Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Dinlerin çocuklar üzerindeki etkileri. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=21207)

Nova 11-09-2010 01:31

Dinlerin çocuklar üzerindeki etkileri.
 
Bayramlarda açocukların para toplaması ile ilgili, göz ardı edilen ciddi bir durum.

Çocuklara bayramlarda verilen paralar, "bayramları sevdirmek" adı altında, henüz neyin ne olduğunu kavrayamayacağı yaşta (gardı yokken) rüşvet ile din empoze edilmeye çalışılmaktadır.

İlk okulda çocuk yaştan itibaren insanlara; bir otorite ve bu otoritenin söylediklerine koşulsuz itaat vardır. Din meselesi bu itaatin en başında yer alan sindirme ve yönetme mekanizmasıdır. Çocuklara farklı biçimlerde de olsa, sonuç aynı noktaya varmaktadır.

"Bir büyüğe itaat."

Bu fikir empoze edildikten sonra, geri kalan sadece yönetmektir.

İtiraz edene de dayak.

Sistem basit ve etkili..malesef.

Yurt dışındaki okullarda "Ahlak" dersi "Etik" adı altında dinlerden bağımsız verilmektedir. Ülkemizde ise bu eğitim " Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" adı altında verilmektedir.

Bu şekilde bilinç altı şartlanan kişi, ilerleyen zamanda, şöyle bir bilince sahip olmaktadır:

"Dinsiz = Ahlaksız".

Tamamen yanlış yönlendirme ve şartlandırmanın sonucunu, birçok alanda görebilmekteyiz. Gelişip büyümekte olan çocuk, kendisine empoze edilen bilgiler doğrultusunda, hedeflenen yere ulaşıyor.

"Din" ile yönetilen bir toplum.

Çocuk yaştan itibaren rüşvet verilen, din ile çıkar ilişkileri tamamen paralel olarak ilerlemekte, "Din" kavramına tehdit olarak gördüğü her etmeni "Yok etme" iç güdüsü ile karşılamaktadır.

Okullarda çocuklara din eğitimi verilmesi, saatli bomba olarak kurulan ve programlanan bir nesil yetişmesine sebep oluyor.

Bu programlama, okul çağı öncesinde kimliklere zorla yazılan "Din" hanesi ile başlamakta ve devam etmektedir.

İşin en son basamağı ise, canını feda etmesini beklemektir.

Bu konuyu en iyi betimleyen sözler bunlardır:

"
  • "Siperlerde ateist olmaz", ateizme karşı bir argüman değildir, siperlere karşı bir argümandır. ~ James Morrow"

Amaca ulaşılmıştır; kişi yetişkin hale geldiği andan itibaren, istenen yere "Din" ile yönlendirilip, savrulabilmektedir.

Dahada ilerleyen zamanlarda sistem, insanı daha fazla sömürmekte ve yine bu insanın gazını din ile almaktadır.

Kısacası topluma "Köle" yetiştirebilmek için "Din" gereklidir.

Bunu engelleyen her türlü girişim veya müteşebbüs; sistemin düşmanı olmakta ve öyle gösterilmektedir.

Sistem elindeki kaynakları, karşıtını yok etmek üzere kullanmakta ve bunu başarmaktadır.

Devlet daireleri, okullar, mahalle veya kahvehane sohpetleri, hep bu yönde baskı yapmakta ve amacını farkettirmeden gizlemektedir.

Gelişen bireyin hayatından "Din" olgusu çıkarılırsa birey gelişebilir, diğer türlü hayatından "gelişme" evresini çıkarması daha yerinde olur.

Kendi bireysel özgürlüğünü elde edemeyen insan; Köledir.

Saygılarımla.

reis 11-09-2010 01:52

yazınızdan çok etkilendim teşekkürler. doğru bir konuya değinmişsiniz.

AhbAp 11-09-2010 02:05

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=17878

Nova 11-09-2010 02:11

Rica ederim sevgili Reis, ben teşekkür ederim.

Gerçekten ciddi ciddi oturup düşünülmesi gereken bi konu, ama malesef sistem bunuda engellemeye yönelik işlerle uğraşıyor :)

bkz: sır kapısı benzeri diziler :)

reis 11-09-2010 02:23

o tür yayınlar empoze ediyor zaten din anlayışı kalbimize.

evrensel-insan 11-09-2010 02:55

Saygideger arkadaslar;

Bir cocugun teslimiyete ve itaate yonlendirilebilmesi acisindan, en ondeki ve tarihsel olarak en eski deger, veri ve tabulardan biri dini uygulamalar ve onun yonlendirimidir.

Ikinci sirayi da milliyet alir. Gelenek, gorenek, tore, ahlak, kultur, sanat v.s. bu iki onde gelen teslimiyetin temelinde ve gelisiminde sekillenir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Neva 11-09-2010 12:06

Cocuk hastanesine yardim amacli satilan, yine cocuklara yonelik yara bantlari..



Nova 11-09-2010 14:41

Güzel strateji, din-yada peygamber sizi iyileştirir, beni kullanmazsanız hastalıklı olursunuz :)

Bu iyi satar..

Joe 11-09-2010 15:00

Etkileyici yazınız icin tesekkürler sn.nova.

hackercesur 11-09-2010 16:17

Teşekkürler nova;

Zaten bu sır kapısı, 5. boyut tarzı stv programları degil mi... Trafik kazası geçiriyorum bana diyolar ki bu sana allahtan bir uyarı...
:) allahın sopası yok ki :D

Yahu uyarmasın beni... Bu kadar korkak olmasın artık çıksın ortaya perde arkalarından konuşmayı bıraksın artık 21. yüzyıla ayak uydursun biraz...

Ölsem kesin aha allahından buldu diyecekler. Dedemden bile resmen sogudum. Kaza yapıyorum iyi olmuş diyo...

:(

Nova 11-09-2010 16:20

Alıntı:

Joe´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 337507)
Etkileyici yazınız icin tesekkürler sn.nova.

Sevgili Joe, teşekkür ederim Mutlaka sizinde farkettiğiniz detaylar vardır, iştraklerinizi merakla beklerim.

Konuyla ilgili çocukluktak sonraki yatırımların nasıl hesaplandığına dair bir iletim daha var, bunuda paylaşmak isterim.

"Yazdığım yazı, yanlış bir tıklama sonucu silindi...

çok üzüldüm..neyse ölmedik ya :) toparlayalım.

Kabaca ana fikrinden bahsedeyim; Bu ülkede doğan çocukların dine değil, eğitim almaya ve insanca yaşama haklarına ihtiyaçları var. Küçüklüğünden itibaren "iyilik yap-cennet git" mantığı ile büyütülmemeli.

Bir insanın sertifikasına daha dünyaya gelmeden bir açıklama yazmak onu kaderini baştan yazmaktır.

Şimdi izninizle bu cümleyi temellendireyim.

Serifika nedir: Sertifika, devletin koyduğu yada belirlediği hükümler çerçevesi içinde hazırlanmış aidiyet belgesi anlamına gelir. Sertifika bir şeyin ait olduğu özelliklerin niteliğini ve niceliğini barındıran belgelerdir. Aidiyet belgesi, bir eşyanın barındırdığı özellikleri anlatan belge.

Şimdi siz ticaret yapacaksınız ve devlet bundanvargi alacak. Bu işin mikro kısımıdır..

Siz mal üreteceksiniz ve ürettiğiniz mallara bir sertifika alacaksınız. Bu işin medium dediğimiz ara kısımıdır.

Sizin ürettiğiniz ürünün sertifikasında yazan nitelik ve niceliklere göre devlet; alacaklarını, vergileri, gelirleri, iç borçları, gsmh yi -totalde gelirini düzenler. bu girdilere karşılır şu sonuçları elde eder: dış borçlarını düzenler, kredi başvurusunda bulunur, teminat gösterir. Buda işin makro kısımıdır.

Giriş:

Devlet sizin ürettiğiniz ürünün özelliklerine bakar, ne kadar elektrik harcadığına, ne kadar hammedeye maal olduğuna, ömrüne, kullanım alanına, kullanım alanındaki bileşenlerine bakar ve danışman heyeti ile bu malın devlete senelik getirisini hesaplar. örnek vermek gerekirse "su ısıtıcı- kettle":

Üretim malzemesi:

Polikarbon, plastik enjeksiyon, petro kimya ürünü kap. 2000 watt/saat elektrik sarfiyatı bulunan, gümüş kaplı çelik ısıtıcı barındıran, 1 metre kablo boyu bulunan, 5 yıl çalışma ömrü olan, elektrkli su ısıtıcısı. Mutfak eşyası.

"Bu anlatacaklarım sıkıcı olmakla beraber sonuc kısımında çözümlenen fikirleri barındırmaktadır."

Çamaşır yıkama makinesi:

Üretim malzemesi:

0.75 mm sac kaplama içinde, su geçirmez paslanmaz çelik tambur. '720 watt/saat elektrik sarfiyatı bulunan, 30 derece kullanımda 7700 watt güç ve 19 litre su tüketen- 90 derece kullanımda 22.700 watt güç ve 27 litre su tüketen, Kumaş eşya temizliğinde kullanılan, sanayii bakanlığınca 10 yıl ömrü bulunan,3 m kordona sahip kirli kumaş eşya yıkama makinesi. Beyaz eşya.

Örnekleri dahada çoğaltabiliriz ama lafı uzatmaya çokta gerek yok.

Devletler, senelik gelirlerini hesaplarken sertifikalardan yararlanır.

Üretilen-ithal edilen ürün miktarını alır ( su ısıtıcısı ) ; bu ürünün kullanacağı su ve harcıyacağı elektrik gücünü hesaplar ve bu doğrultuda insanların satın aldığı su ve elektriğe göre mali plan hazırlar.


Üretilen-ithal edilen ürün miktarını alır (Çamaşır makinası); bu ürünün kullanacağı deterjan-yumuşatıcı, su ve harcıyacağı elektrik ile tüketeceği gücü hesaplar ve bu doğrultuda insanların satın aldığı su ve elektriğe göre mali plan hazırlar.


1Yılda satılan çamaşır makinaları ve üretilen kumaş miktarını hesaplar, kullanılan deterjanı hesaplar, bakım için çalışacak teknik servisin, arabasının benzininden tutunda, dükkan stopajına kadar hepsini hesaplar, satın alacak kişinin kredili alma seçenekleri özel bankacılık ile danışıklı olarak ayarlanır.

Şimdi gelişme kısmına geldik: Devletler bu şekilde ticari kapsamına giren tüm ürün ve hizmetleri değerlendirir ve yıllık mali planlarını hazırlarlar. Zam veya indrim oranları ayarlanır ( kettle fiyatı ucuzlar ama elektrik ve su fiyatı artar) Daha acı bir örnek vereyim, Ufo ısıtıcılar ( vergilerini katmazsak, saatte 65 kuruş elektrik yakıyorlar bu arada) bu ısıtıcıların fiyatları ucuzlar, ama elektriğin Kw/saat fiyatı artar. Bunun satın alan, satan ve üreten insanlara ekonomik yönden rahatlık getirir bu rahatlık günümüzün parasıyla 20-30 tl dir. Ama öte yandan devlete çok muazzam kazanç sağlar, çünkü devlet elektrik satmaktadır. Alan, üreten ve satan 1 defa kazanır fakat devlet binlerce milyonlarca katı gelir elde eder, bunu hesaplayarak, danışman kurullar ile yapılan reel ve tahmini girdilerin sonucu olarak devletin yıllık geliri hesaplanır.

Kısacası sertifika üzerinden (sayım yolu ile) senelik gelir hesaplanır. Bu o ülkenin içeriden alacağı-elde edeceği gelirdir. ve bir ülkede sertifikasız "iş" yapamazsınız. bu iş vergi levhasından başlar.....Çöp vergisinde biter :) .

Sonuç: Bir ülkenin gelirleri malların aidiyet sertifikaları ie nasıl belirleniyor ise o ülkenin dışarıya olan borcunu teminatıda cebimizde taşıdığımız Kimliklerdir.

Ülkeler, dışarı olan borçlarının, teminatı olarak;silah alırken kredi olarak, imf ye teminat olarak; o ülkede çalışan ve ekonominn çarklarını oluşturan insanları gösterir. İnsanın sertifikasıda "Kimlik" adı verilen belgedir.

Alacaklı "büyük abiler", bizim kimliklerimize bakarak, gerektiği kadar iç savaş-barış-silahlanma-iktidar değişikliği-toplumsal gaza getirme gibi ergenekon gibi iç dinamikler yaratarak "Gelirlerini" düzenlerler.

Kimlik İnsanın, Nüfus kaydını tutmaz, Ülke "Kutsal" çıkarları doğrultusunda, sahip olduğu getirileri barındırır belgedir.

Kimliklerdeki "Din" hanesi ise, size en başından beri yüklenmiş ekonomik artı değerdir. Hadi bunuda temellendirelim.

Giriş:
Mevlanaya bir adam getirirler, derlerki: " bu adam ne harama baktı ne harama dokundu nede haram düşündü, ne haram bilir nede kötülük bilir kötülük yaşar bunu al yanına", Mevlana ise cevap olarak: " Bana katil getirin, ailesinin bağırsaklarını iğrenmeden ellerinde tutmuş sıkmış adam getirin, bana hayasız, arsız, namussuz adam getirin, hırsız getirin. Ben ne eyleyeyim bunu" demiş...

İletişim; Toplumda iletişim "fark etmek" ile başlar. Yeni doğan çocuk annesi ile iletişim kurar. 3-4 yaşına gelmeye başlayan çocuk yavaşça konuşma yetisi ile, çevresinde diğer konuşabilen canlılarla iletişim kurmaya başlar. Aile ve çevreden din eğitimi alınır, bu eğitim tamamen "iyilik yap-cennete git" eksenli bencil bir tavır dahilinde "Big brother is watching you!" şeklinde ilerler. Küçüklükten itibaren herşeye susması, büyükler ne derse kabullenmesi, bu dünyada kötülük ve zulüm görenlerin diğer dünyada ona artı değer (sevap ve cennet garantisi) olarak geri döneceği ve bu şekilde; "cennete gideceği" idesi çocuğun beyin vortexlerinde alt raflarda biyere yerleşir. Çocuk geliştikçe ve zaman ilerledikçe dinin sadece magazin kısımları ile ilgilenir pozisyona getirilir. Kendi dili ile alakası, grameri, fonetiği, yazılışı benzemeyen, anlamını bilmediği bir kültürün "esiri" olarak büyümeye devam eder, dışarıdan din ile beraber aram milliyetçiliğide zorla şart koşulmuşultur- ki bazen radikal insanlar kendi doğdukları topraklarda konuşulan öz be öz kendi dillerine küfür edip arapçayı savunur ve "neden arapça bilmiyoruz" şeklinde tatlı bir sitem ile (yaratıcıya latife yollu sitem) meşrep isyan eder durumdadır. Ve ardından en acı evre gelir: Yaptığı her türlü eyleme diini bir kılf bulmak.

Gelişme: eylemlerini gerçekleştirirken, içindeki şiddeti ve vahşi-çiğ tarafı açığa vurur tavır sergiler. "Ben büyüğüm-dinimiz gereği-kutsal değerlere hakaret" vb çıkarımlarda bulunur. Ve belli bir müddet sonunda sadece: "Tek doğru, benim bildiğimdir" idesine sahip duruma gelir beyin vortexlerinde biyerlerde..din de bu ideyi zaten yarı doğru yarı yanlış birçok öğreti ile temellendirmiştir o kişinin zihninde-benliğinde.


Sonuç:

Bir malın (insanın) sertifikasına onu nasıl kullanabileceğiniz (kullanma klavuzu) yönetmeliğini koyabilirsiniz.

Ama ona "Hür ve eşit yaşama hakkı- İnsanca eğitim ve sağlık hakkı" gibi çok çok çok çok çok daha önemli haklarını barındıran bir hane koymazsınız. Abimin bir lafı var ( bu sitede yayınladığım 2. lafı olacak) ; Bir ülkenin insanlarını, o ülkenin " Kadınları" yetiştirir, kadınlar, bizim kadınlarımız... soframızdaki yeri, öküzümüzden sonra gelen bizim kadınlarımız. Siz o ülkenin kadınlarına vere vere, kocaları tarafından tecavüz edilme hakkı verirseniz....buyrun efendiler buradan yakın, beraber yanalım.....neyse.....


Bir ülkede, çocuk yetiştirmenin temelinde; insan olabilmenin ulu vasfı olmalıdır. Din bir yaşam tarzıdır, biz daha yaşamaya başlamadan kimliklerimizde bizim biçilen kaftan içine girmeyelim. Din bir yaşam tarzıdır, ama içinde insani vasıflar yoktur "Tek doğru, benim bildiğimdir"-" Ben ne dersem odur"...hatta bu paragrafa yukarıda yazdığım "Gelişme: eylemlerini gerçekleştirirken, içindeki şiddeti ve vahşi-çiğ tarafı açığa vurur tavır sergiler.....vs. vs. " Kısmınıda ekleyebilirim. Öğretiye karşı geleni tez kılıçtan geçirin, bu öğreti 2. el olarak sorgulanmadan alınıyor....

Eğer biz "insan" olmanın ulu ve eşsiz öğretisini anlatmayı ve insanlığa faydası dokunacak birçocuğu yetiştirmeyi beceremezsek...tablo şu olur: Dinin getirdiği minik bir açmaz tablosu. Yer; Türkiye, kadınlar mal gibi alınıp satılabiliyor, hayvanlar alınıp satılabliyor. Erkeklerimiz kahvede oynarken, kadınlarımız köle gibi çalışıyor. Bu minyatür bir tablo, ama acı ve sert bir rengi olan tablo.. Köye gönderilen öğretmen öldürülyor....Doktor önce tehdit alıyor sonra öldürülüyor.... insanlar sefil ve eğitimsiz...ama ne hikmetse imam ölmüyor..okullar berbat sınıfın camları yok, kapısı yok.. sağlık ocağında ilaç yok...ama cami fevkalade temiz ve tüm ihtiyaçları yerli yerinde ve benim cebimden ödeniyor.

Bunun içindirki kimliklerde "Din" ibaresi "Din" dayatması (özgür irade puff oldu dinde dayatma yoktur) olmamalıdır. Bu ibare, O sertifikaya koyulacak en kötü damgadır, Çünkü biz insan olarak eğitilemedikten ve Yaşayamadıktan sonra, oraya "Din-Tin-Ten-Tun-Den-Dun" ne yazarsak yazalım Bizim nasıl kullanılacağımı tarif eden bir kılavuzdan başka bişey olmayacaktır.

Sevgi ve saygılarımla.


ps: ilk yazı silindiği için aklımda kalanları toparlayarak yazdım, arada kopukluklar olmuştur mutlaka, hatalarımdan dolayı affola dostlar. "

Nova 10-06-2014 02:18

Uzun bir aradan sonra..

Başlığımızın ilk mesajında din aracılığı ile çocuk yaştan itibaren zehirlenen insanların, nasıl otoriteye koşulsuz bağlılık ve sorgulanmasını reddetmesine yönelik durumlardan dem vermiştik.

Büyüdükçe de sistemin onun üstündeki planlarından.

Şimdi de son kısım; Siyasi ve dini bir karakteri oluşturulup insanların önüne çıkartılması.

Budurumda gözden kaçan en can alıcı nokta şudur. Bu yetişkin artık diğer insanlar gibi sadece sömürülen kişi değildir. Artık bu yetişkin bir saatli bomba ve toplumun ahlak polisi olarak ortalığa tasması çıkarılıp bırakılmıştır.

Sistem, kendi içinde bu tip adamlara hareket serbestisi tanır; bu adamlar istedikleri insan hakkında karar verir ahkam keser ama düşünce ve ahlak boyutunda malesef zayıf kalır. Bu zayıflığı çok klasik bir cümle ile geçiştirir.

"hmm babanın işine karışma, o büyük öyle deme, amaan o padişah sorulanmaz, amaan o başbakkal ne yaptığına karışamazsın vb.." böyle uzar gider bu silsile.

İşin kötü tarafı, bu adam bin yıl önce yapılmış olsa bile aynı hatayı tekrar tekrar yapar.

İnsan önce konuştuğu dili iyi bilmeli ve diline gerçekten bilgi anlamında hakim olamalıdır.

Tanıdığım insanların %99 u malesef put peresttir ama, bu putperestlik dinsel bağlamda değildir..

Bunu şöyle temellendirelim.

Put: kimi ilkel toplumlarda doğaüstü güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı ya da cansız nesne, tapıncak, sanem, fetiş.

Şimdi, bu kelimedeki doğa üstü güç kısmını biraz daha açalım.

Doğada, "normal"de bulunmayan.

Birleştirelim bakalım ortaya ne çıkacak...

İnsanlar günlük hayatta kullandıkları kelimelerin %30- %40 ını gerçek anlamlarını bilmeden kullanırlar.

Yani kelimelere, "normal" de bulunmayan anlamlar yükleyerek karşısındaki kişiye veya yazıya aktarırlar.

İşte putperestliğin ağa babası budur. Bir cümle kurar, bunun ötesinde bu cümleye de bir anlam yükler ve kendi kafasında oluşan düşünceyi tam olarak karşısındakine aktardığına inanır.

Kelime olarak bile "put" kelimesi arapların putperestliğinden gelir.

Arap yarım adası bir süre Hinlilerin sömürgesi olmuşlar ve Hindu geleneklerinde Buda heykelini gören araplar, buda ya put demişlerdir. Ve malesef ki budizmin içeriğine hiç bakmadan sadec putunu almışlardır. İşte burada çok ilginçtir, "Kargo kültür" adı verilen yapı ortaya çıkar.

"
Kısaca bahsetmek gerekirse; Pasifik Malinezya ve Yeni Gine'de yerlilerinin beyaz adamın geliş ile birlikte ilk kez gördükleri kargo sandıklarından çıkan, onlara göre ileri teknoloji ürünü eşya ve araç gerece tanrısal bir anlam yükleyen inançlarına Kargokült deniyor.

Arthur C.Clarke'ın üçüncü ilkesi "Yeterli düzeyde ilerlemiş herhangi bir teknoloji büyüden ayırt edilemez" ifadesinde vücut bulan durum ile bu yeni dinlerin ortaya çıkmasını açıklayabilir. Eric von Danaiken'in kitaplarında dünya dışı varlıkların eski uygarlıklara göründüğünü ve onları etkilediğini bu etkinin inançlarını yönlendirdiğini söylerdi. Bunun gibi "Miraç" mucizesi iddiası da bu teoriyle açıklanabilir belki.
Yerlilere dönelim. Ada halkı beyaz adama uçaklarla gelen kargonun tanrılar tarafından gönderildiğine inanıyor, eğer beyaz adamın sözüne itaat eder, emirlerini yerine getirirse tanrıların daha güzel ve hediyelerle dolu kargolar göndereceğine inanıyordu..

David Attenborough, ada yerlilerinin bu inanışının arkasında yatan gerçeğin biraz da beyaz adamın davranışlarından kaynaklandığını söyler.. Beyaz adam kargo kültünü inanış haline getirebilecek ayinsel davranışlar içerisindedir; “uzun direkleri tellerle sabitlediler; ışıkta parlayan kutuların üzerine oturup bir şeyler dinlediler ve tuhaf gürültüler yayıp boğulurcasına sesler çıkardılar; yerel halkı birbirinin aynı kıyafetler giymeye ikna ettiler ve onları bir yukarı bir aşağı uygun adım yürüttüler; ki bundan daha gereksiz bir uğraş üretmek neredeyse imkansızdır. Ve akabinde yerli halk gizemin cevabını tesadüfen buldu. Beyaz adam bu anlamsız eylemler, yani ayinleri kullanarak tanrıları bu kargoları göndermeye ikna ediyordu. Eğer yerli halk kargo istiyorsa, o halde onlarda aynı şeyi yapmalıydı..”"


Tam olarak böyle, arap toplumu putu alarak ve putperestlik akımını tavana vurdurarak bugün bu kelimeyi kullanabilmemiz için kaynak sağlamışlardır.

Üç kısmı tekrar toparlayalım, otoriteyi sorgulayamamak, putperestlik ve boş inançlar peşinde koşmalarından dem vurduk.

Siyasi erk ve din ile zehirlenen yetişkin vatandaş artık kargo kültürlerle kirlenmiş bir bilgi ağına ve putperst bir dilbilgisi-anlambilime sahip olarak ortalığa salınmıştır.

Bu insan, kendisi içindeki olan biten-yada inaçlarında olmuş olan ve olacak olan- herşeyin içindeki zıtlık, çelişki, bilinmezlik ve adaletsizlikten rahatsız olmaz aksine onları olduğu gibi kabul de eder. Bu kabul, yine otoriteyi sorgulayamaması (çünkü öyle bir temelinin olmasına hiç izin verilmedi) gayet normaldir. Bir alet ile bir hayat kurtarıp, başka bir hayata sonvermek arasındaki kullanım farkını ayırt edemez.
Burada gözden kaçırdığımız temel nokta da siyasi erk dir.

"Siyaset veya politika, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.[1] Siyaset kelimesi Arapça Seyis (At Bakıcısı) kelimesinden türemiştir. Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, "polis"e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır.[2] Politika bilimi (politoloji) politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler.
Politika, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir. (Aristoteles)"

Kaynak:viki



Aslında yazının tamamında naltılmak isteden budur. Bir insan doğduğu andan itibaren siyasi olarak bir köledir, sizin ne okuyacağınıza nerde nasıl eğitim alacağınıza, neyin eğitimini alacağınıza karar verir, hangi yoldan yürüyüp, hangi otobüse bineceğinize, musluğunuzdan akan suyun ve yiyeceğiniz ekmeğin kalitesine karar verir.

Bu konumda doğru alet ile yanlış iş yapmak deyimi hatırlanır.

Elinizdeki gücü sadece köleleştirmek ve sömürmek için kullanmak. Bu ahlaki pisliğin boyutlarını göz önüne sermektedir... ve malesef siyasi sistem mevcut bilgi ve doğru çalışma ürünü olan kaynakları (bakınız, ikisini de çok iyi ayırt ediniz) bozarak kendi çıkarlarına uygun hale getirmiştir.

Olayları sorgulayamazsınız, babanıza neden öyle yaptığını sorsanız, oda babasına saoramadığını hatırlayacaktır. Yani kısacası: aile içinde demokrasi yok iken hiç bir siyasi ve devlet yapısında demokrasi olması beklenemez.

Siyasi erk, toplumu şu şekilde tasvir eder-betimler:

Ağzı açık ama gözleri kapalı bir dev.

Ne verirsem onu yer, ne anlatırsam onu gerçek zanneder...

Bunun için elinden gelen tüm propagandayı da ardına koymaz, diziler çeker, filimler oynatır, haberler yayınlar, etki ajanları oluşturup tv de haklın karşısına çıkarıp fikirler empoze ettirirler..

Ve malum insan hayatı da siyasi erkin dediklerini o veya bu şekilde uygulayacak -modern köle- haline gelir.

Yukarıda yazdığım her paragraf birbiri ile derin ilgilidir, aradaki bağları birbirlerine eklemem sadece karışıklığa yol açacağından sade tutarak öz bilgi olarak sunmaya çalışıyorum.


Bir insanın kendisini bağlayan boyunduruktan kurtularak en kolay şekilde, kendi elleri ile bağladığı boyunduruk zincirlerini ancak bilimin basit beş metodu ile yıkabilir ve nefes alabilir.

Türkçedeki bazı kelimelere-deyimlere bakalım da putperestliğimizi azaltalım ;) :

Baş kaldırmak: başkaldırıyorum çünkü onlar bana boyun eğdirmeye çalışıyorlar.

Dik başlı: yine boyun eymeyen.

Bu isimleri insan kendisine koymaz, onu köle edemeyenler koyar. Hiçkimse kendi adını koymaz, daima adlarını ve lakaplarını başkaları koyar ;)


Durum iki tarafın da dik başlılığı üzerinde ilerler, yani hangi tarafın doğru hangi tarafın yanlış olduğuna karar vermek zordur.

Bir insan dik başlı olunca, o insanı yada fikri savunanlar için kahraman olurlar. Aynı durum diğer taraf için de geçerlidir.

Unutlmaması gereken nokta şudur: adalet iki kefeli bir terazidir. Sadece bir kefesini doldurarak yada tek ağızdan dinleyerek doğruluk ölçülmez.


Evet insan allahı dinleyebilir ama şeytanın ne dediğini de bilmelidir. Ama allahın ağzından yada muhammedin ağzından değil; kendi ağzından.

Siyasi erk ise bunu ayrı bir kanaldan yapar. Ayrı ayrı ağızlar oluşturur. Hatta karşıt görüşlerini bile kendisi kurarak: kendi kontrolünde olan karşıt görüşlerle varlığını başarılı bir şekilde sürdürür.



Kısacası yapmayı bildiği tek şeyi yapmaya devam eder.

İnsanları hayvanları taşı ve toprağı sonuna kadar sömürmektir.

Bakınız bu temel yaşam gerekliliği değildir; yani ölmemek için beslenmek için hayatta kalmak için öldürme mantığı kesinlikle değildir.

Sadece açgözlülüğün verdiği "daha fazla" ve "parayı takip et" mantığı ile ahlaki olarak en kötü biçimde ykendini yaşatma sanatıdır.



İşte tam bu noktada insanlığın sahip olduğu bir kaç bilgi onu hayatta tutmaya yetecektir.


Sorgulamana izin verilmeyen şey, sadece seni köleleştirmek veya kontrol etmek için vardır.


Otoriteyi sorgulayın, ben dahil hiçkimse öyle dedi diye hiç bir fikir doğru olmaz.


Kendi fikriniz olsun, kendiniz düşünün


Kendinizi sorgulayın.


Bir şeye sadece siz inanıyorsunuz diye onun doğru olduğunu düşünmeyin. Bir şeye inanmak onu doğru kılmaz.


Sorguladıktan sonra elinizde kalanları test edin; ve en iyi şekilde hazırlanmış testlerden fikirleriniz geçemiyorsa pes etmeyin. "AMA" aynı fikirin hatalı olduğunu kabul ederek kendi denkleminizdeki hata yada yanlış noktaları bulup, onları yine sorgulayın. Deliller seni nereye götürüyorsa, bıkmadan oraya gidin ve dibini kazıyıncaya kadar araştırın.


Hayatta yaşadığınız deneyimlediğiniz yada test ettiğiniz şeylerle "fikir"lerinizi sınayın. Bu sınamayı asla başka bir varlığa emanet etmeyin.


Herkesin kabul ettiği-beğendiği bir fikir, yaşanılan hayatla yada yaptığınız testleri geçemiyorsa yanlış demektir, bunu kabullenin.

Deliliniz yoksa, kesinlikle hüküm vermeyin.



Unutmayın, yanılıyor olabiliriz, dünyada herkes bunu yapmıştır. İnsan olduğunuzu hatırlayın.

Sorgulamak, birbirimizi ve kendimizi kandırmamamız için bir yoldur.

Sorgulayan insanlar da hata yapabilirmi? evet yapabilme ihtimalleri az da olsa vardır. Bu az hatalar, bir çok büyük yanlışlar yapılmasına sebep olabilir.

İşte bu yüzden sorulamayı- bilimi- insanlar üzerindeki yönetim hakkını ayrıcalık sahibi ve elinde para kuvvetini barındıran bir azınlığa ve ya siyasi erke emanet etmek gibi bir lüksümüz kesinlikle olmamalıdır.


"Sorgulamak, Bilim ve Bilgi" herkese ait oluncaya kadar yayılınca, suistimal edilmesi ihtimali azalır. Bu değerler fanatizm ve cehaletin cazibesini azaltır. Unutmamak lazım, tıpkı bugünü yaşananlar gibi; ışıklarıyla yıldızlar parıldasa da gökyüzünün halen büyük kısmı karanlıktır. Ve savaşınız bu karanlığa olmalır.

Pekli, bu kadar sorgulamayı analizi ve testi yaptık, elimize ne geçecek dimi :)

Bu sizin ufkunuzun ne kadar geniş olmasını istediğinize bağlı; kimi önünde 4 metrelik duvarla mutlu yaşar, kimi ise uçcuz bucaksız bir manzaranın ötesini görmek öğrenmek ve bulmak için her gün mesafe kat eder. Bilgisine yeni bilgiler ekler.

İnsan cahil kalmak isteyebilir, ama ben ufkumun geniş ve bilgimin zengin olmasını isterim demelidir. Bunlar sadece kafamda kurduğum şeylerden ibaret olmamalı demelidir, onları görebilmelidir. İnsanın bildiklerinin yada öğrendiklerinin hayat dair gerçek olması önemlidir. Bu, yöntemler insanı hayattaki sağlam halkalar olarak ayakta tutacaktır.



İşte basit bir iki yöntem ile insan, dini ve onu kullanan siyasi zincilerden kurtulup hür insan kimliğine sahip olabilir.


Bir amerikalı derki: Haklı mı olmak istersin, yoksa huzurlu mu ?



Ben de kendisine şunu derim; Bilimden anlamıyormusun? o zaman dini dene.


İçin de, aşk, çiçek, insani değerler ve bilimin önemini barındırmayan hiç birşeyin; hür insan için önemi olmamalıdır. :)

Sevgi ve saygılarımla.

RainFall 10-06-2014 11:10

Alıntı:

Nova´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 337386)
Bayramlarda açocukların para toplaması ile ilgili, göz ardı edilen ciddi bir durum.

Çocuklara bayramlarda verilen paralar, "bayramları sevdirmek" adı altında, henüz neyin ne olduğunu kavrayamayacağı yaşta (gardı yokken) rüşvet ile din empoze edilmeye çalışılmaktadır.

İlk okulda çocuk yaştan itibaren insanlara; bir otorite ve bu otoritenin söylediklerine koşulsuz itaat vardır. Din meselesi bu itaatin en başında yer alan sindirme ve yönetme mekanizmasıdır. Çocuklara farklı biçimlerde de olsa, sonuç aynı noktaya varmaktadır.

"Bir büyüğe itaat."

Bu fikir empoze edildikten sonra, geri kalan sadece yönetmektir.

İtiraz edene de dayak.

Sistem basit ve etkili..malesef.

Yurt dışındaki okullarda "Ahlak" dersi "Etik" adı altında dinlerden bağımsız verilmektedir. Ülkemizde ise bu eğitim " Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi" adı altında verilmektedir.

Bu şekilde bilinç altı şartlanan kişi, ilerleyen zamanda, şöyle bir bilince sahip olmaktadır:

"Dinsiz = Ahlaksız".

Tamamen yanlış yönlendirme ve şartlandırmanın sonucunu, birçok alanda görebilmekteyiz. Gelişip büyümekte olan çocuk, kendisine empoze edilen bilgiler doğrultusunda, hedeflenen yere ulaşıyor.

"Din" ile yönetilen bir toplum.

Çocuk yaştan itibaren rüşvet verilen, din ile çıkar ilişkileri tamamen paralel olarak ilerlemekte, "Din" kavramına tehdit olarak gördüğü her etmeni "Yok etme" iç güdüsü ile karşılamaktadır.

Okullarda çocuklara din eğitimi verilmesi, saatli bomba olarak kurulan ve programlanan bir nesil yetişmesine sebep oluyor.

Bu programlama, okul çağı öncesinde kimliklere zorla yazılan "Din" hanesi ile başlamakta ve devam etmektedir.

İşin en son basamağı ise, canını feda etmesini beklemektir.

Bu konuyu en iyi betimleyen sözler bunlardır:

"
  • "Siperlerde ateist olmaz", ateizme karşı bir argüman değildir, siperlere karşı bir argümandır. ~ James Morrow"

Amaca ulaşılmıştır; kişi yetişkin hale geldiği andan itibaren, istenen yere "Din" ile yönlendirilip, savrulabilmektedir.

Dahada ilerleyen zamanlarda sistem, insanı daha fazla sömürmekte ve yine bu insanın gazını din ile almaktadır.

Kısacası topluma "Köle" yetiştirebilmek için "Din" gereklidir.

Bunu engelleyen her türlü girişim veya müteşebbüs; sistemin düşmanı olmakta ve öyle gösterilmektedir.

Sistem elindeki kaynakları, karşıtını yok etmek üzere kullanmakta ve bunu başarmaktadır.

Devlet daireleri, okullar, mahalle veya kahvehane sohpetleri, hep bu yönde baskı yapmakta ve amacını farkettirmeden gizlemektedir.

Gelişen bireyin hayatından "Din" olgusu çıkarılırsa birey gelişebilir, diğer türlü hayatından "gelişme" evresini çıkarması daha yerinde olur.

Kendi bireysel özgürlüğünü elde edemeyen insan; Köledir.

Saygılarımla.

Din yaşama bağlanmak için uyuşturucu gibi.

Vefik Sami 10-06-2014 11:35

Alıntı:

Nova´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 519315)
...Bu insan, kendisi içindeki olan biten-yada inaçlarında olmuş olan ve olacak olan- herşeyin içindeki zıtlık, çelişki, bilinmezlik ve adaletsizlikten rahatsız olmaz aksine onları olduğu gibi kabul de eder. Bu kabul, yine otoriteyi sorgulayamaması (çünkü öyle bir temelinin olmasına hiç izin verilmedi) gayet normaldir. Bir alet ile bir hayat kurtarıp, başka bir hayata sonvermek arasındaki kullanım farkını ayırt edemez...

Teoriler, bâzı yaşanmışlıklar ve toplum tarafından genel kabul görmüş düşüncelerle beslenmiş argümanlar, ilk okunduğunda çekici gelir ve insanı etkiler. Fakat; hayatta teori ve pratik sürekli "at başı" gitmez. İnsanın menfaatleri, beklenti ve korkuları; dinsel otorite ile siyasal erk'e biat noktasında son derece etkilidir. Genellikle kişinin "inanç-iman" zennettiği şartlanmışlığını oluşturan da, bu zaaf, beklenti ve korkularıdır.

Mes'elenin izâhı noktasında bir misâl verelim. Türkiyede 17 ve 25 Aralık süreçleri yaşandı. Siyasilerin rüşvet, yolsuzluk ve irtikap suçuna nasıl bulaştıkları belgelendi. Bir din adamına "yolsuzluk" suçu isnâd edilmiş olsa, "dindar" kişiler bu isnâda şüphe ile yaklaşır, "Bu muhterem insana çamur atılıyor" derler. Siyasi için yapılan suçlamalar daha kolay kabul görür. Fakat ülkemizde bilinenin aksine bir durum gelişmiş; siyasi iktidârın belgelenmiş pisliklerinin iktidar partisine oy veren seçmen üzerinde pek derin etkileri oluşmamıştır. Gerçi "konu biat olunca gayrısı teferruattır" denilebilir de, dinsel biatın, siyasi biattan daha etkili olduğuna inanılır, kabul edilir. Türkiyede öyle bir "fırtına" kopmuştur ki, 'şemsiye' ters çevrilmiştir. Bu aslında sosoyolji bilminin bu güne kadar ürettiği bâzı teorileri yeniden gözden geçirmesi gerekltiğini de göstermektedir bizlere.

*

Sağlam bir ateist; sâdece kutsal kitapları, kuru dini bilgileri bilen kişi değildir. Aynı zamanda "iman" kavramına yüklenen anlam ile toplumun geniş yığınların iman zannettikleri hakim kültüre boyun eğme ve şartlanmışlığını birbirinde ayırd edebilecek perspektife ulaşmış olması gerekir. Resme iki boyutlu baktığınızda bir takım sonuçlar elde edebilirsiniz. Varılan bu sonuç kişiyi tatmin de edebilir. Ama bazı çıkarımlar yanıltabilir.

Bu gün kimi kişiler içine doğdukları ve büyüdükleri çevredeki dinsel hassasiyet azlığı ve yetişme şartları nedeniyle Tanrı kavramına, din ve inanışlara karşı soğuk ve mesâfeli durabilirler. Fakat onların bu duruşları o kişileri "ateist" yapmaz. Belki böyle kişiler için "Tanrı tanımaz" denebilir. Tanrı fikrine karşı olmak ile imana karşı olmak arasında çok kalın bir çizgi vardır. Kişi önce iman etmiş, imanın çilelerini çekmiş, iman ile şartlanmışlık arasındak büyük farkı görmüş olmalıdır. Bir ateist olarak inançlı insanlara sadece kitâbi bilgiler aktarır, ezberinizi tekrar ederseniz, muhataplarınızın zihninde onların inancını kemiren küçük kurtçuklar - soru - oluşturmayı bir yana bırakın, boyun eğdikleri hâkim kültüre daha sıkı sarılmalarına sebep olursunuz.

İnsanları "dindar yapan inandıklarını iddia ettikleri kitaplar değildir. Onları hakim kültürümn azad kabul etmez köleleri haline getiren şey "iman" zannettikleri hâlet-i ruhiyeleridir. Muhammedden bu tarafa milyarlarca müslüman yaşadı ve öldü. İçlerinden ne kadarı Kur'an'ı açıp okumuştur dersiniz ? Birakın kitabı her müslümanın bilmesi zorunlu ilmihal bilgilerine dahi vâkıf olamadan göçüp gittiler.İşte bu nedenle bir inançlı kişi ile tartışırken mevzûya "damardan" girme adına o şahsın elini kolonu bağlayan şeyi iyi tanımak, kişin o anda içinde bulunduğu pskolojik durum hakkında yeterli bilgitye sahip olmak gerekir.

Bu iş, doktor-hasta ilişkisine benzemez. Virüslerin, mikropların, bakterilern ön yargıları, dogmaları yoktur. Ama insanların vardır. Bu nedenle Nasreddin Hoca damdan düşünce "Bana doktor gerekmez; damdan düşen birini getirin" deyivermiştir.

RainFall 10-06-2014 12:51

Hiçbirşey kutsanacak kadar yüce olamaz.Bu Allah olabilir başka bir mono teist tanrısıda olabilir.Çocuklara özgür irade verilmeyişidir dikkat edilmesi gereken küçükken beyinlerinin yıkanıp zaten yüce bir varlığı gereksiz yere yüceltmek kendisini kurtarmayacak inanca sarılıp öz güvenini kaybetmesi asalak gibi yaşamaları arkasına tanrıya almaları inançlıların.Mantıken yüce bir varlık olan tanrının zaten yüceltilmeye ihtiyacı yoktur.Bunların yaşadığı tam anlamıyla cehennem diyeyim.Yani dipsiz kuyu anlamında.Bataklığın içerisinde batarken el uzatıyorsun yok ben tutmam o eli diyerek batmak istiyorlar.Yaşamı kazanmak yerine yaşamayı istemek yerine ölümü tercih ediyorlar.

Nova 10-06-2014 21:03

Malesef ben de arap yarı arap kökenli müslüman bir ailede doğdum, ciddi süre kuran kurslarına yollandık abim ile beraber, abim ise şu anda imam hatip mezunu bir ateist :)

Baskı oldukça yaşanan ufak bir travma, kişinin öğretilenlerin bir şeye yaramadığını görüp kendi yolunu -içgüdüsel kararlar alarak- seçmesine veya anlık değişim ile çizmesine sebep olur. Bu tanıdığım herkes de aynı sonucu verdi (farklı olaylar yaşanmasına rağman)

Malesef sülalemin yarıdan fazlası hacı ve aynı kesim ciddi anlamda kötü ahlakı ile ün yapmış insanlar. Hepsi ile ciddi anlamda yakın olduğum ve ciddi olarak düşüncelerini öğrenme-tanıma fırsatı bulduğum için baya analiz şansı yakaladım.

Bunların çoğunluğu, yetiştiğim çevre ile, iş hayatım gereği ve çok rahatça konuşabildiğim 15-30 yaş arası kesim ile, ve siyasi olarak ciddi anlamda içinde bulunduğum yapımım içinde yaptığımız sohbet, fikir alışverişi ve tartışmalar sonunda gözlemlenmiştir.

Yani kısacası, düşünen ve karar verdiğini zanneden bir kalabalıktan bahsetmek mümkündür.

Hata yada suç, ne isim vermek isterseniz verin; onlara ait değildir. Çok sevdiğim bir söz vardır, siz bana bir çocuk verin ve ne istediğinizi söyleyin. Ben size onu doktor, bilim adamı, katil veya müzisyen olarak geri vereyim :)

Yetiştirme sistemindedir.

Siz toplumu ileri mi taşıyacaksınız yoksa geriye mi..

Bütün bu karar, bilgi ve güç sahibi azınlığın eline bırakılmamalı.


"Sistem alternatifi ve başarı" olarak yazıma devam edeceğim ama şu anda otobüs yakalamam lazım :)

Ama konu başlığını vereyim ;)

Dünyadaki en güçlü ve yıkılmaz yapılar ateist yapılardır.

ahura mazda 10-06-2014 23:10

Aslında başlık dinlerin çocuklar üzerinde etkileri değil istismarı olmalı başlık. Hepimiz bu istismarın mağduruyuz. Kız çocukları daha çok mağdur. Bugün çocuk merkezli aile boşuna ön plana çıkmıyor. Geleceğe yatırım,geleceğe dair umutlar çocuklardan başlar. Özgür çocuklar özgür geleceğinin temennisidir. Disipline edilmiş,köreltilmiş çocuk yığınları ise geleceğin baskı dolu dönemine işaret eder. Bugün uluslararası sözleşmelerle tanımlanmış çocuk hakları çok önemli. Asla daraltılamaz bu haklar ve her geçen yıl genişletilecektir. Artık gelişmiş olarak tanımlanan ülkelerin hiçbirinde çocuk işçi problemi yok,çocuk istismarı ciddi bir suç ve cezai yaptırımları ağır. Hatta daha ileri gidilerek anne ve baba da rahatlıkla çocuk istismarından cezalandırılıyor,buda önemli, anne ve babanın çocuğun üzerinde mutlak otoritesi yok kısıtlı otoritesi var ilerleyen zamanlarda bu kısıtlı otorite de kaldırılmalıdır, anne ve babanın görevi sorumluluk ekseninde değerlendirilmelidir,otorite ekseninde değil. İnsanların çocuk yetiştirme amacı ilkel tavırlar olarak algıladığımız ailenin nüfuzunu ve gücünü devam ettirmek ve soyu çoğaltmak gibi amaçlar içermemeli.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:47 .