![]() |
Evrensel Kurandan Günlük Ayetler
Kendisini Evinde Ziyaret Edenlerin Yemeğe Kalmalarını Önlemek İçin Kur'an'a Ayet Koyar (Ahzab Suresi, Ayet 53) Tanrı elçisi olduğunu ilan ettikten sonra Muhammed, kendisini ziyaret için evine gelenlerin azlığından şikayet ederdi. Fakat Medine'ye hicretten sonra giderek güçlenince taraftarlarının sayısı artmış ve bu yüzden ziyaretçileri çoğalmıştır. Evine gelen bu misafirlerin fazlaca oturmalarından ya da yemeğe kalmalarından rahatsız olmaya başlayınca yine vahiy yoluyla çözüm aramıştır. Örneğin Buharı ve Tirmizi gibi kaynaklardan öğrenmekteyiz ki, Muhammed, Zeyd'in karısı Zeyneb'e aşık olup da onunla evlendiği günün gecesinde düğün yapmış ve düğüne gelen davetliler, gecenin geç vakitlerine kadar ziyafetten ayrılmamışlar ve bu nedenle Muhammed'in sabrını taşırmışlardı. Ve işte bu gibi hallerden rahatsız olduğunu anlatmak üzere Kur'an'a ayetler koymuştur.13 Bu ayetlerle kendi hzurunda fazla kalınmamasını. yemeğe çağrılmayınca evine gidilmemesini, yemeğe çağrılanların yemekten sonra lafa dalıp oturmaya devam etmemelerini anlatmıştır: "Ey inanlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağrılmaksızın girip de yemeğin pişmesini beklemeye kalkışmayın; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yiyince lafa dalmadan evden dağılın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez..." (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 53.) Bazı yorumcular bu hükmün bir "terbiye" kuralı olduğunu ve Müslüman kişilere birbirlerini taciz etmemeleri, davetsiz yemeğe gitmemelerini, yemekten sonra uzun uzadıya lafa dalıp hane sahibini rahatsız etmemelerini sağlamak için konduğunu söylerler. Evet ama öyle olmuş olsaydı, yukarıdaki ayetin Müslümanlar arası ilişkileri konu edinmesi gerekirdi. Oysa ki, burada sadece Muhammed'in evine gidenlere hitap var; onlara deniyor ki: "Muhammed'in evine davetsiz olarak gitmekle ya da yemekten sonra fazla kalmakla onu üzüyorsunuz; böyle yapmayın..." vs. Öte yandan böylesine basit bir terbiye kaidesini yerleştirmek için Tanrı'yı araç edinmeye, yani böyle bir kuralı Tanrı ağzıyla koymaya gerek var mı? Muhammed bunu kendisi de söyleyebilirdi. Ne var ki, bunu kendisi söylemiş olsa ve örneğin: "Evime davetsiz gelmeyin, davetli olarak geldiğinizde fazla kalmayın, vs." şeklinde bir şeyler demiş olsa, muhtemelen taraftarlarını gücendirmiş olabilirdi. Bundan dolayıdır ki, kendisini "misafirlere bunu söylemekten utanıyormuş" ve "sözün doğrusundan çekiniyormuş" durumuna sokmuştur. Nitekim yukarıdaki ayette: "Bu haliniz Peygamber'i üzüyordu da size bir şey söylemekten utanıyordu, (Tanrı) ise sözün doğrusundan çekinmez." diye yazılıdır. Eğer misafirlere böyle bir terbiye kuralını söylemek "sözün doğrusu" ise, bu takdirde "Tanrı'nın peygamberiyim" diyen bir kimsenin sözün doğrusunu söylemekten çekinmesi niye? Yine tekrar edelim ki, her hususta olduğu gibi bu hususta da Muhammed, kendi huzuru ve rahatı için Tanrı'dan vahiy indiğini söyleyerek Kur'an'a ayet koyma kolaylığından yararlanmıştır! |
Kendisine "Raina" Sözcüğüyle Hitap Edilmesini Küçültücü Bulduğu İçin "Unzıırna" Diye Hitap Edilmesini İster ve Vabiy İndiğini Söyleyerek Kur'an'a Ayet Koyar (Bakara Suresi, Ayet 104) Arapçada "raina" diye bir sözcük var: "yavaş davran", "bizi gözet", "acele etme", "bize imkan ver", "bize riayet et" gibi anlamlara geliyor. Bu sözcüğü Müslümanlar. Muhammed'in kendilerine bir şey öğretmeye uğraştığı zamanlar söylerlerdi; daha doğrusu onun söylediklerini kavrayabilmek için: "Acele etme, yavaş ol ki söylediklerini anlayalım" demek isterlerdi. Bu şekliyle sözcüğün olumsuz herhangi bir yönü olmadığı için, Muhammed onların dediği gibi yapardı. Ne var ki buna benzer bir sözcük İbrani ve Süryani dillerinde bulunmaktaydı ve kullanılış şekliyle hakaret niteliğini taşımaktaydı: Örneğin "bizim çoban" anlamına geldiği gibi, aynı zamanda "Dinle a sözü dinlenmez herif!" ya da "Dinle a dinlenmeyesi herif demekti. Yahudiler bu sözcüğü birilerine sövüp saymak, hakarette bulunmak için kullanırlardı. Ve işte Müslümanların Muhammed'e "raina" dediklerini görmekle, aynı şeyi onlar da. fakat sırf Muhammed'i küçültmek, aşağılamak maksadıyla yapmaya başlamışlardır. İslam kaynaklarının bildirmesine göre bu durum, başta Muhammed olmak üzere bütün Müslümanları rahatsız eder olmuştur. O kadar ki, Muhammed'in en önem verdiği kişilerden biri olan Sa'd İbni Muaz, Yahudilerin bu şekilde konuştuklarını işitince: "Ey Allah'ın düşmanları, size lanet olsun. Vallahi hangi birinizin Resulallah'a karşı bunu söylediğini bir daha işitirsem, boynunu vururum" demiştir. Fakat Muaz'ın bu tehdidine karşı Yahudiler şu yanıtta bulunmuşlardır: "Siz de (Muhammed' e) bunu söylemiyor musunuz (yani 'raina' demiyor musunuz)?" Ve işte bundan dolayıdır ki Muhammed, Müslümanların kendisine "raina" demelerini yasaklamıştır; daha doğrusu Tanrı'dan, "raina" sözcüğü yerine "unzurna" sözcüğünün kullanılması için Müslümanlara şu buyruğun indiğini bildirmiştir: "Ey iman edenler! 'Raina' demeyin, 'unzurna' deyin ve (söylenenleri) dinleyin..." (Bakara Suresi, ayet 104.) Buradaki "unzurna" sözcüğü "tebliğ edilen, öğretilen, emredilen ya da yasak edilen şeylere iyi kulak vermek ve itaat etmek" anlamına gelmektedir.(Elmalılı H. Yazır, age, c.l. s.453 vd.) Söylemeye gerek yoktur ki, Muhammed bu ayeti sırf kendi prestijini korumak maksadıyla koymuştur. Bu işi, Tanrı'dan vahiy indi diyerek değil, fakat: "Ey Müslümanlar! Bana raina diye hitap etmeyiniz, unzurna deyiniz" şeklinde konuşarak yapması mümkünken, görüldüğü gibi yapmamıştır. Çünkü ne kadar önemsiz ya da hatta ne kadar gereksiz olursa olsun, her işini Tanrı'dan indiğini söylediği vahiylerle yapmak kolayına gelmiştir. Üstelik de bu yoldan korku salarak dilediği sonuca erişmenin daha etkili olacağını düşünmüştür. Nitekim yukarıdaki ayete bir de şunu eklemiştir: "... Kafirler için elem verici bir azab vardır." Böylece şunu demek istemiştir: "Ey mü'minler! Görüyorsunuz ya 'raina' demeyiniz, 'unzurna'deyiniz ve iyi dinleyiniz, itaat ediniz; yoksa kafirlere azabı elim vardır, iman yoluna gitmeyip de küfür yoluna gidenler, o azabı elimden hissedar olurlar, siz de o kafirlerden ümid ummayın... " Bütün bunlar bir kez daha şunu ortaya vuruyor ki Muhammed, kendi günlük siyasetinin gereksinimlerini Tanrı'dan geldiğini söyle-disi buyruklarla karşılama kolaylığından yararlanmakta bir hayli ileri gitmiştir! |
ugurce82'ye katılıyorum. Örütnme,ganimet,zina için gereken 4 şahit meselesi vb. olaylar tamamen Muhammed'in yaşadığı olayların bir sonucu olarak Kuranda yer almıştır. Evrensel olduğunu iddia eden Kuranın da çelişkilerinden biridir.
Fasıl:NİKAH BÖLÜMÜKonu:Resulullah (sav)'ın ZevceleriKaynak:Müslim, Nikah 87, (1428); Nesai, Nikah 26 (6, 79)Ravi (r.a.):EnesHadis:Zeyneb'in iddeti tamamlanınca, Resulullah (sav), Zeyd (ra)'e: "Git onu bana (kendinden) iste" dedi. Zeyd gitti, Zeyneb'e geldiği zaman hamurunu yoğuruyordu. Zeyd der ki: "Onu gördüğüm zaman içimde bir zorluk hissettim, ona bakamaz hale geldim. Sırtımı ona çevirerek, geri geri yaklaştım ve: "Ey Zeyneb! Beni Resulullah (sav) gönderdi. Seni istiyor" dedim. Zeyneb: "(Ben (istihare yoluyla) Rabbimle istişare etmeden bir şey yapacak durumda değilim!" dedi ve kalkıp mescide gitti. Derken Resulullah'a vahiy geldi. Aleyhissalatu vesselam kalkıp izin almadan Zeyneb'in evine girdi. Zeyd der ki: Gündüzün ilerlemesiyle Resulullah (sav)'ın bize ekmek ve et yedirdiğini gördük. Yemekten sonra halk çıkmış, bazı kimseler evde kalmış sohbet ediyordu. Resulullah (sav) da çıktı, peşinden ben de çıktım. Hanımlarının hücrelerine birer birer uğrayıp selam vermeye başladı. Onlar: "Ey Allah'ın Resulü (yeni) hanımını nasıl buldun?" diyorlardı. Hz. Enes (ra) der ki: "Bilemiyorum, halk çıktı!" diye ben mi haber verdim, başkası mı haber verdi. Aleyhissalatu vesselam gelip evine girdi. Ben de beraber girmek istedim. Benimle kendi arasına perde çekti. Örtünme ayeti nazil oldu. Halk, kendilerine verilen öğütten derslerini aldı: "Ey iman edenler! Yemek için davet olunmadan Peygamber'in evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Davet edildiğinizde ise girin, fakat yemeğinizi yedikten sonra sohbete dalmadan dağılın. Bu hareketiniz Peygamer'e eziyet verir. O da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez" (Ahzab 53). Kayıt No.:5615 Buradan da anlıyoruz ki evrensel emir olan kadınların örtünmesi olayı eğer Muhammed'in eşini başkası bu şekilde görmemiş olsaydı gelmeyecekti. Yine aynı şekilde safvan olayındaki kişi sayısı daha fazla olsaydı zinanın ispatı için gerken sayı 4 değil 6,7 belki daha fazla olabilirdi. |
Bütün bunlar Kuran' ın Hz. Muhammed tarafından yazıldığını gösteren deliller değil, çıkarımlarınızın tamamının sizin yorumunuz olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım..
Hz. Muhammed'e inanıp ona gelen birçok insanı Hz. Muhammed kıramadığından, o müslüman insanları geri çeviremediğinden, belkide vahiy alan birisini yeterince rahat olması açısından da bu ayet inmiş olabilir..Veya başka bir sebep de olabilir.. Ayrıca bu rahatsızlığını direk olarak onları kıracağını düşündüyse misafirlere kapıyı açmazdı veya eşine kapıyı açtırmaz bunun için eşine bahaneler öne sürdürürdü.. Rahatsız, yorgun, hasta vs. gibi öne sürülecek birçok sebep var.. |
Alıntı:
Bu söylediklerin kutsal sayılan ve evrensel olduğu kabul edilen bir kitap için geçelrli değildir. O anki bir olay için ayet mi iner. Kendi yaşamıyla ilgili bir problemin kutsal bir kitapta ne işi var. |
Yahu artık kabul edin be! Kuranı muhammed yazdı işte. Mantıklı düşünün kardeşim. Evrensel bir kitap olduğu iddia edilen kuran da peygamberlerin evine langadank girmeyin, yemeği yiyin defolun gidin manasında o gün yaşanan sıkıntılarla ilgili ayet var. Kabak gibi ortada. Haa bu arada bir konuya da değinmek istiyorum. sonuçta muhammed son peygamber değil mi? Bir daha peygamber gelmeyecekse, ve inananların iddia ettiği gibi "bu hükmün bir "terbiye" kuralı olduğunu ve Müslüman kişilere birbirlerini taciz etmemeleri, davetsiz yemeğe gitmemelerini, yemekten sonra uzun uzadıya lafa dalıp hane sahibini rahatsız etmemelerini sağlamak için"-uğurce82 den alıntıdır- konulan bir hükümse, o zaman bu ayete ne gerek var? muhammed oraya peygamberin evine yerine birbirinizin evine deseydi daha inandırıcı olabilirdi. Ama gaflarından bir tanesi daha işte. Napalım. Biz kabul etmiyoruz ama inananlar böyle kabul ediyorlarsa yorum yok.
|
Kendi Yanında Yüksek Sesle Konuşulmaması ya da Önüne Geçilmemesi İçin Kur'an'a Ayetler Koyar (K. 49, Hucurat Suresi, Ayet 1-3) Giderek güçlenip itibarının arttığını görmekle Muhammed yavaş yavaş kendisini öylesine "yüce" görmeye başlamıştır ki, önüne geçilmesine ya da kendi sesini bastıracak şekilde konuşulmasına dahi tahammül edemez olmuştur. Nitekim yukarıda belirttiğimiz olaydan, yani Beni Temim heyetinin İslam olmasından hemen sonra Ebu Bekir, kendi ahbaplarından Ka'ka İbn-i Ma'bed İbn-i Zürare adında birini bu kabilenin başına "emir" olarak tayin etmesi için Muhammed'e başvurur. O sırada orada bulunmakta olan Ömer b. Hattab, Ebu Bekir'in bu teklifine karşı çıkar ve Ka'ka İbn-i Ma'bed yerine başka birini teklif etmek üzere: "Hayır o olamaz, Akra İbn-i Habisi (bu göreve) tayin buyurunuz" diyerek Muhammed'den ricada bulunur. Ömer'in bu müdahalesine Ebu Bekir içerler ve yüksek sesle ona: "Sen muhakkak bana muhalefet etmek istiyorsun" der. Bu sefer Ömer sesini yükselterek "Hayır sana muhalefet etmek istemeni" diye karşılık verir. Onların seslerini biraz fazlaca yükseltmiş şekilde konuşmalarından rahatsız olan ya da bunu kendisine karşı saygısızlık sayan Muhammed, Tanrı'dan şu ayetin indiğini söyler: "Ey inananlar!... Seslerinizi Peygamber'in sesinden üstün yükseltmeyiniz. Seslerini Peygamber'in yanında kısan kimseler, Allah'ın gönülehni takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır..." (K. 49 Hucurat Suresi, ayet, 2-3.) ( Abdullah İbn-i Zübeyr'in rivayetine dayalı hadis için bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı, c.X, s.370-1, Hadis No: 1646. Bu konuda ayrıca Celaleddinal-Suyuti'nin yapıtlarına, özellikle bkz. Luhah al-nukül al-Kur'an. Ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.VI, s.4447 vd. ) Görülüyor ki, Muhammed'in yanında seslerini kısan kimseler, Tanrı'nın gönüllerini korku ile sınadığı kinişlerdir ve bunlar büyük mükafatlara konacaklardır. Söylemeye gerek yoktur ki, bütün bu işler Tanrı'yı araç edinmeden yapılabilecek (ve daha doğrusu yapılması gereken) şeylerdendi. Ne var ki, Muhammed için kişileri kendisine itaatkar kılmanın en kolay yolu "vahiy indi" diyerek iş görmekti. Dikkat edilecek olursa, böylesine basit bir iş için dahi Muhammed, Tanrı'dan "mağfiret ve büyük ecir" geleceğini vaat ederek iş görmüş ve kişileri sırf kendi çıkarı doğrultusundaki davranışlara zorlamıştır. Şimdi muhtemelen şöyle denecektir: "Tanrı elçisinin yanında ve onu rahatsız edercesine konuşmak ve tartışmak doğru değildir; bu itibarla böyle bir kurala gerek vardı!" Pek güzel ama, böylesine basit buseye Tanrı'yı karıştırmak gerekir mi? Kaldı ki, bu yasağı koyduğu tarihlerde Muhammed, artık iyice güçlenmiş ve korku salarak herkesi sindirmiş durumdaydı: "Yanımda yüksek sesle konuşmayı yasakladım" demiş olsa, buyruğu yine de yerine getirilmiş olurdu. Bu böyle olduğuna göre yüksek sesle konuşmayı önlemek için "Tanrı'dan vahiy indi" demenin ve üstelik bir de Tanrı'nın "mağfiret ve ecir" vereceğini söylemenin alemi var mıydı? Elbetteki yoktu! Ama Muhammed, yukarıda da dediğimiz gibi, her işini öylesine Tanrı aracılığıyla yapmaya alışmıştı ki, yüksek sesle konuşmaları önlemek ya da öğleleri kuşluk uykusundan uyandırılmamak için bu yola başvurmakta sakınca bulmamıştır. |
Alıntı:
Hz. Muhammed yukarıda saydığım bahaneleri öne sürerek kapıyı açmaz veya açtırmazdı..Bunun için ayete neden gerek duysun, kapıyı açmaz olur biter bu kadar basit.. Ben Hz. Muhammed gibi ilk başta okuma yazma bilmeyen biri Kuran gibi bir edebi bir eser yazdığına hiç ihtimal vermiyorum..Kuran ayetleri indiği anda Mekke' deki şairler şiirlerini yakmışlar, şiirlerini yazılarını yırtmışlar Kuran' ın uslübuna...MAdem böyle bir uslüp kullanılıyordu o zaman kadar neden Kuran gibi bir uslübu kimse kullanmamış .. Ayrıca sizin yorumunuzdan başka da hiçbir kimse "bu Kuran' ı ben yazdırdım" veya "Muahmmed benden yardım aldı" diyen neden bir tane bile insanevladı yok ? Farkındamısınız bilmiyorum ama tüm çıkarımlarınızın hepsi sizin yorumunuz, iddanızla ilgili hiçbir şahit, hiçbir güvenilir kaynak yok . |
Alıntı:
İkinco konuya gelecek olursak özellikle Hatice'nin kuzeni Varaka bin Nevfel'le sık sık görüşmesi, yunan ve diğer ülkelerdeki kölelerin yanına gidip sık sık onlarla konuşup bilgi alması inanmayanlar, onu bu saydıklarımdan bilgi alıyor şeklinde nitelemiştir. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Birçok olaydan bahsetmişsiniz, çok eski bir tarih olmasına rağmen birçok kişinin isimleri biliniyor, bu kadar olay ve bu kadar insanın kimin kim olduğuda biliniyorken biride çıkıp demezmi "Kuran' ı ben yazdırıyorum" veya "ben yardım ediyorum, ben bilgi veriyorum" diye..20 senede bir kişi bile bunu demezmi..
Tam tersi Hz. Muhammed' in yanındaki birçok insan Peyambere iman etmiş, birçok insan içki içip eğlenmek, zina etmek varken Peygambere inanmış, onun uğruna savaşlara girmiş..Biraz mantığınızı kullanın bu insanlar boşu boşuna mı Peygambere inanmış, onun uğruna eziyetlere katlanmış.. Ayrıca ayetler sadece Hira Dağında inmiyordu, Hz. Muhammed' e inen bir ayette deve üzerindeyken devenin yere çöktüp kaldığı da sabittir..Soğuk günlerde Hz. Muhammed' e vahiy gelirken terlediği, çevredeki insanların sesler duyduğu da sabitttir.. Ama tabi bütün bunlar size uydurma gelecek eminim.. Biz müslümanlar Hz. Muhammed' e inanıyoruz, ayetlerin olaylardan sonra gelmesi onun "ayet" olamamasını da gerektirmez.. Bir insan durup duruken günde 5 defa abdest alıp 5 vakit namaz kılıp önünde de namaz sünnetlerini ekleyip de namaz kılmaz, kıldırmaz, kimse zina etmek varken, içip eğlenmek varken içkiyi falan bırakmaz.. Ben Kuran okudukça okuyasım geliyor, ayrıca ayetleri arapça orjinalinde dinledikçe de oldukça hoşuma gidiyor.. |
Kendisini Peygamber Olarak Kabul Etmediler Diye Amcası Ebu Leheb ile Karısı Aleyhine Kur'an'a "Yuh Oldu İki Eli Ebhü Leheb'in, Kendi de Yuh... O Alevli Bir Ateşe Yaslanacak; Kansı da Odun Hummalı Olarak... " Şeklinde Ayetler Koyar (K. 111, Tebbet Suresi, Ayet, 1-5) Kur'an'ın "Tebbet" başlıklı 111. suresinde Tanrı'nın "Yuh" çekerek şöyle konuştuğu yazılı: "Yuh oldu iki eli Ebu Leheb'in, kendi de yuh. Nefaide ve malıfa-ide verdi ona, ne kazandığı. O bir alevli ateşe yaslanacak. Karısı da, odun hammalı olarak. Gerdanında bir ip ki, fitillisinden. "Bu ayette geçen "Yuh oldu" deyimi, bazı çevirilerde "elleri kurusun", "eli çolak olsun" ya da "elinde avucunda bir şey kalmasın" şeklinde geçer. Örneğin Diyanet'in çevirisi şöyle: "Ebu Leheb'in elleri kurusun, yok olsun! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermez; alevli ateşe yaşlanacaktır; karısı da boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır" (K. 111, Tebbet Suresi, ayet 1- 4). Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre Tanrı Ebu Le-heb'e "Yuh oldu" ya da "elleri kurusun" diyerek beddualar etmekte, onun cehennem ateşinde yanacağından söz etmektedir. Ayrıca da Ebu Leheb'in karısıyla: "Boynunda bir ip olduğu halde kocasının yakıldığı ateşe odun taşıyacaktır" diye alay etmektedir. Bu ayette adı geçen Ebu Leheb, Muhammed'in baba bir amcası-dır. Daha önce de değindiğimiz gibi Kureyş'in ileri gelenlerinden olup zengince bir kimsedir. Asıl adı "Ebu Leheb" değil fakat Abdül' uzza'dır. "Ebu Leheb" adını ona "künye" olarak uygun bulan Muhammed'dir, çünkü Arabçada "Leheb" sözcüğü "alev" (daha doğrusu burada "cehennem alevi") anlamına gelir. "Ebu Leheb" adını ona uygun bulmakla Muhammed, onu "İslama karşı ateş püs-kürmek isteyip de kendini cehenneme atmış olan kafir"lerin tümünün temsilcisi kılmak istemiştir; böylece ona karşı beslediği düşmanlık duygusunu dile getirmiştir. İslam kaynaklarının bildirmesine göre, ilk Mekke döneminde Muhammed'in diğer yakınları gibi Ebu Leheb de Muhammed'i ciddiye almaz, onun yalancı bir insan olduğunu söylerdi. Örneğin bir kez Muhammed'in Safa denilen yerde bir kayanın üstüne çıkıp, avaz avaza: "(Ev halk!) Ben size şu dağın arkasından birtakım atlar çıkacak diye haber versem beni tasdik eder misiniz?" şeklinde konuşması üzerine Ebu Leheb: "Yuh sana. Bizi bunun için mi (buraya) topladın" diyerek azarlamıştır. Bazı rivayetlere göre halkı Muhammed'e inanmaktan vazgeçirmek için: "Muhammed bir sahir'dir (büyücüdür)" diye dedikodu yapmıştır. Yine rivayete göre Ebu Leheb'in karısı Üm-mü Cümeyl bin Harb' (ki Muhammed'in düşman bildiği Ebu Süf-yan'ın kız kardeşi olup zeka ve becerilikliğiyle tanınmıştır) kocası gibi hareket ederdi. Bu dönemde Muhammed henüz güçlü değildi; bu nedenle Ebu Leheb'e (ve karısına) karşı pek bir şey yapamazdı. Yapabileceği tek şey Kur'an'a ayet koyup Tanrı'nın yukarıdaki şekilde onlara lanetlemede bulunduğunu söylemekti (Bu hususlarla ilgili olarak bkz. Sahih-i Buharı Muhtasarı..., c.I, s.8; c.II, s.360; c.IV, s.36; c.IX, s.246; c.X, s.84.) |
Alıntı:
Öyle bir yazmışsınız ki Muhammed'e inanmayan sanki herkes gidip zina ediyordu. O zaman mut'a nikahı, savaşlardaki düşman kadınlarlarıyla ilişkiye girilmesi olaylarını sorarım. Vahiylerin çoğu Muhammed uykusundayken rüyasında gelmiştir. Terleme ve diğer belirtiler şizofreni belirtileri galiba, tam teşhisi bilmiyorum. Namaz, tavaf, oruç vb. ibadet ve adetleri islamdan nce de vardır. Muhammed'e has birşey değildir, sadece yapısını biraz değiştirmiştir. |
ellerinin kurumasinin baska bir manasi vardir , bir gondermedir bu ,
muhammedin iki kizi , abdull uzanin iki oglu ile evlidir , peygamberlik iddalarindan sonra , kendisi muhammedin kizlarini baba evine gonderir.. ellerinin kurumasi buna isaret eder |
İslamdan önce 124 bin Peygamber geldiği söylenir..
Sakın islamdan önceki namaz gibi ibadetler bu Peygamberlerin Allah trafından getirdiği ibadetler olmasın..? Hiçbirimiz Peygamber devirlerinde yaşamadı, hiçbirimiz olayların nasıl geliştiğini tam olarak bilemeyiz, sizin okuduğunuz kaynaklar ateist kaynaklar, benimkisi ise islami kaynaklar.. Sizin anlatmış olduğunuz olaylardan net olarak Kuran' ı Muhammed' in yazdığı çıkmaz, ve çıkmıyorda ..Hepsi siizn çıkarımalrınız..BEnim çıakrımlarım ise daha gerçekçi geliyor bana, siz duurp dururken atıyorum günde 5 defa amuda kalkınacak diyip duurp duruken kendiniz ve milleti günde 5 defa amuda kaldırırmıısınz ? Siz de amuda kalkarmısınız mesela ? Tekrar söyleyeyim ben inanıyorum, bu kainatı yaratan bir Yaratıcı olduğuna ve O na ibadet etmenin de gerekli olduğunu düşünüyor bu düşüncelerimi de islamda buluyorum.. Vermiş olduğunuz hiçbir örnek net değil..Hepsi kendi çıkarımlarınız.. Olay sonrası ayet inmiş, efendim olay sonrası ayet inermiymiş.. Bu mudur ? |
Alıntı:
Yalnız bu ibadetler çok tanrılı dinlerdeki yerlerde olan ibadetlerdir. 124000 peygamber meselesine gelince neden hepsi ortadoğudan çıkmıştır? Hatta Muhammed hariç neden hepsi yahudidir? mö 3000'li yıllarda tarladaki günlük olayları, saçma sapan şeyleri bile yazan Sümerler, yine aynı şekilde Yunanlılar, biz Türkler, Çinliler, Amerika kıtasındakiler vb. bunların arşivlerinde peygambere dait hiçbir kanıt yok. Çünkü peygamber geleneği ortadoğu ve özellikle yahudi kaynaklıdır ve hepsi Yahudi uydurmasıdır. |
Buhari hadislerini okudum, Buhari hayattayken hiçbir hadis yazmadığını ve Buhari hadisleri diye nitelendirilen bütün hadilslerin Buhari' nin kardeşleri tarafından yazıldığını biliyormusun?
Ayrıca 124 bin Peygamberin "hepsinin" yahudi olduğunu biliyor olmanız da son derece ilginçç..İslamdan önce de namazın olması sizin açınızdan da hiçbir şeye delil değil tam tersi Kuran' ın doğruluğuna delildir..Hz. İbrahim zamanında da namaz vardı ve Hz. İbrahim' in de namaz kıldığı Kuran' da belirtilir.. Buraya sunduğunuz hiçbir örnek Kuran' ı Muhammed yazdığına dair bir net kanıt değil.. |
Alıntı:
|
Alıntı:
36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. 37. (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. 50. Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. 51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir. 53. Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır. Yeterli mi? |
Hz. Muhammed' in zaten Peygamber olduğuna inanılan bir yerde Hz. Muhammed' in hoşuna gidecek biriyle evlenmesi için sence ayet mi gerekiyor ?
Bu ayetleri "sözde" yazmasaydı da "Peygamber" istediği kişiyle evlenebilirdi, Peygambere verilmeyecek kız mı var ? |
37. (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Fasıl:TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİRKonu:Ahzab SuresiKaynak:Tirmizi, Tefsir, Ahzab (3206); Müslim, İman 287, (177); Buhari, Tevhid 22Ravi (r.a.):AişeHadis:Eğer Hz. Peygamber (sav) kendisine inen vahiyden bir şey gizleseydi şu ayeti gizlerdi: "(Habibim) hatırla o zamanı ki; Allah'ın kendisine -İslam'la- nimet verdiği ve senin de yine kendisine lütufta bulunduğun zata sen: "Zevceni uhdende tut. Allah'tan kork" diyordun da Allah'ın açığa çıkarıcısı olduğu şeyi içinde gizliyor, insanların (dedikodusundan) korkuyordun. Halbuki Allah kendisinden korkmana daha layıktı. Şimdi madem ki Zeyd o kadından ilişiğini kesti, biz onu sana zevce yaptık. Ta ki oğullukların, kendilerinden ilişkilerini kestikleri zevceler(ini almakta) mü'minler üzerine günah olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir" (Ahzab, 37). Nitekim Hz. Peygamber (sav), Zeyneb'le evlenince: "Oğlunun helallığıyla evlendi" dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu mealdeki ayeti indirdi: "Muhammed adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur, Allah herşeyi hakkiyle bilendir (Ahzab, 40). Resulullah (sav) Zeyd'i küçükken evlat edinmişti. Büyuyüp delikanlı oluncaya kadar yanında kaldı. Herkes onu Zeyd İbnu Muhammed diye çağırıyordu. Bu sebeple Cenab-ı Hakk şu mealdeki ayeti inzal buyurdu: "Onları babalarına nisbet ederek çağırın. Bu, Allah indinde daha doğrudur. Eğer babalarının (kim olduğunu) bilmiyorsanız o halde (esasen) dinde kardeşleriniz (olmakla beraber) dostlarınızdır da" (Ahzab, 5). Kayıt No.: 746 Bu hadiste de belirtildiği gibi kalınlaştırdığım yerlere dikkat edin. Evlatlığın eşiyle evlenmek o dönem(gerçi şimdi de) için anormal bir durumdur fakat Muhammed bu konuda ayet geldiğini söyleyerek bunun bir Allah emri olduğunu belirtmiştir. Zaten "Oğlunun helallığıyla evlendi" dediler. sözünden de itirazların geldiğini anlıyoruz. Muhammed işte bu itirazları Allahın emri diyerek ayetlerle çözmüştür. Şimdi madem ki Zeyd o kadından ilişiğini kesti, biz onu sana zevce yaptık. ve Allah herşeyi hakkiyle bilendir sözlerinden de alayabileceğimiz gibi sanki Muhammed'in Zeyneble evlenmesi kendi isteği değil de Muhammedin isteği dışında Allahın emriymiş gibi yansıtılmaktadır. |
Alıntı:
Daha önce de söyledim, Kuran 20 yılda inmiş, bu 20 yılda biri çıkıp demezmi be kardeşim "bu kitabı ben yazdırdım, ben bu bilgileri verdim, ben biliyorum vahiy falan gelmiyor Muhammed' e " diye.. Böyle bir sözü itirafı geçtim hiç mi bir söylenti bir dedikodu olmaz 20 seneden bahsediyoruz, o güne kadar bahsedilmeyen bir inançtan bambaşka bir din' den, insanlara kurallar koyan sınırlayan bir dinden bahsediyoruz.. O kadar müşrik vardı, bunlardan hiçkimsenin belirttiğim tarzda hiçbir sözü de yok rivayeti de yok hiçbir şey yok.. Hz. Muhammed' e vahiyler gelirken "Allah bir' dir derken müşrikler "bırak bu iddaları sana ne istersen veririz" vaadlerini reddeden Hz. Muhammed istediği kişi ile evlenmek için "ayet" mi yazacak, bu kadar savaşa katılıp hayatını tehlieye mi atacak.. Lütfen kendi çıkarımlarınızı yaparken tüm bunları da gözönüne alın.. |
Alıntı:
|
Vermiş olduğunuz link bu bilgiler dışında akıl mantığa dayalı sorularımın cevabı yok;
Kuran 20 yılda inmiş, bu 20 yılda biri çıkıp demezmi be kardeşim "bu kitabı ben yazdırdım, ben bu bilgileri verdim, ben biliyorum vahiy falan gelmiyor Muhammed' e " diye.. Hz. Muhammed' e vahiyler gelirken "Allah bir' dir derken müşrikler "bırak bu iddaları sana ne istersen veririz" vaadlerini reddeden Hz. Muhammed istediği kişi ile evlenmek için "ayet" mi yazacak, bu kadar savaşa katılıp hayatını tehlieye mi atacak.. gibi soruların cevabı yok.. Buyrun cevap olarak bende size link vereyim okursunuz.. 48. mesajdan başlayabilirsiniz mesela.. http://www.forumca.gen.tr/showthread.php?p=642444 |
Alıntı:
Öğretmeye gelince Muhammed zaten Tevrat ve İncil'i tasdiklemişti yani o kitapların öğretilerine karşı çıkmıyordu, aksine doğruluyordu. Zaten Kurandaki bütün hikayeler Tevrat'tan alınmadır. Kuran'daki hikaye ve anlatımlara bakacak olursanız çok yüzeysel, karışık, isim ve ayrıntı olarak çok az hikayelerdir. Ademin eşi olan Havva'nın bile adı yoktur. Yine aynı şekilde Tevrat'a ait hikayeler Tevrat'ta çok ayrıntılı bir biçimde anlatılmasına rağmen Kuranda çok yüzeysel ve kısa bölümler olarak anlatılmıştır. Yine Tevrat'ta akıldışı birçok olay Kuranda tasfiye edilmiştir. İşte bu anlatımlara bakarak diyebiliriz ki Muhammed, doğa olayları ve geçmişteki hikayelerle ile ilgili bilgileri kölelerden ve en önemlisi eşi Hatice'nin kuzeni olan Varaka bin Nevfel'den alıyordu. http://tr.wikipedia.org/wiki/Varaka_bin_Nevfel Zaten Kuran'daki Nahl 103'e bakınca Muhammed'in kendisine yapılan bu iftiraları ayet indirerek reddetdiğini görürüz. Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır. Size verdiğim link aslında bu sitenin yazarı olan pante'nin yazdığı bir yazıdır. Kaynakları ise yine islami kaynak olan sahih hadislerdir. Muhammed'in bilgi aldıkları müşrikler değildi, aksine musevi veya hıristiyanlık inancına sahiplerdi yani Muhammed'in kabul edip doğruladığı kitaplara inanıyorlardı. Zaten Kuranın ilk dönem ayetlerine bakacak olursak yahudi ve hıristiyanlar karşı hoşgörülü sözleri görürüz. Hatta yahudilerin sorunlarına bile Tevrat'taki cezaları uygun görerek bunu belirtmiştir. Fakat ne zaman Hatice öldü ve Muhammed yeterli inanana ulaştı, o zaman çokeşlilik ve diğer konularda kendisine ait ayetler indirdi. Yine aynı şekilde yahudi ve hıristiyan karşıtı ayetler bu zamanda indi. Artık kendisinin peygamberliği konusunda karşı çıkan çok azkişi vardı. Bu dönemdeki ayetler daha çok kendi çıkarına inen ayetlerdir. Kendisine karşı çıkılan noktalar ise islamı değil bizzat kendi için yaptığı uygulamalardır. Bir önceki mesajımda yazdığım hadis ve Kuran kaynaklı yazıyı tekrar okumanızı öneririm. Artık itirazlar din kaynaklı değil Muhammedin kendisine yöneliktir. Alıntı:
50. Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. 51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir. 53. Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır. Yukarıdaki ayetlerden de anlayacağımız üzere Muhammed gücü iyice eline geçirince ve çokeşliliğe geçmiş ve kendisine özel ayetler indirmiştir. |
Anlatmış olduğunuz bütün bilgilerin kaynağı turan ve ilhan dır..
Bu ikisi hadislerden işine geleni alıp işine gelmeyeni almadıklarını söylememe gerek yok herhalde.. Eğer ortada Kuran' ın Hz. Muhammed' e Allah tarafından geldiğine dair hadisler var ise onada aynı açıdan bakmanız gerekir.Aynı kaynaktan birisini alıp birisini almamanız niyetinizi açıkça ortaya koyar.. Diyeceksiniz ki sizde hadislerden işinize geleni alıyor işinize gelmeyeni almıyorsunuz, o zaman en uygun yol bu hadislerden gitmemek..Bu hadislerden gitmeyince de sizin elinizde Kuran ayetlerine dair kendi çıkarımalrınızdan başka savunacak hiçbir şeyiniz kalmıyor yanlışmııym.. Daha önce de dedim sizin kaynaklarınız farklı benimkiler farklı, benimkiler sizin dediğinizi söylemiyor.. Siz Kuran' ın Muhammed tarafından yazıldığına "inandğınız" sürece ayetler ne yazarsa yazsın "Muhammed yazdı" olacak.. Ben daha öncesine iniyorum, sorduklarım hepsi ne hadis kaynaklı ne ayet kaynaklı.. Neden Hz. Muhammed ? Neden o bilgi aldıkları insanlar peygamber olmadı da Hz. Muhammed ? Neden durup dururken günde zaman ayırıp 5 vakit namaz ? Neden aç kalınarak yapılan oruç ? Szi duurp dururken böyle bir şeyi yaparmsıınz? Hayatınız boyunca uydurduğunuz bir amuda kalkma olayını hayatınız boyunca yaparmısınız mesela? Neden yiyip için zina yapmak dururken bu kısıtlamalar ? Müşriklerin her türlü vaadlerine karşı neden Hz. Muhammed kendi bildiği yoldan gitti ? Madem çok eşliliği kendi istiyordu neden müşriklerin kadın vaadine hayır dedi..O zamanlar fakirdi, müşriklerin mal mülk deve para vaadlerini neden elinin tersiyle itti ? O zamanlar Kuran gibi hiçbir edebi tarzda bir yazı bir şiir olmadığı konsunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum..Neden duurp dururken böyle yüce bir uslüp içeren Kuran oluştu ? Bakın bunlara verilecek cevaplar turan ve ilhan' ın alıntı yaptığı seçmece hadislerle alakası yok..Hepsi gerçek ve mantıklı sorular..Bu sorulara verielcek cevaplarda Hz. Muhammed' in yaptığı şeyin normal olmadığı ve ancak ve ancak vahiyle açıklanabilecek mantıksal çıkarımlardır.. |
Alıntı:
Alıntı:
Kuran ayetlerine göre benim iddiam özellikle Hatice ölüp Muhammed yeterince güç ve inanan kazandıktan sonra Kuranı kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmış olduğudur. Bunu da bizzat Kurandaki özellikle Medine ayetlerinden anlıyorum. Ben de bir zamanlar müslümandım ve bunların Allahın emri olduğuna inanıyordum. Benim Kuranı Muhammedin yazdığına inandığımı söylüyorsunuz fakat siz çok açık olan ayetlere bile müslüman kimliğinizle baktığınız için bence siz inancınızdan kurtulamıyorsunuz. Size birkaç ayet vereceğim ve lütfen samimi bir şekilde bu ayetlerin mantığını açıklarsanız sevinirim. 50. Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir. 51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir. 53. Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır. Şimdi bu surelerden siz neyi çıkarıyorsunuz? Burada Muhammede yönelik bir imtiyaz yok mudur? Allahın emri olması gereken ve tüm insanlığa rehberlik edecek bir kitapta bu emirlerin manası nedir? |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Evet bende zaten benzer şeyler söyledim, ilhan ve turan işine gelen hadisleri alıyor işine gelmeyenleri almıyor dedim, madem bu işi "sözde" önyargısız yapıyorlar neden Kuran' ın Allah tarafından indirilmiş olduğundan bahseden hadisleri almıyorlar dedim..Sizce neden almıyor ?
Bahsettiğiniz internet siteleri de zaten hadislerden yola çıkıyor zaten, nasıl ve neye cevap verdiğinizi anlayamadım.. Vermiş olduğunuz ayetlerde ise Hz. Muhammed zaten ayetlerde bahsedilen şeyleri yapması için illa bir ayet yazması gerekmediğini defalarca söyledim..Zaten Peygamber olduğuna inanılan biri bu ayetleri yazmasına gerek yok, bunu kendisi de biliyor olması kuvvetle muhtemel..Dolayısı ile bu ayetler Hz. Muhammed' in özel biri olduğu vurgulanmış olabilir..Ben böyle açıklıorum tefsirlerde nasıl açıklanıyor bilmiyorum.. |
Alıntı:
Müfessirlerin kalkıp Muhammed Zeyneb'le evlenebilmek için kendine ayet uydurdu diyecek halleri yok tabii ki de. elbette başka bir açıklama söyleyeceklerdi. Deselerdi zaten müslüman olmazlardı. Kuran ve islam kendisinin tanrıdan olduğunu söylüyor ve en küçük bir hata, çelişki bile onun tanrıdan olmadığını kanıtlar. Özellikle Muhammedin sırf kendi keyfine indirdiği ayetler de bunu destekliyor zaten. Kuran tabii ki iyi şeyler de söylemiştir, zaten söylemese bu kadar inananı olmazdı. |
Sorularıma cevap olarak;
Bu mantıklı bir soru. Aslında şu an ben de bunu araştırıyorum. Kafamda birkaç görüş var. Ama en baskını ilk başlarda Yahudilerin bizans tehditine karşılık arkasında güvenilir bir kabile bulunan Muhammed sayesinde Arapları toplamasıdır. Daha sonra Hatice ölünce ve Muhammed yeterince üne kavuşunca bu dini kendi amaçları doğrultusunda kullanmıştır. Bunu zaten Mekke ve Medine ayetlerine bakarak anlayabilirsiniz Demişsiniz.. Ben Hz. Muhammed' e gelen ilk vahiyden itibaren bahsettim, Hz. Hatice nin ölümünden sonra güçlenip güçlenmemesi ayrı birşey, Hz. Muhammed bahsettiğiniz gibi toparlama gücü olsaydı Kuran gibi bir kitaba ne gerek vardı ? Bence bu sorunun cevabı siizn açınzıdan da eksik kalmış.. Bu adetlerin çoğu Mısır ve Sümer kökenlidir. Takdir edersiniz ki o dönemde insanlar en küçük doğa olaylarını tanrının cezası ve sinirlenmesi olarak yorumlayıp kendilerini acı çektirerek tanrıya adıyorlardı. Namazın Hint; sünnet,oruç ve şeytan taşlamanın Mısır kökenli olduğunu okumuştum. Hatta bir kere güneş tutulduğunda Muhammed ve çevresindekilerin Allahın bir işareti diye namaza durdukları yazılır. Demişsiniz.. Ben namazın tarihçesini sormadım, namaz bir kişinin günde önemli bir vaktini alır (namazdan önce alınan abdesti saymıyorum ), işi gücü bırakıp "hergün" günde 5 defa önüne birde sünnetler koyarak kılınan namaz sizde takdiredersiniz ki ayrıca bir zorluk getirir.. Durup dururken bir kişi böyle bir zorunluluğa girip kendine zahmet verir mi demek istedim..Ben vermezdim kimsenin de vereceğini sanmıyorum..Aynı şeyler oruç için de geçerli..Oruca benzer bişi olarak atıyorum bir kimse durup duurrken bir ay boyunca tek ayak üstüdne dolaşın diyip kendisi de bir ay boyunca te kayak üzerinde dolaşırmı mesela..Ben bunları sordum namazın orucun tarihini değil.. yine düz mantıkla gitmişsiniz. O dönemde kimsenin önüne gelenle yatıp zina yapacağınız sanmıyorum. Yine önceki mesajımda belirttiğim gibi mut'a nikahı, cariyelik olayı, 4 veya daha fazla eş ile Muhammed bu tarz ilişkileri meşrulaştırmıştır. Demişsiniz.. Bu devirde bile kimse önüne gelenle zina etmiyor, zina ilk bakışta gayet masum duran ve kişiye güzel gelen bir davranış..Herkesin zina yapma gibi kişiye güzel gelen bir eylemi sınırlasın..Daha yazacaklarım var fakat Hz. Muhammed' e saygım dolayı yazamıyorum.. Eğer Kuranı dikkatli okuduysanız çok sık tekrarlar ve emir kipi vardır. Yine aynı şekilde konular surelerde sabit bir düzende ilerlemeyip sürekli konudan konuda atlanarak yazılmıştır. Bunun da kafiyeyi sağlamak için olduğunu düşünüyorum. Unutmayın ki Kuran 22 yıl gibi büyük bir aralıkta yazılmıştır. Demişsiniz.. Ben Kuran' ın emir kiplerinden ve konudan konuya atlayışından bahsetmedim.. Gerek hitap şekli gerekse vurgu ve edebi yönü bakımından "o güne kadar yazılmamış" etkileyicilikte bir edebi eser olmasından bahsettim..Bu güzellik de Allah kelamı olmasını benim açımdan doğrular, sizin açınızdan da doğrulaması gerekir.. |
Alıntı:
Ayrıca belirtmeyi unuttum, namaz, oruç gibi ibadetlerin yapılmasında bizzat Hz. Peygamber öncülük etmiştir, millete oruç tutturup, namaz kıldırıp kendisini bunlardan soyutlamamıştır..Yoksa bu zorluklar için "ben peygamberim benim yapmama gerek yok" diyebilirdi hazır kendisinin peygamber olduğuna inanmış bir kitle varken..Sizin dediğiniz gibi bir ayet yazardı "Peygamber bu ibadetlerden bağımsızdır " diye olur biterdi öyle değil mi ? Hz. Muhammed' inde bu ibadetleri yaptığı hatta ve hatta bunlardan fazlasını yaptığını da söylememe gerek yok sanırım.. |
Alıntı:
Muhammed özellikle ilk dönemlerde yazıya pek önem vermemiştir. Genelde yaprak,deri,kemik vb. şeylere hurüfü mukatta dediğimiz küçük notları almıştır. Fakat daha sonra ayet sayısı artınca ve çevredekilerin onu sürekli sorgulayınca bunları yazıya geçirmiş ve toplamıştır. Hadislerden de Muhammed'in bazı sözlerinin önceden söyledikleriyle çeliştiğini soran müslümanlar olmuştur, bunu kurtarmak için önceki ayetleri neshetmek zorunda kalıp daha sonraları da yazıya geçirmiştir. Zaten Kuran kitap haline gelmesi Muhammed zamanında olmamıştır. Hadislere bakacak olursak Osman zamanında herkes yanında yaprak, kemik, taş vb. ne varsa onları birleştirip yazıya geçişmişlerdir. Allahın emirlerinin Muhammed zamanında kitap haline gelmeyip kolayca silinebilen şeylere yazılması sizce de garip değil mi? Alıntı:
Oruca gleince yahudilerde ve diğer dinlerde de vardır bu oruç olayı. Hatta bazı dinlerde oruç şartları daha ağırdır http://www.enfal.de/oruc8.htm Son olarak da güney amerikalılarda ve keltlerde de inanç uğruna birbirlerini yakıp tanrıya kurban için birini öldürüp kalplerini sökme adeti vardı. Hatta bazı zamanlarda birini günlerce aç ve susuz bırakma adetleri vardı. Sizin bakış açınıza göre bunları yapanların tanrısı daha inandırıcıdır. Tanrı için böyle adetleri yapanlar, kendi kalplerini sökenler boşu boşşuna mı yapıyorlardı, onların tanrısı gerçek değil miydi? Eğer uydurma olsaydı neden uyduruk tanrıları adına kendi canlarına kıyıyorlardı? Alıntı:
|
Alıntı:
|
"Muhammed Kur'an'ı Kendi Kafasından Uyduruyor" Diyenleri Susturmak İçin Vahiy İndiğini Öne Sürer (K. 16, Nahl Suresi, Ayet 103-104) Muhammed'in "peygamberlik" iddialarını ciddiye almayan ve ona inanmayanlar, Kur'an'ın Tanrı sözü olmayıp onun tarafından uydurulduğunu söyleyerek şöyle derlerdi: "Kur'an'ı Muhammed'e Tanrı indirmiyor, mutlaka bir insan öğretiyor." Bu şekilde konuşurken anlatmak isterlerdi ki, Muhammed Tevrat'ı ve İncil'i bilen kişilerden öğrendiklerini Tanrı'dan gelme şeyler olarak Kur'an'a geçirmektedir. Yani demek isterlerdi ki, Muhammed'in getirdiği Müslümanlık, Yahudilikten ve Hıristiyanlıktan alınma bir şeydir. Muhammed'e öğreten kişilerin kimler olduğu hakkında çeşitli rivayetler vardır. Kimi rivayete göre Muhammed'e bilgi verenlerden biri Salmanı Farisi'ydi ki, Muhammed'in ilk karısı Hadice'nin Acem asıllı bir kölesiydi. İsfahan'da doğmuş olan Salman, Hıristiyan olduktan sonra ülkesini terk edip Suriye'ye ve oradan da Arabistan'a geçmiş, Araplar tarafından esir edilmiş ve Hadice'ye satılmıştı. Hadice de onu Muhammed'e hediye etmişti. Hıristiyanlık ve diğer dinler hakkında geniş bilgisi bulunan Salmanı Farisi, Müslümanlığı kabul edince, Muhammed onu azat etmiş ve kendisine oğul edinmiştir. Celaleddin gibi kaynakların nakline göre Muhammed'in yararlandığı kişilerden biri Kays adında bir Hıristiyandı. Zemahşeri ya da Beyzavi gibi kaynaklar, Abdullah İbn-i Salem adında bir Ya-hudiden söz ederler. Kimi rivayete göre Muhammed, Huveytıb İbn-i Abdül'uzza'nın kölesi Abisa adında birinden başka dinler hakkında bilgi almıştır. O kadar ki, Kureyşliler: "Ha! Muhammed'i bu öğretiyormuş" demeye kalkışmışlardı.' Yine bunun gibi Muhammed'in daha gençlik yıllarında amcası Ebu Talib ile birlikle Suriye'ye kervan götürdüğü ve orada Bahira adında bir Hıristiyan papazdan bilgiler edindiği söylenir. Yine söylendiğine göre Mekke'de Amir İbn-i Hadrami'nin Cebra ya da Yetiş adında Rum asıllı bir Hıristiyan kölesi vardı ki, okuryazar olup Ahd-i Atıyk ve Ahd-i Cedid (Tevrat ve incil) gibi kitapları iyi bilirdi. Zemahşeri ve Yahya gibi kaynakların bildirmesine göre bu kişiyi Muhammed, Merve'de yaptığı toplantılara alır ve onunla sık sık konuşurdu. Bütün bunlar bir yana fakat bir de şu var ki, Muhammed kendi katiplerini bile İbraniceyi iyi bilenlerden ve ayrıca da Tevrat'ın ve incil'in aslını okuyup anlayabilecek kimselerden seçerdi. Söylemeye gerek yoktu ki, Kur'an'ın Tanrı'dan indiğine inanmayanların: "Kur'an'ı Muhammed'e ancak bir insan öğretiyor" şeklinde konuşmalarını Muhammed, kendi prestiji bakımından çok tehlikeli bulurdu; çünkü bu tür konuşmalar kişileri, özellikle kendi taraftarlarını şüpheye düşürmekteydi. Bu nedenle kendi aleyhinde bu şekilde konuşanları susturmak ve Tanrı azabı ile korkutmak için, Tanrı'dan vahiy geldi diyerek Kur'an'a ayetler koyardı. Bunlardan biri şöyle: "... Ey Muhammed! De ki: Kur'an'ı Ruhü'l-Kudüs, Cebrail, Rabbinin katından... indirmiştir. Andolsun ki: Muhammed'e elbette bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur'an ise Arapçadır. Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı bir azab vardır...'" (K. 16, Nahl Suresi, ayet 103-104.) Bu ayette geçen "diliyabancıdır..." şeklindeki deyimin aslı "...lisanı Acemidir" olması gerekir. Yani:"... Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır..." tümcesini, aslında : "... Kastettikleri kimsenin lisanı Acemidir. .." şeklinde okumak daha doğrudur. Başka bir deyimle Muhammed'e öğreten kişinin ana dilinin Arapça olamadığı anlatılmak isten- mistir- Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, Mekkeli "müşriklerin", "Muhammed'e elbette bir insan öğretiyor" şeklinde konuştuklarını duymuştur ve bunun böyle olmadığını ve çünkü kastettikleri kişinin anadilinin Arapçanın yabancısı bir "Acemi" olduğunu ve şu hale göre Kur'an'ın böyle bir kişiden çıkamayacağını bildirmiştir ve sunu eklemiştir ki, Kur'an'ı "Ruhü'l-Kudüs" (yani "kudsiyet ruhu" olan "Cebrail") indirmiştir. Bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.IV, s.3125. Söylemeye gerek yoktur ki, Muhammed'in Kur'an'a koyduğu bu ayetler, Kureyşlilerin "...Muhammed'e elbette bir insan öğretiyor..." şeklindeki sözlerini çürütecek nitelikte değildi. |
Yukarda anlattıklarınız hadis bile değil, yada hadis ise şayet belirtmemişsiniz..
Hz. Muhammed' in vahiy aldığına dair hadislerde var, onları neden dikkate almıyorsunuz, ikiside hadis, üstelik aynı kaynaklar.. Kuran' ı Muhammed yazdı ile hayır yazmadı hadisleri varken birini alıp birini almamak neden diyorum daha hala buraya hadis bile olduğu belli olmayan masalımsı hikaye koyuyorsunuz.. Ben diyorum ki madem hadisler böyle çift yönlü gelin hadislerden gitmeyelim mantıksal sorularıma cevap verin diyorum sabahtan beri ama cevap alamıyorum ; Benim bahsettiğim şeylere yine hiç ama hiç değinmiyorsunuz, yine gitmişsiniz Kuran' daki kafiyelere bilmemnelere takılmışsınız..Böyle bir eser hem şiirimi hem metinimsi hem uyaklı kafiyeli o güne kadar hiçbir eser yazılmamışken, kimse böyle bir eser "yazamamışken" Kuran' ın birden bire böyle bir edebi eser şeklinde ortaya çıkışı nasıl açıklanabilir, kim yazabilir diyorum siz bana daha 10 mesaj önceki şeylerin aynısını söylemeye çalışıyorsunuz.. Kuran Hz. Muhammed zamanında kitap haline getirilmedi ama O nun tabletlere yazılması O' nun yine Kuran olmamasını gerektirmez, sayfalara yazılsa da Kuran' dır, tabletlere kütüklere yazılsa da Kuran' dır.. Ben bir insan durduk yere kendini zahemete koyup günde 5 vakit namaz kılar mı bu zahmete girermi, siz olsanız böyle bir zahmete girermisiniz demişim siz yine gidip 10 mesaj önceden yazdığınız namazın tarihine gitmişsiniz..Oruç için de diğer dinlerde de vardır demişsiniz..Ben diğer dinlerde yokmu dedim, madem size göre yeni bir din yazıyor neden oruç tutuyor Muhammed yatıp eğlenmek yiyip içmek varken neden kendisi de bizzat oruç tutuyor bu zorluğa giriyor siz olsanız bu zorluklara boşu boşuna girermisiniz demişim bana yine oruç eskidenden vardır demişsiniz.... Lütfen bu sorduklarıma cevap veriyorsanız veriniz, veremiyorsanız aynı şeyleri tekrar etmenin bana ve size de hiçbir faydası olmuyor.. |
Ayrıca tahminlerime göre büyük ihtimal Hz. Muhammed Kuran' ı ezbere biliyor olduğunu düşünüyorum çünkü Hz. Muhammed namaz kıldırırken Fatiha 'dan sonra ek sure olarak uzun sureleri okurmuş hatta çoğu defa Bakara Suresi' nin tümünü okumuş olduğunu okumuştum..Bu da Hz. Muhammed' in Kuran' ı ezbere biliyor olasılığını güçlendirir..
"Eğer" Hz. Muhammed Kuran' ı ezbere biliyorsa, ve bu ezber yönünün 40 yaşına kadar bilindiğine dair de bir bilgi yoksa bu da bir mucizedir.. Çok az insanın ezberi kuvetlidir, hele belli bir yaştan sonra birşeyi ezberlemek çok çok daha zordur..Hz. Muhammed vahiyleri de 40 yaşından sonra aldığına göre Kuran' daki bu metinleri ezberlemesi de normal yollardan mümkün görünmüyor.. Ancak diyelim ki 40 yaşından sonra da ezberlediğini düşünelim.. "Sözde" kendi yazdığı bu metinleri neden ezberleme zahmetine külfetine girsin..Zaten size göre kendi kendine yeni bir din getirmeye çalışan biri birde size göre kendi yazdığı bu 114 sure ve 6600 küsür ayeti de ezberlemeye çalışacak ve 40 yaşından sonra da ezberleyecek öyle mi..!? Bakın size tavsiyem olayları turansal yani önyargılarla, müslüman olmayan insanların yazdığı / değiştirdiği vs. veya çakma hadislere göre bir inanç belirlemenize değil de bu tarz mantıksal çıkarımlarla gittiğiniz zaman Kuran' ın Hz. Muhammed tarafından yazılamayacağını anlamanız zor olmayacak kanaatindeyim.. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bu da bir uydurmadır. Çünkü Arapların kağıtla tanışması 751 Talas Savaşıyla olmuştur ve bu dönemde çoktan islam doğuda Türkistan batıda İspanyaya yayılmıştır bile. Kuranın kitap haline geldiğini söylenen yılla(656) Arapların kağıtla tanışması(751) arasında nerdeyse 100 yıl vardır. Yine islami kaynak olan hadislerden anlıyoruz ki Muhammed bunları mecburen deri, yaprak, ağaç vs. yazmıştır. Tablet kütüklere 6666 ayetlik bir şey yazılsa ne kadar yer kaplar tahmin edebiliyormusunuz? Muhammed Allahın emirlerini kağıda bile yazamamıştır çünkü daha o zaman kağıt bile yoktur. Size bir sorum var. Muhammed veya 4 halife dönemine ait eş zamanlı bir yazı, kanıt var mı? O dönemlere ait herhangi bir yazı var mı? (Kutsal emanetler demeyin çünkü onların uydurma olduğunu biliyoruz. İsterseniz onları da tartışabiliriz.) Alıntı:
Oradaki verdiğim örnekler sizin sorunuza karşılık Muhammed'den başka ondan çok daha zor şartlar altında ibadet edenlerin varolduğudur. Onların tuttuğu oruç, kıldığı namaz uydurma bir tanrı için midir? Madem tanrıları uydurma neden boşu boşuna oruç tutup namaz kılıyorlar? |
Alıntı:
Aşık Veysel de hem kördü, hem de okuma yazma bilmezdi. Ama görüyoruz ki mükemmel şiirleri, güçlü bir üslubu ve kuvvetli bir hafızası vardı. O zaman o da Allahtan vahiy alıyordu. Veya okuma yazması olmayan birçok halk şairi de peygamber miydi? İslami kaynaklara bakacak olursak tam tersi Muhammedin ezberi zayıftır. Birçok kere söyledikleri önceki söyledikleriyle çelişmiş, etrafındakiler bunu farkedip sorduklarında eski söylediklerini neshetmek zorunda kalmıştır. Yine bir hadise göre vahiyleri yazan katiplerden biri Muhammedi denemek için kendisi bir ayet uydurmuş Muhammed bunu farketmemiştir, adam bunu söylediğinde ise Muhammed bu adamı öldürmüştür. Tekrar soruyorum, Allahın emirleri neden Muhammed zamanında kitap haline gelmemiştir? İslami kaynaklar bile Kuranın surelerin tam olmadığını, herkesin ne varsa getirip birleştirerek yapıldığını yazar. Ben cevabını vereyim, çünkü o zaman Araplarda kağıt diye birşey yoktu. |
İçinde bulunduğunuz vahşet-i ruhaninizin sebebi "meçhul" birkaç hadisten ileri geldiğini ve bu yüzden Hz. Muhammed' in adam öldürdüğünü ve öldürttüğüne kadar varabilecek resmen uydurma ve sapkınca iddalar yüzünden bu halde olduğunuzu hatırlatmak isterim..
Belirttiğim kaynaklar islami kaynalar demişsiniz, böyle islami kaynak mı olur kimi kandırıyorsunuz? "Tanrı vardır" diyen bir ateist kaynak gösterebilirmisiniz..Gösteremeyeceğinize göre bu hadis diye öne sürdüğünüz saçma sapan iddaların islami kaynak olmadığı, tamamen ateist ve Hz. Muhammed' e saldıran Emevi kaynaklı olduğunu düşündüğüm uydurmalar olduğunu sizde biliyorsunuz bende.. Hz. Muhammed' in adam öldürdüğüne inanan biriyle ben boşuna tartışmışım..Hemde bir defa da değil şairleri bile öldürtmüş..Şairlerden ne istemiş, insan öldüren ve öldürten birisi nasıl müslümanlığı yayacak.akıl var mantık var.. Neyse ben "hadislerle" Hz. Muhammed' in katil olduğuna inanan biriyle neleri tartışmışım.. Saldırma ve hakaret gördüm de bu kadarını görmedim.. Size ateist kaynaklara dayanan inancınızda mutluluklar dilerim..Sizin resmen kalbiniz ruhunuz mühürlenmiş..Kalpteki mühür görünür mü .. Evet görünürmüş.. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:01 . |