![]() |
Evrim kuramı gerçekten bilimsel midir?
"Bilimsel yöntem" şöyle tanımlanır:
Olanları gözlemlemek; bu gözlemlere dayanarak doğru olabilecek bir kuram oluşturmak; bu kuramı yeni gözlemlerle ve deneylerle sınamak; ve bu kurama dayalı varsayımların doğru çıkıp çıkmadığını izlemek. Peki evrim kuramına inananların ve onu öğretenlerin izlediği yöntem bu mudur? Bazı bilim adamlarının bu konudaki ifadelerini iktibas etmek istiyorum; Astronom Robert Jastrow şunları söyledi: "[Bilim . insanları] açık ve net bir cevap bulamadıklarından hayal kırıklığına uğramışlardır; doğanın cansız maddeden yaşam yaratma deneylerini kimyacılar asla tekrarlayamadılar. Bilim insanları bunun nasıl meydana geldiğini bilmiyor" (The Enchanted Loom: Mind in the Universe, New York, 1981, s. 19). Evrimci Loren Eiseley şu gerçeği kabul etti: "Bilim, efsane ve mucizelere dayandıkları için ilahiyatçıları ayıpladıktan sonra, hiç hoşlanmadığı bu duruma kendi de düşerek kendi efsanesini yaratmak zorunda kaldı. Bu efsane, uzun çabalardan sonra bugün hâlâ olabilirliği kanıtlanamayan şeylerin aslında ilkel çağlarda gerçekleşmiş olduğu varsayımıdır" (The Immense Jour-ney, New York, 1957, s. 199). New Scientist dergisine göre, "Darwin'in evrim kuramının gerçek bilimsellikle hiçbir ilgisi olmayan bir kuram olduğunu savunan .... bilim insanlarının, özellikle de evrimcilerin sayısı gitgide artıyor.....Bu eleştiriyi yapanların çoğu, en tanınmış entelektüellerdir" (25 Haziran 1981, s. 828). Fizikçi H. S. Lipson ise şunları söyledi: "Kabul edilebilir tek açıklama yaratılıştır. Bunun fizikçilerin nefret ettiği bir şey olduğunu biliyorum, benim için de öyle; ama deneysel kanıtların "desteklediği bir kuramı sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz" (Physics Bülletin, 1980, Cilt 31, s. 138.) Sırf hoşunuza gitmediği için bu alıntıları yaptığıma umarım kızmazsınız :) Saygılarımla |
Yok canım ne bilimseli, biz evrine inanıyoruz. Aslında evrim dinine mensubuz(ama bu din gizli bir din çaktırma;) hatta dinlerden özgürlükte maskesi bunun yoksa burasıda ana karagahımız :heh:). Her ne kadar her birimiz farklı köşelerde gibi tanımlasakta evrim dinine inanıyoruz. Charles Darwin'de peygamberimiz. :bounce: Yanlız dikkat ettiysen o dergiler en yakın 1981 yılında çıkmış. O zaman yanlış veya yok diye kabul edilen yığınla şey bulundu o zamandan bu zamana ve o zamanlar bulunamiyicak keşfedilemiyicek denilen yığınla şey bulundu, keşif edildi. Yani bu sözler benden bile 9 yaş büyük tarihleri çoktan geçmiş. Mesela şöyle örnek verebilirim. Sen gidipte 1920'lerdeki yöntemlerle atıyorum gribi yenmeye çalışırsan pek başarılı olamazsın veya daha kötüsünü söyliyim 1980'lerin bilgilerine göre kanser hastalığını yenmeye çalışırsan büyük ihtimal fazla geçmeden vefat edersin.(Bu günün bilgileri ile yaşayabilme şansın varsa bile) Umarım anlatabilmişimdir. |
Yıl olmuş 2012 hala bunlar ile karşımıza çıkmanız biraz ilginç. Moleküler biyoloji ile elde edilen kanıtlara ne dersiniz? Bunlardan haberiniz var mı?
Ya da daha farklı bir konudan bahsedelim; Cansız maddelerden canlı elde etmenin evrim ile bir ilgisi olmadığını söylersem kızar mısnız? Bu biyokimyacıların işidir. Evrim ise biyologların. Konu hakkında temel kavram ve tanımları bilmeden bu konuyu tartışamazsınız. Biraz araştırma yapmanızı öneririm. |
Alıntı:
|
"Bilim, bilimsellik" gibi şeylerin, teistlerce ancak kendi "bilimsel olmadığı gün gibi aşikar olan" masal tabanlı söylemlerini güya destekleyecek şekilde olduğu zaman dile getirildiğini her gördüğümde gülerim.
Sağ olsun hur-kus da bu konuda, hemen her yazısında beni güldürmüştür. Allah da (ya da onun inandığı versiyon hangisiyse) onu güldürsün. Bir şeyi bilimsel olmamakla itham ediyor ve hatta bununla ilgili güya kanıtlar sunuyorsanız, eh demek ki görünüşte bile olsa bilimselliği ciddiye alıyorsunuz demektir. O halde, bilimin ciddiyet rafından çoktan yollanmış, naftalin kokmuş bu söylemleri, günün gerçel bilgileri ile de bilimsel olarak kıyaslayıp, son nokta neresi diye kendinize bir sorun. Gerçi sizlerin 1957-1981 tarihli bu söylemlere de ihtiyacınız yok. Aklınızca, bilimsel düşünüşte olanları bilim ile yıkma çabası güttüğünüz, elbette bilimi zerre takmadığınız, iman ettiğinizi söylediğiniz kitaplardan belli. Fakat bu çabalar, benim tarafımdan gülümseme ile karşılandığı kadar önemle de karşılanır. Cidden. Çünkü bu, teistlere "Herşeyin yanıtı olduğunu savunduğum kutsal kitabımı ardıma alıp daha fazla dövüşemediğim için, bu yola başvurmak zorunda kalıyorum" gerçeğini -umarım bir gün- gösterecektir. Naftalin kokan bu söylemlerdeki hiç bir ibarenin, o zamanın bilimsel bilgilerine dahi bilimsel olarak saldıramadığının ayırdına varılmalıdır. "Bunlar bilimsel değil" deyilip geçilmiş; bunların neden bilimsel olmadığı, kıyaslar, kanıtlar, deneyler gibi şeylerle gösterilememiş (bile demeyeyim, buna çalışılmamış bile). Son alıntıda da bomba patlatılmış: "Kabul edilebilir tek açıklama yaratılıştır". Bilimselliğe dikiz! Neden öyleymiş? Cevap yok. Olamaz da! Acı olan, dininizi reddetmeniz için gerekli çoğu şeyi bu forumlara kendi elinizle taşıdığınız halde, bundan bir şeyler çıkaramıyor oluşunuzdur. Tanrı sizi korusun (benim lafımla yola gelecekse tabi)! |
|
Alıntı:
Bu yöntemi sadece batıdaki çeşitli kiliselerle ilişkili Hristiyan yaratılışçılar değil, Harun Yahya gibi yerlilerimizde uyguluyor.Hepsinin sitelerinde bulabildikleri tüm yaratılışçı ''bilimadamları''nın çarşaf çarşaf -çoğu da uyduruk'' listesi,adını aradığınızda sadece yaratılışçı siteleri bulabildiğiniz,çoğu hiçbir değerli çalışmaya imza atmamış,adı duyulmamış yada geçen yüzyıldan bilimadamlarından alıntılar... Oysa elli kere yazıldı burda,bilim çevrelerinde evrimin varlığının değil,aşamalarının tartışma konusu olduğu.Ateizm oranının % 90'ın üzerinde olduğu bir çevreyi teist tez(!)lere kanıt olarak sunmak da anlamsız. Bilim çevrelerinde ki yaratılışçıların neredeyse tamamının Vatikan ve diğer kiliselerin yada Yahudi cemaatinin üyeleri olmaları aslında bu insanların evrim karşıtlığını açıklıyor.Ortada pek Müslüman bilimadamı olmadığı için bizimkiler bu kafir yada siyonist kardeşlerine sarılmak zorunda kalıyor. Alıntı:
Geçti artık o günler,bilimin artık nelerle uğraştığına gözatın biraz. |
Alıntı:
Alıntı:
Bu arada ırkların yaratılması da çelişkili bir durum. Malum Adem var Nuh var. Yaz boz gibi bir durum. :D |
Alıntıların 3 tanesi 30 yıl önceden , 1 tanesi 50 yıl önceden.
Gerçi 1400 yıllık masallara inanlar için , 30-40 yıl mesele değil. Bu süre içerisindeki bilimsel gelişmelerle ilgilenmeleri için bir sebep yok. |
Alıntı:
Sayın supernova, bir çok konudaki gelişmelerle yakından ilgilendiğimizi bilmenizi isteriz. Bazı samimi bilim adamlarının çabalarının insanlığın kendi kendini yok etmesine yetmeyeceğini de görüyoruz. Peki siz görüyormusunuz? Bu şartlarda insan üstü yaratıcı bir gücün varlığı hepimiz için bir şanstır. O, ellerinin işi olan bu dünyanın ve insanlığın yok olmasına izin vermeyecektir. Evrim konusuna gelince, Evrim öğretisi, sadece bilimsel bir teori olmakla kalmayıp, onlarca yıl boyunca gelişip büyüyen bir insan felsefesi haline gelmiştir. Ancak son yıllarda, doğadaki tasarımı açıkça gösteren ve giderek artan kanıtlara karşı mazeret bulmak için harcanan çabaların sonucunda Darwin’in geleneksel evrim teorisinin kendisi de değişmiş, hatta deyim yerindeyse mutasyona uğramıştır. :) Sizin de kabul ettiğiniz gibi, “Evrim” teriminin bir anlamı “belirli bir yöndeki değişme sürecidir.” Ancak bu terim birkaç anlamda kullanılmaktadır. Örneğin cansız şeylerdeki büyük değişiklikleri, evrenin gelişimini tanımlamak için kullanılır. Ayrıca canlı varlıklardaki küçük değişiklikleri, bitkilerin ve hayvanların çevreye uyum sağlama şekillerini tanımlamak için de kullanılır. Fakat en yaygın olarak,hayatın cansız kimyasal maddelerden meydana geldiğini, kendi kendine çoğalan hücrelere dönüştüğünü ve yavaş yavaş, gitgide daha karmaşık canlılar haline geldiğini, en zeki ürünlerinden birinin de insan olduğunu öğreten teoriyi tanımlamak için kullanılır. Sizinle anlaşamadığımız tanım elbette üçüncü olanıdır. Çünkü biz zeka sahibi bir yaratıcıya inanıyoruz ve bizlerinde yaratıcısı odur diyoruz. Zeki olduğunuza göre sizin de :) 50 yıl önce de bu böyleydi şimdi de böyledir... 1.Dünya savaşının patlak verdiği 1914 yılında insanlık için "son günler" başlamıştır. Giderek sona doğru yaklaşıyoruz... Zaman hızla bitiyor.....Tik tak, tik tak, tik tak....:) Sizin bir çözümünüz varmıdır sayın supernova?.... "Felsefe" yapmaktan başka...... Halbuki bakınız Yehova Tanrımız İsa aracılığıyla ne diyor: "28 Fakat bu şeyler olmaya başlayınca, doğrulun ve başınızı yukarı kaldırın, çünkü kurtuluşunuz yaklaşıyor.” Luka 21:28 Saygılarımla |
Alıntı:
O kadar kaptirmissiniz ki buyusune bu masallarin, muhakeme kaabiliyetinizi de yok etmis. Incil'den, kuran;dan old testament'ten satirlar yazmak birseyi ispat etmez. Olayin tumune baktiginizda o kadar bariz ki insan uydurmasi oldugu, gorememek icin imanli olmak gerekir. |
Alıntı:
Hayatın cansız maddelerden meydana geldiği... "Evrime ne kadar da güzel saydırdım" diye düşünüyor olabilirsiniz. Ancak bahsettiğiniz şeyin evrimle alakası yoktur; bahsettiğiniz konu abiyogenezdir. Hatta siz inanmazsınız, 50 yıl önce de bu böyleydi. Valla bak! Allah canımı alsın, Yehova bebek katliamı fetvası çıkarsın ki böyle! Yeri gelmişken şunu soracağım: Bu masal kahramanı Yehova canlı mı cansız mı? Canlı ise ne yer, ne içer ve "kaçınılmaz olarak" hangi büyüğü tarafından yaratılmıştır ve ne maksatla? Cansızsa nereden nasıl oluşmuştur ve yine ne maksatla? Sonsuzdan bu yana bomboş ne yapıyor (sizin masala göre son 5000 yıl hariç tabi... sahi dünya 5000 yaşındaydı, değil mi)? Var mı bu ilahların bir abiyogenezi, bir evrimi? Yoksa bir yaratanı olması lazım. O ve onların da yaratıcıları nerede? Yehova beypederiniz, İsa aracılığıyla buna da bir şey demiş mi? Alıntı:
Beypederiniz kaçıncı dünya savaşını bekliyorlar, bir son için? İsa'ya bahsetmiş mi? Nerede yazıyor bu son? Alıntı:
Alıntı:
Haa bu arada, İsa aracılığıyla konuşan Yehova beypederiniz falan... Yani hayallerinizi yıkmak istemem ama bakın kendiniz de yazmışsınız yukarı... Luka o! :) |
Alıntı:
http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=27173 |
Alıntı:
Sn.the supernova , konuyu açan arkadaşımıza bakıyorum ve sizin niçin " 1400 yıllık masallar " tanımlaması yaptığınıza bir anlam veremiyorum...Niçin diye sorarsanız arkadaşımız " müslüman " değil ki..." 2012 " veya daha eski masallar deseniz sanırım bu daha yerinde olacaktır... Yani konuyu açan müslüman değil ,bu bağlamda müslümanlığa dem vurmak , çevirmek ne derece doğru...? Sağlıcakla kalınız... |
Evrim'e karşı geliştirilen argümanların tamamı bilim dışı.
Ya tanrı varsa! Bunlar kendi kendine olmuş olamaz! Tasarım olduğunu görmüyor musun? Sadece bir teori bla bla bla... Evrim üzerine araştırma yapan pek çok uzman evrim teorisini çökertmek isteyenlere bunun nasıl olacağını göstermiştir(kopya vermiş daha ne yapsın!). İsterseniz burada da paylaşalım: Eğer, dünyanın en başından bu yana bu şeklinde olduğunu söylüyorsanız dünyanın ilk çağlarına tarihlendirilebilecek ancak günümüz modern hayvanlarından onal bir fosil bulup getirin. Memelilerin ortaya çıktığı tarih olarak verilen tarihten daha eski bir inek fosili işinizi görür. ufak tefek bir hayvan olmasına da gerek yok. Ancak bulamazsınız. Jeolojik zamanlar, evrim teorisini ve fosil kayıtlarını destekler niteliktedir. NOT: Genç dünya görüşüne sahipseniz cevap yazmak hiç uğraşmayın. Zira mantığın ve bilimin bittiği yerdesinizdir. |
Alıntı:
Eskiden çıkan dinleri kastettiğim yeterince açıkken bu zorlamanızın sebebi nedir ? |
Alıntı:
Sn.the supernova , hemen zıplayıp ne diye AĞZINIZI bozarsınız ki...???Niçin BOZULDUNUZ ki anlamadım...??? Hür - Kuş arkadaşımız müslüman değil...Ancak siz direk 1400 yıl yazmak ile işaret ettiğiniz inanç müslümanlık...Ben bunu çelişik olarak gördüm...Sanırım üslubu daha düzgün şekilde anlatabilirsiniz... Sağlıcakla kalınız... |
Alıntı:
Laf salatası yaptığınızı yüzünüze vurduğum için mi bununla suçluyorsunuz ? Mesaja "merhaba" ile başlayıp "sağlıcakla kalınız" diye bitirince sanırım içeriğin sizin için bir önemi yok. Başından belirteyim uzun mesajlar , lafı sağa sola çekmeler burada sökmez. "Bozuldunuz" filan gibi züğürt tesellilerinizi de alıp islami sitelere dönmenizde fayda var. |
Arkadaşlar konu ile ilgisi olmayan ikili atışmalar yerine konu ile ilgili yazmamız konunun daha verimli olmasını sağlayacaktır.
|
Gercekten birbirinizi kirmaga hic gerek yok, ustelik de bir hic yuzunden.
Ateistler ve diger din karsitlari icin, musluman hristiyan, hindu, zerdust fark etmez, hepsi de masaldir. Imanlilarin da hepsi ayni kategoridedir. Neye iman ettikleri degil, sadece iman etmeleri, onlari benzer kilar. Hepsi de kendi inanclarinin en dogrusu olduguna, olum sonrasi yasama bir pasaport olarak gorurler inanclarini. Tabi ki bir dinin mensubu, diger dinleri, ayni ateistler gibi, sacma ve mantiksiz bulur, masal olduguna hemfikir olurlar. |
Alıntı:
Tanrı'ya inanmak size göre masal olabilir; Ama konuya isterseniz sizinde çok değer verdiğiniz "insan hakları" açısından bir bakalım. İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 1. Maddesi “bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğar” demektedir. Böylece insan hakları, bir ırmağın, kenarında yaşayanlara taşıdığı su gibi, ana-babadan çocuklara taşınan doğuştan kazanılan haklar olarak tanımlanıyor. Acaba bu insan hakları ırmağı nereden doğdu? İnsan Hakları Evrensel Bildirisine göre, insanların hakları vardır, çünkü “akıl ve vicdan sahibidirler.” Bakınız bir BM yayını şunu açıklıyor: “İnsan akıl ve ahlak sahibi bir varlık olduğundan yeryüzündeki diğer yaratıklardan farklıdır ve bu nedenle, diğer yaratıkların sahip olmadıkları belirli haklar ve özgürlükler insana verilmiştir.” Bundan dolayı, akıl ve vicdan sahibi olmanın, insan haklarına sahip olmanın temeli olduğu söylenir. Bu durumda insandaki akıl ve vicdanın kaynağı, insan haklarının da kaynağıdır. İnsan haklarının akıl ve vicdana bağlı olduğu ifadesi, biyolojik evrime inanan insan hakları savunucuları için bir muamma olduğu aşikardır. Evrim yanlısı Life Ascending adlı kitap şunu kabul eder: “[evrim] sürecinin, güzelliğe ve gerçeğe duyulan sevgi, acıma duygusu, özgürlük ve hepsinin üstünde insan ruhunun enginliği gibi nitelikleri nasıl oluşturabildiği üzerinde kafa yorduğumuzda hayrete düşüyoruz.” Gerçekten de böyle değil midir? İnsandaki akıl ve vicdan yetisinin, insandan aşağı durumda olan ve akıl ve vicdandan yoksun atalardan kaynaklandığını iddia etmek, bir ırmağın susuz bir kuyudan kaynaklandığını söylemek gibidir. İnsandaki akıl ve vicdan yetileri, insandan aşağı bir kaynaktan gelemeyeceğine göre, bu yetiler insanüstü bir kaynaktan çıkmış olmalıdır. İnsan haklarıyla bağlantılı nitelikler olan akıl ve vicdana yalnızca insanlar sahiptir, çünkü bizim inandığımız Kutsal Kitap, hayvanların değil, insanların Tanrı’nın “suretinde” yaratıldığını açıklıyor. (Yaratılış 1:27) Bu nedenle, insanların neden ahlaksal haklara sahip olduğu sorusuna geçerli bir cevap, Human Rights−Essays on Justification and Applications kitabının da dikkat çektiği gibi, “insanların, yaratılışlarından gelen değer veya onura sahip ve . . . . yaratılış anlamında Tanrı’nın çocukları” olmalarıdır. Bu bağlamda ele alındığında "Tanrı'ya inanmak bir masalsa, inanmamak üç yıldızlı masal" değil midir? :) Saygılarımla |
Alıntı:
Sizin kitabiniz tarafindan ele alacak olursak, insan haklari maddeleri ile celisir ortaya koyduklariniz. Insan haklarindaki akil-vicdan kismi , biyolojik evrimi savunanlarca bir muamma degildir. Zira bu kisiler toplumdan izole halde yasamiyor. Sizin inancinizda, dogan her bebek gunahkar dogar. Biri, baskalarinin gunahi yuklenmistir cunku. Siz, bir saatlik,henuz gelisimini tamamlamamis bebege, gunahkar yaftasi yapistirir misiniz? Bu anlamda insan haklarindan(konuya destek babinda) bahsetmeniz mumkun degildir. Iyi ve kotu olgusu ile gunahkarlik bambaska kavramlardir. Bugunku insan haklari, bir recm'i onaylar mi? Insan haklari, icine seytan girdi diye cayir cayir yakilan insani, dogru seklinde onaylar mi? Insan haklari, inanmiyor diye, dusunen ve ureten bilim insanini oldurur mu? Orneklediginiz bahis tutarsiz maalesef. Ahlak'a sahip olmak icin, imanli olmaya gerek yoktur. Insan'daki akil ve vicdan yetisi buyutulecek bir mevzu degildir. Degil mi ki bir anne, bebegi dogdugunda hayvansal icgudulerle ona sahip cikiyor veya ayni sekilde cikmiyor. Dogadaki vahsi hayvan ne ise, yeni bebek sahibi olmus annenin sergiledigi davranis da aynidir. Cocuguna en ufak bir zarar vermeye kalkin, o'nu bir vahsi katil haline getirebilirsiniz. Insanin icinde hayvan hicbir zaman olmez. Dogaldir bu, zira koku dogadan gelmekte. |
Alıntı:
Alıntı:
Tanri, tum cabalarina, yolladigi sayisiz aziz ve peygamberlere ragmen asirlardir insan haklari yonunden sinifta kkalmistir. Daha dun God bless America naralariyla, Irak'i yerle bir eden, milyonlarca masum insanin canindan olan sorumluluguna ragmen, "vicdani sizlamayanlar" ustelik de tanri adina az mi dehset sactilar? muslumanlarin cihadi, hristiyanllarin cadi avi, musevilerin daha tevratta anlatilan katliamlari, hepsi tanri adina yapilmadi mi, ve hala yapilmiyor mu? Insan haklarini en temel hak sayan bir din henuz yok, ve olamaz da. Bu arada, bir derginin evrim yanlisi olmasi, onun ayni zamanda yaratilisci olmasini engellemez. Bugun katolik kilise bile evrim teorisine sicak bakmakta, tek bir farkla ki, evrimi de duzenliyenin bir tanri oldugu iddiasini da direterek. Sonucta sunu hatirlatmak isterim; Insan neye inandigiyla degil, nasil davrandigiyla olculmelidir. Gayet humanist imanlilar olabilecegi gibi, ki cogunluk boyledir, tanriya yaranma yozlugunda, tanri adina kendi hemcinslerini oldurmekten, asagilamaktan, surundurmekten cekinmeyenleri de vardir. |
Sayın Hur-Kus bi aralar hristiyanlık hakkında topik açmıştım aslında devam etmeyi düşünüyordum ama hem kurslarım başladığı için hemde pek şevim kalmadığı için daha ilk kısımdan bırakmıştım ama yinede oraya bakıp yanıt verir misiniz...
Aslında buradan değilde direk size yazmak istemiştim ama iletişim yollarınız kapalı olduğu için yazamamıştım. Topik:http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=27325 |
İnsanlar dışındaki hayvanların akıl ve vicdandan yoksun olduğu yönündeki iddia geçersizdir. Akıl konusunu incelediğimizde, doğadaki diğer hayvanlarında belirli mantık yürütebilme, alet yapabilme gibi yetilere sahip olduklarını görebiliriz. Bu durumda akılsız olduklarını iddia etmek yanlış olacaktır.
Vicdan olarak bahsettiğiniz durum da yine doğadaki diğer hayvanlarda da bulunmaktadır. İnsanlardaki ya da diğer hayvanlardaki vicdan kavramının büyük çoğunluğu hormonlara bağlıdır ve benzer hormonlar tüm hayvanlarda vardır. Bu bakımdan tüm hayvanlarda belirli düzeylerde "vicdan" durumuna rastlamak sürpriz olmayacaktır. |
Evrim Kuramından kesin gerçekler olarak bahsetmeniz ilginç. Bazı bilim insanları bu kuramı kabul etmemektedir. Kesin gerçekler olsaydı biz bunu tartışıyor olabilir miydik? Dünyanın şeklini örneğin tartışmıyoruz. Suyun kaldırma kuvvetini de. Dünya insanlığının hemfikir olduğu konulardır bunlar. Ancak evrimin" kesin gerçekler" iddası sorgulanmaıdır.
Siz ne düşünüyorsunuz.? |
Evrim Kuramının açıklayamadıkları!
Türkçe "bombacı böcek" olarak gecen "Stenaptinus insignis"lerin ilginç bir kaç özelliğine değinmek istiyorum.Bu temel özelliklerin nasıl oluşabileceği üzerinde düşünürken bu sistemin tesadüfen meydana gelip gelemeyeceğini de düşünmenizi istiyorum.
http://smoking-room.ru/blog/uploads/...insignis_2.jpg Bu böceğin karın bölümünün arka ucunda ağzı açık olan bir çift keseciği ve içindeki depoda bulunan asitli bileşik ile hidrojen peroksit bulunmaktadır. Bunun yanı sıra suda çözünmüş ezimlerle dolu kimyasal tepkime odası da vardır.Bir odacığı hidrojinin ve diğer odacığında ise hidrojen peroksitten oluşan bir yapıyı düşünün : Karıştıkları zaman bu iki kimyasal patlayıcı özelliği gösterirler – ama böceğin içindeki bir mekanizma bu ikisini ayrı tutmakta. Ama düşmanla karşılaştığında, böcek bu kimyasalları kaynama noktasına kadar ısıtır ve içindeki reaksiyon odacığına ateşlenmesi için gönderir ve bir tank başlığı gibi her yöne dönebilen bir noktadan fışkırır .Sonunda düşman zehirlenip ölür. Bu kaynatma ,ateşleme ve püskürtme sisteminin nasıl meydana geldiğini merak ediyor musnuz? Bu konuda bilim insanları çeşitli araştırmalarda bulunsalar da sistemin nasıl bu seviyeye geldiğini açıklayamamaktadırlar.Daha doğrusu hiç bir parçası bir diğeri olmadan çalışmayacaktır. Bir bilgi kaynağı şöyle sormuş :
|
Evrimin açıklayamadıkları Proteinler/ moleküller
Proteinler hangi şeylerden oluşmaktadır? Vücudumuzda bulunan binlerce protein aminoasit diye adlandırılan ufak moleküllerin birbirine bağlanmasıyla meydana gelir. Yeryüzünde bulunan ağaç, çiçek, hayvan ve insanları oluşturmaya yardım eden tüm değişik proteinleri meydana getirmek için, aşağı yukarı 20 değişik aminoasit türü gereklidir; tıpkı Türk dilinde kullanılan 29 harfle on binlerce sözcüğün yapılabileceği gibi!
Canlı hücreler, ihtiyaç duydukları proteinleri yapmak için, aminoasitleri uzun bir yük trenindeki vagonlar gibi birbirine bağlar. Örneğin, pankreas bezindeki hücreler ensülin üretmek için aminoasit zinciri olarak adlandırılan iki “tren”i meydana getirir. Bu zincirler katlanırlar ve özel biçimler alırlar. İlk zincir 21 harften oluşan bir “sözcük” ve ikinci zincir ise, 30 aminoasitten oluşan bir “sözcük” gibidir. İki zincir birbirine bağlandıktan sonra, vücudumuzun kanındaki şeker miktarını kontrol etmek üzere, bir ensülin molekülü oluşur. Ensülin gibi, proteinler de sağlıklı bir beden için hayatidir. Şeker hastaları bunu iyi bilir. Fakat pankreas hücreleri, ensülin üretmek üzere hangi aminoasitlerin birbirine bağlanması gerektiğini nasıl bilir? Ayağınızın baş parmağındaki hücrelerin ensülin yapmasını önleyen acaba nedir? Bunun cevabı trilyonlarca hücre çekirdeğinde bulunan ve DNA (Dezoksiribonükleik asit) diye adlandırılan eşsiz ve çok büyük bir molekülde aranmalıdır. Bu molekül nasıl çalışır? Bir inşaat sahasına hiç gittiniz mi? Eğer gittinizse ne yapmaları gerektiğini açıklayan mavi renkteki plan kopyalarına sık sık baş vuran dülger, duvarcı ve elektrikçi gibi işçileri görmüş olabilirsiniz. kopyalar nereden gelmiştir? İnşaat bürosunda bu kopyaları yapmak için çalıştırılan özel kopya makineleriyle (ozalit) çoğaltılan birçok mimari plan vardır. Çeşitli grup ustabaşıları bu mavi kopyaları inşaattaki işçilere verir. Hücreleriniz de bu inşaattaki gibi çalışır. Hücre çekirdeğinde (“inşaat bürosu”) vücudunuzun ihtiyaç duyduğu tüm proteinler için “asıl planlar” bulunur. Bu “planlar”, DNA molekülleridir. Ensüline ihtiyaç hissettiğiniz zaman, pankreasınızdaki özel hücrelerin çekirdeği DNA’nın gen diye adlandırılan kısmını uyarır. DNA molekülü çekirdekten dışarı çıkmaz, tıpkı genellikle inşaat yerinde asıl mimari planların kullanılmadığı gibi; çünkü onlar çok değerlidir. Bunun yerine DNA molekülünün geninden bir haberci RNA (ribonükleik asit) olarak adlandırılan özel bir haberci molekül oluşturulur; bu ise bir “ kopya” çıkarır. Bu “haberci” çekirdekten kopyayı alır ve bir işçi grubunun ensülin molekülünü üretmek için hazır beklemekte olduğu “işyeri”ne götürür. Bu işçi grubu, bir tür marangoza veya ustabaşıya benzeyen bir molekül olan bir ribozom ve transfer RNA adlı yardımcılar tarafından oluşturulur. Küçük yardımcı tranfer RNA molekülü aminoasitleri toplar ve ribozoma götürür. Ribozom ise, "kopya” olan haberci RNA’yı okur ve ensülin zincirini üretir. Hücrelerimizin içinde bulunan “inşaat bürosu”nda bir hücrenin işlemesi için gerek duyulandan çok fazla “plan” vardır. Örneğin, ayağınızın başparmağındaki hücrelerde de ensülin üretmek için gereken genler bulunur, ama bu genler uyarılamaz. İlgili planlar ayağımızın başparmağındaki hücrelerde bir nevi “kilit” altında bulunur. Her hücre, ihtiyaç duyduğu maddeleri yapmak için çekirdeğindeki DNA molekülünün sadece bir kısmını kullanır. Buna sevinebiliriz, çünkü bir hücre, kilit altında bulunup kullanılmaması gereken planları “çalıp” yapmaması gereken proteinleri üretmeye başlarsa, bizzat kendisine veya başka hücrelere zarar verebilir, hatta kansere neden olabilir. Bir gökdelenin inşaasında kullanılan karmaşık planların bir raslantı sonucu meydana geldiği görüşünü savunmuş olsaydınız pek çok mimar sizinle katiyen hemfikir olmayacaktı. Böyle planlar çok yetenekli, iyi eğitilmiş bir mimarın varlığını gerektirir. Tüm yaratıkların hücrelerinde bulunan DNA molekülü, mimari planlardan çok daha karmaşıktır ve ayrıntılı talimatları kapsar. Bir bakteriyi, bir ağacı ve insanların tam “yapı”sını kontrol eden bir DNA molekülünü de bir Usta Mimar’ın yaptığı mantıki değil midir? Bu Usta Mimar, Tanrı’dır. Yetenekli bir mimara, belirli bir yapıya ait titizlikle hazırladığı planlarda yetenekli ve yeterli kli olmayan kişilerin değişiklikler yaptıklarını öğrendiğinde, neler hissettiğini sorun. Mimar, bu davranışı asla uygun görmez; çünkü planları değiştiren kişinin, büyük ihtimalle, yaptığı değişikliklerin tüm sonuçlarını düşünmemiş olduğunu bilir. Gerçi bir banyo dairesini genişletmek mümkün olabilir, ama giriş kısmında önemli ölçüde yer kaybı olursa, ne olacak? Su tesisatının yeniden planlanması gerekirse ne olacak. |
Bugün bilim adamları Yaratıcı’nın yaratıklarına verdiği “mimari planlar” olan DNA molekülünün yapısını değiştirebilecek durumdadırlar. Bazı olaylarda, örneğin insan ensülini için, genleri bakterilere aşılamak gibi bazı değişikliklerin insancıl ve tıbbi amaçlarla yapıldığı söylenebilir. Virüs genlerini, bir fare embriyonuna aşılamak gibi başka değişiklikler, hücrelerin işleyişini anlamakla ilgili merakı tatmin etmek için yapılır.
Bilim adamları, genleri değiştirebilirlerse de, bunların nasıl çalıştıklarını henüz tam olarak anlamamışlardır. New York Times gezetesinde bir ara şöyle denildi: “Yeni bulgulara göre, insanınkiler dahil, hayvan genlerinin yapısı, 20 yıldan bu yana inanılandan çok farklıdır.” Sonuç ne oldu? Bilginlerin zannettikleri gibi, hayvan genlerinin bakteri genleri gibi çalışmadığı ögrenildi. Hayvan genleri, daha karmaşık ve anlaşılamayan uzun bilgi sıralarına sahiptir. Gerçekten bilim adamları, bakterilerin “ana planlar”ını okumanın, zannedildiği gibi, insanların “ana planlar”ını okumayı sağlayamayacağını öğrendiler. Bilim adamları geçenlerde, DNA moleküllerinin genetik şifresinin şimdiye kadar sanıldığı gibi sabit olmadığını öğrendiler. DNA molekülü, çekirdekte değil, hücrenin mitokondriya adlı, başka bir kısmında bulunduğu zaman, şifresinin biraz farklı olduğu ortaya çıktı. New Scientists dergisi şunu kabul etti: “Genetik şifresinin evrensel olduğu dogması sarsıldı.” Şifre neden değişiyor? Bilim adamları bunu bilmiyorlar. New Scientists “Genetik analiz sonuçlarının doğurduğu bazı sorular hiçbir zaman cevaplandırılamayabilir” dedi. Bu nedenle birçok insanın genetik araştırmalarından doğabilecek tehlikelerden dolayı kaygı duymasına şaşmamak gerekir. Fakat biyologlar böyle araştırmaların çok tehlikeli olmadığını iddia ediyorlar; ama genetik bilimin bu tehlikeyi ayırt edebilecek kadar iyi anlıyorlar mı? Bilginler, 1950’lerde Amerika’nın batı bölgelerinde yapılan atom deneylerinin halkı için zararsız olduğunu iddia ettiler. Ama deney bölgesinde esen rüzgârın yönünde oturan insanların kansere yakalanma oranının artması, şimdi bilginlerin yanıldığını gösteriyor. Acaba bilginlerin, tamamıyla anlamadıkları kuvvetler ve biyolojik süreçleri kurcalamalarının, bir kaza sonucu insanlığın üzerine korkunç bir hastalık getirmesi mümkün mü? Bazıları bunun mümkün olduğu görüşündedir. Bazıları da ciddi bir sorun olacağını düşünmüyor. Bir prokaryotik hücrede gezintiye çıkabilmek için bu cümlenin sonundaki noktadan yüzlerce kat küçülmeniz gerekir. Sizi hücrenin dışında tutan dayanıklı ve esnek bir zar var. Bir fabrikayı çevreleyen tuğla bir duvar gibi hücrenin içindekileri koruyor. Bu zar o kadar incedir ki üst üste 10.000 tane koyarsanız ancak bir kâğıt kalınlığında olur. Yine de hücre zarının yapısı bir duvardan çok daha karmaşıktır. Ne yönden? Hücre zarı, fabrikayı koruyan duvar gibi hücreyi içinde bulunduğu ortamın olası tehlikelerinden korur. Bu zarda minik gözenekler vardır, bu sayede oksijen gibi küçük moleküller içeri girip çıkabilir ve hücre nefes alabilir. Hücre zarı aynı zamanda, hücreye zarar verebilecek daha karmaşık moleküllerin hücrenin izni olmadan içeri girmesini önler, içerideki yararlı moleküllerin de hücreyi terk etmesini engeller. Hücre zarı tüm bunları NASIL başarır? Tekrar fabrikayı düşünün. Fabrikanın kapılarında, giren çıkan ürünleri denetleyen güvenlik görevlileri vardır. Hücre zarının içine yerleştirilmiş özel proteinler de bir anlamda hücrenin kapıları ve güvenlik görevlileridir. Bu proteinlerden bazılarının (1) ortasında, hücreye sadece belirli tür moleküllerin girip çıkmasına izin veren bir delik vardır. Başka proteinlerin (2) ise zarın bir tarafındaki ucu açık, diğer tarafındaki ucu kapalıdır. Bu proteinler ancak belirli bir maddenin girebileceği bir yuvaya (3) sahiptir. Bu madde yuvaya girdiğinde proteinin diğer ucu açılır ve maddeyi zarın öteki tarafına geçirir (4). Tüm bu işlemler en basit hücrenin zarında bile gerçekleşir. Bazı saygın bilim insanları “basit” bir hücrenin bile yeryüzünde kendiliğinden meydana gelmiş olamayacak kadar karmaşık olduğunu söylüyor. Ancak bazıları kesin mi kesin bir dille doğa dışı bir müdehale olmadan deneme yanılma/ yapboz oyunu gibi olmuştur şeklinde bir yargıda bulunabiliyor. Deneysel olarak kesin bir şekilde ortaya koyulmadan, böyle bir şey gözlenmeden kesin vargılara varmanın bilimsel tavırla bağıntısız olduğu bir gerçek. |
Alıntı:
|
akıllı tasarımcılar bile evrimi inkar edemiyor.
|
Alıntı:
Buna bir cevap alamadık. Dawkins de kendisine göre bir "cevap" veriyor. Gerçi Onun yaptığı deney bu soruların hiç birini cevaplamıyor. O sadece sıvıları karıştırıyor. Sorulan sorular da havada kalıyor. İşin nasıl'ını ortaya koyuyor mu? Hayır. Sonrada "evrimle milyonlaraca yıl içinde oldu" denir |
Alıntı:
|
Nobel ödülü almış bazı bilimciler de aynı argumanı kullanır. Şaka gibi gelmesi kişiye göre değişir. değil mi:hug:
Dawkins, Kör saatçi adlı kitabında da anlatıyordu benzer şeyleri. Ama o gözün oluşumuna ilişkin yazmıştı. Birikimli evrim bu organı bu hale getirdi gibisinden. İster göz, ister bombacı böceğin savunma mekanizmaları olsun. birikimli evrime ilişkin bu mekanizmalarda KANIT var mı? |
Alıntı:
Daha zararsız sıvılar atan canlılar da pekala bombacı böcek için kanıt teşkil edebilir. Sadece koku yayan canlılar gibi. Peki siz bana bu canlıların birden bire bir yaratıcı tarafından ortaya çıkarıldığını gösteren bir kanıt sunabilir misiniz? İndirgenemez karmaşıklık ya da tasarımcısı olması gerekir gibi saçma argümanlar olmasın ama. |
Alıntı:
Deniz analarında neden göz gelişmemiş sorusunun cevabı canlının içinde olduğu doğal koşullardır. |
fosil kayıtlarını inkar mı ediyorsanız hristos bey ?
|
Alıntı:
İnsanlık tarihi bir zulüm, bağnazlık, tahakküm tarihi olarak okunabileceği gibi; dinsel teolojilerin zulüm ve bağnazlık rejimlerinin hizmetine koşulduğu, kimileyin doğrudan ''resmi ideoloji'' kimileyin dolaylı olarak dinsel fanatizm ve ırkçılıkla malul bir tarihdir. Bana bir tane impartorluk rejimi göster ki 'tahakküm ve köle' rejimlerinin temeline DİN koymamış olsunlar? İslam'ın ''fetih ve gazası''nın Yahudi'nin ''siyon''undan sömürge rejimlerini meşrulaştırma açısından bir farkı yoktur. Türklerin ''KUT'' inancından Haçlıların ''kutsal seferleri'' ve ''uygarlaştırma''larına kadar tutun, zulüm, bağnazlık ve KÖLE rejimlerinin tarihini okursunuz. Daha doğrusu dinsel söylemlere uydurulmuş tarihi. İnsan haklarıysa bilimum ezilen, sömürülen, mağdur edilenlerin yahut bu uğurda nice bedeller ödemiş aydın ve entelektüellerin dinsel-ideolojik tüm otoriter tabu ve dogmalarla mücadeleleriyle taçlandırılmış bir tarihin adıdır. Sömürge tipi köle rejimi ve ahlakına sahip tüm devletler İnsan hakları(kadın, eşcinsel, ulus, çocuk...) mücadelelerinin önüne hemen her devirde DİNİ koymuşlardır. Alın EŞCİNSEL hakları mücadelesini izleyin. Dünyanın hemen her yerinde bu hakların en büyük muhalifleri MUHAFAZAKAR teistlerdir. Bu konuda dünyanın en ileri, saygın ve gelişmiş toplumlarıysa ateizmin %70'leri geçtiği sosyal demokrasi toplumlarıdır. |
kutsal kitap ve kuran köleliğe onay verdiğinden insan haklarına tümüyle aykırıdır.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:52 . |