Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildir. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2235)

ŞİA 15-06-2006 18:45

İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildir.
 
Ateistler bir şeyin iyi veya kötü olduğunu zamanla kıyaslıyorlar.Peki ama zamanı neye göre kıyas ediyorlar?Yani bir şeyin iyi veya kötü olduğunu zaman karar verecek,peki zamanın doğru karar verip vermediğini kim karar verecek?Bir şeye bir zamanda iyi denir,başka bir zaman diliminde ise aynı şeye kötü denir.Oysaki bir şey ya iyidir veya kötüdür.Dolayısıyla iki zaman diliminden bir tanesi kararını yanlış vermiştir.O halde nasıl olurda zaman bir şeyin iyi veya kötü olduğuna dair ölçü olabilir? Ve nasıl olur da bir inancın zamana uyması gerekir?

”Zamana ayak uydurmak””Çağ dışı” gibi cümlelerinden kastedilen esasında insanların yaşam biçimidir.Örneğin “zamana ayak uydurmak”derken yeryüzünde yaşayan insanlar gibi yaşamak”çağ dışı”derkende kastedilen insanın günümüzde yaşayan insanlar gibi yaşamadığı kastedilir.O halde İslam dini günümüzden 1400 yıl önce oluşmuştur,bu sebebden dolayı çağımıza uymamaktadır,sözünden,dinin günümüz insanının yaşam tarzına uyması istenmektedir.Yani bu görüşe göre insanlar dine değil,din insanlara uymalıdır.Oysa bu düşüncenin bir çok olumsuz tarafı vardır.

1-İnsanların sürekli geçmiş yaşantılarından pişman oldukları için “keşke şöyle yapmasaydım,keşke böyle yapmasaydım”dedikleri için,insanların bu pişmanlıkları kendileri için en ideal yaşam biçimini belirleyemediklerini gösterir.Bir kişi şayet belirleyemese toplum hiç belirleyemez.Zira toplumun her konuda hem fikir olması oldukça güç hatta neredeyse imkansızdır.Zaten toplumlar kargaşaya yer vermemek,fikir çatışmalarını önlemek için sürekli kendilerine bir baş,yani lider seçerler.Dolayısıyla dinin, yaşantısı pişmanlıklarla dolu olan insanların yaşam biçimine ayak uydurmasını istemek,oldukça akıl dışı olur.İkinci bir sebeb ise insanların geçmişlerinden pişmanlık duymaları,insanların kendileri kendi hayatlarını beğenmediklerini göstermektedir.Dolayısıyla kendi hayatını beğenmeyen insanların,dinin kendi yaşantılarına uymasını istemeleri oldukça akıl dışıdır.Dolayısıyla “din insanların yaşamına ayak uydurmalıdır düşüncesini”,insanların vicdanı ve aklı red eder.

2-Eğer din çağın,yani son yüzyılda yaşayan insanların yaşantısına uyması gerekiyorsa,yani diğer bir değişle 2000 yılında yaşayan insanların yaşantısına ters gelmemeliyse,o halde bu düşünceye göre din 1900 yılında,1900 yılında yaşayan insanların yaşantısına uymalı ,800 yılında ise 800 yılında yaşayan insanların yaşantısına uymalıdır.Oysa geçmiş tarihlerde yaşayan toplumların yaşam biçimini tastik etmeyen yine günümüz insanıdır.Gün gelecek bizim yaşam biçimimizde ileriki zamanlarda yaşayan insanlar tarafından eleştirilecektir.Bu durumda insanların yaşam biçimi doğru ve yanlışı ayırt etmede nasıl ölçü olabilir.

3-“Zamana ayak uydurmak” sözü kimi insanlar tarafından yüzyılın teknolojisine ayak uydurmak manasında algılanır.Bazı kimseler ise ” din çağa uymalıdır” derken, dinin teknolojiyi kabul etmediği,dine tabi olanların teknolojiden istifade etmediklerini kabul ederler.Belli ki bu insanlar bu iddiayı ortaya atarken ya bu iddialarının doğru olup olmadığını hiç düşünmemişler,veya bile bile inat etmektedirler.Zira günümüzde yaşayan Müslümanlar uçağa binmiyorlar mı?Bilgisayar kullanmıyorlar mı?Her türlü tıbbi malzemeden istifade etmiyorlarmı?Daha doğrusu Müslümanlarda,yeryüzünde Amerika da,Almanya da,Fransa da diğer dinlere bağlı insanlarla beraber yaşamıyorlar mı?Yoksa Kurân’da Müslümanların teknolojiden istifade etmemeleri hususunda bir ayetmi gördüler?Eğer böyle bir ayet varsa,neden bu ayetten Müslümanların haberi yok?


Bu iddianın diğer bir olumsuz yanı ise şudur: doğuda beğenilen birçok edep kuralı,batılılar tarafından beğenilmez,hatta nefretle karşılanır.Aynı şekilde batılılar tarafından hoş karşılanan bir takım gelenekler doğuda hor görülür.Örneğin batıda zina oldukça yaygınlaşmıştır.Bir erkek cinsel arzularını tatmin etmek amacı ile,evli-bekar,akraba-akraba olmayan demeden bir çok kadınla ilişkiye girmektedir.Hatta bu işin iğrençlik boyutu o kadar hat satfaya ulaşmıştır ki,bu ilişki erkek erkeğe dahi gerçekleşmektedir.Bazı batılı toplumlarda bu ilişki yasallaştırılmış,hatta erkeğin erkek ile evlenmesine müsaade dahi edilmiştir.Nasıl olurda erkeklerin bu durumunu gören kadınların duyguları zadelenmez,ümitleri kırılmaz,sıkıntıya düşmezler,kalpleri kırılmaz?Ya birçok Avrupa devletinde kadınlı,erkekli binlerce insanın cırıl çıplak soyunup reklam pozları vermelerine ne demeli? Nasıl olurda erkek ve kadınların bu durumunu gören kadınların duyguları zadelenmez,ümitleri kırılmaz,sıkıntıya düşmezler,kalpleri kırılmaz?Niçin duygular bu iğrençliklere karşı gelmiyor?Bu durum şunu gösteriyor:Mevcut gelenekler duyguları kendileri ile uyum sağlamaya ve kendileri ile ters düşmemeye yönlendirir.
O halde İslam dinini bu yönde eleştirenler,geleneklerin doğru olduklarını ispat etmeleri gerekir ki İslam’ın bu tutumunun yanlış olduğu ortaya çıksın.Oysa buda imkansızdır.

aldostu 15-06-2006 19:04

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
O zaman sevgili ŞİA,

"İslam kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değilse.."

Çağ İslam'a ayak uydursun.. 8O

Ha Ayvaz kasap..
Ha kasap Ayvaz.. :roll:

Neticede bir ayak uydurma oluştu.. :wink:

Biraz da latife olsun diye yazdım,alınma..

mertcan 15-06-2006 20:10

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Batı ile doğunun farkı aslında şudur ŞİA.

Batı açıkça zina yapar, doğu gizlice yapar.
Batı açıkça eşcinselliğini yaşar, doğu gizlice yaşar.

Batı bu davranışları yeni yaratmadı. Ahlaksızlık olarak tanımlanan bu davranışlar aslında yüzıllardır vardı, bunları eserlerden, tarhiten biliyoruz. Zina da, eşcinsellik de yüzyıllardır hem doğuda, hem batıda vardı. Bence bunlar insanın doğasında vardı. Batı artık insanın doğasına uygun bir sistem kurmaya çalışıyor.

ŞİA 15-06-2006 20:17

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Sayın Mertcan, mesele doğuda ve batıdan eşcinselliğin, zinanın olup olmaması meselesi değildir.Mesele eşcinselliğe doğuluların ve batılıların nasıl baktığı meselesidir.Elbetteki eşcinsellikten tutunda her türlü sapkınlık her toplumda vardır.Hatta Kuran'da dahi Lut kavmi homoseksuel olarak bilinmekdedir.

spartacus 15-06-2006 21:34

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Sevgili ŞİA
Şu son günlerde zaman meselesini en çok kullananlardan biriside bendim. Hiç bir biçimde din çağa ayak uydursun yönlü bir açılım yapmadım yapanıda, bu bahisle görmedim. Olmuşda atlamışsam ben görmemişimidir. Çok kere söyledim yine söylüyorum, inancınıza göre Kur'an dan gayrısı bir belge niteliği olarak Allah sözü değildir, hadislerde sonuçta insanların gördüğü, duyduğu yada şahit olduğu şeyler ise, geriye tek sağlam belge Kur'an kalmaktadır. Bir hadisci gördüğünü yazabilir ama siz o gördüğünü yazmasının Allah sözü olduğunu söyleyemezsşiniz, geriye ancak cebrail ile gelenler kalmaktadır.(vasıta olmak zorunda, tüm dinlerin dramatik kaderidir). Şimdi ise bir belge, bir araç sadece Kur'an'dır değil mi? *İnsanlara öz ancak oradadır, yani orada betimlenmiştir, söz uçmuş yazı kalmıştır. Bende her seferinde dedim ki, evrensel bilgi yani tüm zamanlar ve toplumlar üstü geçerli olacak bilgi DAVRANIŞ bilgisi olamaz, inanın o yücedir, byüktür, şöyledir, böyledir, korkun da olamaz.
Zaman ve toplumsal yaşama göre insan davranışlarıda değişir, görüyoruz ki, davranış üzerine evrensellik ancak içinde bulunduğu toplum ve zamana özgüdür. İnsanların korkuları dahi değişir ŞİA. Gök gürlemesini Tanrı hiddetlendi diye yerlere kapanan toplumları düşün bir, 1400 yıl önceye gidebiliyor, o dönemden edinilen bilgi ile dünyaya bakabiliyor iseniz, 2400 yıl geriye de gidebilmeniz gerekir. 2400 Yıl önce gök gürültüsünü tanrı(Güneş, yağmur tanrısı vs) nın hiddeti olarak algılayan insan, bu gün aynı korkuyu aynı şekilde hissetmektemidir? Yani davranış, yaşam biçimi değiştiği gibi, insanın korkularıda değişir, korkulara bagli İLAHLARIDA, bütün mesele bir sende yada bende degil bir bütün olarak insan da ve ilahlarinda, Güneş de Tanrı degilmiydi bir zamanlar, begenmesende insanlar ona tapti, secde etti, secde ve tabuydu zor yikildi, firavunların zulmü bu yüzdendir..
Kur'an'ın yazıldığı dönem(ki onu kalemle insanların yazması anlamında söylüyorum) ortaçağın en korkulu dönemlerine tekabül etmektedir. Korkunun doğasal yönünün yerini, görünmeyen, bilinmeyen yüksek güçlerin korkusunun fazlasıyla olduğu bir dönemdir. Avrupada vampirler epey yol almıştır, her dini düşüncenin dışında bir şeyler bulan, edinen cadı yada delidir, büyü yada büyücülük almış başını gitmiştir(sanmayın ki muska, çaput bağlama, üfürme vs farklı bir şey). Bir şimşek çakması, bir deprem, bir sel felaketi, bir halisünasyon vs.vs doğa içindeki olaylar olarak düşündüğümüzde normal iken, o günün bilgisine göre çooook anormal bir şeydir, nedeni bilinmediği için insanlar ilahlara havale ederek korkularını bu yönde üretmişlerdir, bunların *hepsi birer korku doneleridir. Görüldüğü gibi bilinemeyende aranan olağanüstülük var orada, bir şey bilindiğinde olağan üstü olma niteliğinde değişim meydana gelir, biliniyordur. Zaman ve çağ ile kasıt rakamlar değildir ki!

Kur'an'dan davranış ve korku , tehdit, birde nerede olduğunu göremeyeceğimiz ama aracılar ile ben peygamberim diyen birisi ile iletimde olan ve çoğunluğu bu iletişimde (peygamber) olanı ve *ilahını yüceltmek olan, *yer tarih, zaman, kanıt, belge vs göstermeyen efsane-mitolojik anlatımları olan ayetleri çıkartalım bakalım geriye ne kalacak. Ne kalacak.... Alfred Hitchcock'da çok güzel korku eserleri vermiştir, hangisi olmuş bir olaydır, ama ifade bulmuştur ve etkilemiştir.
Bir depremin bile bir kavmi yoketmenin kızgınlığı, ilahın cezası olarak ancak ifade edebilen bir insan nasıl korkular üretebilird ki, 1400 yıl öncesine göre elbette, bu gün deprem ölçer cihazlara vahiy gelmiyor değil mi? Somut tarih olaylarında evrensellik yoktur, dönemi kapandığında oda evrenselliğini yitirir. 1400 Yıl meselesinde ise ben sürekli şunu söyledim, 1400 yıl öncesinin çöl kuralları bu günün insanına önderlik edemez dedim. bunun zamanla, ziyanla yada din ile alakası olsa ne olur, olmasa ne olur, kaldı ki, söylediğim yerler tamda davranış kuralları üzerine, insana insandan verilen cezalar üzerine(recm, hırsızlık vs). Kaldı ki ben o yazıda, zinanın resmisi ile gayrıresmisinin, hırsızlığın resmi ve gayrıresmisinin olduğunuda söyledim, 1400 yıl önce gayrı resmilere kesin-öldürün diyen anlayış(1400 yıl öncenin çöl anlayışı) kendi kurallarına göre gayrı resmi gördüğüne ceza kesmiş, öte tarftada gönülbirliği ile olana azap biçmiştir. Adaletsiz bir anlayıştır bu, cariyeye sünmekde zina yok iken, savaşlarda ganimet adı altında zavallı onca insanı kılıçtan geçiren bir hırsızlığı!! ve tecavüzü ne hırsızlık nede zina görmezken, mal gibi, insan alıp satarken (ganimetlerin ister KULLANIMLIK, İSTERSE satımlık olması gibi) bunda hiç bir mani görmemiştir. Kısaca 1400 yıl ile kasıt din çağa uysun demek değildir, zaten o sancılarlada olsa zamana uydurulmaktadır, tabu değişsede, ona sorgusuzca bağlı kalan bunun farkına kolay varamaz, çerçevesini çizemez ki, değişimini görebilsin. Mezarından 1380 yıl önce yaşamış birisini kaldırıp getiremeyeceksiniz... *Bunlar uzun sorgulamalar ve korkmadan üzerine gitmekle mümkündür. Tabuya taptığınız sürece o ha yoğurda siyah demiş hada siz öyle demişse öyledir demişsiniz, hiç bir farkı yok, yoğurdunda önemi yok, tek önemli olan o ne demişse doğrudur, hiç bir şey söylemese ne farkederki, asıl sorun öyle demişse öyledir dediğiniz sizden 1400 yıl daha geride ve daha yerleşik toplum düzeninin dahi oturmadığı bir toplumsal kültürden gelmektedir. O halde Mevzu din olsa ne olur olmasa ne olur, din bir istisna değildir ki onu istisna kabul *edebilelim ve her dönem için evrensel ilan edelim(bu çelişkinin has çelişkisidir), diyelim ki o istisnadır, onda bütünleşen KURALLAR bu güne önderlik edebilir diyelim, belge belli değil mi buyrun hazır bilgi elinizde çözün tüm kainatı?

Din insanın tabusundadır, orada yaşar, yaşatılır, tapar, tapılır, sorgulamanın ve çelişkinin olmadığı şey ancak tabudur, kaldı ki sorgu ve çelişkinin olmayacağı bir şeyin varlığı ise zaten çelişkinin kendisidir. Dini incelerken sadece islamiyet olarak yaklaşmamalı, insanlığın tüm çağlarından ve tanrılardan bakılmalıdır, anlam buradan çıkartılacak ve, acaba ben niye ve neye tapıyorum demeyecekseniz, 2000 yılında olmanızın yada olmamanızında bir önemi yoktur.

"Yani bu görüşe göre insanlar dine değil,din insanlara uymalıdır. ŞİA" Hayır din insanlara önderlik edemiyor, kısaca onlardan daha geriye düşüyorsa, din hiç bir şeye uymamalı, insan onu terketmelidir. Evrenselliğini kaybeden her şey çağıyla birlikte yok olmaya mahkumdur. *O yüzden insanların dinleri uyabildiği kadar uymuş, uymadığı ölçüde yerini yeni dinlere bırakmıştır, ama insanın bilgi ilerleyişi, *yazıyı ve kağıdı, kalemi, kullanımının böylesine yüksek bir noktaya gelmesi son dinleri dahada etkili ve kalıcı kılmıştır, tabi birde görünen tanrıların yerini görünmeyen bir heryerde olan hiç bir yerdedir almıştır. eni sonu insanlık din olmayana da gidecektir, beni 3000 yıl öncenin Yağmur tanrısı ne kadar korkutmuyorsa, 1400 yıl öncenin ilahıda o kadar etkilemiyor, davranışlarımdan bilincim ve düşünceme kadar bana önderlikte edemez, edemiyor, helede kitabın büyük çoğunluğu tehditler, hurafeler ve korku ile örülü olsa bile.
Din zamana uyamaz, uyması gereken uygulamalarıdır ŞİA. Uygulamalar zamana uymuyorsa, helede bu dini uygulamalar ise ne denmesini bekliyorsun ki? Dindir ne derse yeridir demeyi, herkesin amentüsü görmek gibi bir lüksünüz olabilir mi? Uygulamalar da 1400 yıl öncesine uymak mümkünse bana göre değildir ve ben her uygun başlıkta bunu dile getireceğim. Dindir her ne derse doğru değildir, doğru söyledikleride vardır buda kanıt değildir. zaten ne demişse 1400 yıl öncenin bilimi ve bilgisi ayrıca kültürü ile söylemiştir, gerisi söylenceden ibarettir.

mertcan 16-06-2006 00:42

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Alıntı:

ŞİA";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 35872)
Sayın Mertcan, mesele doğuda ve batıdan eşcinselliğin, zinanın olup olmaması meselesi değildir.Mesele eşcinselliğe doğuluların ve batılıların nasıl baktığı meselesidir.Elbetteki eşcinsellikten tutunda her türlü sapkınlık her toplumda vardır.Hatta Kuran'da dahi Lut kavmi homoseksuel olarak bilinmekdedir.

Asıl sorun sizin eşcinselliği sapkınlık olarak algılamanızda. Bu yargıya kendiniz bireysel olarak ulaşmış olabilirsiniz veya başka bir inançtan almış olabilirsiniz. Bu yargı sadece size aittir. Bana göre ise eşcinsellik sapkınlık değildir. Bu nedenle benim için "eşcinselliği yasaklayan İslam ahlaklı, hoşgören batı ahlaksız" argümanı geçersizdir.

Sizin eşcinselliği sapkınlık olarak görme nedeniniz büyük ihtimalle çocuklukta hiç farkında olmadan edinmiş olduğunuz bir önyargı veya inandırılmış olduğunuz dinin emridir. Eşcinselliğin sapkınlık olduğuna dair iddianızı rasyonel bir şekilde açıklayabileceğinizi zannetmiyorum. Bu yargı büyük bir ihtimal size empoze edildi. Kaynağı İslam olan yargınız doğal olarak İslam'a uymakta, batı değerlerine uymamaktadır.

Genel bir önyargıya da önceden cevap vereyim. Eşcinselliği savunmuş olmam, eşcinsel olduğum anlamına gelmez.

16-06-2006 02:25

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Sevgili Şia,
Doğru diyorsun.Hele bir de kesinlikle diyorsun.Zaten islam ülkelerinin çağa
uyum diye bir sorunları yok ki.Sen de onlara tercümanlık yapıyorsun.Ondan
sonra kalkıp da islamı yanlış uyguluyorlar martavalına da sarılma.Onlar da
aynen senin gibi düşünüyor.Bu düşünce sayesinde ne durumda oldukları da
ortada.Görünen köy kılavuz ister mi Şia?

liopleurodon 16-06-2006 10:26

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Homoseksüellik ayrı bir konu, başka bir topik açın, bakalım.. Ama şu çağa uymak meselesi, bu kadar sığ düşüncelere sahip insanlar nasıl da var olabiliyor, bu doğanın işi olamaz, doğa bu kadar garabetlik yapamaz diye düşündürttü bir an..

Şia, insanlar tarihin hiç bir döneminde bir şeyin doğru veya yanlış olduğuna takvime bakarak karar vermiş değillerdir. Zaman denen şey, hiç bir zaman neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söylemez. Eğer geleceğe yönelik bir öngürüde bulunursan zaman ilerler, gelecek gelir, öngörün gerçekleşirse, zaman seni doğrulamış olur, daha doğrusu, zaman bir sertifika basıp "Bu adamın dediği doğrudur" diye belge vermez, sadece gelecek gelmiş, dediğiniz çıkmış, kehanetiniz doğru çıkmış olur.

Göğe bakıp bulutları görünce yağmur yağacak demek aslen bir kehanettir. Fakat bu elbette bir bilgiye dayanan bir kehanettir. Ve yağmur yağarsa bu doğru çıkmış, zamanda seni doğrulamış olur, hepsi bu kadardır.

Peki X vaktinde doğru olan şey Y vaktinde nasıl yanlış oluyor? Zaman buna karar mı veriyor? Hayır. Biz kehanetimizden, güncel deyimle varsayım veya teorimizden, zaman geçip yağmur yağdığını gözlemek yoluyla bir sonuç çıkarıyoruz. Eğer yağmur yağmazsa, bizim bu bilgimiz yanlış demektir. Şimdi, atıyorum, 100 sene önce birisi elektronun bir parçacık olup protonun etrafında döndüğünü öngörüyor. Ama mevcut gözlem aletleri doğrulayacak bilgi yok. Zaman geçer, gözlem aletleri geliştirilir, bu işin öyle olmadığı ortaya çıkar. İşte zamanın bir şeyin doğruluğu, yanlışlığı üzerindeki tek etkisi budur. Zaman ilerledikçe bizim bilgi birikimimiz de artar. Bu artışa paralel olarak gözlem ve sınama kabiliyetlerimizde artar ve aynı bilgileri doğru, yanlış vs. olarak daha iyi sorgulayabilir hale geliriz. Bak, mesela, Mars'ta su var yok tartışması 60 yıldır yapılır. Ama ancak 60 yıl sonra marsta bunu arayabilecek bir alet yapma şansımız oldu. O günün gözlemleri marsta su olduğu yönündeydi. Ama 20 yıl sonraki gözlemler bunu yanlışladı. Günümüzdeki gözlemler ise çok evvel zamanda Mars'ta suyun sıvı halde olduğu yönünde.

Ve kendi kafanda bir ateist modeli var. Bir şeyin doğruluğunu zamanla kıyaslayan. Hayır, böyle bir şey yok. Bugün doğru olan, 1400 sene öncede doğruydu. Ama 1400 sene önce yaşayanlar bunun doğru olduğunu biliyor muydu? Örneğin, 9 yaşındaki bir kızı karı olarak edinmek yanlıştır. Gelişen tıp ve psikoloji bize bunu net şekilde göstermiştir. Ama bu 1400 sene önce bilinmiyordu elbette. Bu nedenle, 1400 sene önceki adet, kız çocuklarının evlendirilmesi yanlıştı. Fakat bu yüzden onları suçlayamayız, çünkü bu bilgi onlarda yoktu. Ama suçlayamayacak olmamız onların yanlış yapmadığı anlamına gelmez. Fakat, herşeyi bildiği söylenen ve belki bir 10000 yıl daha sürecek bir dini dikte eden tanrının bunu bilmediğini söylemek ki, kendisi herşeyi bildiğini iddia eder, bu abes olur. Eğer bu tanrı o yaşta evlenmenin sağlıksız olduğunu bilmiyorsa başka bir rezalettir, biliyor ama ses çıkarmıyorsa daha başka bir rezalet.

Din nedir? din her din için aynı şey değildir. İslam dini özelinde, din hayatın her adımına karışan bir kavramdır. Böyle olunca dinin çağa uyması zorunluluktur. Ve öyle de olmuştur. Din çağa uymuştur. uyacaktır. Açınız bakınız, 1400 yıl önce yazılmış ayetler bugün farklı yorumlanmaktadır, bundan daha açık bir uyum olabilir mi?

Ama bir başka tehdit, bağnazlık ve yobazlık dinin doğasında mevcuttur. Bu hususta ise, öğretiler gündemdedir. Diyorsun ki,
Alıntı:

Örneğin batıda zina oldukça yaygınlaşmıştır.Bir erkek cinsel arzularını tatmin etmek amacı ile,evli-bekar,akraba-akraba olmayan demeden bir çok kadınla ilişkiye girmektedir.Hatta bu işin iğrençlik boyutu o kadar hat satfaya ulaşmıştır ki,bu ilişki erkek erkeğe dahi gerçekleşmektedir.
Bu konuda, batı dediğin yer ile, doğu dediğin yerdeki istatistikleri biliyor musun? Yani, örneğin batıda bu hangi orandadır, doğuda hangi orandadır. Mesela, türkiye'de ensest çok yaygındır. Bilhassa amca oğlunun bozduğu bolca kız vardır. Dahası, babası tarafından düzülen oğlan ve kızlarda vardır. Ben doğuda da, batıda da bolca bulundum, ve inan bu açıdan bir fark göremedim. Fark, bir tarafta gizli kapaklı iken diğer tarafta aleni olması. Çünkü, batı bunun insanın doğasında olduğunu kabul edip, ayıp kavramından çıkarmış. Ama sanma ki, batıdaki sokaklar akrabasıyla düzüşmek için dolaşan insanlarla dolu. Ve sanmaki, bir ensest vakası batıda hoş karşılanır. Batıda da, akrabası ile ilişki kuranlar, evli iken ilişki kuranlar vs. gerçekten kınanır. Batıda da hiç bir evli insan eşinin başkası ile ilişkide olmasına razı olmaz. Sanırım sen batıyı, Bulvar, Tan gibi gazatelerden tanıyorsun. Ve sanıyorsun ki adamlar bali maymunları gibi, her üç adımda bir düzüşüyor..

Temel olarak, bilmediğin konularda ahkam kesiyorsun. Batı, kendi görenek ve adetlerine sahiptir. Bu adetlerin senin ahlak anlayışın uymuyor olması, bunların mutlak yanlış olduğu anlamına gelmez. Doğudaki pek çok adette batıda iğrenç karşılanır. Bu hususta dinin de etkisi yoktur. Afrika pek çok müslüman topluluk vardır. Ve anadan üryan gezerler. Çünkü adetleri böyledir. Ama o topluluklardaki hiç kimse, çıplak olmayı bir utanç olarak görmez.

Doğru diye bir şey yoktur bu hususta. Sen kendi doğrularının mutlak doğru olduğunu düşünüyorsun. Ama diğerleri de bunu düşünüyor. Ben bir ateistim, ama karşıma bir ahu dilber çıkınca, tahrik olsam dahi karımı aldatmayı düşünmem. Halamın kızına sarkmayı da düşünmem. Bu benim ahlak öngörümdür. Aksini düşünenin ise, mutlka pislik yaptığını söyleyemem. Fakat, insan bireysel olarak yaşamaz. Bir topluluk ile yaşar. Eğer bulunduğum toplulukta, böyle yapmak ayıpsanmıyorsa, benim o insanları ayıplamam yakışık almaz. Siz işte bunu yapıyorsunuz. Dejenere olmak vs. diyorsunuz ama, bunun doğrusunun sizin söylediğiniz olduğu gibi bir yanlış içindesiniz. Onlara sorarsanız, dejenere olan sizsiniz..

ŞİA 17-06-2006 20:34

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Sayın Spartacus demişsiniz ki: * *Zaman ve toplumsal yaşama göre insan davranışlarıda değişir, görüyoruz ki, davranış üzerine evrensellik ancak içinde bulunduğu toplum ve zamana özgüdür. İnsanların korkuları dahi değişir ŞİA. Gök gürlemesini Tanrı hiddetlendi diye yerlere kapanan toplumları düşün bir, 1400 yıl önceye gidebiliyor, o dönemden edinilen bilgi ile dünyaya bakabiliyor iseniz, 2400 yıl geriye de gidebilmeniz gerekir. 2400 Yıl önce gök gürültüsünü tanrı(Güneş, yağmur tanrısı vs) nın hiddeti olarak algılayan insan, bu gün aynı korkuyu aynı şekilde hissetmektemidir? Yani davranış, yaşam biçimi değiştiği gibi, insanın korkularıda değişir, korkulara bagli İLAHLARIDA * *


*Sayın Spartacus sizin bu iddianızı savunan,Avusturyalı meşhur psikolog Zigmon Frayd'de korkunun Allah’a ve dine inancın kaynağı olduğunu savunmaktadır.Frayd’a göre “Allah insanların yaratanı değil mahlukudur.Gerçekte insanların zihinlerinde dini inançların oluşmasının asıl sebebi,bu olayların zararlarından korunma arzusudur.İlk insanlar zararlı olayların karşısında, içerisine düştükleri korku ve ıstıraptan kaçmak için ,gittikçe kudret sahibi,şuurlu ve tabiata hakim bir varlığa inanmaya başladılar.Böylece rica,kurban,ibadet,dua ve buna benzer şeyler, vasıtasıyla bu varlıkların muhabbet ve sevgisini kazanarak ,kendilerini tehlikelerden kurtarmaya çalıştılar.Dolayısıyla inancın esas kaynağı korkudur.

* * * *Oysa insanların bir kısmının korkudan dolayı Allah’a inandıklarını kabul etsek dahi,bu Allah’ın olmadığına delil olamaz.

* * * *Cevap 2:Tarih dini getiren ve insanları Allah yoluna davet eden insanların daha cesur olduklarına tanıklık eder.Örneğin İbrahim (as) tek başına Nemrud’a,Musa (as) Firavun’a İsa (as) kendi döneminin krallarına baş kaldırmıştır.Hz Muhammed (sav) 10 sene müşriklerden eziyet çekmiş,8 senesi savaşmakla geçmiştir.Fakat buna rağmen hiçbir peygamber davalarından ömürlerinin son nefesine kadar vazgeçmemiştir.Kısacası tarihi tecrübeler bizlere kim daha imanlı ise o daha cesaretlidir neticesini vermektedir.
Neticede bu felsefeye göre kim daha korkaksa onun daha çok imanlı olması gerekir.Fakat günümüzde ve tarihte korkak olupta Allah’a inanmayan birçok insan mevcuttur.

Cevap 3:İddiaya göre ilk insanlar içerisine düştükleri korku ve ıstıraptan kaçmak için tabiata hakim bir varlığa inanmaya başladılar.Oysa ilk insanların korku esnasında ,yaratıcıya sığınmaları yani ilk insanların korku sayesinde Allah inancına sahip olmaları sosyolojik açıdan imkansızdır.Zira anne ve babası olduğu inancına sahip olan bir çocuk ,korku esnasında anne veya baba diye feryad edebilir ve korku esnasında anne ve babasına sığınma ihtiyacı duyabilir.Ancak abisinin olmadığına inanan bir çocuk korku esnasında abi diye feryad edip olmayan abisine sığınma ihtiyacı duymaz.Veya Ahmed ve Mehmed isminde iki arkadaşın ormanda yürüdüğünü düşünün.Mehmed’in önüne aniden yırtıcı bir canlı çıksa Mehmed,Yusuf bana yardım et diye bağırmaz.Şayet Mehmed’de Yusuf’un yanında olduğuna dair bir inanç yoksa ,korku esnasında Yusuf’u çağırmaz.Bu örneklerden şunu anlıyoruzki korku fiili sığınma fiilinden önce gelen bir histir.Eğer kişinin daha önceleri bilinç altında sığınacak kimsesi yoksa , korku hissi kişiyi olmayan sığınaklara yönlendirmez.Buda gösteriyorki insanlar önce yaratıcıya inanmışlar, daha sonra ise korku esnasındada yaratıcıya sığınmışlardır.

Cevap 4:Korkuda şefkat,sevgi,heyecan,hüzünlenme gibi bütün insalarda bulunan ve fıtrattan kaynaklanan bir duygudur.Eğer denildiği gibi korku insanları Allah’a yönlendiren Allah inancına sahip olmalarına vesile olan bir duyguysa, bu durumda içlerinde korku olan bütün insanların Allah’a yönelmeleri gerekir.Zira deprem gibi insanları korkutan doğal afetlerde inaçlısıda, materyalistide, alimide, cahilide kısacası herkes canını kurtarma telaşına kapılarak bulundukları mekanları terkederler.Örneğin İzmit depreminde inançlılar binaları terkederken metaryalistler binaların içerisinde kalmadılar,onlarda bütün insanlar gibi canlarını kurtarma telaşına kapılarak sokaklara döküldüler, inananlar gibi sokaklarda yattılar.Buda bize metaryalist insanların içerisindede korku hissinin olduğunu ,şayet korku insanları Allah’a inandırmaya sefk ediyorsa materyalistlerinde *Allah’a inanmaları gerektiğini bildirmektedir.Yani sizin felsefenize göre gece karanlığında korkutucu bir ormana giren bir materyalistin,sabaha ilahiyatçı olarak gelmesi gerekir.

Cevap 5:Eğer Allah inancının kaynağı tabiat olaylarından korkmak olsaydı tabiat olaylarının kontrol altına alındığı günümüzde insanların Allah inancına sahip olmamaları gerekirdi.Bugün Japonlar deprem,sel,yıldırım çarpması gibi bazı tabiat olaylarının önlemini aldıkları için Japonların inançsız olmaları gerekirdi.Şayet bu iddianın bir delili olmuş olsaydı şuana kadar sosyolojik çalışmalar bu gerçeği su yüzüne çıkartırdı.

Cevap 6:Ömrünün uzun bir dönemini materyalist olarak geçiripte daha sonraları Allah inancına sahip olan bir çok insan olmuştur.Eğer iddia edildiği gibi Allah inancı insanların cehalet ve korkularından dolayı kazanılmış bir olgu ise o zaman materyalistlerin korkusuz *ve cahil olmadıklarını kabul etmek gerekir.Mademki iddia edildiği gibi Allah inancının temeli korku ve cehalete dayanır.O zaman nasıl olurda korku ve cehaletten uzak olan materyalistler ,korku ve cehalet sayesinde elde edilen bir inanca sahip olurlar.?

Cevap 7:Esasında bu itirazda bulunanların,materyalizme yöneliş sebeblerinden bir tanesi “korku”dur.Zira ateistlerin Allah’a inandığı taktirde hayatı disiplin altına gireceği ,özgürlüklerinin kısıtlanacağı,maddiyattan uzaklaşıp lüks bir hayat süremeyeceği ,bazı sorumlulukların altına girceği korkusundan dolayı Allah’a inanmaktan korkmaktadırlar.ateistlerin bir kısmı Allah’a inanmaya dair kafasında şüpeler oluştuğunda ,sırf bu korkularından dolayı o düşünceleri silip kendilerini inanmamaya şartlandırmaktadır.

ŞİA 17-06-2006 20:45

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Sayın psiko, anlaşamadığımız husus şudur.Siz diyorsunuz ki, Allah insanların yaşadıkları çağa göre, bazı ayetlerin hükmünü değiştirmiştir.O halde din çağa uyar, çünkü bunu bilakis Allah yapmıştır.


Doğrudur..Katılıyorum.Fakat bizim tartışmamız bu değildir.Bizim tartışmamız, Din mi insanlara uyacaktır.Yani dinin değişimini insan mı sağlayacaktır, yoksa Allah'mı.Liop gibileri demek istiyorlar ki, bize göre yani çağın insanlarına göre bu doğrudur, şu yanlıştır.

Bizim tartışlmamız budur.Yâni bir şeyin doğru olup olmadığına insanlar mı karar verecek ve verilen karara din uymak zorunda mı kalacak.İstenen budur.Yani çağın insanları neyi hoş görüyorlarsa din onu hoş görsün, neyi hoş görmüyorsa din onu hoş görmesin.Yani liop gibilerinin düşüncesine göre insanlar Allah'a itaat etmesin, Allah insanlara itaat etsin.Çünkü bu insanlara göre bir şeyin doğru olup olmadığını, din değil, insanlar karar verebilir.Biz de diyoruz ki İnsanların sürekli geçmiş yaşantılarından pişman oldukları için “keşke şöyle yapmasaydım,keşke böyle yapmasaydım”dedikleri için,insanların bu pişmanlıkları kendileri için en ideal yaşam biçimini belirleyemediklerini gösterir.Bir kişi şayet belirleyemese toplum hiç belirleyemez.Zira toplumun her konuda hem fikir olması oldukça güç hatta neredeyse imkansızdır.Zaten toplumlar kargaşaya yer vermemek,fikir çatışmalarını önlemek için sürekli kendilerine bir baş,yani lider seçerler.Dolayısıyla dinin, yaşantısı pişmanlıklarla dolu olan insanların yaşam biçimine ayak uydurmasını istemek,oldukça akıl dışı olur.İkinci bir sebeb ise insanların geçmişlerinden pişmanlık duymaları,insanların kendileri kendi hayatlarını beğenmediklerini göstermektedir.Dolayısıyla kendi hayatını beğenmeyen insanların,dinin kendi yaşantılarına uymasını istemeleri oldukça akıl dışıdır.Dolayısıyla “din insanların yaşamına ayak uydurmalıdır düşüncesini”,insanların vicdanı ve aklı red eder.

ŞİA 18-06-2006 12:03

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Sayın Liop, çağımız İslam'ın nesini yanlış buldu.Yoksa çağımız İçki içmek, kumar oynamak, domuz eti yemek ,fuuş yapmak gibi bir takım fiillerin doğru olduğunu keşfedipte İslam'ı mı yalancı çıkardı.Bugün tahminim İslam'a en büyük saldırı dört eşlilikten gelmektedir ki, çağ insanı bunun bile tartışmasına devam etmektedir.


H.ş.29-8-,1340 tarihli İttilaat gazetesi hadiseyi şöyle aktarıyor.
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya Dul Kadınlar Cemiyeti,her kadının sıcak biryuva ve çocuğa kavuşma hakkının meşru yollarla gerçekleşebilmesi aöacıyla devletin birden fazla kadınla evliliğe izin veren bir kanun çıkarmasını istedi;ama ne yazıkki kilise bu haklı isteğe karşı çıktı ve sonuç hepimizin bildiği ve şuanda şahit olduğu üzere,bütün bir Avrupa’nın fuhuş ve ahlaksızlık batağına gömülmesi oldu.
30-40 yaşındaki kadınlar bir yana dursun,yirmi yaşındaki kzıları bile evde kalma korkusu sarmış durumda.Bu çağda kadın-erkek ilişkilerindeki sınırsız ve sorumsuz serbestiye rağmen evlenme ve sıcak bir yuvaya kavuşma arzusu,bütün genç kızların gönlünde yatmaktadır aslında.Bugün Almanya’da kadınlara tanınan onca hak ve serbestiye,onca iş ve refah imkanına rağmen Alman kızları mutluluk,güven ve huzuru evlilikte aramaktadırlar hala.
20-25 yaşları arasındakiler koca bulmakta pek güçlük çekmeselerde 40’ına yaklaşan kadınların koca bulması epey güç olmakta,hele elliden sonrakiler büsbütün yalnız kalmaktadırlar.Resmi istatiklere göre 32 yaşındaki kadınların sadece %50’si ve 40 yaşındaki kadınların sadece %20’sinin evlenebilme şansı bulunmaktadır.50 yaşındaki kadınlarda ise bu şans %5’e düşmektedir.
Bu şartlar altında sırf Almanya’da 40’ının üstünde olup kocasız kalan kadınların sayısı 6 milyonu aşıyor.Çünkü aynı yaşlarda bekar olan erkeklerin sayısı bu kadar değil;bu 6 milyon bekar kadına karşılık sadece 1,3 milyon bekar erkek var;yani her dört kadına bir koca düşebiliyor.
Diğer taraftan bu 1,3 milyon bekar erkeğin %13’ünün emeklilerden müteşekkil bulunduğu ve söz konusu bekar kadınların %97’sinin bir defa bile evlilik yapamamış olduğu dikkate alınacak olursa,evliliğe aday kadınlarla evlenebilecek erkek oranı arasındaki uyumsuzluğun ne kadar büyük olduğu kolayca fark edilecektir.Binaenaleyh genç erkeklerle evlenme şanslarının olmadığını gören bu 6 milyon kadının çoğu,çareyi yurt dışına gitmekte görmektedir.Nitekim istatistikle,yurt dışına giden Almanların %50’sine yakınının kendilerine koca arayan Alman kadınlar olduğunu gösteriyor!”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ünlü Alman filozof Arthur Schopenhuer,”Kadınlar Hakkında Birkaç Söz”adlı eserinde şöyle yazar:
“Çokeşli evliliğin yasal ve caiz olduğu bir dinin ümmeti arasında kadınların tamamına yakınının evlenme,çocuk sahibi olma ve böylece ruhsal ve cinsel açıdan meşru ve doğal ihtiyaçlarını karşılama şansı varken,kilisenin çokeşli evliliğe izin vermediği bizim Avrupa’da evli olmayan kadınlar evli kadınlardan kat kat fazla olduğundan nice kadın bir ömür boyu evlenme ve çocuk sahibi olma hasretiyle yanıp tutuşmakta ve bu şansı yakalayamadığı için hasretini mezara götürmektedir.Daha da kötüsü,cinsel baskı altında evlilik şansını yakalayamayan Avrupalı kızların çoğunun iffet ve namuslarını kirleterek bir ömür boyu vicdan azabıyla başı eğik ,rezalet ve pişmanlık içinde yaşaması ve her genç kızın en doğal arzusu olan evlenme ve anne olma duygusunu mezara götürmesidir.
Eşi müzmin bir hastalığa yakalanan veya kısır olan yada hamilelik ve doğuma elverişli olmayan bir erkek neden başka bir kadınla evlenemesin?Ne kadar düşünsemde havsalam almıyor bunu;hiçbir delil ve mantık da bulamıyorum bu yasakta...
Buna kilisenin makul bir cevap verebilmesi gerekiyor.Ama ne yazık ki kilisenin bana verebilecek makul bir cevabı yok!İyi kanun,uygulamaya konulduğunda insanların mutluluk ve saadetini temin eden kanundur,mahrumiyet ve komplekslere neden olan kanun değil...Bu geniş atmosferde elimizi kolumuzu bağlayıp bizi zincir ve prangalara mahkum eden,fesadı,ahlaksızlığı,namussuzluğu ve fuhşu körükleyen kanun hiç değil!...

İngiltere İrfan Hareketi Lideri Mrs.Anni Besant diyorki
“Batılılar,batıda çokeşli evliliğin olmadığını iddia etselerde,gerçekte vardır;hemde hiçbir sorumluluğu beraberinde getrimeyecek şekilde vardır!Zira batılı erkek bir süre sonra sevgilisini kendi haline bırakıp başkalarının peşine takılır ve terk edilen o kadıncağız kendisini sokakta buluverir;çünkü sevgilisisnin ona karşı hiçbir kanuni yükümlülüğü yoktur.Sokaklara düşen bu kadıncağızın feci halinin,evlenip anne olan ve kocasının himayesinde bulunan bir kadının haliyle kıyaslanamayacak kadar kötü olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur sanırım!
Batının büyük şehirlerinde gece yarıları sokaklarda başıboş gezen binlerce kadına baktığınızda,İslam’daki çokeşli evliliği kınamanızın ne kadar haksız olduğunu anlarsınız.Çokeşli evlilikte bir kadının meşru bir çocuğu ve sıcak bir yuvası vardır,evinde ve sokağında saygınlığı olan bu kadının,erkeklerin şehvetine kurban olup sokaklara düşmüş ve muhtemelen gayrimeşru bir çocukla hiçbir kanuni himayesi bulunmaksızın ortalıkta kalmış ‘modemite’ ve ‘mantalite’li batı kadınından çok daha mutlu,onurlu ve saygın olduğu inkar edilemez herhalde!”
Fransız araştırmacı ve bilim adamı Prof.Gustave Lebon şöyle diyor:
“Doğu inanç ve gelenekleri arasında çokeşli evlilik kadar batıda yanlış anlaşılan ve hakkında hata edilen bir başka uygulama yoktur.Doğuluların meşru ve doğru olan çokeşli evlilik uygulamalarının,batılıların riyakar ve gayrimeşru flört ve sevgili uygulamalarından daha kötü olduğunu söylemek hangi vicdana sığar sahi?!Bilakis,doğuluların meşru bir evlilik olan birden fazla kadınla evlenme uygulanmasının çok daha insani ve sosyal olduğu apaçık ortadadır.
* * * * * * *
Hukuk doktorasına sahip yüksek tahsilli bir bayanın bu konudaki tespitlerine katılmamak mümkün değil gerçekten”
“...İster ilk,ister ikinci veya üçüncü eş olsun,hiçbir kadın çokeşli evlilikten zararlı çıkmaz;bilakis, çokeşli evliliğin kanun ve hükümlerindede görüldüğü üzere, çokeşli evlilikten zararlı çıkan taraf kadın değil,erkektir aslında;çünkü erkeğin sorumluluğu ve yükü artmaktadır bu olayda.Bir kadını nikahlayan bir erkek hem kanuni,hem dini,hem vicdani,ahlaki ve insani açıdan ona karşı çeşitli sorumlulukları da üstlenmektedir.Mesela nikahladığı kadının ailevi şan ve onuruna yakışır şekilde onun geçim ve bakımını bir ömür boyu üstlenmiş olmaktadır;bir ömür boyu onun sağlığından ,hastalanması halinde bakım ve tedavisinden erkek sorumludur.Dahası,muhtemel ve mevcut tehlikelere karşı kadını korumak ve onun huzur ve güvenliğini temin etmek de yine erkeğin yükümlülükleri arasındadır.
Bu yükümlülüklerini yerine getirmeye yanaşmayacak bir erkek hem toplum ve gelenek bazında şiddetle kınanmakta,hem hukuki açıdan cezalandırılmakta ve sorumluluklarını yerine getirmeye mecbur edilmektedir.Bu tür bir davranışın dindede yeri olmadığı ve böylew bir erkeğin Rabbül Alemin’inc.c. hesap vereceği açıktır.
Çokeşli evliliğe,adeta kadınların itirazıymış gibi gösterilen tepkilerin çoğunun aslında herze erkekler tarafından sinsice yapılan telkinler olduğu ve çoğu kadınların bu gerçeği fark edemeyerek erkeklerin dolaylı şartlandırmaları neticesinde bu itirazları ikide bir tekrarlayıp durduğu bilinmelidir.Zira laubali erkekler çeşitli telkinler ve asılsız şüphelerle kadınları evlenmekten vazgeçirterek meşru ve kanuni olmayan yollarla ilişki imkanına zemin hazırlamaktadırlar.
Bu nedenledirki,bir erkeğin iki kadınla evli olması,eşleri açısından hiçbir cinsel sakınca doğurmamakta,ama salt ikinci kadınla evlilik cümlesine psikolojik olarak olumsuz telkinler yüklenerek,rahatsızlığa yol açması sağlanmaktadır.Bunun gerçek değil,erkeklerden kaynaklanan telkinlerin doğurduğu bir psikolojik rahatsızlık olduğu apaçık ortadır.Nitekim geçmişte çokeşili evlilik pekala yaygındı ve normal bir sosyal olaydı bu.Bir evde iki veya üç kadın kavgasız gürültüsüz yaşayabiliyordu,bu yaşantının canlı örnekleri bugün de yok değil;ama bugün geçmişten farklı olan şey,çokeşli evliliğin tasavvurunun bile erkekler tarafından yapılan bu şartlandırmalar neticesinde rahatsız edici bir şeymiş gibi görülmesi...Oysa,gerçekten olumsuz ve rahatsız edici olsaydı,geçmiştede uygulanmasının mümkün olmaması gerekirdi.
Bu itirazın yersiz olduğunun en önemli gerekçesi ise şudur ki: kadın ile erkek evlenmeden önce,kadın erkeğin ikinci bir eşle evlenmeme şartı koyabilir.Bu şartın kesilmesinden sonrada erkek ikinci bir eşle evlenemez.Kadınlarında erkeklere böyle bir şart getirmemeleri için hiçbir sakınca yoktur.

K.C. 18-06-2006 14:30

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Alıntı:

ama salt ikinci kadınla evlilik cümlesine psikolojik olarak olumsuz telkinler yüklenerek,rahatsızlığa yol açması sağlanmaktadır.Bunun gerçek değil,erkeklerden kaynaklanan telkinlerin doğurduğu bir psikolojik rahatsızlık olduğu apaçık ortadır.
Sn. ŞİA,
Üstteki cümlenizin günümüz gerçekleri ve kadın doğasıyla örtüşmediğini düşünüyorum.
İkinci kadın olmak yönünde kadının rahatsız olması erkeklerin bu yöndeki telkinlerine bağlanacak bir durum değildir. Açıkçası ben alaka dahi kuramadım. Erkek kendi menfaati olan bir konuda niçin aksi yönde bir telkinde bulunsun ki?

Kadın, doğası gereği erkeğini kıskanan ve paylaşmayı düşünmeyen bir yapıya sahiptir. Bir erkeğin telkiniyle bu konuda psikolojik rahatsızlık geçirmesi pek de mantığa uygun değil.

Almanya'daki ikinci dünya savaşı sonrası vermiş olduğunuz örnek çok istisnai bir durumdur. Kadın-erkek nüfusu arasındaki orantısızlıktan ve çalışmayan kadınların bakıma muhtaç olmasından kaynaklanmaktadır. Alman erkeklerin ilk eşlerine böyle bir sorunun yöneltilmesi durumu olsaydı daha objektif bir değerlendirme yapma şansımız olurdu. Zira, kendisine baktıracak erkek bulma peşine düşmüş bir kadın elbette çok eşliliği savunacaktır, başka erkek yok çünkü. Ancak kendisine bakıp koruyacak bir erkeğe sahip bir kadının çok eşliliği tasvip edeceğini hiç düşünemiyorum.

Hukukçunun açıklaması bana biraz taraflı göründü. Kadının değil, erkeğin zararı olur deniliyor ancak aynı gelirle 2 kişilik bir aileyi idare etmekle mesela 5 kişiyi geçindirmeye çalışmak arasında herhalde epeyce fark vardır. Evlenmekle erkeğin gelirinde bir artış olmayacağına göre oradaki açıklamalar bana biraz mantıksız göründü. Kadına düşecek miras payı açısından düşünürsek keza...

İkinci kadını, sadece ilki kısır çıktı, doğurma kabiliyeti yok diye almıyor erkekler. Hadislerde de dönemin yaşayışını görüyoruz. Araplarda evlenmek de boşanmak da Türk toplumunda olmadığı kadar kolay. Bizde boşanma kurumu onlar kadar gelişmiş ve baş vurulan bir kurum değilse bunun tek sebebi bizim örf ve adetlerimizdir. Türklerin, islamiyet öncesi tek eşli olduklarını ve yaşayışlarını da düşünürsek, tek eşliliğe, aile kurumuna ve kadınlara araplardan daha kıymet verir bir millet olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz bence.

Şamanist 18-06-2006 22:52

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Avrupa'da Amerika'da eşçinsel olmak çok daha zor.Adamlarla sürekli dalga geçilip hor görülüyor. Türkiye o konuda çok daha hoşgörülüdür. Batı dediğiniz ülkeleri gezip görseniz iyi olacak.

19-06-2006 01:40

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
ŞİA;
Cevap 7:Esasında bu itirazda bulunanların,materyalizme yöneliş sebeblerinden bir tanesi “korku”dur.Zira ateistlerin Allah’a inandığı taktirde hayatı disiplin altına gireceği ,özgürlüklerinin kısıtlanacağı,maddiyattan uzaklaşıp lüks bir hayat süremeyeceği ,bazı sorumlulukların altına girceği korkusundan dolayı Allah’a inanmaktan korkmaktadırlar.ateistlerin bir kısmı Allah’a inanmaya dair kafasında şüpeler oluştuğunda ,sırf bu korkularından dolayı o düşünceleri silip kendilerini inanmamaya şartlandırmaktadır.

Sevgili ŞİA;
Bu nasıl mantıktır.Kendin yazıyorsun kendin inanıyorsun.Benim ateizme yönelme-
min korkuyla hiç bir alakası yoktur.Tam tersine kendime olan öz güvenim beni
ateizme yönlendirmiştir.Asıl doğa olaylarındaki çaresizlik ve bunun getirdiği
korku insanı doğa üstü bir güce sığınmaya zorlamıştır.Bir zamanlar çok tanrı
yoluyla o da evrim geçirerek tek tanrıya dönüşmüştür.Bu tanrı bazı zamanlar
güneş,bazı zamanlar ay,bazı zamanlar putlar ve tüm bu aşamalardan sonra tek
tanrı kavramı olgunlaşmıştır.Put yaratmakta insan oğlunun üzerine yoktur.İnsan
böyle garip bir mahlukat.Kendi putunu yaratır ve yarattığı puta tapınır.Aynı
sizin allaha taptığınız gibi.Geçmişte de simdi nasıl allaha tapılıyorsa o
dönemin şartlarına göre çeşitli nesnelere tapılmıştır.İnsanlığın gelişim evre-
lerine göre bu tapınmalar çeşitlilik göstermiştir.Adam kalkmış orta çağda bir
kitap yazmış.O çağın kitabıyla karşımıza çıkıyorsunuz.Ve bu kitabı da allahın
sözleridir diye insanlara yutturmaya çalışıyorsunuz.Ve akabinde islam dini ke-
sinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildir diyorsunuz.Siz isteseniz de iste-
meseniz de islam dini çağa ayak uydurmak zorundadır.Kuran ve hadis yorumlarınız
bu düşüncemin açık bir kanıtı niteliğindedir.Ama bunu gel de anlat anlatabilir-
sen.Gerek ayetlerde gerekse hadislerde zorlanarak yorum yaptığınızı ve bazen de
gülünç durumlara düştüğünüzü görüyoruz.Hatta işinize gelmeyen hadislerde de
uydurmadır deyip kabul etmediğinizi de biliyoruz.Kalkmışsın japonya,ateistken
sonradan allaha inanan örneklerini vermişsin.Yani bu örneklerin konuyla ne
alakası var.Tüm japonlar allaha mı inanıyor.Benim gibi allaha inanıp sonra da
ateist olanlara ne dersin.Bunları geçiyorum şia.Yürüttüğün mantık yanlış bir
mantık.İkincisi korkunun insanları materyalizme yönlendirdiğini söylüyorsun.
Allahın yokluğu konusunda ateizmin en ufak bir kuşkusu yoktur.Dolayısıyla bu
konuyla ilgili en ufak bir korkumuz da yoktur.Kendine güveni olmayan ve sığınak
arayan insanlara mahsustur korku.Ama bir duygu olarak her insanda bir korku
duygusu vardır.Bunu kimse yadsıyamaz.Doğa üstü güçlerden dolayı bir korkumuz
yoktur.Ben yaşamımı kendi özgür iradem aklım ve mantığımla yönlendiriyorum.
Allaha benim yaşam alanımda yer yoktur.Çünkü ihtiyacım da yoktur.İhtiyacım
olsa dahi neyi değiştirir ki.Sadece bir avuntu.Sana sunu da söyleyeyim ateist
oluşumda bu durum da etkenlerden biri olmuştur.Kendi sorunlarımı kendim çöz-
meye çalışırım.Çözemediklerimi de kabullenirim.Çünkü biliyorum ki yaşam da
güzel yaşamak da güzel...Sonuç olarak ''YA VARSA''size ait bir öykü.İnancınız
korkuya dayalı.Söylemleriniz sevgi üzerine değil korku üzerinedir.Ben kutsal
kitabınızda hiç sevgi sözcüğüne rastlamadım.Hep allah korkusundan bahs edilir.
Cehennem korkusundan bahs edilir.Sence bu bir tesadüf müdür?El kol kesmek insan
ları korkutmak değil midir?Kalkmışın kendinize ait olan korkuyu biz ateistlere
mal etmeye çalışıyorsun.Olmayan bir şeyden biz niye korkalım ki.Değil mi Şia?..

pante 19-06-2006 16:10

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
İslam Dini çağa ayak uydurmak zorunda değildir. Bence de doğru.
Bunun karşısında;
Çağ, İslam dinine uymak zorunda mıdır? Hayır.
Bu durumda ne olur? Şimdiye kadar ne olduysa o olur?
Yani, geçtiğimiz çağa İslam Dini ve İslam ülkeleri uymak zorunda değildi ve uymadı.
Dolayısıyla çağın gerisinde kaldılar. Çağdışı kaldılar. Geri kalmış ülkeler arasında yer aldılar. En az özgürlüğün, en insan haklarının, en az demokrasinin, en az teknolojinin, en az bilimin, en az uygarlığın yer aldığı ülkeler, İslam dinine sahipti. Bunun yanında en çok çocuk ölümünün yaşandığı, en çok kadınların zulüm gördüğü, en çok cinayet işlenen, en çok hırsızlık yapılan, en çok işsizlik çekilen, en çok yoksulluk yaşanan ülkelerdi İslam ülkeleri.

Dolayısıyla çağa ayak uydurmama büyük bir bağnazlık, gericilik ve yobazlıktır.
Ben Aldostu kardeşimiz gibi "Sakın alınma" diyemiyeceğim Şia. Alın, rahatsız ol, tedirgin ol çünkü başka bir yolu yok. Üzülmezseniz, rahatsız olmazsanız bu tutucu zihniyet yıkılmayacak, yıkılan İslam ülkelerinin halkları olacak. Halklar yıkılacağına siz yıkılın. Sizin zihniyetiniz yıkılsın..

hiramusta 19-06-2006 17:00

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Bence biz Müslümanlar çağa uymak yerine yeni bir çağ yaratmamız gerekmektedir.Bu bize daha uygundur.Fatih'in İstanbulu fethettiği yaşı geçeli çok olmuştur netekim.:)

liopleurodon 19-06-2006 17:07

Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
 
Evet, çok doğru, ilkel bedevi adetlerinin olduğu, kadınların anayasa ile insan olmaktan nehyedildiği bir çağ yaratın da rahat edin.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:45 .