalif anlayışlarını işleme amaçlı olacaktır. Pek az insanın daha önceden bildiği ancak büyük bir kesimin "Ceviz Kabuğu" adlı programla haberdar olduğu Mevlana gerçeği toplumu büyük bir şaşkınlığa uğrattı. Bu tepki, halkın, eserini okumadan sahiplendiği Mevlana’yı ne derece kutsallaştırdığını göstermektedir. Türk toplumunun genel anlayışında araştırmadan sevme ve düşman olma gibi nahoş bir yaklaşım vardır. Bu toplum dinini sever ama mahiyetini bilmez, Mevlana’yı sever ama onunda eserlerini okumaz. Hatta bunların çoğu Mesnevi adlı bir eserin var olduğunu belki de Hulki Cevizoğlu’nun programı sayesinde öğrenmiştir. Hulki Cevizoğlu, Mevlana ile ilgili iki program yaptı. Tartışılması büyük sıkıntılar ortaya çıkaracak olan bu konunu ilkinde Mikail Bayram’ın Mevlana ile ilgili sözleri büyük şaşkınlık meydana getirdi. Bu şaşkınlığa uğrayanlardan birisi de Hulki Cevizoğlu idi. Ancak ikinci programda Mesnevi gerçeği ile Hulki Cevizoğlu da tanışmış olacak ki tiksinti oluşturan pornoğrafik ifadeleri müşahade ettikten sonra Mevlana’yı koyacağı yere koydu. Programın en can alıcı ifadesi ise Mevlana’yı savunmak için yayına bağlananlara, Cevizoğlu’nun "Allah’ın peygamberi Muhammed’i bu kadar savunamadınız ama..." anlamındaki sözleriydi. Program iki boyut oluşturdu. Birincisi; Mevlana’nın eserlerindeki ahlak dışı örnekler, ikincisi; onun bir Moğol ajanı olarak gösterdiği faaliyetlerdi. Programı takip eden günlerde devlet ve millet işbirliği ile Mikail Bayram hocaya olmadık haksız saldırılar yapıldı. Gerçekten Cevizoğlu, çıkışında haklıydı. Ne devlet ne de millet Mevlana’yı koruduğu kadar peygamberini ve yolunu korumadı. Konya’da mahalli gazete ve televizyonlar Mikail Bayram’a ateş püskürürken belediye başkanı, vali ve rektör aynı kınama ve tehdit dolu ifadelerle bu kervana katıldılar. Hiç kimse aklı selim bir tavır alarak hocanın çalışmalarındaki bulgularını bilimsellik açısından incelemeye yeltenmedi. Halkın bu tavrı bir garabettir. Peki toplumun okuyan ve yönetici olmuş diğer üçlüsünün tavırlarına ne demelidir? İnsan hiç değilse bunların gerçek olup olmadığını merak eder de Mesnevi’den iki sayfa karıştırır ve tavrını ona göre belirler. Maalesef her defasında karşımızda bulduğumuz tavır budur. Programdaki iddialar toplum için çok sarsıcı gelebilir. Ancak Kur’an’daki nezih ifadelerle asla bağdaşmayacak cümleleri içeren Mesnevi Allah’ın kitabına bir isyan ve bu kitabı yazan Mevlana da ilahlığını ilan etmiş sahte bir peygamberdir. Bu bir bilinçsizliğin eseri olamaz. Hele hele Selçuklu sultanlarını ve vezirlerini parmağında oynatacak kadar stratejiyi biliyorsa… Yazımın ilerleyen kısmında bu konu üzerinde duracağım. Kendisini ortaya koyuş şekliyle ilahlaşmış ve Allah’ın ayetlerine karşı nazire oluşturmuş bu insanın eserlerini halkımız okumadığından dolayı onu şifaen tanımaktadırlar. Mevcut kaynaklar ve sistem Mevlana’yı hoşgörü, diyalog ve bir gönül insanı olarak tanıtmakta, dünya malına ve makamına önem vermeyen bir derviş portresi çizmektedirler. Sonradan gelenler ise onu İslam’ı Türk usulü yorumlayan bir reformist ya da liberal kafalı aydın tiplemesiyle tanımlamaktadırlar. Bakınız M. Kemal bu konuda ne demektedir: "Gazi de memnundu. Mevlevihanedan ayrıldıktan sonra beni imtihan etmek tarafını saklayarak sanki kendisi öğrenmek istermiş gibi bir eda ile sordu: -Bu Mevlana nasıl adamdır? -pek iyi bilmiyorum ama, dedim; her halde çok büyük bir adam olacak ki musiki, şiir, raks gibi dincilerin hoş görmedikleri şeyi tarikatine ayin ve esas yapmış. Bana, yeşil kubbesinin sivriliği bile göklerden bir şey tırmalıyor gibi gelir. Neşeli neşeli gülüyor. -Ben onun ne liberal kafalı bir şair olduğunu bildiğim için "huzuruna kupkuru girilmez" dedim, birkaç kadeh çekip de girdim.1 Bu öğütçü babanın zihinlerde uyandırabileceği tasavvurlar sınırlandırılamaz. Okuyucularımdan özür dileyerek söylüyorum; eşek ve kadının sapık ilişkisi,2 hamamda düzülen adamın hikayesi,3 kadınlar vaazına çarşaf giyerek giden adamın sarkıntılıkları4 gibi bir çok pisliği ayrıntılı olarak Mesnevi’de görebiliriz. Bütün bu iğrençliklerin nasihat amaçlı olduğunu savunanlara ise kötünün, ahlaksızlığın emsal olamayacağını söylemekle yetinebiliriz. Ceviz Kabuğu adlı programda bunlar ayrıntılı olarak okundu. Eski Diyanet İşleri Başkanı Lütfü Doğan utancından dolayı bu cümleleri okumaktan kaçındı. Ancak DSP milletvekili Gaffar Yakın kötünün emsal olacağını ispat edercesine eşekle kadının bir araya gelerek yaptığı kabak yemeklerini (!) kendince tefsir etti. Bahsettiklerimizden daha kötüsü de içinden bin bir çeşit pis koku yükselen bu kitabı, Mevlana’nın Allah katından inmiş gibi tanımlamasıdır. Mesnevisi’nin birinci cildinde yer alan önsözde "Bu Allah katındandır. Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz" sözleri aslında Kur’an’ı tanımlayan ayetler olmakla beraber Mevlana bu ayetleri kendi kitabını kutsamakta kullanmaktadır. Şüphesiz işlediği bu zulmün hesabını Allah’a verecektir. O kadar pornografik hikayeyi din hesabına takdim edip üstelik bunların Allah katından olduğunu söylemek şirk değil midir? Kendi zamanında Mesnevi’nin mahiyeti ile ilgili tartışmaya ne cevap verdiğine Menakıb’ul Arifi’nde yer alan ifadeleri ile bakalım: Bir gün Sultan Veled buyurdu ki: dostlardan biri babama şikayette bulundu ve alimler Mesnevi’ye neden Kur’an diyorlar diye benimle bahse girişti. Ben de Kur’an’ın tefsiridir dedim, deyince; babam bir lahza susup sonra a sersem dedi, niçin olmasın? A eşek niçin olmasın? A ****** kardeşi niçin olmasın? Peygamberlerle velilerin harfi zarflarında tanrı sırlarının nurlarından başka bir şey yoktur.5 Bu ağzı küfürle dolu sahte peygamber asırlardır insanlığa sembol olarak tanıtılmıştır. Hem de bir takım güçlerce evrensel insan statüsü kazandırılmış, Unesco’ya reklamı yaptırılmıştır. Peygamberimiz hiçbir zaman emperyalizmin kullanma klavuzu olan bu insan kadar gündeme getirilmemiştir. Biz yine Mesnevi’nin Allah katından olduğu iddiasına Kur’an’ın verdiği cevabı bildirelim: "Allah’a karşı yalan uydurandan ya da kendisine bir şey vahye dilmemişken "bana vahyolundu" diyenden ve "ben de Allah’ın indirdiği gibi indireceğim!" diyenden daha zalim kim olabilir. O zalimler ölüm dalgaları içinde, melekler ellerini uzatmış: "haydi canlarınızı çıkarın, Allah’a gerçek olmayanı söylemenizden ve O’nun ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü bugün alçaklık azabıyla cezalandırılacaksınız.!" Onların halini bir görsen! 6 Mevlana ile alakalı bir başka olayı da açıkladıktan sonra onun ajanlığı ile ilgili konuya geçeceğim. Selçuklu devrindeki bir işret ve eğlence aleminde bulunan Mevlana ile ilgili bir hadiseyi okuyucuların yorumuna bırakıyorum: Vezir Ziyaeddin’in hanında tavus adında harp çalan bir hanım vardı. Sesi de çok tatlı ve gönül okşayıcıydı. Gönül kapıcı ve benzeri az bulunur bir kadındı. Saz çalmasındaki maharetinden ötürü bütün aşıklar onun esiri olmuşlardı. Tesadüfen bir gün Mevlana hazretleri o hana girip tavus hanımın odasının karşısına oturdu. O sırada tavus-ı çengi cilve yaparak Mevlana’nın huzuruna gelip baş koydu, sazını Mevlana’nın eteğine vurup onu kendi hücresine davet etti. Mevlana Hazretleri icabet buyurup sabahın erken saatlerinden ta akşam namazına kadar onun odasında namaz ve niyazla meşgul oldu. Mübarek sarığından bir gez miktarı kesip tavus hanıma verdi. Cariyelerine de kırmızı dinarlar bağışlayarak oradan hareket etti. Görülüyor ki Mevlana ne yaparsa yapsın hikmet olarak kabul edilmekte, insanları eğlendirmekle meşhur olan bir kadının odasında geçirdiği saatler te’vil edilerek fuhuştan keramet çıkarılmaktadır. Ne yazık ki yanlışları zorlamayla te’vil ederek oluşturulan din anlayışı uyanma yerine uyuşmayı körüklemiştir. Bu şekilde düşünce sarhoşluğuna uğramış insanların yaşadığı toplumda, emperyalizm ve zalim iktidarlar hiçbir zaman zarar görmemişlerdir. Dini sadece vicdan meselesi haline getiren bu tür yaklaşımlar emperyalizm yada müstekbirler tarafından koruma altına alınmıştır. Bu uydurma dinin müntesipleri de kendilerini koruyanlara karşı her zaman itaatkar davranmışlardır. Mekke dönemine bir göz atarsak hayata karışmayan dinin nasıl zarar görmediğini görürüz. Varaka b. Nevfel’in putperestliğe karşı olduğunun bilinmesine rağmen Mekke rejimi ona karşı katı bir düşmanlık beslememişti. Çünkü Varaka’nın tahrifata uğramış dini hayata müdahale etmekten uzaktı. Vicdana hapsedilmiş bir din oluşu ona dokunulmazlık sağlıyordu. Ancak Rasulullah’ın yaptığı çağrı aynı merhameti göremedi. Vicdanda şekillenen inanışın hayata müdahalesi emrediliyordu. Bu müdahale de emperyalist ve zorba anlayışı çileden çıkarıyor, bitmez tükenmez saldırıların başlamasına sebep oluyordu. Demek ki elçinin çağrısı zorbaların işine gelmiyordu. Allah’ın indirdiği din ikiyüzlü değildir. Eğer ikiyüzlü kullanılıyorsa O da Allah’ın dini değildir. Yani din iki tarafı razı etmediği gibi toplumu da hak ve batıl olarak ikiye ayırır. Bu Kur’an’ın Furkan olma özelliğidir. Ne var ki Mevlana tarafından yorumlanan yahut uydurulan dinde vahiy karşıtı ifadeler sürekli öne çıkar. İslam’da herkese sevgi besleme ve her batılı kabullenmek gibi bir hadise yoktur. Fakat Mevlana’da hepsi onaylanır. Bu yüzden de emperyalizmin teşviki ile her zaman gündemde tutulur. Çünkü emperyalizmin geri kalmış toplumlara sızma kanalı, hoşgörü yada hümanizm aldatmacalarıdır. Moğolların bu durumdan ne kadar istifade ettiğini göreceğiz. Birilerinin dirisinden yararlandığı Mevlana’nın daha sonraları ruhaniyetinden de faydalanıldı. Nihayet M. Kemal’in bile medeni bir toplumda insanların ölülerden yardım beklemesini affedilmez bir hata olarak beyan ettiğini biliyoruz. Müslüman olarak bu söze katılıyoruz. Ancak M. Kemal’in bile tekke ve zaviyelerin kapatılması kanununa muhalefet ederek Mevlana dergahını müze haline getirmiş, devrimlerine zarar verecek ayaklanmaların önünü kesmek için Mevlana’nın ölüsünden yardım beklemiştir. Konya’ya her gelişinde Mevlana’nın türbesini ziyaret eden Atatürk, beşinci gelişleri olan 21 Mart 1923’te türbede saatlerce meşgul olarak sema törenini seyretmiş, bu kültür ve sanat ocağının ileride çok güzel bir müze olabileceğini daha o günlerde düşünmüştü. Bir yıl sonra tekke hakkındaki kanun B.M.M.’den çıkmıştı. Atatürk Mevlana dergahını müze haline getirilmesi fikrini ortaya atmış, Konya milletvekillerinin fikrini almış, eşyayı tesbit ettirmek üzere M.E.B.’den üç kişilik bir heyeti de Konya’ya göndermiştir. O günlerde müze olarak açıldığı zaman halkın buraya akın edeceği endişesini ortaya atan M.E bakanı Vasıf Çınar’a Atatürk kesin olarak şu emri vermişti: "İyi ya! Ben de onu istiyorum Mevlana’yı her ziyaret edeni irticanın kucağından kurtarır, inkılaba ve vicdan hürriyetinin safına kazanırız." 7 M. Kemal tekke ve zaviyeleri kapamasına rağmen Mevlana’dan vazgeçmemiş inkılaplarını uygulamak için onun felsefesinden faydalanmıştır. Daha önce içkili bir vaziyette Mevlana türbesini ziyaret ettiğinde Mevlana’yı hangi noktada takdir ettiğini biliyoruz. Mevlana’nın ruhaniyeti rahatsız oldu mu bilemem ama M. Kemal’in oraya içkili olarak gelmesini umarım ki Mevleviler ve diğer Müslümanlar pek yadırgamazlar. Burada kabahat varsa o da Mevlana’ya aittir. İnsan "Ne olursan ol yine gel" demeden önce bir parça düşünür de öyle konuşur. Şimdi cumhuriyet hatıralarından daha geriye giderek Selçuklu- Moğol kavgasında ajanlık yaptığı söylenen Mevlana’nın durumunu inceleyelim. Mikail Bayram’ın ortaya attığı bu görüş Ceviz Kabuğu programıyla güncelleşti. Şimdi bu konuya ışık tutmak için tarihi kaynaklara yönelmek gerekmektedir. Mevlana ve ailesinin yaşantısı bu konuda oldukça ilginç bilgiler vermektedir. Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled ve Fahreddin Razi düşünce yönüyle birbirlerine zıttı. Fahreddin Razi’nin Bahaeddin Veled’i Harizmşah’a şikayet ettiği ve onun da bundan incinerek oraları terk ettiği söylenir. Bazı kaynaklarda ise bu göçün sebebinin Moğol istilası olduğu anlatılmaktadır. Esasen tasavvuf ehline iyi bakmayan ve bunların Harizmşah katında saygı görmelerini çekemeyen Fahreddin Razi, Bahaeddin Veled’in açıkça kendi aleyhine tavır almasına da çok içerlediğinden onu Harizmşah’a gammazladı. Bahaeddin Veled’in de gönlü Harizmşah’tan incindi ve Belh’i terk etti. Ancak araştırıcılar Bahaeddin Veled’in Belh’den göç etmesine sebep olarak Moğol istilasını gösterirler.8 Bahaeddin Veled’in Moğolların istila haberini ne şekilde aldığı bilinmemekle beraber iki düşüncenin kapıştığı bir ortamda karşıt düşünceyle iktidarın koalisyonu neticesinde oradan ayrılışı mantıklı görünmektedir. Ancak daha sonraları Harizm’e duyulan bu kin kendisinde ve Mevlana’da ortaya çıkacak ve Moğolları Allah’ın askerleri olarak tanımlayacaktır. Şüphesiz Bahaeddin Veled ve Harizmşah sürtüşmesi Mevlana’yı Moğol sempatizanı haline getirmiştir. Bahaeddin Veled Belhlilerden incindi; o zevalsiz saltanat sahibinin gönlü kırıldı Hemencecik tanrıdan, ey kutupların padişahlar padişahı tek er diye hitap geldi Dendi ki: bu topluluk seni incitti; senin tertemiz gönlünü kırdı ya. Sen de çık bu düşmanların içinden de onlara azab göndereyim, belalarını vereyim... O daha yoldayken haber geldi; o sırrın eseri belirdi. Tatar, o bölgelere hücum etmiş İslam askeri bozguna uğramıştı Belh’i almışlar, o topluluktan hadsiz hesapsız bir çok kişiyi ağlata inlete öldürmüşlerdi. Büyük şehirleri yakıp yıkmışlardı. Tanrının bin türlü azabı vardır .9 Sülale boyu Allah’tan kendilerine haberlerin geldiğini iddia eden Bahaeddin Veled Belh’i terk eder terk etmez Allah onun intikamını Harizmşah’tan almıştır. Ancak daha sonra hac yaparak Anadolu’ya gelen ve önce Karaman’da sonra Konya’da yerleşen bu zata bütün halkın ve idarenin iyi davranmasına rağmen Allah’ın askeri olan Moğollar bu halka niçin saldırmıştı bilinmez. Haydi, diyelim ki Harizmşah Mevlana’nın babasını üzmüştü ve belayı bulmuştu. Kendisini ve babasını üzmeyen Selçuklu Devleti’nin günahı neydi? Bahaeddin Veled öldükten sonra Seyyid Burhaneddin halife oldu. Mevlana bir müddet bu zatın terbiyesinde yetişti. Seyyid Burhaneddin, Bahaeddin Veled’ten ne aldıysa Mevlana’ya aktardı. Moğolların Anadolu’ya girerek cinayetler işlediği zamanda Seyyid Burhaneddin Kayseri’deydi. Ortalığı kan gölüne çeviren Moğollar ne hikmetledir ki onun dergahına girince baş eğip teslim olmuşlar, Seyyid’in ayaklarına altın saçmışlardır. Seyyid Hazretleri Kayseri’nin hendeği yanında ilahi şarapla mest olmuş oturuyordu. Moğol askeri de şehri yağma ediyordu. Birden bire heybetli bir Moğol kılıcını çekerek Seyyid’in hücresine geldi. Ona: "Ey! deme, çünkü sen her ne kadar Moğol kıyafetine bürünmüşsen de bizce malumsun. Çünkü ben senin kim olduğunu biliyorum." buyurdu. Moğol derhal atından indi, baş koydu, biraz oturup gitti. Seyyid’in yanında bulunan arkadaşlar o adam hakkında sorguda bulundular. Seyyid "Hırka içinde saklı olan bu adam, tanrı kubbeleriyle örtülü olanlardandır." dedi. Bir an sonra bu adam döndü Seyyid’in ayağına birkaç dinar saçıp başını açtı, mürid olup gitti.10 Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin’den sonra mutlak hakimiyet Mevlana’dadır. Mevlana bu dönemde Selçuklu yönetimine hakimdir ve vezir Pervane Muiniddin’le olan diyaloğu onu her alanda söz sahibi yapmaktadır. Pervane Muiniddin ise yıllarca siyasi alanda kazandığı deneyimlerle sultanları iktidara getiren ya da alaşağı eden birisidir. Öncelikle Mevlana’nın vezir Pervane Muiniddin’e olan hakimiyetini görelim. Borçlu biri Mevlana’ya gelir; ya devlete olan borçlarının bağışlanmasını ya da mühlet verilmesi için Pervane’ye bir mektup yazmasını diler. Mevlana bir şefaat mektubu yazıp adamın eline verir. Pervane mektubu okuyunca bu iş der; divana ait bir iş. Adam Mevlana’ya gelip bu sözü söyleyince, Mevlana: divan Süleyman’ın hükmündedir, Süleyman divanın hükmünde değil, mealinde bir mektup yazıp o adamla gönderir. Pervane mektubu okuyunca adamcağızın borçlarını bağışlatır.11 Adalet hayatını alakadar eden bir başka menkıbe de şudur: Bir gün Mevlana Hazretleri cinayet işleyen ve bir arkadaşın evinde gizlenen bir şahsa şefaat etmesi için Pervane’ye bir mektup gönderdi. Pervane cevabında: bu mesele başka meselelere benzemiyor, bu bir kan meselesidir, diye yazdı. Bunun üzerine Mevlana da: Katile Azrail’in oğlu derler, Azrail’in oğlu kana girmesin, adam öldürmesin de ne yapsın? diye cevap verdi. Pervane bu cevaptan son derece memnun oldu ve buyurdu, katili serbest bıraktılar. Düşmanlarını da öldürülenin kan pahasını vererek memnun etti.12 Görülüyor ki Mevlana vezir Muiniddin Pervane’yi o kadar kontrol altına almıştır ki kendisine yalvaranların isteklerini hallettirmekte; borçlunun borcunu sildirmekte, katilleri bağışlatmaktadır. Dördüncü Kılıçarslan’ın Moğollar tarafından katledilmesi olayı ise yukarıdaki birlikteliği yine sergilemektedir. Bu korkunç cinayet, bir komplonun önceden nasıl tasarlandığını da göstermektedir. Süleyman Muiniddin Pervane’nin babası Mühezibüddin Ali b. Muhammed’in de daha önceden Kösedağ mağlubiyeti üzerine Moğollarla sulh yapan vezir olduğunu hatırlatarak şu rivayeti verelim; Kılıçarslan Aksaray’da Taceddin Mutez’in ziyafetinde bulunurken Moğol beyleri sarhoş olarak Muiniddin Pervane’yi öldüreceği isnatlarıyla Sultana ağır hitaplarda bulunmuş, o da bunların tamamiyle uydurma olduğunu söylemiştir. Bununla beraber Moğollar İtham ve hücumlarına devam ediyor; münakaşalar Kılıçarslan ile Pervane arasında başlıyordu. Ağır sözlerle karşılaşan Sultan, Pervane’ye: İci (ağabey) sen sarhoş musun yoksa afyon mu çektin? Diyerek şaşkınlığını belirtti. Pervane de: Evet senin kötü hareketlerin beni sarhoş ve afyon çekmiş bir hale getirdi. Zira seni Burdur kalesinden çıkarıp saltanat makamına oturttum. Fakat sen bu hizmetlerimi unuttun cevabını verdi. Ertesi gün otağda bir ziyafet verilirken Moğol askerleri de çadırı sardı. Yemekte zehirlenen ve sancıya tutulan Sultan bu durumda Saraya dönmek istediyse de Moğol muhafızları müsaade etmediler. Sultan çadırda yalnız bırakıldı ve yay krişiyle boğularak öldürüldü. Rivayete göre; Sultan boğdurulduğu sırada Mevlana Mevlana diye bağırıyordu. Mevlana o sırada mübarek medresesinde semaya gark olmuştu. İki şehadet parmağını kulaklarına sokarak zurna ve beşaret getirmelerini emretti. Zurna ve beşareti kulaklarına koyup naralar attı ve şu gazeli okudu: Sana, senin bildiğin benim oraya gitme demedim mi Bu yokluk serabı içinde hayat çeşmesi benim.13 Rivayetin devamında dördüncü Kılıçarslan’ın işlerinin dünyada kötü gittiğini ancak ahirette durumunun iyi olacağını söylemektedir. Mevlana’nın zurna peşreviyle kapadığı bu cinayet Mevlana-Muiniddin Pervane ve Moğol işbirliği içinde gerçekleşmiştir. Katledilen padişahın atını, eğerini Moğol hükümdarına gönderen Muiniddin Pervane emri uyguladığını tescillemiştir. Moğollar da bunun karşılığını ona ödemişlerdir. Muiniddin Pervane Moğol hanına öyle nüfuz etti ki Hülagu Pervane için, Kılıçarslan’a: Bundan böyle bir mesele için ondan başka kimse gelmesin, sözünü söyledi. Böylece Muiniddin Pervane on beş yıllık bir devir esnasında Türkiye’de yegane siyasi şahsiyet haline geldi ve Moğollara dayanarak hakimiyetini kurdu. Moğollar Anadolu’daki uzun süreli hakimiyetlerini Mevlana ve ailesine borçludurlar. İşgalcilerin ve anlayışlarının ele geçirdikleri topraklarda tutunabilmeleri için gerekli olan en önemli unsurlardan birisi de orada ağırlığı olan kişiler veya kurumlarla işbirliği yapabilmeleridir. Bahaeddin Veled’e yapılan Harizm eziyeti bu payandalığın başlangıç sebebidir. Ancak sadece bu yeterli değildir. Mevlana’daki makam ve hükmetme hırsı erişilmez derecededir. O arkasına aldığı Moğol desteği ile Anadolu’nun mutlak manevi lideri pozisyonuna gelmiştir. Mevlana’ya göre padişahlık gönül sultanlığıdır, ama kendisine muhalefet edenlere de hiç merhameti yoktur. Yine Eflaki’den bir rivayetle: Bir gün İslam sultanı İzzeddin Keykavus Mevlana Hazretlerini ziyarete gelmişti. Mevlana ona gereği gibi iltifat etmeyip bilgiler saçmakla ve nasihatlarla meşgul oldu. İslam sultanı kul gibi tezellül gösterip: Mevlana Hazretleri bana bir nasihat versin, dedi. Mevlana: sana ne öğüt vereyim. Sana çobanlık vermişler sen kurtluk ediyorsun, sana bekçilik emretmişler sen hırsızlık yapıyorsun, tanrı seni sultan yaptı sen şeytanın sözünü dinliyorsun buyurdu.14 Mevlana’nın bu sözlerinde ikinci İzzeddin Keykavus’a karşı olan tavrı ortadadır. Şüphesiz bu sözlerin arkasında İzzeddin Keykavus’un veziri olan Kadı İzzeddin’nin Ahilere başvurarak Moğollara karşı cihad hareketi başlatması saklıdır. Zaten bu hareket Moğol galibiyeti ile sonuçlanmış, Kadı İzzeddin ve Ahilerden pek çok ileri gelen şahıs, Moğol komutanı Baycu Noyan tarafından idam edilmiştir. Mevlana’nın her ne kadar İslama yeni bir yorum getirdiği söylense de, kendisinden başka yorum getirenlere pek rağbet etmez. Putpereste ve Mecusi’ye, kafire kucak açan Mevlana Hacı Bektaş’a hoş bakmaz. Emir Nureddin bir gün Mevlana Hazretleri’nin hizmetinde Hacı Bektaş’ın kerametlerinden bahsediyordu: Bir gün Hacı Bektaş’ın hizmetine gittim. O dış görünüşe hiç saygı göstermiyor, şeriata uymuyor ve namaz kılmıyordu. Ona namaz kılmanın mutlaka gerekli olduğunu söyledim. O: git su getir de abdest alayım ve taharet edeyim, diye buyurdu. Testiyi kendi elimle çeşmeden doldurup önüne getirdim. Maşrapayı alıp bana verdi ve: Dök dedi. Onun eline su döktüğüm vakit berrak suyun kan olduğunu gördüm ve şaştım kaldım. Bunun üzerine Mevlana: Keşke kanı su yapsaydı çünkü temiz suyu kirletmek o kadar büyük bir hüner değildir. Hemen o anda Nureddin baş koyup Hacı Bektaş’a gösterdiği rağbetten vazgeçti.15 Bu örnekler çoğaltılabilir. Mevlana’nın hayatı dergahın içine gizlenmiş hırslarla doludur. Ne yazık ki babasından kendisine geçen bu anlayış daha sonra peşinden gelenlere miras kalmıştır. Moğollar, Mevlana’nın ve neslinin manevi iktidarları boyunca siyasi iktidarlarını Anadolu’da korumuşlardır. Mevlana’nın torunu olan Ulu Arif Çelebi de bu sadakatini devam ettirmiş, Moğolların istilasını Allah’ın takdiri görmüş, Bahaeddin Veled’i ağırlayan Karamanlılar yerine Moğolları tercih etmiştir. Konya Karamanlıların elinde bulunduğu devirde Çelebi Hazretleri, Moğol askeri istediği için, Karamanlıların canları sıkılıyor ve daima: biz sizinle komşu ve sizi sevenlerden olduğumuz halde siz bizi istemiyorsunuz da Moğolları istiyorsunuz, diyorlardı. Bunun üzerine Çelebi de: Biz dervişleriz. Bizim nazarımız Tanrının iradesine bağlıdır. O kimi ister ve memleketi kime verirse biz de onun tarafındayız ve onu isteriz.16 Yazımı Moğolların işgal sırasında Mevlevilere ve onların işaret ettikleri noktalara dokunmadıklarına dair bir bilgiyle devam ettirmek istiyorum. Moğollarla Mevlana arasında bir parola var mıydı? Aşağıdaki rivayet bunu göstermektedir. Mehmet Seyyid Abadi’den şöyle rivayet ettiler ki: Harman zamanı idi. Büyük bir buğday harmanım vardı bu sırada birdenbire Moğol askeri Konya sahrasını kapladı, harmanları darmadağın edip yağmaya verdi. Mevlana, bana bir ferace giydirmişti. Hizmetçiye: o mübarek feraceyi buğday yığınının üzerine at da uğuru ile buğday yığınımıza bir şey olmasın diye emrettim. Tanrı daha iyi bilir ve şahit olarak o kafidir ki yakın ve uzak bütün komşularımızın buğdaylarını yağma ettiler; fakat ne biri bizimkinin etrafında dolaştı ne bir saman çöpü kayboldu ve ne de bir tane götürdüler. Sonra hepsini şehre taşıdım ve sofra sofra misafirlere ikram ettim. Şehre inince Mevlana’ya gittim. Gülerek beni karşıladı ve: eğer Ahi isteseydi onların hepsi kurtulurdu.17 Bu rivayeti okuduktan sonra birileri Mevlana’daki iman gücünden kaynaklanan kerametin Moğollara karşı koruyuculuk sağladığını savunabilir. Ancak ilginçtir ki kendisine bağlı olanları koruyan keramet ne yazık ki Moğollara muhalif olan Ahilere bir koruma sağlamamış, ferace sadece kendi yandaşlarının harmanlarına örtülmüştür. Kendisine ve müritlerine uygulanan dokunulmazlıktan sonra bununla yetinilmemiş ve mutlak koruyuculuk ilanıyla ilahlığını bir kere daha ilan etmiştir. Mevlana hazretleri sık sık buyuruyordu ki bundan sonra Konya şehrine Medinetü’l Evliya lakabını veriniz. Çünkü bu şehirde her kim dünyaya gelirse veli olur. Baha Veled’in mübarek cismi ve onların nesli bu şehirde bulundukça bu şehre kılıç işlemez ve düşmanı sonuna kadar kalamaz, yok olur. Ahir zamanın afetinden masum kalır... Bizim mana ve sırlarımız bütün dünyayı tutacak. Bundan başka: Konya şehrinde neslimizi inkar eden bir kavim oldukça bu şehrin insanları rahat etmeyecekler, buyurdu.18 Bu sözleriyle şehrin korunmasını Allah’a değil de kendi sülalesine mal eden Mevlana, düşünce tarzına muhalif olanlara karşı halkı kışkırtacak ifadeleri kullanmaktan çekinmemiştir. Verdiğimiz örneklerde ve açıklamalarımızda Mevlana’nın ve babasının peşinden gelen nesliyle beraber emperyalizmle nasıl barışık yaşadıklarını gördük. Çok ilginç olan bir belgeyle yazıma devam etmek istiyorum. Ajanlığın neredeyse genetik olduğuna bu gördüklerimden sonra inanasım geliyor. Ama Allah’ın yarattığı bu insanın yeryüzüne gelişindeki masumiyet durumunu belirterek bu düşüncemi bir kenara bırakıyorum. Bu belge Mevlana’nın 22 nesil sonrası torununun 1956 yılında Suriye’de dedesi gibi faaliyet gösterirken sınır dışı edilişini anlatmaktadır. Gazeteci Emin Çölaşan 12 Temmuz 1981 tarihli Milliyet gazetesinde şu satırları yazdı: 1933 yılında inci gibi bir el yazısıyla Atatürk’ten iş isteyen Mevlana’nın 22. torunu, cumhurbaşkanının dikkatini çekiyordu. Bu genç daha sonra Halep Mevlevi tekkesinde görev alıyor, Halep konsolosluğumuzda mahalli katip olarak çalışıyor ve 1956 yılında Suriye hükümeti tarafından zararlı çalışmaları gerekçe gösterilerek sınır dışı ediliyordu.19 Ortaya koyulan bu gerçekler hayal mahsulü değildir. Şüphesiz araştırmalar ilerledikçe yeni kaynaklar ortaya çıkacaktır. Ancak şu var ki yediyüz küsür yıldır putlaşmış Mevlana sorgulanmaya başlanmıştır. Bize göre Mevlana’nın eserlerinde mevcut olan ahlak dışı sözler ve ajanlık ortaya koyan ifadelerden daha tehlikelisi tasavvufun oluşturduğu şirk akidesidir. Bu Yunus’ta da Hacı Bektaş’ta da, Hacı Bayram’da da aynıdır. Mevlana bunu en iyi kullananlardan birisidir. Günümüzde tasavvuf menşeli anlayışların da Mevlana gibi sistemin nimetlerinden istifade ettiğini ve onlar hesabına fetvalar ürettiğini görüyoruz. Şayet insanlar Kur’an’a yönelip bu şeytani yollardan hakikate bilinçle yönelmezlerse bireysel ve toplu olarak belli odakların malı olacaklardır. Mevlana’nın Moğollarla olan diyaloğunu ve Moğolların da ondan ne kadar müstefid olduklarını gördük. Mevlana öldü ama günümüzün zorbaları ve emperyalistleri, Kur’an’ın tanımladığı İslam yerine Mevlana tipi İslamı önümüze koymakta ve biz bununla uyutmaktadırlar. Bu yüzden yıllardır Kur’an’ın oluşturduğu kardeşlik yerine batının Mevlana ile bize paketlediği hümanizmi kullandık durduk. Dipnotlar 1- PERİNÇEK, Doğu, Din ve Laiklik Üzerine, s. 261-262 2. Mesnevi, MEB Yay. 5.c., s.111-118 3- Age. s. 272-273 4- Age. s. 205-206 5- Mesnevi, MEB Yay. 4.c., s.326 6 - En’am: 93 7 - Mevlana Ailesinde Türk Milleti ve Devleti Fikri, Kültür Bakanlığı, s.20 8- 723. Vuslat Yıldönümü, TC Konya Valiliği, s.8 9- Mevlana Ailesinde Türk Milleti ve Devleti Fikri, Kültür Bakanlığı, s.120-121 10- Age. s.121 11- Age. s. 356 12- Age. s. 463 13- Age. s. 465 14- Age. s. 505 15- Age. s. 515-516 16- Age. s. 567 17- Age. s. 90-91 18- Age. s. 169-170 19- Age. s. 17 |
bir copy pste yazı daha ...
|
Copy bile olsa kendi fikirleride var... Üstelik islamı temsil eden önemli isimlerin nasıl islamla çeliştiğini göstermesi açısından da büyük faydası var. Bu sitede bir babayiğit çıksında islamı temsil eden sadece, Muhammed ve kurandır desin. Deme gafletini göstersin bakalım! İslamla özdeşleşmiş ama kuranla çelişen, Hatta mezhep haline gelmiş, Arkasından büyük müslüman kitleleri sürüklemiş bir düzine islam alimi vardır. Onların durumu Mevlanadan farklımıdır? Kurana mı inanalım yoksa ona inananların dahi emirlerinden uzaklaşıp farklı akımlara kapılmalarında ki çelişkilere mi?
İslam ve diğer dinler İLAHİ ve kusursuz olsaydı bu tip bölünmeler asla yaşanmaz, İnsanlar kendi mantıklarına göre bir takım kurallar koyup bir kısmını yok saymadan iman ederdi. |
mevlana 'nın sözlerinden bir demet ;
"başkalarına imrenme, çok kimseler vardır ki senin hayatına imrenirler. "cahil olanların merhameti ve lütfu azdır." "gülün dikene katlanması onu güzel kokulu yaptı." "her kanat denizi aşamaz." "herkesin bakmadığı yönden bak dünyaya." "içte ki kiri su değil, ancak gözyaşı temizler. " "insana aradığı şeye bakılarak değer biçilir." "insanin kanadı, gayretidir." "kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar." "kimseden sana kötülük gelmesini istemiyorsan fena söyleyici, fena öğretici, fena düşünceli olma." "köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez." "körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma." "kötü adın çirkinliği harften, deniz suyunun acılığı kapatan değildir." "muhabbet ve merhamet insanlığın, hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır." "su ateşe galiptir, ancak bir kaba girerse ateş suyu kaynatır, yok eder." "tuzağa saçtığın taneler cömertlik sayılmaz ki |
kaynağıda : http://www.guzelsozler.com
|
Dünya Dönüyor...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "insani değerlerin kaybolduğu ve kısır politik çekişmelerin yaşandığı dünyada, Hz. Mevlana'nın aydınlığına her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu" söyledi 13.12.2004 Konya
|
mesnevi “İslami bir eser" midir?
2. cild eşcİnsellİk 3155.-3160 beyitler 137-138. sf. 4. cild allah’tan vahİy aliyorum; 1850-1855. beyitler sf. 151 2245. beyit sf.178 ayrıca bknz. sf. 326 müstehcen fikra; bir kadın’ın kocasının önünde aşığıyla oynaşmak istemesi 3545-3550. beyitler sf. 283 5. cild kabak hİkayesİ; bir hanımefendi,bir hizmetçi ve bir eşek...İhtirasın acı sonuçları... 1335-1420. beyitler 112-118.sf oğlanci hİkayesİ; bir adam ve birlikte olduğu oğlanla sohbeti... 2497-2515. beyitler 205-207.sf cuha'nin kadin kiliğina gİrmesİ hİkayesİ mesnevi kahramanı cuha'nın kadın kılığına girip hamamda bir kadına cinsel organını elletmesi... 3340-3425. beyitler 272-273.sf kadinin eşeğe İmrenmesİ hİkayesİ bir kadının eşeklerrin çiftleşmelerini izleyip eşeği arzulamasının öyküsü... 3390-3395.beyitler 277.sf baba İle kizi arasinda cİnsel İlİşkİ üzerİne bİr sohbet... 3716-3736.beyitler 302-304.sf bİr sultanin bİr carİyeye düşkünlüğü carİyenİn yolda köleyle evde sultanla maceralari... 3831-4025.beyitler 312-326.sf sayfa numaraları için-meb baskısı veled İzbudak-abdulbaki gölpınarlı çevirisi esas alınmıştır. ancak beyit numaraları farsça orijinal metinde ve tüm çevirilerde aynıdır... |
peygamberler mİ üstündür evlİyalar mi?--- mesnevi’den
4. cild; beyit 1847--- tarihçiler, bunu duyunca bayezid’in tayin ettiği zamanı yazdılar. adeta şişe benzeyen kamış kalemlerini kebapla bezediler. beyit 1848 --- tanı o zaman, o tarih gelip çatınca o padişah doğdu... devlet satrancını oynadı! beyit 1849 --- bayezid’in ölümünden sonra yıllar geçti, ebu’l hasan dünyaya geldi. beyit 1850 --- o, padişah ebul hasan’ın ihsanına, kıskanmasına ait huylar söylediyse aynen zuhur etti. beyit 1851--- çünkü onun önünde giden levh-i mahfuzdur... neden mahfuzdur o levh? hatadan! beyit 1852 --- bu ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya... allah, doğrusunu bilir ya, allah vahyidir! beyit 1853 --- sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir. beyit 1854 --- sen istersen onu gönül vahyi farzet... gönül zaten onun nazargahıdır... gönül, ona agah olunca nasıl hata eder? açiklama 1851-1854. beyitlere şerh abdülbaki gölpınarlı sofiler, kalblerinde doğan ilahi bilgiye, yahut keşfe “varidat- allah’tan gelenler” derler. onlarca erenlerin sözleri de vahiyden başka bir şey değildir. hatta nübüvveti yani peygamberliği iki kısma ayırıp bir kısmını, “nübüvvet-i teşriyye- şeriat kuruculuk peygamberliği”, bir kısmına da “nübüvvet-i tarifiyye- şeriatı anlatan, İlahi sırları anlatan peygamberlik” derler. her veli ve bilhassa zamanın sahibi olan kutup, nübüvvet-i tarifiyye ile peygamberdir, fakat hz. muhammed’e hürmet ve şeriat edebine riayet bakımından peygamberim diye meydana çıkmaz. bu inanışın ileri gidişinden veli, nebi’den üstündür akidesi çıkmıştır. nebide bir peygamberlik bir de velilik vardır; peygamberlik allah ile kul arasında vasıta oluştur, bu bakımdan peygamber, peygamberliği itibariyle halkla uğraşır. halbuki velilik hak’la olan muameledir. bu yüzden peygamber’in veliliği, peygamberliğinden üstündür diyenler olduğu gibi şeyh-i ekber diye anılan muhyiddin-i arabi gibi “hatem-i velayet” olduğunu iddia ederek veliliğin, bütün peygamberlere feyiz verdiğini ve kendisindeki velayetin, hz. muhammed’in velayeti olup ondan ayrı olmadığını söyliyen ve adeta peygamberlik iddiasına girişenler de vardır. peygamberliğin kisbi, yani süluk ile kaanılır bir mertebe sayanları ve binaenaleyh hz. muhammed’in “hatem” yani somn peygamber oluşunu tevil edenleri bile bulunmuştur. hicri 587’de (1191) haleb’de öldürülen şeyh şihabeddin-i maktul de bu inanıştaydı. mevlana da bu beyitlerde mesnevi’nin vahiy olduğunu söylüyor. zaten 6 cildin umum dibacesi (açıklaması) sayılan birinci cildin dibacesinde de bunu apaçık söylemektedir. “menakıb’ül arifin” de şöyle bir hikaye var: “bir gün sultan veled buyurdu ki: dostlardan biri babama şikayette bulundu ve alimler mesnevi’ye neden kur’an diyorlar diye benimle bahse girişti; ben de kur’an’ın tefsiridir deyince babam bir lahza susup sonra a sersem dedi, niçin olmasın? a eşek, niçin olmasın? a ****** kardeşi niçin olmasın? peygamberlere verilen harfi zarflarda allah sırlarının nurlarından başka bir şey yoktur ki. allah sözü, onların temiz gönüllerinden biter, ırmağa benzeyen dillerden akar. İster süryanice olsun, ister seb’ul mesani dilince... İster İbranice olsun... İster arapça!” (üçüncü fasıl) bu kitapta buna benzer bir çok hikayeler vardır ki mesnevi’nin yazıldığı tarihten itibaren allah vahyi olarak tanındığını gösterir. mesnevi kariileri (okuyucuları), mesnevinin sonunda, önce “ululuk sırlarını keşfeden mevlana’mız böyle buyurdular” demek olan: “İnçünin fermud mevlana-yı ma kaşif-i esrarha-yı kibriya” beytini okuyup sonra 1852. beyti okumak suretiyle dersi bitirirler. mesnevi 4. cild sf. 326 açıklama meb yay. |
MENAKIB’ÜL ARİFİN (Arifler’in Menkıbeleri)
Yine Sultan Veled buyurdu ki: Bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. (Bu arada) “Halis Mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela: Bir adam Beyazid (Bistami)’nin müridlerinden birine “Senin şeyhin mi büyük, yoksa Ebu Hanife mi?” diye sordu. Mürid “Benim şeyhim” diye cevap verdi. (Nihayet) o birer birer bütün sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden büyük olduğunu söyledi. Sonra “Muhammed mi büyük, senin şeyhin mi?” dedi. En sonunda “Allah mı büyük, yoksa senin şeyhin mi diye sordu? Mürid “Ben Allah’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam, hep onu tanırım.” dedi. Başka bir müritten de “Allah mı büyük yoksa senin şeyhin mi?” diye sordu. Bu mürid de “Bu iki büyük arasında hiçbir fark yoktur” dedi. Ariflerden biri de “Bu iki büyükten daha büyük biri lazımdır ki o farkı ortaya koysun” demiştir. Nitekim buyurmuştur. Şiir: “ Allah görünmediği için peygamberler onun naibi olmuşlardır. Hayır böyle de değil. Bu naible, naibin, naibliğinde bulunduğu kimseyi ayırmak çirkin şeydir. Burada ikilik yoktur.” (Cilt 1, Sf. 324-325) ********************* Yine dostların olgunlarından nakledilmiştir ki: Bir gün kıskanç fakihler inkar ve inatları sebebiyle Mevlana’dan: “ Şarap helal mıdır veya haram mı?” diye sordular. Onların maksadı Şemseddin’in şerefine dokunmaktı. Mevlana kinaye yolu ile “İçse ne çıkar: Çünkü bir tulum şarabı denize dökseler deniz değişmez ve denizi bulandırmaz. Bu denizin suyu ile abdest almak ve onu içmek caizdir. Fakat küçücük havuzu şüphesiz bir damla şarap pisletir. Böylece tuzlu denize düşen herşey tuz hükmüne girer. Açık cevap şudur ki, eğer Mevlana Şemseddin şarap içiyorsa, herşey ona mübahtır. Çünkü o deniz gibidir. Eğer bunu senin gibi bir kızkardeşi fahişe yaparsa, ona arpa ekmeği bile haramdır.” Buyurdu. (Cilt 2, Sf. 72) ********************** Yine buyurdular ki: Mevlana Şems-i Tebrizi’nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems Hz.lerine kızıp Meram Bağları tarafına gitti. Mevlana hz.leri Medresenin kadınlarına işaretle: “Haydi gidin, Kimya Hatun’u buraya getirin. Mevlana Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır” buyurdu. Bunu üzerine kadınlardan bir grup, onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlana, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlana bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramaya hazırlanan kadınları da henüz gitmemişlerdi. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı- kocanın oynaşmalarına mani olmamak için Medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems: “İçeri Gel!” diye bağırdı. Mevlana içeri girdiği vakit, Şems’den başkasını göremedi. Bunun sırrını sordu ve “Kimya nereye gitti?” dedi. Mevlana Şems: Tüce Allah bizi o kadar sever ki, istediğimiz şekilde yanımıza gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi.” buyurdu. İşte Beyazid-i Bistami’nin de hali böyle idi. Allah ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü. (Cilt 2 Sf. 69-70) KAYNAK: “MENAKIB’ÜL ARİFİN” Ariflerin Menkıbeleri Ahmed Eflaki terc: Tahsin Yazıcı, MEB yay. 1953 |
mevlâna'nın eserlerleri
mesnevi : mesnevi tarzında yazıldığı için bu adla anılan eser 6 cilttir. 25.618 beyitten oluşan mesnevi'nin ilk 18 beyitini mevlâna bizzat yazmış, kalanının böyle bir eserin yazılmasını isteyen halifesi husammeddin çelebi'ye doğaçtan (irticalen) yazdırmıştır.eser tasavuffa ilişkin bilgileri, özellikle "varlık birliği" öğretisini kapsar.çağrışım temeline dayanan mesnevi'de konulara uygun ayet ve hadislerden söz edilir,menkıbeler,hikâyeler anlatılır.çoğu defa hikâye içinden başka hikâyeler çıkar. divan-ı kebir veya külliyet-ı şems : aruz vezninin 24 ayrı bahrinde yazışmış 24 divandan oluşur. mevlâna'nın şiirlerinde çoğunlukla şems mahlasını kullanması dolayısıyla külliyat-ı şems diye de anılan divan-ı kebir'de 2.073 gazel ve 1.791 rübai bulunmaktadır. fihi ma fih : mevlâna'nın çeşitli konulardaki konuşmalarının derlenmesiyle oluşmuştur. mektubat: mevlana'nın çeşitli vesilelerle yazdığı 147 mektuptan oluşur. mecali-s seb'a : mevlâna'nın yedi öğüdü adıyla yayınlanmıştır. |
nice insanlar gördüm, üzerlerinde elbise yok
nice elbiseler gördüm, içinde insan yok... |
mevlananın 7 öğüdü :
1. cömertlik ve yardım etmekte akarsu gibi ol 2. şefkat ve merhamette güneş gibi ol 3. başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol 4. hiddet ve asabiyette ölü gibi ol 5. tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol 6. hoşgörülükte deniz gibi ol 7. ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol Bunlara karşı çıkabilen var mı ? |
BUNLARIN KÖTÜ OLDUGUNU SANA KIM SÖYLEDIKI VEYA AKSINI IDDAA EDEN ?
|
Mevlana eleştirilmez değil. Muhyiddin-i Arabi eleştirilmez değil. İmam Gazali, Said Nursi, Bayezid-i Bestami, Şah Geylani vs. Hiçbiri eleştirilmez değil. Ancak su-i edepten kaçınmak lazım. Eleştirinin hakkaniyetini nereye dayandırdığımız önemli. Neye göre eleştiriyoruz? Kuran'a göre mi kendi kafalarımıza göre mi vs.
Ancak atlanmaması gereken biryer daha var. Eleştirdiğimiz hususları kendi önkabullerimizin delili olarak sunmamalıyız. Öyle olursa aynı şey bir başkası için de zıddı oranında eleştirilir ve senin haksız diye gösterdiğin şey başkası tarafından haklılandırılıverir. Bu tehlikeli olur. Bugün içimizde farsça bilen olduğunu zannetmiyorum. Bu, şunun için önemli. Mevlana kadar tahrife uğratılmış insanlar İslam Tarihinde çok azdır. "Mesnevimizde Vahdetten başka birşey görürsen o puttur." diyen Mevlana'nın kendisi ve orijinal nüshalarda geçen bir ibare. Konya Büyükşehir Belediyesi bu konuda büyük iş yaptı ve orijinal nüshaları yeniden piyasaya kazandırdı. Abdülbaki Gölpınarlı elinden geldiğince tahrif etmiştir mesela Mesneviyi. Menakıbul Arifin baştan sona saçmalıklar edebiyatı. Mesneviyi de gölpınarlı efendi neredeyse okuyanları güldürecek bir duruma sokmuştur. Tahrifata dikkat etmek lazım. MenakıbulArifin'e bakarak Mevlana hakkında hükme varmak, bütün çiçekleri devetabanıyla aynı zannetmek gibi birşey. "Ben yaşadığım sürece Hz. Muhammed'in yolunun tozuyum." diyen bir adama, insanları tenperestlikten kalp ve ruhun hayat derecesine yükseltme misyonunu gerçekleştirmeye çalışan bir adama homoseksüellik isnad etmek hele de buna delil olarak Mesnevi'den birşeyler getirmeye çalışmak doğru olmaz. Diğer taraftan kendi dönemi ve özsel gerçekliği için de "Şatahat"a da dikkat etmek lazım. Zahiren küfür gibi görünen sözlerin sahibini gene zahiren kafir olarak görmek ve bu konuda bir hüküm vermek ancak bu küfrün müeyyidelerinin uygulama alanı bulduğu bir toplumda gerçekleştirilmeli. Aksi taktirde bir adamı küfürle itham etmenin de bir anlamı olmayacaktır. Eleştirilmez, eleştirilerin saçma demiyorum. Ama daha gerçekçi ve daha üsturuplu yani usulüne uygun olmalı. |
ben eleştirilmez demedim olumsuz tarafları kadar olumlu taraflarını da ortaya
koyun ki insanlar doğru bilgilensin diye düşünüyorum |
NITEKIM HZ MEVLANA DA SONUÇDA BIR INSAN OLDUGUNU UNUTMAYALIM ONUNDA HATALARI OLACAK TABIIKI ... HATASIZ KUL NERDE ? VE HATALARINI ORTAYA ÇIKARARAK NEYI ISBATLAMAYA ÇALISIYORUZKI ? INSANLAR MAALESEF BÖYLE KENDI HATALARINI DÜZELTECEKLERINE BASKASINI DÜZELTMEYE ÇALISIYORLAR ...
|
Sevgilşi Aliminyum ilgili beyitleri bizahmet orjinalinden türkçeye çevirsenizde biz de okusak.
|
27.04.2002 Tarihli "Ceviz Kabuğu" programına, konuyla ilgisi dolayısıyla Prof. Dr. Mikail Bayram’da katıldı. Telefon bağlantısı ile yayına katılan ve Mevlana ve Mevlevilik üzerine görüşlerini aktaran Bayram, program sunucusunun daha önce hiç duymadığı fakat İKTİBAS okurunun yakındığı bildiği görüşlerini söyleyince "kızılca kıyamet" koptu. Bu ilginç tartışmayı bilgilerinize sunmakta yarar gördük.
HULKİ CEVİZOĞLU- Profesör Doktor Mikail Bayram hattımızda. İyi geceler Sayın Bayram. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- İyi geceler efendim. HULKİ CEVİZOĞLU- Buyurunuz, sizin bir bilim adamı olarak görüşlerinizi rica ediyorum; Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanısınız, buyurun. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, öncelikle oradaki konuşmacı arkadaşları selâmlıyorum ve anladığım kadarıyla da, bana, daha çok Mevlana ve Mevlana etrafındaki oluşumlarla ilgili sorular tevcih ediliyor. Bu münasebetle adımdan söz edildi, onun için ben bu konuya yönelmek durumundayım. Tabiî, bu konuyu işlerken de, elbette tarihçi olmam hasebiyle tarihî olaylarla paralel olarak konuyu izah etmeye çalışacağım. Az önce konuşmacılar da söylediler, 1243 yılında Moğollar Kösedağ zaferini kazandıktan sonra Anadolu'yu istila ettiler. Hatta Erzurum'da, Erzincan'da, Tokat'ta, Sivas'ta, Kayseri'de büyük katliamlar yaptılar, yağma hareketleri yaptılar ve özellikle Tokat'ta, Moğol Ordu Komutanı Baycu Noyan Kayseri'yi muhasara ettiği zaman, Kayseri çevresinde toplanmış olan Moğol askerleri arasında Mevlana'nın hocası Şems-i Tebrizî'nin müritleri de mevcut idi. Bunlara Kalenderiler tabir ederler. Şems-i Tebrizî bir Kalenderi dervişidir, bir Kalenderi şeyhidir. Hatta bu Kalenderiler, Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açıp şehre girmeye çalışıyorlardı. Ve şehre girdikten sonra da Moğollar burada çok büyük bir katliam yaptılar. Eğer tarihçiler mübalâğa etmiyorlarsa, onbinlerle ifade edilen Ahi ve Türkmenler burada katliama tâbi tutuldular. Ahiler ve Türkmenler burada katliama tâbi tutulurlarken, Mevlana'nın hocası olan Kayseri'deki Seyyid Burhaneddin'in, eteğine paralar, altınlar saçtılar. Buradan şunu demek istiyorum: Kalenderi dervişler ve Mevlana'nın hocaları olan kişiler çok daha önceden Moğollarla irtibat hâlindeydiler ve Moğollarla teşriki mesai ediyorlardı ve özellikle de Şems-i Tebrizî ve Şems-i Tebrizî gibi olan bazı kişileri de ajan olarak istihdam ediyorlardı. Olay sadece Mevlana'yla sınırlı değil, Şems-i Tebrizî'yi de ajan olarak kullanıyorlardı. Şems-i Tebrizî Moğol ajanı idi ve Moğol ordularının içindeydi. HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, siz kocaman bir Üniversitenin Tarih Bölümü Başkanısınız. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet efendim. HULKİ CEVİZOĞLU- Tarihî bir bilgiyi veriyorsunuz, kaynağınızı da verin lütfen. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Kaynağını da vereyim. Bakın, İbni Bibi, Cavlaki dervişleri Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açmaya çalıştıklarını İbni Bibi söyler. Tarihî vesikaları da o zaman yeri geldikçe söyleyeyim. Ve yine Mevlevî kaynaklar, Moğollar Kayseri'de bu kadar büyük bir katliam yaptıktan sonra Seyyid Burhaneddin'e paralar verdiler ve nitekim Seyyid Burhaneddin'in türbesini de, bu olaydan iki sene sonra Seyyid Burhaneddin vefat etti, Seyyid Burhaneddin'in türbesini de Moğollar inşa ettiler. HULKİ CEVİZOĞLU- Şems-i Tebrizî'nin Moğolların ajanı olduğunu söylediniz, onun kaynağını sormuştum. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Şimdi ona geleceğim. Şimdi mademki kaynağını soruyorsanız hemen söyleyeyim. Bakın, Şems-i Tebrizî'nin "Makalât" diye bir eseri var. Şemsi Tebrizi'nin Makalât'ını okursanız, orada birçok yerlerde Moğollar'la ilgili olarak Şems-i Tebrizî Moğollara muhalif olanlarla mücadele etmektedir. HULKİ CEVİZOĞLU- Ama, yani bu ajan olmasını mı gerektiriyor? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet, Moğolların aleyhinde bulunanlara şiddetle hakaret ederek onları susturmaya çalışmaktadır. HULKİ CEVİZOĞLU- Burada bu mu kaynağınız? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet, budur kaynağım; ama ileride yine kaynaklarımı söyleyeceğim. Mevlana'ya gelince kaynakları daha detaylandıracağım. HULKİ CEVİZOĞLU- Ama yapmayın; yani bugün de, işte Avrupa Birliği konusunda bilim adamları, gazeteciler farklı görüş savunuyor, birbirlerini eleştiriyorlar, suçlayanlar var; o zaman birbirlerini eleştiren insanlara hep ajan mı diyeceksiniz? Yani, Tarih Bölümü Başkanı bir profesör olarak Şems-i Tebrizî'nin Makalât eserinde Moğollara övgüler var ve onlara karşı çıkanlara ağır eleştiriler var diye, siz buradan yola çıkarak bir bilim adamı duyarlılığıyla, sorumluluğuyla Şems-i Tebrizî'yi ajan olarak mı değerlendiriyorsunuz? Sayın Bayram... PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- ... Moğolların ajanıdır demektir. Nitekim, bir kaynak da söyleyeyim size... Teşriigulervah adında bir eserimiz var. Bunu yazan Anadolu'lu bir kadıdır. O kadı, bazı şeyhlerin, bazı dervişlerin, özellikle de Kalenderi dervişlerin Moğollara ajanlık görevi yaptıklarını söylüyor. Meselâ Barak Baba'yı söylüyor, adını vererek, "Bu Kalenderi derviş Moğolların ajanıydı" diyor, "Mahmut Han’ın ajanıydı" diyor. HULKİ CEVİZOĞLU- Mevlana'ya gelelim; Şems-i Tebrizî'yi konuşuyoruz, onu söyleyin. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Şems-i Tebrizî'yi konuşalım. Şems-i Tebrizî, Makalât'ında birçok yerlerde, bir yerde değil birçok yerlerde Moğolların aleyhinde konuşanları susturuyor. Moğollara alt yapı yapmaya çalışıyor, Anadolu insanını Moğollara itaat etmeye çağırıyor. Mevlana da bunu yapıyor. HULKİ CEVİZOĞLU- Yani buradan ne sonuç çıkar ki?.. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Dolayısıyla, "Mevlana Moğol ajanı olamaz" çırpınışları, bu çırpınışlar boşa olan çırpınışlardır, hiç kimse bunu inkâr edemez. Bakın,Mevlana "Fihi Mâ Fih" adlı eserinde, eğer önünüzde varsa açıp okuyun, ben tercümesinden söyleyeyim, sayfa 100-103 sayfaları; orada Moğolların Reisi Cengiz Han için diyor ki Mevlana; Cengiz Han, Allah'tan mesaj aldı ve Allah'tan aldığı mesajla Cenabı Allah Cengiz Hana demiş ki, "Halkını, kavmini topla, şu zalim Harzemşahlar ülkesine yürü, onları kahret." Dolayısıyla, bakın bu olay, bu olayı Mevlana'nın kendisi anlatıyor, başkaları Mevlana hakkında anlatmış değil bunu. Ve az önce siz söylediniz, Mevlana'nın Moğollar hakkında söylediği bir söz söyleyin dediniz, işte ben onu söylüyorum. Bu sadece bir tanesidir. HULKİ CEVİZOĞLU- Peki nasıl oluyor Sayın Bayram, nasıl oluyor, bu dediğinizi belki başka kaynaklarla da destekleyeceksiniz, eğer ikna olmazsa Sayın Zeybek de sorar size, ben de şimdi soruyorum; peki, bunların doğru olduğunu varsaysanız bile, nasıl oluyor da bu kadar tutulabiliyor Mevlana, bu kadar gönüllerde yer edebiliyor? Bunun açıklaması şu mudur... Biz 2002 yılında yaşıyoruz, bu olay 1243 yılında ya da ne bileyim 13'üncüyüzyılda olmuştur, yani "o güne bakarak bugün değerlendirme yapmak yanlıştır" şeklinde mi cevap veriyorsunuz? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Oraya da geleyim, Fakat, öncelikle elimize aldığımız bu konuyu, bu meseleyi bir hâlledelim, çünkü çok itirazlar oldu, bu meseleyi biraz vuzuha kavuşturayım. Şimdi, Şems-i Tebrizî 1244 yılında Konya'ya geldi, Mevlana ile görüşmeleri oldu. HULKİ CEVİZOĞLU- Bir şey soracağım, pardon. Bu görüşlerinizi, söylediklerinizi ve şu anda söyleyeceklerinizi bilimsel plâtformlarda daha önce tartıştınız mı? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Tabiî tabiî, yazdım ben bunları, ben bunları defalarca yazdım. HULKİ CEVİZOĞLU- Bunları ilk defa söylemiyorsunuz yani. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hayır efendim, ilk defa söylemiyorum, 30 senedir yazdım... HULKİ CEVİZOĞLU- Nasıl tepkiler aldınız diğer bilim adamlarından? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hulki Bey, 30 senedir bunları yazıyorum, bugüne kadar bir Allah'ın kulu bir satır cümleyle bana itiraz edemedi, itiraz etmeleri de mümkün de değildir. Şimdi bakın, Mevlana'nın eserinden örnekler vereyim, çok önemli bir örnek vereyim. Moğol Hükümdarı, İlhanlı Hükümdarı Hulagu Han Bağdat'ı fethettikten sonra, Bağdat'ta son Halifenin oğlu Ez-Zahir Billah Mısır'a kaçtı ve Baybars ile birlikte Mısır'da halifeliğini ilân etti. Şimdi Mevlana Mesnevî'sinde "Mısır Halifesinin Hikâyesi" diye bir hikâye anlatır ve çok terbiyesizce bir hikâyedir, ben burada ifade etmiyorum. Çünkü, o kabak hikâyesinden daha edep dışı bir hikâyedir. Orada meselâ Mevlana Sultan Baybars'ı ve Mısır'a kaçan Ez-Zahir Billah'ı tahkir ediyor, rezil etmeye çalışıyor ve böylece Hulagu Hanı desteklemeye çalışıyor. Bakın yine Mevlevî eserlerde, Menakıbıl Arif'inde anlatıyor, bunu teyiden başka bir şey de var. Menakıbıl Arif'inde diyor ki, Mevlana etrafındakilere şu mesajı veriyordu: Diyordu ki, "Hulagu Han Bağdat'ı muhasara ettiği zaman askerlerine emir verdi, üç gün üç gece atlarına ve askerlere yemek yedirmediler, atlara su ve ot yedirmediler, yem vermediler. Atların tutmuş olduğu bu oruç hürmetine Cenabı Allah Bağdat'ın fethini Hulagu Hana müyesser kıldı." Bunu Mevlana anlatıyor, Mevlana'dan naklen veriyor. Başkaları bunları yazıp da Mevlana'ya veya Mevlana'nın çevresine iftira etmiş veya hakaret etmiş değil, bunları kendi eserlerinde yazıyorlar. Sonra Mevlana'nın kişiliği ve şahsiyetiyle ilgili de bir şeyler söylendi. Mevlana, Mansur Hallaç gibi, Bayezdid-i Bestami gibi, Ebul Hasan Garagani gibi, Şakıki Belkı gibi İranlı, İran kültürünün ürünü olan mutasavvıfların yolunda bir mutasavvıftır ve bu mutasavvıflar Hulûliye mezhebindendir, Mevlana da Hulûliye mezhebindendir. Bakın, Meslevî'sinde Bayezid-i Bestami hikâyesi var. Orada Mevlana Hulûl felsefesini anlatır. HULKİ CEVİZOĞLU- Ne demek Hulûl felsefesi? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hulûl felsefesi, yani Allah insanlara hulûl eder. Bu Hristiyanlıktan gelme bir inançtır da. Çünkü, Hristiyanlıkta biliyorsunuz, apoklif Hristiyan mezheplerde diyorlar ki, özellikle Nasurîler diyorlar ki, "Hazreti İsa bir beşer olarak dünyaya geldi, fakat sonra Cenabı Allah Hazreti İsa'ya hulûl etti ve Hazreti İsa'nın şahsiyeti ilâh oldu, Allah oluverdi." Böyle bir mezhep var. İşte bu anlayışın İslâm dünyasındaki uzantısı da Hulûliyecilerdir. HULKİ CEVİZOĞLU- Mevlana'nın bir rubaiyesi var, bakın ne söylüyor, belki bugünleri görerek söylemiş, belki o günler için söyledi. Diyor ki, "Ben hep yaşadım kul olarak Kur'ana, topraktım ömrümce Muhammed yoluna..." PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- "Men deste-i Kur'an'a mekta candarem, men hâk-i pay-i Muhammed'i muhtarım"; bunları bana okumayın, bunları bana okumayın, ben onların Farsçasını okudum Hulki Bey. HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, izin verin de Türkçesini okuyayım. Diyor ki Mevlana; "Ben hep yaşadım kul olarak Kur'ana, topraktım ömrümce Muhammed yoluna. Gerçeklerden apayrı anlam çıkaran haksızdır, usanç verir bu sözlerle bana" diyor. Acaba gerçeklerden farklı bir anlam mı çıkarıyorsunuz? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Önce bu rubai, bu dörtlük Mevlana'nın Divan-ı Kebir'indedir. Bakın, bu Divan-ı Kebir denilen eser Mevlana'ya ait bir eser değildir. Ben Divanı Kebir'in, orijinal başlığıyla söyleyeyim; Divan-ı Kebir Ezan-ı Mevlana Mis" başlığıyla. Divanı Kebir Mevlana'nın eseri değildir. İran'da bir tebliğ sundum ve İranlı bilim adamları, bilim çevreleri benim bu tezimi kabullendiler ve sonra kendileri, özellikle İran'da çok tanınan Abdulkerim Suruş Bey, benim bu telkinlerimden sonra Divanı Kebir'de Mevlana'ya ait olan şiirlerin miktarı yüzde 30 veya yüzde 40 miktarındadır. Dolayısıyla, Divan-ı Kebir'den bazı şeyleri okudukları zaman, Divan-ı Kebir'in Mevlana'ya ait olmadığını da bilmeleri gerekir. Birtakım yanlışlıklar yapılıyor... HULKİ CEVİZOĞLU- Demin okuduğum sözler ona ait değil mi? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hayır, Divan-ı Kebir ona ait değil. HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, şu sözlerde mi ona ait değil? Bakın, diyor ki, sizin eleştirilerinize burada olmadığı için sözleriyle, eseriyle cevap verecek tabiî; diyor ki, "Ülkem bu benim, yerim bu, yurdum işte, geldim nicedir kök saldım memlekete. Düşman gibi görseniz de düşman değilim, ben Hintçe konuşsam bile Türküm yine de" diyor. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, hele o hiç, o hiç Mevlana'ya ait değil. Çünkü Mevlana'nın o orijinal Divan-ı Kebir nüshalarında da bu mevcut değil. HULKİ CEVİZOĞLU- Ama bakın, bunu da yazan kim, onu da söyleyeyim size. Şimdi bunu yazan, Türkiye'nin, Sayın Zeybek'in de eski meslektaşı, Türkiye'nin ilk Kültür Bakanı Talat Halman'ın Türkiye İş Bankası'ndan çıkan Candan Cana isimli kitabı, Sayın Halman yazıyor bunu. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ben onları biliyorum. HULKİ CEVİZOĞLU- Yani, Türkiye'nin ilk Kültür Bakanı, şu anda Bilkent'te öğretim üyesi, kocaman İş Bankası yayın yapıyor, bunları bilmiyor da Mevlana'nın eseri diye mi bize yutturuyor. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Onlar, evet maalesef maalesef. HULKİ CEVİZOĞLU- Yapmayın. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Çok üzülerek söyleyeyim, bugüne kadar hep Mevlana hakkında yalanlar uyduruldu. NAMIK KEMAL ZEYBEK- Şimdi Hocanın yalan uydurmadığını kim biliyor. HULKİ CEVİZOĞLU- Ben de onu soracaktım. Bir dakika, sizin mi doğru söylediğinizi, Talat Halman'ın mı, İş Bankası yayınlarının mı, bugüne kadar okuduğumuz Mevlana kitapları mı, hangisinin yanlış, hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayacağız? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ben diyorum ki, bakın Mevlana'nın Divanının orijinal nüshası Mevlana Dergâhında bulunuyor. Divan-ı Kebir'in iki tane orijinal nüshası orada var. Bu rubai orijinal nüshalarda mevcut değil. Sonradan Mevlana'ya uydurulmuş, izafe edilmiş şiirlerdir. Divan-ı Kebir böyle oluşmuş. Divan-ı Kebir aslında bir antolojidir. Ben Divan-ı Kebir'de 18 ayrı şairin şiirlerinin bulunduğunu tespit ettim. Bu şairler arasında Mevlana'dan sonra yaşamış olan şairler de var. Hatta Divan-ı Kebir'de Mevlana'dan sonraki olaylara, Mevlana'nın ölümünden 7 sene, 10 sene sonraki olaylara değinen şiirler var. O şiirler Mevlana'ya ait değildir. Bunları her bilen konuştuğu için, maalesef ayakları da yere basmadığı için, bu sefer Mevlana hakkında uydurma haberler, uydurma bilgiler yaydılar. Maalesef Türkiye, işte o yalan bilgilerle hayatiyetini sürdürmeye çalışıyor veya bilim çevreleri o yalanlarla hayatiyetlerini sürdürmeye çalışıyorlar. HULKİ CEVİZOĞLU- Şimdi diyelim ki bunların hepsi yalan, bir tek siz doğrusunuz, öyle bir varsayımda bulunalım. Bunun neresi kötü? Diyelim ki, Mevlana diye birisi de yok, bunun hepsi mitolojik bir hikâye, öyle olduğunu varsayalım, ama bugün herkes buna inanıyor. Hem Mevlana'ya inanıyor, hem Mevlana'nın bu sözleri söylediğine inanıyor. Diyelim ki, size göre hem Mevlana yok veya var ama, o dönemde, 13'üncü yüzyılda Moğolların ajanıydı, ama bugün bizim toplum olarak inandığımız Mevlana'nın yeri yüce bir yerde. Bunun ne sakıncası var, toplumsal birlik bütünlüğü sağlayıcı bir unsur değil mi? Yabancılar bizim hep değerlerimizi alıp... İSMAİL NACAR- O zaman böyle bir program yapmayın Hulki Bey, yani gerçek Mevlana'yı halka tanıtmayın. HULKİ CEVİZOĞLU- Bir dakika, bir dakika. Değerlerimize hep sahip çıkıp elimizden alıyor. Biz bunun etrafında birleşsek, bu yalan da olsa güzel sözler değil mi, yani bunun ne sakıncası var? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ben esas onu tebarüz ettirmeye çalışıyorum. Şimdi, Mevlana zamanında Anadolu'da bir grup insanlar, bir grup aydınlar Moğolları destekliyorlardı. HULKİ CEVİZOĞLU- Bugünü soruyorum. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Bir kısım insanlar da Moğol emperyalizmine karşı isyan ediyorlar, genellikle Ahiler ve Türkmenler Moğol iktidarına karşı isyan durumundaydılar. Dolayısıyla, Mevlana o dönemde Moğolların yanında yer alarak Türkmenlerle mücadele etmiştir. Hacı Bektaş'a ağır hakaretlerde bulunmuştur, Nasrettin Hoca'ya ağır hakaretlerde bulunmuştur, Sadrettin Konavi'ye ağır ağır hakaretlerde bulunmuştur. NAMIK KEMAL ZEYBEK- Hacı Bektaş'a nerede hakaret etmiş, öğrenebilir miyiz; evet, sorun onu. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Bütün bunları yaparken hedefi, Moğollara hizmet etmektir. Moğollar da kendisine para veriyorlar. Bakın, bir defasında Moğol Veziri Tacettin bir defasında Mevlana'ya 700 dinar para gönderdi ve bu gönderdiği paralar da, Türkmenlerin mallarını müsadere etmiş, Türkmenlerin mallarından, müsadere ettiği mallardan Mevlana'ya 700 dinar göndermiş. 700 dinar 70 deve parasıdır. HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, bugünü soruyorum, şimdi 13'üncü yüzyılı bırakın, 800-900 sene geçmiş aradan. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Moğollar Mevlana'yı desteklediler, onu söylemek istedim. Moğollar Mevlana'yı desteklediler, Mevlana'yı Anadolu'nun şeyhi, "Şeyh-i Rum" yaptılar. Mevlana'ya intisap etmeyenlerin şeyhliğini kabul etmediler, özel bir ferman çıkardılar. HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, bir daha söylüyorum, olmazsa sözü alacağım sizden. Bir daha soruyorum, bugüne gelin, yani Moğolları bıraktık 800 sene önceden. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Bugüne gelince, ben bugünü de söyleyeyim mademki ısrar ediyorsunuz. Mevlana'yı bugün reklâma eden, Mevlana'yı anlatan bizim yerli ulema değildir. Mevlana'yı Avrupalılar lanse ediyorlar. HULKİ CEVİZOĞLU- Niye, Avrupalılar Moğol soyundan mı geliyor? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Şundan dolayı: Çünkü, Mevlana'nın felsefesinde emperyalizme yatkın insan yetiştirme Mevlana'nın hedefidir. O dönemde Moğollar Moğol emperyalizmine yatkın insan tipi yetiştiriyordu, yetiştirmeye çalışıyordu, dolayısıyla Mevlana'nın felsefesi bu yönüyle Anadolu insanını Batı emperyalizme yatkın hâle getirme çalışmalarıdır. İSMAİL NACAR- Misyoner faaliyetleri de onun için giriyor, oradan giriyor. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Dolayısıyla, bunu Nicolson gayet iyi biliyor, bunu Anna Masalla gayet iyi biliyor, Annamary Schimmel gayet iyi biliyor; dolayısıyla Avrupalıların Mevlana'ya sahip çıkmaları Anadolu'yu sömürgeleştirme felsefesinin bir uzantısıdır. HULKİ CEVİZOĞLU- Yapmayın, çok şaşırtıcı şeyler söylediniz Sayın Bayram. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet efendim. HULKİ CEVİZOĞLU- Bir dakikanızı rica ediyorum. Şimdi Avrupalı olmayan, Türk olan birisi var hattımızda, az önce bağlanmıştı, Sayın Bayraktar Bayraklı. Bu görüşlere zannediyorum katılmıyor; Sayın Bayraklı, buyurun cevap rica ediyorum sizden. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Şimdi ben, çok insanlar üzerine duruldu bu gece, ben bu açıdan çok üzüldüm. Yani, Mevlana şöyle dedi, dedi de yok, dedisi yok, Mevlana şöyleymiş, Ahmet Yesevî böyleymiş, Muhiddin Arabî böyleymiş. Hiçbir tanesi fikirlerine, sistemlerine, onların ortaya koyduğu düşüncelere gitmediler. Bakın, orada arkadaşımız Esat Bey, "İnsan, konuşan Tanrı'dır" dedi, burada şirk var. İnsan Allah'ı inkâr ettiği zaman yine Allah mı konuşuyor, insanı gıybet ettiği zaman Allah mı konuşuyor? Yapmayın bu işi. Bu adamın görüşlerini tezyif etmeniz lâzım, bunları çürütmeniz lâzım. Orada yanlış konuşuyor, siz hâlâ Mevlana oldu Moğolcu, olmadı Moğolcu; bu mesele midir? Orada felsefe üretmeniz lâzım, düşünce üretmeniz lâzım. Kişiler üzerinde durdunuz, tasavvufun prensiplerini, ilkelerini, insanı olgunlaştırmasından bahsetmediniz, tuttunuz insanlarla kişilerle uğraştınız. Bakınız, Mikail Bayram tarihçi bir adam, Mevlana tezyif etmek için, küçültmek için, Avrupalılar Mevlana'yı bunun için konuşuyor, tutuyormuş, emperyalizmciymiş. Mevlana'nın kitaplarını okudu mu Allah aşkına? Nasıl okudu bunları da, nasıl anladı bunları da bu felsefelerden nasıl emperyalizm felsefesi çıkartıyor; ben bunu anlayamıyorum. Bakınız, ben Divan-ı Kebir hakkında bir doçentlik tezi yaptırdım, Mesnevî hakkında doktora tezi yaptırdım, Fihi Mâ Fih hakkında master tezi yaptırdım, Mecalis-i Saba'sı hakkında master tezi yaptırdım. Baştan aşağıya Mevlana'nın kitaplarını okumuş biriyim ben; yapmayın bu işi, Allah aşkına yapmayın. Kur'an-ı kerimi tamamen konuşturuyor Mevlana, farkında değilsiniz. Tuttunuz efendim, Mevlana Moğol şeyiymiş, emperyalizm yapmış; ne alâkası var Allah aşkına yahu? Böyle bir sistem, bu kadar büyük bir filozofa, bu kadar büyük bir filozofun karşısına, bir düşünür, bir mütefekkirin aleyhine nasıl konuşur bir tarih kürsüsü profesörü, benim aklım almıyor. Tarihçi olduğu için felsefesini anlamıyor adamın. Yani, Mevlana'nın felsefesini anlamadığı için, Fihi Mâ Fih'yi nasıl savunuyor. Fihi Mâ Fih'in özü nedir? Ne diyor Fihi Mâ Fih'te? İnsan eşittir düşünce. "Düşünmeyen adam hayvandır" diyor. Düşünceyi bu kadar öne çıkaran, aklı bu kadar öne çıkaran Mevlana'yı nasıl kalkar emperyalist söylersiniz. Mesnevî'sinde sevgi, insan sevgisini işliyor, Divan-ı Kebir'inde ilâhi aşkı işliyor; siz nasıl böyle konuşuyorsunuz Mevlana hakkında "emperyalist felsefe yapılmıştır", benim aklım almıyor. Bunlar nasıl ilim adamlarıdır, nasıl düşünürdür bunlar, nasıl kitap yazıyorlar ben anlamıyorum. Bir insanın aleyhine, bir insanı tezyif etmek için, kötülemek için böyle konuşulur mu?.. İSMAİL NACAR- İlmî hareket ettiğin zaman anlayacaksın Hoca; belgeli ve bilimsel konuştuğun anda anlayacaksın. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Esat Bey, orada bir söz söyledi, bak onun üzerine konuşsanıza. İSMAİL NACAR- Esat Beyin tahribatı devede tüy bile değil, esas tahribat orada. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- "İnsan konuşan bir Tanrı'dır" diyor. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hulki Bey, müsaade edin cevap vereyim. İSMAİL NACAR- Esas tahribat orada. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Bunun üzerine konuşsanıza, o insanla konuşsanıza. Bırakın şimdi bu fertleri, kişileri. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, Bayraktar Bayraklı arkadaşım kendisini tasavvufçu addediyor, tasavvufu bildiğini söylüyor, fakat konuşmalarından öyle anlıyorum ki tasavvuftan hiç haberi yok. İSMAİL NACAR- Doğru. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Mevlana İrancıdır, İranlıdır ve İranî tasavvufun mümessilidir. Bakın Ahmet Yesevî'den söz ediyor, Ahmet Yesevî de Türkmendir, Türk mutasavvıfıdır, Türk kültürüne uyumlu olan bir tasavvufî harekettir. Dolayısıyla, Mevlana İranlıdır. Türkçe bilmez. Kendisi Türkçe bilmediği gibi oğulları da, oğlu da Türkçe bilmiyor. Müteaddit yerlerde de söylerler. HULKİ CEVİZOĞLU- Ne sakıncası var bunun? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Yani, Türk mutasavvıf değil, İranlıdır, İran tasavvufunun Anadolu'daki temsilcisidir. HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, işi bu tarafa götürürseniz, Hazreti Muhammed de Türk değildi, o da Arapça konuşurdu. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Onun için söylemiyorum Hulki Bey, yani İran tandanslı, İran kültürünün mahsulü olan bir mutasavvıftır, onu söylemek istiyorum. Dolayısıyla... HULKİ CEVİZOĞLU- O zaman da Hazreti Muhammed'i Araptır diye eleştirebilirsiniz. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Anadolu'ya geldiği zaman da, Anadolu'da ve çevresinde İranî bir çevre vardı. O İranî çevrelere hitap ediyordu. Daha sonra Moğollara hitap etti, Moğollara hizmet etti, hayatı boyunca Moğollara hizmet etti, sadece kendisi de değil oğulları da. Çok önemli bir şey söyleyeyim. Mevlana, oğlu Alaaddin Çelebi'yi Moğollara karşı isyan ettiği için oğlu Alaaddin Çelebi'yi bir müridine öldürttürdü, oğlunun cenaze namazını dahi kılmadı; bakın, bunu biliyorlar mı? Öyle Mevlana havarisi kesiliyorlar; Mevlana oğlunu öldürtmüş, oğlunun cenaze namazını dahi kılmamıştır. Bunu Mevlevî kaynakların hepsi yazar. HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, ben şimdi sorumu sorayım, bu da önemli bir şey; bugün dünya üzerinde Moğolların devamı olan bir ırk, bir devlet var mı? Yoksa bu mitolojik bir tartışmadan ibaret mi şu anda konuştuğumuz? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Moğolistan var, bugünkü Moğolistan Moğolların devamıdır. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Hulki Bey... HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayraklı, buyurun. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Ben kendimi mutasavvıfçı olarak söylemedim, bir defa ben mutasavvıfçıyım demedim, ben tasavvufun bir İslâm düşüncesi olduğunu söyledim, Mevlana'nın bir İslâm düşünürü olduğunu söyledim, bir mutasavvıf olduğunu söylemedim. Bir İslâm düşünürüdür bu kişi, filozoftur. Bu ister İranlı olsun, nereli olursa olsun, bu arkadaşımız Mevlana'nın satırlarından hangi ayetlere işaret ettiği hakkında bir çalışma yapmış mıdır? İSMAİL NACAR- Tamamını ezbere bilir. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Alâkası yok, sen hangi ayetlere işaret ettiğini biliyor musunuz? Bu Mikail kardeşimiz, acaba Mevlana'nın satırlarından hangi ayetlere telmihte bulunduğunu hiç düşündü mü acaba? Mevlana'nın Kur'an bilgisine ne kadar sahip olduğunu biliyor mu acaba? HULKİ CEVİZOĞLU- Tamam, cevabını alalım. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Biz İranlı olduğu için, İranlı olabilir, biz onu savunmuyoruz, biz Batılı bir düşünürü de savunuyoruz, biz John Duvi'yi de savunuyoruz, biz John Lock'u da savunuyoruz, Descartes'ı da savunuyoruz. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Kardeşim, Mevlana Hulûliye mezhebindendir. PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Kaldı ki Mevlana bir İslâm düşünürüdür. Yok oğlunu öldürmüş, yok şunu öldürmüş; kardeşim, Allah aşkına siz bırakın bunları, biz Mevlana'nın felsefesini ortaya koyalım, iyi taraflarını, kötü taraflarını, felsefesinin İslâma uygun olanını, olmayanını, insan doğasına aykırı olanını, olmayanını ortaya çıkaralım, bunu tartışalım. Mevlana Moğolcuymuş, değilmiş, bunlar bize bir şey kazandırmaz, bugünkü insanlığın problemlerinden bir şey çözmez. Eğer biz ilim adamıysak, Mevlana'nın düşüncelerini ortaya yere koyalım. Mevlana şurada haklıdır, şurada haksızdır diyelim, şurada hata yaptı, burada İslâmîdir, burada İslâm dışıdır. Yok İranlıymış, neymiş, ne olursa olsun beni ilgilendirmez. Ben onun Müslümanlığını kabul ediyorum, Müslüman düşünürdür, İslâm düşünürüdür ve büyük bir filozoftur ve metafizik felsefesinde doruk noktasındadır; ben bunu söylüyorum. HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, Sayın Bayram katılıyor mu acaba buna? PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Bu kadar.İyi akşamlar diliyorum efendim. HULKİ CEVİZOĞLU- İyi akşamlar Sayın Bayraklı. Sayın Bayraklı'nın bu sözlerine katılıyor musunuz Sayın Bayram? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Mevlana büyük bir filozoftur, Mevlana büyük bir şairdir; ben bunlara hiçbir şey demiyorum. Mevlana, son derece hayal gücü yüksek olan bir şairdir. Ben Mevlana'yı 18 yaşından beri orijinal eserlerinden okuyorum, öyle yamalı bohça gibi de değil, tertipli olarak, düzenli olarak okumuşumdur. Dolayısıyla, Mevlana'nın felsefesine gelince, Mevlana'nın felsefesi, az önce dedim, Hulûliye felsefesine mensuptur; birinci husus bu. Tasavvuf yolunda ise, tasavvufî meslek ve meşrebinde ise, "Seyri Sülûkî Enfüsi" yolunu tutan bir mutasavvıftır. HULKİ CEVİZOĞLU- Nedir Türkçesi bunun? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Seyri Sülûkî Enfüsi'nin anlamı şudur: İnsanların, müritlerin kendi benliklerini düşünerek ruhlarındaki derinlikleri teşhis etmeye çalışmak suretiyle onlara o yönde zikirler, vird'ler yaptırmak suretiyle onlara belli bir kıvam vermeye çalışan bir tasavvufî mekteptir, tasavvufî eğitim metodudur. HULKİ CEVİZOĞLU- Aynı zamanda bir tarikattır diyebilir misiniz? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Tarikat değil, hayır, Mevlana bir tarikat kurmadı. Mevlana bir feylesof olarak Mevlevî tarikatının fikir birikimini yapmış bir adamdır. Sadece kendisi de değil, babası da öyledir, Şems-i Tebrizî de öyledir... HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, şu anda tarikat mıdır? Şu anda nedir Mevlevîlik? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Mevlevîlik şu anda bir tarikattır, ayini, tertibi, düzeni olan bir tarikattır. Sonra Hulki Bey, bir hususu ihmal etmememiz lâzım. Daha sonraki asırlarda, Osmanlılar çağında Mevlevî tarikatı bir Türk tarikatı hâline dönüştü. Çünkü, Mevlevî tarikatına giren Türk mütefekkirler, Türk fikir adamları Mevlevî tarikatının yolunu, yöntemini değiştirdiler, hatta Nakşibendiliğe yaklaştırdılar; bu ayrı bir şey. Fakat ben Mevlana'nın fikriyatı üzerinde duruyorum, Mevlana'nın düşüncesi üzerinde duruyorum, ben Mevlana'nın Anadolu'ya ne verdiğini, neler sunduğunu belirlemeye çalışıyorum. HULKİ CEVİZOĞLU- Ama şu anda Mevlanacılık, Mevlevîlik zararlı bir felsefe mi? PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet, zararlı bir felsefedir. HULKİ CEVİZOĞLU- Bugün?.. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Çünkü, az önce bakın Gazali'yi tenkit ettiler, haklı olarak tenkit ettiler, Mevlana işte o yolun adamıdır. Sezgici bir filozoftur, akla muhaliftir. Mevlana, "Aklı Kur'an kundrahim Mustafa" dediği zaman, "aklı Mustafa'nın yoluna hayran et" dediği zaman akliyeciliği yermektedir. Mesnevî'indeki kel papağan hikâyesinde akliyecileri yermektedir. Bunları okuyanlar anlamıyorlar. Bakın, Bayraklı işte bunu okumalıdır, bunları okumalıdır. Mevlana Mesnevî'sinde, ismini de vererek Fahreddin-i Razi'ye hakaret etmektedir, Fahrettin-i Razi'yi tahkir etmektedir. Neden dolayı? Akliyeci olmasından dolayıdır. Dolayısıyla, Anadolu'nun fikren geri kalmasında, Anadolu'nun ilmen geri kalmasında, Ahiliğin dağılmasında... Mevlana'nın adamları Ahi Evran'ı öldürdüler, oğluyla beraber, oğlu Alaaddin Çelebi'yle birlikte Ahi Evran Nasreddin Mahmut'u Mevlana öldürttürdü. Bakın, bunları bilmiyorlar. Dolayısıyla, "Mevlana Anadolu'ya ne vermiş" dediğimiz zaman bunları göz önünde bulundurmamız lâzım. Felsefe olarak Anadolu'ya ne getirmiştir, bunları bilmemiz lâzım. Ayakları yere basmadan konuşan arkadaşlar, bu meselede önce ayaklarını yere basmalıdırlar. Mevlana'yı Mevlana'nın eserlerinden öğrenmelidirler. HULKİ CEVİZOĞLU- Peki Sayın Bayram, çok teşekkür ediyorum size. Bunu bir başka zaman, bugün Mevlana'yı savunanlar, Mevlana dernekleriyle ya da vakıflarıyla, bugünkü savunucularıyla birlikte sizi de bir araya getiririz, onu tartışırız, bu boyutunu. Çok teşekkürler. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Söylemek istediğim çok şeyleri söyleyemedim. HULKİ CEVİZOĞLU- İnşallah onu başka bir gece yaparız, ama çok ilginç ve yankı uyandıracak sözler söylediniz. Tabiî birçok insan da sizin bu sözlerinizi ilk defa duyuyor zannediyorum, her ne kadar bilimsel plâtformlarda tartıştığınızı söyleseniz de. İyi geceler, teşekkürler size. PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Teşekkür ederim. |
olduğum gibi kim görebilir beni ?
ne rengim var benim ne nişanım, benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama, hem o sırlarım ben, hem o sırları saklayanım. bu gönül ne vakit durulacak, bilmem. ama şu anda hiç kımıldamadan duran da benim, yürüyüp giden de ben. ben bir denizim, kendi varlığı içinde taşan, uçsuz bucaksız, alabildiğine geniş, kıyısız , hür bir deniz. iki dünyada da yok oldu gitti bende, artık ne bu dünyadan sorsunlar beni, ne o dünyadan. sen bizim tıpkımızsın , dedim, ey can ! "amma yaptın," dedi, "o da ne demek?" "şu gördüklerin hep ben'im" yoksa , dedim sen "o" musun ? "hey kendine gel, sus !" dedi, "benim ne olduğum dile gelmez." öyleyse, dedim, işte sana dilsiz, dudaksız konuşan biri, yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi, işte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri. "böyle koşup durmak, dedi bir ses, senin nene gerek " "bak bana , apaçık ortadayım da gene gizliyim." "sen beni gör asıl , beni!" eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum; eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben, tebriz'li şemsi gördüm göreli. mevlana |
İslamiyetin tebliği HZ muhammed (sav) efendimiz ile başlamıştır. sahableri ile devam etmiştir. mübarek zaatlarla devam etmektedir. ama bir müslüman model alınacaksa o da hz muahmmed efendimizdir. çünkü islamiyeti eksiksiz yaşan odur. diğerleri nefislerini bazı şeylerden yoksun tutmuştur. mesela hiç ayakkabı giymemiş. kimisi hep tahtata uyumuş başına rahat ettripde gaflete düşmemek için. sahabelerde de vardı. mesela sahabenin biri hiç evlenmeyip sadece allaha ibadet edip ölünceye kadar böyle yaşayacağını söylemiş. allah giden yol çoktur. ama hepsi allaha gider. en doğru yol ise peygamberimizin sünnetidir. şamanizimden kalma hurafeleri islamiyetin bir uygulaması diye bize yıllarca yutturdular. nazar boncuğu gibi şeytan kulağına kurşun sözleri gibi. yada düğünlerde deli gibi oynamak.
tarih boyunca bir çok veli gelmiş geçmiştir. bunların herbiri farklı özellikler taşımakta idi. ama hepsinin işi irşaddı. kimisi irşadla beraber demircilik yapmıştır. kimisi irşadla beraber çömlekçilik yapmıştır. vs. ama kimse onlar demircilik yaptı diye demircilik yapmamaktadır. yada çömlekçilik yapmamaktadır. mühim olan onun ne yaptığı değil. onun mubarek olup olmadığını kavramak. kavradıktan sonrada ondan ilim öğrenmek. bu hep böyle devam eder. tabiki velileri peygamber sıfanıta koymamalıyız. ama onlar allah dostudur. değer verilmelidir |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
güncelleme
|
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Yukarıdaki yazıları okuyan aklı başında her Türk vatandaşı Mevlana nezdinde Tasavvufa yapılan saldırıların sebebini anlayabilir.
Tasavvuf ve Mevlana , yobazların , gericilerin , şeriat düzeni peşinde koşanların önündeki en büyük engellerden biridir. Müslüman kitleleri , barış , sevgi ve hoşgörü ilkeleriyle kucaklamış olan Mevlana ve Tasavvuf etkilerinin kırılmadan , çirkin emellerinin gerçekleşemiyeceğini görenler , son zamanlarda bu değerlere saldırmayı çıkar yol olarak görmektedirler. Bunun başka bir izahı olamaz.Mevlana'dan bir rahatsızlık yok iken , tüm dünya Mevlana sevgi ve hoşgörüsünü takdir ederken , bu çirkin saldırı ve iftiraların başka bir sebebi olabilir mi? Şeriatçi yobazlar , Türkiye Cumhuriyetinde halkı kenetleyen , birlik ve beraberlik adına ne varsa , her fırsatta adi yalanları ve ipe sapa gelmez iftiralarıyla ülke bütünlüğünü bozmak için , bölücü terör örgütleriyle dahi işbirliği yapacak kadar alçaklaşmışlardır. Atatürk'e , laikliğe ve demokrasiye saldırılarının yanında , şimdi de Mevlana'yı hedef almaları , şeriate giden yolda katettikleri ölçüyü de ortaya koymaktadır. Ama emellerine ulaşamıyacaklar.Ne Atatürk için ne Mevlana için attıkları çamurları , bu millet kaale almayacak ve bu sevgi büyümeye , yükselmeye devam edecektir. Bu adi , şerefsiz , kanı bozuk soysuzlar Atatürk'ün dahi Türk olmadığını iddia edebilecek kadar alçaldıktan sonra , Mevlana'yı da Türk olmamakla suçlamaları çok normaldir. Türk oğlu Türk Mevlana , bir Türk beldesi olan Horasan'ın Belh şehrinde doğmuştur. Asil bir aileye mensup olan Mevlana’nın annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar (1157 Doğu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dır. Babası, Sultanü’l-Ulema (Alimlerin Sultanı) ünvanı ile tanınmış, Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabası, Ahmet Hatibi oğlu Hüseyin Hatibi’dir. Tarihi kayıtların aksini iddia eden soysuzlar , kendi iddialarını kanıtlamadıkları müddetçe , Arap uşağı şerefsizler olarak anılacaklardır.. |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Bu canım var oldukça ben Kur'ana tutsağım
Muhammed Mustafanın yolundaki toprağım Benden başkaca bir söz nakledenler olursa Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım Mevlana Celaleddin-i Rumi bence başlığı degiştirin arkadaşlar her yazılana her söylenene inanmak ve olduğu gibi buraya aktarmak sizlerinde savunduğu dini çelişkiler içine sokar tartışmak ayrı lakin bu tartışma olmaktan cıkar böyle olursa!! |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Bu ülkede Ermeni,Rum veya Kürt olamak bir utanç vesilesi midir ki,Celalettin Rumi İranlıdır deyince küplere biniyorsun.Bu nasıl Türktür ki Türkçe bilmiyor?Bunu ben söylemiyorum.Mevleviliğin doğduğu şehirde kurulu bir üniversitedinin tarih bölüm başkanı olan bir tarihçi prof. söylüyor.Celalettin Ruminin benim gözümdeki değerini geçin,onun bir türk olması değerini arttırır mı veya bir iranlı olması değerini azaltır mı?Porno hikayelere gelince onları ben uydurmadım.Cildine sayfasına varıncaya kadar mesneviden alıntıdır.Üstelik Celalettin Rumi mesneviye Allah'tan indirilmedir diyerek terbiyesizlik yapmaktadır.Daha Mevananın mesneviyle ilgi sözlerini yazmadım.Esas irin küpü o zaman çatlayacak.Senin hakaretlerine gelince, onları çıktığı adrese geri iade ediyorum.Bide Mevlanayı Atatürke bağladınya helal olsun sana.Bakalım şapkandan daha neler çıkaracaksın?
|
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Mevlana Türk'tür.Türk olmamış olsaydı , önem arzetmezdi.Sokrat da , Aristo da , spinoza da , Newton da , Hawking de Türk değildir ama gözümüzde çok değerlidir.
İtirazımız iftirayadır.Türk olan birini , alçaltabilmek maksadıyla , "Türk değil" yalanına itiraz ediyorum. Onun Türkçe yazmamasının sebebi Türkçe bilmemesinden değil , çocukluğunu yaşadığı yerlerin , eğitiminin , Farsça'ya olan hakimiyetinin nedenidir. Rum'i Anadolu demektir.Asıl adı Muhammed'dir.Konya'da yaşadığı için Rum'i denmiştir. Mesnevi'yi önce oku.Alçalma böyle."Mesnevi Allah'tan inmedir" yalanını da ispatla. Mesnevi'den bir öyküyü tam ver.Makaslama.Cımbızla kelimeleri çekme.Öykünün sonundaki satırlarca açıklamayı ve nasihatleri de kesme.Objektif ol. --- Panteidar yazı başlığının seviyesizliği dikkatlerden kaçmış. Tenkidin isabetlidir. Ama bir yanlışa b ö y l e cevap vermemeliydin.. --MuTeZiLe-- |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Buyrun Allah'ın Kur'an ın nitelikleriyle ilgili vahyettiği ne kadar özellik varsa hepsi aşağıdaki Mevlananın mesnevi için yazdığı dibacede mevcuddur.Ben hazmedemedim hazmedenler buyursun.
Mesnevi Sahibi MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ KADDESE SIRREHUS SAMİ HAZRETLERİNİN Arapça olarak yazdıkları önsözün tercümesi: Bu mesnevi kitabıdır. Bu kitap gerçeğe ulaşmanın ve bilgiyle bütünleşmenin sırlarını keşifte dinin usulünün, usulünün, usulü yani din esaslarının esaslarıdır. Bu kitap Allah Tealanın en büyük fıkhıdır. Allah'ın parlayan şeriatıdır. Allah'ın apaçık olan hüccet ve burhanıdır. Onun nurunun örnek ve özelliği, içinde çerağ olan kandil gibidir. Etrafını aydınlatır. Sabahların aydınlığından daha fazla ışıklıdır. Bu kitap içinde çeşit, çeşit dallar, su gözeleri olan cennetler cennetidir. Derinliklerinde akan bir su gözesi, manevî makamlara yükselen yolun başlangıcında bulunan yolcular için cennetteki Selsebil çeşmesi gibidir. O yolda ilerlemiş rütbeler ve kerametler sahipleri için "makamların hayırlısı, sözlerin en güzeli" diye isimlendirilir. Hayırlılar ve hayır sahibi olanlar orada yerler ve içerler. Nefsine kölelikten kurtulmuş hürler ondan ferahlanıp şad olurlar. Bu kitap Mısır'daki Nil nehri gibi sabırlı olanlara şarap ve Firavun soyu ile kafirlere hasrettir. Nitekim Hak Teala Hazretleri Kuran-ı Azimüşşanda {O çok rehberlik eder, o çok hidayet verir, rehberlik etmediği sadece fasıklardır.} buyurmuştur. Gerçekten bu kitap göğüslerin şifası, hüzünlerin cilası, Kuran-ı Azimüşşanın keşşafı, rızkların genişliği, ahlakın iyiliğidir. Melaike-i Kiram {güvenilir değerli katiplerin elleriyle yazılıp, tertemiz kılınmış Abese-15} elleriyle men' ederler ki temizlerden başkası dokunmasın. {Alemlerin Rabbi'nden iner} hükmünce manası sadece Rabbanî ilhamdır. Bu yüzden önünden, altından, etrafından kendisine batıl yanaşmaz. Zira {Koruyanların en hayırlısı, merhametlilerin en merhametlisi} olan Allah Teala hazretleri gözetir. Allah Tealanın verdiği lakaplar içinde nice güzel lakaplar daha vardır. Bu kitapta biz bu az lakap ile yetindik. Çünkü az çoğa ve damla göle ve tane büyük harmana delalet eder. Allah Tealanın rahmetine muhtaç olan Allah'ın bu zayıf kulu MUHAMMED İBN-İ MUHAMMED İBNİ HÜSEYN-İL-BELHÎ Allah Teala ondan kabul buyursun. Deriz ki: Bu kitap; garip, çok ender bulunan fikirleri, makalelerin en şereflilerini, inci gibi delilleri, zahitlerin seçtiği yolları, abidlerin bahçelerini kapsamaktadır. Lafızları veciz, manaları çok olan manzum Mesnevi'dir. Bu kitabı, efendim, senedim, mutemedim, ceset ve ruhumda yer tutan, bugünümün ve yarınımın gıdası olan zatın isteğine bağlı olarak uzatılmasına, çaba ve gayretimi kısıtlamadım. Bu yüce zat; ariflerin kendisine uyduğu, hidayet ve kesin bilginin önderi, halkın (?) feryadına yetişen, kâlplerin, akılların emini, Allah'ın kulları arasında emaneti, insanlığın safiyeti, Allah Resulü'nün vasisi, Yüce Nebi'nin sırları olan arşın hazinelerinin anahtarı, yer hazinelerinin emini olan ŞEYH EBU-L-FEZAİL VE HÜSAMÜL-HAK VE-DDİN HASAN İBN-İ MUHAMMED İBN-İ HASANDIR. "Ehi terk" diye bilinir. Bu zat vaktinin Bayazıd-i Bestamisi ve zamanın Cüneydidir. Sadık oğlu sadık oğlu sadıktır. (Radiyallahü anhu ve anhüm) ve aslen Rumî'dir . Temiz nesepleri: (EMSEYTÜ KÜRDİYYEN VE ESBAHTÜ ARABİYYEN/ Kürt olarak akşamladım, Arap olarak sabahladım) sözüyle muhterem olan Mükerrem Şeyh'e ulaşır. (KADDESELLAHU RUHEHU VE ERVAHEHU VE AHLAFEHU) Ne güzel selef ve ne güzel haleftir. O kadri yüce zatın nesebi üzerine güneş ridasını atmış ve hasebi üzerine yıldızlar aydınlıklarını salmıştır. Saadet gösteren meydan olan manevî eşiği ikbalin kıblesi, manevi yolun yolcularının umut Kabe'si olmaktan hiçbir vakit hali olmadı. Bu doğan yıldız, bu parlak mehtap hep ufukları aydınlatsın. Aydınlatsın da; daima Rabbanî olanları, Rûhanî olanları, Semaî olanları, Arşa ait olanları, Nura ait olanları gözetleyenlerin dayanağı olsun. O yüce taife bir takım kendi halinde oturan insanlardır. Ama her şeyi gözetlemektedirler. Gözden uzaktırlar. Ama her an hazırdırlar. Kötü örtülü meliklerdir. Ama hepsi kabilelerin eşrafıdırlar. Faziletliler ashabındandırlar. Yol gösteren ışıktırlar. İlahî delildirler. Bu gülmeyi hak edenler hakkında ki duamız kabul olunacak dualardandır. Zira bütün yaratılmışlara şamildir. Hamd ü sena münhasıran Allah'a olsun. Ve Allah u Teala Peygamberimiz Efendimize ve güzeller güzeli, temizler temizi olan ashabına, ehli beytine Salat u Selam eylesin. |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Aspartam sana yakıştıramadım. Mevlana hatalarıyla-güzellikleriyle bir "değer"dir. Her insanın yapısında beyaz ve siyah ve aradaki tüm renkler vardır. Onu böylesi karalamak, bu devirde dahi hasret olduğumuz hümanist yaklaşımlarını görmemek doğru değil.
|
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Abi kimse pornografik hikayeleri Allahtan gelen bir ilham olarak insanlığın önüne koyamaz.Kimsenin buna ve Allah yolunda cihad edilmesi gerekirken,halkı aşk şarap şiirleriyle uyutmaya da hakkı yoktur.
|
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Mevlanayı kim sever?
1.Moğollar 2.Müslümanım diyenler 3.Yahudiler 4.Hristiyanlar 5.Vs.Vs. Hz.Muhammed'i kim sever? Yalnızca Müslümanım diyenler ve Müslümanlar Niye acaba? |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Aspartam ;
Yazık sana adam sanmıştık seni ama yanıldık mı yoksa? Nasıl bir kafa bu sendeki ya? Mevlana'yı sevenlerin çokluğu seni neden rahatsız ediyor aslanım? Allah'ı sevenleri de sıralasaydın? Unuttun mu yoksa? Burada yazacak çok şey var ama başka arkadaşlar da alınır diye yazmıyorum , kendime de yakıştıramıyorum. Dünyanın sevdiği bir insana sahip olmakla onur duyacağına , bundan rahatsız olan zihniyete ben hasta olarak bakıyorum. 2007 dünyada Mevlana yılı.. Sen kalk de ki dünyaya ; Bu Mevlana bildiğiniz gibi değil.Yazılarında porno var. "Bre haddini bilmeyen seviyesiz" demezler mi adama.. Sen onun yazdığı yüzlerce öykünün içinden sadece 2-3 tanesini alıp ta , o 2-3 öykünün içinde namahrem kelimeler geçiyor diye , bir büyük şahsiyeti nasıl aşağılamaya kalkışırsın? O 2-3 öykünün devamındaki ibret dolu sözleri ve yol göstermeleri nasıl görmezden gelirsin? Amerika'da en çok okunan kitaplar arsında geliyor Mevlana'nın eserleri.. Müslümanlığa geçişi sağlayan , müslümanlığın terör , şiddet olmadığını dile getiren , İslamın üzerinde bir şemsiye gibi yer alan Tasavvufu ve Mevlana'yı karalamak sana ne kazandıracak? Allah'tan kork.Bu mu müslümanlık? Mevlana'nın İslam'a getirdiği faydanın milyarda birini getirdin mi bu yaşına kadar ? Ateistlerin eleştirisine eyvallah.Safları belli.Onlar yazar , biz cevaplarız gücümüzce. Hiçbir ateist senin seviyesizliğine düşmedi.Bu kadar da olmaz ki? Edebin de bir sınırı var..Ne Türk'lüğünü bıraktın adamın , ne müslümanlığını.. Mevlana'nın felsefesi , benim bu yazıma müsaade etmeyecek kadar insani , hoşgörülü , sabırlıdır. Senin gibileri ve inandığın o aşağılıkları da hakir görmeyecek , onlara dahi tahammül edecek bir kamil insan seviyesindedir. Sen , bu kafayla dön de seni seven biri var mı önce onu araştır. |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Vay be tarikatleri savunmak sonunda bir panteiste düştü ha!İnan ,mevlana aşkın gözlerimi yaşarttı.
Kim ne zırvalarsa zırvalasın umrumda değil ama zırvalarını Allah isnad etmeye başlarsa işte o zaman ben dur derim.Hoppp arkadaş kandıracaksan insanları başka şeyle kandır.Allah'ı bu işe karıştırma.Zaten şeytan insanları hep Allah ile kandırır.Hiç ben şeytanım,seni kandıracağım diyen bir şeytan gördünüz mü?Ama ben Allah ile kandıran çook zatı muhterem evliyalar,şeyhler,efendiler gördüm.Tüm dünya mevlanayı seviyormuş,bana ne.Tüm dünyanın mevlanayı sevmesi bana ne kazandırır.Konya da esnaf olsam günlük 500-1000 ytl kazandırır ama konyada esnaf değilim ki be birader.Geçmişte moğollarda mevlanayı sevmişti.Bu yüzden emperyalistlerin sevmesini çok görmüyorum.Moğol zihniyetliler mevlana zihniyetine bayılır zaten.Ne denmiş Roma basımevinde basılan İncilde "sağ yanağına vurana sol yanağını çevir". |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Mevlana ne şeyhtir ne de tarikat kurmuştur..
Hala iftira ediyorsun.Tarikat kuaranlar , sonradan gelenlerdir.Onlarda dejenere etmiş , şeriatçileştirmeye çabalamıştır Tasavvufu. Benim diyalektik Tasavvufu savunduğum , Panenteist görüşe yakın olduğum rahatsız mı etti seni.. Müslümanlığa sahiplendiğiniz yetmiyor bir de Allah'a da mı sahipleneceksin ? Bu ne küstahlık ya! İnanç sizin tekelinizde mi? Allah'a gelince hop dermiş? Ne gelmiş Allah'a? Sen misin bir tek Allah'ı sahiplenecek? Allah ıslah etsin seni.. La havle.. |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Hz.Peygambere yönelik ilahi bir tehdidin mevlanayla ne alakası var?Mevlanaya daha çok şu ayetler uysa gerek;
Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (2/79) Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar. (3/78) Ey insanlar! Allah'ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın! (35/5) O size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. (2/169) Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, ‘gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (26/221-223) Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde, derler ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız." Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)? (31/21) Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın. (31/33) Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır. (35/5-6) |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Alıntı:
Alıntı yaptığın şeytanları anlatıyor.. |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
bu başlık güzel olmuş aspartamş madem bu kadar değil anlatacakların devam etş sonunda benimde sana iki sözüm olacakş yapmaya çalıştığın hacetlerin içinş öyle bir anlatki sonunda nedir derdin onuda anlayabilelim!!
|
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Forumda ,müslüman olduğunu sandığım bir arkadaşın aslında müşrik olduğuna şahid olmamın büyük şaşkınlığını yaşıyorum.Bu şaşkınlığı attıktan sonra cevabımı yazarım inşallah.
Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiç bir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiç bir yardımcı yoktur. (22/71) |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Aspartam ;
Sen iyice şaşırdın artık. Bir müslümanın , münafık olduğuna , müşrik olduğuna kafir olduğuna dair ne çok hüküm veriyorsun böyle. Psiko arkadaşımızın dediği gibi , bir görev mi aldın? Bu yetkiyi Allah kimseye vermemişken , sen kimden alıyorsun? Kişi ağzıyla açıklamadıktan sonra , birini nasıl itham edebilirsin? Hangi inanan kardeşimize yaparsan yap , rencide olacaksın.. İddia ediyorum ; O kişi "ben müslüman değilim"demedikten sonra , böyle bir ithamda bulunursan sen rencide olacaksın.Kesin konuşuyorum. İyisi mi aklını başına al. Bugün sen de var birşeyler. Yarın sıyrıl bu psikolojiden ve yeni bir sayfa aç. Kimseyi etiketlemek sana kalmadı. Üstelik sanal alemde , satanist bile çıkıp görüşünü yazabiliyorken , ne diye insan görüşünü saklasın? Birden fazla nickle girenler bu tür oyunlar içinde olur ancak. |
Re: BİR İRİN KÜPÜ:MEVLANA
Alıntı:
ederdim demiştim.Sen kimsin kime cihat açıyorsun.Allahınızı peygamberinizi eliniz den alan mı var?Yeri gelince %99 müslüman bir Türkiye deniliyor.(bu da tartışılır) Şimdi bu insanlar müslüman değil de siz mi müslümansınız.Cihadınız bu insanlara mı?Şu açtığın başlıktan hiç utanmadın mı?Dünyaya mal olmuş aydın bir din düşünürü ne bu başlık açma hakkını nerden buluyorsun?Sizler de hiç utanma sıkılma yok mu? SEn bir insan değil işte insancıksın.Şimdi ben de kalkıp Muhamet bir sapıktır desem zoruna gitmez mi?Mevlanaya inanan milyonlarca insan var.Bu insanların onuruy la oynamaya hakkın var mı?Siteyi izliyorum.Kimse bu siteyi terk etmesin.Mev kar_ deşim geri dönsün.Bu siteden gitmesi gereken varsa sen ve senin gibi düşünenler olmalıdır.SENİN İNSANLARA HİÇ SAYGIN YOK MU?Veya sen insan mısın?Panteidar sakın ayrılmayın.Birbirimizi daha iyi tanıyacağız.Farklı düşücelerin olması gayet doğal.Önemli olan birbirimizin düşüncelerine saygılı olmaktır.Hep birlikte orta çağ kalıntısı Aspartam gibilerin dersini vereceğiz.Ama onun kullandığı üslüpla değil.Aspartam senin yerinde olsam özür diler bu siteyi terk ederim.Yazıklar olsun. Atatürke dil uzattığınız yetmedi.Şimdi de Mevlana.Bak bu ülke Atatürkün ülkesi. Atatürk,mevlana,Hacı bektaşi Veli bu ülkenin sarsılmaz değerleridir.Bu değerlere uzanan eller kırılsın.Kendi MSN'de Mevlananın !Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!özdeyişini taşıyorum bir ateist olmama rağmen.Ve seni de Mevlananın bu özdeyişine uymaya davet ediyorum.Cihat için de Usame Bin Ladin seni bekliyor.Martaval atmakla bu işler olmuyor Aspartam. |
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Alıntı:
|
Re: pornografik bir eser (bu başlık nasıl olmuş)
Günün anlam ve önemine binaen birkaç ayet:
Ve kalu rabbena inna eta'na sadetena(dervişlerde efendilerine sadat dediklerini hatırlatırım.Bir ayet ancak bu kadar yerine oturur) ve küberaena fe edallunes sebıla *Rabbena atihim dı'feyni minel azabi vel'anhüm la'nen kebıra 33/67-68 Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yolda saptırdılar, derler. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov. (33/67-68) Öyleyse, Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden(mevlana gibi kendi uydurmalarını Allahın vahyi gibi sunandan) veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitap'tan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler. (Allah) diyecek: "Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat arttırılmış bir azab ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. * (Bu sefer) Önde gelenler, sonda yer alanlara diyecekler ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık olarak azabı tadın." (7/37-39) (Kıyamet gününde) hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve zayıflar o büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "(Ne yapalım) Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur." (14/21) İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver. (31/6-7) Ateşin içinde birbirleriyle çekişirlerken zayıf olanlar, o büyüklük taslayanlara: Biz size uymuştuk. Şimdi ateşin birazını bizden savabilir misiniz? derler. O büyüklük taslayanlar ise: Doğrusu hepimiz bunun içindeyiz. Şüphe yok ki Allah kulları arasında vereceği hükmü verdi, derler. (40/47-48) Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (2/170) Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. (9/31) İşte öğüt almak isteyenin alabileceği kadar öğüt. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:58 . |