![]() |
Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi
Ay ve Dünya 3.9 milyar yıl önce dev bir meteor yağmuruna tutulmuştu. Uzmanlar, bu meteorların, yaşamın gelişmesini sağlayan bazı molekülleri yeryüzüne taşımış olabileceğini vurguluyor. NEW YORK - Dünya tarihinin en yoğun meteor yağmurunun 3.7 milyar yıl önce, Dünya’da yaşamın gelişmesine etki ettiği düşünülüyor. Meteor yağmuru yeryüzünde ilk bakterilerin ortaya çıktığı dönemle aynı zamana rastlıyor. Bu tesadüfe istinaden kimi araştırmacılar Dünya’ya yaşamın bu meteorlarla taşınmış olabileceğini savunuyor. Oregon State Üniversitesi uzmanları, 1960 ve 1970’lerdeki Apollo uzay aracıyla Ay’a gidip gelen astronotların getirdiği 50’den fazla kaya örneğini inceledi. Radyometrik tarihlemede yapılan kaya örneklerinin 3.8 ila 4 milyar yaşında olduğu anlaşıldı. Ay’dan gelen kayalar arasında kimyasal farklılıklar tespit etti. Oregon State Üniversitesi uzmanı Robert Duncan, kayaların bazılarının Ay’ın geneli ile benzerlik göstermediğini vurguluyor. Bilim insanları, aynı zamanda 2002 yılında ilginç bir bulguya rastlamıştı; tortul kayalar arasında normal şartlarda Dünya’ya bulunmayan 3.7 milyar yıllık bir tungsten türü çıkarıldı. AY’IN KRATERLERİ ORTADA Ay yüzeyindeki binlerce irili ufaklı krater, uydunun astronomik tarihinin kaydını tutuyor. Ay’da sürtünme yaratacak hava, aşınma yaratacak su ve yüzeyi sürekli değiştiren depremler olmadığı için, kraterler genel itibariyle ilk günkü tazeliğini koruyor. DÜNYA’DA İSE KANITLAR SINIRLI Bilim insanları Ay’ın yüzeyini delik deşik eden yoğun meteor yağmurunun Dünya’yı etkilemiş olduğuna emin; fakat bu yağmurlara dair yeryüzünde kanıtlar oldukça kısıtlı. Bunun başlıca nedeni de, hava ve suyun yıpratıcı etkilerinin jeolojik kanıtları süpürmüş olması. Dünya yüzeyinin 3.7 milyar yıl önce, yaklaşık 100 milyon yıl boyunca Ay’a benzer bir şekilde, kimi 10 kilometre çapında krater delikleriyle dolu olabileceği vurgulanıyor. Bilim insanları, meteor yağmuru sürecinde Dünya’da gelişmekte olan yaşam formlarının, yoğun meteor yağmurundan ve etkilerinden dolayı yok olmuş olabileceğini belirtiyor. YAŞAMI BAŞLATMIŞ OLABİLİR Meteor yağmuru sırasında yaşam formları vardıysa, ancak okyanus tabanında veya yeryüzündeki çatlakların içlerinde varlığını sürdürmüş olabilir. Ancak, bilim insanları bu durumda dahi yaşam formlarının meteor yağmurunda ayakta kalabilmesini düşük bir ihtimal olarak görüyor. Bu durumda bilim insanları şu önermeyi dile getiriyor; Dünya’da yaşam varolmuş olsa dahi, bu yaşam formları meteor yağmuruyla yok olmuş ve sonrasında sıfırdan başlamış olabilir. Bilim insanlarının ortaya attığı en çarpıcı fikir ise, meteor yağmurlarının yaşam formlarını ortadan kaldıran değil, başlatan bir süreç olduğu. Duncan, meteorların yaşamın gelişmesini sağlayacak bazı kilit molekülleri yeryüzüne getirmiş olabileceğini savunuyor. METEOR YAĞMURUNUN KAYNAĞI BELİRSİZ Meteor yağmurun nereden kaynaklandığı da ayrı bir soru işareti, kimi tahminlere göre 10’uncu ve 11’inci gezegenler birbirleriyle çarpışmış veya Güneş Sistemi’nin dışına doğru hareket eden Neptün, Kuiper Kuşağı’ndaki göktaşlarını uzaya savurmuş olabilir. BEŞİNCİ GEZEGEN Bir diğer olasılığa göre, Merkür, Venüs, Dünya, Mars hattında eskiden var olan beşinci bir gezegen Güneş’le etkileşim içinde dağıldı ve parçaları meteor yağmuru oluşturdu. Muhtemel Beşinci Gezegen’in artık parçalarının, bugün Mars ile Jüpiter arasında var olan meteor kuşağını oluşturduğu düşünülüyor. GÜNEŞ SİSTEMİ’NDE KAOS Son bir olasılık ise, 4 milyar yıl önce Jüpiter ve Satürn’ün yörüngeleri senkronize bir etki oluşturdu ve ortaya çıkan kütleçekim etraftaki diğer gezegenlerin yörüngelerini bozdu ve Güneş Sistemi’nde geçici bir kaos oluşturdu. Kimi gezegenler parçalanarak meteor yağmuru oluşturdu. Kaynak: NASA destekli araştırma Geochimica et Cosmochimica Acta dergisinin gelecek sayısında yayımlanacak. bu sitede yazısını okudugum bir cok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler. böyle bir şey kacırılmaz bir fırsat bence. |
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
Yaşamın oluşumu konusunda belli başlı 3 teori var :
1. teori: İnsanlar da dahil tüm yaşamı Tanrı yarattı. 2. teori: Yaşam inorganik maddeden kendiliğinden oluşumla ortaya çıktı, tıpkı kurtçukların çürüyen etten ya da kınkanatlıların gübre yığınından oluşması gibi (Aristoteles). 3. teori: Yaşam dünyaya çarpan bir göktaşıyla dış uzaydan geldi ve sonra da gelişti. 1907’de Oluşum Geçiren Dünyalar adlı kitabında İsveçli kimyacı Svente Arrhenius, pan-sperm teorisini öne sürdü: eğer yaşam dünya üzerinde kendiliğinden oluşmadıysa, diğer gezegenlerden dünyaya aktarılmış olmalıydı. Daha sonra Fred Hoyle, yaşamın dünyaya kuyruklu yıldızların kuyruğunda geldiğini öne sürdü. Bu düşünce, dünyanın uzaydan gelen zeki varlıklar tarafından kasten döllenmiş olabileceğini iddia eden Francis Crick ve Leslie Orgel tarafından yenilendi! Burada 3. teori doğru olsa dahi, "uzayda yaşam nasıl oluşmuştu?" sorusuyla teori bir sonuca ulaşmayacaktır. Dünyadaki yaşamın oluşumuna bir yanıt olmuş olsa da, genel anlamda yaşamın oluşumunu açıklayamıyacak ve 1.teoriyi çürütmüş olamıyacaktır. Mikrobiyolojinin babası olan Fransız bilimci Louis Pasteur, birçok deneyden sonra kendiliğinden oluşum teorisini gözden düşürdü. “Yaşam yalnızca yaşamdan kaynaklanmış olabilir” dedi Pasteur. Pasteur’in buluşları, kendiliğinden oluşumun ortodoks kavranılışına ezici bir darbe indirdi. İnorganikten organiğe dönüşüm teorisi ise, göreceli olarak yakın tarihli bir görüştür : Yerküre yüzeyinin soğumasıyla birlikte göller ve denizler oluşmaya başladı. Bu denizlerin, güneşten gelen morötesi ışınların etkisiyle kimyasal elementlerin sentezlenerek, aminoasitler gibi karmaşık azotlu organik bileşikler ürettiği bir prebiyotik (yaşam öncesi) “çorba” oluşturduğuna inanılıyor. Nobel ödüllü kimyacı Harold Urey ve öğrencisi Stanley Miller tarafından 1953’te öne sürülen standart teoriye göre yaşam, metan, amonyak ve diğer kimyasallardan oluşan ilk atmosferde, yıldırımlar tarafından uyarılarak kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Daha sonraki kimyasal reaksiyonlar, basit yaşam bileşiklerinin, sonunda DNA ikili sarmalını ya da tek iplikli RNA’yı doğuran gittikçe artan karmaşıklıkta moleküllere gelişmesini sağlıyordu. |
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
haklısın pante yaşadığımız her gün farklı teorilerle veya daha önce ortaya atılmış olanların *destekleme ispatı, her zaman olacaktır Harold Urey, daha önce yazısını okumaya çalışsamda sonuç olarak yardım almadan yapadım ve azda olsa okuyabildim aşagıda verdiğim linkten.
http://www.chem.duke.edu/~jds/cruise...gy/miller.html daha önce açtığım bir topikte, piri reis haritasının incelenmesi hakkında yardım talebim olmuştu. avrupalı bilim adamları ve nasadan bir çok bilim adamının katıldığı, bir araştırmada, vardıklerı sonuç beni çok etkilemişti. hepsinin ortak fikri idi piri reis bu dünya haritasını dünyanın dışına veya başka bir gezegene cıkmadan cizmiş olmasının olanaksız olduğu hakkında görüş belirttiler ve cözülemeyen olaylar içinde yerini aldı. temennim oki gercekten bu konular hakkında bizlerin daha azimli olması ve bu konuları bizlerin daha iyi irdelenmesidir. bizler piri reis hakkında ne biliyoruz osmanlının korsanıydı *:) |
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
şunuda belirtmek isterim senin araştırmacı ruhun ve ortaya cıkarıp bizlerle paylaştığın çok değerli bilgiler var her zaman böyle devam etmesini dilerim...
|
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
Organik maddelerin inorganik maddelerden oluşabilmesi bence insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biridir. Bu başlangıçta sadece bir teori idi ve belli atmosfer koşullarını laboratuvar ortamında gerçekleştirerek bu deneyden amino asit elde edilmesi başarıldı. Miller/Urey deneyi üzerine de bir sürü spekülasyon yapıldı bildiğim kadarıyla.
Ancak bu deneyden sonra "canlı"nın oluşmasına dair bu görüşü, çürüyen etten kurtçukların oluştuğu, kirli bezlerden farelerin oluştuğu gibi binlerce yıl öncesinin inançlarıyla eş değer tutmak objektif bir değerlendirme olmaz kanımca. (Sevgili Panteidar, güzel bir 3'lü gruplama yapmışsın ama en bilimsel olan tezi daha doğrusu tek bilimsel olan tezi en komik ve inanılmayacak olanmış gibi göstermişsin) "Canlı"nın tanrı tarafından yaratıldığı tezi bir bilimsel değer taşımaz. Bilimsel olarak saptanabilecek bir şey değil bu. Diğer iki tez, yani inorganik maddelerden oluşum ile uzaydan gelme tezlerini de "dünyadaki" organik yaşam nasıl oluştu sorusu üzerine bir tartışma olarak kabul edebiliriz. Eğer bir meteor yada kuyruklu yıldız üzerinden dünyaya organik bir madde gelmişse -ki bu sadece bir teori, bilimsel bir teori denilip denilemeyeceğini bilmiyorum- yine de panteidarın dediği gibi o organik maddenin nasıl oluştuğu sorusu kalıyor. Bu konuda yıllar önce Bilim Teknik'te okuduğum bir yazıyı hatırlıyorum. Konu şuydu. Dünyamızın yakın çevresinde bir yaşam olma şansı var mı? Bu yaşam basit bir organik madde biçiminde olabilir. Yazıda öncelikle şu açıklanıyordu. Bir organik maddenin yaşayabilmesi için belli koşullar gerekiyor. Bir güneş sisteminde yaşam olabilmesi için bu asgari koşulların olması gerektiği varsayılıyordu. Sonra da güneşin etrafında 10-25 ışık yılı yarıçapında bir daire çizildiği varsayılıyor. (Mesafeyi tam hatırlamıyorum. Ama en yakın yıldız 3.6 ışık yılı olduğuna göre yeteri kadar yıldızı alacak bir yarıçaptı) Ve bu daire içindeki yıldızların özelliklerinden yola çıkılarak en yakınımızdaki bu yıldızlarda/yıldız sistemlerinde bir yaşam olamayacağı sonucuna varılıyordu. |
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
Yaşam uzaydan mı geldi? Belki.
Organik maddeler inorganik maddelerden oluşabilir mi? Oluşabiliyor, ama ilkel dünya koşulları bu iş için kritik bir sınırda bulunuyor. Bu yüzden hayatın uzaydan gelmiş olabileceğine sıcak bakanlar var. Ama bu kritik düzeyde de hayatın gelişmesi mümkün, çünkü şu anda benzer koşullarda yaşayan canlılar var. Binlerce aynı boyda, son derece mükemmel küreler görseniz ne düşünürsünüz? Ve ortamda su yoksa? Aşındırma faaliyeti imkan dışı kalıyorsa? Bir sürü şey.. Ama şu mars'ın blueberry'leri Mars Rovers'in en ilginç buluşu oldu. Onlar var Mars'ta biliyoruz.. Uzaydaki çeşitli gaz/toz bulutları vs. nin yaşamın temeli olan nükleitler gibi organik moleküller barındırdığı biliniyor. Bir kuyruklu yıldız bu tür bir buluttan geçebilir, bir sürüsünü kapabilir, güneşe yaklaşınca fırınlayıp daha gelişmiş polimerler vs. haline çevirip getirip dünyaya düşerek bırakmış olabilir. İşte bu hipotezin, varsayımın dayanağı bunlar. İlkel dünya yaşamı başlatacak bir portre çiziyor. Ama uzaydaki bazı oluşumlar net bir manzara fotoğrafı ortaya koyuyor. Diyemeyiz ki, dünya yaşam başlamış olamaz. Ama dünyada başlama imkanı %30 ise, bir göktaşında %50 olabilir. İlk yaşamın nasıl başladığı bilinmiyor, çünkü ilk yaşama dair bir bulgu yok henüz. Elimizdekiler hep yaşamın bir kaç aşamasından sonraya ait. Ama mevcut kimya bilgisi yaşamın başlaması için doğaüstü bir etmen gerekmediğini gösteriyor.. |
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor. Dünya üzerinde ki sebepler zinciri yetmedi bir de bu zincire meteorlardan gelen organik molekülleri ekledin. Böylece rastlantının bu kadarına da "çüş" denir türünden bir durum hasıl oldu.
Bir de aklıma gelmişken söyleyeyim; doğa uçak yapmaz, çok daha gelişmiş kanat sistemini yüzmilyonlarca yıl önce yaptı, neden kalas gibi düz kanatları olan ruhsuz bir cihaz yapsın ki, değil mi ama ? Ben doğanın yerinde olsam "akıllı" bir canlı yaptığım için kendimden utanırdım. |
Re: Yaşamı Dünya’ya meteorlar getirdi!
sodomo--dostum;
daha önce liop arkadaşımıza acıklamaya çalıştık bir kaç konuyu lakin ne fayda, biliyor adam ne sorarsan sor biliyor artık bundan böyle hiç bir bilimsel açıklama yazmayacağım buraya daha öncede belirttim, liop; bir gün deney tüpünün içinde, beyler hepiniz yanıldınız! işte allah burda diyecek, burda bilğiyi paylaşmak varken nedendir bu hala anlam veremedim.... |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Alıntı:
|
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Alıntı:
Demiyelim. Ama bu mantıktan yola çıkarak şunu söyleyelim; Herşey ezelde olan İLK'ten taşmış, oluşmuştur. Herşey'in kaynağı İLK olandır. Hiçbirşey yoktan oluşmamıştır oluşamaz. İLK'ten türemiştir. Evren de İLK'ten oluşmuştur, doğa da. Doğa yasaları İLK'in sayesinde varlıkları ve insanı oluşturmuştur. İnsan da uçakları, bilgisayarları yapmıştır. Tüm canlı cansız varlıklar gibi insan da İLK'tendir. Yaratılmışlıktan kasıt da budur. İLK Tanrıdır. Dolaylı olarak herşey Tanrının eseridir. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Boş laf üretmek yarışında son nokta..
Neden? Çünkü ilk diye bir şey yok. İlk, son, başlangıç bitiş vs. vs. bize özgü, insanın aklının eseri kavramlar. Sizin kafanızda, nedensellik prensibi, nesnel bir meta olarak şekilleniyor. Siz öncelikle herşeyin bir başlangıcı vardır gibi bir yaklaşım üzerinde duruyorsunuz. "Her şey yokken bir ilk vardı." Hayır, herşeyin yok olduğu bir zaman yoktu. Böyle bir zamanın olduğuna dair hiç bir şey yok. Madde nerden geldi öyleyse? Hiç bir yerden gelmedi, hep ortadaydı. Hadi ya, olur mu? Olur.. Nasıl olur? Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın? İşte bu aslında herşeyi açıklamaya yeterli. Biz madde olarak bir şey algılıyoruz. Ama atom, elektron vs. seviyesind emadde filan yok. Yer yok, zaman belki? Hiç şöyle bakmıyoruz, kainat belki bir şeyin bir şekilde bizim algılarımızca görünümünden ibaret. Belki her şey aslında çok daha basit. Belki temel bir parçacığın bir halinden ibaret hepsi. Peki belkileri kaldırabilir miyiz? Belki bir gün. Ama şu ana bakalım. Şu anda biliyoruz ki, kainatta yaratılmış hiç bir şey yok. Yok olanda bir şey yok. ama boyuna form değiştiren bir şeyler var. Ötesi yok. O halde, illa neden "Herşey ezelde olan İLK'ten taşmış, oluşmuştur. Herşey'in kaynağı İLK olandır." arayalım? İlk diye bir şey yok ki, herşey zaten ezelde de vardı. Siz işte bunu görmekten acz içinde olduğunuzdan bu yanlışları yapıyor, beyin özürlü oluyorsunuz. Doğayı yapan ilk vs. yok kardeşim böyle bir şey. Doğa ezelde de vardı. Mars'ın, Venüsün çölleri, bir yıldızın merkezindeki cehennemi fırın vs. vs. hepsi doğanın ta kandisi. Doğa, kainatta olan her şey. Sende dahil. Doğa maddenin ta kendisi. Madde varsa doğa var.. Eee, doğa, aynen yaratıcı özne veya yaratma fiili, bilgi veya tasarım gibi kavramlara benzer şekilde, insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdan ibaret. Bizde insanız, 100 bin yıllık birikimle oluşturduğumuz sıfatları, kavramları kullanacağız elbette anlaşmak için. Yanisi şu. Doğa bir kavram. Tüm kainattaki madde, enerkji ve birbirleriyle etkileşimlerini ifade eden bir kavram. Doğa, bu maddeden, bu enerjiden bağımsız bir şey değil. İşte her şey burada başlıyor ve belki denecek bir şey ortada kalmıyor. Bugüne kadar birşekilde ortada olan, form değiştirmeye bu kadar elverişli olan bir şeyi neden bir eylem aracı olarak algılamak istersiniz ki? İnsanı ve uçağı doğa mı yaptı? İşte özrünüz tam olarak bu. Yapmak, insanın tıpkı doğa gibi bir şeyi ifade etmek üzere kullandığı bir terim. Bir fiil. Bir fiilin bir zamanı birde özensi olur ya. "Yaptı". Kim ve ne zaman diye sorulur ya. işte öyle. Oysa doğada kim yok, ne zaman yok, geçmiş yok, gelecekte yok. Bugün ve madde var. Birde enerji. İşte bu noktada maddenin maddeyle ve enerjiyle olan etkileşimi entropi yüzünden denge gerektiriyor ve bu etrafımızdaki cümbüş ortaya çıkıyor. Hepsi bu. Etkiyi görüyoruz, tepkiyi unutuyoruz. Görecelilik denen şeyi zaten hiç aklımız almıyor. Sonuçta, kendi düşünce sistemimize modellemek üzere madde ve kainatın çeşitli durumlarına adlar veriyoruz, sonrada bu modeldeki bu hayali aktörleri gerçeğe havale etmek istiyoruz. Hepsi bundan ibaret. Kısaca, belkiler var. Ama önemli değil. Çünkü madde ve enerji var, başka bir şey yok aslında. Ne özne, ne zaman (geçmiş ve gelecek). Bunu göremeyince işte öyle yok ilkmiş, yok tanrıymış, kafanızı ütüler durursunuz.. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Alıntı:
Gerçek şu; doğa gerçekten muazzam güzel, nasıl oluşmuş olursa olsun... |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Asıl beyin ve bilim özürlü olan Liop kardeşim, hızını almışken bilim adamlarının tespit ettiği dünyanın yaşını da reddet ezelden de.
Bilim adamlarının tahmin ettiği evrenin yaşını da reddet ezelden de. Bilimin alternatifi henüz olmayan Bigbang teorisini de reddet istersen. İLK olanı reddedebilmek için öne sürdüklerinde bile çelişkiler taşıyorsun. Hem evren hep vardı diyorsun hem de "belki de bir görüntüden ibarettir, biz öyle algılıyoruzdur" diyerek Platonist bir yaklaşımda bulunuyorsun. Evrenin ilk halini ben söylemiyorum ki bilim söylüyor. Maddenin öncesinin olduğunu ben söylemiyorum ki bilim söylüyor. Burada algılanamıyacak olan birşey yok. Bilimden nasibini almış biri olarak, belki de tekrar dönüp alanında çalışacak biri olarak neden hislerinle hareket ediyorsun. Bilime ters düşüyorsun. Varsa alternatifin getir. Sırf ateist düşüncene ters geliyor diye bilimi reddetme. Bigbang'i kabul et ve bigbang öncesine kafa yor. Bilimde tutuculuğun yeri yok kardeşim. :) |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
"İnsanı ve uçağı doğa mı yaptı? İşte özrünüz tam olarak bu. Yapmak, insanın tıpkı doğa gibi bir şeyi ifade etmek üzere kullandığı bir terim. Bir fiil.
... "İnsanda doğanın bir parçasıdır, rüzgar, denzideki akıntı, arı, kertenkele vs. ne kadar doğanın parçasıysa, insanda o kadar ... "Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın?" ... "Doğa maddenin ta kendisi. Madde varsa doğa var.. Eee, doğa, aynen yaratıcı özne veya yaratma fiili, bilgi veya tasarım gibi kavramlara benzer şekilde, insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdan ibaret. Bizde insanız, 100 bin yıllık birikimle oluşturduğumuz sıfatları, kavramları kullanacağız elbette anlaşmak için." (liopleurodon)" (burada kavram olarak ifade edilmiş.. Bünye olarak değil. Bu görünüyor.) her nekadar hislerle harekt edildiği yönünde yerinde bir eleştiri var isede bu, yukarıda alıntılananların düşünmeye değer olduğunu gölgelememektedir, kuru kuru ezberletileni yada başlık başlık başlık sıralamaktansa, gerçekten içinde irdelemeye dönük, ölü değil canlı düşünceler. Doğa yaptı, dendiğinde gerçektende sözde doğanın yaptıkları doğadan ayrı, aslında onun bileşenleri değilde bir şekilde YAPTIĞI bir şey gibi ele alınmasında çelişki görülüyor ve bu burada yakalanmış. Hiç bir şeyi değil, konunun bu yönünde geliştirici bir etken oluşturuyor. Bigbangın (Büyük patlama) varlığı sürekli olarak neye ispat olarak orataya atılıyor anlamıyorum. Temcit plavı gibi ortaya sürülmesi ve her konuya maydonoz olması, kimin eline nasıl bir kılıç veriyor? Maddenin maddeye olduğu gibi, enerjiyede dönüştüğü, idealizmin dışında zaten dile getirilen bir şeydir. idealizm ise zaten her şey olduğu gibidir değişmez der. O halde o patlamayada idealizm yaratılım olarak bakacaktır. Bing banga sadece bilimsel yaklaşımın dışında, bir yartılışın KANITI gibi yaklaşan idealizmdir. Cansız, tek düze ve sönük... peki iki taraftan da yaklaşmayanlar ne söylüyorlar, bir hiç. Bu gün yıldızlar sönmekte, büyük enerji patlamaları olmakta, gözlemlenen kadarı gözlemlenmekte, vargılar ve bulgular elde edilmeye çalışılmaktadır... Kaygısız ve yargısız pişkince he, ahhanda yaratılmıştır bak bir kelime denmiyor, bulgular peşinde koşuluyor. Amaaan sende, ne inceliyorsun ne gereği var, zaten yaratılmış incelemenin ne anlamı var denmeye çalışılıyor... Yada, o gözlemlenebilen şu zamanda oluşan patlamalara bakıpda şunu demeliyiz. Yaratan yarattığı evrende bizlerden gizli olarak yaratmalara devam mı ediyor yoksa!! |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Aynen öyle Spartacus..Sen yaratım de ben oluşum diyeyim, evet devam ediyor.
Bu ne büyük bir etkileşimdir ki 14-15 milyar yıldır galaksiler büyük bir hızla hemde hala artan bir hızla birbirinden uzaklaşıyor. Nedir bu büyük hızla uzaklaşımın sebebi? Normalde uzayda yüzmesi gereken galaksilerde bu hareket nasıl oluşmuştur? Bilim bunun nedenini Bigbang'le açıklıyor. Maddenin maddeye ve enerjiye dönüştüğü nasıl bir gerçekse, enerjinin de maddeye dönüşebileceği gerçeğine ulaşmanın yolunu açmıştır bu teori. Onun için de daha çok temcit pilavı gibi ısıtılıp materyalistlerin önüne sunulacaktır. Alıntı:
Cansız değil müthiş ölçüde hatta ölçülemiyecek derecede canlı, Tekdüze değil, fevkalade değişken ve çok farklı ton ve şekillerde, Sönük değil, öncesindeki karanlığı aydınlatan muazzam bir ışık ve nur kaynağı. Rengarenk. İzlemek için; http://www.science.ankara.edu.tr/ast...ntu/galaxy.php |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
panteidar, kitabı tersinden okumayalım. Yaratım demiyorum... Her değişim, dönüşüm bir oluşumuda temsil eder. Ama oluşum diyorum deyip işi götürüp yaratıcıya bağlamakda ben bir oluşum görmüyorum..
Birincisi bing bang, bir yere bir yazı yazıyorum, yada başka yazıları okuyorum nerde kayda değer bir bilgi sunan var hemen karşısına sen Bing bangada inanmıyorsundur, yok ret edyorsundur gibi, ne tartışma nede konu kriterlerine sığmayan, kazançta sağlamayan, kendi iradesi yada yargısı ile başkaları hakkında karar verme çabasıda güden şeylerle karşılaşıyorum.. Konu ile alakası nedir, bin banga inanmıyorum diyeyim, hadi dedim buna inanmıyorum demem yada tersini söylemem beni bir arşın ilerimi götürdü, yada böyle sakız edildikçe değeri düşürülen bu tür bilgiler bana yada başkalarına şahsi anlamda kullanıldığında siz bir arşın ilerimi gittiniz!!!! Bunları konu temelinde değil, ama kaçış ve karşındakini kendi kafanda bir yerlere oturtma çabasından hareket etme yöntemini, etik olmayan tartışma kültürünün kullanılıyor olmasıdır burada sırıtan. kaldı ki o temcit pilavını sindirmek için bu kadar da sık yememek lazım.. Şimdi sen olmayan Tanrıyada inanıyorsundur. İşte sizin felsefeniz, işte sisin bilimselliğinz. Bak aynı yöntemi bende bu şekilde kullanabilirim ama dediğim gibi beni bir parmak ileri götürmez, sadece konulara olan yaklaşımımdaki ciddiyetimi düşürür. Aynen sizlerin ciddiyetini düşürdüğü gibi. Enerji maddeye, maddede enerjiye dönüşebilir. Diyalektik idealizm diye bir şey yoktur olsa olsa o, henüz dünya görüşleri arasında bir ayırdım yapamayanların, onun suyundan bunun huyundan alayım diyen, ikisi arasında salınım hareketi yapanların bir kaçış adlandırması olsa gerek. Hem idealist hem diyalektik. Eninde sonunda idealist yani. "Ama görülen o ki Bigbang'le materyalizm şapa oturdu." Peki idealizm nasıl çözdü bing bangı.. işte yaratılış dedi, hepsi bu. Birisi onun elindeki imkanlarıyla bilgi ve bulgularına erişmeye çalışırken, diğeri onun sadece kendisine ne kadar alet (malzeme)olacağı noktasında ilgilendi. Bu ikincisi işte sizin verdiğiniz değerdir. Birisi bulguları kadar yol katetmekte, diğeri ise zaten hiç bir zaman yol katetmemiş, yaratılışın kanıtı deyip çıkmıştır. patlamaya neden olan faktör, oradaki genleşme, büzüşme, enerji, yoğunlaşma vs maddeye dönüşüm enerjiye ayrışma vs buradaki geçiş, bulgular onu hiç ilgilendirmedi! İlgilendirmediği gibi bir çok noktada o onunla ilgili gerçekten çalışma yapanları ret edip alay ederken, diğer taraftanda el altından oranın bulgularını alıp alıp, işine geldiği gibi kullandı. Bumudur idealizm evet budur. Her bilimsel bulgu, elbette kendisinden önce edinimi olmayanıda kendisi ile ilerletecektir. Marx zamanında Bing bang teorisini İDEALİZM ortaya koymuştuda, materyalistler mi karşı çıkmıştı?? Şapa oturan bence kendi bakış açılarına dahi bir tanımlama getiremeyen, işine geldiği gibi ondan bundan alan, yerine göre diyalektikten yerine göre idealizmden geçinen, ki pragmatizmi (Amerikan idealizmi) temsil eden, felesefi anlatımda, bir temele oturtulamayanı adlandıran; soysuz adlandırmasının temsilcileridir. Ama Amerikan idealizminden beslendiği üzre, asıl temsil ettikleri, idealizm olmakla onun köküne yapışmış mantar bir duruşun mantarlarıdırlar. nerede bir bilgi birikimi var, işine gelmiyor ise alay eden, işine geliyorsa eline bayrak edip ordan oraya sallayıp duran *bir duruş... Görüldüğü gibi burada da konuyu hiç etmenin, dağıtmanın o sihirli formulünü kullanmış oldunuz, bırak insanların ne dediğini bir tarafa atıp yerine, ne olduklarıyla uğraşma anlayışını. İşte yine boş bomboş bir davranış. Rengarenk, parlak ve çok farklı şekillerde ton vs.. Şimdi neyi anlattın arkadaşım? Ne demiş oldun? İdealizme göre her ama her şey yaratıldığı gibidir. 7 si ne ise 70 i odur. insanlık tarihinin ne ilk çağı, ne yontması, ne orta çağı gelişimi, canlıların oluşumu vs yoktur, ilk insan aynen bu gün ki ile aynı kültürde ve formdaydı der. her yaratılanda aynıydı der... istemeye istemeyede olsa sindirmek zorunda kalınan diyalektik gerçekler, idealistleri kendilerinide kandırarak düşüncede ve kriterlerde sözde reformlara mı sevk ediyor, bunun sancıları gerçekten kendisini fazlasıyla göstermektedir... |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
sevgili spartacus,
zannedersem panteidar bigbang ile "madde sonsuzdur", "kainat sonsuzdur" gibi sürekli ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan materyalist bakışı eleştirmiş ve herşeyin bir "İlk" üzerine temellendiğini anlatmış.( Üstelik verdiğ linkte harikaydı yani insanı bir başka derinliğe götürüyor o resimler)Ben de aynen katılıyorum ve bütün bu "madde sonsuz" dur diyen arkadaşlara sesleniyorum; -Artık Bigbang gerçeğini kabul edin ve sonsuzluk diye bir şeyin bu gök kubbe altına olmadığını anlayın. Sana gelince liop, sen önce git biraz felsefe çalış. İnsanda doğanın bir parçasıdır, rüzgar, denzideki akıntı, arı, kertenkele vs. ne kadar doğanın parçasıysa, insanda o kadar. İşte senin kapasiten bu. Her cümlende cehaletini sergiliyorsun. Önce "bastır parayı insan yapayım" dedin sonrada "doğa uçak yapar" diye zırvaladın, bide kalkmış çoluk çocuğa hocalık yapıyorsun. Neden seni okuyunca aklıma hep YÖK geliyor bunu da anlamış değilim. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Su yere döküldü. Bir baktım yok olmuş. Öyle mi? Yoksa su sadece şekil değiştirip gaz olup uçup gitmiş olmasın? İşte bu aslında herşeyi açıklamaya yeterli.
İşte liop bu. Böylelikle varoluş, yaratılış, sudur, oluşum vb bilumum kafanıza takılan sorular cevabını bulmuş oluyor :) teşekkürler liop bize ışığını sunduğun için :) Ama şu ana bakalım. Şu anda biliyoruz ki, kainatta yaratılmış hiç bir şey yok. Yok olanda bir şey yok. ama boyuna form değiştiren bir şeyler var yahu çok komik "boyuna form değiştiren bir şeyler" ha. Ne o şeyler liop ? ha bire form değiştirmeseler liop olayı çözecek ama gel gör ki boyuna form değiştirip duruyorlar :) Herşey'in kaynağı İLK olandır." arayalım? İlk diye bir şey yok ki, herşey zaten ezelde de vardı. Siz işte bunu görmekten acz içinde olduğunuzdan bu yanlışları yapıyor, beyin özürlü oluyorsunuz. ve liop arayışa geçti :) baktı ki ortada "ilk" yok hemen ezelden beridir madde vardır varsayımını öne çıkarttı. Peki Bigbang'a ne oldu liop ? anlaşılan" görme acizliği" sana mahsus, buda yetmezmiş gibi beyin özürü. Vallahi zor senin işin :) Doğa maddenin ta kendisi. Madde varsa doğa var.. harika tespitler bunlar :) Eee, doğa, aynen yaratıcı özne veya yaratma fiili, bilgi veya tasarım gibi kavramlara benzer şekilde, insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdan ibaret yani biz de bu doğa nedir nedir diye sorup duruyorduk ki imdadımıza liop yetişti. Neymiş doğa ? "İnsan aklının ortaya koyduğu bir tanım" :) ama unutmayalım aynı zamanda "doğa maddedir ve hatta maddenin ta kendisidir" yani bir bakıma "madde insan aklının ortaya koyduğu bir tanımdır" Peki "tanım" nedir ? O da maddenin ortaya koyduğu bir şeydir :) böylelikle en deruni felsefeye ulaşmış oluruz liop sayesinde. İnsanı ve uçağı doğa mı yaptı? İşte özrünüz tam olarak bu. Yapmak, insanın tıpkı doğa gibi bir şeyi ifade etmek üzere kullandığı bir terim. Bir fiil. Bir fiilin bir zamanı birde özensi olur ya. "Yaptı". Kim ve ne zaman diye sorulur ya. işte öyle. Oysa doğada kim yok, ne zaman yok, geçmiş yok, gelecekte yok. Bugün ve madde var. Birde enerji Liop burada önce dilbilgisi dersi veriyor. Neymiş ? Bir fiilin zamanı ve öznesi olurmuş ama bu doğada yokmuş. Niye doğada yok ? halbuki dilbilgisi kuralları gereği olması gerekmiyor mu ? :) Aslında burası liop'un faka bastığı yerdir ama liop durumu çaktırmaz ve devam eder " "Oysa doğada kim yok, ne zaman yok, geçmiş yok, gelecekte yok. Bugün ve madde var. Birde enerji" yani liop allah da seni güldürsün " birde enerji" ha.. yahu şu enerji de olmasa konu daha da sadeleşecekti ama ne yapalım ekledik onu da, dimi liop? :) Yahu ben sana daha önce söylemiştim şuna bir de doğada saf haliyle mevcut olan "bilgi" yi ekleyelim diye ama yanaşmadın halbuki ekleseydin "bilgi" yi de ne güzel olacaktı ve yakışacaktı senin gibi bir "bilim" adamına ama inat ediyorsun kabul etmiyorsun bir türlü, kabul et şu ilkeleri artık ; Bilgi, madde ve enerji ile birlikte evrende bulunan ölçülebilir bir değerdir. Üstelik madde ve enerjininde önsel bir koşuludur a) bilgi maddeye indirgenemez b) madde bilgi üretemez c) bilginin kaynağı akıldır Tabii unutma bu "bilgi" yi bir gerçeklik olarak kabul edişin "aklın" varlığınıda kabul edişin demek olacaktır. Hem de insan aklı dışındaki bir aklın. Senin gibi bir bilim adamına da "bilgi"yi bir değer olarak kabul etmek yakışır. Hadi dostum bir adım daha at.... |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Sevgili sodomo
öncelikle yazının dilini iyi tahlil etmek gerekiyor. Bak bir kaç örnek Bir baktım su yok olmuş, orada gönderme var, yoktan var olur varkende yok olur, işte bak su uçtu yok oldu diyen bir düşünceye gönderme.. Bunu okuma yazmayı yeni sökmüş ilkokul öğrencisi de anlayabilir. Herşey'in kaynağı İLK olandır." arayalım? bak buradada o kendi düşüncesi değil, yazınsalda eleştiri, eleştirileninde ortaya konması ile yapılır. Aynı yazınsalı ben kendi yazılarımda da sizin yazılarınızda da görüyorum, cımbızlamak ve tersinden giydirmek iyi bir alışkanlık değil. Burasını uzatmıyorum. Ve sorularıma başlıyorum, şimdi harflerimle, kelimelerimle, klişe tanımlamalar ile yada niyetle yaklaşmadan cevap vermeni umuyorum. 1. Bir ilk var mı? İlk olanın ilk olduğunun kriterini belirleyen nedir? 2. İlk olan şey neydi, onu ilk yapan şey neydi? 3. Madde değişmez yada dönüşmez mi? 4. Bilginin kaynağı akıl ise-yani canlı organizmalar akılı üretmez ise-, neden duyu organlarına(maddeye ihtiyaç duymaktadır)? 5. Bilgi nerede depolanmaktadır akılda mı yoksa organda mı(madde). Ve nereden işletilmektedir? 6. Kendi algoritması içinde algortima üretebilen şey nedir? 7. Canlılarda organların hareketini belirleyen nedir? 30. Hislerin duyumsandığı yer neresidir, akılmıdır, akıl ise bayıltıldığımızda, maddeye-madde enjekte edildiğinde, ben merkezdeki algılamlar, irade ile düşünme neden işlevsizleşmektedir. Ruh kaçıp gitmektemidir?... şimdilik bu kadar, devamıyla birlikte daha da derinleşecektir. Sıradan cevapları istiyorum, istiyorum ki bir şeyleri ti ye alırken sizin ne düşündüğünüzüde ortaya koymanız için. Koymalısınız ki, tartışma sorumluluğunun sen mavisin, sen beyaz, bak o yeşili aşması gerektiğini burada hep birlikte görelim. Ama mümkünse ısmarlama bir yerlere sevk edilen bir şey olmasın, aklını ve bağlı düşünceni işlettiğin yanıtlar olsun... |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
sevgili spartacus
3.sayfanın en başında "başlangıçta bilgi vardı" isimli açtığım başlığı görebilirsin. Burada detaylı olarak bilgi'nin madde ve enerji ile birlikte bir değer olarak kainatta var olduğu gerçeğine vurgu yaptık. Özellikle DNA üzerinde bu gerçeklik aşikardır. Yani bu liop denilen bu YÖK kurbanının kendi alanı olan canlılık bilimi insan aklından bağımsız bir akılsal kaynağın ürettiği "bilgi" ile doludur. Bunu görememek ancak ve ancak Bigbang gerçeğini görememek gibi kör olmayı gerektirir ve bu da başta değerli YÖK kurbanları olmak üzere bir çok bilim adamının özürüdür. Ne demiş atalarımız ; "bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkün" Yani hala "madde sonsuzdur, kainat sonsuzdur" diyorlar ya, *insan "oha" diyor yani koskoca Bigbang'i görmedin mi ? Bir de şöyle bir soru sormuştu arkadaş bi zamanlar ; "canlı ile cansızı ayıran şey nedir ?" Bende dedim ki "kendinin farkındalığı" O da ; "yok bu felsefeye girer, felsefe insanı hataya sürükler, geçmişteki deneyimler ile sabit" türünden bir şeyler zırvalamıştı. İşte şimdi görün bu arkadaşın felsefe yoksunluğunu da anlayın diye tek tek ele aldım sözlerini. Yani O arkadaş önce felsefe çalışacak abiciğim yok öyle bedavadan sallamalar....bizede yazık değil mi ? Adama anlatıyorsun, "bunlar felsefeye girer sittir et bunları" diyor. Ben daha *niye uğraşayım ki ? |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
sevgili sodomo,
Benim sorularım özel. Başlangıçta Bilgi Vardı demek cevap arzetmiyor. Çünkü o sorular genel bir bilgiyi değil, ona dayanak olacak olan bulguları irdeliyor. İrdelenmemiş bulguları.. Ve gündem ettiğin için cevap yine burada isteniyor. O halde başlangıç bilgimiydi? Ortaçağ idealizminin insanın kendi yapısına uzaklaşma ve ona yabancılaşma döneminde ağır etkiler bırakan metafiziğin etkisiyle, bir çok şey hatta madde, doğa,, insan canlı yada cansız ne varsa, aslında bir görüngü bir yanılsama olduğu yönünde büyük etkiler oldu. Elli kerede olsa verilen SARA HASTALIĞI örneğinin, sağ ve sol beyin arasındaki bir kısa devre olduğu, ama her şey ruhtandır diyen metafizik, kendinden makul ortaçağ anlayışının, hasta insanların kafalarını delerek onların ruhunu kurtardığını, yakın yüzyılda ise deli direklerine bağlanarak dövüldüğü, ruhtan, kafanda hangi cin var söyle diyerek tedavilerin uygulandığı bilinen bir gerçektir. Hatta altı üstü taş olan mezarların etrafına yapılan deli direklerine de bağlanarak, taştan onu düzeltmesi için yalvarıldığıda bir gerçektir... Bu gün hala etkisini sürdüren bu anlayışa göre, aslında hiç bir şey göründüğü gibi değildir her şey biz öyle gördüğümüz için öyle gibidir denmekte, buna adres olarak yine bilgi gösterilmektedir. Bu bölüm aslında daha da detaylıdır ama söylenenler bence ifade etmeye yeterli. Peki gerçekten de öylemidir? Şu anda bu yazdıklarımı hepimiz aynı rüyayı gördüğümüz için mi okuyabiliyorsun. Her ama her şey bir bilgi yanılsaması yada aldatmacasımıdır. Duyumlar, duyumsamalar, algılamalar ve bulgular aslında fiziksel değil, fizik ötesi ruhsal bir illizyonmudur? Bu sorular çoğaltılabilir ama burada yoğunlaşmayacağım. Bilgi canlıdan soyutlandığında, nereye uçacağı bilinmeyen bir tüy gibi ele alındığında ne denebilir, neresinden tutup irdeleyebilirsin. Canlıdan bilgiyi soyutlayıp kopardığımızda, Bilgi su içermi, bilgi oksijene ihtiyaç duyar mı, bilgi bir bedene ihtiyaç duyarmı, duyuyorsa neden duyuyor, buna gerek nedir? Madem bilgi diyorsunuz başlangıçta olandır, ve maddeden bağımsızdır, madde bilgi üretemez diyorsunuz, bilginin maddede işi nedir? Madde sadece hücrelermidir, enerji, elektron vs ler madde de yokmudur? Hidrocarbon bileşiklerin atomu yokmudur? Çok basit bir soru sordum, dedim ki bilgi nerede depolanır? Dedimki madden bayıltıldığınızda bilgi nereye gidiyor!!! Asıl özel cevap almak istediğim soru budur. Buna cevap istiyorum, varsayımlarla değil buyrun bulgularla gidelim diyorum. Hisler diyorsunuz, duygular diyorsunuz her şey bilgiden, o halde bilgimidir hisseden yoksa organmıdır, bilgi algılamını neden organlardan yapıyor, bu algılamlar (organlar) bilgiyi geliştirmiyor mu, onu ilerletip dönüştürmüyor mu? Bayıltıldığınızda enjekte edilen madde değil mi? Neden madden beyninize enjekte edilen bir başka maddenin, BİZZAT MADDEDE OLUŞAN etkisi, bilgiyi hiç ediyor! Neden o anda akıl, irade işlevini kaybediyor? Yoksa akıl, bilgi irade o oragnın bir iç işlevi mi? Sobadan eli yanan bir kişi, bunu madden hissettiği içinmi yoksa bilgide zaten o bilginin olduğu için mi acı duyuyor ve en önemlisi onun yakıcı olduğunu ÖĞRENİYOR! Burada öğrenme bir edinim olarak bilgiye etkimiyor mu? Bilgi bir edinimler toplamı değilmidir? Bir birikimin ama bu birikime ana etmenin insanın kendisi ve çevresi ile olan yaşam ilişkileri değilmidir? Genel anlayışı geçtik, şu yukarıdaki 2 sorunun cevabını alayım. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
sevgili spartacus ,
İşte kısa ve öz cevaplarım ; 1. Bir ilk var mı? İlk olanın ilk olduğunun kriterini belirleyen nedir? Madde açısından bakarsak bu ilk Bigbang dir. Ve burası bilimin bittiği felsefenin, ilahiyatın, sezginin, hayalgücünün başladığı yerdir aynı zamanda. İlk olmanın kriteri; bütün ilk olmayanların ondan türemiş oluşudur. 2. İlk olan şey neydi, onu ilk yapan şey neydi? Onu ilk yapan şey Evrensel Bilinçtir. Zaten bizim dışımızda bir bilincin varlığı otomatikmen Tanrı'nın varlığı demektir. Çünkü Tanrı derken kastedilen de bu bilinçtir. Yani kendi dışımızda da bilincin varlığını ispatladığımızda direk olarak Tanrı'nın varlığını da ispatlamış oluruz. 3. Madde değişmez yada dönüşmez mi? Değişmin dönüşüm olmadığını söyleyen yok ki. İstediği kadar değişsin dönüşsün. Kör bir güç yaşam oluşturamaz. 4. Bilginin kaynağı akıl ise-yani canlı organizmalar akılı üretmez ise-, neden duyu organlarına(maddeye ihtiyaç duymaktadır)? Yaşamak için. Tabii bu konuları bilahire ayrı bir başlık altında detalaylandıracağım. Özne, nesne, bilgi, akıl, irade, vb bütün kavramlara açıklık getireceğim. 5. Bilgi nerede depolanmaktadır akılda mı yoksa organda mı(madde). Ve nereden işletilmektedir? Beyinde depolanır. Yani organ olarak beyinde depolanır lakin beyin bir bilgi işlem merkezi gibidir ve buraya radar sistemleri, uydu cihazları, sonar vb (yani duyu organları) aletlerden bilgiler aktarılır ve bu beyinde işleme tabi tutulur. Ama bu cihazların başında bir uzman personel vardır (eğer yok diyorsan o zaman insanı bir "cihaz" zannetme yanılgısına düşersin) ve bu uzman personel "akıl"dır ama bu uzman personelin de bir müdürü vardır bu da "irade" dir. Tabii her müdür gibi İrade "akıl" olmadan da iş görür ama "akıl" olursa daha çok iş görür. Bu irade konusuna daha önce Schopenhauer'in felsefesini anlatırken girmiştim tekrar detaylı olarak Schopenhauer'ın "İrade" kuramını ayrı bir başlıkta toplayacağım. 6. Kendi algoritması içinde algortima üretebilen şey nedir? İrade dir. 7. Canlılarda organların hareketini belirleyen nedir? İrade dir. 30. Hislerin duyumsandığı yer neresidir, akılmıdır, akıl ise bayıltıldığımızda, maddeye-madde enjekte edildiğinde, ben merkezdeki algılamlar, irade ile düşünme neden işlevsizleşmektedir. Ruh kaçıp gitmektemidir?... Hislerin duyumsandığı yer bedendir. Bu da İrade' nin istemlerinin yeridir. Bedenin yapısı İrade'nin "istem" dediğimiz temel davranışı ile örtüşür. Yani bedenin içinde İrade doğrudan "isteyen-şey" dir. Bayıltıldığında ruh uçup gitmez. Zaten ruh diye ayrı bir ontolojik varlık mevcut değildir. Çünkü İrade beden ile özdeştir. Bu yüzden ortada dışsal dünyadan kopmuş ama hala maddesel bir alan olan yani İradenin kendi nesnesi gibi algıladığı beden mevcuttur. İrade beyin denilen cihazı bile kendi nesnesi gibi algılar. Akıl İradenin kullandığı bir araçtır. Kendi hedefine yani istediği şeylere ulaşmak için kullandığı bir araç. O yüzden akıl her zaman tali bir öğedir ve temel de İrade herşeyi ama herşeyi duyu organları, akıl, beden, hayal gücü vb. ne dersen de her şeyi kullanır. Daha sonra bu konulara ayrıntılı olarak gireceğim. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Sevgili sodomo,
Madde açısından bakarsak bu ilk Bigbang dir. Ve burası bilimin bittiği felsefenin, ilahiyatın, sezginin, hayalgücünün başladığı yerdir *aynı zamanda. İlk olmanın kriteri; bütün ilk olmayanların ondan türemiş oluşudur. Neden bilim, felsefe burada bitiyor, ilahiyat başlıyor? Bütün ilk olmayanların ondan türemiş olduğunun kanıtı nedir? Şimdi benim soru işaretleri koyacaklarımın ilahiyat ile ne uzak nede yakından bir ilgisi varmıdır? Var ise neden Bing bang bulgulandı diye öncesi ilahiyata devrediliyor, yarın bir gün ondan da önceli bulgulanırsa bu sefer ilahiyata devredilenler kaydırılacak mı? Buldukça, dahada bulunamaynlar metafiziğe havale edilmelidir mi denecek, oysa ilahiyata devredilen bilgi bize bir bilgi verecek mi, hangi çağın insanının fizik ötesi rüyalarının bilgisi olacak bu? Bing Bang öncesi ilahıyatın ise, ona bu çağda ulaşan insana, ilahiyat daha önce ne demiş, kişilerin hayattaki davranışlarından geriye, efsane ve mitolojilerden geriye *%1 bile kalamayan bu bilgi ne vermiştir. *Bu gün milyar yıllardan geriye ne kadar gidilebilmiştir? Evrenin neresine kadar ışık dalgaları algılanabilmekte, ne kadar bu dalgalar ile görüngüler elde edilmekte, algılanamayacak denli körlenen ışık dalgalarının varlığı görmediğimiz yada bilemediğimiz ne gibi oluşum ve maddeleri gizlemektedir? henüz neresi ne kadar bilinmektedir? Sorun sadece ilk olmayanlar mı? İlk olabilenlerinde bir ilk olamama durumu yokmudur, yok ise neden? İlk olmayanlar BingBangdan türemiş ve bu nedenle Bing Bang ilk ise, onun bünyesi varmıdır? * Enerji dahi olsa bir bünyesi, var ise o bünye neyden türemiştir? Yok ise Bing bang olma özelliğini nasıl kazanmıştır? *Bing Bang, oradaki PATLAMA bir reaksiyonun bulgulamı değilmidir? Değilse nasıl tespit edilmiştir, bulgulam değilse kim görmüş kim yazmışdır, öyleyse o reaksiyona neden olan her ne ise, o bing bangın önceli değil midir? Bu durumda Bing Bang bir sonuç iken, ondan öncelinde ne olduğu, sırf patlamanın varlığına daha doğrusu onun bulgularına erişilmiş olması, bu günün tabiri ile bilim tarihinin bittiği yermidir? İdealizmin aksine, bilimsel incelemeler, Bing bang teoreminden öncede, patlamaların, açığa çıkan amonyağın, patlamalarda kimyasalların yapılarında ki ve bileşkelerindeki değişimlerin, değişen bileşkelerin canlıya dönük oluşumlarını incelemiyormuydu? Düşünce ufku sadece ama sadece bulunanlar kadar mı ilerletilecek, o halde dünün bilinmeyenlerine bu gün nasıl erişilmiştir? İlahiyatla mı? İlk Bing bang değildir, bizlerin anladığı buralara yazdığı anlamda ilk değildir, kendinden sonrakiler için ilk olmak tek başına ilk olmak demek değildir, o bir tepkimedir, bir dönüşümün, etkileşimin sonucudur. Ha sonuçlar kendinden öncekilere göre yeni başlangıçların bir nedeni olabilirler , bu anlamda kendilerine has bir ilk faktörü taşırlar, ama kendinden öncekiler için değil... "Onu ilk yapan şey Evrensel Bilinçtir." Aynen tersini söylemekte fazlasıyla mümkün, onu ilk yapamayan şey evrensel bilinçtir. Soyut, fazlasıyla soyut bir genelleme. Ne kolu var nede ayağı, öylesine bir kaçış sözü gibi. Evrensel Bilinç, hemde evrensel ama bu bilinç evrensel madem, Pekala Marsda bu evrensel bilincin dahilindedir, neden orada ayakları üzerine dikelip yürümüyor bu bilinç. Ha atomik olarak değil, bizzat düşünen, iradesi olan ve aklını kullanan bir iki ayak üzerine dikilmiş bir bilinç. Sanki gökten yağmurla bilinç parçacıkları yağmış, kimyasalların üzerine düşmüş kalkmış yürümüş gibi. Bizim dışımızda bir bilincin varlığı, bu bunu iddia edenler içindir, doğa üzerinde ki canlıları aşan, kısaca metafizik ortamda bir bilincin varlığı, yani ruhani bir bilincin varlığı hayal gücünün tersine işletilmesinden başka bir şey değildir. Böyle bir bilincin varlığı demek bir bulgu gibi, bir kanıt gibi ortaya sürmek, kesin olmayandan, hatta halüsünasyonlarla kendine dayanak edinen bilinçten faydalanmaktır. Değişmin dönüşüm olmadığını söyleyen yok ki. İstediği kadar değişsin dönüşsün. Kör bir güç yaşam oluşturamaz. Kör bir güç yaşam oluşturamaz, bir güç hemde kör, her neyse, burada istenen yaşam oluşturup oluşturmaması değil, değişir mi değişmez mi dir. Canlılarda maddedir, cansızlarda. Her şey kendi özgüllüğüne göre ayrışır, genel olanda buluşur. Beyinde depolanır. Yani organ olarak beyinde depolanır lakin beyin bir bilgi işlem merkezi gibidir ve buraya radar sistemleri, uydu cihazları, sonar vb (yani duyu organları) aletlerden bilgiler aktarılır ve bu beyinde işleme tabi tutulur. Ama bu cihazların başında bir uzman personel vardır *(eğer yok diyorsan o zaman insanı bir "cihaz" zannetme yanılgısına düşersin) ve bu uzman personel "akıl"dır ama bu uzman personelin de bir müdürü vardır bu da "irade" dir. Tabii her müdür gibi İrade *"akıl" olmadan da iş görür ama "akıl" olursa daha çok iş görür. Bilgi neden maddeye ihtiyaç duymaktadır? sorusuna verilen cevap "Yaşamak için.". Ama bu cihazların başında bir uzman personel vardır *(eğer yok diyorsan o zaman insanı bir "cihaz" zannetme yanılgısına düşersin), bunu sen söylemişsin, bu cihazların başında bir uzman personel vardır demişsin, o halde personeli ayır, beden cihazdır de. Radar sistemleri, uydu cihazları, solarlar beyinde var ama nedense bu cihazların anlamına, algılamlarına dönük merkez, beyinin işlevi karakteri değil, onu kullanan ondan faydalanan ama ondan ayrı uzman bir personelin işlevi gibi öylemi? Aynen bir bilgi işlem binasında bilgisayarların başında oturan insanlar gibi, peki o insanlar o departmanın parçası değiller mi? işte o departman beyinin ta kendisidir, tümüde onun işlevidir yani. Yoksa *Yazık o zaman o beyine, gerçekten çok yazık! Algılamda, idarede tümüde, o uzman personel diye ayırdığında beyinin işlevidir, birbirilerinden Çin seddi ile ayırıp sonrada bu buna hükmetmekte, ama o ayrı bir şeydir demek fazlasıyla abes. zaten çözümlenmemiş dönemlerin varsayımlarından beslenmekte bu düşünceler. Oysa buradaki anlam bu değildir, aksine canlılar yaşamak için edinimlere ihtiyaç duymuştur. Tam tersi yani, bu edinimler bilgiye, bilgiyi kullanım, organize etmekde bilgiyi olduğu kadar akılıda geliştirmiştir. Hava şartlarında üşüyen insanın koyun postuna sarılması bir edinimdir, önceden buna sahip değil, o bilgiye sahip olmasına dönüşen faktör, yaşamak için faktörüdür. Yani yaşamak için ona sarılmak, onu giymek. *Bundan 5000 yıl öncenin silahları ile bu günün silahları aynı şeyler değildir, ama bu günün silah bilgisini geliştiren, o ilk taştan yapılan baltanın edinimidir. Edinim oradadır ve her edinim, kendisini aşacak yeni edinimleri koşullandırmıştır. Bilgi gelişmekte, edinimler artmakta, beyinde depolanmakta, nesilden nesile geçmektedir. Bu gün küçük bir çocuğu götürün bir adaya bırakın, sizinle neyce konuşacak. Neler edinmiştir??? Bilgisi nedir, neleri kapsar, oturup burada Bing bangı tartışabilcekmidir? Burasınıda ilahiyata bırakalım? En uygunu bumudur? Oysa o adaya bırakılan insanda edinimler edinmiştir, ne için YAŞAMAK İÇİN, suda nefes alamadığını girdiğinde anlamıştır... Burada edinim oluşmuş, bir daha girdiğinde yine nefes alamayacağını algılamıştır. Bu şekilde hareket etmesi gereği ise akıl, uygulama gereğide iradeye etkimiştir, harekete geçirmiş, onlarıda güçlendirmiştir. Kısaca, ıssız bir adaya bırakılacak bir insanın edinimini, milyon yıllar süren insan edinimine göre ele alınırsa anlam burada çıkacaktır. Yoksa gerisi hazıra konupda tüm edinimleri bir çırpıda elinin tersi ile itip, gelişimi tersinden dahi olsa algılayamamaya dönüşecek, her şey bir anda başlatılacaktır. Canlılarda organların hareketini belirleyen nedir? cevap: "iradedir." yaşam koşullarına bağlı olarak, BEYİNDİR. Hislerin duyumsandığı yer bedendir. Bu da İrade' nin istemlerinin yeridir. Bedenin yapısı İrade'nin "istem" dediğimiz temel davranışı ile örtüşür. Yani bedenin içinde İrade doğrudan "isteyen-şey" dir. Hislerin duyumsandığı yer beyin, algılandığı yer bedendir. [b] O halde irade doğrudan isteyen ise, insanlarda bedenen kaybedilen hormonal faktörlerin sonucunda, neden iradede istemlerini kaybetmektedir? Çünkü beyinde bir algılam olmamakta ve doğal olarak tepkimede meydana gelmemektedir, bunun irade ile alakası yok. En basitinden ilaçların etkileri burada incelenebilir. Aynen canlıların hem vücuden ama hemde çevren algılamlarının oluşturduğu tepkilemler ve bağlı edinimler gibi. Bedenin içinde irade??? Beden, irade, bilgi, bilinç, hafıza, el ayak, kol, bacak, hepside bir bütündür. Bir bütünün parçalarıdır, ne birisi diğerine karşıt yada tamamen ayrı ele alınmalı nede tarihsel olarak birbirinden kopartılmalıdır, ama nede işlevsel olarak aynılaştırılmalıdır... Etkime ve tepkime davranış burada şekillenir. Bayıltıldığında ruh uçup gitmez. Zaten ruh diye ayrı bir ontolojik varlık mevcut değildir. Çünkü İrade beden ile özdeştir. Bu yüzden ortada dışsal dünyadan kopmuş ama hala maddesel bir alan olan yani İradenin *kendi nesnesi gibi algıladığı beden mevcuttur. İrade beyin denilen cihazı bile kendi nesnesi gibi algılar. * rade beyini dahi kendi nesnesi olarak algılar? Tamam diyoruz ve soruya burada cevabı bulamıyoruz. Beyini kendi nesnesi gibi algılayabiliyor ise, pekala beyin uyuşturulduğunda irade sapasağlam ama beyini uyuşturulmuş bir beyin olarak algılamalı değil mi? 10 Saat bayıltılsan acaba dakikaları sayabilirmiydin? Aynen elimiz yada ayağımızın uyuştuğunda, beyinin algılamlarındaki bir yolunda gitmemezlik ile ayrımına vardığı durum gibi, irade de uyuşmuş bir beyini algılar öylemi? Oysa bir yerimiz uyuştuğunda bunu beyin pekala algılayabiliyor, yani tam tersi, irade beyinin algılamları ve bu algılamlardaki edinimleri içerisinde karar kılma-verme yetisidir. Oda beyindendir, onu kendi nesnesi gibi gören şeyde değil. Beyini bile kendi nesnesi gibi algılaması burada iradenin beyinin bir işlevi değilde ayrı bir yapısı olduğu kanısını oluşturuyor. *İrade beyinin işlevlerinden sadece birisidir. O halde kabul ruh uçmaz, uyuşmuş bir beyini algılar, duymaz, görmez belki ama kıs kıs düşünür. Kulağına kulaklık, gözüne band sarılmış bir insan gibi olur öyle mi? Hala kendimizi kandıralım. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Neden bilim, felsefe burada bitiyor, ilahiyat başlıyor? Bütün ilk olmayanların ondan türemiş olduğunun kanıtı nedir? Şimdi benim soru işaretleri koyacaklarımın ilahiyat ile ne uzak nede yakından bir ilgisi varmıdır? Var ise neden Bing bang bulgulandı diye öncesi ilahiyata devrediliyor, yarın bir gün ondan da önceli bulgulanırsa bu sefer ilahiyata devredilenler kaydırılacak mı? Buldukça, dahada bulunamaynlar metafiziğe havale edilmelidir mi denecek, oysa ilahiyata devredilen bilgi bize bir bilgi verecek mi, hangi çağın insanının fizik ötesi rüyalarının bilgisi olacak bu?
Sevgili spartacus, Bigbang macro anlamda bilimin bittiği yerdir. Yani gözlem yapılamaz, doğrulanamz, yanlışlanamaz, ispatlanamaz, nedensellik ilintileri kurulamaz vb. Haa micro anlamda quantum fiziği mevcut, burası henüz keşfedilmeyi bekleyen bir alan gibi duruyor ama quantum yasaları da "olasılıklar" üzerine ve dahi gözlem yapmanın mümkün olamadığı, insanoğlunun bugüne kadar geliştirdiği bilimsel analiz yöntemlerinin bi işe yaramadığı "kaos" gerçeğini gözler önüne seriyor. Yani madde altı partiküller maddenin kurallarından bambaşka bir şekilde hareket ediyor ve bunları bilimsel yasalara bağlamak mümkün olmuyor Ondan öncesi bulgulanamayacağı için burada bilim biter dedim zaten. Eğer birisi Bigbang'in öncesi bulgulanabilir diyorsa boşa konuşuyordur. Bilimin bu güne kadar ki gelişimi insanoğlunu çok yüreklendirdi ve herşeyi bilebileceği zannına neden oldu. Ama artık asla ve asla bilemeyeceğimiz şeylerin varolduğunu kabul etmemiz gerekiyor. * Yazının devamı için bu forumda Kursatotcu diye bir arkadaşımız vardı onun yazılarını okumanı tavsiye ederim. İlk, son, sonsuzluk, öncelik, sonralık bayağı detaylı açıklamalar yapardı o arkadaşımız. Ben şahsen bu konulardan pek hazzetmiyorum. Daha çok "insan" üzerinden gitmeyi uygun buluyorum. Onu ilk yapan şey Evrensel Bilinçtir." Aynen tersini söylemekte fazlasıyla mümkün, onu ilk yapamayan şey evrensel bilinçtir. Soyut, fazlasıyla soyut bir genelleme. Ne kolu var nede ayağı, öylesine bir kaçış sözü gibi. Evrensel Bilinç, hemde evrensel ama bu bilinç evrensel madem, Pekala Marsda bu evrensel bilincin dahilindedir, neden orada ayakları üzerine dikelip yürümüyor bu bilinç. Ha atomik olarak değil, bizzat düşünen, iradesi olan ve aklını kullanan bir iki ayak üzerine dikilmiş bir bilinç. Sanki gökten yağmurla bilinç parçacıkları yağmış, kimyasalların üzerine düşmüş kalkmış yürümüş gibi. Bizim dışımızda bir bilincin varlığı, bu bunu iddia edenler içindir, doğa üzerinde ki canlıları aşan, kısaca metafizik ortamda bir bilincin varlığı, yani ruhani bir bilincin varlığı hayal gücünün tersine işletilmesinden başka bir şey değildir. Böyle bir bilincin varlığı demek bir bulgu gibi, bir kanıt gibi ortaya sürmek, kesin olmayandan, hatta halüsünasyonlarla kendine dayanak edinen bilinçten faydalanmaktır Şimdi ben bu yüzden üçüncü sayfanın başındaki "Başlangıçta bilgi vardı" forum başlığını okumanı tavsiye ettim. Bilgi'nin varlığı bilincin varlığını da ispatlar. Zaten bu konular öyle "görüyorsam, dokunyorsam vardır göremiyorsam, dokunamıyorsam yoktur" türünden akıl yürütmeler üzerinden ilerlemez. Aklın en temel özelliği soyutlama yeteneğidir, eğer soyutlama *yapılamazsa hiç bir şey anlaşılmaz en temel bilimsel teoriler bile (izafiyet teorisi vb.) Eğer Bigbang'in arkasını görseydin bile yine tanrıyı göremezdin. Çünkü Tanrı ne teleskop ile ne de mikroskop ile görülür. Kör bir güç yaşam oluşturamaz, bir güç hemde kör, her neyse, burada istenen yaşam oluşturup oluşturmaması değil, değişir mi değişmez mi dir. Canlılarda maddedir, cansızlarda. Her şey kendi özgüllüğüne göre ayrışır, genel olanda buluşur. Değişim ve gelişim veya çöküş, bozulum bunların hepsi Evrensel Bilinç tarafından organize edilir. "Herşey kendi özgüllüğüne göre ayrışır" ne demek ? *bana bir şey ifade etmiyor. Hiç bir şeyin kendi başına kendi özgüllüğü yoktur ancak bir sistem içinde ve o sistemin izin verdiği özgüllüğe sahiptir. Bunu bazıları ekolojik denge vb. ifadeler ile açıklar ama bence her farklı olanın BİR olan ile içsel bir bağı vardır ve her farklı olan BİR olanı içinde taşır ama daha az ama daha çok. "Bir" olmadan diğer çokluklar olamaz. bu cihazların başında bir uzman personel vardır demişsin, o halde personeli ayır, beden cihazdır de. Radar sistemleri, uydu cihazları, solarlar beyinde var ama nedense bu cihazların anlamına, algılamlarına dönük merkez, beyinin işlevi karakteri değil, onu kullanan ondan faydalanan ama ondan ayrı uzman bir personelin işlevi gibi öylemi? Aynen bir bilgi işlem binasında bilgisayarların başında oturan insanlar gibi, peki o insanlar o departmanın parçası değiller mi? işte o departman beyinin ta kendisidir, tümüde onun işlevidir yani. Yoksa *Yazık o zaman o beyine, gerçekten çok yazık! Algılamda, idarede tümüde, o uzman personel diye ayırdığında beyinin işlevidir, birbirilerinden Çin seddi ile ayırıp sonrada bu buna hükmetmekte, ama o ayrı bir şeydir demek fazlasıyla abes. zaten çözümlenmemiş dönemlerin varsayımlarından beslenmekte bu düşünceler. Evet beyin bir cihazdır ve cihazın orasını burasını kurcalayan bilim adamları da hiç bir şey öğrenemezler bu cihaz hakkında. Öyle insanı sandalyeye oturtup kafasına elektrot bağlayıp sonrada elektrik verip "aaa bak şurasına elektrik verdim adam kolunu oynattı demek ki beynin kolu harekete geçiren yönü burasıdır" *gibi uygulamalar ile hiç bir şey öğrenilmez buna bizim köyde "kurcalamak" denir ve beynin "kurcalanması" da beyin hakkında bir bilgi vermez. Sonuçta doğası gereği akıl görünür olanın özüne inemez "kendinden-şey"i kavrayamaz ancak bu kendinden şeyin tezahürlerini kavrar bu bize felsefenin öğrettiği bir gerçektir. Üstelik insan bedeni yalnızca beyinden ibaret değildir. Bir düşünün şunu ; yalnızca ve yalnızca kendinizi içeriden algılarsın ve kendi dışında herşeyi dışarıdan algılarsın. İşte bu beynin bir organ olarak özne olmadığının kanıtıdır, nesnedir o ve iradenin kullandığı bir cihazdır. Yani her insan kendi beynini aşar. Üstelik bunun aksini düşünmek insanı bir "cihaz" olarak algılamaktır ki bu da bence insana yönelik en büyük aşağılmadır ve bilim adamlarına özgü bir yaklaşımdır. Vaktim olursa yazının diğer bölümlerine de eleştirilerde bulunacağım şimdilik burada bırakıyorum.... |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
sevgili Sodomo, canlı olan bakışı ölgün başlıklarla geçiyorsun. neyse, benimde fazla vaktim yok.
Ondan öncesi bulgulanamayacağı için burada bilim biter dedim zaten. Kesin yargı içeriyor, ortaya koyduğun destekler bunu güçlendirmiyor, yada doğrulayamıyor. Kesin yargı ile yaklaşman dahi, burada çelişiktir. Bilimin Aya gideceğide bir zamanlar sadece bir göz zevkiydi. Henüz bundan milyarlarca yıl öncesine dayalı kesin teorimler yoktur, bulgular ile ilerlemektedir. Ordan öteye gidemeyeceği için demek doğru değil. Şu anda dahi, yeni yıldızların yeni galaksilerin oluşumu PATLAMALAR ile gözlemlenebilmektedir, önemli olan şu anda gözlemlenenlerin kendisinden geriye bıraktığı bulguların Bing bang gibi olup olmadığınında bulgulanmasıdır. Burada ne demek istediğim baya bir açık, Bing Bang bulguları benden önce hiç bir şey yoktu diyemiyor. Bigbang macro anlamda bilimin bittiği yerdir. Yani gözlem yapılamaz, doğrulanamz, yanlışlanamaz, ispatlanamaz, nedensellik ilintileri kurulamaz vb. Gözlem yeni oluşan yıldız sistemleri yada galaksiler üzerinden yapılabilir, birbebir olarak kesinlikle aynı şey değildir, ama bulgulara ulaşmanın yolunu açar, bilim hala bitmiyor yani. Bilginin varlığı baştan beridir vardır diyorsun, oysa canlılar o baştan beri yokmuydu ve bu hangi baştan beri? İnsanlık tarihi, Dünyanın tarihiyle aynı ve eş değer değildir. Ama insanlardan önce bu günki formlarda olmayan canlı örnekleri bulunmakta, aynen bing bangın bulgularına ulaşan bilim ondan milyarlarca daha yeni olan canlı örnekleri üzerinde çalışmaktadır. Bilgi edinimdir, bizim ona ne yüklediğimiz, hangi nitelikleri yüklediğimizden bağımsız olarak, o bir edinimdir, başlangıcın kendisi değil, onun bir ürünüdür. "Herşey kendi özgüllüğüne göre ayrışır" ne demek ? Hiç bir şeyin kendi başına kendi özgüllüğü yoktur ancak bir sistem içinde ve o sistemin izin verdiği özgüllüğe sahiptir." -Her şey kendi özgüllüğüne göre ayrışır, genel olanda buluşur. Burada hiç bir şeyin kendi başına bir özgüllüğü vardır denmiyor, bir madde olarak genelde buluşur, özgülde ise ayrışır, buradaki ifade anlatım ve tanımlama dili içindir, bünye için kullanılmmaıştır.Kalem de silgide maddedir, burada ikiside madde iken, özgülde birisi yazar diğeri siler, ayrışma ile kasıt budur. Kısaca canlıda maddedir cansızda ama tamamen aynı şey değildir. Öyle insanı sandalyeye oturtup kafasına elektrot bağlayıp sonrada elektrik verip "aaa bak şurasına elektrik verdim adam kolunu oynattı demek ki beynin kolu harekete geçiren yönü burasıdır" *gibi uygulamalar ile hiç bir şey öğrenilmez buna bizim köyde "kurcalamak" denir ve beynin "kurcalanması" da beyin hakkında bir bilgi vermez. Çünü diyorsun beyin sadece irade tarafından kullanılan bir cihazdır. Bilim adamları elektrip verip ha burası şudur diyorsun başkada bir şey elde edilemez beyin hakkında. Hoş elde edilenlerde bir şey ifade etmez bir bilgi vermez diyorsun. Neyse ben yine söyleyeyim, irade, akıl, refleks, algılam, bilgi, hafıza vs hepsi ama hepsi beyinin işlevlerindendir. Biyolojik olarak doğal işleyen işlevleri ile,algılam ve duyularıyla girdiği tümsel ilişkiler içinde edindiği edinimlerde bilgiyi oluşturur, bilgi edinimleriden kazanılanların tahlil ve sonuçları, özümleme ve irdelemeleri üzerinden dahada gelişir. Durağan değildir. Sara hastaları, 1900 yılların ilk yarısında ilaç tedavisi bulunamadığı için, o iki beyin arasında kısa devre yapan halatı keserek tedaviye gitmişler. Evet bu tedavi sonucunda sağ eli ile yazan kişinin artık sağ eli ile düzgün kalem kullanamadığı ama sol eliyle yaptıklarının daha düzgün olduğunu tespit etmişler... yalnızca ve yalnızca kendinizi içeriden algılarsın ve kendi dışında herşeyi dışarıdan algılarsın. İşte bu beynin bir organ olarak özne olmadığının kanıtıdır. Şu sözde bir çelişki var, ama detaya şimdilik giremeyeceğim, beyin özne değilse, o halde yukarıdaki algılamı kanıt olarak sunduğuna göre, özne olan o irade, nereden algılıyor? İçerden-dışarıdan, nereden |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
spartacus;
yazdıklarınla ne anlatmaya çalışıyorsun sen, ben herşeyi bilirimmi? veya konu hakkında anlatacaklarım bu kadarmıdır demek? yukarda iki soru sordum bunları cevaplayın diyorsun, sorduklarının cevabı, bing beng teorisine verilenlerden farksızmı sence? dahada ileri giderek bunların üzerinden sana verilen cevapların veya *yazılanların ciddiyetsizliğinden söz ediyorsun, sorduğun soru ile sen ciddiyetsizliğini ortaya koyuyorsun bence! yazdıklarını kendi kafanda, bu kadar uzatmadan yalın yazmaya çalışsan, belki kendinede faydan olacak. Sodomo-- yazdıklarına lütfedip cevap yazmış genede ne ala.. nerede depolanıyor bu bilgi? * "hafıza" ve "bilği" farklı şeyler aslında. Önce, hafızadan bahsetmeye çalışayım: Uzun yıllardır hafıza konusunda bir fikir birliği sağlanamamış. Tarihsel sıra açısından, sinir sistemini "nöron doktrini" dediğimiz nöronlarla açıklamaya çalışan anlayış hakim olduktan sonra, hafıza için değişik adaylar aranmaya başlamış. Hafıza, geçmiş tecrübelerimizin bir şekilde zihinde tutulması ve tekrar ihtiyaç halinde hatırlanabilmesi. Önceleri, DNA'nın genetik şifreyi depolaması gibi, RNA'nın da beyindeki hafızayı depolayabileceği ortaya atılmış ve bu düşünce oldukça popüler olarak ders kitaplarına bile girmiş. Bunu destekleyen deneylere göre, RNA parçalayıcı enzim alan hayvanların hafızalama mekanizmalarının bozulduğu gözlenmiş. Şimdiki gözlükle bakınca, bu deney, bacakları koparılınca sağır olan çekirge deneyine benziyor biraz... Günümüzde bu teori, artık geçerliliğini tamamen yitirmiştir. Bir başka teori, hafızaların, sinir hücrelerinin özel bir çeşit düzenlenmesi sonucu belirlenen "engram"lar şeklinde depolandığı yönünde idi. Bu teori de çok yandaş bulmasına rağmen, bu güne kadar kimse, herhangi bir canlının beyninde, fiziksel bir engramın varlığını gösterememiştir ve bu teori de artık bir spekülasyon olarak değerlendirilebilir. Buraya kadar bahsettiklerim, bir çoklarının arasından öne çıkan teoriler. Şu anda en çok kabul edilen (ve şahsen bana da mantıklı gelen) teori, hafızanın bir çeşit "osilasyon" örüntüleri biçiminde, beynin ilgili bölgelerinde temsil edilmesi. Bu konuda, öncü çalışmalarıyla Walter J. Freeman oldukça katkıda bulunmuş bir isimdir http://sulcus.berkeley.edu/FreemanWWW/manuscripts/wjfmanuscripts.html Buna göre, öğrenilen her bir bilgi, zaten elektriksel dalgalanmalar (osilasyonlar) yapmakta olan canlı beyinde, yeni bir "aktivite ilmeği" oluşturur (aslında oluşan şey, yeni bir kaotik çekicidir[attractor]). Bir dahaki sefere, o hafıza bileşeninin hatırlanması gerektiğinde, oluşan bu aktivite ilmeği devreye girerek (veya devreye sokularak), elektriksel osilasyonların o yol üzerinden akması ve ilgili sinir hücrelerini uyarması sağlanır. Yeni bir ilmek oluşması, eskiden varolanları da hafifçe değiştirmektedir; yani öğrenmek, beyni ve tüm içeriğini azar azar değiştirerek "uyarlar". Bu teori şimdiye kadar açıklama getirilememiş bir çok algısal ve bilişsel olayı açıklamakta oldukça başarılı olmuştur. Böylece, bilgi, nörolarda değil, nöronların oluşturduğu büyük grupların üzerinden gerçekleşen osilasyonlarca "kodlanır". Buna kısaca "zihnin kaotik modeli" diyebiliriz. Hafızanın depolanma yeri de, yine bu anlayışa göre, belirli bir yer değil. Hafıza, adeta "holografik" bir tarzda tüm beyin üzerinde "yayılmış"vaziyettedir. Holografi benzetmesi de şuna işaret eder ki, belli bir yerin hasarı, belli bir hafıza tipinin tamamen yok olmasına neden olmaz. Tıpkı hologramlarda olduğu gibi, herhangi bir hasar sonucu, hasarın büyüklüğü ne olursa olsun, "bütün" (burada "benlik" veya "geçmiş deneyimler bütünü") sadece belli oranlarda zayıflar, fakat hep tam olarak oradadır. Benliği ortadan kaldırabilmek ancak çok büyük bir korteks hasarı ile mümkün olabilir (veya geçici olarak, tüm üst kontrol sistemlerinin devre dışı kaldığı genel anestezi sırasında) |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Meas
Sündürmeyelim. her şeyi ben bilirim demiyorum, ama bunu sorduran bir kaygı da var gibi. İlk yazımda sadece dikkat çektiğim ayrıntılar var, buralar düşündürücü denmiş. laf olsun ama onun gibi düşünmediğim kişiye bir kaç şey yazmış olayımda ne olursa olsun anlayışı önce burada mahkum edilmeli. İllede tiye alma, küçük düşürme, alaya alma tarzlı anlayışı her şeyi ben biliyorumdan daha kötü bir anlayıştır. Orada nerede depolanır vs sorusu, tek bir şey için sorulmuştur. Neden, cevapda görüldüğü gibi bilgi maddede depolanmaktadır, cevap orada alınmıştır zaten, buradanda bilgi maddede nasıl depolanır denmemiş, anlayana cevabın yeterli olduğu görülmüştür, nasıl depolanır, neresindedir diye bir soru yok, verdiğiniz cevapda ise anlattıkalrınız eleştiriniz ile örtüşmemektedir... *Bununla ilgili alıntıyı aşağıda yapacağım. Öyle her konuya, her tartışmaya, tartışılan ve konuşulanların dışında ne varsa bulamaç edip, kişilerin yazdıklarını, irdelemeden, irdelemeyide cımbızlayarak asıl anlamlarından kopartan, hemde bir yerlere sen şu felsefedensindir, sen şundansındır, öyle düşünüyorsundur, şunuda kabul etmiyorsundur, bak onunda sonu geldi vs tarzlı karakterize etmeye çalışan göndermeleri olan bir anlayışın eleştirilmesi gerekir. Felsefik bir akımdan örnek vermek farklı, onu konu başlığıyla alakası olmayan bir şekilde arada götürü usulü mahkum edeyim böylelikle kafada oraya konan kişiyide tartışmanın dışına atmış olayım anlayışı farklıdır. Kaldı ki bunun bilerek yapıldığına dair tek bir sözümde olmamıştır. Bu tür anlayışın varlığını gördüğüm her tartışmada, konuya bir fikir belritmişsem ister başında isterse de dip notunda değineceğim. Usanmayacağım, yeterki bu anlayış terkedilmiş olsun. sorduklarının cevabı, bing beng teorisine verilenlerden farksızmı sence? Yazıları sondan başa doğru okumuyorsanız, bing bang diye ortaya atılan şey aslında onun konuya katacağı bir dayanak yada zenginlik, bir ilerletme amacıyla değil , sırf adıyla, kişileri hedef alan bir kelime olarak yerini almış olduğunu, pekala görebilirdiniz. siz onada inanmıyorsunuzdur şimdiii (ki neredeyse her konu başlığı altına bu şekilde konmaktadır) oysa insan Bing bangı bilmese bile burada konuşulan yüzlerce konuda düşünce yada fikirlerini belirtebilir. Engel olmadığı gibi birinin diğerine karşı bir üstünlüğüde değildir, orada belirleyici olan konudur, içeriğidir. Bu şekilde bir davranış sadece konuyu saptırmaya sevk eder. "a) bilgi maddeye indirgenemez b) madde bilgi üretemez c) bilginin kaynağı akıldır -sodomo" Görüldüğü gibi bilgi üzerine sorulan sorular, durduk yere sorulmamıştır. Bu maddeler nedenleriyle açıklanmak zorundadır aksi sadece bir söylem olmaktan öteye gidemez. Madde bilgi üretemez mi? Elbette bu kadar detaysız, açıklamasız, irdelemesiz maddelenmiş kesin başlıklara sorular sorulacaktı. Salt bilgi madde üretemez mi? diye bir soru sorduğunuzda alacağınız yanıt sadece bir evet olacaktı. Peki ya nerede depolanır, alınan cevap ise maddede! *neden soruldu o soru Çünkü bunu iddia eden iddiasına tek bir dayanak, tek bir soru işareti koyup sorgulamadan ortaya atmaktadır, o halde eleştirirken bu sorguları yapmak zorundasınız. Aksi ne sormanız-eleştirmeniz nede kabul etmiyor olmanız hiç bir anlam taşımayacak, alışılagelen sayfa dolduran laf kalabalığından başka bir şey olmayacaktı. yazdıklarını kendi kafanda, bu kadar uzatmadan yalın yazmaya çalışsan, belki kendinede faydan olacak. Sodomo-- yazdıklarına lütfedip cevap yazmış genede ne ala.. Bing bangı getiripde, birilerini alt etme anlayışı içinde, kişileri hedefleyen, onları bir kalıba sokarak (YÖK gibi!-konuya ne kazandırıyor ise-, insanların mesleklerini dahi konu eden), her hangi bir konuda dahi bunu bir yöntem olarak uygulama anlayışı karşısında, cevap yazıldığının lütfu sanırım, taraflı bir düşünüşten olsa gerek görülemiyor. Oysa aynı eleştirilerinizi birde buradan hareketle yapmak için beni beklememliydiniz, kendinizde böyle bir tutum var isede özeleştirinizi. Yazıları uzun yapan benim uzatmam değil, yazılarıma, yöneltilenler eleştiriler olmadığı halde, en kestirme yoldan, budur, şudur o kadarrr, sende şusun tarzlı, hiç bir şey anlatmayan tartışma yönteminden kaynaklıdır. Bir şeyler savlanıyor ortaya konuyor ama nedense hemen onuncu dakikasında cevabı alıyorsunuz, bakıyorsunuz aldığınız cevap da, bir önceki yazının üzerinden atlanmış, kendisini tekrardan öteye gitmeyen ama aralara yeni yeni savlar(salt başlık) konmuş, *benim düşüncemdir, öyle diyorsa öyledir anlayışında, slogan tarzlı sözcükler serpiştirilmiş. Hemde kesin kanılarla. Ama ne bu kanıların etmenlerini, nede böyle düşünülmesini öngören, onu olumlayan dayanaklardan tek bir eser yok. Arada bir kopuş ve önceki yazınızdan mı devam edeceksiniz, ona karşı yazılan yazıda şudur, budur diye başlıklanan salt başlıklardan mı, *yoksa sonra kopukça aralara serpiştirilmiş sloganlardan mı? Yazdıklarımın daha yalın olmasına dikkat ederim. Yeterki yalınlıktan anlaşılanın, parmak kaldırıp, odur budur şudur, o kadar demek olmadığı unutulmasın. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
bak kardeşim spartacus,
Her konuşmasına karşısındakini aşağılayarak başlayan ve insanlara "beyin özürlü", "aptal", "geri zekalı " gibi ifadeler kullanan bir biyoloji düldülüne benim atışım serbesttir. Bu konuda sınır tanımam söyleyeyim. Hiç de saygı maygı duymuyorum ve her ne zaman ağzını açarsa lafı yapıştırırım çünkü o limitini çoktan doldurdu. *Ona yazdığım en alaycı üslübum da onun bana karşı bugüne kadar gösterdiği terbiyesizlik ve saygısızlık yanında iltifat gibi kalır. Kalkmış "sizin kafanız almıyor sonsuzluğu ben ne yapayım" diyen bir adamın *ben BİGBANG gerçeğini gözüne sokarım hemde en alaycı, *en aşağılayıcı bir biçimde ve bundan da zerre kadar bir gocuntum olmaz. İsteyen istediğini söylesin. Ben burada İYİLİK ABİDESİ olarak bulunmuyorum. Bildiğim doğruları anlatmak için buradayım. Herkese şirin görünmek gibi bir derdim olsaydı bunu çok iyi başarırdım ama bu siyasetçi davranışı bana uymaz. Bir şey daha söyleyeyim ben slogan kullanmam, geviş getirmem ve hep aynı nakaratı tekrarlamam. Bu forum da yazdığım yazıları bir araya getirsem ayrı bir kitap olurdu. Hepsi araştırmalarımın ve *düşüncelerimin ve dahi *hislerimin ürünüdür. Söylediğim her cümlenin altını sayfalarca doldururum ama kim okuyacak ki ? veya kim anlayacak ? Kulak dinlemeye hazır ise söyleyen ölü dahi olsa söyler demiş birisi . Var mı dinlemeye hazır bir kulak ? Burada öyle kanıtlar, iddialar, savlar, tezler ortaya koyarım ki şu forumda Allah demeyen kimse kalmaz. Bu konular öyle "bilgi nerede depolanıyor" , "bana kanıt göster" vb. ucu, kökü belli olmayan sözler ile yürümez. Ciddi bir felsefi arka planın olacak yoksa kendini işte böyle bir "depo görevlisi" olarak görürsün. Önce ciddi ciddi Platon, Hegel, Kant, Schopenauer vb. bilumum filozofların yazılarını okuyacaksın, dirsek çürüteceksin, kafa patlatacaksın, sayfalarca notlar alacaksın yoksa böyle balıklama dalarsan bu konulara gülünç duruma düşersin işte yukarıdaki biyoloji düldülü buna örnektir bak ta örnek al kendine. Öyle "bir soru sordum ve aldım cevabını" tripleri sökmez bu alanda. Eline iki tane felsefe kitabı alıp okumadan çıkıp böyle bol keseden kendini tekerrür eden yazılar döşenmekle kimseye bir şey anlatamazsın. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
a) bilgi maddeye indirgenemez
b) madde bilgi üretemez c) bilginin kaynağı akıldır -sodomo Görüldüğü gibi bilgi üzerine sorulan sorular, durduk yere sorulmamıştır. Bu maddeler nedenleriyle açıklanmak zorundadır aksi sadece bir söylem olmaktan öteye gidemez. Madde bilgi üretemez mi? Elbette bu kadar detaysız, açıklamasız, irdelemesiz maddelenmiş kesin başlıklara sorular sorulacaktı. Salt bilgi madde üretemez mi? diye bir soru sorduğunuzda alacağınız yanıt sadece bir evet olacaktı Haa bir de şunu söyleyeyim, kaç defadır dedik aç bu forumun 3. sayfasını en üstte "başlangıçta bilgi vardı" başlığı altındaki yazıları oku diye ama okumamışsın ve demişsin ki ; " Bu maddeler nedenleriyle açıklanmak zorundadır aksi sadece bir söylem olmaktan öteye gidemez" Oku kardeşim oku oku..... 3. sayfada oku da ondan sonra konuş. Gör orada biz bir şey söylüyorsak onun bir temeli vardır, detayı vardır boş yere söylemeyiz. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
spartacus;
hiç bir şeyi sündürmek niyetinde değildim, sen yazana kadar, nedir anlatmaya çalıştığın dediğimde ciddiydim, öğrendiklerimi sonuna kadar, nedir anlatılmaya çalışılan diye, araştıran ve sonunda doğru olup olmadığına sadece, kendim cevap verdiklerimin dışında katti konuştuğum olmamıştır. kendin saçma bir soru sorarken karşındaki insana yöneltiğin sizlerin ciddiyetinden şüphe duyuyorum, kenarı cekilip kıskıs gülmektir benim nezdimde dediğinde, alacağın cevaplar senin kendince cümleler kurup, cevap verme arzusuna devam etmen, kendini güldürmekten ileriye gideceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Bir ağaç; fide, meyve, yaprak, vermeyi düşünmüyorsa ''odun'' olmayı hak etmiştir! |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Ne kadar doldursakta, bardak alacağı kadarını alıyor. Yazılanlar sanki havaya yazılıyor, peki, o kadarda ciddiyet görür bundan sonra.
İstersen benimde mesleğimi söyleyim, oradan da, kendinize bir pay çıkartın. Bol gülmeler, ve göndermeler ile dalaşın, sonra da pişkin pişkin devam edin. Sanki görevli personel gibi, her foruma slogan olmaktan öteye gitmeyecek yazıları yazmak bir erdem gibi, her hoşa gitmeyen fikir yada yazılara bu yöntemle yazarak, yazıları saboteye vardıran, illede ille, sanki bunu bir niyetle yapar gibi olan yansımalarda, hiç kimse aksini söylemeyecek, söylerse ya YÖK dedir, ya Materyalisttir, ya ateisttir, ya bak sen bing bangada inanmıyorsundur, şunada inanmıyorsundur ya şudur ya budur vs gibi, kendinizin dışında ne varsa kategorize edip, bırakın benim güldürmemi, içine düştüğünüz drama insan tebessüm bile edemiyor. Eleştiri yaptın, eleştirine gayet yerinde cevap verildi, ama düdük hala çalmaya devam ediyor. Cevap yazısından elde edilen tek bir done yok! Ben bu forumda sadece bir kaç paragrafı alıp, önce yerinde eleştirimi de yaparak düşündürücü yerleri var dedim, sonra bir başkası aynı yerleri alıp, dalını budağını budayıp kuşa çevirdi. Kayıtsız kalınabilir mi? Kalınmadı, aynı sorumlulukla, o paragarfalar açıldı, yazı psikolojisinin yerini başka bir psikoloji aldı, bir daha izah edildi, sonrası hesapta olmayan başka başka göndermeler, kesin maddeler vs. Oysa niyetsiz ve hisler ile yaklaşılmayan bir bakış, ben orayı öyle anlamıştım yada anlamamıştım der. Burada adam boğazalamak için yazı yazılmıyor, hoş yazanlarda fazlasıyla var. Kimin yazdığına da bakmıyorum, yazılarda neler öğrenebilirim, nasıl fikirler edinebilir, yazıyı nasıl ilerletebiliriz diye düşünüyorum. Ama dönüyorsunuz nerde? Dert isimleri alt etme çabası. Zaten burada bu daha net bir biçimde yansıdı. bakalım. liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor.sodomo-- liop; bir gün deney tüpünün içinde, beyler hepiniz yanıldınız! işte allah burda diyecek, burda bilğiyi paylaşmak varken nedendir bu hala anlam veremedim.... Meas (Nedeni yukarıda açıklandı, başka bir neden yok ve bu nedenin dışında değilsiniz, işte kendi katkınız, hislerinizle nasıl hareket ettiğinizin göstergesi, anlamanız bu haliyle beklenemzdi zaten-aşağıda) "bu sitede yazısını okudugum bir cok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler böyle bir şey kacırılmaz bir fırsat bence -Meas. " - ??? Durum 1-0, onca bilginin değeri bir çırpıda hiç edilmiş, sonrada bilginin paylaşımından söz alınıyor, dramatik.... "her nekadar hislerle harekt edildiği yönünde yerinde bir eleştiri var isede bu, yukarıda alıntılananların düşünmeye değer olduğunu gölgelememektedir spartacus" Evet, yazıya böyle başladım, çünkü aynı kanaatteydim. Atesitse, sesimi çıkartmayım vs demedim, sizin YÖK yönünde ve olağan tavrınız sergilenmedi, konularda takım tutmuyorum. "Ama görülen o ki Bigbang'le materyalizm şapa oturdu. panteidar" (Şapa oturtulan bir dünya görüşü ve böylelikle kolayca ve sıyrılarak şapa oturtulan-altedilen birileri, ama nedenler yok ortada.) "Gör orada biz bir şey söylüyorsak onun bir temeli vardır, detayı vardır boş yere söylemeyiz. sodomo--" (Orada boş değildir, bu yazıda işi ne, bu şekilde bu yazıda boş yeredir) Sonrası YÖK, kişilerin mesleği, anlamsız gönderme yapma telaşları-yazının en başında bile vs. Bilgi için ne büyük bir edinim! Zaman, ortaya konanlar, edebi tarzda bir yazılım ve akıcıkla yapılamamış olsa bile! verilen tepkilerin düzeyinden, anlaşıldığı yeterince görülmektedir. araştıran ve sonunda doğru olup olmadığına sadece, kendim cevap verdiklerimin dışında katti konuştuğum olmamıştır. Bunu sana iddia eden kim? Önceki yazımda tersinden okumuyorsanız demiştim, ama şimdi anladım ki, hiç okumuyormuşsunuz. İnsanlardan sadece duymak istediklerinizi duymak istiyor, sonrada bu kalıbı aşan fikirler geldiğinde, çalakalem dalıyorsunuz. O kadar çalakalem ki sözde elştirdiğiniz kişinin hoşunuza gitmeyecek 3-5 kelimesini gördüğünüzde okuma eylemi bitiyor. Aynen konuyu açtığınız yazınızda dahi, bilgiyi hangi güdülerinize alet ettiğinizi açıkca ortaya seren son paragrafınız gibi. Siz yazılanları okursunuz, anlamaya çalışırsınız yada çalışmassınız o sizin sorununuz. Çünkü burada es geçmedim, elimden geldiğince örnekleyerek detayları ile anlattım. Meyve derdinde olmayan ağaç odundur. Güzel bir söz, başka sitelerde imzamda kullandığım bir söz. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Kimin yazdığına da bakmıyorum, yazılarda neler öğrenebilirim, nasıl fikirler edinebilir, yazıyı nasıl ilerletebiliriz diye düşünüyorum.
Ama ben hiç öyle olduğunu zannetmiyorum. O kadar "nedensellik" üzerine yazdık çizdik hala çıkıp "herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı" diye sormak da neyin nesi ? Bu mu yazıyı ilerletmek ? Bu mu yeni fikir ? liop, gördüğüm kadarı ile hala "nedenlere" olan sevdan devam ediyor Bu yukarıdaki cümlede "isimleri altetme çabası" mı görüyorsun. Yazık hemde çok yazık. İnsanlarda incelikleri farkedecek bir anlayışgücü olması lazım. Sonrası YÖK, kişilerin mesleği, anlamsız gönderme yapma telaşları-yazının en başında bile vs. Bilgi için ne büyük bir edinim! İlgisiz bağlantı. "Bilgi için ne büyük edinim !" Yok böyle bir gönderme yaparken bilgi için bir EDİNİM derdim yoktu :) her yazdığımız yazıda BİLGİ EDİNİMİ amacı ile olacak değil ya. İnsan bütün bildiklerini bir kenara koymadan yeni bir bilgiler öğrenemez. Var mı o bütün bilgisini bir kenara koyacak yürek ? Ne kadar doldursakta, bardak alacağı kadarını alıyor. Yazılanlar sanki havaya yazılıyor, peki, o kadarda ciddiyet görür bundan sonra. Bu sözlerine aynen katılıyorum. Sanki bu cümleler bana ait :) her foruma slogan olmaktan öteye gitmeyecek yazıları yazmak... Bir slogan örneği reca ediyorum lütfen bulup önüme koyun ama. Mesela hangisi ?, Meyve derdinde olmayan ağaç odundur dedi meas Allah razı olsun ne güzel betimlemiş konuyu. Fazla söze ne hacet ? |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Ama ben hiç öyle olduğunu zannetmiyorum. O kadar "nedensellik" üzerine yazdık çizdik hala çıkıp "herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı" diye sormak da neyin nesi ? Bu mu yazıyı ilerletmek ? Bu mu yeni fikir ?
Beni bağlamıyor, bende o kadar Tanrısızlık üzerine yazdım, ama sen hala yazıyorsun!, kanıt mı? Yine devam aynı yöntemlere, yine devam!!!!! Evet forumlar genişledikçe, eğilimlerde ciddiyetlerde, bilgiyi sadece kendisini kanıtlamanın bir aleti görmenin sorumsuzluğuda dahada ortaya çıkıyor. Genellemeler bir şey ifade etmiyor, genellemelerden genellenen öz daha önemlidir, sloganvari, dediğim dedik çaldığım düdük anlamsız, sürekli söylemeyecem, bir kağıda yaz ki önünde dursun baktıkca anımsayabilesin. Nedensellik nede tersi beni O yarattı dediğin hiç bir şeye kanıt değil, inag(dogma) bir şeye kanıt değildir, ve dogma kaldıkları sürece, onları herşeye bulunmuş kesin formül gibi elde bayrak oradan oraya at koşturmak(gözlükleride unutmayalım) ancak ahmaklık olabilir. Eleştirilerim yerindedir, anlayana ne ala anlamayana burada oraya buraya kargaşadan başka ve bilgiyi katletmekten başka bir kalabalık yapmayan uydurmayı güçlendirme çabasının uydurukları pekde önem arzetmiyor, değer üretmeyen bir emek. Dönüp kendisini sorgulayamayan, başkasınıda sorgulayaman, düşüncelerinede ama en önemlisi inandıklarınıda sorgulayamayan, eleştiriyi sataşmak ve dalaşmak anlayan bir anlayış için daha fazla vakit tüketmeyeceğim. Emek değer üretebilen için harcanır. Nerde bir bilgi filizi var, orada olmak daha faydalıdır. "Meyve derdinde olmayan ağaç odundur dedi meas Allah razı olsun ne güzel betimlemiş konuyu. Fazla söze ne hacet ? sodomo--" Doğru söylemiş, "bu sitede yazısını okudugum bir cok arkadaşım en azından bu tezi savunabilirler özellikle bilim bilim diye tutturanlar, bir cok kaynaklarınıda buraya işaret edenler böyle bir şey kacırılmaz bir fırsat bence -Meas. " - ??? Meyve derdi coşturmuş, hızını alamamış verdiği bilgiyide hiç etmiş! Kendine ayna tutmak bu olsa gerek. Birde görebilse. Tabi aynanın kar etmediği körlükler vardır ki, ona da şu söylenebilir. evet, odun olamayan şeylerde vardır kereste gibi. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
"Herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı ?
"Resim zorunluluğun sonucudur" "Madde ve kainat sonsuzdur " "bilgi bir bedene ihtiyaç duyarmı, duyuyorsa neden duyuyor, buna gerek nedir?" vb. en deruni düşüncelerinizi ve sorularınızı burada ortaya koyun koyun ki bizde arasıra okuyup stres atalım. Ondan sonra da sizi adam yerine koyup muhattap alanlara kendisini kanıtlamanın bir aleti görmenin sorumsuzluğu gibi ifadelerle en derin psikolojik tahliller. Yani aşağılamanın bir başka tarzı. Peki ne kazandın ? koskoca bir sıfır. Üstelik kaybettiğin saygıda cabası.. İnsanı ROBOT olarak gören her anlayışın, her cehaletin, her bilimin, her felsefenin, her dinin burada serdik postunu yere. Bu da bizim GURURUMUZDUR. Bundan sonra da her kim İnsan'a bir makine, bir robot, bir madde yığını gözüyle bakarsa mutlaka bizi karşısında bulacaktır. Bu böyle biline. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Alıntı:
Yani, maddenin o hali gaz haliydi. Soğudu ve su oldu, buz oldu, şimdiki bildiğimiz madde halini aldı. Anladın mı? Anladın ama gene inkar edeceksin. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
"Herşeyi Tanrı yarattıysa Tanrı'yı kim yarattı ?
"Resim zorunluluğun sonucudur" "Madde ve kainat sonsuzdur " "bilgi bir bedene ihtiyaç duyarmı, duyuyorsa neden duyuyor, buna gerek nedir?" vb. en deruni düşüncelerinizi ve sorularınızı burada ortaya koyun koyun ki bizde arasıra okuyup stres atalım. -sodomo-- Stres atmanızı sağlayacaksa neden olmasın. Yeterki etkileşim olsun. 1.Sen yarattın aziz kardeşim. Rahat ol. 2.Cımbızladığın paragrafta o açıklandı zaten. İnsanı robot gibi gören tüm canlı ilişkiyi mistikize ederek, uydurmalar önünda yüz üstü toprağa kapaklayan ölgün düşüncesizliklerdir. Oradaki robot tanımlamanız tamamen sizin şu anki kapasitenizle ilgili. Koşulların dayatımı, canlılarda-cansızlarda ona karşı bir tepkimeye dönüşür. Tepki veremeyen yok olur. Laf değil, hayat söylüyor, birazda yüzünüzü metafizik uydurmalardan, kapaklanılan yerden kafanızı kaldırıp yaşama dönebilseniz. 3.Bilgi bedene ihtiyaç duyar mı? Bu da ilki gibi sorudur, bir akım değildir. Kendisini ve dogmaları ilah sayana yanlışlıkla sorulmuştur, hata soranındır. Bilginin beyinde depolandığını ise kendiniz ifade ettiniz. "Ondan sonra da sizi adam yerine koyup muhattap alanlara (-bilgiyi sadece- spartakus) kendisini kanıtlamanın bir aleti görmenin sorumsuzluğu gibi ifadelerle en derin psikolojik tahliller. Yani aşağılamanın bir başka tarzı. Peki ne kazandın ? koskoca bir sıfır. sodomo-- " Amaç aşağılamak değil bir şeyler kazanmakta değil, aksine kazandırmak kaygısından başka bir kaygı yoktur, tersinden bunun yapıldığını göstermek içindir. Aşağılamanın gösterilmesinin neresi aşağılamak. Helede bir bilgiyi, sırf gönderme amaçlı aktarmak histerisi. Bilgi değilde sataşmış olmak öne çıkıyor, tabi niyette. Ne yapılacak tebrik mi edilmeliydi. Oysa akıldan bir zorlama yok ise insan bunu rahatlıkla görebilir, ve buradan olumsuz değil olumlu bir sonuç çıkartırdı. Yoksa aynı takımı mı tutması lazımdı! Adam yerine koyma kardeşim, kimse ne benim nede *senin nede birilerini adam yerine koymanla adam olmuyor. Koyduklarında arşa yükselmiyor. Cevabımla sizin yükselmediğiniz gibi. İnsanı ROBOT olarak gören her anlayışın, her cehaletin, her bilimin, her felsefenin, her dinin burada serdik postunu yere. Bu da bizim GURURUMUZDUR. Bundan sonra da her kim İnsan'a bir makine, bir robot, bir madde yığını gözüyle bakarsa mutlaka bizi karşısında bulacaktır. sodomo-- Tebrik ederim.. meydan boş.. Zaten felsefe nedir ki, tek bir konusu olan dönem ödevidir! 3 Sayfadan az 9 sayfadan çok olmayan. Götürü dediğimiz bu olsa gerek, kedi "..." görünce yara sanırmış. Robot edinim anlayışı, Robot edenin insan edebilmesi mümkünken, hiç edenin robot bile etmesi mümkün değildir. Bu robot edinen anlayışların, insanı un eden anlayışlarla mahkum edilebileceğini düşünmek bile abestir, çünkü; Kendine ilah uyduran her anlayışın yansıması eninde sonunda dindir. çağdışı yada çağdaşı, ikiside aynı damardan beslenir, aynı vadiye gözünü açar aynı toprağa kapanır. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
liop Bigbang konusunda bilgilenmek istiyorsan sana şu linki tavsiye ederim
www.bigbang.ws Oku oku da Bigbang'in "zorda olan bir teori" mi yoksa kör gözüm parmağına aşikar bir gerçeklik mi olduğunu gör. Ama benim anlamadığım bu "evrim teorisi" konusunda mangalda kül bırakmayanların neden konu bigbang'e ve quantum fiziğine gelince suskun kaldıkları. maddenin o hali gaz haliydi. Soğudu ve su oldu, buz oldu, şimdiki bildiğimiz madde halini aldı. Anladın mı? Maddenin bir halden diğer bir hale geçmesi ile konunun ne ilgisi var. Ben burada madde'nin (katı olan halinin :) trilyonlarca yıllık bir tarihsel bir süreçten geçerek bugüne geldiğini ve de kaynağının bir "İLK" e *dayandığını yani sonsuzdan beri varolmadığını söylüyorum Bigbang gerçeğini öne çıkartarak. Sen ise bana maddenin hallerinden bahsediyorsun. Şöyle diyelim ; senin ve benim içinde yaşadığımız şu dünya varya, işte onun geçmişi Bigbang'e dayanıyor. Oldu mu şimdi ? Ama en iyisi sen ve diğer "madde sonsuzdur" diyen arkadaşların şu link'e bi göz atması. www.bigbang.ws |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Bilginin beyinde depolandığını ise kendiniz ifade ettiniz.
Evet ifade ettim ne var bunda anlamadım. Yani sizin kullandığınız bilgisayarda da bilgi depolanıyor. Bu sizin bilgisayarınızın kendi kendine bu bilgiyi işlediğini mi gösterir. Kaç kere dedim insan beyni bir cihazdır ve bu cihaz bozulursa bozuk olduğu alanlara göre dış dünya ile (buna beden de dahildir) bağlantısı sekteye uğrar ama bu bir gerçeği değiştirmez ; İrade Einstein da da aynıdır zeka özürlü bir çocukta da. Mesela bayıltıldın, bilincin işlevsizleştirildi bu senin midenin, pankreasının, böbreklerinin çalışmayacağını mı gösterir. İnsan vucudundaki organların bilinç dışı çalışması dahi İrade'nin varlığının kanıtıdır. Üstelik bu benim bilinçli alanımın dışında çalışan bu sistem kendi doğası gereği bilinçli hareket eder. Yani bu "bilinç" yalnızca bana özgü değildir. Üstelik bilginin depolandığı organ olan beyni görüyorsun da ve bunuda kendi içsel doğasına havale ediyorsun da neden DNA daki yani bizim beynimizin dışında, insan bilincinin dışında da bir bilginin varlığını görmüyor ve bu bilginin depolandığı yeri aramıyorsun ? DNA gerçeği insan beyni dışında da bilginin depolandığını apaçık bir şekilde bize gösterir. Eğer bu "bilgi" nin kaynağı beyin değilse neresi ? "İrade kendisi kör olan ama gözleri gören birisini omuzunda taşıyan kişi gibidir". demiş Schopenhauer. Yani akıl işte bu iradenin omuzunda taşıdığı gözleri gören birisidir. O olmasa da İrade faaliyetine devam eder ama o olursa daha iyi devam eder. Sonuçta biz hep arkadan itiliriz ama kendimizi önden çektiğimizi zannederiz. İşte bizi iten şey bu İrade dir. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Alıntı:
rahatsızlık duyuluğunu anladığındanımdır yazmaya başlamadan etkileşim olacaksa neden olmasın ardından1.Sen yarattın aziz kardeşim. Rahat ol. 2.Cımbızladığın paragrafta o açıklandı zaten. İnsanı robot gibi gören tüm canlı ilişkiyi mistikize ederek, uydurmalar önünde yüz üstü toprağa kapaklayan ölgün düşüncesizliklerdir. Oradaki robot tanımlamanız tamamen sizin şu anki kapasitenizle ilgili. hangi ölçü birimine göre bahsediyorsun sen bu kapasite olayını nedir anlattığın denildiğinde ben yazdım artık sizin kapasiteniz ve bardak meselesinden gireceksen her soruya bende sana seni çok iyi yansıtan bir hikaye yazayım beğeneceğine eminim senki ''odun'' olmanın erdemini yaşayarak kerestenin açıklamasını yapabilen birisin. Kibirli olduğu her halinden belli olan ünlü dil bilgini, sahile geldi. Sandalla karşıya geçecekti. Müşteri beklemekte olan kayıkçıya seslendi. Yaklaştı ve bindi. Biraz yol aldıktan sonra, Kayıkçıya, dilbilğisinden anlarmısın diye sordu. Ben… dedi kayıkçı o konuda cahil biriyim dilden ve bilgisinden anlamam! Bilgin vah vah dedi ömrünün yarısı boşa geçmiş. Acıyarak bakıyordu ona. Biraz daha yol aldılar denizin tam ortasındaydılar, sahil gözden yitmişti. Kayıkçı telaşlandı sık sık göğe bakıyor, toplanan kara bulutlardan kaygılanıyordu. Öteki hayrola dedi bir sorunmu var? Kayıkçı Şimdilik yok ama sanırım olacak dedi Nasıl yani diye sordu bilgin? Siz dua etmeye başlayın beyim dedi kayıkçı dümeni daha sıkı kavradı. Çok geçmeden siyah bulutlar çoğaldı, göğü büsbütün kapladı. Rüzgar şiddetlendi, yağmur başladı. Fırtına büyüdükçe kayık sallanıyor. Kayıkçı sandalın selameti için elinden geleni yapıyor yapıyordu da kayıkçının çırpınması boşaydı. Kayık batmak üzereydi. Bilginin korkudan beti benzi atmış tir tir titriyordu. Beyim diye sordu kayıkçı yüzme bilirmisin? Hayır dedi bilgin Az sonra dedi kayıkçı ömrün boşa çıkabilir Kekeleyerek Ne demek istiyorsun diye sordu bilgin? Kayıkçı istifini bozmadan Demek istediğim şu ki, dil bilgisi ile bu fırtınaya karşı konulmaz. Bu konuşulan dilin bilgisini öğrenmektense, yüreğindeki dilin bilgisine erseydin senin için daha iyi olurdu. |
Re: Yaşamı Dünya'ya meteorlar getirdi!
Meas, akıcılıktan-anlamdan söz ettin, olur bundan sonra daha dikkatli olurum dedim, gerçekten dikkat ediyorum sağol.
Her an her koşul insanın yoğunlaşmasına uygun olmayabiliyor. Birincisi yazıyı yazdığınız yerdir -ki bangır bangır silah, patlama sesleri arasında yazıyorsunuzdur(kafe, sayfa görüntülenemiyor-muhtemel saldırı anıdır), ikincisi baktığınız konudur, üçüncüsü verilen cevapların yapısıdır. Herneyse... Ben söyleyeceklerimi söyledim, söylediklerim hangi gözle ele alındı yada alınmadı bu saatten sonra anlam ifade etmiyor, anlaşılması gerekenlerin anlaşıldığı odundan keresteye keresteden adam yerine koymaya kadar giden olumsuz-arzu edilmeyen yoldan anlaşıldı. Alınan tepki, benim açımdan yeterlidir. Sayfalarca yazsakta, bırak keresteyi onu presleyip sunta kaplama yapsanda, bir konuyu açarken, daha doğrusu bir bilgiyi aktarırken, hedef o bilginin ulaşımını arzulamaktır. Başka bir yol daha vardır, bilgi yapıştırılır ve en alta dip not düşülür. Aslında o bilginin oradaki varlığı o dip notu düşebilmek içindir, bu tür yazınsal çamur atmak, tiye-alaya almak, küçük düşürmek, için kullanılır. Bunun eleştirisini gayet açık, anlamakta zorlanmaya gerek bırakmayacak şekilde yaptım. Aktardığın yazı orada en sondaki dip notu görünce eğrelti kalıyor, amacın bilgi vermek değil, gönderme yapmak olduğu açıkca ortada, aktardığın yazıda bu göndermeye bir süs olmuş gibi. Senin söylediğin, oraya aktardığın koskoca yazıya getirdiğin tek bir yargı yok, tek yargın yazıdan bağımsız olan insanlara yaptığın gönderme, bir niyet dökümü... Konuyu açan birisi olarak, insanların mesleklerinden, konudan bağımsız ve ona yabancı şahıs tespitlemeleri ve tiplemelerinde önce müdahale etmesi gereken kişi olduğunu düşünüyorum. Bu tür anıştırma yada kişilere yapılan yakıştırmaların şu konuya başka konularada zerre kadar anlam katmadığı gibi, hem düzeyini düşüren ama hemde kişileri rencide eden bir davranış olduğunu, bunun bilinerek yapıldığı kesinlikle söylenmedi, ama niyetten bağımsızda olsa, bu olumsuzluklara yol açtığı ifade edildi. Helede ilk yazımdan sonra bir arkadaşın benim altını çizdiğim sözlerin anlamı basbaya açıkken, sündürme ve cımbızlama ile alaya alınması daha da bir rahatsızlık vermiştir, hem kişi rencide edilmekte, hemde altı çizen kişiyle resmen dalga geçilmektedir, oysa insan robot değildir, bunu söylemekten daha değerlidir bunu uygulayabilmek. Helede İnsanın robot olmadığını ifade eden anlayışta birazda hümanizma olmalı ama bundan ne burada nede diğer tüm yazılarda eser yok, anlattığın hikaye anlamlı umarım bu anlamdan kendinizi ayrı tutmuyorsunuzdur... Sloganvari söz ile kastedilen başından beri, dayanaklarının açık seçik ortaya konmadığı, henüz varsayım olup olmadığı bile öngörülemeyecek olan, sözlerdir. Aynı şeyi, çağdışı dini anlayışda da görmek mümkün, süslü ve dayanağı olmayan sözlerin ileri sürülmesi gibi. Örnek, insan nasıl doğa üstü, metafizik güçleri kullanır, uçar, yok olur, dirilir, cenazesini taşır, çeşit çeşit, , cevap ise hikmettir... Neresinden tutulabilir hiçbir yerinden, o yüzden budur, şudur değil, bundan dolayı budur, şundan dolayı şudur, gerisi ya slogandır(niyetlerin öne çıkmasındaki sözler, basbaya yapılan bu) yada söylencedir... Bak bir hikayede ben anlatayım, aslında gerçekten yaşanmış bir olay. Bir gün bir yazar, deniz kenarında gezinmeye çıkmıştır. Uzakta bir karartı görür. Yakınlaştıkça, bir insanın yerden bir şeyleri alıp denize doğru fırlatmakta olduğunu anlar. ilk bakışta o kişinin denize taş attığını düşünür. Dahada yakınlaşır, yakınlaştıkca attığının taş olmadığını da anlar. Yanına gider. Gördüğü, o kişinin kıyıya vurmuş deniz analarından birer birer alıp denize doğru attığıdır. Sorar - Neden deniz analarını alıp denize fırlatıyorsun ki? - Karaya vurmuşlar, ölmesin diye atıyorum. - iyide milyonlarca km şeridi ve milyonlarca deniz anası var. Ne fark eder ki Bunun üzerine yerden bir deniz anasını daha alır adam, bak der ona gösterir ve denize atar. ve arkasından -Onun için farketti der.(Bu kişi şu anda şiir kitapları olan bir şairdir, ismi önemli ise buraya da eklerim) Genel içinde küçücük olan bir ayrıntı özelde çook büyük bir ayrıntı olabilir. Bunu siz farketmeseniz bile. O yüzden 1. Budur şudur derken detaylarıyla ve bunu insanları bir kategoriye alıp mahkum etme anlayışıyla değil. 2.insanları kendi kafamızda bir yere oturtup, sonrada tiye alırcasına yaklaşım, sizin için bir şey farkettirmeyecektir belki, ama onun farkında olana zarar verecektir. Bilgide öyledir, aktardığınız bir bilgiyi başka şeylere aracı etmek de farklı bir şey değildir. iyi bir şey de değildir. Çünkü bu durumda eğer bana anlatacağınız bir şeyde sizinle birlikte sorgulayabilmemi sağlama kaygınız yok ise, gerçekten verebileceğiniz bir şeyde yoktur, siz versenizde karşınızdakininde sizinle birlikte düşünmesini sağlayamadığınız sürece onunda alabileceği bir şey yok. O zaman bu çaba niye? O halde çaba var ise, değerini-hakkını vererek olmalı. Ben çok biliyorum yönlü, bir iddiamda olmadı, okuduklarımdan, anladıklarımdan ve hatta yerine göre hissettiklerimden, kafamın içinden değil tamda burada ki okuma eyleminden çıkartıp algıladıklarıma göre konuşuyorum. Böbürlenmiyor kimsenin şahsi seçimleriyle uğraşmıyor yada yermiyor, konuda ne söylendiği ile ilgileniyorum... İnsan robot değildir, kaldı ki hiç bir canlıyada, sözünü ettiğiniz felsefeler robot dememiştir. farzedelim ki demiştir, bu benim bu konuda ortada olanları sorgulamama engel mi? yada ben bir kez olsun demişmiyim. ha canlılarda maddedir demek insan robottur demek değil ki? Şu felsefe robot diyor dediğinizde bana ne vermiş oluyorsunuz (belkide bende o felsefeyi sahipleniyorumdur, bu tespit mi var), kendinizce çizdiğiniz çemberden daha uzağa iten bir davranış sergilemiş oluyorsunuz. İçinde insan kaygısı, insan sevgisi ve bilgi-paylaşım duyuları güden; çemberi daraltmak için değil, onu mümkün olduğunca genişletmek için çalışır. Sözle-dille-bir böbürlenme ile değil gerçekten, burada hümanızmanızlada insan robottur diyen anlayışı mahkum ettiğinizi görebilsek. Bir kezde eleştirilerde şurada böyle bir anlam var gibi yönlü sorgulama yapabildiğinizi bir görebilsek, o anlattığınız hikayedeki çıkarttığınız dersin burayada yansımış olduğunu görsek, kötülük mü yapmış oluruz. İşte budur, şudur deyip kestirip atmamak, detaylarınıda söylemek görüldüğü gibi kısa-kolay olmuyor, birde sizde görsek bu anlayışı, o emeği sarfedebilseniz... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:41 . |