Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Tuhaf ve tehlikeli bir konuşma (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=17019)

ALKA 28-02-2010 03:34

Tuhaf ve tehlikeli bir konuşma
 
Bu yazıyı yazmaya oturduğumda kendimi zor bir ikilem içinde buldum. Başbakan'ın yazmamı istediği yazıyı yazayım mı, yazmayayım mı?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yazmamı istediği yazıyı biliyorsunuz: Bir köşe yazarı olarak kendisine cevap vermemi istiyor. Bayram değil seyran değilken, tuhaf mantık oyunlarıyla köşe yazarlarına ve gazete patronlarına saldırıyor. Patronlara "Beni desteklemeyenleri kovacaksın, yoksa benden bir şey bekleme" anlamına gelecek şeyler söylüyor.

O kadar uç, o kadar anti-demokratik sözler ki bunlar, gündemi değiştirmek için söylediğini sanıyorum. Onu yazdığım zaman asıl yazmam gereken şeyleri yazmayacağım. Kontrolundan

çıkmış şeylerden söz etmeyeceğim. Tekel direnişinden, ‘Demokratik açılım'dan, ‘Ermeni soykırımı' tasarısından, Kıbrıs'tan, Ergenekon ve Balyoz'daki usul hatalarından, Erzincan'daki haksızlıktan, işsizlikten, ekonomik dengesizliklerden, çevre talanından vb. vb. söz etmeyeceğim.

Demek ki, onun oyununa gelip yazmasam daha iyi olur.

Ancak, biraz önce medya etiği dersinden çıkmışım, orada öğrencilerime, gazetecilerin ifade özgürlüğü ile ilgili konularda taraf olduklarını, mutlaka özgürlüklerden yana pozisyon almaları gerektiğini söylemişim. "Bazı mesleklerden farklı olarak, gazeteci, işini ifade özgürlüğü olmadan iyi yapamaz; oysa işini iyi yapmak en önemli etik yükümlülüklerden biridir" demişim.

Demek ki, tuzağa rağmen, bir şeyler yazmak ve Başbakan'ın söylediklerini yanlış ve tehlikeli bulduğumu söylemek zorundayım.

Ve tabii, dünkü konuşmada söylediklerinin ‘unutulmazlar' arasına geçeceğini de. Dünyanın her yanında kendisini takip edeceğini de...

Bu sözlerden sonra Erdoğan'ın dünyanın her hangi bir yerinde kendisini ‘demokrat' olarak kabul ettirebilmesi mümkün mü? Hemen karşısına bu sözleri çıkaracaklardır.
Ne oldu da bu kadar dikkatsiz ve pervasız konuşabildi? Tuzaksa onu bile daha iyi kuramaz mıydı?

Oysa, oraya kadar konuşması gayet iyi gidiyordu. Türkiye'nin birinci sınıf demokrasi olması gerektiğini söylerken içimde umut ışıkları belirir gibi olmuştu.
Söylediklerinden yola çıkıp, ‘birinci sınıf' demokrasilerin nitelikleri hakkında bir şeyler yazmayı bile düşünmüştüm.

Sonra o akıl almaz, tuhaf cümleler geldi.

Şu soru takıldı aklıma: Bunların bizzat Başbakan tarafından söylendiği bir ülke birinci sınıf demokrasi olabilir mi? Kimler yapacak bunu?

HALUK ŞAHİN
http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...&CategoryID=98

Squall 28-02-2010 17:37

Tekbir getirin liberal ateist demokratlar!!!!..haşa huzurda demokrasi geliyor!!!!!

Sangre 28-02-2010 17:51

Bu konuda Haluk Şahin ve onun gibi düşünenler haklı.. Hiçbir üst düzey bürokratın medyaya, köşe yazarlarının ne yazdıklarına vs. karışma hakkı yoktur.. Başbakanın bu tavrı antidemokratiktir ve hanesine bir eksi daha yazılmıştır.. Bu tur bir tutuma hiçbir liberalin destek verme durumu da yoktur.. Çünkü liberalizm doğası gereği devlet müdahalesine karşıdır.. Neyse, siz liberalizmin ne olduğunu öğrendikten sonra, onu eleştirmeye başlayabilirsiniz ancak.

Liberallerin neden AKP'yi desteklediğini de, bu partiye değil de muhalefet partilerine bakarak daha iyi anlayabilirsiniz.. Şimdilik burası yeri olmadığı için, bu konuya değinmemek en iyisi.

vartor 28-02-2010 18:18

E iste, megalomania boyle birseydir; agzindan cikani kulagi duymaz bu hastaliga yakalananlarin.
Alıntı:

Liberallerin neden AKP'yi desteklediğini de, bu partiye değil de muhalefet partilerine bakarak daha iyi anlayabilirsiniz.
Bir tek cumleyle, gercek ancak bu kadar guzel anlatilabilir; Sangre'yle hemfikirim.

ALKA 28-02-2010 18:22

Erogan'in gecmiste de basina karsi tavirlari olmus, hatta bazi gazetelerin boykot edilmesini dahi dile getirmisti; "Medya güvenirliliğini yitirmiştir, kendini bitirmiştir. Partimin mensupları olarak yalan yanlış bu haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı başlatın, sürdürün ve bu gazeteleri evinize sokmayın almayın" demis olmasi hala hafizalardadir. Bunun ardindan Erdogan yine bir adim ileri giderek yerel secimlerde beklenilen %40'in altinda kalinca 6 bakani istifa edince de "Gizli yapılan bir toplantıyı basına deşifre eden bakan,bakan olmaktan çıkmıştır.Bunu bana söylesinler,ben 6 bakanın 6'sını da kapı dışarı koyarım" diyerek özelestiri yapmak yerine onlari suclamis ve bu tür bir karalama yapmaktan da rahatsizlik duymamisti. Simdi de köse yazarlari hakkinda bu son “beni desteklemeyenleri kovacaksın, yoksa benden bir şey bekleme” gibi bir anlama gelen aciklamalarin ardindan anlasilacagi üzere Erdogan demokrasi ile teokrasiyi karistirdigi gibi cevresinde ve de kendi partisinde kimlerin gidip, kimlerin gelecegine ve kimlerin kalacagina karar veren tek yetkili kisi ve "tek adam" olmak yolunda ilerliyor. Bu nedenle Dogan Holding'e uygulanan Maliye baskisi ve kesilen cezalar ile Emin Cölasan, Bekir Coskun, Ertugrul Özkök gibi yillarini verdikleri köse yazarlaiklari konumundan ve yerlerinden bir kalemde uzaklastirilmalari ve Basbakan'in bu son demecinde gazete patronlarına istinaden "beni desteklemeyenleri kovacaksin" diyerek tehdit etmesi hic de tuhaf olmasa gerek. Üstelik gazetecilerin kovuldugu bir ülke birinci sinif demokrasi olabilir mi?

Squall 28-02-2010 19:24

Akp'yi destekleyen arkadaşların mantığından yola çıkarsak eğer;liberal ekonomik planları uygulamaya koyan bir Hittler hükümeti bile desteklenmeli ozaman.

LJLJLJ 28-02-2010 19:27

Cumhuriyet Rejimin tam yontulammis bir insanin Basbakan olabilecegi kanitindan baska birsey degil Erdoganin tepkisi, demokrasiyi henüz icsellestirememisligin sonucu olarak böyle son derece tehlikeli cikislar yapabiliyor !
Peki ülkemizde her zaman gül-güllistanlik bir demokrasi kültürü varmidi ki, Erodogan bu kültüründen yoksun yetismis ? Tabiki hayir !
Tek Parti diktasi vardi, sonra hüküm etmek yetkisi halkin tercihine birakildi, demokrasinin ne olup olmadigini bilmeyen halk kendine layik bir siyasetciyi Basbakan secebildi.
Halk oyu ile secilmis bir Basbakan asiliarak öldürüldü, ülkemiz Mimberlerden yönetilmemliydi...ama Kislarimizdan da yönetilmemeliydi diyenler hep azinlikta kaldi, Kislalar halkin iradesini yok saydi, bir sürü yazar cizer ülkesini terk etmek zorunda kaldi, bir o kadari vatandasliktan cikartildi ! ! !
tüm bunlari yapan bir zihniyetin oldugu yerde, ne kadar demokrasi gelisebilir ki ?
gelisebilir mi ki ?!
Evet Tayip Erdogan'in bu sözleri hepimizin gelecegi icin ciddi bir sorundur, bunu bir ciddi sorun olarak kabul edip, sorunun olmamasi icin ne gerekiyorsa acilen karar verilip, demokratik tepki konulmasi gerekir !

Sangre 28-02-2010 22:05

Alıntı:

Squall´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 291424)
Akp'yi destekleyen arkadaşların mantığından yola çıkarsak eğer;liberal ekonomik planları uygulamaya koyan bir Hittler hükümeti bile desteklenmeli ozaman.

Hayır.. Liberalizm'de bireylerin hak ve özgürlükleri birincil derecede önemlidir.. Diğer her durumun, sadece dolaylı olarak bağlantısı vardır..

Örneğin, bu tür ekonomi politikalarının desteklenmesi, bireylerin istedikleri mal ve hizmetleri üretebilme özgürlüklerini, ürettikleri bu malları mübadele edebilme özgürlüklerini veya istedikleri malları tüketirken tercih özgürlüklerinin garantiye alınması konusunda önemlidir.. Bu yüzden de devletin minimal bir etkisinin olmasını ve bu tür faaliyetlerde sadece bireylerin rol almasını isterler.. Çünkü bireyler mal ve hizmet üretirken, rekabet vb. unsurlarla daha etkin ve verimli rol oynayarak halka daha kaliteli hizmet sunarlar.. Ve kar eden de yine kendileri oldukları için, devletin sosyal hizmet amacıyla etkinlik gösterdiği durumundan çok daha istekli ve etkin rol oynarlar..

Bu yüzden sırf ekonomi politikalarından dolayı, totaliter bir rejimi demokratik bir rejime hiç bir liberal tercih etmez.. Zaten totaliter bir rejimde, tarihteki örnekleri gibi aşırıcı devletçi ekonomi politikaları vardır.. Günümüzde demokratik rejimlerin var olduğu batı ülkelerinde, minimal devlet anlayışı vardır.

sansdoute 04-03-2010 00:50

Liberalizmin ne olduğu ortada ama insanların liberalizmden ne anladığı belli değil. Liberalizm adı altında "gelişmiş ülkelerden" yapılan insan hakları, serbest ticaret ve demokrasi ithali ne yazık ki "gelişmekte olan ülkelerin" sonunu hazırlıyor.

Liberaller özgürlükçü olduklarını iddia ederken, serbest ticareti savunurken ve güya demokrasi getirmeye çalışırlarken aslında hayal ettikleri sistemi bir yandan da yıkıyorlar. Neden mi?

Birincisi, o çok övündüğünüz istediğini üretebilme, tüketebilme olgusu ne yazık ki sadece cebinde parası olanlar için geçerli. Geri kalan ise açlıktan sürünüyor. Rekabet, patronları daha çok kazanmaya, üretmeye iterken, işçilerin daha çok ezilmesine, sömürülmesine sebep oluyor. Ayrıca, üretim yaparken çevreye verilen zarar dikkate bile alınmıyor. Son iklim zirvesini de gördük. Tam bir fiyaskoydu. Hala bu rezilliği nasıl savunabiliyorsunuz?

Gelelim özgürlük ithaline! ABD, Irak'a girince nasıl özgürlük getirdi tüm dünya gördü! Yaptığı işkencelerin haddi hesabı yok. Liberallik buysa ben almayayım. İşte liberalliği de liboş yapan özelliği bu zaten. Çıkarlarına uyarsa liberal oluyor, uymazsa liberal maskesi takıp faşist oluyor.

Hımm unutmadan bir de demokrasi var tabi. Demokratik ülkeler birbirleriyle savaşmazlar. Demokratik ülkelerle işbirliği yapmak daha kolaydır vs. Tüm bu söylemlerin sebebi demokrasi mi acaba? Bir düşünün. Yoksa sistemin devletleri ekonomik anlamda birbirine bağlanması mı? Peki üçüncü dünya ülkelerinin bu sistem içerisindeki yeri nedir? Onlar ekonomik sistemin içerisine sömürülen devletler olarak girmekten başka şansları var mı? Çok demokratik, özgürlükçü liberaller arkadaşlar, onlar da insan değil mi????

Çok da söze gerek yok. Her şey ortada. Liberalizm kocaman bir yalandan başka bir şey değildir!

Sangre 04-03-2010 03:19

Alıntı:

Liberalizmin ne olduğu ortada ama insanların liberalizmden ne anladığı belli değil. Liberalizm adı altında "gelişmiş ülkelerden" yapılan insan hakları, serbest ticaret ve demokrasi ithali ne yazık ki "gelişmekte olan ülkelerin" sonunu hazırlıyor.
Liberalizm'in ne olduğu ortada, insanların bu kavramdan ne anladığı da bellidir.. Bu konuyu, kavramı anlamayanlar, anlamak istemeyenler düşünsün..

Haklısınız, insan hakları, serbest ticaret, demokrasi ithali birilerinin sonunu hazırlıyor.. Ama kimin sonunu hazırlıyor?? .. İktisadi milliyetçi ve himayeci politikaları savunanların, milliyetçi/ırkçı fikirlerle azınlıkların/farklılıkların haklarını yok sayanların, devletin iktisadi yaşamda rolünün artması ile hak ve özgürlük ihlallerini, mal ve hizmet üretiminde etkinsiz, verimsiz ve kaynak israfı yapan bir sistemi savunanların sonunu hazırlıyor.

Alıntı:

Liberaller özgürlükçü olduklarını iddia ederken, serbest ticareti savunurken ve güya demokrasi getirmeye çalışırlarken aslında hayal ettikleri sistemi bir yandan da yıkıyorlar. Neden mi?
Neymiş liberallerin hayal ettikleri sisem?

Alıntı:

Birincisi, o çok övündüğünüz istediğini üretebilme, tüketebilme olgusu ne yazık ki sadece cebinde parası olanlar için geçerli. Geri kalan ise açlıktan sürünüyor. Rekabet, patronları daha çok kazanmaya, üretmeye iterken, işçilerin daha çok ezilmesine, sömürülmesine sebep oluyor. Ayrıca, üretim yaparken çevreye verilen zarar dikkate bile alınmıyor. Son iklim zirvesini de gördük. Tam bir fiyaskoydu. Hala bu rezilliği nasıl savunabiliyorsunuz?
Evet cebinde parası olan için geçerlidir, bir sorun mu var? .. Devletler gelirlerinin büyük bir kısmını vergilerden elde ederler.. Ve gerektiğinden daha fazla büyümüş bir devletin de, daha fazla gelire, yani vergileri arttırmasına ihtiyaç vardır.. Liberal bir düzende cebinde parası olan tüketir ama insanların sosyal demokrasi gibi sistemlere göre daha fazla cebinde parası kalır.. Devlet yüksek maliyetlerle (sanki bu maliyetler tekrar vatandaşın cebinden çıkmayacak gibi!?) insanları istihdam etmez.. Biraz Keynes sonrası neo-klasik okullarını incelersen, bu tür politikaların neden yanlış olduğu basit bir şekilde açıklanmıştır..

Ayrıca rekabet patronları daha çok kazanmaya, kar etmeye ittiği gibi, mal ve hizmetlerin kalitesini arttırmaya, fiyatların düşmesine de vesile olur.. Ücretlerin düşmesi ise mümkün değildir, zira işveren işçilerin performansına, işin vasfına göre ücret verir.. Bu kalitenin, performansın düşmemesi için, ücretleri düşürmemesi gerekir.. Zaten gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki satın alma gücü paritesini incelerseniz, büyük oranda artışların olduğunu görebilirsiniz..

Sömürü de söz konusu değildir.. Çünkü işçi ve işveren ilişkisi gönüllü ve sözleşmeye dayalı bir ilişkidir.. İşveren işçiyi sömürmemekte, işçinin ortaya koyduğu emeğin piyasa fiyatını (ücreti) işçiye ödemektedir.. İşçi, işverene ne kadar fayda sağlıyorsa, o oranda bir ücret alır.. Ve ücret, arz-talep ilişkisindeki gibi emek piyasasında belirlendiği için bir denge noktasındadır..

Çevreye verilen zararlar için, anayasalarda hükümler bulunmaktadır.. Bu hükümler gelişmiş ülkelerde nispeten daha fazladır ve bunun sonucunu gelişmemiş olan ülkelerin yönetimlerine yıkmak daha akla yatkındır.. Çevre konusunda bu tür cezaların ne olduğunu dilersen araştırabilirsin.

Alıntı:

Gelelim özgürlük ithaline! ABD, Irak'a girince nasıl özgürlük getirdi tüm dünya gördü! Yaptığı işkencelerin haddi hesabı yok. Liberallik buysa ben almayayım. İşte liberalliği de liboş yapan özelliği bu zaten. Çıkarlarına uyarsa liberal oluyor, uymazsa liberal maskesi takıp faşist oluyor.
ABD'nin Irak'a girmesini hangi Liberal savunmuş acaba?

Devletlerin bu tür militarist, şiddet yanlısı politikaları liberalleri ilgilendirmez.. Zaten savaş olgusu liberal teorinin özüne aykırıdır.. Bunu liberal teorinin tarihçesine bakarak daha iyi anlayabilirsin;

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=16462

Alıntı:

Hımm unutmadan bir de demokrasi var tabi. Demokratik ülkeler birbirleriyle savaşmazlar. Demokratik ülkelerle işbirliği yapmak daha kolaydır vs. Tüm bu söylemlerin sebebi demokrasi mi acaba? Bir düşünün. Yoksa sistemin devletleri ekonomik anlamda birbirine bağlanması mı? Peki üçüncü dünya ülkelerinin bu sistem içerisindeki yeri nedir? Onlar ekonomik sistemin içerisine sömürülen devletler olarak girmekten başka şansları var mı? Çok demokratik, özgürlükçü liberaller arkadaşlar, onlar da insan değil mi????

Çok da söze gerek yok. Her şey ortada. Liberalizm kocaman bir yalandan başka bir şey değildir!
Bunun sebebi tabii ki ekonomiktir.. Çünkü ekonomi kavramı, insan ihtiyaçlarıyla doğrudan ilgilidir.. Zaten bu tür disiplinlerde bir çok konu birbirine bağlıdır.. Siyaset bilimi ve ekonomi ilişkisinde de liberalizm ve demokrasi birlikteliği burdan gelmektedir.

3. Dünya ülkeleri, genelde totaliter rejimlerle yönetildikleri için gelişmemişlerdir.. Serbest ticaret, insan hakları, demokrasi gibi kavramlar uzun yıllardır görülmemiştir.. Gelişmiş ülkelerdeki ÇÜŞlerin bu ülkelere yatırım yapmaları, oradaki emek gücünden yararlanmak istemeleri doğaldır.. Bu şekilde ordaki insanlar istihdam edilir ve her iki tarafta bu birliktelikten karlı çıkarlar.. Bu ülkelerdeki emek gücünün nispeten ucuz olması, ülkelerin emek-yoğun olmalarından dolayıdır.. Günümüzde Türkiye'den dahi Çin'e gidip üretim yapan işletmeler vardır.. Onların da yaptıkları, benzer bir durumdur.

Ayrıca bu ülkelerde bile satın alma gücünün nasıl bir yükselme gösterdiğini, çeşitli kaynaklardan görebilirsin.

Örneğin Türkiye'de satın alma gücü paritesinin, diğer partilere göre daha liberal bir politika uygulayan AKP hükümeti döneminde, diğer dönemlere nazaran nasıl bir yükselme yaşadığını şu linkten görebilirsin..

http://www.indexmundi.com/turkey/gdp...%28ppp%29.html

Bu da Hindistan;

http://www.indexmundi.com/india/gdp_...%28ppp%29.html

Ayrıca Hindistan'daki fakirliğin ne kadar oranlarda azaldığını görmek istiyorsan şu linke bak;

http://img218.imageshack.us/img218/34/bpldatagoi.jpg

Bu da Çin'de satın alma gücü.. Mao döneminden sonra, Toprakta yapılan özelleştirmeler (Farm Privatization), önemli şehirlerde özelleştirmeler (Shenzen SEZ vs) ile nasıl bir yükselişe geçtiğini çok rahat görebilirsin.

http://img162.imageshack.us/img162/7...9522005gdp.jpg

ALKA 04-03-2010 16:15

Basin özgürlügü herkese lazimdir. Afganistan’da 1996-2001 yılları arasındaki iktidarları sırasında müziği, televizyonu ve kız çocuklarının eğitim görmesini yasaklayan Taliban hareketi, Kâbil yönetiminin kendilerinin gerçekleştirdiği saldırılara canlı yayın yasağı getirmesinden dolayi olayi kinayip "basin özgürlügü" istediler.

Tailban'in carpik basin özgürlügü anlayisina diger bir örnek aciklama da Milliyet'teki su haberde yer aliyor.

Taliban Sözcüsü Yusuf Ahmedi, Fransız Basın Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada, “Bu karar, basın ve ifade özgürlüğüne büyük bir darbedir ve hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Taliban, özgür, bağımsız medyaya saygı duyar ve onların haklarını destekler. Onları işgalcilere karşı tüm eylemlerimizi izlemeye davet ediyoruz. Özgür medyaya yasak koymak, hükümetin yenilgisini gizlemeye çalıştığını gösteriyor. Yenildiler... Ve bunu gizlemeye çalışıyorlar” dedi. Taliban iktidarı sırasında Afganistan’da televizyon ve filmlerin yanı sıra internet, video oyunları, bilardo salonları, uçurtmalar ve canlıların resimli tasvirleri yasaklanmıştı.
http://www.milliyet.com.tr/taliban-b...ult.htm?ver=84

Isi geldiginde kendileri icin basin özgürlügü ama baskalarina gelince basin kisitlamasi...Bu zihniyetin benzerleri tüm Orta Dogu ve diger teokrati ve diktatörlükle yönetilen ülkelerde mevcuttur.

ALKA 04-03-2010 16:17

Bizdeki örnegi ise su haber;

Okuyucu yorumuna 5 yıl ceza

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Türkiye ziyareti öncesinde konuk lider ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında yayımlanan haberin altına yazılan okur yorumu nedeniyle internet sitesinin yayın yönetmeni hakkında dava açıldı

Yorumu yazan kişi bulunamazken, “gercekgundem.com” Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş’ın 5 yıl 4 ay hapis istemiyle yargılanmasına önceki gün başlandı. Sarkisyan’ın Türkiye’ye “meydan okuduğu”nu söyleyen okur, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tutumunu da eleştirdi. Çankaya’nın şikâyeti üzerine Yarkadaş’a, “hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Kadıköy 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde Türkeli27 rumuzunu kullanan kişinin Bilişim Suçlarıyla Şube Müdürlüğü tarafından Danimarka’da yaşadığının tespit edildiğini aktaran Yarkadaş, “Yazmadığımız bir yorum yüzünden yargılanıyoruz” diye konuştu. Mahkeme ertelendi.

http://www.milliyet.com.tr/okuyucu-y...ult.htm?ver=93

Nova 06-03-2010 04:20

Dile getirmeden düşünmek dahi, YASAK . - bu gidişle...

kim 06-03-2010 10:42

Bende bari 28 şubat andıçlanan gazetecileri
vede kullanılacak gazetecileri bir hatırlatayım.:lol:

tiktaalik 12-03-2010 12:22

Tayyibe çok şaçma bir konuyla gündemi degiştirmeye çalışmış ama olsun adam yine başarıyor.Yandaş medya sağ olsun.

İyi paylaşımlar.

kim 13-03-2010 11:47

Alıntı:

Başbakan geçenlerde gazete patronlarına seslenen tuhaf bir konuşma yaptı. Gazete patronlarına, yazarlarına neler yazmaları gerektiğini söylemelerini, laf dinlemeyenleri de işten atmalarını öğütledi. Başbakanlarla gazete patronlarının ilişkileri nasıldır? Erdoğan'ın açıkça yaptığı bu tür yönlendirmeleri yapar mı bizde hep başbakanlar?

- Türkiye'deki bütün başbakanların, gazetelerden, gazete sahiplerinden ve gazete yazarlarından şikâyetleri olmuştur. Bu şikâyetler, yönlendirmeler yeni değil. Yeni olan, şimdiki başbakanın çok daha açık sözlü olması. Şikâyetini açıkça söylüyor. Gazete sahiplerini dükkân sahibine, yazarları da tezgâhtara benzetmesi biraz ağır kaçıyor ama pek de haksız değil. Maalesef bu sözlerinde gerçek payı var.
- Siz Sabah'ın patronuyken, başbakanlarla yazarlar konusunda görüştünüz mü hiç?
Hayır. Sadece rahmetli Özal, Güngör Mengi'yi sevmezdi. Bunu ima ederdi, böyle bir takıntısı vardı. Ama Turgut Bey bana hiçbir zaman Güngör Mengi'ye yazı yazdırma diye bir şey söylemedi.
- Ya Demirel? O kimi sevmezdi?
En usta politikacı o olduğu için, sevmediğini belli etmezdi. Size bir anekdot anlatayım. Eskiden gazete patronlarının en büyük problemi kâğıt ithalatıydı. Hükümetler, ara sıra kâğıda fon koyarlar, gümrük vergilerini yükseltirlerdi. Bu yüzden Gazete Sahipleri Sendikası olarak bizler de sık sık başbakanlarla konuşmaya Ankara'ya giderdik. Bir defasında, Aydın Doğan sendika başkanı, ben de yardımcısı olarak, gene Ankara'ya gittik. Ben bir şeyi tuttururum ve devamlı söylerim.
O dönemde ne söylüyordunuz?
O sırada da, "Gazete sahipleri başbakanlarla memleket meselelerini konuşabilirler ama asla akçeli işler konuşmamalılar" diye bir laf tutturmuştum. O ziyarette, bunu Süleyman Bey'e de söyledim.
Demirel ne cevap verdi? Sırtıma şöyle bir vurdu, "Dinç, akçeli konularda müzakere etmek için sen bu kapıdan daha çoook gireceksin" dedi. Haklı da çıktı. Ben sadece gazete sahibi olarak kalamadım. Gazetecilik dışında işlere de girdim. Oysa, "gazete sahipleri başbakanlarla akçeli işler konuşmamalılar" diyebilmek için benim siyasetçi karşısında güçlü olmam ve sadece gazetecilik yapmam lazımdı.
Dinç Bilginin itiraflarından bir bölüm.
Dahasıda var okumuştur herkes.
Kopyalamayada gerek yok.
Türkiyedeki basın iktidar ilişkilerine biraz ışık tutuyor.
Birde Ali kardeşimiz var. andıççı.:laugh:

Alıntı:


Sabah Grubu'ndaki tek tek yazarların karşı çıktığı gibi Türkiye'de medya 28 Şubat darbesine karşı çıkamaz mıydı? 28 Şubat döneminde siz patrondunuz. Medya karşı çıksaydı, bu ülkede darbe yapılabilir miydi? Medya 28 Şubat'ta karşı çıkabilirdi ama çok zordu bu. Başına 50 tane bela gelebilirdi. Tehditler vardı. Siyasi cinayetleri biliyorsunuz. ATV'ye bantlar geliyordu. Bizim Ali Kırca ekrana çıkıyor, birden ses tonunu değiştiriyordu. Ve fonda saçma sapan yazılar ekrandan akıyordu. Ben bunlara şiddetle karşıydım ve karşı olduğumu da söylüyordum, bunun kavgasını yapıyordum ama... Bir süre sonra gazete sahibi olarak, Sabah Grubu'nun bir numarası olarak benim de pek fazla gücüm olmamaya başladı. Gücümü kaybettim, sözüm geçmemeye başladı. Bir başka güç odağı geldi gazeteye hâkim oldu sanki.
Nedense bizde adetfir. Biri doru söylese. Birileri kesin ona karşı olur.
Hiç aramaz altını. Doğrumu bu dediği diye.
Hemen ya karşı olunur. Yada yağlama ayakları.

İşte 28 Şubat. Türk basınının durumunu ortaya seriyor.

Neva 26-09-2012 21:42

Alıntı:

ALKA´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 292226)
Basin özgürlügü herkese lazimdir.

Basin ozgurlugu de tek tarafli artik. Objektif konusup, yazdin mi, kafadan bolucusun veya AKP'lisin veya sucu , bucu'sun.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:20 .