![]() |
"Beni Kureyza" Hakkında Soru ve Yanıtlar
Konuya yabancı olanlar varsa önce ana sayfadaki "Beni Kureyza yahudi katliamı" adlı yazıyı okumalarında fayda var. Aşağıdaki soru ve yanıtları daha önceki tartışmaları bir üst düzeye sıçratmak amacıyla yazdım:
İslamcı: Yahudiler, bu olaydan yıllar evvel Muhammed ile Medine'nin ortak savunması üzerine antlaşma yapmışlardı. Oysa Hendek Savaşı sırasında Mekkelilere yadım ederek bu antlaşmaya ihanet etmişlerdir. Yanıt: Muhammedin Medineye hicret ettiği ilk zamanlarda böyle bir antlaşma yapıldığı tarihi kayıtlarda geçer. Ancak bu döneme kadar Müslümanlar Mekke'de azınlıkta olan ve mağdur oldukları için Medineye hicrete muhtaç bir topluluk görünümündeydi. Henüz silahlanmamışlar ve çete savaşına başlamamışlardı. Yahudiler bu koşullarda antlaşma yapmışlardı. Oysa kısa bir süre sonra müslümanlar çete ve yağmalamalara girişti. Mekkelilerin ticaret konvoylarını kesmeye çalıştı. Baht-i Nahle olayı ile müslümanlar ilk kez Mekke müşriklerine saldırarak siahsız dört kişiden bir kişiyi ödürüp ikisini ise tutsak aldılar. Bu tutsağa karşılık olarak fidye istediler. Müslümanların aynı bir terör örgütü gibi olan bu davranışları Medineli yahudilerin tepkisini çekti. Müslümanlar, ardından tarafsız bir kabile olan Süleymanoğullarının bir çobanını ödürdüler. Muhammed, Medineli yahudilerin müslüman olması için baskı yaptı. Bunu başaramayınca kıbleyi Kudüs'den Mekke'ye çevirdi. Çünkü Kudüs yahudilerin kutsal şehriydi. Bu olayla birlikte müslümanlar ile Medineli yahudiler arasındaki eski antlaşma fiilen ortadan kalkmış oldu. Medinedeki misafir müslümanlar ile yerli yahudilerin arası iyice gerilmişti. Yahudiler, misafir olarak Medine'ye gelen müslümanları artık sevmiyor ve düşman biliyordu. Çünkü huzurları bozulmuştu. Tüm bu nedenlerden dolayı Medineli yahudiler Hendek Savaşı'nda Mekkelilere yardım etti. İslamcı: Yahudi erkeklerin idam kararı Tevrat'a göre yapıldı. Yanıt: Katliamın sorumluluğu altında kısmen vicdan azabı duyan müslümanların sorumluluğu Tevrat'a yıkmak için uydurdukları bir iddiadır bu. Muhammed, yahudi esirler hakkındaki hükmü eski bir yahudi olan ama sonradan İslama geçen ve sağ kolu olan Sad Bin Muaz'a sormuştur. Ancak Sad' ın eski bir yahudi olması, verdiği kararın da Tevrat şeriatına göre olması anlamına gelmezdi. Zaten İslami kayıtlarda da Muhammed'in Sad'a kararını Tevrat şeriatine göre vermesi yönünde bir isteği olmadığı gibi, Sad kararını açıklarken de bu kararı Tevrat'a göre verdim gibi bir söz söylediği yer almamaktadır. Ayrıca yahudiler müşrikleri desteklemelerinde kendilerine göre haklı idiler. Dolayısıyla kendilerini haklı bulurlarken Tevrat şeriatının aleyhlerinde kullanılması mantıksız olurdu. Tüm bunlardan öte Sad kararını açıkladıktan sonra Muhammed: "Yaşa! Allahın hükmü de senin verdiğin hüküm ile aynı doğrultuda idi." demiş ve zaten verilen kararın önceden kendisine vahiy olarak indirildiğini söylemiştir. Dolayısıyla karar İslamın "tanrısının" kararıdır. İslamcı: Yahudi erkek esirler idam edilmeyip ne yapılabilirdi ki? O dönemlerde esir kampları da olmadığına göre, öldürülmeyip beslenecekler miydi? Eğer serbest bırakılsalardı tekrar düşman saflarda yer alırlardı. Yanıt: Sanki başka seçenek yokmuş gibisinden yapılan bu iddialar aslında suç savmak amacıyla yapılmış bir savunma mekanizması değil mi? Çünkü, nasıl ki yahudi kadınlar ve çocuklar esir olarak özellikle o dönemin ünlü Şam Esir Pazarı'nda satıldı iseler erkekler de aynı şekilde satılabilirlerdi. Ya da bir kısmı müslüman ailelere köle olarak verilebilirdi (Bunu köleliği hoş gördüğümüz için değil daha o dönemde bile esirleri idam etmek ile serbest bırakmak haricinde başka bir seçeneğin daha varolduğunu göstermek için söylüyorum.). Demek ki Muhammedin böyle bir seçeneği de var idi. Ama o bu seçeneği seçmek istememiş, "tanrının" bir elçisi gibi değil, tarihteki pek çok kral ve komutan gibi düşmanına karşı kin ve intikam duyguları ile davranmıştır. |
Kurayzaoğulları ve Medineli Yahudiler
(Metni Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberi adlı eserinden faydalanarak yazdım) -Hicretten sonra hazırlanan Medine Site Devleti Anayasası'nın 25.maddesinde yahudilerle müslümanların birlikte bir camia teşkil ettikleri, 16.maddesinde de yahudilere, tabi oldukları sürece zulme uğratılmaksızın yardım edileceği yazmaktadır. -Medine'de o sırada üç büyük yahudi kabilesi yaşamaktaydı: 1-Kaynukaoğulları 2-Nadiroğulları 3-Kurayzaoğulları. -Anayasadaki temenniler güzel olsa da, daha sonra yaşanacaklar her iki taraf için de hoş olmamıştır. -Daha ilk yıllarda, Bedir Savaşı sonrası yahudileri İslam'a davet eden Hz.Muhammed, "Biz Mekkelilere benzemeyiz, seninle savaşacak olursak nasıl yiğitler olduğumuzu göreceksin" cevabını almış ve bu sert yanıt ileride yaşanacak çatışmaların habercisi olmuştur. KayNukaoğulları Müslüman bir kadın, Kaynukaoğullarının pazarında alış-veriş yaparken önce sözle daha sonra da fiili olarak tacize uğramış ve duruma müdahale etmek isteyen bir müslüman da şehit edilmiştir. Bunun üzerine Hz.Muhammed Kaynukaoğullarının mahallesini kuşatmış ve 15 gün süren muhasaranın ardından Kaynukaoğullarını teslim almıştır. Hz.Muhammed teslim aldığı bu kavmi Filistin'e sürmüş, ancak Medine'deki işleriyle ilgilenebilmeleri için kısıtlı sürelerle şehre girişlerine izin vermiştir. Tarihi kaynaklarda Peygamberin Kaynukaoğullarına hediyeler gönderdiği ve iyi ilişkilerini devam ettirdiği görülmektedir. Nadiroğulları Bir taraftan Mekkelilerin kışkırtmaları, öte taraftan Kaynukaoğullarının Filistin'e sürülmesi Nadiroğullarını da başka arayışların içine itmiştir. Medine'de büyük hurma bahçelerine sahip olan Nadiroğulları Mekke'den kaçan fakir bir insanın, Medine'ye yön vermesinden rahatsız olmuşlardı. Daha önceleri Kurayzalılardan diyet miktarlarında üstün oldukları halde Hz.Muhammed'in eşitliği savunması da cabasıydı. Sonunda bir süikast düzenlemeye karar verdiler. Hz.Muhammed'i üç yahudi alimle münazara yapmaya davet ettiler. Ancak planın bir yahudi tarafından müslümanlara bildirilmesi, suikastın açığa çıkmasına neden oldu. Müslümanlar Nadiroğulları'nı da teslim almayı başardı. Bu kabilenin de Filistin ve Hayber'e göç etmesine müsade edildi. Medine'den çıkarken Nadiroğulları'nın evlerinin kapılarına varıncaya kadar tüm değerli eşyalarını yanlarına aldıkları ve 600 develik bir kervanla şarkılar söyleyerek Medine'yi terk ettikleri söylenir. Hatta Hz.Muhammed'in kendisini öldürmek isteyen bu kavmin Medine'deki müslümanlardan alacakları vadesi dolmamış borçların tahsilinde kolaylık sağladığı, bir geleneğe dayanarak yahudi yetiştirilmiş Arap çocukların anne-babalarının itirazına rağmen yahudi aileleriyle gitmesine müsade ettiği de bilinmektedir. Ancak Nadiroğulları kendilerine tanınan bu hoşgörüye hiç de layık olmadıklarını kısa sürede ispatlayacaklar ve Medine'den sürülüşlerinin birinci yılında Hendek Kuşatması2nın organizasyonuna katılacaklar ve Medine'yi kuşatan birlikler arasında yerlerini alacaklardır. Kurayzaoğulları Medine'de kalan son büyük yahudi kabilesi olan Kurayzaoğulları ise, Anayasa'da ortak vatan ilan edilen Medine'ye, düşman kuvvetlerinin saldırdığı anda ihanet edecek ve Kuran'a yapılan tüm davetlere yüz çeviren bu topluluğun sonunu, inandıkları Tevrat'ın hükümleri belirleyecektir. Hendek Savaşı'nın en kritik anında Medine'ye ihanet eden bu kavim, Hendek Savaşı'nın hemen ardından kuşatılır ve kayıtsız şartsız teslim olmaları istenir. Ancak onlar direnme yolunu tercih ederler ve sonunda esir düşerler. Bu esirlere iyi davranıldığı, (hurma) yiyecek verildiği yazılıdır. Kurayzaoğulları öteden beridir dost oldukları Evs'li Sad b. Muaz'ın hakem tayin edilmesini istediler. O sırada yaralı olmasına rağmen Sad getirildi. Sad, hem Kurayzaoğulları'na hem de Resulullah'a hakemliğini ve vereceği kararı onaylayıp onaylamadıklarını sordu, olumlu yanıt alınca da Tevrat'a göre hükmettiğini ve ihanet edenlerin idam cezasını hak ettiklerini söyledi. M.Hamidullah, Peygamberin gerçekten de o hakemden böyle sert bir kararı beklemediğini yazar ve kaderleri böyleymiş diye mırıldandığından bahseder. Verilen idam cezası kılıçla infaz edilmiştir. Bu sahneleri dramatikleştirerek anlatanlar, belli ki vatana ihanet suçu işleyerek kendi kutsal kitaplarına göre cezalandırılmış yahudiler üzerinden İslam'a tepki toplamaya çalışıyorlar. Ancak aynı abartılı anlatımı, onlarca kişiyi öldürmüş bir katilin iple asılırkenki anlarını anlatan bir romanda da görmemiz mümkündür. |
Korelmiş, sanki yazdığım yazıyı okumadan bir yerlerden yazı koymuş gibisin buraya. Mesela Medine antlaşmasının neden geçersiz kaldığını ilk yazımda açıklamama rağmen "Yahudiler antlaşmaya bağlı kalmadılar" gibi açıklama yazmışsın. Benim bu yazımdaki amacım en başta belirttiğim gibi Beni Kureyza hadisesi tartışmasını bir üst seviyeye sıçratmak idi. Forumlarda zaten senin yazdığın şeyler evelden de yazılmıştı. Şimdi ben konuyu derinleştirmek istiyorum. Mesela diyorum ki şu nedenlerden dolayı (yukarıdaki ilk yazımda yazdığım) Medine Antlaşmasının geçerliliği kalmamıştı zaten. Sen eğer diyeceğin varsa bunun üzerine diyeceğini söyle.
Ayrıca gene ilk yazımda diyorum ki yahudiler zaten kendilerinin mekkelileri desteklemelerinde haklı buluyorlardı. Kendisini haklı bulan topluluğun kendi kitaplarına göre idamla cezalandırılması mantıklı mı, bir saçmalık yok mu burada? Ayrıca saldırıya uğrayan müslüman kadın olayına gelirsek. Bir kadın saldırıya uğradı ve yanındaki bir müslüman öldürüldü diye bütün bir kabilenin anayurdundan sürülmesi adil mi? Sadece suçluların cezalandırılması gerekmez miydi? Bir kabilenin tümünün evlerini, tarlalarını, hurmalıklarını bırakıp sürülmesi bir peygamberin politikası olabilir mi? Elbetteki olamaz. Açıkçası Muhammed bu olayı yahudilerin evlerine ve tarlaları, hurmalıklarına el koymak için mazeret bilmiştir. Yavuz hırsız ev sahibi bastırır diye bir atasözü vardır. Tam da buna uygun bir davranış sergilenmiştir. Mekkeli Muhammed, misafir geldiği Medinenin yerlilerini sırayla sürdürmüş ve kellelerini uçurtmuştur. Çünkü Medinede parasız, pulsuz, varlıksız idi. Yahudileri ikna yoluyla kazanamayınca zor kullanarak boyun eğdirtmiştir. |
bu panale yazdıgım yazımı kaldırıldı yoksa benmi bedavadan böyle düşünüyorum?
|
Senin yazıyla birlikte benim yazımı da kaldırdım çünkü Beni Kureyza olayı hakkında değil idi. O konuyu ayrı bir başlık altında açman daha uygun olur.
|
Cem kardeşim,
Senin yazının nesine cevap verceğimi anlamadım; tarihi bir olayı kendi kafana göre anlatıp yorumlamışsın. Sana tavsiyem Cumhuriyet'in ilk yıllarında vatana ihanet suçuyla İstiklal Mahkemeleri'nce idam edilen insanları düşünmen. Mesela Şeyh Sait ve arkadaşları. Onlar da bu idamı hak etmemişler miydi? Tarih boyunca vatana ihanetin cezası idam olmuştur... |
inan bana artık Beni Kureyza bi tarafa islamiyet veya diger başka bir pagan dininden bile başlasam ve hatta insan oglunun ilk görüldügü yer olarak bilinen afrika kıtasından takip etmeye başlasam insanlıgı yeryüzündeki dinleri incelemekle sadece kendi dini inanışımın ne olacagına veya neye inanman gerektiginin cevabını bulmaya çabalıyormuşum hissine kapılmak istemiyorum artık sadece gercekten tek istedigim yaşadıgım dünyanın gercekliginden acaba ne alabilirimde yeryüzüne bu kadar güzel monte edilmiş bu her türlü dini veya bilgiyi nasıl olurda her düşünce ayrı ayrı anlatırda sonuç bulamaz diye sormak ihtiyacı duyuyorum sizce yanlış bu??
|
Kardeşim anlamayacak nesi var yazımın. Yahudilerin davranışlarının neden ihanet olarak yorumlanmamasının gerektiğini uzunca yazıp açıklamışım hala Şeyh Sait ve vatana ihanet örneğine benzetme yapıyorsun. Sen benim yazılarımı iyice okuduğuna emin misin?
|
Cem ;
Bu konuda islama bağlı bir insandan seninle aynı düşüncede,anlayışta olmasını bekleyemezsin.. Sen müslüman olmadığın için , yahudi kabilesinin haklı ve mağdur-mazlum taraflarını görüyorsun.. Bir müslüman ise yahudilerin sebebi ne olursa olsun ihanetini ve bu cezayı hakettiklerini görüyor.. Bırakalım o yüzyılda ihanete karşı yapılan bu katliamı , yüzyılımızda dahi ihanet veya başka bir sebep olmadığı halde katledilen halklar var.. Senin kabullenmemekte haklı olduğun tek nokta olabilir , o da ; "İnsanlara peygamber olduğunu söyleyen ve getirdiği dine davet eden bir kişinin böyle bir durumda daha merhametli ve insancıl bir çözüm bulması gerekmez miydi? Örneğin onlara kısa bir mühlet verir ve o bölgeyi terketmelerini isteyebilirdi." diyebilirsin..Ama sonuç bu , neylersin!! |
Peygamberimiz Bedir savaşında esir düşen Mekkelileri, müslümanlara okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakmıştır.Aynı Peygamber, "Devlet hazinesine uzanan el kızım Fatıma'nın olsa keserim" demiştir. Burada merhamet ve hak edilen cezayı uygulama arasındaki ince çizgiyi görebilmek mümkündür. Beni-kurayza vatana ihanet etmiştir ve vatana ihanetin cezası da idamdır.
|
Benimle aynı anlayışta olmasını beklemiyorum ama kendi iddiasını açıklamasını bekliyorum. Yani Medine Antlaşmasının hangi nedenlerden dolayı yıllar içinde geçersiz kaldığını örnekleri ile açıkladım. Eğer hala Yahudilerin politikasının ihanet olduğu iddia ediliyorsa bunun açıklaması yapılmalıdır. Oysa körelmiş antlaşma tarihi ile Hendek savaşı arasındaki yıllarda yaşaşanları görmezden geliyor, antlaşma sonrası yaşanan olayların antlaşmayı hala bozmaması mı gerekirdi? Öyle ise neden? Ben diyorum ki ihanet yok. İhanet suçlaması yapılıyorsa benim bu iddialarıma da yanıtı olabilmeli.
|
Bak ben yukarıda bir örnek verdim. Dedim ki, İstiklal Mahkemeleri Şeyh Sait ve arkadaşlarını idam etmiştir.
"...yahudiler müşrikleri desteklemelerinde kendilerine göre haklı idiler. Dolayısıyla kendilerini haklı bulurlarken Tevrat şeriatının aleyhlerinde kullanılması mantıksız olurdu..." demişsin. Peki Şeyh Sait kendince haklı değil miydi? "...Medine Antlaşması'nın hangi nedenlerden dolayı yıllar içinde geçersiz kaldığını örnekleri ile açıkladım. Eğer hala Yahudilerin politikasının ihanet olduğu iddia ediliyorsa bunun açıklaması yapılmalıdır." Medine Site Devleti'nin maddeleri günümüze kadar ulaşan bir anayasası vardır. Bu anayasanın artık geçerli olmadığı yahudilerce Hendek Savaşı öncesi bildirilmiş midir? |
Kardeşim, sen Şeyh Saiti onun inançlarına, onun hukuğuna göre mi yargıladın? Onu ancak bizim (TC) kanunlarımıza göre yargılayabilirsin, çünkü onun haksız olduğuna biz inanıyoruz, zaten böyle olmuş. Şeyh Sait kendi inancına göre haklıdır bu nedenle onun inançları, kendi hukuğu, içinde yargılayamayız, dünyanın hiç bir yerinde böyle bir şey yapılmaz. Naziler 2. dünya savaşı sonunda Nazi hukuğuna göre mi yargılandı, öyle mi olması gerekiyordu?
Yyahudileri kendi hukuklarına göre yargıladık uydurması katliamın suçunu yahudilere yükleme gayretidir. Adamlar ihanet etmediklerini düşünüyorlar nasıl ihanet kanunu işletirsin. İhanet olduğuna inananlar müslümanlardır. Ayrıca savaşta ölümcül bir yara almış olan Sad Bin Muaza yargı kararının bırakılması adil değildir. Çünkü ölümün kıyısında olduğu için intikam duygularının haliyle yoğun olduğunu tahmin etmek için kahin olmak gerekmez. Ayrıca aç islam tarihini tekrar bak ben Mürşit 4.0 a baktım, Muhammedin şöyle bir sözü var Sad'a karşı: "Allah da aynı senin verdiğin kararı vermişti, yaşa!" Demekki Sad'dan evvel Kuranın "tanrısı" hükmünü vermiş islam kitaplarına göre. Hükmü yahudilere ve tevrata yıkamanın alemi yok. Antlaşma meselesine gelince. Yukarıda da sen yazmıştın. Muhammed, Nadiroğulları ve Kaynukaoğulları gibi yahudi kabilelerini Medineden sürmüş, tarlalarına, ağaçlarına, evlerine el koymuştur. Bir tek beni Kureyzalılar kalmış Medinede. Muhammed, Medinenin tek hakimi olma yolunda ilerliyor. Ortam bu haldeyken, yahudilerle Müslümanlar birbirine düşman hale gelmişken, müslüman çeteleri Mekkeli kervanları yağmalamalara çıkmışken ne antlaşması kalır artık arkadaşım? |
Lütfen şu linke tıkla:
http://www.yeniyasam.com/kutsalkitap/ Eski antlaşma bölümünden Yasa Kitabı(Tesniye) kısmını seç. Açılan sayfadan 20. bölümü seç. Aynen şöyle diyor Tevrat: "10.Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. 11.Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. 12.Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. 13.Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. 14.Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RAB'bin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz." Yahudiler hakem olması için Sad ibn Muaz'ı kendileri istediler. Peygamberimiz ise kabul etti. Çünkü, daha önce de bir başka Yahudi kabilesi olan Kaynukaoğulları kendi müttefikleri olan Hazrec'li Abdullah'ı hakem tayin etmişler ve karar kendi lehlerine sonuçlanmıştı. Belki de kendi müttefiklerinden Evs kabilesi lideri Sad'ı seçmekle daha önce olduğu gibi yine kendi lehlerinde bir karar çıkacağını bekliyorlardı. Ama Sad ibn Muaz, yahudiler konusundaki kararı Tevrat'a göre verdi, ve böylece bu hakemin verdiği kararla yahudiler başka insanlara karşı aynı durumda nasıl muamele edeceklerse yahudilere de aynı şekilde muamele edilmiş oldu. Ünlü İslam tarihçisi Muhammed Hamidullah, peygamberin böylesi sert bir kararı beklemediğini yazar ve o an yapacak hiçbir şeyinin kalmadığına vurgu yapar. Çünkü, yahudilerin seçtiği hakem, Tevrat'a göre karar vermiştir. |
Şu da var ki, eğer 47 maddeden oluşan Medine Anayasası'nı dikkatle okursan burada bir savaş esirliğinden ziyade bir vatana ihanet suçu işlenmiş olduğunu da açıkça görebilirsin. Dolayısıyla yahudilere uygulanan ceza hem kendi kitapları Tevrat'a birebir uygun düşmüştür, hem kendi belirledikleri bir hakimin aldığı karar olmuştur. Ve hem de Medine Anayasası gereğince ortak vatan olarak ilan edilen Medine'nin düşman kuvvetlerince kuşatıldığı bir dönemde vatana ihanet suçu işlemiş olanlar idam ile cezalandırılmıştır ki tarih boyunca vatana ihanet suçu işleyenler idamla cezalandırılmıştır.(Yukarıda da yakın tarihimizden örnekler verdim)
|
Alıntı:
Aklınızı başınıza alın ve gerçekleri görün artık, masal bitti. Muhammed Mekkeden parasız pulsuz dönmüştür. Bu nedenle Medine'lilerin canına okumuş ve onların mallarını gasp etmiş etmiştir, Medineden kovmuştur. Yavuz hırsız ev sahibini bastırmıştır. Bunların hepsi kılıç zoruyla olmuştur. İslamın barış dini olduğu bir kandırmacadır. Bahsettiğimiz Medine olayları bunun en güzel örnekleridir. Muhammed barışçıl yolla yahudileri İslama kazanamamıştır çünkü haklı olarak çoğu kimse ona inanmamıştır. Sözle amacına ulaşamayan Muhammed kılıç zoruyla amacına ulaşmaya çalışmıştır. Bunda da başarılı olmuştur. Gasp hareketlerinden verdiği %80 lik asker payı nedeniyle taraftarı hızla artmıştır. Yağmalardan pay almak isteyen pek çok insan İslama geçmeye başlamıştır. |
Alıntı:
Alıntı:
"Herhangi bir kimsenin, bir mü'minin ölümüne sebep olduğu kesin delillerle sabit olur da maktülün velisi(hakkını müdafa eden) rıza göstermezse, kısas hükümlerine tabi olur; bu halde bütün mü'minler ona karşı olurlar. Bunlara ancak sadece bu kaidenin tatbiki için hareket etmek doğru olur." Ayrıca 35.maddede:"Yahudilere sığınmış olan kimseler, bizzat yahudiler gibi mülahaza olunacaklardır." deniliyor. 36.maddede de "Bir yaralamanın intikamını almak(kısas) yasak edilmeyecektir." hükmü vardır. 45.maddede de:" Her bir zümre, kendilerine ait mıntıkadan mes'uldür" şartı getirilmiştir. Cem kardeşim, Bence sen olaylara art niyetli yaklaşıyorsun. Mesela sana vatana ihanet suçu işleyen Şeyh Sait ve onlarca arkadaşının idam edilmesi olayını örnek vermiştim. Yakın tarihimizden bir örnek de bu konu hakkında vereyim. Osmanlı Ermenileri yıllarca bu topraklarda kardeşçe bizimle yaşadılar, ancak sorun çıkarmaya başladıklarında gruplar halinde başka bölgelere göçe zorlandılar. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsun? Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Cem kardeşim,
Konuyu çok açık olarak ortaya koyduğuma inanıyorum. Sen tatmin olmadın belki ama samimi bir gözle foruma girip de yazılanları baştan sona okuyan herkesin tatmin olacağı kanaatindeyim. Bu nedenle de daha fazla bu tartışmayı sürdürecek değilim. Ama Ermenilerin göç ettirilmesi hususundaki düşüncelerini de gerçekten merak ediyorum. |
Ermeniler, Osmanlı hükümranlığı altında yaşayan bir halk idi. Oysa Medine yahudileri Medinenin esas sahiplerindendi ve Müslümanların hükümranlığı altında değil idi. Aslında müslümanlar Mekkeden göç edip Medineye gelmiş misafirlerdir. Aslında mekkedeki zor durumlarından kurtulmalarını sağlayan ve kendilerini Medinede kabul eden bu yahudi halklarına asıl ihaneti müslümanlar yapmıştır.
Ben sorunu yanıtladım. Aslında senin üstteki sorumu yanıtlaman gerekiyordu önce. Eğer sorumdan kaçmayacaksan tekrar yazayım. "İyi ya işte demekki Kaynukaoğullarından bir müslümanı öldüren kişiye de kısas uygulanması gerekiyordu. Oysa kısas uyglamak yerine tüm kabile vatanlarından sürülmüş, taşınmazlarına el konulmuştur. Bunu nasıl açıklayacaksın bakalım merak ediyorum?" diye yazmıştım. |
Verdiğin cevap hiç tatmin edici değil, ama yine de sağol. Verilen sürgün kararı doğrudur. Çünkü;
-Hadiseyi başlatan taraf yahudilerdir. Hadiseye katılanlar, hemen teslim olmamış, 2 hafta kadar direnmişlerdir. -Hadiseden sonra her iki taraf için de artık bir güvensizlik baş göstermiştir. Bu da Medine'de beraberce devam etmeyi zora sokmuştur. -Kaynukaoğullarının ne kuşatılmasında, ne de sürülmelerinde diğer Yahudi kabilelerinin bir itirazı olmamıştır. Bu da verilen kararın o dönemin şartlarına göre haklı olduğuna işaret eder diye düşünüyorum. -Peygamberimizle yahudilerin bozulan ilişkilerinde her zaman hadiseyi başlatan taraf yahudiler olmuştur. Taciz, suikast teşebbüsü, vatana ihanet gibi... Biz biliyoruz ki bu olaylara karışmayan diğer küçük yahudi kabileleri Medine'de varlıklarını devam ettirmiştir. Peygamber de onlara gayet iyi davranmış, hediyeler göndererek aradaki dostane ilişkileri pekiştirmiştir. Bu dostluğu kuran bir Peygamber'i art niyetlilikle suçlamak, hadiseleri başlatan taraf hep yahudiler olmuşken onu yahudileri Medine'den sürmekle suçlamak insafa sığar mı? |
Demin İslam tarihi ansiklopedisine baktım Kaynukaoğulları hadisesi ile ilgili ve senin bazı gerçekleri bilmediğini ya da saptırdığını gördüm. Senin yukarıda anlattığına göre kaynukaoğulları bir müslümanı öldürüyorlardı. bak islam ansiklopedisi nasıl anlatıyor aynen aktarıyorum aşağıya:
Medineli olmayan ve Ensardan birisiyle evli bulunan, Araplardan bir kadın; Kaynuka oğulları Yahudilerinin çarşısına gelip satacağı malı satmış, ziynet eşyasını yaptırmak için de bir kuyumcu Yahudinin dükkanına oturmuştu. Yahudiler kadının yüzünü açmasını istediler. Kadın ise yüzünü açmaktan kaçındı. Kuyumcu veya Kaynuka oğulları Yahudilerinden bir adam, kadının haberi olmadan, arka tarafına oturup kadının eteğini bir dikenle sırtına iliştirdi. Kadıncağız ayağa kalkıp edep yeri açılınca, Yahudiler gülmeye başladılar. Kadının feryadı üzerine, Müslümanlardan bir zat sıçrayıp kuyumcunun ardına düştü ve onu öldürdü. Yahudiler de, toplanıp o Müslümancı şehit ettiler. Müslümanlar da, Yahudilere karşı, Müslümanları imdada çağırdılar. Gördüğün gibi ilk öldürme eylemini yapan müslümanlar. yahudilerin yaptığı şaka ne kadar çirkin olursa olsun ölümü hakedecek kadar ağır bir suç olmadığını kabul edersin sanırım. Müslüman adam yahudiyi öldürdüğü için kısasa kısa olarak yahudilerde o müslümanı öldürmüştür. O çağın hukuğuna göre durum dengelenmiştir. Oysa sen yukarıda böyle anlatmadın, olayı saptırdın. Sanki yahudiler hem müslüman kadını taciz etmişler hem de müslüman bir erkeği öldürmüşler gibi anlattın. Kaldı ki olayda müslüman kadına tecavüz yok sadece pis bir şaka var. Ama bu olay Muhammed için tam aradığı fırsattır. Hemen kaynukaoğulları çarşısına gelip tehdit eder. Bu kısmı ansiklopediden okumaya devam edelim: Peygamberimiz Aleyhisselam, bunu haber alınca, onları Kaynuka çarısında topladı ve: “Ey Yahudi toplululıu! Allah’ın Kureyş’e indirdiği ukubet ve musibet gibi bir ukubet ve musibetin sizin başınıza da gelebileceızinden sakınınız ve Müslüman olunuz! Görüldüğü gibi Muhammedin yaptığı İslamı tebliğ değil açık şekilde tehdittir. "Allahın Kureyşe indirdiği ukubet ve musibet" derken kastettiği Bedir savaşıdır. Yani demek istiyor ki "Ayağınızı denk alın, yoksa sizi Bedir Savaşında Kureyşlileri mahvettiğimiz gibi mahvederiz". Yani Muhammed ölümle tehdit ediyor yahudileri, ya müslüman olun ya da sonunuz onlar gibi olur diyor. Bu ifadelerin bir peygambere özgü olamayacağı ancak bir harami çetesinin başına özgü olabileceğini söylemek insafsızca olmaz. Ardından müslümanlar bu kabilenin kalesini kuşatıyor. Yahudiler hiç bir silahla karşılık vermiyor. 15 gün dayanıp sonra teslim oluyorlar. Amaç öldürülen müslümana karşılık kısasa kısas yapmak değil. Zaten olayda bir yahudi en başta öldürülmüş. Amaç yahudileri Medineden kovup, Müslümanları Medinenin tek sahibi yapmak. Bu gasp hareketinden Muhammedin payına İslami kaynaklara göre: -Ketum, Revha’, Beyz diye anılan 3 yay ile, -2 adet zırh gömlek, -3 adet kılıç, -3 adet de mızrak, düşüyor. |
Cem,
Sen bu konudaki kararını çoktan vermişsin. Artık ben ne söylersem söyleyeyim bir faydası olmayacak gibi gözüküyor. |
Son olarak şunu ekleyeyim:
"Bu gasp hareketinden Muhammedin payına İslami kaynaklara göre: -Ketum, Revha’, Beyz diye anılan 3 yay ile, -2 adet zırh gömlek, -3 adet kılıç, -3 adet de mızrak, düşüyor" demişsin. Peygamberimiz vefatından kısa süre önce evinde arpa alacak parası olmadığı için bir yahudi tüccara zırhını rehin olarak bırakmış ve evine arpa alabilmişti. Efendimiz öldüğünde bu rehin hala duruyordu. Daha sonra bu zırhın parası ödenerek zırh geri alınabilmiştir.Yalnızca bu olay bile pek çok şeyi kanıtlar: 1)Demek ki efendimiz vefat ederken Medine'de hala ondan daha zengin yahudiler vardı. Demek ki onları gasp edememiş(!) 2)Peygamber vefat ederken devlet hazinesi ağzına kadar dolmuştu. Sadece Bahreyn Bölgesi'nden gelen vergiler 70 bin dirhemi buluyordu. Demek ki, peygamber yahudileri gasp edebilmiş ama devlet hazinesine el sürememişti(!) |
Korelmis Kardeş;
Hz.Muhammed'in ölümünden önce arpa alacak kadar gücü olmadığını ve zırhını vererek arpa aldığını belirtirken bu durum seni üzüyor mu? Yoksa bu ve benzeri konularda , örnek olarak sunduğun için bu durum seni sevindiriyor mu? |
Korelmis, bakıyorum da bu konuda sıkışınca Muhammedin vefatı dönemine sıçrayış yaptın. Bu bir psikolojik savunma mekanizması değil mi? Sanırım "yön değiştirme" mekanizması deniyor buna. Açıklaması kısaca: Bir alanda sıkışılınca bunu başka bir alanda telafi etme gayreti.
Sen benim karar vermiş olup olmama takılma. Bu başlıktaki yazımızı takip eden onlarca insanlar var. En azından onlar açısından yazına devam edebilirdin değil mi? Ama bence olgunluk gösterip özür dilemelisin. "Arkadaşım ben Kaynuka olayında bir müslümanın öldürüldüğünü sanıyordum ama o müslüman meğerse az evvel bir yahudiyi haksız yere öldürmüş" demeliydin. "Size yanlış bilgi, vermişim kusura bakma " demeliydin. İslam Tarihi Ansiklopedisini gözüne soktum. Kaçıyorsun başka çaren yok. Yanıtın olamaz. İşte islamın gerçek yüzü bunlar Korelmis. Malesef bizlere doğumumuzdan itibaren İslamı güzelmiş gibi gösteriyorlar. Senin de pek suçun yok. Nasıl eğitildiysen o yönde direnç gösteriyorsun. Ama biz gerçekleri göstermeye devam edeceğiz. Her şey daha aydınlık bir dünya için. |
Üzülmeyin..
Çünkü Hz.Muhammed öyle güçsüz, muhtaç durumlara hiç düşmedi.. Yetimliğinde - öksüzlüğünde dahi hiç aç kalmamıştı.. Nedense yazılanlar veya hadisler arasından , düşüncelerine en uygun olan hangisiyse o seçilir ve gerçek olan da oymuş gibi inanılır-anlatılır.. Ya da kimi kaypaklar , vaziyete göre uygun olanını kullanırlar.. Bunlar doğru değil.Daima gerçek ne ise onu dile getirmek lazım.. Hz.Muhammed zengindi.. Hiçbir zaman muhtaç duruma düşmedi.. Bu Kur'an ayetleriyle de , hadislerle de, tarih yazılarıyla da sabittir.. Aşağıdaki yazı bir islami siteden alınmıştır: Peygamber son zamanlarında ganimetten öyle zenginlemişti ki ; - Ashâbtan ölenin borcu bana ait , malı mirası çocuklarına ait. Çünkü ben onlara çocuklarından daha yakınım. (Sünen-i Nesei, Cild 3-4, Hadîs No: 1963; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 678) Yeni müslüman olan bir beye yüz deve hediye verdi. [Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 642; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 478] Şöyle ki: Peygamberimizin (s.a.v.) yüz sağımlık devesi, yetmiş keçisi, on yedi cins atı vardı. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 384-385) Atlardan birisi Arabistan koşusunun tümünü kazandı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) atın terini mendili ile siliyor, at yine terliyordu. "Bahir oldun" dedi. O atın ismi, Bahir kaldı. Bahir, deniz demektir. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 384-385) Kesimlik devesi çok idi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in vefatından sonra, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Taif'teki bir hurma bahçesini iki yüz bin altına sattılar. Taif'teki çiftliğinde bir çok sağımlık, kesimlik develeri vardı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in son zamanlarında dört kulplu bir sinisi vardı. İsmi Gerra idi. [Râmû-z'ul-Ehâdîs, (30. Bölüm), Hadîs No: 386] Üzerine bir kat pilav, bir kat et yığarlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ilk zamanlarda dörtyüz son zamanlarda yediyüz Ashâb-ı Suffa (Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 445) bir onun kadarda misafir ondan nöbetleşe yerlerdi. Sini bittikçe tazesi gelir ve geceli-gündüzlü o sininin etrafında Ashab-ı Suffa riyazet için yirmidört saatte bir sefer yer, diğerleri acıktıkça yerdi. Peygamberin geçimini sağladığı arazileri-köyleri de vardı.Hurmalıkları ve kiralık gelir getiren bahçeleri.. Peygamber (s.a.v) Fedek’i yirmi dört bin dinara kiraladı. Bazı hadislerde bu miktar yetmiş bin dinar olarak nakledilmiştir. Bu konudaki ihtilaf Fedek’in her yılki gelirinin farklı olmasındandır. Bihar’ul Envar, c.16, s.216 Bu Fedek bölgesi çok verimli zengin arazilere sahip.Fedek yüzünden miras kavgası dahi çıkıyor.Kızı Fatma ile eşi Ayşe ve halife Ebubekir arasında ve Fedek verilmeyince Fatıma küsüyor.6 ay sonra ölünce Ebubekir'e haber verilmeden cenazesi gece defnediliyor.. Sonuç olarak Hz.Muhammed çok zengindi..Onun için boşuna üzülmeyin.. :) |
yukaridaki yaziyi muhammedin malvarliginin bir kismi olarak kayitlara gecirelim..
Oldukten sonra cikan kavgaya bak!! miras kavgasi..paylasim malk mulk..bumu o cok methedilen ashabi kiram... demekki cenneti bu dunyada aramislar.. :( |
mirasini yani malvarliginin cetelesini cok duzgun tutmuslarda kurani niye duzgun ve sirali yazamamislar??
cok enteresan..kurandaki surelerin ne hangisinin ne zaman geldigi nede siralamasi dogru..tarih sirasina dizmek bu kadar zormuydu?? |
Bu vahşet , tarihte gerçekten yaşandı ise çok büyük bir haksızlık yapılmış .
Bildiğiniz VAHŞET. Haklı hiç bir gerekçesi de olamaz. Bunu yapanlar o önem HAKLI!!! KİBİRLİLİK sorunu yaşamışlarmıdır ? Bu vahşete günümüz de taraf olarak bakanlar da yersiz ve iğrenç bir KİBİRLENME ile seviniyormudur ? Bu tip vahşetler , tarihte bir çok kez yapılmıştır. En son örneklerinden birisi de , şayet KUREYZA katliamına sevinenler varsa , FİLİSTİNE ve halen yaşanan örneklerine baksınlar. Tarafına bakıpta bu olaylara oh olsun diyenler problemli olan insanlardır. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:52 . |