Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Bir Vatan Haini: Said Nursî (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2605)

exclusive 18-08-2006 18:46

Bir Vatan Haini: Said Nursî
 
http://www.geocities.com/fettosh/Kusaid.jpg
“Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün”

Bir Vatan Haininin Portresi: Saidi Nursi (Saidi Kürdi, Bediüzzaman)

1877 yılında Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğan ve 24 mart 1960 tarihinde ölen ve bidayette Saidi Kürdi diye anılan bu şahsın esas gayesi, Türklüğü tahrif ederek ayrı bir Kürt devleti kurmaktır. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını gerçekleştirmek için etkinlik göstermiştir.

Doğduğu bölgeden İstanbul'a gelen Said-i Kürdi, 31 Mart ayaklanmasına katılmış, Milli mücadele döneminde Kürt Teali (Teali-i Kürdistan) Cemiyeti kurucuları arasında yer almıştır.

(kaynak 1971 Tarihli Marmara Brifingi: Orgeneral turgut Sunalp, Korgeneral Abdurrahman Ergeç, Tümgeneral Recai Engin, Tümgeneral, Memduh Ünlütürk, Tümgeneral Fazıl Polat, Kur. Alb. Fikret Küpeli...)

Bu zamandan 1950'ye kadar risaleleri yaymaya ve cemaatini büyütmeye devam etmiştir.

1950 sonrasında yazmış olduğu risalelere dayanan cemaatini iyice güçlendirmiş ve bu dönemki DP hükümeti le işbirliğine girmiştir. Atatürk'ün başlattığı toprak reformunu yarıda bırakarak bölgesinin ağalara ve şeyhlerin elinde kalmasında büyük pay sahibi olan Said-i Nursi zamanın iktidarı Adnan Menderes ("istersem kütüğü bile milletvekili yaparım" diyerek TBMM'yi yani halk iradesini aşağılayan, Bakanlar Kurulunda "siz isteseniz şeriatı bile getirirsiniz" diyerek esas amacını açıkça ortaya koyan, ünlü Kominist Tevkifatını yaptıran, Üçüncü defa seçilemeyip iktidarı kaptıracağını anladığında yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplayacak bir komisyon vasıtasıyla kendisine muhalefet eden herkesi koministlikle suçlayıp, kominist olduğuna karar verip, idam cezası hükmederek ortadan kaldırmayı planlamış ancak genç subaylarımızın yönetime el koymasıyla bu hayallerinden ve canından olmuş "demokrasi şehidi"(!) başbakanımız) tarafından eli öpülmüş, el üstünde tutulmuştur.

Kürt Teali (Teali-i Kürdistan) Cemiyeti

1. Dünya savaşında yenilince yurd emperyalistler tarafından daha önce yapılmış anlaşmaya uygun olarak işgale başlandı. Ülkenin her yerinde Yunan ayrılıkçısı, Ermeni ayrılıkçısı Kürt ayrılıkçısı cemiyetler türemeye başladı.

Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Said-i Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.

Bu derneğin amacı, yabancı devletlerin kanadı altında, bir kürt hükümeti kurmaktı. İngilizler’in yardımıyla İstanbul’da kurulmuştur. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile birleşmeyi reddetmiştir.

Bir yandan işgalcilerle mücadele eden Ankara hükümeti bir yandan da İngiliz destekli gerici isyanları bastırmakta başarılı olunca Said-i Kürdi bu sefer Mustafa Kemal'le görüşmek için Ankara'ya gitti. Amacın şeriat devleti kurmak olmadığını, ulusal temele dayanan devlet kurmak olduğunu anlayınca bundan vazgeçti.

Bugün dahi Nurculukta cuma namazı kılınması farz kabul edilmez. Çünkü Said-i Kürdi'nin anlayışına göre ülke hala "müslüman" değildir. "Dar-ül harp"tir. Yani şeriatı getirmek için savaşılması geren topraklardır.

Bu anlayışa uygun olarak çıkan ve arkasında İngiliz desteği olduğu resmi belgelerle kanıtlanmış olan Şeyh Sait isyanına katıldığı için İstiklal Mahkemesince yargılandı ve birçok ilde sürgün yaşadı. İngiliz destekli bağımsız Kürdistan isteyen bu ayaklanma birçok şehrin yıkımına, ordunun büyük ölçüde kayıp vermesine ve misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan Musul ve Kerkük'ün İngilizlere kalması ile sonuçlandı.

Nur cemaati'nde ATATÜRK'ün "Öküz aleyhisselam", "Beton Kemal", "Deccal" gibi isimlerle anılmasının arkasında bu şeriatçı ayaklanmaların uğradığı hezimetler yatmaktadır.

Sadi Nursi'nin Türk Düşmanlığı ve Kürt Milliyetçiliği

Kürt Sait risalelerinde Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu söylemekte ve soydaşlarımızı *"akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) *olarak tabir etmektedir.

Saidi Nursi’nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" adlı eserinde açıkça ayrılıkçı Kürtçülük yapmakta, Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye şu sözlerle davet etmektedir:

"Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir."

Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit’e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği için Kürdistan olarak adlandırılan bölgede 3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin Kürtçe eğitim görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Her ne kadar Türklük akımlarını engellemekteyse de, Türk toprağını kendi eliyle teslim edecek kadar Vahdettinleşmemiştir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi’yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır. Said, “Zalimler için yaşasın cehennem!” sözünü Abdülhamit için söyler.

Cumhuriyet’in ilanından sonra da Kürtlerin isyan dalgası devam eder. Said-i Nursi de bu isyanlara katılır. “Biraderi azamım” dediği Şeyh Sait’in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, “Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür” sözü Said-i Nursi’nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir. Şeyh Sait Türk Ulusu’na karşı bu hainliğinin bedelini darağacında sallanarak öder. Said-i Nursi bunu asla unutmaz. Hasta yatağında yatarken şimdi Hakpar Başkanı olan Abdülmelik Fırat’a “Biraderi azamım Şeyh Sait’in öcünü alacağım.” der.

MUSTAFA KEMAL için "Deccal-i Sağır Süfyan" diyen Saidi Nursi'ye ve onun risalelerine karşı Osmanlı İmparatorluğu Sabık Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri'nin kaleme aldığı reddiyeden bazı bölümler:

"SAİD’in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu
hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatı hakikiye
zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır.
...
Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez,
seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış,
felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen
yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır.
...
Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii
gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı
yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen
Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini,
bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53)
...
İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime
ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son ihtar olarak yazdım.
Damarında bir damla Türk
kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu
ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü"


Bu yazıyı daha uzatmak mümkün ancak böyle akıllara zarar, yarı deli bir vatan haini için parmaklarımı fazlasıyla yorduğum kanaatindeyim. Kaynak isteyen olursa Google'dan "saidi kürdi" diye aratsın. 849 sitenin yarısında bol miktarda kaynakla kürt sait gerçeği aktarılmış, diğer yarısında da saidi nursinin ne kadar kusursuz, ne kadar olağanüstü bir insan olduğunu şeklindeki iddiaları okuyabilirsiniz...

Tabi Saidi Kürdi'nin övüldüğü bu siteler de kendi içinde ikiye ayrılıyor. Yarısında Kürt Sait'in bölücü Kürt Milliyetçisi yönü tamamen reddediliyor ve İstiklal Mahkemelerinde yargılanırken korkudan söylediği Türklüğü yücelten sözleri, sanki onun her zamanki söylemleriymiş gibi gösterilerek ön plana çıkarılmaya çalışılıyor.

Saidi Kürdi'yi öve öve bitiremeyen diğer yarıda da (www.kurdislam.com gibi) hem ne kadar mucizevi bir islam alimi olduğu, hem de en az Abdullah Öcalan kadar kahraman(!) bir kürdistan mücahiti olduğu şeklindeki yorumlar Türkçe ve Kürtçe olarak aktarılıyor...

Son olarak link yerine bu kadar çok copy-paste yaptığım için özür dilerim. Aralarında PDF dökümanlar da olan pek çok farklı yerden derlediğim için böyle oldu.

sevdayolubu 18-08-2006 20:01

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
bu yazılar ve eleştiriler *sadece ego tatmin içindir ve bir müslümanı kızdırmak için yazılmış boş kelimeler ben de bir mümin olarak *diyorumki
sen sadece kendini tatmin et sen inan sen bu şekilde kabul et .ama *unutma cezasız kalmaz ve bu sözler sadece bu sayfada sanal olarak kalır.
ALLAH herşeyi görür hesapta yakındır
evet üyeler islamı sevmediğiniz istemediğiniz açık ve net olarak ifade etmektesiniz.
ama malesefki *her zaman herkezin sevmediği kişiler *davranışlar olabilir. *bence bu site tamamı ile ego tatmin etmekten başka bir *işe yaramayacaktır.sizlerde sadece egolarınızı içinizdeki kini burada boşaltıyosunuz anlaşılan budur.sizde inanmıyorsunuz öyle değilmi bu şekilde bir yere varılamayacağını.islam ayrıca çok zor şartlarda kurulmuştur. eğer ateizm *güçlü olsa idi ozaman
islam kurulamazdı.ama unutmayın bu zamanda hiç ama hiç islam yıkılamaz terör deselerde ne derlerse desinler ne yaparlarsa yapsınlar *ALLAH nurunu tamamlayacaktır.ayrıca size sormak isterim nereye koşuyorsunuz nereye size ne fayda sağlayacaktır. *eleştiri ve yorum *sadece bir fikirdir. ama *ezan susmaz .islam yıkılamaz siz inanıyormusunuz

exclusive 18-08-2006 20:32

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
çok acaip şeyler söylemişsin...

yani bu site ego tatminiyse senin ne işin var burda?

Ayrıca elbette islam da, nasıl tarih boyunca binlerce din gelip geçtiyse, günü gelince tedavülden kalkacaktır. Siz islamın sonsuza kadar ya da hiç olmassa insanlık sonuna bile devam edemeyeceği gerçeğini kabul edemessiniz tabi. Ra'ya, Apollo'ya, Zeus'a (ve daha adını sayamayacağım 500.000 den fazla tanrıya) tapanlar da bir gün dinlerinin, tanrılarının mazi olacağını kabul edemezlerdi.

Ateizm güçlü olsaydı islam kurulamazdı şeklindeki argümanın ilginç. Belki bu argüman doğrudur ama bence doğru olup olmaması çok önemli değil. Neticede 1400 yıl kadar önce ateizmin yaygın bir akım olmadığı, hatta çok nadir olduğu doğrudur. Ben bir ateist olarak ateizmin yükselişte olduğunu görüyorum ve bu gidişatı çok umut verici olarak nitelendiriyorum.

Nere koştuğumuzu ve ne fayda sağlayacağımızı sormuşsun. Ben yalanların çok faydalıymış gibi göründüğü durumlarda bile zararlı olacağını düşündüğüm için gerçeklerden yana olmak gerektiği kanaatindeyim. Dolayısıyla bir bedevinin uydurduğu yalanlara karşı gerçekleri savunuyorum. Ne şekilde fayda sağlar onu bilmem ama yalanlar muhakkak zarar verir..

servet 18-08-2006 20:44

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
evet ex, saidi kürdi bi vatan hainidir, ama molla takımı onun o yönünü ya görmemiş yada umursamıyor. o bir kürt milliyetçisiydi türk düşmanıydı.
ama bu memleket ne hainler gördü, şeyh sait gibileri köpek gibi darağaçlarında sallandırıldı. memleket düşmanı türk düşmanı ve ne kadar din bezirganı varsa istiklal mahkemelerinin gazabından kurtulamadı. atatürkün türkiyesi başbakanı bile sallandırdı, yok öyle hainlere papuç bırakmak. ötenin kafası koparılır. özal bile atatürke ve onun laik türkiyesine dil uzatmaya başlamıştı ama çok yaşamadı ecel aldı onu.

eternity 18-08-2006 22:58

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Anlam veremediğim bütün bunlara karşın binlerce türk genci nası bu adamın risalesini ezberliyo ve onu önder kabul ediyo.Bütün bunlar daha fazla teşhir edilip gençler bu gaflet uykusundan uyandırılamaz mı?

exclusive 19-08-2006 00:43

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Ben de anlam veremiyorum eternity. Ama sanırım alıştım artık çok garipsemiyorum. Hatta o hale geldim ki patlıcana ibadet eden, günde 80 vakit secde eden adam var deseler şaşırmam.

deli_cevat 19-08-2006 08:15

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
ya ben nurculara bu adamın böyle olduğunu anlattığımda yalan öyle şey mi olur kafirlerin uydurması saçmalık gibi cevaplar alıyom en son türkçü bi abim wardı aynı zamanda nurcuymuş *8O *nihal atsızın nurculuk denen sayıklama makalesini gönderdim bu adam burda yanılmış olmaz öyle şey dedi halbuki en ince ayrıntısına kadar said'in yazdıklarını felan herşeyi yazoyodu

M.rted 19-08-2006 21:33

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Merhabalar,

yazilanlarin hepsini okuyamadim, pardon.

Anladigim kadari ile S.N., kürt cikarilari icin mücadele ettiti icin vatan haini mis.

Ben Saidi Kurdi, Nursi yi fazla bilmem alakam yok idi, olmaz da umarim.
Ama adam kürtmüs, kürtcü olmasi bir türkün türkcü olmasi gibi abes veyahut dogal, nasil görürseniz.
Yani insan belirli bir kitle icin, magdur oldugunu düsündügü, veyahut kendince o kitleye bazi haklarin gerekdigini düsünen insan, hemen vatan haini mi oluyor?
Yani türk olmayan, Türkiye Cumhuriyet´i ile alakasi olmayan, onunla bir bag kuramayan, Türkiye´de yasadigi halde, ona karsi mücadele eden birsis, vatan haini mi oluyor?
Bence vatan haini, Türkiye Cumhuriyet´i ve onun vatandaslarin cikarlarina karsi, bireysel cikar icin, maddi psikoljik olsun, davranandir.

Türkcülük ateistin dini olmamali, hersey Türkcülük, Türkiye herseyin önünde olamaz.

Dedigim gibi S.N. ile alakam olmadi simdiye dek, olmasini da dilemiyorum ve umarim olmaz, Kürt de degilim, Türküm, bir Türk exmüslümanim.

Hem Türkiye´de azinliklarin bazi haklardan magdur edildigi, kürtlerin ana dilleri düne kadar yasak oldugu biliyorsunuzdur, trafik kanunu gibi degistirlidi, azinliklarin icinden bazi kisiler cikip, bunu degistirmeyi düsünmeleri, hayal etmeleri, vatan hainligi mi, devletin yaptigi ne oluyor?
Yani kürtceni yillarca yasak olmasi ne acaba?

painkiller 19-08-2006 21:49

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
mürted söylediklerinin büyük kısmına kesinlikle katılıyorum...

ama burada eleştirilen bu insanın kürt olması ya da kürtleri savunması falan değil gnel üye profiline bakınca olamaz da...

bir gerçek var cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan kürt isyanlarının tamamı ingiliz kışkırtmaları sonucu çıkmıştır ve çıkış sebebi bir türk-kürt meselesi sebebiyle değil hakim güçler konumundaki feodal liderlerin işine gelmeyen gelişmeler sonucu halkı ayaklandırmaları ve ingilizlerle işbirlik yapmaları sonucu olmuştur ve said nursinin de bu isyanlarda kürtçülük fikrini savunarak büyük etkisi olmuştur müritlerine...şahsen türkçülük fikrine de dolayısıyla kürtçülük fikrine de yakın değilim...ama bazı gerçekler de göz ardı edilemez...

soro 19-08-2006 21:59

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
elli defa dedim son deyisim bu bilginiz yanlis.

painkiller 19-08-2006 22:05

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
sorogrenim yanlışsa düzelt...

soro 19-08-2006 22:16

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
o yanlisi nasil duzelteyim soyle oyle duzelteyim.bunun yolu ne.
isterseniz siz sizinkini ispatlayin.benim ispatim .6000 kusur sayfa kitaplar okuyun gorun

exclusive 19-08-2006 23:16

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Yani dönemi bizzat yaşamış bir şeyhülislam'ın bile bilgisi yanlış senin bilgin doğru...

Döneminde bir müslümanın ulaşabileceği en yüksek dini mertebede bulunan adam "bu şahsiyet ömrümü adadığım dinime ihanet etmiştir" diyor... Hadi herkes bir olmuş, dinden sapmış, islama sırt dönmüş, şeytana uyup böyle ilahi bir yarı-peygamberi reddediyor, peki ömrü hayatı islamdan ibaret olan insanlar da mı bu derece körleşmiş, şeytanlaşmış?

Hadi diğer belgeler, mahkeme tutanakları, tonlarca şey yalan. Şeyhülislamın reddiyesi de mi yalan?

O dönemde bu said-i nursi'ye destek veren tek aklıbaşında adam var mı? Onu ve Teali-i Kürdistan Cemiyeti'ni kendi amaçları için kullanan İngilizler dışında tek destekçisi kara cahil, okuma yazma bilmeyen, en alt tabaka, varlıksız, çoğunluğu ezilmiş insanlardan ibaret. Elbette onları hor görüyor, küçümsüyor değilim ama said-i nursi'nin ancak böyle insanların bu imansızlıkları sayesinde destek görebildiğini de anlamak lazım.

soro 19-08-2006 23:47

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
o seyhulislam kimmis.
nerede o yazdiklari.
esir edilmis bir baskentte egemen guclere ragmen neler soylemis bunlari bulup okuyalim sonra elestiririz.
t.d. da muftuymus.ne kadar eder onun soyledikleri din adina.
bazi din adamlari denilenlerin dedikleri dindarlari baglamaz ve dini tarif etmez.

soro 20-08-2006 00:04

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
bir alinti:


Ben Kürdistanda Kürdlerin hal-i perişa¬nını görüyordum. Anladım ki: Dünyevî saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacaktır. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mec¬rası ülema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ ülema-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsinler.
Zira, Kürdlerin zimam-ı ihtiyarı, ülema elindedir. O vesaik(174)ile devr-i istibdadda Dersaadet’e geldim. Saadet tevehhümüyle?! O vakitte şimdi münkasım olmuş ve şiddetlenmiş olan istibdadlar, umumen Sultan-ı Mahlu’a isnad edildiği halde; onun Zabtiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedâr etmedim. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O şefkatli sultana boyun eğmedim. Başka sivrisinekler (175) beni cebr ile değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir buçuk
senedir burada Kürdistanda neşr-i maarifi için çalışıyorum. Ekser İstanbul bunu bilir.
Ben ki bir hammalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve fakr-ı halden çıkarmadım. Ve dünya ile Gönülleşemediğim halde ve en sevdiğim mevki olan Kürdistanın yüksek dağlarını terketmekle millet için tımarhaneye, tevkifhaneye ve meşrutiyet zamanında işkenceli hapishaneye düştüğüme sebebiyet veren öyle umûrlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyledim ki; bu dehşetli mahkemeye girdim!..

___________________________________________
174 Yeni yazılarda “ve o saik ile” şeklindedir. –Naşir–
175 İttihadçılara bakıyor. –Müellif–






Ey tabaka-i havas! Biz avam ve ehl-i medrese, sizden hakkımızı isteriz.
S- Ne istersin?
C- Sözünüzü fiiliniz tasdik etmek, başkasının kusurunu kendinize özür göstermemek, işi birbirine atmamak, üzerinize vâcib olan hizmeti¬mizde tekâsül etmemek, vasıtanızla zayi’ olan mâfâtı telafi etmek, ahva¬limizi dinlemek, hacatımızla istişare etmek, bir parça keyfinizi terketmek ve keyfimizi sormak istiyoruz!
Elhasıl: Ekrad ve ülemasının istikbalini temin etmek isti¬yoruz. İttihad ve Terakki mânâsındaki hissemizi isteriz. Üzerinize hafif, yanımızda çok azîm birşey isteriz.
S- Maksadını mübhem bırakma, ne istersin?
C- Câmi-ül Ezher’in kızkarındaşı olan, “Medreset-üz Zehra” namıyla dâr-ül fünunu mutazammın Kürdistan’ın merkezi hükmünde olan Bitlis’te ve iki refikasıyla Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir’de te’sisini... Emin olunuz biz Kürdler başkasına benze¬miyoruz. Yakînen biliyoruz, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saa¬detinden neş’et eder.







Tımarhanede Tabible Vaki’ Olan Bir Maceram
Ey tabib efendi’ Sen dinle ben söyleyeceğim. Cinnetime bir delil daha senin eline vereceğim, sual olunmadan cevab. Antika bir divane¬nin sözünü dinlemeyi arzu edersiniz. Muayenemi muhakeme suretinde istiyorum. Senin vicdanın da hakem olsun. Tabibe ders-i tıb vermek fuzulilik. amma teşhis-i illete yardım edecek noktalar hastanın vazifesi¬dir. Hem de istikbal sizi tekzib etmemek için dinlemenize lüzum görür¬sünüz, şu dört noktayı nazar-ı mütaalaya alınız!
Ve sonra yine tımarhanede iken verdiğim bâzı izahatın suretidir.
Birincisi
Ben Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Kaba olan ahvalimi Kürdistan kapanıyla tartmalı. Hassas olan medenî İstanbul mizanıyla tartmamalısınız. Öyle yaparsanız, mâden-i saadetimiz olan Dersaadet’ten önümüze sed çekmiş olursunuz. Hem de ekser Kürdleri timarhaneye sevketmek lâzım gelir. Zîra Kürdistan’ da en revaçlı olan ahlâk; cesaret, izzet-i nefis, salabet-i diniye, muvafakat-ı kalb ve lisandır. Medeniyette, nezaket denilen emir, onlarca müdahenedir.
İkincisi
Benim elbisem gibi, ahval ve ahlâkım da nâsa muhaliftir. Hak ve nefsülemri mihenk-i itibar ittihaz ediniz. Zamanın veya âdetin revaç ver¬diği bazı ahlâk-ı seyyieyi görenek vasıtasıyla numûne-i imtisal olmuş mikyas yapmmayınız. “Nemelâzım başkası düşünsün” feryad-ı meyyitaneyi vermek gibi.
Müslümanım, İslâmiyet cihetiyle mânen memurum; ve sadakatle mükellefim. Millete, din ve devlete nafi’ olan birşey düşüneceğim!
Üçüncüsü
Şâz ve nâdir olarak isti’dad-ı zamanın fevkınde çok kimseler gelip geçmiş. Nas ibtida onlara cünûn veya abes isnadından sonra sihre veya

-427-

hârikaya haml etmişler. Birinci ve ikinci noktanın mabeyninde olan tezad, cinnetime hükmeden zevatın delil ve müddealarında olan tezada îmâdır. Zîrâ ef’alleriyle demişler: “Divanedir. Çünkü her mesail-i müşküliyeye cevap veriyor. Böyle delil getiren delidir.
Dördüncüsü
Asabî adam, hususan benim gibi sinirli bir kimsenin telaş ve hiddet etmesi zarurîdir. Bâhusus bir fikr-i âliyeyi (Yani hürriyet-i şeriyyeyi) onbeş sene zihninde taşıyan ve bilfiil karîb olduğu zaman, yâni bir inkılâb-ı azîm ile kendini muhâtarada ve mehlekede görse, ve temaşa¬sın¬dan mahrûm kalsa, nasıl telaş ve hiddet etmesin? Hem de benden daha divane zabtiye nâzırıdır. Zîrâ benden daha hadîddir. Hem de bu cinnet-i muvakkataya müptela olmayan binde birdir.
*–Y*X*D²7!ö«r«V«B²'!ö›«Y«Z²7!¬*«G«5ö|«V«2 ö²w¬U´7«:ö°–Y*X²D«8ö¬‰@ÅX7!öÇu*6«:
Eğer müdahene, temellük, tazarru-u sinnurî, menfaat-ı umumiyeyi, menfaat-ı şahsiyeye feda etmek aklın muktezasından addedilmek lâzım gelirse; şâhid olunuz! Ben o akıldan istifamı veriyorum. Divanelikle –ki bence bir mertebe-i masûmiyet gibidir– iftihar ediyorum.
Dört nokta şüpheyi davet etmiş. Onları bilerek bazı hîkmet-i hafîye için yapmışım.
Birincisi
Şekl-i garîbîm. Bu muhalif libasımla makasıd-ı dünyeviyeden istiğ¬namı; ve âdât-ı beldeye adem-i müraattan özrümü; ve ahval ve etvarımı nâsa muhalefetini; ve münasebet-i zâhir ve bâtın ile tabiilik insaniyetimi; ve milletimin muhabbetini ilân etmek içindir. Hem de garîb mânâ, garîb bir lafz içinde olmalı. Tâ ki nazar-ı dikkati celbetsin. Hem de sanayi-i mahalliye revac vermek için bir nasihat-ı fiilî ediyorum. Hem de ken¬dimde bir meyl-i tecdidi göstermek; ve zamanın teceddüd edeceğine işâ¬ret ediyorum. Hem de Sultan Selim’e biat etmiştim.
İkincisi
Ulema ile olan münazaramdır. Onun sebebi İstanbul’a geldim, gör¬düm ki; sair şuabâta nisbeten medaris terakki etmemiştir. Bunun da se¬bebi; kitaba nazarla istinbat-ı mes’ele etmek olan isti’dadı, meleke-i

-428-
ilim yerinde ikâme olunmuş. Ve talebelerde adem-i münazara ve sual ve ce¬vap sebebiyle şevksizlik ve melekesizlik ve atalet gibi bazı hali intac et¬miş, sâir müntic-i taaccüb ve hayret olan ulûm-u ekvân, veya eğlence ile vakit geçirmeyi müntic olan fünûn-u hevesat, ve lezzat-ı hakikiyeyi mutazammın olan ulûm-u maksûd-u bizzat gibi, ulûm- u ilâhiye tahsil olunmaz. Bunun da ya bir himmet-i âli veya bir tevağğul-u tam veya mü¬sabakayı müntic olan sual ve cevap gibi bir şevk-i *kasrî ve haricî lâ¬zım¬dır. Veyahud taksim-ül a’mal kaidesine tatbîkan herbir talebenin istidaadına göre bazı fünun ile tevağğul etmeli. Tâ mütehassıs olsun, sathî olmasın. Zîrâ her ilmin *bir suret-i hakîkiyesi var. Meleke olma¬dığı vakit, bazı tarafı nakıs olan sûretlere benzer.
Bunun da çaresi ona müstaid olan bir fennî esas tutmalı. Ve buna münasib fünûnu; her birinden birer fezleke alınmalı ve o fenn-i esasın su¬ret-i hakikîsini mütemmim ittihaz etmelidir.
Zira herbir fezleke, bir sûret-i müstakilleyi teşkil etmiyor. Lâkin bir suret-i esasiyeyi tekmil edebilir.
Ey sözümü işiten talebe-i ulûm! Mektepliler gibi –ki onlar nakıs olan seleflerine hayr-ul halef olmuşlar– çalışalım ki evc-i kemâle vasıl olan seleflerimize hayr-ul halef olalım!..
Ben münazara ile bilfiil iki noktadan ikâz etmek istiyordum.
Üçüncüsü
Fuzûlilik olarak iki fikri beyan etmiştim.
Birincisi: Şu zaman-ı terakkide medeniyet-i hakikiyeyi teşkil eden İslâmiyet, medeniyet-i hâzıraya nisbetle terakki etmemiş. Bunun da en büyük sebebi; üç büyük şûbelerin ki; “cümlenin maksudu bir, amma ri¬vayet muhtelif,” masadıkına *muvafık; ehl-i medrese, ehl-i mektep, ehl-i tekyenin tebayün-i efkâr ve tehalûf-ü meşaribidir. Ehl-i medrese ehl-i mektebi bazı gayr-ı murad olan zevahirin te’viliyle za’f-ı akide ile ittiham ediyorlar. Bunlar ise berikileri fünûn-u cedîdeye adem-i vukufları sebebiyle nâkıs ve gayr-ı *mutemed addediyorlar.
Ehl-i medrese ehl-i tekyeyi; ibadet olan zikri, sebeb-i şevk vaz’ olunmuş olan bâzı mübah a’mal ve harekât –ki, avam ve câhil hataen iba¬det zannederler– halbuki bu zan batıldır. İbadet yalnız zikirdir. Hare¬kât,

-429-
mübah olmak şartıyla câizdir. Bu zann-ı avama binaen; bunlara ehl-i bid’at nazarıyla bakıyorlar. Bunların tefritiyle ve ötekilerin ifratıyla mü¬samaha kapısı açıldı. Bâzı bide’at, zikir ile ihtilat eyledi. Bu tebayün-ü ef¬kâr ve tehâlüf-ü meşarib ahlâk-ı İslâmiyeyi sarsmış ve terakkiyat-ı me¬deniyetten geri bırakmıştır.
Bunun da çaresi, mekatibde ulûm-u diniyeyi bihakkın okutmak, ve medariste lüzumsuz kalan hikmet-i atîkaya bedel bazı fünun-u lâzıme-i cedide tahsil olunmak... Ve tekyelerde mütebahhirîn ulemâ bulunmaktır. Bu takdirde şuabât-ı selase yekâhenin-i terakki olarak kat’-ı meratib et¬mek kaviyyen me’mûldür.
İkinci Fikir: *Vaazlara aittir ki; Bunlar müderris-i umumîdir. Bunla¬rın nasayihinda kendimce bir te’sir hissetmedim. Düşündüm, kasavet-i kalbimden başka üç sebep buldum.
Birinicisi: Asr-ı hâzırayı zaman-ı salifeye kıyasen yalnız tasvir-i müddea ve parlak göstermektir. Halbuki zaman-ı salifede safa-yı kalb taklid-i ulemâ hükümferma idi. Bunlara delil lâzım değil idi. Şimdi de herkeste bir meyl-i taaharri-i hakikat peyda olmuş. Bunlara karşı tasvîr-i müddea tesir etmez. Ancak tesir ettirmek için isbat-ı müddea ve ikna’ lâ¬zımdır.
İkinci Sebep: Bir şeyi terğip veya terhib etmekle, ondan daha mühim şeyi tenzil etmekti. Meselâ. “Bir gece iki rekat namaz kılmak, haccı tavaf etmek... Veya kim gıybet etse zina etmiş gibidir .”derler.
Üçüncüsü: Belagatın muktezası olan muktezayı hâle mutabık ve ilcaat-ı zamana muvafık söz söylemezler. Güya insanları eski zaman kö¬şelerine çekiyorlar. Sonra konuşuyorlar. Demek istiyorum ki; vaiz hem âlim-i muhakkik olmalı ki, tâ isbat-ı müddea etsin. Hem hakîm-i müdakkik, tâ muvazene-yi şeriatı bozmasın. Hem de belîğ-i muknî ol¬ması şarttır.
Dördüncüsü: Zihnim perişandır demişim. Halbuki bu cümleden maksadım; kuvve-i hâfızama nisyan tareyanı ve zihnimdeki sıkıntı ve ta¬biatımdaki tevahhuş muraddır. Hiçbir divane, ben divaneyim demediği için benim cinnetime nasıl delil olabilir. Hemde “ izhar” dan sonra üç mâh ders gördüğümü söylemiştim. İki cihetle şu söz şüpheyi davet eder. Ya hilâftır... Halbuki ekser Kürdistan bunun sıdkını bilir. Ya doğru ol¬

-430-
duğu halde; sen ey doktor dediğin gibi temeddüh ve gurur mîsüllü bir unsur-u cinneti îma eder.
Buna cevap: Bir ricâl-i devletin sualine karşı cevab-ı sevap vermek istemekliğimdir. Eğerçi temeddühü istilzam etmiş...
Şuurumda şüpheniz kalmadığı vakit, fîkrimde şüpheniz vardır zanne¬diyorum. Onu bir muha¬keme ile bu şüphe de zâil olabilir.
Zira gâyet serbest vahşi Kürtlerden olan bir adam, elmas gibi millete bir sadakat ve cevher gibi bir fikr-i âli sahibi olmadığı halde, nasıl bu zamanda bu kadar alâmet-i fârika ile hîle ve fikr-i fâsidini saklayabilir? Bence hîle, terk-i hîledir. Demek herkese müreccah ¬–çünkü kimseyi millete sâdık bulmadım– ve sâfi bir sadakatı kalbden hissetmişde bu gûna ah¬valde bulunmuş.
¬v[µTÅK7!ö¬v²Z«S²7!ö«w¬8ö*y*B«4³!«:ö ®_E[¬E«.ö®~I²8«!ö¯`¬=@«2ö²w¬8ö²v«6«:
Demek bizim doktorların fehmi hasta. Ve kendi raporlarıyla mecnun. Ve zabıta nâzırı da hiddeti için divanedirler.
Ey doktor! Sen iyi doktorsun. Evvelâ o bîçareleri tedavi et. Sonra beni.
Ey şu kelamıma nazar eden zevat! Eğer kelamımda dokunacak veya sizin zâif midenizde hazm olunmayacak sözler bulunursa, mazur tutu¬nuz! Çünkü divanelik zamanında söylemişimdir. Muhitim o zaman timarhanenin duvarlarıydı.
Muhitin tesiri müsellemdir. Zîrâ aK[9övV5!*öy9!Y<( ümmî vahşî yâni hür, Türkçe iyi bilmez bir Kürd bu kadar îfade-i meram edebilir ves¬selâm...
  
-431-

DEVR-İ İSTİBDADDA TIMARHANEDEN SONRA TEVKİFHÂNEDE *İKEN ZABTİYE NÂZIRI ŞEFİK PAŞA İLE MUHAVEREMDİR
Zaptiye Nâzırı:
Padişah sana selâm etmiş. Bin kuruş da maaş bağlamış. Sonra da yirmi otuz lira yapacak, dedi.
Cevaben:
Ben maaş dilencisi değilim. Bin lira da olsa kabul edemem. Kendim için gelmedim. Milletim için geldim. Hemde bu bana vermek istediğiniz rüşvet ve hakk-ı sükûttur.
Nâzır:
İradeyi reddediyorsun. İrade red olunmaz.
Cevaben dedim:
Red ediyorum tâki padişah darılsın, beni çağırsın. Ben de doğrusunu söyleyeyim.
Nâzır:
Neticesi vahimdir!...
Cevaben:
Neticesi deniz olsa, geniş bir kabirdir. İdam olunsam bir milletin kal¬binde yatacağım. Hem de İstanbul’a geldiğim vakit, hayatımı rüşvet ge¬tirmişim, ne ederseniz ediniz!... Bunu da ciddi söylüyorum: “Ben isterim ki; ebna-yı cinsimi bilfiil ikâz edeyim ki, devlete intisab, hizmet etmek içindir. Maaş kapmak için değildir.”
Hem de benim gibi bir adamın mil¬lete ve devlete hizmeti nasihatladır. O da hüsn-ü tesirledir. O da hasbî¬likledir. Bu da garazsızlık, o da ivazsızlık, o da terk-i menafi-i şahsîyledir. Binaenaleyh ben maaşın kabulünde mazurum.
Nâzır:
Senin Kürdistan’da neşr-i maarif olan maksadın, meclis-i vükelâda der¬dest-i tezekkürdür.

-432-

Cevaben:
Acaba maarifi te’hir, maaşı ta’cil edersiniz, ne kaide iledir? Menfaat-ı şahsiyemi menfaat-ı umumiye-i millete tercih ediyorsunuz.
Nâzır hiddet etti...
Ben dedim:
Ben hür yaşamışım. Hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan dağlarında büyümüşüm. Bana hiddet fayda vermez, nâfile yorulmayınız. Beni nefyedin, Fîzân olsun. Yemen olsun râzıyım. Siz de pîneduzluktan ve ya¬macılıktan kurtulursunuz. Ben de yüksekten düş¬mekle incinmekden kurtulurum.
Nâzır:
Ne demek istiyorsun?
Cevaben dedim:
Sigara kâğıdı kadar ince ve nizam namıyla bir perdeyi bu kadar feve¬ran-ı efkâr ve hissiyata karşı herkesin üstüne örtmüşsünüz. Herkes al¬tında sizin tazyikatınızla meyyit-i müteharrik gibi inliyor. Ben acemi idim, al¬tına girmedim. Üstüne düştüm. Suret-i telebbüsüm gibi ahlâkım da sakîl idi. Bir kere mabeynde yırtıldı. Şişli’de bir Ermeninin evine düş¬tüm. Orada yırtıldı. Şekerci Hanına düştüm. Orada da yırtıldı. Tımar¬ha¬neye düştüm. Şimdi de tarassudhaneye düşmüşüm.
Hâsılı: Siz de o kadar yamacılık yayamazsınız. Ben de incinirim.
¬p¬5!ÅI7!ö|«V«2ö*»²I«F²7!ö«p«KÅ#!ö²f«5
Hem de Kürdistan’da iken sizi iyi bilirdim. Bu ahval, sizin serairinizi bana iyi öğretti. Bâhusûs tîmarhane bu metinleri bana iyi şerh etti. Hem de bu hallere teşekkür ettim. Zîrâ su-i zan makamında hüsn-ü zan eder idim.

soro 20-08-2006 00:11

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
İSTANBUL’DA BULUNAN KÜRDLERE EDİLEN TELKİNAT
Ruhumu misafireten bir hamal cesedine gönderdim. Ve hamal lisaniyle hamallara hitaben beyan-ı hal ettim. Kusurumu müstear hamal¬lığıma bağışlamalı.
Ey hamallar! Sizin kalbinizde bu fikri ekiyorum. Zîrâ kalbiniz hâlî *ve bozulmamıştır.
«_XÅU«W«B«4ö®_[¬7@«'ö®_A²V«5ö«¿«(@«M«4 ö›´Y«Z²7!ö«¿¬I²2«!ö²–«!ö«u²A«5ö_«;!«Y«;ö|¬9 @«#«¶!
beytinîn ruhu sizden tecelli edecek kulak istemem, kalble dinleyiniz.
Gayet kıymettar üç cevherimiz var: Şeriat, namus, gayret lisanıyla muhafazasını bizden istiyorlar.
Birincisi
İslâmiyet ki, milyonlarla şühedanın kan bahasıdır.
İkincisi
İnsaniyet ki, insanı umum âleme sultan eden odur.
Üçüncüsü
Milliyetimiz ki, o âsar ile hay olan dahî seleflerimizle bir rabıta-yı ittihadımızdır.
Bundan maada bizim üç düşmanımız var, bizi mahvediyor:
Birincisi
Fakr!.. Yalnız burada Kürdlerden kırkbin hamal buna canlı delillerdir.

İkincisi
Cehil!.. Bu kırkbinden kırk nefer mürebbî-yi efkarî olan gazeteyi bu zaman-ı terakkîde okuyamamasıyla müsbettir.
Üçüncüsü
Keşmekeştir. Şimdi dörtyüz bin cesur muharib bir kuvve-i cesimeye malik olduğumuz halde, ihtilaf-ı dâhiliyeden dolayı mahvoluyor.
Şimdi bize üç elmas kılıç lâzımdır. Tâ ki, üç cevherimizi muhaafaza ve üç düşmanımızı da mahvetsin.
Birincisi
İttihad-ı millî...
İkincisi
Sa’yı insanî...
Üçüncüsü
Muhabbet-i millidir kî; bu ittihadla o kuvve-i cesimeyi hükümetin eline vermekle harice sarfettiğinden; kendimizi müstehakk-ı adalet; ve ona bedel hükümetten adâlet ve müterakim hukukumuzu isteyeceğiz. Altıyüz seneden beri bayrak-ı tevhidi umum âleme karşı i’la eden, ve is¬tibdada şiddet-i itaat, ve terk-i âdât-ı milliye ile ihtiyarlanan *bizim şanlı Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi peşkeş ve hediye edelim.
Ona bedel; onların akıl ve mârifetinden istifade edeceğiz. Ve asale¬timizi de göstereceğiz.
Elhasıl: Türkler, bizim aklımız...Biz de onların kuvveti... Mecmuu¬muz bir iyi insan oluruz. Hodserane yapmayacağız. Bu azmimizle başka unsurlara ders-i ibret vereceğiz. İyi evlad böyle olur. Hem de istibdad zamanında bir batman itaat etmişsek; şimdi on batman itaat ve ittihad lâ¬zımdır. Zîrâ, şimdi sırf menfaatı göreceğiz. Çünkü hükümet-i meşruta, hakiki hükûmet-i meşruadır. Elhasıl ittifakta kuvvet var.... İttihadda ha¬yat var. Uhuvvette saadet var. İtaat-ı hükûmette selâmet var. Hablül me¬tin-i ittihada, ve şerît-i muhabbete sarılmak zarurîdir.
–Said–

soro 20-08-2006 00:22

Saidi Nursi.
 
S- Anadolu aleyhinde çıkmış olan fetvaya ne dersin? (*)

Sti:89
C- Fetva-yı mahz değil ki, itiraz edilmesin. Belki kazayı tazammun eden bir fetvadır. Çünki fetvanın kazadan farkı, mevzuu âmdır; gayr-ı muayyendir, hem mülzem değil... Kaza ise muayyen ve mülzemdir. Şu fetva ise, hem muayyendir, kim nazar etse bizzarure muradı anlar. Hem mülzem olmuştur. Çünki avam-ı müslimîni onlar aleyhinde sevketmekte esbabın en âhiridir.
Mademki şu fetva, kazayı tazammun ediyor, kazada iki hasmı dinletmek zarurîdir. Anadolu da söylettirilmeliydi. Netice-i müddeiyatlarını aleyhlerinde olan davalarla, siyasiyyun ve ülemadan bir heyet tarafından, maslahat-ı İslâmiye noktasında muhakeme edildikten sonra, fetva verilebilirdi.
Zâten şimdi bazı hakaikte bir inkılab var. Ezdad isimlerini değiştirip, mübadele etmişler. Zulme adalet, cihada bagy, esarete hürriyet namı veriliyor.
S- Neden bu kadar (İ.G.Z.) den (*) nefret ediyorsun? Musalahasını da istemiyorsun?
C- Sebeb bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, manen ahlâkımıza vurdu

Sti:90
ğu darbedir. Çekirdek halinde olan secaya-i seyyieyi içimizde inkişaf ettirdi. Hayatın yarası iltiyam bulur; izzet-i İslâmiye, namus-u millînin yarası pek derindir.
Edirne Câmii’nde, bir İslâm hocasının lisanıyla, Venizelos gibi şeytan zalime dua ettirdi. Merkez-i Hilafette, müslümanlar lisanıyla hizb-üş şeytan olan (İ.G.Z.), Yunan askerlerini halaskâr, tathirci ilân ve karşısındaki güruh-u mücahidîni cani, zalim söylettirdi.
Acaba bir vâlide o dereceye getirilse ki, çocuğunu kendi eliyle öldürerek, müteessir olmayarak, parça parça etse, hiç mümkün müdür ki, onda hissiyat-ı âliye ve ahlâk-ı sâmiye intifa etmesin?..
S- Neden bu kadar (İ.G.Z.) siyaseti galib çıkar?
C- Siyasetinin hassa-i mümeyyizesi; fitnekârlık, ihtilaftan istifade, menfaat yolunda her alçaklığı irtikâb etmek, yalancılık, tahribkârlık, hariçte menfîliktir.
Bir adam kocaman bir binayı bir günde harab eder, bir taburu ihtilale verir. Şu alçak siyasettir ki (K.T.T.)ni (*) zahiren tel’in ettiği

Sti:91
halde, gizlice dehalet ediyor. Fenalık ve ahlâk-ı seyyie, siyasetine vasıta olduğu için, her yerde ahlâk-ı seyyieyi himaye ederek teşci’ eder. Şimdiki İstanbul hali şahiddir.
S- Anadolu’da pekçok zulüm ediliyor ve pekçok müslümanlar i’dam ediliyor. Neden böyle yapıyorlar?
C- Evet maatteessüf pek feci’ şeyler oluyor. Fakat asıl sebeb, mel’un mimsiz medeniyet, öyle zalimane bir silâh, şu harb-i vahşiyaneye vermiştir ki, o silâhın karşısında dayanmak, onun naziriyle mukabele etmek lâzımgelir. Şeşhane ile mitralyoza mukabele edilmez. İşte o silâh, o düstur ki, medeniyet harbin eline vermiştir. Ben de kendi gözümle Grandük Nikolaviç’in namına iki emri gördüm.
Der: “Askerimize bir köyden bir tüfenk açılsa, çoluk çocuğu ile imha edilecektir.” İkinci emri de: “Bir cemaatte bir adam, cephe zararına bize hıyanet etse, çoluk çocuğu ile imha edilecektir.”
İşte böyle ezlem bir düstur ile (İ.G.Z.) Anadolu’ya hücum ediyor.

soro 20-08-2006 00:25

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Esaretten geldikten sonra Hutuvat-ı Sitte gibi eserlerimle kendimi tehlikeye atıp, İngilizlerin İstanbul’a tasallutu altında, İngilizlerin başlarına vurdum.


Bir zaman İngiliz Devleti, İstanbul Boğazı’nın toplarını tahrib ve İstanbul’u istilâ ettiği hengâmda; o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Anglikan Kilisesi’nin başpapazı tarafından Meşihat-ı İslâmiyeden dinî altı sual soruldu. Ben de o zaman Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye’nin âzası idim. Bana dediler: “Bir cevab ver.” Onlar altı suallerine, altı yüz kelime ile cevab istiyorlar. Ben dedim: “Altıyüz kelime ile değil, altı kelime ile de değil, hattâ bir kelime ile dahi değil; belki bir tükürük ile cevab veriyorum! Çünki o devlet, işte görüyorsunuz; ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı, yüzüne tükürmek lâzım geliyor. Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!..” demiştim. Şimdi diyorum:
Ey kardeşlerim! İngiliz gibi cebbar bir hükûmetin istilâ ettiği bir zamanda, bu tarzda matbaa lisanıyla onlara mukabele etmek, tehlike yüzde yüz iken, hıfz-ı Kur’anî bana kâfi geldiği halde; size de, yüzde bir ihtimal ile, ehemmiyetsiz zalimlerin elinden gelen zararlara karşı, elbette yüz derece daha kâfidir.
Hem ey kardeşlerim! Çoğunuz askerlik etmişsiniz. Etmeyenler de elbette işitmişlerdir. İşitmeyenler de benden işitsinler ki: “En ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir!.” ²v*U[¬5«Ÿ*8ö*yÅ9¬@«4ö*y²X¬8ö«–:Çh¬S«#ö›¬HÅ7!ö«€²Y«W²7!ö Å–¬!ö²u*5ö (<62,8>) mana-yı işarîsiyle gösteriyor ki: “Firar edenler, kaçmalarıyla ölümü daha ziyade karşılıyorlar!”




Ben de bu otuz-kırk senelik hayatımı bilenleri ve Nur’un binler has şakirdlerini işhad ederek derim: İstanbul’u işgal eden İngilizlerin baş kumandanı, İslâm içinde ihtilaf atıp hattâ şeyhülislâm ve bir kısım hocaları kandırıp birbiri aleyhine sevk ederek itilafçı, ittihadçı fırkalarını birbiriyle uğraştırmasıyla Yunan’ın galebesine ve harekât-ı milliyenin mağlubiyetine zemin hazırladığı bir sırada, İngiliz ve Yunan aleyhinde “Hutuvat-ı Sitte” eserimi Eşref Edib’in gayretiyle

Ş:449
tab’ ve neşretmek ile o kumandanın dehşetli plânını kıran ve onun i’dam tehdidine karşı geri çekilmeyen ve Ankara reisleri o hizmeti için onu çağırdıkları halde Ankara’ya kaçmayan ve esarette Rus’un baş kumandanının i’dam kararına ehemmiyet vermeyen ve 31 Mart hâdisesinde sekiz taburu bir nutukla itaate getiren ve Divan-ı Harb-i Örfî’de, mahkemedeki paşaların “Sen de mürtecisin, şeriat istemişsin” diye suallerine karşı, i’dama beş para kıymet vermeyip, cevaben: Eğer meşrutiyet bir fırkanın istibdadından ibaret ise, bütün cinn ve ins şahid olsun ki; ben mürteciyim ve şeriatın birtek mes’elesine ruhumu feda etmeğe hazırım diyen ve o büyük zabitleri hayretle takdire sevkedip, i’damını beklerken beraetine karar verdikleri ve tahliye olup dönerken, onlara teşekkür etmeyerek: “Zalimler için yaşasın Cehennem” diye yolda bağıran ve Ankara’da divan-ı riyasette -Afyon Kararnamesinin yazdığı gibi- Mustafa Kemal hiddetle ona dedi: “Biz seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikirler beyan edesin. Sen geldin namaza dair şeyler yazdın, içimize ihtilaf verdin.” Ona karşı: “İmandan sonra en yüksek namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur.” diye kırk-elli meb’usun huzurunda söyleyen ve o dehşetli kumandan ona bir nevi tarziye verip hiddetini geri aldıran ve altı vilayet zabıtasınca ve hükûmetçe asayişin ihlâline dair birtek maddesi kaydedilmeyen ve yüzbinlerle Nur şakirdlerinin hiçbir vukuatı görülmeyen (yalnız bir küçük talebenin, haklı bir müdafaada küçük bir vukuatından başka) hiç bir şakirdinden bir cinayet işitilmeyen ve hangi hapse girmiş ise o mahpusları ıslah eden ve Risale-i Nur’dan yüzbinler nüŞa memlekette intişar etmekle beraber, menfaattan başka hiç bir zararı olmadıklarını yirmiüç senelik hayatının ve üç hükûmet ve mahkemelerin beraetler vermelerinin ve Nur’un kıymetini bilen yüzbin şakirdlerinin kavlen ve fiilen tasdiklerinin şehadetiyle isbat eden ve münzevi, mücerred, garib, ihtiyar, fakir ve kendini kabir kapısında gören ve bütün kuvvet ve kanaatıyla fâni şeyleri bırakıp eski kusuratına bir keffaret ve hayat-ı bâkiyesine bir medar arayan ve dünyanın rütbelerine hiç ehemmiyet vermeyen ve şiddet-i şefkatinden masumlara, ihtiyarlara zarar gelmemek için kendisine zulüm ve tazib edenlere beddua etmeyen bir adam hakkında: “Bu ihtiyar münzevi asayişi bozar, emniyeti ihlâl eder ve maksadı dünya entrikalarıdır ve muhabereleri dünya içindir, öyle ise suçludur” diyenler ve onu pek ağır şerait altında mahkûm edenler; elbette yerden

Ş:450
göğe kadar suçludurlar. Mahkeme-i kübrada hesabını verecekler!




sonra devam ederiz.
ingiliz meselesi boyle.
kurt meselesi de osmanlinin bir unsuru ve turklerin kardesi kivaminda ayri gayri yok.amma onlar da cahil birakilmayacak.hepsi bu.

deli_cevat 20-08-2006 00:33

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Gayet kıymettar üç cevherimiz var: Şeriat, namus, gayret lisanıyla muhafazasını bizden istiyorlar.

şeriat sizin için çok mu değerli

soro 20-08-2006 00:35

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
konu o degil burada amma yazilarin devaminda cevabi var.devam et okumaya goreceksin.kolaycilik yok.filmi seyretmeden sonunu soruyorsun.olmaz.

imported_ozer 20-08-2006 00:48

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Hiç bir şey tarif edemeyecek bir din bezirganını senin alıntıların mı tarif edecek sence komik olmadı mı bu arkadaşım.

painkiller 20-08-2006 01:41

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
sorogren

buraya sayfalarca sanskritçe yazı koyayım da alın evrimin kanıtı diye gezeyim mi?

kendi dilimizden birşeyler lütfen...

bi de sayfalarca acopy paste i bırak bence sonuca giden hareketlerini falan söyle şu yüce adamınız ne yapmış tam olarak...

boşu boşuna saçma copy pasteler yapıyorsun...belgeleriyle şu adam şunu yapmıştır de ya...bu kadar basit...

istavrit 20-08-2006 04:45

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
sevgili sorogren,

hadi kurani arapca okumanizi bir nebze olsun anliyoruz..
ya bunlari,

bunlar arabistandami yazilmistir..

said-i kurdi ayni zamanda said-i arabi midir?

bu yazi bile hazretin turk dusmanligini pekistiriyor..yasadigi ulkenin dilini yok sayiyor..hitap ettigi insanlari kendi dilini ogrenmeden baska bir dili ogrenmeye zorluyor..

sair en az uc dil bileceksin demisti..ama once kendi dilini bileceksin..tamamda hitap ettigi kesim daha kendi dilini bilmiyor..biz kirk yasini devirenlerin bile anlamadigi bu dili yeni yetmeler nasil anliyor..yoksa anlamadiklari icinmi kutsuyorlar..

bir satirini bile okuyamiyorum,kuranin bile turkcesi varken neden risaleler turkceye cevrilmez..sapka duser kelmi gorunur?

bu yazilari birileri turkceye ceviremezmiydi?

soro 20-08-2006 06:19

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
painliller,

"buraya sayfalarca sanskritçe yazı koyayım da alın evrimin kanıtı diye gezeyim mi?

kendi dilimizden birşeyler lütfen...

bi de sayfalarca acopy paste i bırak bence sonuca giden hareketlerini falan söyle şu yüce adamınız ne yapmış tam olarak...

boşu boşuna saçma copy pasteler yapıyorsun...belgeleriyle şu adam şunu yapmıştır de ya...bu kadar basit..."

o yazilar 1909 yili istanbul gazetelerinde yayinlanmis yazilardir.isgal altindaki ortamda yazilmistir.Anadolu hareketini destekler.kurtler ve turklerin beraberliklerinin gerekliligini vurgular.
daha elestirdiginiz kisinin yazdiginin okuyamadan ne dedigini anlamadan elestiriyorsunuz.
duyurun sizin dediklerinizin tam tersi seyler soyluyor.
ingilizler hakkinda yazadiklari da yukarida var.belge bunlar iste.yaptiklari ve yazdiklari.


istavrit kardesim,
"bu yazi bile hazretin turk dusmanligini pekistiriyor..yasadigi ulkenin dilini yok sayiyor..hitap ettigi insanlari kendi dilini ogrenmeden baska bir dili ogrenmeye zorluyor..

sair en az uc dil bileceksin demisti..ama once kendi dilini bileceksin..tamamda hitap ettigi kesim daha kendi dilini bilmiyor..biz kirk yasini devirenlerin bile anlamadigi bu dili yeni yetmeler nasil anliyor..yoksa anlamadiklari icinmi kutsuyorlar..

bir satirini bile okuyamiyorum,kuranin bile turkcesi varken neden risaleler turkceye cevrilmez..sapka duser kelmi gorunur?

bu yazilari birileri turkceye ceviremezmiydi?"

abim bak yazdim.1909 yili istanbul gazetelerindeki makalelerden bu yazilar.dil oyleymis o zaman.o zaman kimsenin aklina bunlari daha degisik yaz demek gelmemis heralde.

"yoksa anlamadiklari icinmi kutsuyorlar.. "
hayir anlamadiklari icin bailari tam tersi iddialarla iftira atiyorlar.
senin de anlayamaman normal ben de tam anlamiyorum ,amma yine de manasi gorunuyor biraz.bunlari *guncel turkceye ceviren olur belki de,kim ugrasacak.artik gorev merak edene dusuyor o zamana kadar.yani anlamaya calisacak merak eden.
ya iste,aslinda bu copyleri almazdim amma,soylenenler tam tersi oldugu icin aldim.
bu tarz 1909 yillari ve devami ile ilgili buyuk bir kitap var.tamamen bu konulara bakiyor.o zaman diyor said nursi,dogu cahil kaliyor,aramizdaki kopruler yikiliyor,gelin onlemini alalim ileride sorun cikar diye.
istanbulda o zamanki kurtlerin cogu hamal,hepsine sesleniyor.islam ve turk kardesligi icin.
yazilardaki kurdistan ifadesi ise,ayrilikci bir ifade degil,kimse de oyle degerlendirmiyor.kurtlerin yasadigi yerler manasina.zira hicbir yerde ayriliktan bahis yok bilakis hep beraber olmaktan bahsediliyor.
o yillarda ingilizler de istanbulda.onlarla ilgili satirlar da yukarida var.
ingilizler hakimiyeti ele almis.hatta said nursi icin aleyhine fetvalar cikarmislar,esir durumdaki dini otoritelerden.
o gizliden gizliye nesriyat yapmis.Anadolu hareketine destek verip,ileride kendisi de talebeleriyle gonullu alaylar kurup carpismis.said nursi aleyhine fetva verenler ile anadolu kurtulus hareketi aleyhine fetva verenler ayni esir dini otoriteler.
neyse yani durum vaziyeti boyle.
bu mesele cok uzun ceker.700 sayfalik *kitap bu meselelerle ilgili yazi ve makaleleri toplamis.kitabin ismi asar-i bediiyye.internette linki yok.copy pasteyi ben ozel olarak tedarik ettim.
bu konulari kurcalayan arkadaslardan boyle topicler acmadan evvel okuyup sonra yazmalarini tavsiye ederdim.cunki durum onlarin dedikleri gibi degil.

biri din bezirgani demis.o arkadasa da sadece teessuf ederim.ne demek istemis,oyle demekle bilmiyorum ama.bu kisi omru boyunca egemen guclerce surgunlerde dolandirilmis.terekesi de bir seccade bir demlik bir de ibrik.bezirgan adama daha fazlasi gerekmezmiydi.19 defa zehirlenmis.senelerce mahkemelerde surunmus.boyle bir hayati yasayana din dunyalik ne vermis ki,bezirgan olsun.yani bir muddet sonra hanlar apartmanlar elde etmemis olumune dek surundurulmus,hatta olum aninda bile urfadan gitsin diye kapisinda polisler varmis ve zaten oldukten sonra bile mezarini acip cesedini caldilar.bu mu bezirganlik.insaf yahu.

istavrit 20-08-2006 07:20

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
sevgili sorogren,

"Umumen Türklerin aslı nesli birdir. Zaman ve mekân ihtilâfiyle şive ve âdetlerimizde ihtilâf peyda olmuştur. Bu ihtilâf yekdiğerimizi anlamayacak dereceye gelmiştir. Bundan sonra mekteplerimizi bir olan lisan-ı edebimize hadim olacak hale getirmek lâzımdır. Kongrenin mektep ve medrese komisyonu tarafından hazırlanmış lâyihasında iptidaî mekteblerimiz için dört sene-i tedrisiyye tâyin olunmuştur. Bunun üç senesinde sade mahallî şive ile tedrisat icra edilip, son senesinde umumî Türk lisaniyle yazılmış kitaplar okutulmalıdır. Bu sayede tedricen muhtelif şive ve lehçeler birleşmiş olur"

bu yurkaridaki alinti 1890 yilinda ismail gaspiralinin bir konferansindan...referans olsun diye veriyorum..yani said nursiden 60-70 yil onceki bir dil..

bu yaziyi risaleler ile kiyasla lutfen..hangi dil daha turkce..

istavrit 20-08-2006 07:29

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
1906 alem dergisinde yayinlanan "aman oglum" isimli bir ismail gaspirali siirinde asagiya alintiliyorum o gunki dilimizi daha iyi anlayalim...

turklugun en buyuk dusmanlarindan biri basta arap dili olmak uzere dil emperyalizmidir...

Aman, *oglum, satma sakın, elindeki topragı,
Anan kibi seni besler bereketli kucagı.
Piçen, arpa, aş istemez, verir sana bunları,
Sefil rezil olma sakın, satıp ana topragı.


Yediklerin, içtiklerin ep bu topraktan kele,
Cebindeki akçaları sana bu toprak vere,
Alma, armut, arpa bogday, bag ve bostan cumlesi-
Topragın verdigi baylık... satma sakın, topragı...


topragini bilerek ve bilmerek satanlara armagan olsun!

istavrit 20-08-2006 07:40

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
asagidaki yazi musluman olan bir internet gazetesinden alintidir..
merak edenler tamamini okuyabilirler..yazari muharrem bayraktar..
http://www.yenimesaj.com.tr/index.ph...rih=2006-06-14

Yazılarımızın içinde ne zaman Said–i Nursi’den bahsetsek, bazı çevreler feci rahatsız oluyorlar. Hemen organize bir küfür ve hakaret kampanyasına girişiyorlar.

Said–i Nursi’nin Kuvayı Milliye karşıtı tavrını belgeledikçe bazıları bir türlü kabul etmek istemiyor. Ne arşiv belgesine, ne kitaba *ne başka bir dokümana itibar ediyorlar.

Sadi Nursi, Atatürk’e Deccal derken ve Atatürk’ün belkemiğini oluşturduğu Kuvva örgütlemesine karşı çıkarken, bugün onun *peşinden gidenlerin tarihi gerçekleri ve “tarihi ayıpları “gizlemek çok komik bir savunmaya girmeleri hiç de yakışık kalmıyor.


Bazı Nurcu okurlarımız ise, Said–i *Nursi ile Atatürk arasında hiçbir sorun olmadığını, buna örnek olarak TBMM’ye “hoşamedi” için çağrılmış olmasını örnek veriyorlar.

Said–i Nursi bir çok lahikasında Atatürk’e “Deccal” diye hakaret ediyordu.

“Ben bir manevi alemde, İslam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahade ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkarı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)

Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:

“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel *bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan *Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)

Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri *giderek şunları yazar:

“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde *‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)

exclusive 20-08-2006 08:52

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Aslında Saidi Nursi'yi seven, onun izinden giden herkes onun bölücü siyasi kimliğini inkar ediyor demek doğru olmaz.

ilk mesajımda da belirttiğim gibi pek çok internet sitesinde de Saidi Nursi "örnek alınması gereken" bir insan olarak tanıtılırken, onun bölücü kimliği de inkar edilmiyor.

www.kurdislam.com, www.niviskar.com, www.welatparez.com, www.mizgin.net, www.kurdweb.com, www.tatvan.net, www.kurdistan.nu, www.rojaciwan.com

Daha pek çok örneğini sayabileceğimiz bu gibi kürt-islam karakterindeki siteler, Saidi Nursi'yi yere göğe sığdıramazken onu hiç sevmeyen bizlerin vurguladığı gerçeklerin de üstünü örtmeye çalışmıyorlar...

Hangisi daha kötü? Böyle bir adamın yalanlarla bezediği yoldan gitmek mi? Yoksa bu adamın yalanlarına başka yalanlar katıp o yoldan gitmek mi?

soro 20-08-2006 10:38

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
istavrit,konuyu dil'den baska yere tasidin.bu tabu konularinizi konusmaya niyetim yok.said nursi demis ki orada,"1909 larda 'muhakemat' isimli eseri yazdim.benden sordular bu deccal meccal meselelerini.ben de hadisleri izah ettim.ortada bu izahin uygun geldigi kimse yok.yil 1909.
sonra zaman ilerledi.ben ne yazdiysam birisi aynini yapti.kendi kendini benim hadisleri izah edeken tarif ettigim kisiye uyarladi.ben ne yapiyim"

olay bu.sonrasi malum.


exc,
kurt siteler said nursiye sahip cikiyorsa ne yapabiliriz.cikmayin mi diyelim.

kuvvaci 20-08-2006 11:30

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Mustafa Yıldırım'ın meczup yaratmak adlı kitabının okunmasını tavsiye ediyorum bende. eline parmaklarına sağlık exslusive

metee 20-08-2006 17:17

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
http://www.risale-inur.org/ustadim2.jpg

Ben buradaki yazıyı okuduktan sonra arkadaşının araştırma yapmadan bir yazı yazdığını gördüm.Bu yalan yazıyı kabul etmek olmaz..Yani burada insanları yanlış bilgilendirmeye karşıyım..İlk önce Şeyh Said ile Bediüzzaman Said Nursi karıştırmamak lazımdır.Arkadaşın bilgi eksikliği olduğunu görüyorum.Nerde bu bilgiye sahip olmuşsa da yalandan başka bir şey değil.Şeyh Said ayaklanmayı yapan kişidir.Bediüzzaman Said Nursi ise kendisi Atatürk döneminde Kuvayi Milliye hareketinde Ermenilere karşı savaşan ve bugünkü Cumhuriyetin kurulmasında büyük payı olan bir zatdır.Bu bilgiyi tarih kitapları yazıyor yalan değildir..Hatta Bediüzzaman Said Nursi meclisde vekillik görevi bile yaptığı kayıtlarda geçmektedir.İnsanları yanlış ve ağızdan dolma bilgilerle uyutmak isteyen arkadaşıma lütfen yalan bilgi vermeyelim diyorum.. Bir kişi yazdığı bilginin kaynağını kontrol etmesi lazımdır..Ben kendi çabımda bir araştırma yaptım ve ŞEYH SAİD ayaklamayı yapan kişi olduğunu gördüm.. Ayrıca Saidi Nursi Van bölgesinde ısrarla bir üniversite kurulması için Atatürk ile konuşmuştur..Yüzüncüyıl Üniveristesin kurulmasının sebebi budur..

Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili Kaynak:
http://www.risale-inur.org/resimlerlebediuzzaman.html




http://img.sabah.com.tr/i/logo_sabah.gif

Şeyh Said'in Bediüzzaman Said Nursiye Mektubu:

Derken Şeyh Said'den bir mektup geldi. Özetle "İsyanımızda bize yardım edin" diyordu. Said Nursi yine bir mektupla ona cevap verdi: "Türk milleti asırlardan beri İslam'ın bayraktarlığını yapmıştır. Bu yolda çok şehit vermiştir. Böyle bir milletin torununa kılıç çekilmez. Biz Müslümanız. Türk-Kürt birdir, kardeştir. Bizim asıl büyük düşmanımız cehalettir. Teşebbüsünüz bir işe yaramaz. Olan masum insanlara olur."

Kaynak:
http://www.sabah.com.tr/2004/12/16/gnd117.html

Bediüzzaman Said Nursi VATAN HAiNi,DEĞiL VATAN SEVER BiR KiŞiDiR.

__________________________________________________ _________

ŞEYH SAiD

Ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürdistan Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul'da tutuklanarak yargılanmak üzere Diyarbakır'a getirildiler.Yargılanma sonucu Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüme mahkum olarak, idam edildiler (27 Mayıs 1925).Diyarbakır'daki Şark İstiklal Mahkemesi kısa süren bir yargılamadan sonra Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verdi (28 Haziran). Cezalar ertesi gün yerine getirildi.

Şeyh Said Ayaklanması'nın bastırılması Cumhuriyet yönetiminin Doğu Anadolu'da denetimi sağlamasında önemli bir dönüm noktası oldu.Öte yandan ayaklanmayla ortaya çıkan gelişmeler, bir süre önce çok partili yaşama geçiş yönünde atılan adımların kesintiye uğramasına yol açtı.Ayaklanmaya karıştığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, çok geçmeden hükümet kararnamesiyle kapatıldı.


http://www.radikal.com.tr/veriler/ek.../02/12/nur.gif

http://photos1.blogger.com/blogger/3.../seyh_said.jpg

Dün Şeyh Sait ile neslen ve fikren halefi olan Abdulmelik Fırat hakkında yazdıklarımıza bir okuyucu yorum yapmış ve bizi “bilgisizlik” ile suçlamış, isyanın Kürtçülük ile alakası olmadığına dair “doğru bilgi” için de bizi Murat Bardakçı kaynaklı bilgilenmeye davet etmiş.

Şimdi bu durumdan yola çıkarak Murat Bardakçı’yı konu alan, Murat Bardakçı tadında “Eskiden de bilgi-belge tahrifatçıları ve bunlara kananlar vardı” şeklinde özetlenebilecek bir yazı yazabilecekken ya da 1001 bilgi-belge verip bunlar arasında ki ilişlileri uzun uzun anlatabilecekken lafı uzatmadan, tarihi bilgiyi ancak gazetelerden alanların kaynağına ait “çok küçük” bir ayrıntıya değinerek yorumu yine sizlere bırakalım.

Evet, bilgisizliğimizden hiç gocunmadan önerilen “kaynağımızı” internetten okuyoruz, Şeyh Sait ile ilgili kısma geliyoruz, ama bir eksiklik var. Zira Murat Bardakçı her yazısında bilgileri, belgelerle destekleyerek yazılarına kuvvet katmak ister. Bu sefer gazeteyi normal basıldığı halinden okuyoruz. Evet, işte “Şeyh Said’in İsyan Beyannamesi”. Başlık, “Şeyh Said, isyan bayrağını dini bahanelerle açmıştı.” Murat Bardakçı farklı bir konu için bu belgeyi sayfasına taşımış ama ziyan yok. Murat Bardakçı’nın isyanı “dini bahanelerle” açıldığını yazdığı “bizim okuyucunun” da, bizi bu sebepten “bilgisizlikle” suçlaması var çünkü.

Evet, Şeyh Sait’in isyan beyannamesini Murat Bardakçı’nın çevirisinden okuyoruz. Ama yine eksik olan bir şey var. Yanda da gördüğünüz üzere Murat Bardakçı belgenin “aslını” da yazıya eklemiş. Ama ilk cümleyi “nedense” çevirmemiş. İlk cümle bir hitap cümlesi, yani hepimizin bir mektuba başlarken, mektubu yazdığımız kişiye ilk seslenişimiz. Murat Bardakçı’nın çevirmediği, mektubun adresini belli eden hitap cümlesi; “Ey Şecî’ (cesur, yiğit) Kürd Milleti”

Dediğim gibi, ben yorum yapmayacağım.Çünkü buraya taşınacak konu Şeyh Sait İsyanı falan değil. Şeyh Sait’in, 1925’te okuma-yazma bile bilmeyen yandaş ve sempatizanlar edinmesi de konu değil, esas mesele; Şeyh Sait’in halefi Abdulmelik Fırat’ın, 2005’te kendisini “bilge” ilan ettirecek kadar, okur-yazar aydın (!) yandaş ve sempatizan edinmesi ve bu adamı 23 yaşında meclise sokan bahsettiğimiz zihniyettir.


DP ve DYP eski milletvekili, Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Genel Başkanı Abdülmelik Fırat'ın anıları gazeteci Ferzende Kaya tarafından kitaplaştırıldı. Şeyh Sait'in torunu ünlü Kürt siyaset adamı Abdülmelik Fırat, anılarında 1935 yılında 2 yaşında gittiği sürgünden bugüne kadar yaşadıklarını anlatıyor.


1865’te Diyarbakır’ın Palu ilçesinde doğan Şeyh Said, tarihimizde "Şeyh Said Ayaklanması"nın elebaşısı olarak biliniyor. 1925 yılında Doğu Anadolu’da çıkarılan isyan, hızla genişledi. Şeyh Said’in emri ile tüm telefon ve telgraf hatları kesildi. Şeyh Sait kendisine katılan aşiretlerle Hani’de Türk süvari alayını pusuya düşürüp esir aldı. Şeyh Said, "Kadnılar çıplaktır. Şimdiki hükümet dinsizlik neşretmektedir" şeklinde bildirilerle halkı kendi yanına çekmeye çalıştı. 9 Mart 1925’te Diyarbakır’da toplanan hükümet kuvvetleri, isyanı bastırdı, Şeyh Said maiyetiyle birlikte yakalandı. 45 kişilik İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. Karar, 29 Haziran 1925’te Diyarbakır’da Siverek kapısında yerine getirildi.



http://www.ozgeyayinlari.com/images/...aid_isyani.jpg


KAYNAK:

http://www.koerdistan.nl/index.php?c...itetext_id=152
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=178699
http://www.mizgin.net/modules.php?na...rticle&sid=300
http://www.antiemperyalizm.org/gerce...icle_892.shtml
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Ee...4%B0syan%C4%B1
http://postitler.blogspot.com/2005/1...saidin-dn.html
http://www.sabah.com.tr/2004/12/16/gnd117.html
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/firat/index.html
http://www.marksist.com/MT/Yavuz%20G...gellenemez.htm
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.p...2&haberno=5542
http://www.internetajans.com/default.asp?nid=13973


İNSANLARA YALNIŞ BilGiLERi DOĞRU OLARAK GÖSTERMEYELİM..Arkadaşın yaptığı araştırma değil bir ağızdan dolma yalandan ibarettir.

Lütfen insanları yanlış yönlendirmeyelim... Çünkü bu insanlarda araştırma yapacağı aklınıza gelsin..

TŞKLR::...

exclusive 20-08-2006 17:48

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Alıntı:

metee";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 44071)
Ben kendi çabımda bir araştırma yaptım ve ŞEYH SAİD (SAiD KÜRTi = Şeyh Saiddir.)ayaklamayı yapan kişi olduğunu gördüm..

Bizi yalancılıkla suçlayıp söylediğin şeye bak... Ben seni yalancılıkla suçlamıyorum, sadece kendi çabalarınla yaptığın araştımada yalan bir kaynağa ulaşmışsın ya da kafan karışmış olmalı diyorum.

Ayrıca yaptığın araştırmanın çok acele yapıldığı belli zira "Saidi Kürdi = Şeyh Said" eşitliğini sağlayan bir denklemin bulunmadığı gerçeğine, yanlı ve yalan bilgi aktarmayı bir görev bilinci olarak benimsemiş nurcu sitelerde bile ulaşabilirdin.

Tabi bu eşitlik mecaz anlamdaysa yani "Saidi Nursi (diğer adıyla Saidi Kürdi) = Şeyh Sait" ikisi de aynı halt, ikisi de vatan haini, al birini vur ötekine gibi bir anlamdaysa o zaman haklısın.

M.onur 20-08-2006 17:51

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Metee sen merhum Necip Hablemitoğlunun köstebek adlı kitabını okudunmu? Kitapta ateist, hristiyan, ülkücü, marksist....vs kılığına girmiş nur öğrencilerinin internet sitelerine girip nasıl dezenformasyon yaptığını anlatıyor.

Bu kişilerin en zayıf noktası neymiş biliyormusun? Said-i Kürdi veya Fethullah Hoca aleyhine söylenen en küçük bir lafta bile alınganlık gösterip hemen savunmaya geçmeleriymiş.

Adın metee, şamanistsin ve de Said-i Kürdiyi savunuyorsun. Merhum Necip Hablemitoğlunun verdiği örneklere ne kadar da uyuyorsun.

Ayrıca senin Şeyh said dediğin adam kürt değil Zazadır. Şeyh Saidin yaptığı ayaklanmaya sadece 2 Kürt aşireti katılmıştır, geri kalan yanlış hatırlamıyorsam 10 aşiret Zazadır. Bu adamın çıkardığı ayaklanmaya genel olarak Kürtler fazla rağbet göstermemiştir.

Gelelim senin hocan Said-i Nursiye, eskiden Said-i Kürdi adını kendisi kullandığı gibi ilk zamanlar bunu bir aşağılama olarak da *görmemiştir. Daha sonra yaşı ilerleyip Said-i Nursi adını aldığında Kürt Said denmesini istememiştir.

Bu adamın Kürt Teali Cemiyeti kurucu üyesi olduğunu eğer bu devletin mahkeme kayıtları ve Generalleri söylüyorsa bize de inanmak düşer.

Herhalde bizden sana ya da Said-i Kürdiye inanmamızı beklemiyorsun.

exclusive 20-08-2006 18:01

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Şeyh Sait 31 Mart ayaklanmasını yöneten kişidir. Daha başkaca da çok bela olmuş bir adamdır. Mustafa Kemal'e suikast düzenleme girişiminde bile bulunmuştur. Saidi Nursi (Saidi Kürdi) ise Şeyh Sait'e destek vererek ayaklanmaya katılmış, Şeyh Sait öldürüldüğünde "Biraderimin intikamını alacağım" demiştir.

Şeyh Sait *29 Haziran 1925 tarihinde *Doğu İstiklal Mahkemesi’nce ölüm cezasına çarptırılmış, Saidi Kürdi (Saidi Nursi) ise sürgün cezası almıştır.

Tabi Saidi Nursi'nin tek ihaneti Şeyh Sait ayaklanmasına katılması değil. Bunları tekrar saymıyorum.

M.onur 20-08-2006 18:13

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Kendilerini alalamak için, örneğin "antikapitalist" gibi aşırı sol tartışma gruplarında "Deniz Devrim", "Ulaş Kaypakkaya", "Özgür Gezmiş" gibi takma adlar kullanan fethullahçı müritler, ülkücü-türkçü-milliyetçi tartışma gruplarında ise, yukarıdaki örnekte olduğu gibi "Alper Türkkan", "Bahadır Ergenekon" gibi takma adlar kullanmayı yeğlemektedirler.

İnternet ortamında faaliyet gösteren fethullahçıları deşifre etmenin en kestirme yolu, hocaefendilerini ya da Said Nursi'yi ad vererek, açıkça eleştirmektir.

Bu müritlerin bir diğer ortak yönü de, tamamının hocaefendilerini övdükten sonra, "ben fethullahçı değilim ama ..." diye başlayan, kendilerini alalama gayreti ve çabası içine girmeleridir.

Köstebekten alıntıdır....

deli_cevat 20-08-2006 18:21

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
metee abi ne diyosun

M.onur 20-08-2006 18:36

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Alıntı:

deli_cevat";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 44080)
metee abi ne diyosun

metee kendini feci ele verdi. Şamanist Harun Yahyacı metee, Nurcu çıktı :lol: *:lol: Birazdan gelip ben nurcu değilim ama Said-i Nursi çok iyi insandır diyebilir. :lol: *:lol:

Bu nurculardan harbi korkulur birader, her kılığa giriyor adamlar. Şamanist nurcu meteee

Murat 20-08-2006 18:56

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Bu nurculardan harbi korkulur birader, her kılığa giriyor adamlar. Şamanist nurcu bi insan olamadılar

exclusive 20-08-2006 20:41

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
İşte zaten böyle sızıyorlar heryere. Bukalemun taktiğiyle "Sızıntı" yapıyorlar...

Gerçi buraya gelip açık açık ben nurcuyum diyene de hoşgeldin diyoruz, ne diycez. Şekilden şekle girmeye ne gerek var?

metee 20-08-2006 23:52

Re: Bir Vatan Haini, Saidi Nursi.
 
Şeyh Said İsyanı
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Jump to: navigation, search
Şeyh Said İsyanı, Doğu Anadolu'da merkezi yönetime karşı girişilen geniş çaplı ayaklanma (Şubat-Nisan 1925)

Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan politikalar Doğu Anadolu'da çeşitli muhalefet odakları doğurmuştu. Bu muhalefet odaklarından Kürt İstiklal Komitesi'nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, örgütün önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklandı. Ama örgütçe daha önce yürütülen propagandanın etkisiyle birçok yörede ayaklanma hazırlıkları başlamış bulunuyordu.

Örgütle yakın ilişki içinde olan ve aynı doğrultuda çalışmalar yürüten Şeyh Said'e bağlı kişilerin Diyarbakır'ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde arama yapan bir jandarma müfrezesiyle girdiği çatışma (13 Şubat 1925), kısa sürede genişleyerek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturdu. Genç vilayetinin merkez kazası Darahini'yi basarak (16 Şubat) valiyi ve öteki görevlileri tutuklayan Şeyh Said, halkı İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında toplamaya çalıştı. Mistan ve Botan aşiretlerinin desteğini aldıktan sonra Genç ve Çapakçur (bugün Bingöl) üzerinden Diyarbakır'a yöneldi.Maden, Siverek ve Ergani'yi ele geçirdi. Şeyh Abdullah'ın yönettiği başka bir ayaklanma koluda Varto üzerinden Muş'a doğru harekete geçti.Varto'yu ele geçiren isyancılar, Muş'a ilerledilerse de halktan toplanan yardımcı kuvvetlerle Murat Köprüsü civarında mağlup edilip, Varto'ya geri çekilme*leri sağlandı.Gelişmeler üzerine hükümet doğu vilayetlerinde sıkıyönetim ilan etti (21 Şubat). Ayaklanmacıların üzerine gönderilen ordu birlikleri Kış Ovası'nda Şeyh Said kuvvetleri karşısında tutunamayarak Diyarbakır'a çekilmek zorunda kaldı (23 Şubat). Ertesi gün Elazığ'a giren Gökdereli Şeyh Şerif yönetimindeki başka bir ayaklanma kolu kenti kısa süre de olsa denetim altına aldı.7 Mart'ta Şeyh Said'in emrindeki 5000 kişilik bir kuvvet Diyarbakır'a saldırdı.

Olayların hızla tırmanması karşısında Başbakan Ali Fethi Okyar'ın istifasını isteyen Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü'yü yeni bir hükümet kurmakla görevlendirdi (3 Mart). Bir gün sonra TBMM hemen Takrir-i Sükun Kanunu'nu kabul ederek hükümete olağanüstü hal yetkileri tanıdı. Ayaklanmayla ilgili yayınlara konan yasak daha sonra başka önlemleri de kapsayacak biçimde genişletildi. Ayrıca Ankara ve Diyarbakır'da İstiklal Mahkemeleri kurulması kararlaştırıldı.Bu sırada Diyarbakır'ı kuşatma altına alan Şeyh Said kuvvetleri, kent halkının da desteğini alan hükümet kuvvetleri tarafından geri püskürtülerek geri çekilmeye başladı.Geniş çaplı bir sevkıyatın ardından toplu saldırıya geçen (26 Mart) ve bir bastırma harekatıyla ayaklananların çoğunu teslime zorlayan askeri birlikler, İran'a geçmeye hazırlanan ayaklanma önderlerini Boğlan'da (bugün Solhan) sıkıştırdı. Şeyh Şerif ve yanındaki bazı aşiret reisleri Palu'da yakalanırken, Şeyh Said'de Varto yakınlarında Carpuh Köprüsü'nde ele geçirildi (15 Nisan 1925).

Ayaklanmayı destekleyen eski Şuray-ı devlet reislerinden Kürdistan Teali Cemiyeti reisi Seyit Abdülkadir ve 12 arkadaşı İstanbul'da tutuklanarak yargılanmak üzere Diyarbakır'a getirildiler.Yargılanma sonucu Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşı ölüme mahkum olarak, idam edildiler (27 Mayıs 1925).Diyarbakır'daki Şark İstiklal Mahkemesi kısa süren bir yargılamadan sonra Şeyh Said ve 47 ayaklanma yöneticisi hakkında da ölüm cezası verdi (28 Haziran). Cezalar ertesi gün yerine getirildi.

Şeyh Said Ayaklanması'nın bastırılması Cumhuriyet yönetiminin Doğu Anadolu'da denetimi sağlamasında önemli bir dönüm noktası oldu.Öte yandan ayaklanmayla ortaya çıkan gelişmeler, bir süre önce çok partili yaşama geçiş yönünde atılan adımların kesintiye uğramasına yol açtı.Ayaklanmaya karıştığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, çok geçmeden hükümet kararnamesiyle kapatıldı.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eeyh_Said_%C4%B0syan%C4%B1"


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:39 .