![]() |
Matematik
2 sorum olacak
1- Matematik doğa da var mıdır? 2- Matematik bilim midir? Neler düşünüyorsunuz? |
Matematik bir bilimdir.Ve Kesilikle İnce hesaplama yani matematik doğada vardır.
|
Matematik bilim değildir. Bu matematiği küçültmez, zira bilim dediğimiz şeyin en önemli enstrumanıdır. Matematik olmadan uygulamaları bilimlerin var olması ise zaten söz konusu olamaz.
Matematik, bilim gibi gözlemlenebilen olgularla ilgili değildir, insan aklının soyutlama yeteneğinin ürünüdür. |
:) Mürteddd'e katılıyorum.
|
Matematik doğada yoktur, bir döneme hakim oldu bu düşünce. tabi perde gerisinde ne vardı? Matematik Tanrı'nın dilidir, matematiği çözersek Tanrı'nın dilini çözeriz inancı vardır ki bu inançda günümüzden 300 yıl geride kalmıştır. Tanrı dili diye belirlenen, insanın düşünme ve en önemlisi zaten beynin çalışma prensibi olan anlamlandırmanın bir ürünüydü...
|
5 tane kuş dediğimizde, matematiği kullanıyoruz. Aslında doğrudan doğada olmasa da, o olmadan da doğa açıklanamıyor.
evrenin /doğanın dili mi demek lazım acaba? |
Matematik doğanın ta kendisidir bence. Şuandaki teknoloji bilime ve mühendisliğe dolayısıyla matematiğe bağlı. Olimpiyat' ın dediği gibi evrenin dili kesinlikle.
|
Sayin olimpiyat, sizce dogada sifir var mi?
|
Diğer tüm bilimlerde olduğu gibi matematik de doğadaki olayların ve kavramların tanımlanmasında, açıklanmasında, iyileştirilmesinde kullanılır. Bu bakımdan matematik de bir bilim dalıdır.
|
Alıntı:
bu bağlamda pi sayısı ,nokta,doğru ya da 1, 2, 3 gibi rakamlardan ne farkı var sıfırın? |
Alıntı:
|
Matematik yer ve dizinler bilimidir. Son yüzyıllarda analizci matematik gelişmiştir. Matematiğin felsefi problemleri vardır. Sıfır bir sayıdır, doğada da vardır. Sıfır eksiyle artı arasındaki bir geçiş noktasıdır. Sıfır derecede gazlar, su belli özellikler kazanır. Mesela su donar. Sıfır varolan bir şeydir.
|
Matematiği bilim dalı olarak kabul etmek (bence) mantığı da bilim dalı olarak kabul etmeyi gerektirir. Matematiğe bilim diyenler mantığı da mı bilim saymaktalar acaba?
|
Mantık, doğru düşünmenin kurallarını inceleyen felsefi bir disiplindir. Bu açıdan mantık, bilginin doğruluğunu değil, bilginin doğruluğunu ifade eden düşünce ve kavramların kendi içsel bütünlüğünün doğruluğunu inceler. Böylece mantıksal olarak doğru olan bilgi ve bilim anlamında yanlış olabilir...
|
Mantık matematik ve felsefi problemlerin normlaştırılmasında yöntemler ortaya çıkaran bilim dalıdır. Mesela çok-değerli mantık çoklu önermeler üç değerli önermeler ve n değerli önermeler gibi lukasiewiç tarafından kurulmuş olan mantıktır (1920). Bu sistem bilimsel araştırmalarda, matematik paradokslarında, kuantum mekaniğinde, teknoloji yedek şema teorilerinde kullanılır.
Diyalektik mantık, diyalektik maddeciliğin varlık-bilinç, madde-akıl ilişkilerindeki yansıma formlarını bilmeyi yöneten yasalarının bilimi olarak faaliyet sürer. Mantık cebiri, cebir metodlarıyla ilgili matematiksel mantıktır. Mantıkçılık ünlü matematikçi leibniz tarafından matematiği mantığa indirgeme çalışmasıdır sonraki çalışmalarda bazı sorunlar çıkmıştır. Felsefe sistemlerine bağlı olarak da geliştirilmiş mantık sistemleri vardır, atomizm, pozivitzm vs gibi dallara ayrılır. Tabii bizim bilimden ne anladığımıza bağlı. Bilimi tarihi gelişmelere bağlı bir sosyal bilinç biçimi olarak kabul ederiz. Burada evrensellik, zaruret, nesnel gerçeklik bize onun değerliğini gösterir. Bilinç ve pratik faaliyet ortaya koyar. Sibernetik, mantık ve matematik bilimlerinden yararlanır. Bilimler bugün pek çok dala ayrılmıştır. Kimisi mikro kozmosu, kimi makro kozmosu inceler. |
Alıntı:
|
matematiği esasen 1 lemek olarak açıklarsanız farklı bir şey ortaya çıkar. mesela güneşin bize zaman ve mekan algısı oluşturduğu biliniyor.
yani bizim zamanımız ve mekanımızın sabit değeri güneştir ve sayı değeri olarak da değişmeyendir. biz buna 0 değil de 1 diyelim. zira vardır ve üstüne pozitif şeyler ekler. bu açıdan 0 denen şeye geçmeden başka değerler elde edelim. biz diyeceğiz ki 1 den fazla olan sayı kaçtır. bunun için 2 değerini elde edelim. bu kavramı bilinen zaman ve mekanda elde edemeyeceğizdir. bunun için bir üst makam denen güneşin tabi olduğu sisteme bakarız. bu üst sistemde ortaya çıkan sorun da şudur buranın matematik evrenin 1 den büyük ve 2 den küçük şeylerle dolmuştur. buraya kadar özetlersek esasen şunu söyleriz, güneş sistem olarak bağlı değişken(se) dir onun tabi olduğu yerdeki değişim bizi de etkiler. yani 1 den fazla değeri elde ettiğimiz bir alanda o zamana tabi olursak artık 2 den aşağı ancak 1 den yukarı değerleri görmek zorunda kalırız. en azından şu husus ortaya çıkar. deriz ki güneş sistem olarak zamanı ve mekanı bir üst sistemce değiştirilendir. bu da şu soruyu ortaya koyar demek ki o sistemin üstü de değiştiren ve yöneten olabilir. zaman ve mekan anlayışını değiştiren şey esasen kabuledilmiş olur. güneş sistemini yani bilinen zaman ve mekanı anlamak için üst sisteme geçiş bilinene göre ğaybdır. yani diğer bir anlayışı kabul emek için varolan daha üst bir alemi kabul etmemiz gerekir ve diğer alem bizimkine göre zaman ve mekanı oluşturandır. şimdi biz esasen zaman ve mekan denen kavrama 1 derken aslında 2 nin varlığını bildiğimizden 3 denen daha üst bir sistem de diğerinden eksiltilerek o yörüngeye gelmiştir deriz. 4 ü de mantıksal olarak görmesek de kabul ederiz. toplam anlamda sayıların bize anlattığı şey zaman ve mekan olarak varlığı yaşamak ve kabul etmek daha üst bir sistemin buna verdiği izin olarak adlandırılacaktır. ve insan daha üst bir sistem varsa benim zaman ve mekan anlayışım değişiyor üstelik bu üst sistemdeki değişiklik benim zaman ve mekan algımı da değiştiriyorsa demek ki onun da üstünde bir sistem var diyecektir. toplamda bilemeyeceğimiz ve göremeyeceğimiz en üst sistemin bize zaman ve mekanı anlaşılır hıza indiren şey olduğunu kabul edeceğiz. bu nedenele ğayba iman denilen şey yani inancı bir olan tealaya yöneltmek isteği sayısal değerin arttırılması olarak addedilmiş gibidir. |
peki 0 ne olabilir. o öyle bir şeydir ki üstüne eklenen bir değer onu daima 1 olarak göstermiş olsun.
güneş eğer varlığın gösterisi ise 1 dir. demek ki bizim açımızdan güneşin öncesi denen şey bize göre 0 olmalıdır. bu teorik olarak imkansızdır zira güneşten önce onu oluşturacak veya yerine oturtacak bir kütlenin çekim veya itimi vardı. o yüzden 0 bizim için anlamlı bir sayı olamamktadır. bu açıdan güneşin öncesi denen zamanı düşünmek zorunda kalırız. ve şunu deriz bu öyle bir zamandır ki neyin üstüne gelirse gelsin o sayıyı 1 yapar. güneşin öncesi zaman ise bizi bir kabule zorlar. biz güneş denen yıldızın ışığını hep 8 küsür dakika sonra alıyoruz. yani zaman ve mekanı farklı olan şey bize esasen hep geçmiş denen bilgiyi veriyor. o halde 0 denen şey bu zaman dilimdir demekteyiz. 0 denen bu zaman dilimi içerisindeki limitimiz de 1 e doğrudur ve sistem olarak güneşe sistemi 0 ile 1 algısını oluşturur. esasen insanın hafsalası 0 denen bir başlangıç noktası bulmaya itilmiş görülür. ancak aynı hafsala 0 denen zamandan yani varlığın öncesi haldeki zamanda dahi 2 denen üst uzay vardı ile çelişkiye düşer. toplam anlamda kainatın güneş sistemi denen bu dünyanın sistemi algısal 0-1 arasını verir. toplam anlamda 2 bu sisteme ait değildir. sonucu ortaya çıkar. bu anlatımımızın nedeni ise sonsuz sayılarda anlam kazanacaktır. zira bir sayıyı 2 ye çıkarmak demek 1 e 1 eklemek değil artık öyle bir alandasınız dır ki 1 e ait hiç bir şeyin olmadığı bir 2 ile karşı karşıyasanız demektir. şöyle açıklayalım. sonsuzluk denen kavrama bakarken 1 den sonra gelen 2 de 2 tane 1 vardır diyenmezsiniz. 2 denen evrene geçtiğinizde 1 e ait bütün bilgi yok olur. zira o evren 1 den büyük 2 den küçük ve eşitlerin alemidir. yani yine tekil bir alemdir. bu şu demek 2den 1 çıkaramazsınız. 2 den 1 e eksitirsiniz. ve bu eksiltmeyi de ancak 2 nin bulunduğu mevcut alem içerisinde yaparsınız. aynı şey 3 için de geçerlidir. artık 2 diye bir şey yoktur 3 o sistemden aşağı sisteme inerek 2 lerin alemine katılır. toplamda yüksek sayı azalırken daha üst sayı olduğunu bilmek zorunda olduğundan sayıların hafızasını kabul etmek veyahut eğitim denen şeyi kabul etmek zorunda kalmaktayız. yani miraca çıkan kimse geri gelirse kendisini insanlardan bir insan yapmak istese dahi bir şeyler anlatmak zorunluluğu doğar. veyahut bizle bulunması bile artı bir alemin değeridir. sınırlı alandaki sonsuzluk kavarmı sonsuzluk değerinden eksiltme çarpma gibi kavramların niceliğini değiştirmektedir. |
Alıntı:
|
insan zekası ya da mantık teorileri 0 ve 1 mantığını kullanıp devre açık yani algı açık veya değil derler aslında ise 0 yani devre kapalı algısı ya hep vardır ya da hayaldir. biz buna bir ayetin en açık zulmü diyoruz. kişi ha hayal kurara ya da reailisttir.
mantık denen şeyin 0 ve 1 mantığı esasen devreden akım elde edip aile kurma denen şeyle karşı karşıya kaldığında ise 2 denen şey oluşmaktadır. mantık burada ketmedilir. zira güneş bir matematik sistem olarak helyumu hidrojene çeviren veyahut kendi kendinden türeyen enerji üretendir. yani bu sistemde oğalma yoktur. bunun için üst sisteme gidersiniz. bu sistemde 1 lerin olmadığğı 2 lerin olduğu sistem olacaktır. temelde HZ.ADEM aleyhisselamın çocukları olarak adkandırılacak bir sistemde de 1 ler yoktur sadeec 2 ler vardır. teorik olarak insan güneş sisteminde çoğalmaz. toplam anlamda 0 bir algıdır. ve hakikat olandır 1 lerin dünyasından toparlamalar olur ki bu da esasenbir gerçeğin izini sürmetir. güneşi gördüğümüz yerde değil olması gerektiği yerde bilmeyi hayal ederiz. esasen sanrılar veya tahayyüller hepsi bir tek gerçeğin yanında hayal gibi kalmaya mahkum olmaktadır. bu açıdan ayatul beyyinat denen kitablar bu algıyı yeniden yaratmakta tabiri caizse yaradılışı değiştirip insanı halketmeye başlayacak temel değerleri sağlamaktadır. |
galiba bir karışıklık var. Matematiksiz bilim olmaz, felsefesiz de bilim olmaz. Bilime araçtır matematik, bir ifadesidir, felsefede tetikleyenidir. Bilimin bir aracı kullanması, kullanılan aracı bilim yapmaz diye düşünüyorum. Bilimdeki disiplin ise alan üzerinden dallara ayrılmıştır. Matematik bir bilim dalı değildir, ama tüm bilimlerin de ortak aracıdır... Tabi burada bilim dediğimizde ne anladığımız da önemli? Eğer insan zekasının soyutlama yetisini, bilime endeksleyebiliyorsak matematik gibi tüm diğer akli-zihi alanları da bilim yapmalı.(bunu doğası gereği idealizm yapabiliyor ve bir tutarsızlık yok. çünkü idealizm de tek gerçek zihindir, dolayısıyla bilim olarak insanın soyutlama yetisi ve zihni görülmesi doğal hale geliyor. materyalizmde ise gerçek soyutlar alemi değildir, dolayısıyla bilimin icra edildiği alan da nesneldir, somuttur. Bu başlıkda bilimin nerede icra edildiği önemlidir, neyin bilim olup olmadığı değil diye düşünüyorum. Bu halde bilim icra edilirken bir çok araca gereksinim duyar. Matematik bir mikroskop gibi basitleştirilemese dahi, en önemli araçtır.)
|
Alıntı:
Örneğin bir jeneratörde gerilim değeri 1 olsun, çalışmaya başladıktan sonra jeneratör hızla dönmeye başlar. Reosta üzerinden jeneratöre uygulanan direnç küçültüldüğü zaman üzerinden geçen akım gittikçe büyür. akım=U/R formülüne göre direnç sıfıra yaklaştığında akım 1/0=sonsuz değeri vereceğinden büyüyen bir akım geçmeye başlar ve direnç sıfıra yaklaştırılırsa amper sonsuz büyüyeceğinden jeneratör sonsuz bir hızla dönmeye başlar ve fiziki yapısı nedeniyle sonsuz hızda parçalanır. Bu durum bile bize sıfırın varlığını göstermeye yetmektedir. Çünkü evrende sonsuz diye bir olgu vardır. Bu matematiğin bir uydurması değildir. |
Alıntı:
Temaşa probleminde nous idealistlerce tanrısal akla bağlanmıştır. Maddecilikte ise nous insan-doğa ilişkisinin bir oluşumudur. Özellikle pozitivizm felsefedeki gelişmelerin bilincin maddeci diyalektik ilişkisindeki yasaları onu Kant'ta kendinde-şey olan kavramı metafiziğe bağlayan diğer idealist akımların çürütülmesi karşısında onu aşmak için metafiziği reddetmiş epistomolojide bilginin ancak amprik yoldan elde edileceğini savunmuştur. Bilginin fenomenle sınırlı olduğunu iddia eder. Yani usavurma, onu işleme ve tekrar maddeye yansıtma temaşasını kabul etmez. Orada nötralist, fenomenalist davranır. Madde-bilinç ilişkisini deneysel olmadığı için reddeder. Sonuçta bunu tanrısal akla bağlar. Oysa espirit tecrübe yoluyla deneysel olmayan formasyonlarda yasalar kurma ve geliştirme yetisine sahiptir ki bu maddeciliğin açtığı bir yoldur. Lenin ampriyokritisizmin sinsi yaklaşımını özellikle eleştirip, çürütmüştür. Pragmacılık öyle boyuta varmıştır ki amprik olmayan bilgiyi reddederken sosyal bilimlerin de bilim olmayacağı tezini işlemiştir. Çünkü diyalektik maddeci bilim metodu değişim, dönüşüm yasalarını ortaya koymuş bu kendini ebedileştirmek isteyen aristokrasiyi rahatsız ettiğinden onu dışlamıştır. Bilim sosyal hayatın bilinç ve gelişimiyle beraber ilerleyen bir olgudur. Sosyal hayattan ve bilinçten soyutlanmış bir bilim olamaz. Bu bilinç-varlık ilişkisinin ipotetik sonuçlarına bağlıdır. Felsefe de, sosyal bilimler de, matematik de bilinç-varlık ilişkisinin yasalarında var olan ipotetik süreçlerin bir yansımasıdır, bilinebilir, anlaşılabilir. Amprizmin fenomenalizmine düşmemek gerekiyor. |
selamun aleykum
araya girmek gibi olmasın ama (- )sayıları da beyan etmek istemiştim. -1 nasıl bulunur. biz biliyoruz ki bir sistem içerisindeki eksilme mesela 2 lerin aleminde 1 den büyük 2 dene küçük değerler arasında olacaktır. burada -1 algısı esasen yoktur. zira 2 lerin dünyasında 1 e dair bir değer yoktur. 3 ten 2 ye düşünce 3 teki bilginin 2 yi eğitmesini kabul ederiz. nedeni ise bizden önce 2 ler 3 ler ve 4 ler olmalıydı. ama tam tersi ise hiçbir zaman olamayacaktır. demek ki -1 güneşi takip eden zihnin daha öncesindeki bir haldir. anı 0 olan insan anın öncesine gitmek için kendine bir bilinç ve geçmiş kavramı oluşturur. buradaki tahayyülat ile gerçekteki tahayyüller farklıdır.mesela melek kavramı cin kavramı gibi. kendi bilinç ve belleğindeki kavramları negatif bir değer olarak görecektir. yani reelin dışındaki kavramlar olarak anlayacak idrak edecek ancak kendisi 1 olamadığından yani hali 0 olamadığından bu değeri pozitif bir şeye dönüşteremeyecektir. yani -1 denen bilinçte bellekte saklı melek inanacı limit -1 iken +1 denen o meleğin somutlaşmış hali mümkün gözükmemektedir. sorunun özünü halletmek için bilinçle bir mücadeleye girilmeli ve aslı görmeye çalışmalıdır. bizim toplam anlamdaki hatamız kendi belleğimizin esasen oluşturduğu alemin o belleğin kendisi olmaması gerçeğidir. bina yaparsınız ancak bina size ait olmayan bir şeye döner. buradaki sahiplik duygusu mülkiyet değildir. sizin bellek denen hafıza kartınızın ortaya koyduğu şey esasen belleğiniz yani sizin gibi idrak eden düşünen bir şey olmalıdır. ancak durum bu değildir. bu nedenle insanın gözü ile iman denen şeyin değerlerini uyuşturma çabasına kendisiyle düşünsel kavgasına şahit oluruz. bellek ve geçmiş denen şeyin limiti hazır ve gelecek karşısında 0 dan daha önce , bellek ve geçmiş denen şeyin limiti bellek ve geçmiş öncesi şeyler karşısında (tecrübe) - -1 konumunda olmaktadır. esasen bizim + değer dediğimiz şey bu negatif evrende olur ki bu halden önceki zamandır. kişi hkikatını hep kendisinden önceki belleğin diğer belleği yoklamasıyla elde eder. ve hep - -1 değeri koyarak artı bir değer elde ettiğini düşünür. toplam anlamda güneş denen sabit değeri yakalayıp önüne geçmek denen 1 ve 1 dene büyük pozitif sayılar bellek veya bilinç kullanılarak yapılamaz. bellek ve bilinç değer olarak artan ancak hep negatif olan bir değerler bütününü yansıtacaktır. |
Bilinmeyenleri yada sebebi su an açıklanmayan olayları bir güce yada tanrısal bir düşünceye veya inanca bağlayan insanların bilimden konuşması saçma.!!..
|
Zulkar'a soru:
1) Tabiat insan düşüncesinden ayrı, bağımsız olarak mı işler? 2) İnsan düşüncesi tabiattan ayrı olarak mı işler, bağımsız mıdır? |
selamun aleykum
insan ile kainat arasında bir ilişkinin olduğu kesindir. kainat bize ilim öğreten büyüğümüzdür. kesin kudrettir ve onun merhametiyle bizi rırıklandırmasıyla yaşarız. bu açılardan kainatın düşünce tarzı bizim düşünce tarzımızı oluşturur. zaten bilim de bunu kaul eder. 2. olarak akılcı düşünce denen şey ise insanın da kainata değer katabileceği yönünde. dinler dediğimiz ALLAHU tealadan gelen her şey bu açıdan önemlidir. biz bize direk muhattab olan bir zat-ı ecel var ve bizi sizin gibi (kainatı muhattab alarak) taş toprak yapmadı deriz. bu bir nevi kibir denen hadiseyi canlandırmış ve seni ateşten beni topraktan yarattı diyen bir anlayış ile isyan denen olguyu başlatmıştı diye hikaye edilmektedir. insan denen şey özü ateş olanı, kainat ise toprak olanı betimlerken. kainaın bir ateş hüzmesinden gelmesi ve insanın toprağın materyallerinden oluşması din ve ilimin bu ikiliyi kul oldukları şeklinde ortak bir kadere tabi tuttuğu şeklinde anlaşılmalı. insanın yapacağı katkıyı da az buçuk biliyoruz. aslında kısaca anlatmak gerekirse kainat bir kara deliktir. esasen kainat da bunu bilmekte ve ışık denen şeyi aramaktadır. atomun hafızası denen şeyden de zamanı gelince bahsedebiliriz. ancak kısaca şöyle söyleyelim. biz bir şeyi kainata da öğretebiliyoruz ve cevaben bu öğretiş kültür veya yaşam tarzı olarak bize dönüyor. atoma seni 2 ye bölüp bomba yapabilirim dediğimiz de o da aynı şeyi yapmış ve dünyayı 2 ye bölmüştü. |
Yani tabiat insan düşüncesinden bağımsız ama insan düşüncesi tabiattan bağımsız değildir.
Demek ki insan tabiatın bir parçası olarak ona tabidir, metafizik bir olgu aramak gerekmez. |
selamun aleykum
böyle de denebilir. |
matematik doğada var mıdır?
Alıntı:
Sayın Olimpiyat, Öyle bir konu açmışsınız ki yazsam mı bir türlü karar veremedim. Tabi öncelikle matematiğin güzelliğinden sözetmek gerek, yani estetik tarafından. Bu yüzden bazı matematikçiler, matematiği yalnızca bir bilim olarak değerlendirmenin matematiği aşağalayacağını düşünüyor, matematik bundan daha fazlası olmalı. Aynı nedenlerden dolayı ama tam tersine, geçmişte matematiğim "doğal bilim" olmadığını, dolayısıyla türünün tek örneği olarak bilim sayılamayacağını düşünenler de olmuş. Bugün matematiğin estetik güzelliğinden sözediyoruz ama aslında doğuşu güzelliği nedeniyle değil, insanların yaptığı üretimi, paylaşımı, ticareti takip edebilmek için olmuş. Matematik sayesinde fizik, astronomi ve diğer bilimler doğmuş. Bu konuyu fazla uzatmadan kendi görüşlerimi yazmak istiyorum. Bence: 1- Matematik doğada vardır. Yani matematik dediğimizde sanatta yaptığımız gibi varolmayanı yaratmıyoruz, bilimde yaptığımız gibi varolanı buluyoruz. 2- Matematik bilim midir? Evet, bilimdir. Şuna dayanarak söylüyorum: Einstein izafiyet teorilerini deney ve gözlem ile değil, önce matematik ile ispatladı. Matematik doğruluğu görüldükten sonradır ki, astronomlar ve diğer bilim adamları deney ve gözlemler yaparak teorilerin doğruluğunu ispatladılar. Utanarak söylüyorum ki ben, matematiğin güzelliğini uzaktan hayranlıkla seyreden ama içinde olmayı pek beceremeyen bir kişiyim. Türk Matematik Derneği'nin yayınladığı Matematik Dünyası dergisine aboneyim. Bazen bazı bölümlerini anlamadan sayfaları seyrettiğim bile oluyor. İnsan olmaktan gurur duyuyorum, insanın doğayı anlama çabasında binlerce yıllık bir araştırma ve birikimle geldiğimiz nokta, beni gelecek için umutlandırıyor. |
Matematik doğa ile doğadan ayrımı biraraya getiren ve bu yüzdende allak bullak hale gelen, tanımsız, sonsuz, negatif, bölünemez gibi bilimsel olmayan kavramlara ulaşan dehşet hasta bir konudur. Matematik belki insanlığa Din'den sonraki en büyük tehlike ve oyundur.
Matematik doğal davranmıyor. Doğal davranmayan birşeyden yarar beklenemez zaten. Matematik oldukça hastalıklı durumda olan bir hayat kaybıdır. O derece berbat birşeydir. O derece zehirlidir. Bu konuya yıllarımı verdim. Yazık ettim. 100 aldığım için sevindiğim Matematik, akıllığın değil meğer deliliğin ta kendisiymiş. Matematik, Rakam sayı adet kelimelerini karıştırıyor, bulandırıyor, kelimeler eş olduğu halde eş değilmiş gibi davranıyor. Bazende eş gibi davranıyor. Ve olur olmaz konular işlemler doğuyor. Matematikte esasta 4 işlem yoktur. Gerçekte iki işlem (toplama ve çıkarma) dir. Çarpma ve bölme ayrı bir işlemmiş gibi gösteriliyor. Negatif bir sayı düşünülemez. 0'ın altında sayı düşünülemez. 0'dan sayı çıkarılamaz. -1 derece diye ısı tanımlama olmaz. Konuların adı sanı işleyişi tümüyle mantıktan uzak. Belki de Doğa'da Matematiğe ihtiyaç yok. |
olimpiyat'in actigi konu ile ilgili bugün geldigimiz nokta:
_________________________________________________ Albert Einstein nihayet 1916 yılında izafiyet genel teorisi tamamladıgı zaman, denklemlerine baktı ve hic beklenmeyen bir mesaj keşfetti: evren genişliyordu. Einstein'ın fiziki evrenin küçülebilecegine ya da büyüyebilecegine inanmıyordu, o denklemlerin ona söyledigini görmezden geldi. Onüç yıl sonra, Edwin Hubble, evrenin genişlemesinin açık kanıtlarını bulundu. Einstein'ın tarihinin en dramatik bilimsel öngörü yapma fırsatını kaçırmıştı. Nasıl Einstein'ın denklemleri, biz insanlar daha böyle birseyden haberdar degilken evrenin genislemekte oldugunu bilebiliyordu? Matematik bizim dünyayı tarif etmek için kullandıgımız bir dilden başka bir şey degilse eger, insan beyninin bir buluşu ise, nasıl bizim icine koydugumuzun ötesinde bir şey üretebiliyor? __________________________________________________ devamını tercüme edecek zamanım yok, kaynak: Reality: Is everything made of numbers?, newscientist.com |
Bazı arkadaşlarda mesela safakk, konuda gizemcilik bulma yönelimi var. Yani metafizik bir güç bunları insanın kafasına koyuyor, bunlar insan aklının kendi çabalarıyla elde edebileceği şeyler değildir, demeye getiriyorlar. Çünkü onlara göre evrende mutlak bir güç var o işleri hallediyor. Konuya bu şekilde baktığınız zaman tabii ki işin içine gizemcilik, doğaüstücülük girecektir. Formüller insan aklının deneyimlediği ölçülerdir. Bu formüller çalışma, geliştirme sonucu ortya çıkıyor yokksa birileri onları oraya yerleştirmiyor. Eğer öyle olsa bu hiç fizik, matematik bilmeyen birinin kafasına da yerleştirilir o kişi bu formülleri buluverirdi. Nedense bu buluşları yapanlar da o mutlak gücü kabul etmeyenlerden çıkıyor. Matematik eğitimi ülkemizde zayıf ve yetersiz hatta yöntemi yanlış, ezbere kaçıyor. Matematik hafıza kuvveti değildir ama öyle anlaşılıyor. Doğru verilse herkes matematiği öğrenebilir. Deneysel matematik de olabilir, olmalı. Oklitin kitabını bulup okuyan var mı? Bulamazsınız. Matematiğin babası.
|
Alıntı:
Matematik zihnin ortaya koyduğu bir soyutlama olup, zihinden ayrı bir tarzda çalışan bir nesne değil...Eğer Einstein gerçekten denklemlerinde genişleyen bir evren görmüş olsaydı, buna neden karşı bir inanç geliştirecekti ki? Burada akla uymayan bir takın söylenceler var. Tabii NEWSCIENTIST de olsa yanlış yanlıştır. |
Alıntı:
Sizin zihninize göre bir matematik de yapılabilir. 4 işlem yerine daha değişik sayıda işlemler de koyabilirsiniz ama, hep sayılarla bu işi yapmaya mecbursunuz. Sayılar varsa ki somut olan nesnelerin soyutlanması sonucunda ortaya çıkarlar. Yani aslında ne 1 vardır, ne de 1000. Ancak siz somut olan nesnelerden bunları soyutlayınca, bunlar ortaya saçılacaktır. Matematiksiz bir an dahi geçiremezsiniz.İddia ediyorsanız, parasız, pulsuz ve de çulsuz, bir dağ başına gidin de sizi göreyim...Her kullandığımız bir sayıya karşılıktır. İster ayakkabı olsun, isterse bir palto. Çıplak doşamazsınız. Dolaşırım derseniz buyrun çıkın ortaya... |
Guncelleme.
|
rüzgarda öylesine savrulan bir yaprağın gittiği yol bile matematik formülize edilebilir..
denizin kenarında oturup güneşin batışını izleyebilirsiniz, ama daha güzel bir şey güneşin battığı ve doğduğu saati kaydedip sadece bu ikisinden dünyanın çevresini hesaplayabilirsiniz.. (üniversite fizik kitabımızın başındaki söz idi) |
Matematik nasıl öğrenilmeli? Yada matematiği öğrenirken nasıl bir mentalite gerekir? Matematik bir araç olduğuna göre, yada doğayı resmetmek, açıklamak, ve gelecekte ve geçmişte olmuş olabilecek şeyleri tahmin etmek olduğuna göre, matematiğe bir dil diyebilirmiyiz? Bütün dillerden soyutlanmış bir dil? Nedir prensipleri, temelleri nasıl öğreniriz, nasıl çalışır? Bir yardım :))
|
İngilizce okuyup yazabiliyorsan herhangi bir Türkçe kitaptan daha iyi ve güncel dersler:
https://www.khanacademy.org/ Türkçe bölümü de mevcut: https://tr.khanacademy.org/ |
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:41 . |