![]() |
Mutasavvıflar Tanrı'ya Ne Kadar İnanıyor?
Ilk kez hoca Ahmet Yesevi yi okudugumda sasirmistim.Askin alip menden meni/Mene sen gereksen sen. Diye devam ederek Ozbek lehcesiyle Yunus Emre nin siirinin aynisini yazmis diye dusundum.Ama Yunus tan daha once yasadigini ogrenince de Yunus un taklitci oldugunu dusundum.Ustelik sadece bu degil daha bir on kadar siir ortaya cikti.
Konu uzerinde arastirmaya devam ettigimde de tasvvufcularin, kendinden once gelmis ve saygi duydugu erenden alinma geleneksel siirleri okumak gibi bir aktarimlari oldugunu ogrendim. --Sordum sari cicege... -- Askin aldi benden beni... gibi Hoca Ahmet Yesevi Yunus Emre Mevlana (Sems-i Tebrizi ile tanistiktan sonraki Mevlana) Haci Bektas-i Veli Seyh Bedrettin dahi sayilabilir. Ornekler cogaltilabilirse de, asil uzerinde durmak istedigim konu su:Bu insanlarin acik acik dile getirmemekle beraber,aramak anlaminda Tanriyi bir turlu bulamadiklarini defalarca tekrarladiklarini yorumladim.Daha ilginci dindar kesimin Yunus tan diye besteledikleri siirler (ki yukarida belirttigim gibi Yunus un degil,aktarim geleneginin eserleridir) Tanri yok diyor. Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dünü günü Bana seni gerek seni Ne varlığa sevinirim Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana seni gerek seni Yunus' durur benim adım Düngün artar benim derdim İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni Ne dersiniz,ben mi yanlis anlamisim. Bir mutasavvufun dedigi gibi Biz mutasavvuflar biliriz ki... Konuya ilgi duyan arkadaslar benim ulasamadigim anlamda bilgiyle yaklasirlarsa uretken olurlar diye de bir ukalalik yaparak Saygilar sunuyorum. |
Sevgili Balkocha;
Hallac-ı Mansur'u ve Ömer Hayyamı da bu listeye dahil edebiliriz. Hallac-ı Mansur'un "En el hak (tanrı içimdedir, [kimilerine göre] ben tanrıyım)" tasavvufu özetleyen bir cümledir. Ömer Hayyam'ın pek çok rubaisinde tanrı aşkına bir o kadar da müslümanlık karşıtlığına şahit olabiliriz. " Biz aşkla tapanlarız, müslüman değil, Cılız karıncalarız, Süleyman değil, Biz eskiler giyen benzi soluklarız, Pazarda sırma satan bezirgan değil. " Mutasavvuflar net olarak deist idiler. Mevlana gibi bazı mutasavvufların peygamber ve islamiyete hürmetli olmaları, onların müslüman oldukları anlamına gelmiyor. Nasıl ki müslümanlar Atatürkün müslüman olduğuna inanmak istiyorlar, aynı şey mutasavvuflar için de geçerlidir. Mutasavvufların da iyi birer müslüman olduklarına inanırlar. saygılar... |
Aslinda bu listeyi ozellikle ilahileri camilerde okutulup,ugruna geceler duzenlenen,sunni musluman camianin adinin onune Hazreti yapistirdiklari tarzdakilerle sinirlandirmak istedim.Ona kalirsa Bir Kaygusuz Abdal var ki dunyanin ilk surrealist siir orneklerini vermistir.
Ademi balçiktan yogurdun yaptin, Yapip da neylersin, bundan sana ne Halk ettin insani saldin cihana Salip da neylersin bundan sana ne Bakkal misin teraziyi neylersin Isin gücün yoktur gönül eglersin Kulun günahini tartip neylersin Geçiver suçundan bundan sana ne Katran kazanini döküver gitsin Mümin olan kullar didara yetsin Emreyle yilana tamuyu yutsun Söndür su atesi bundan sana ne Sefil düstüm bu alemde naçarim Kildan köprü yaratmissin geçerim Sol köprüden geçemezsem uçarim Geçir kullarini bundan sana ne Kaygusuz Abdal der cennet yarattin Cehenneme nice kullari attin Nicesin ates-i ask ile yaktin Yakip da neylersin bundan sana ne " yucelerden yuce tanri gunduzlerden gece tanri ismin vardir cismin yoktur sen benzersin hice tanri " yücelerden yüce gördüm erbabsın sen koca tanrı bu allahlığı sen nerden satın aldın kaça tanrı ali ile bir olmuşsun bir mektepte okumuşsun ali olmuş hafız kelam sen okursun hece tanrı kıldan bir köprü yapmışsın gelsin kullar geçsin deyu hele biz şöyle duralım yiğit isen sen geç tanrı yaratmışsın bağ-u cennet kulların etsinler sohbet cehennemi ne yarattın be akılsız koca tanrı unuttuk diye namazı bizi ateşe atarsın kul yanması abes değil gel bas kızgın saca tanrı senin kulların anılır atası anası ile senin anan baban yoktur benzersin bir ... tanrı seni her yerde görürüm için dışını bilirim sırrın halka faş edersem halin nice olur tanrı kaygusuzum der buradan cümle mahluku yaradan kaldır perdeyi aradan gezelim beraber tanrı Ornekleri cogaltmak kolay.Benim uzerinde durdugum konuya bilgen arkadaslarin vahdet-i vucut meselesinden dem vurup isi Tanri ya baglayacaklarini dusundugum icin, hic olmazsa ornegi kalkan yapmamalarini arzuladim.Bu yuzden ilk siradakiler uzerinde durmaktan yanayim.En azindan bir Mevlana , Yunus Emre, Hallac-i Mansuri kadar cesur olmamakla beraber,yasadiklari yuzyila gore su an bizlerin oldugundan daha curetkarlar.Icimizde kac kisi gercek adiyla yazi yazabiliyor.Birakin derilerimizi yuzmeyi,kopeklere etlerimizi parca parca yedirirler.Gerci ne yapacaklarini Kuran da ziyadesiyle acik acik tarif ediyor ya, neyse, konumuz bu degil.Ben, bahsettigim mutasavvuflarin tum yasamlarini olgunlasmaya adarlarken vardiklari (bana gore yoktur diyorlar.Zira kainatin butununde Tanriyi goruyorlar gibi tanimlamalar onlarin o donemde canini kurtarabilecekleri yegane izah tarzidir.) sonucu ,bugun bizler ,bilimsel gereksinimlerin doyurulmasinda zorlanirken yakalayabiliyoruz. Butun bunlara ragmen nasil oluyor da camilerde sordum sari cicege gibi ilahiler okunabiliyor.Namazda okunan ayetleri Arabca diye anlamadiklarini algilayabilirim de ,bu okunan apacik Turkce olarak yazilmis. Saygilarimla |
Vahdet-i vücut gerçekte , andığınız tüm mutasavvıfların üzerinde birleştiklri tek konudur.
Ancak her biri kendi nasibi ( kapasitesi) kadar , bu olguyu algılamış ve yorumlamışlardır. Bazıları şeriat - tarikat - hakikat yolculuğunda şeriata takılmış ,kimileri tarikat te bir ömür oyalanmış , pek azı hakikate varmıştır.Hakikate varanları "deist" olark nitelemişsiniz ki buna yürekten katılıyorum. Aslına bakarsanız tüm peygamberlerin deist olduğunu söyliyebiliriz.Zira kendilerine dayatılan mevcut egemen din anlayışını red etmişlerdir. Vahdet-i vücut ilkesini en sığ anlamıyla "TEK" lik olarak kabul edebiliriz.Ama daha geniş anlamıyla " NOKTA" dır ve bütün herşey (canlı cansız tüm kainat ) o " NOKTA " dadır. Her şeyi o " NOKTA " içinde ve o kadar görebilen gözlerde ayrı ,gayrı kalkmıştır. Her şey birleşmiştir .İşte "Ene l Hak" da bu noktada ortaya çıkar Hallac- Mansur 'da. |
Alıntı:
nazire geleneğinde söyleyiş önemlidir..biri şiir yazar çok sevilir..sonrasında o şiirin aynısına benzer farklı söyleyişte şiirler yazılır..yunus emrenin böyle bir şey yazmış olması muhtemel..ayrıca..aynı şeyi düşünmüş olamazlar mı şairler..? sordum sarı çiçeğe yunus emreye ait değildir..üç dört tane yunus mahlaslı şair var .edebiyatımızda..hangisinin bizim yunus olduğunu 13.yy..dil özelliklerinden yola çıkarak seçiyoruz..mesela sordum sarı çiçeğe 16.yy anadolusu dil husisiyetleri göstermekte..bizde diyoruz ki o zaman bu şiir bizim yunus'a ait değildir..bu şekilde bir çok şiir var.. ben de ne anlıyorum biliyo musunuz o şiirden.. bana sadece sen gereksin..senden başka her şey yalan..tek gerçek sensin ..senin özlemini çekmekteyim..(bu bilinen bir şeye özlem)tasavvufta biraz daha takılmanızı tavsiye ederim saygılar.. |
Alıntı:
sayın balkoc bir de şu şiiri var müthişş Bir kaz aldım ben karıdan Boynu da uzun borudan Kırk Abdal karnın doyuran Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Sekizimiz odun çeker Dokuzumuz ateş yakar Kaz aldırmış başın bakar Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz Kaza verdik birkaç akça Eti kemiğinden pekçe Ne kazan kaldı ne kepçe Kırk gün oldu kaynatırı kaynamaz Kaz değilmiş be bu azmış Kırk yıl Kafdağında gezmiş Kanadın kuyruğun düzmüş Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz Kazı koyduk bir ocağa Uçtu gitti biri bucağa Bu ne haldir hacı ağa Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz Kazımın kanadı sekli Dişi koyun emmiş tilki Nuh Nebî’den kalmış belki Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz Kazımın kanadı sarı Kemiği etinden iri Sağlık ile satma karı Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz Kazımın kanadı ala Var yürü git güle güle Başımıza kalma belâ Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz Suyuna biz saldık bulgur Bulgur Allah deyi kalgır Be yârenler bu ne hâldir Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz Kaygusuz Abdal nidelim Ahd ile vefâ güdelim Kaldırıp postu gidelim Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz :D tasavvuf güzel şey.. |
.Ahmet Yesevi ve onu nasıl tekrar etmiş Yunus Emre...
Bu şiirlerin onların olduğunu bilerek: Hoca Ahmet Yesevi dedi ki; Aşkın kıldı şeyda meni Cümle alem bildi meni Kaygım sensin tün ü küni Menge sen ok kereksen Yunus Emre bunu şöyle dedi; Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü güni Bana seni gerek seni Hoca Ahmet Yesevi dedi ki; Alimlere kitap kerek Sufilere mescid kerek Mecnunlara leyla kerek Menge sen ok kereksen Yunus Emre bunu şöyle dedi; Sufilere sohbet gerek Ahilere ahiret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Hoca Ahmet Yesevi dedi ki; Feda olsun senge canım Töker bolsan menim kanım Men kulunmensen sultanım Menge sen ok kereksen Yunus Emre bunu şöyle dedi; Eger beni öldürseler Külüm göge savuralar Toprağım anda çağına Bana seni gerek seni Hoca Ahmet Yesevi dedi ki; Hoca Ahmet menim atım Tün ü küni yanar odum İki cihanda maksudum Menge sen ok kereksen Yunus Emre şöyle dedi; Yunus'dur benim adım Gün geçtikçe artar odum İki cihanda maksudum Bana seni gerek seni nazire geleneğinde söyleyiş önemlidir..biri şiir yazar çok sevilir..sonrasında o şiirin aynısına benzer farklı söyleyişte şiirler yazılır..yunus emrenin böyle bir şey yazmış olması muhtemel..ayrıca..aynı şeyi düşünmüş olamazlar mı şairler..? Bir gelenegin oldugunu zaten belirtmistim.Ayni seyi dusunmek degil.Kendinden oncekine gonul acmak anlaminda bir gelenektir. ben de ne anlıyorum biliyo musunuz o şiirden.. bana sadece sen gereksin..senden başka her şey yalan..tek gerçek sensin ..senin özlemini çekmekteyim..(bu bilinen bir şeye özlem)tasavvufta biraz daha takılmanızı tavsiye ederim Sizin anladiginizin benimkinden farkli olmasi gayet dogal.Sizin vardiginiz sonuca hicbir mutasavvuf varamamisken,sizin mutasavvuflardan yola cikarak Tanri yi bulmussunuz.Tasavvufu okuyunuz lutfen.Takilmakla olmaz.Onlarin hicbiri bulamamis.Yoktur diyorlar.Tabii bu benim dusuncem.Vardir diyen, aramaktan caresizligini ifade etmeyen bir ornek bulabilirseniz bilmek isterim. Ben diyorum ki:bu gun bile yoktur diyene olum fermani acikken,siz bin yil once yoktur diye acik acik diyeceklerini mi saniyordunuz. saygılar..[/QUOTE] |
Her gün bir yerden göçmek ne iyiHer gün bir yere konmak ne güzelBulanmadan, donmadan akmak ne hoşDünle beraber gitti cancağızım,Ne kadar söz varsa düne ait,Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. MEVLANA
Peki simdi bu soz uzerine diyalektigi tanimlamak isteyen var mi?Ve diyalektikle dogma bagdasikligini sorgulamak isteyen. Ya da Muhammed bu sozun altina imza atar diyen birmusluman var mi? Mevlana yi kurtarmak isteyen var mi? Saygilarimla |
mutasavvuflar islamcıların iddia ettikleri gibi bir tanrı kavramına the ye inanmazlar. bu yüzden ateisttirler. ve hiçbir zaman Allah'dan bir tanrı olarak bahsetmezler. tasavvufa göre, herşey O'nun bir parçasıdır, yani aslında Allah bir metadır, soyut değildir. Allah ismi de varolan herşeye her boyutunda işaret eder. gözle görülememe sebebi de budur varolan herşeyi her boyutta insanın gözleriyle görmesi imkansızdır.
öldükten sonra da insandaki ruhun(maddeseldir) varlığı madde olarak devam edeceği kesindir. yani yine Allah'ın bir parçası olmaya devam edecektir. bu yüzden cennet ve cehennemi ciddiye almazlar, cennette de olsalar cehennemde de olsalar Allah'ın bir parçası olmaya hükmü altında olmaya devam edeceklerdir. kuranı ve şeriatı ciddiye almazlar, çünkü Allah'ın varlığı karşısında Allah'ı açıklamak adına oldukça yetersizdir. yunus emre der ki;"hakikat bir deniz, şeriat onda gemi, çokları gemiden inip, denize dalmadılar." kuran'ın yetersizliğine karşın gizemci olduğu iddia edilen, yani bir çok kişinin algılayamadığı yöntemlerle Allah'ı nasip edildiği ölçüde algılamaya çalışırlar. |
Guncelleme.
|
Bir kitaptan alıntı yapacağım..Anlamlı,aynı zamanda çokta komik bir alıntı:)
Dervişin biri Dicle'ye düşer..Onun yüzme bilmediğini gören kıyıdaki bir adam ''birisine seni karaya çıkarmasını söyleyeyim mi?'' diye bağırır..''Hayır'' der derviş..''Peki boğulmak mı istiyorsun?''..''Hayır..'' ..''Öyle ise istediğin ne?''..Derviş cevap verir;''Allah'ın dediği olur..İsteyipte ne yapayım?'' İslam sufileri-Raynold A.Nicholson |
Belki arkadaşlar Tanrıya inanıyor Allaha inanmıyordu.Ya da başka bir şeye inanıyorlardı.
|
Alıntı:
Lakin bu onların Deist olduğu anlamına da gelmez, zira Tasavvuf bu işlere Haller ve Makamlar olarak ele alır ve bir Makam bittiğinde, diğeri başlar, ve en sonunda da tüm Makamlarda biter. İşte bu bittiği noktada üzerlerinde hiç bir Makam kalmaz, o yüzden Tasavvuf "Suyun rengi, kabın rengidir" diyerek olayı bam-başka bir şekilde ele alır. Artık bu suyun kendilik bir rengi olmadığı gibi, onun renkli görünmesi de kabın etkisiyledir. Bundan sonra ne olduğun önemli değil, ne olabiliyorsun o önemlidir. Hasılı Mutasavvıflar her türlü renge bürünebilir ama bu gerçekte ki renklerini değiştirmez. O yüzden "Hasenatül ebrar seyyiatül Mukarrebin" gibi hiç bir bilindik ölçüye sığmayan, ölçülere de sahiptirler. Alıntı:
|
Mutasavvıfların islamı yorumlarından dolayı deist yada ateist olduklarına dair şeyler yazılmış. Ancak bu yanlış bir bakış açısı olur cümleye en azından aslında kavramsal olarak diye başlamadığımız müddetçe. Neden ?
1. Önce Tasavvufun temel ögelerinden Enel Hak ateizm asla değildir. Ateizm tanrı varlığını reddetmektir. Enel Hak ise bir çeşit tanrı ve evren tasavvurudur. 2. Bunlar deistte değiller. İslamı reddetmiyorlar. Kendilerine göre açık ve net müslümanlar. Sadece yorumları farklı. 3. Bu yorum farklılığı sadece mutasavvıflara has değil. Eşarilikte farklı yorumluyor. Maturidilikte farklı yorumluyor. Her Coğrafya islamı farklı yorumluyor. Bu onları deist yada ateist yapmaz. Ne yapar? İslam dışı yapar. Bunları anlatmak için kullanıldığı üzere Heteredoks çok güzel bir kavram. Olan budur. |
Alıntı:
Tabi bu mesele ilginçtir, Bazı şeyler baştan nasıl anlaşılmışsa, sonradan da öyle anlaşılmaya devam ederler. Enel hak meselesi de aynen böyledir. Bileni bilmeyeni bunu anlamak istediği gibi anladığı için, Hallac "Ben Allahım" dedi sanıyor. Oysa kelime belli, Hallac HAKK dedi. Bu kelimeyi Arabi de çok kullanır, Hakk = Gerçek anlamında kullanır, aynı kelimedir. Birinde gerçek olan ötekinde nasıl Allah olur, bu çok tuhaftır. Hoş gerçi Arabi içinde hakkında az ölüm fermanları çıkmamış değildir. Dediğim gibi Hallaç ben Allahım demedi, dese Enel Allah diyebilirdi pekala, hakk dedi, yani gerçeğim dedi ama o halk/mollalar onu Allahım dedi diye infaz etti. Tarihte böyle bir yanlış anlama yok ama buna yapacak bir şeyde yok, artık olan olmuş. Gerçi bu mesele bir yandan da tasavvufu örten de bir mesele olmuş. Alıntı:
İslam redden öte, dost bile edinmeyin, hatta onlara benzemeyin bile der. Bu yüzden Mevlana'nın o meşhur sözü İslamla taban tabana zıttır. |
Alıntı:
Bunların islam yorumları İslamla taban tabana zıt tabi. Ancak bunlar kendilerini müslüman sayıyorlar. Saymıyorlar mı ? İslamla taban tabana zıt olan pek çok başka ekol var. Mutezile'de taban tabana zıt. Mutezile islamı reddetmiyor. Hambeliler siz yanlıştasınız. İslam benim dediğimdir diyor. Bu deizm değilki. Deizm varolan dinleri reddedip tanrı varlığını kabullenen görüştür. Ben Muhammed'in ayağının tozuyum diyen Mevlana deist yada ateist olurmu ? |
2 Sebeple
1.) malzeme belli, yani hitap edilen kitleye çıkıp, Allah yok, Muhammed bir uydurma deseler kime anlatabilirlerdi. Onlar malzemeyi bildiği için, malzemeyi yoğurma yolunu seçmiş, mevcut olanı ret etmek yolu yerine, alıştıra, alıştıra, uzun vadeli girişimle dönüştürmeye(!) çalışmışlar. 2.) Hakim harami saltanatının baskıları. Önreğin derisi yüzülen nesimi örneği ortadadır, kaldı ki zaten ilgili toplum, kılıçtan geçirile, geçirile sözde müslüman yapılmıştır... Örneğin Bedreddin, Varidat adlı eserinde araya sıkıştırır asıl görüşünü -panteizmden de, deizmden de daha az tanrıcıdır, aslında bildiğimiz Taocudur, dönemin ateizmi bile denebilir-, ama bunu yapabilmek adına da, yukarıdaki basit 2 sebeple, islamın dışında olmadığı imajı vermek zorunda kalır(Ezop dili denir buna)... "Enel Hak, Allah beni ademdedir", verilmek istenen mesaj basittir ve bu insanların görüşünde herhangi bir TANRI yoktur, işaret edilemez, bireye indirgenemez, irade yüklenemez, kendiliğinden söz edilemez, o ya da şudur denemez, çok daha ileri bir aşama, yani tanrı birey olamaz, iradesi olamaz, kendisinden söz edilemez, her şeyin birlikteliğidir tanrı denilen, böylece 1 şeyden ve o şeye isim vermek, irade yüklemek, fiziğin dışına bir kişiymiş gibi taşımak-söz etmek imkansızdır, bir şeyi ayırdınız mı tanrı ifadeside çöker. Kısaca tanrı yok, isim verip, işaret edilecek birisi olarak da yok. her şeyin bütünlüğü, etkileşimi, işte dönüşen de, dönüştüren de olanda, oluşanda budur, bir unu, suyla hamura dönüştürmek gibi, oluşmak, adına yaratım denen ama gerçekle örtüşmeyen, tamamen fizik dışı, boş-hurafe- kelimenin yerine temelde kullanılması gereken ve kullanılan dönüşümdür(form, yapıca değişimler ve bu nasıl, ne sayesinde, her şeyin birlikteliği, etkileşimi, böylece dönüşümüyle, etkileşim-ilişki olmasaydı, oluşumdan da, böylece yanlış da kullanılsa yaratım kelimesinden de söz edilemezdi, öyleyse dönüşen -varlık- ve dönüştüren -birlikteliğin etkileşimi->tanrı-. tanrı denilen ise, varlığın form-yapı yansıması olan bireyleri değil, izlediği yol(Tao)-dönüşüm- bu sebeple deformasyona uğratılmadan önce, uğratılmış da olsa ilgili görüş için, hala bir şey önemlidir, YOL(tao, tanrı)).. |
Alıntı:
Bu işlerine gelmiş çünkü. Bir tarih böyle yazılmış buna ne diyebiliriz ki? Bu arada Ben Allahım diyenlerde tabiki olabilir, ama bunu açıktan da söylerler, her yerde her şeyde Allahı görebilirler, lakin bunun referansı Hallac mıdır, bu tartışılır. Her şeyi Allah görmek, genelde bu Suflere yakıştırılan bir şeydir, lakin bu da Hallac örneğinde olduğu gibi bir yakıştırmadır. Arabi de Sizin taptığınız ayağımın altındadır dediği için infaz edilmiş, hemen bunuda ALLAH anlamışlar. Yargılama yok, sorgulama yok. Aslında çok ilginçte bir durum var ortada. Sufiler her şeyi Allah diye görüyor olması, halkın bir ZANNIDIR. Halk bunu böyle zannediyor, Sufi gece gündüz Allah der, her şeyde Allahı görür vs. Nereden biliyorlarsa artık! Akabinde "Ben elmayım" dese, vay ben Allahım dedi diye infaz edilecekti. Hallac zaten cezbe halinde söylemiş bunu, ne dediğinin çok bilincinde bile değil, öncesinde de çarşı pazar da çoşkulu şeylerde söylermiş, son söylediğinde ipide çekilmiş. Her şeyde, her yerde Allah olması, HALKIN bir zannıdır. Onlar bunu böyle zanneder. Haliyle bir Sufiyi de kendi gibi zannettikleri için, hiç yargılama gereği bile görmezler. Adam Hakk diyor, Allahım anlaşılıyor! Alıntı:
"Terk-i Terk" gibi bir mekanizma bunun için vardır. Seni sen yapan her şeyden kurtulmaktır amaç, buna DİN de dahil. Alıntı:
Tasavvuf her gördüğünü Hızır bil, kimseyi kendinden büyük görme, daha kapıdan girerken öğretilen bir öğretidir. Halklar için Muhammed en yüce kişidir. Bu başka tabi, ama gene üsteki gibi burada da HALK kendi gibi görmek ister Sufiyi... ve Sufi için en yüce kişi Muhammeddir diye gıyabında etiketlerler. Bu da gene halkın zannıdır. Sonuçta işler dönüp dolaşıp, "Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır!" 'a gelir dayanır. Bu sözde Mevlana'ya aittir mesela. Demek ki adam ne kadar bu işlerden muzdarip olmuş ki, halini anlatamamış ki, böyle bir söz söylemeye ihtiyaç hissetmiş. |
Alıntı:
Genede anlatamadılar zaten, Arabi mesela Fusus'un da Yusuf hakkında, Yusuf rüyayı doğru yorumladı ama devamında bu hayatı gerçek zannederek hata etti, zira bu hayat zaten büyük bir rüyaydı der. Olayı büyük rüya, küçük rüyaya getirir ve Yusuf hata etti der. Fusus 'ta 20 den fazla peygamberden bahseder ve aslında her birini de kulp takar, hata etti, yanlış yaptı, bu noksanlıktı vs. der. Bir tek Muhammed'e bunu etmez gibi görünür fakat öyle bir hadisini işler ki bu da anlayana bahsettiğin şekilde şifreli mesajdır. Sonuna şunuda eklemeden etmez. "Hayalde yaratılan ilahlar, bir hudud ile mahdud oldular!" İnsanlar ilah kavramını zaten hayallerinde yaratıyorlar, gerçeğe getiremiyorlar, matematik gibi, harfler, takvimler gibi bunlar gerçekte ne kadar varsa, İlah(lar) da o kadar var. Tabi esas mesele Sufiler gönül insanları oldukları için, ve bilgi denen şeyin şarhoşluğuna da kapılmadıkları için, söylemlerini usulü erkanına göre mülayim bir şekilde yaparlar. Ya da hiç yapmazlar, bir mecburiyetleri yoktur... Hallac aslında gereksiz de bir çıkış yapmıştır, böyle gürültü ve haykırışlar tasavvufun yolu değildir, o yol sessizdir, sukûnettir. |
''Bu insanlar deistti veya ateistti'' gibi cümleler doğru değil..Bu insanlar kendilerini gerçek Müslüman olarak görürler..Yani bugünün Türkiye'sinde yaşanan Müslümanlık,ariflere/şeyhlere/dervişlere göre Müslümanlık değildir..
Bunlar mı Müslüman; Konu detaylı..Aslında bu konuyu açıklayıcı bir şekilde yazmak lazım..Belki ileride yazabilirim.. |
Alıntı:
|
Bu adamların Hermetik ne bileyim Pisagorcu filan olma ihtimalleri var mı?İnançlarını bir şekilde sürdüren paganlar olma ihtimali.
İhvanı Safa nın Risalelerini okumuştum.Oradan aklıma takılmıştı Kitapta her bölümde Allaha hamd peygambere ve ehline selam salavat olsa da içinde bazı yerlerde yüce Pisagor büyük Hermes gibi kelimeler koymuşlar. Sanki ortada kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgi varda bu bilgi her dinin içinde kendine yer bulabiliyor.Sanki bunlarda önemli olan bilginin kendisi şekle/isme önem vermiyorlarmış gibi. Tabii benimki şüphe. |
Alıntı:
Yani Türkiye'deki en iyi iki dinler tarihçisini,en iyi iki ilahiyatçıyı ikimizin karşısında dikseler;bu iki adamı doğdukları güne pişman ederiz:) Bunu şu nedenden söylüyorum..Hem sizi biliyorum,hem kendimi,hem de Türkiye'deki eğitim sistemi ve ilahiyatçıların halini.. Celal Şengör ''Türkiye Afganistan'dan bile geri'' gibi bir şey demişti..Tamamen katılırım buna.. Alıntı:
İbni arabi PLATON'UN OĞLU diye biliniyor..Bir başkası Suhreverdi,Pisagor'u SUFİ olarak görüyor.. İslamı bu insanlar paganizmle aynı şey olarak görüyorlar.. İslam denilen şeyin,teslim olmak gibi anlamları olduğu söylenir..Bu teslim olmak ifadesi,tasavvufi bir ifadedir..Ya da Kuran'da hiç beyin kelimesi geçmemesi ve kalbin ön planda olması,kuranın tasavvufla olan bağlantısına dair bir kanıttır..Ya da Allah'ın bilinemez olduğuna dair hadis,ya da Kuran'nın batıni tarafının olduğunun söylenmesi..Birçok şey var tabi.. Ben şöyle olduğunu düşünüyorum.. Hristiyanlığı yaratan şey gnostisizmdir..İslam'ı yaratan şey de,hristiyanlığı yaratan bu gnostisizmdir..Yani İslam,7.yüzyılda Hristiyanlıktan kopan bir gnostik tarikatın/mezhebin ürünüdür..Bu da çok büyük ihtimalle ebiyonizmdir.. Bu ebiyonizm,önce tasavvufu doğurmuş..Tasavvufta bugün bildiğimiz İslam'ı..Gazali'nin bile sufi olduğu düşünülürse,bu süreç/kronoloji hiçte irrasyonel değil.. Yani İslam tasavvufu filan doğurmuş olamaz..Mümkün değil bu..Tasavvuf islamı doğurmuştur ve tasavvufun ne olduğunu anlamak istiyorsakta,hristiyanlığı doğuran erken/ilk Hristiyanlar olarak kabul edilen gnostikler anlaşılmalıdır.. |
Alıntı:
Şimdiye kadar soru sorup cevap istediğim İslâm İlahiyatçısı ve Hristiyan pastörlerin çoğundan tutarlı cevaplar alamadım. İslamcılar inançlarında görece olarak daha samimi görünüyor. Pastörlerin çoğu işin ekonomik tarafında gibi. Benim bâzı "tuzak" sorularım var. Bunları yönelttiğimde, karşımdakinin inanç durumunu test etmem mümkün olabiliyor. Doğrusu, videoyu izleyince şaşırdım gerçekten. Kurgu olabilir mi diye epey düşündüm. Bilemiyorum, kurguya da pek benzetemedim. Yarattığı kulunun korku ve zaaflarını kaşıyarak kendisine "iman" devşiren, "Mülkün sâhibi" olduğu iddiasında iken vaziyete göre strateji üreten, Kureyş, mûcize isteyip meydan okuyunca, bahanelerin - Bknz: İsra;59 - ve Muhammed'in - Bknz: Enfâl 32 ve 33 - arkasında tam siper olan bir İlah'ın kullarının imanı da anca bu seviyede olabilir zâten. |
Vefik Sami;nerede yaşıyorsun abi?
Türk insanı böyle zaten..Video kurgu filan değil..Başka sokak röportajları da var..Onlara da youtube'da bakabilirsin.. Türk insanı bildiğin ZOMBİ.. Arapça konusuna takılmayın..Bir kere Kuran'ı çözümlemek için sadece arapça bilmek yeterli değildir..Süryanice,Aramice,İbranice gibi dilleri de bilmek lazımdır..Yani ilahiyatçılar,Kuran'ı çözümlediklerini sanıyorlar ama esasında bir halt bildikleri filan yok.. |
Alıntı:
Şühelenmekte haklısınız, yaptıkları normal şeyler değil çünkü. Ben size Arabi'yi Arabi yapan 2 özelliğini söyleyim, gerisi siz tahmin edin. Arabi normal bir öğrenci iken, daha 17 yaşlarında bir hastalık geçiriyor, haftalarca öldü diye başında beklenirken, bir gün mucizevi şekilde, hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkıyor, adeta "başkalaşım" geçirmiş bir biçimde, ve gençliğinde yazdıkları ile ömrünün sonunda yazdıkları arasında bir FARKTA olmuyor. Ondan sonra Arabi ekolü alıp başını gidiyor. Ve bu adam 500 civarı kitap yazıyor, bazıları ise ansiklopedi biçimde cilt cilt kitaplar oluyor. Ve bu abimiz kitap yazmadan duramıyor, hastalanıyor çünkü. Bu iki özelliği Şamanik olmasına yetiyor da artıyor bile, Şamanik dünya bir nevi psikolojik bir hastalıkla başlar ve yapmama gibi bir TERCİH hakkıda yoktur kişinin, zira ölürler. Arabide kitap yazmama gibi bir şansı yoktu, ya yazacaktı, ya yazacaktı... ya da ölecekti. Adam zaten keşfin, kerametin doruklarında, "Keşfi akıl" diye bir prensibin temellerini atıyor. Vahdeti vücut kelimesini ona affetselerde, bu kelimeyi Sufizme kazandıran Sadreddini konevidir, kendiside Mevlana ile çağdaş, Arabinin de üvey oğludur. Ama genede Vahdeti vücut'un da temellerinde Arabinin payı çok fazladır, o yolu tamamen açmış, Keşfi akıl (Akıl ötesi) 'ı savunmuştur. Mesela Anadolu Sufizmin de Horasandan gelenlerin de payı çok büyüktür, onlar ayrı bir renk, ruh katmışlardır bu işlere, bunlar pek geçmez, anılmazlar ama Şamanik dünya ile Sufilik arasında bağlar vardır. Sufilerin kaderciliğinden tutunda, şairliğine, edebi oluşlarına, ruhlara, geleceğe dair söylemlerine kadar, adeta Şamanlar ile pişti olurlar. Buna rağmen hiç bir Sufi siyasi değildir, Şamanlar da siyasi değildir, onlar doğanın, insanın bir hırka bir lokma elemanlarıdırlar. Alıntı:
Eğer Arabi, Platon'u idol seçmişse, İbni Rüşd gibi olması gerekmez miydi? İbni Rüşd onlarca kitabı adeta yeniden yazarak, şerhler ekleyerek fikir dünyasına kazandırmış, Batı da bu yüzden HAKLI olarak ARİSTO'NUN OĞLU demiş, haklılar, anca bir oğlu bu kadar hizmet edebilirdi babasına. Tabi İbni Rüşd, Sufi de değil bu arada, o bugün İslamda ki AKILCILIK denen akımın babalarından, hatta babasıdır, Arabi ile karşılaşmaları da var, hatta İbni Rüşd daha yaşlı, Arabi ise o zamanlar çok genç, aralarında geçen bir kaç kelimeden öteside değil. Arabi gibi bir adamı herkes kendi safında görmek ister, kim istemez ki? Batı'nın ona Platon'un oğlu demesi, İslamın ona müslüman olarak sayması, veya bir başkasının ona olan muhabbeti, onu değiştirmez. O tasavvuf denen camianın hem kabı hemde suyudur. Akılcılığın değil, akıl ötesinin, Sufi deyimle de keşfin savunucusudur. Zaten eserleri de hep bu yöndedir. Zaten Sufilikte bu yöndedir. Akıl, Sufi camia da bir noktadan sonra "Çamura batmış Merkeptir" daha ilerisine akıl ile gidilmez, Aklın ötesi Deliliktir. |
Alıntı:
Ben islamdan nefret ederim ama ben bile ateist değilim. Bilmiyorum tanrı varmı yokmu. Yok diye bir iddiam yok. Kavramları fantazi niyetine karıştırmak bize zaman kaybından bir yarar sağlamaz. Kavramlar üzerinden aynı şeyi anlamadığımız müddetçe iletişim bile kuramayız. Saadettin Merdin bu konunun uzmanıdır. Herkes yararlanabilir. |
Alıntı:
Yazışma ortamında "anlamıyorum" olmaz, gayet Türkçe yazdığımı da düşünüyorum, konuşma ortamı olsa kelimeler sözler kaçabilir, bu normaldir ama yazı da bu olmaz, yazılar duruyor. Biri anlamadığı bir şeye itiraz ederse, bu onun eleştiriye kapalı olduğunu gösterir, sonuçta anlaşılmayan şeye itirazın başka bir sebebi olamaz. Ya da taktik icabı anlamıyorum der ki, bunun da sohbetle, fikir alışverişiyle bir alakası olmaz. Hasılı ben cevaplarınız için teşekkür ediyorum, daha fazla yazmanın benim için bir anlamı kalmadı. Sevgiler. |
tanrıyı tanımamak ayrı birşey ulaşamamak ayrı birşey, mutasavvıflar tanrıya aşk duyar, softalar gibi namaz kılayım oruç tutayım yeter demezler, onlarda bir söz vardır; arife din gerekmez diye.. belli bir haddeye gelmiş biri için din yetersiz kalır basit kalır manasındadır, dini tanımıyoruz demek değildir o söz. halkımız onları islamın merkezine koysada şimdi ki anlayışla dinin yüzeyselliğiyle ilgilenmezler tanrıyı aşkla ararlar, softalar gibi tanrıyı kabede değil kalbinde ararlar, bir kuşun kanadında ararlar, bir yaprağın dalında titreyişinde ararlar, yüzden softalarla pek ortak noktaları yoktur zaten. bazı mutasavvıflar softaları eleştirir onların anlayışlarını beğenmez, ama sanki dinsizmiş dine saygısızlık yapıyormuş gibi algılanmışlardır, onlar sadece dinin dış kabuğuyla ilgilenilmesini kabul etmezler.
işin özü bu topraklarda islamın yumuşak yüzleri olmuşlar, islama hoşgörü katmışlardır, diğer islam coğrafyalarında ki bağnazlık ve ilkellik mutasavvıflar sayesinde bizde pek yer edinememiştir. |
Cevap yazan herkese teşekkür ederim.
Aslında ortaya tuhaf bir durumda çıktı, gerçi benim açımdan hiçte tuhaf değil ama tasavvufçular hakkında herkes istisnasız bir şeyler söyledi. Şimdi bunlardan sadece biri mi doğru ya da hangileri yanlış! Aslında hepside doğrudur, zira herkes kendi penceresinden baktığı için, sadece kendi ile ilişkilenen yönünü gördü, lakin en doğrusuda bu sayılan özelliklerin HEPSİNİNDE Sufiler de olmasıdır. Yani Sufiler de sadece tek bir şey yoktur. Herkese inanmak yolun başıdır, inanmaya inanmak ise yolun sonudur. Başı ile sonu arasında çok bir fark yoktur. Sufi'nin yolu... 'nda bahsettiğim gibi, Sufi'nin yolu diğer yolların hiç birine benzemez. Sevgiler |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:43 . |