![]() |
Mühendis Hayvanlar
Mühendis Hayvanlar
“Yeryüzünde hastalıklarımızı iyileştirmiş, gökdelenlerimizi inşa etmiş ve savaşlarımızı kazanmış yaratıklar var. Onlar, henüz biz olmadan bu şeyleri yapmaktaydılar.” Bu sözler yakın tarihli Science Digest adlı dergide yazılmıştır. Bu usta mühendisler acaba kimlerdir? “Bunlar, gezegenimizde hayatın bir parçası olan ağaçlar, böcekler, balıklar ve mütevazı orman otlarıdır” diyor aynı dergi. Sonradan insan tarafından icat edilen, hayvan “mühendisler”in marifetlerinden birkaçı şunlardır: İnsan mühendislerden önce, kunduzlar, su yollarında bentler yaparak su ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çevreyi değiştirdiler. Ve insanlar, kanal yapmadan önce kunduzlar bunun benzerini yaptılar. Nasıl? Büyük ağaçları devrildiği yerden, bende taşımak için karada bazen 300 metre uzunluğunda kanal kazıp, nehrin suyunu ta ağaca kadar getirdiler. Sonra bu ağaçları istedikleri yere kadar su arkında yüzdürdüler. Şili’deki bir deniz salyangozu, kaldıracı “icat” etmiştir. Katı kabuğunun alt kenarında iki tane kuvvetli, dışa çıkık dişi var. Kayalara yapışmış olan küçük bir yumuşakçayı yerinden sökmek ve onu yemek için bu dişlerini kullanır. Nasıl mı? Dişlerini kurbanının kabuğunun altına sokar. Sonra ayağını içeri çekerek, manivelanın çalıştığı aynı yöntemle kurbanını yerinden söker. Modern uzay roketleri ve uzay silahlarında, kimyasal roket-hareketlendirme sistemleri kullanılıyor.Fakat bir bombardıman böceği, korunmak için buna benzer bir sistemi çok önceden kullanmaktaydı. Bu böceğin bezleri iki hidrokinon bileşimi ile hidrojen peroksitten oluşan bir karışım yapar. Bu maddeler supap görevini gören kaslar tarafından ayrı odalarda depolanır. Böcek korktuğu zaman, bu supaplar açılır ve içindekiler, kalın duvarlı bir reaksiyon bölmesine akar. Aynı zamanda patlayıcı bir reaksiyona neden olan bir enzim de eklenir ve oksijen salıverilir. Basıncı artan gaz, yakıcı bileşimi reaktörden çıkmağa zorlar ve bileşimi saldırgana fışkırtır. Denizciler, düğüm atmayı ve dokumacılar ipliği dokumayı öğrenmeden önce, bir kuş, yapraklarından lifleri çıkararak, düğümleyerek ve sararak dokuyor, böylece yuvasına asılı duruma getiriyordu. Kentlerin planlarını yapanlar da toplu konut şekillerinin, hususi evlerden daha ekonomik ve toplumsal yararlı olduğu fikrindedirler. Dokumacı kuşların bazı cinsleri, bunu daha önce fark ettiler. Beraberce çalışarak bir ağacın kuvvetli dallarından birinin üzerinde otlardan oluşan bir dam örtüsü yaptıktan sonra, bu damın altına yuvalarını astılar. Bir damın altında, yüz kadar yuva bulunabilir. Son olarak dilin ne kadar yararlı olabileceğini hiç düşündünüz mü? Yumuşakçalardan birçoğunun, tahta törpülemek için kullandığımız törpüye benzeyen dilleri var. Büyük parçaları ufalayıp yemek için dillerini kullanırlar. Ağaçkakan kuşunun dili de bir zıpkın veya balık oltasına benzer. Nasırlaşmış dilinde sivri dikenler vardır ve bunlarla ağacın çatlaklarında saklanan böcekleri çıkarır. Doğanın mühendislerinin aletleri ne kadar serttir? Kayalara yapışan yosunları yiyen bir deniz salyangozunu düşünün. Dilinin üstünde, neredeyse kuvars kadar sert bir demir oksidi olan magnetit tabakası bulunur. Böylece Science Digest dergisinin dediği gibi: “Kullandığımız sert çelikten pek geride kalmayan maddeleri doğa da kullanıyor.” |
Okyanuslarda yaşayan ve ışınlılar olarak bilinen, Radiolaria adındaki bir hayvan grubundan bahsetmek istiyorum.
Vikipedia şöyle tanımlıyor Işınlıları : " Genellikle küre şeklinde, her tarafa uzanmış ince yalancıayakları olan, daha çok sıcak denizlerde bulunan silisten oluşmuş kabukları bulunan planktonik canlılardır. Hepsi denizlerde yaşayan, heterotrof canlılardır. En büyük özellikleri; vücutlarını iki bölgeye ayıran bir iç kapsülün bulunmasıdır. İç tarafta kalan kısım, endoplasma, dış kısım ise; ektoplasma olarak adlandırılır. Işınlıların çoğunda silisyum dioksitten yapılmış iskelet bulunur. Başlıca iskelet elemanları; iğneler, dikenler ve uçları dallı ya da çatallı çubuklar ve değişik şekillerde delinmiş kürelerdir. Bunlar, kapsülün hem iç, hem dış kısmında bulunabilirler ve değişik kombinasyonlarla çok ilginç görüntüler oluştururlar. Bazılarında çan, vazo, kafes gibi şekiller alıp, simetrili görünmelerine sebep olurlar. Kabukları jeolojik devirlerde kalın katmanları oluşturmuştur. " - Viki Konu benim ilgimi çekti ve sizlerle paylaşmak görüşlerinizi almak isterim. Kısaca belirtmem gerekirse bu hayvan grubu CAM yapar ve bununla merkezi kristal bir küreden yayılan uzun,ince ve saydam iğneye benzer uzantılarıolan,camdan güneşler oluştururlar. Işınlılar mikroskobik canlılar olup ,cam iskeletler oluşturur ve tasarımları MUHTEŞEMdir.İnsanı kendisine hayran bırakırlar.Bu süper inşaatçılar için şöyle yazılmış bir yerde : "Bir tane jeodezik kubbe bu süper mimara yetmez; Ona dantel şeklinde kenar süsü yapılmış,iç içe üç cam kubbe yetmez." Bu mikroskobik hayvanların inşaa ettiği şu tasarımları inceleyebilirsiniz : http://upload.wikimedia.org/wikipedi...thophracta.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedi...pumellaria.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedi..._Cyrtoidea.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedi...Stephoidea.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedi...eodaria_61.jpg http://www.viewsfromscience.com/medi...diolaria_2.jpg http://www.oceanlink.info/biodiversi...aria/rad3D.gif Bu tür tasarımları meydana getiren mikroskobik diyebileceğimiz küçüklükteki su hayvanlarıdır. Sizce bu minik hayvanların bu şahane tasarımları oluşturması arkasında başka bir TASARIMCI olduğunu mu kanıtlıyor ? |
ultrasonik ses titreşimleri - Tek Kulaklı Peygamberdevesi
Yüzyıllar önce, Yunan efsaneleri uzak bir diyarda yaşayan tek gözlü devleri, korkunç Kyklopları anlatırdı. Bu biçimsiz görünümlü insan azmanları yalnızca insanın üretken düş gücünde var olmuşlardı.Ancak, bilim adamları bir süre önce hiç beklenmedik biçimde�hem de burunlarının dibinde�tek kulaklı bir yaratık ordusu keşfettiler. Söz konusu yaratık peygamberdevesiydi.
Peygamberdevelerinin sırrı neden ancak şimdi gün ışığına çıktı? Peygamberdeveleri herhangi bir ses çıkarmadıkları ve diğer böcekler gibi sese tepki vermedikleri için, bilim adamları uzun süre onların işitmediğini düşündü. Peygamberdevesinin kulağının, olması beklenen yerde, yani başında olmaması meseleyi daha da karıştırır. Natural History dergisi, kulağın, peygamberdevesinin gövdesinin alt kısmında, �yaklaşık bir milimetre uzunluğunda bir yarık� olduğunu söylüyor. Böylesine umulmadık bir yerde yalnızca tek bir kulağa sahip olmak biraz rahatsız edici değil mi? Evet, biz insanlar iki kulağımızı bir sesin geldiği yeri saptamak için kullanırız. Peygamberdevesi ise görüldüğü kadarıyla, böyle bir yeteneği olmadan da yaşamını sürdürebiliyor. Onun işitme yetisi, yaşamı tehdit eden koşullara karşı uyarıcı olacak biçimde tasarlanmıştır. Peygamberdevesi bir iç sonar dedektöre sahiptir. Peygamberdevesinin kulağı ultrasonik ses titreşimlerini, özellikle de yarasaların avlanırken peygamberdevesi gibi böcekler için ürettiği titreşimleri almak üzere ayarlanır. Natural History, bilim adamlarının yaptığı gözlemlere göre, peygamberdevesinin, keskin ultrasonik işitme yetisi sayesinde bir yarasa yaklaşırken hızla harekete geçip kaçabildiğini bildiriyor. Fakat peygamberdevesi, avından üç ya da dört kez daha hızlı uçabilen yarasadan nasıl kaçabiliyor? Peygamberdevesi ultrasonik tehlike sinyalini alır almaz�genellikle yarasa yaklaşık on metrelik bir mesafe içindeyken�saniyenin çok küçük bir bölümünde dimdik bir pikeye geçer. Anlaşıldığı kadarıyla, o bu hareketi günümüz savaş pilotlarınca kullanılana benzer bir savunma manevrasıyla, planlı bir gecikme ile yapar. Aslına bakılırsa, Natural History�nin yorumuna göre, peygamberdevesi �hava muharebesi stratejileri konusunda ileri düzeyde bir ders verir.� Peygamberdevesi �ileri düzeydeki hava muharebesi stratejisini� nasıl öğrendi? Onun ultrasonik işitme yetisi donanımını kim tasarladı? Eski ata Eyub�un, mantığa uygun cevabı verdiğinden emin olabiliriz: Bütün bunlar arasında kim bilmez ki, bunu RABBİN eli yapmıştır?Eyub 12:9. |
Venüs Çiçeğinin Olağanüstü Tasarımı Üzerine
İnternette venüs çiçeği yada venüs sepeti olarak aradığımda daa farklı bitki ve hayvan gruplarını buluyorum.Benim hayran kaldığım ve paylaşmak istediğim ise süngerlerin ürettiği venüs sepetidir.
Süngerler yapıştıkları zeminlerde sabit yaşayan çok çeşitli renklerde bulunabilen bir hayvan çeşididir.Ansiklopedilerden okuduğuma göre "basit yapılı hayvan grubu" olarak tanımlanıyor.Omurgasız olması da dikkate değerdir.Fakat yapılarının yada ürettiklerinin basit OLMADIĞINI şahsen biliyorum. Bir online bilgi kaynağı şunları söylüyor: Alıntı:
Yine bahsedilmeyen bir başka özelliği de süngerlerin çok güzel görünümlü iskeletler inşaa edebilmesidir. http://www.mbgnet.net/salt/animals/1sponge.jpg Bir sünger örneği görülmektedir. Süngerlerin CAMdan ÜRETTİĞİ venüs sepeti/çiçeği örneklerine ilişkin çeşitli kaynaklardan resimler asıyorum : http://www.abdn.ac.uk/~nhi708/treasure/venus/venus.gif http://www.shells-of-aquarius.com/im...wer-basket.jpg http://photovalet.com/data/comps/AAI/AAIV01P02_19.jpg http://photovalet.com/data/comps/AAI/AAIV01P03_01.jpg Bir bilimadamı bu konuda şu ÇARPICI AÇIKLAMAYI yapıyor : "Venüs sepeti /çiçeği olarak bilinen ve silis iğneciklerinden kurulan karmaşık yapıdaki sünger iskeletine baktığınızda, hayal gücünüz zorlanır.Yarı bağımsız mikroskobik hücreler NASIL OLUYOR DA işbirliği yapıp bir milyon Camsı Kıymık salgılıyor ve böylesine KARMAŞIK VE GÜZEL kafes meydana getirebiliyor !! " Bilim insanlarının bu konuda açıklığa kavuşturduğu özelliklerin arkasında inançlı insanlar bir tasarımcı yani Tanrı olduğunu söylüyorlar. Siz ne dersiniz ? Bu tasarımların bir tasarımcısı var mıdır ? Süngerlerin bilinçleri yoktur fakat bu tasarımı meydana getirebilirler.Bilinçleri olmayan süngerler nasıl bu düzeni kurabiliyor ? |
|
Bir milyon hücrenin iletişime giripde bir şeyler salgılaması önemli böyle aham şaham hiç varolamayacak bir şey değildir ki. Bir RNA'nın oraya buraya dolaşıp bilgi vermesine bakar ki bunu insanlar da kullanır.
Hangi biliminsanları bunun Tanrı tarafından yaratıldığını iddia etmiş bana isim verir misin? Lütfen! Ayrıca gösterdiğin resimler yanlış, gerçek Cam Süngerler Hexactinellid türüdür ve şuna benzerler http://upload.wikimedia.org/wikipedi...o_expl0951.jpg Ayrıca öyle milyonlarca hücre birbirine bağlı değildir. Hatta bir bilgi söyleyeyim, sinir sistemi o kadar zayıftır ki bir tarafında canı acısa tüm vvücudunun canı acır ve acının nereden geldiğinin farkına varmaz. Lütfen buraya Harun Yahya zırvalarıyla gelmeyin. Harun Yahya kafa karıştırır, eskiden cuma namazı kıldığım günlerde dışarıda dağıtırlardı okuyup inanırdım. Şimdi Biyoloji ağırlıklı bir sınıftayım ve biyoloji konusunda üniversite tahsili yapmak istiyorum. Araştırdım ve söylüyorum, HARUN YAHYA BİR SAHTEKARDIR! Aha bu mühendislik olayı da Harun Yahya'nın başı altından. http://www.denizlerdekimucize.com/8.htm |
Yok efendim hayvanın kulaı kafasında değil de kötündeymiş. Eeee kulağı hötündeyse ne olmuş yani? Peygamberdevesi bu yüzden mühendis mi oldu şimdi? Yukarıdan avcı gelince peygamberdevesi de her avın yaptığı gibi kaçıyor Burda ne manevra ne bi şey var hayvan panik halinde dümdüz ilerliyor çünkü tehlike yukarıdan geliyor. Herhalde yükselip ölüme doğru koşacak hali yok.
|
Bunlar hayvanat mühendisliği okumuşlar Yücemanitu :heh:
En baştaki resimleri de mikroskobik hayvanlar tasarlamıyor. Bazıalrı kar kristalleri bazıları da harika tasarlanmış resimler :) Ernst Heackel tarafından Kunsfomen der Natur'da yer alıyor yanılmıyorsam... |
Alıntı:
Bir fil'le sizi ayiran ozelliklerden bir tanesi, duyma esiginizdir. Mesela o depremden haberdar olabilir, siz olamazsiniz. Ancak bu tanrinin varligina delalet degildir. Bilakis evrenin, doganin varligina delalettir. Evren siz(insan) olsaniz da, olmasaniz da, dongusunu surdurur. Buyrun penis baliklar. Bunlar dogada urerken, insan penisinden haberdar degildir. http://arudeworld.files.wordpress.co..._7862424_n.jpg |
Binlercce yıl, insan dışındaki hayvanları ve böcekleri, akılsız, rastgele davranışlarda bulunan varlıklar olarak gören insanlar, yaptıklarının hiç de akılsız ya da rastgele olmadığını görünce gerçeği idrak etmek yerine buna fizik ötesi bir anlam yüklemeyi tercih ediyor. Bu, aristo zamanından beri süre gelen insan merkezli evren düşüncesinin, kimi insanlar tarafından hala yıkılamadığının göstergesidir.
|
Alıntı:
Cümle kurmadan önce, bir düşünelim mi? :hug: |
Alıntı:
Işınlılara ilişkin pek çok makaleye ulaşabilirsiniz. http://radiolaria.org/what_are_radiolarians.htm http://www.ucmp.berkeley.edu/protist...aria/rads.html http://www.microscopy-uk.org.uk/mag/...9/bdradio.html http://tolweb.org/Polycystina/121189 Googlede sıralanan sitelerden bazıları. yaptıklarının hiç de akılsız ya da rastgele olmadığını görünce gerçeği idrak etmek yerine buna fizik ötesi bir anlam yüklemeyi tercih ediyor. - İstatistik Ne yapması gerektiğini söyler misiniz? İnmsanoğlu canlıları inceliyor ve hayran kalıyor. Bunun da ötesinde, nasıl oluştuğunu araştırıyor. Önlerine konulan şey şu: bu tür mekanizmalar klendiliğinden, deneme- yanılmayla, şunla bunla öylece oluşmuştur. Ben hücre faliyetlerinden biraz bahsettim. Deney ve gözlemle bu tür mekanizmaları yada yapıların nasıl oluştuğunu gösterebilir misiniz? Miller yada Fox'u geçiniz, sorduğum sorunun cevabını vermiyorlar. Ben aminoasit nsentezinden değil, golgi aygıtından bahsediyorum, enzimlerden, DNA yada RNA'dan bahsediyorum. nBunların ilkel dünya ortamında nasdıl meydana geldikılerini gösterir misiniz? Mitokondri nasıl meydana geldi? Varsayımları da geçiniz. Kesin gerçeklerle ortaya koyunuz lütfen. Ben ne dedim: Alıntı:
Süreçleri evrim temelinde AÇIKLAYAMAZsınız. Çünkü evrimn kuramı başlangıçla ilgilenmez. Biyogenez/ abiyogenez diye birşley duydunuz mu? O halde neden evrim teorisinin bir parçasıymış gibi her evrimnci bu konuda açıklama yapıyor? Bilimsel olarak ortaya koyabilir misiniz; Bu süreçler nasıl oluştu? |
Alıntı:
|
Sayın yüce manıtuya;Ü
Tasarımcılar daha dayanıklı, daha fazla enerji tasarrufu sağlayan ve çevre dostu bir araba üretmek için pek akla gelmeyecek bir yerden ilham aldılar: denizden! Tropik bölgelerdeki mercan resiflerinde yaşayan kutubalığının şekli, hem hafif bir yapıya hem de üstün aerodinamik özelliklere sahip bir araba için mükemmel bir model oldu. http://www.evrenvebilim.com/resimler/02/kutu_baligi.jpg Şunu düşünün: Kutubalığı, saniyede vücut uzunluğunun altı katı kadar mesafe katedebilen hızlı bir balıktır. Fakat hızı sadece gücüne bağlı değildir. Balığın kutuya benzer şekli beklenenin aksine onun aerodinamik özelliklerini artırır. Hatta kutubalığının bir maketini yapıp rüzgâr tünelinde test eden mühendisler, bu tasarımın havanın içinde normal arabalardan çok daha etkili şekilde ilerlediğini gördü. Kutubalığının kemiksi derisi, en düşük ağırlıkta en dayanıklı yapıya sahip olmasını sağlar. Balık yüzerken etrafında küçük girdaplar oluşur ve ters akıntılarla karşılaştığında bu girdaplar balığı dengeler. Kutubalığı bu özellikleri sayesinde hem olağanüstü bir çevikliğe sahip olur hem de zarar görmekten korunur. Mühendisler daha güvenli, daha çok yakıt tasarrufu sağlayan ama aynı zamanda hafif olan bir araba yaratmanın sırrının kutubalığında olduğuna inanıyorlar. Açıkçası aerodinamik yapıya sahip ve yakıt tasarrufu sağlayan bir araba tasarlarken onca şeyin arasında bu hantal görünümlü balığın model olacağı mühendislerin aklına gelmezdi. |
Gerçi biz Harun Yahya temelli iddiaları ciddiye almayız ama yine cevap vereyim. Doğanın taklit edilmesi zaten yüzyıllardır söz konusu. Mesela dengede iyi bir şekilde duran masanın aslında üç ayaklı olması gerekir. Denge en ideal şekliyle üç ayakla sağlanır. Ama masa neden dört ayaklıdır, hayvan sırtını taklit etmiştir insanlar. Yani doğadaki bir şeyin taklit edilmesi ile evrim arasında nasıl bir bağ kurulduğunu anlayabilmiş değilim.
Balina denize bakınca evrime güzel bir örnek. Hem yüzerken üzerindeki yerçekimi baskısının azalması hem de su altında kaldığı zamanı düşünürsek büyük ciğerlere duyduğu ihtiyaç onu devleştirerek evrimleştirmiş. Kuşların müthiş görme duyuları da olsa olsa doğal seleksiyonla açıklanabilir. Yani tabiata bakınca evrime dair yığınla delil var. |
O yazıyı yazdığımda Hristiyan olduğunu bilmiyordum, bu forumda çok HY'ci var ondan öyle sanmıştım Hristos :)
Makaleleri inceledim ancak bu mikroskobik canlıların tasarımlarının harika olması onların yaratıldığını iddia etmene yetmez. Bu şekilde varolmaları muhtemelen Doğal Seçilimin bir getirisi olarak milyonlaca yıl içinde varolmalarından dolayıdır... |
İşte evrime güzel bir delil hem balık hem sürüngen:
http://www.youtube.com/watch?v=YOGP-Leq-AI |
Alıntı:
Peki ben size bu açıklamaları yapacak mıyım? Elbette hayır. Çünkü, burada adlarını ve özelliklerini verdiğiniz canlıların bir tasarımcı tarafından ortaya çıkarıldığı iddiası ile gelen sizsizniz. Bu nedenle de öncelikle sizin bu iddianızı kanıtlamanız gerekir. Tanrı kanıt gerektirmez, bunlar kendi kendine meydana gelmiş olabilir mi vb argümanlar ile beni ikna edemeyeceğinizi ise söylemek isterim. Bunlar ile cahil ya da korkak kesimleri kolaylıkla ikna edebilirsiniz. Beni değil. Sayın Aera'nın sorusuna verdiğiniz cevap ise bir cevap değildir. Eğer bir tasarımcıdan bahsedecekseniz bunun da bir tasarımcısı ya da yaratıcısı olması gerekliliği sorunu ile yüzleşmek zorundasınız. Peki bir soru da ben size sorayım: Doğal seçilim diye bir şey duydunuz mu? |
Alıntı:
Tanri kabulu degildir ki bu. Hic oyle kisir donguye filan da girmeyiz ayrica. Keza sizin tanri dediginizde, boyledir gercekte. Baslangicta yeri ve gogu yaratir. Halbuki bugun cok rahat bir sekilde, bu bahsedilenin en basit bilimsel dille magma vs. elementler oldugunu biliyoruz. Niye? Su altinda da siradag var, kara ustunde de siradag var, gezegende de siradag var. Acin kitabinizi, bunlarin yanisira su ve gazlar vardir. Tanri bunlari kullanarak yaratir, sonraki herseyi. Adem'in esini nicin kaburga kemiginden yaratmistir tanriniz? Buna bir cevabiniz varsa, hucre'ye iliskin soru sormamaniz gerekir. Belli ki o asamayi cozememissiniz henuz. Oysa evrim bunu size gayet mantikli sekilde aciklar. Yani kitabinizin yazari da durdugu yerden, yukariya ve asagiya bakarak, baslangicta yer ve gogun yaratildigini ortaya koyar. Dunya'nin yaratilis hikayesidir bu. Aksi takdirde, tanri'yi kim yaratmistir diye sormak gerekir. Tanriyi kim yaratmistir sizin inancinizda? Baba'nin evinde odalari olduguna gore, tanri yukarda oturmaktadir, genisce bir evi mevcuttur. Yine sizin inanciniza gore, iyi kullar tanrinin sagina oturur. Demek ki tanri yuzyuze, yanyana gelinebilecek, oturulabilecek bir varliktir. E bu gayet acikken, tanrinin eli'nden bahsetmeye de, tanrisal ilkelerden bahsetmeye de gerek yoktur yani. |
Yarın daha müsait bir zamanım olacağından detaylıca burada ve hristiyan bölümünde kendimi ifade edeceğim.
çamur zıpzıpı..- manitu Ben canlılığın başlangıcından bahsetttim size. Hücreden ve hücre birimlerinden bahsettim. Nasıl oluştuğunu sordum. Verdiğiniz canlı benim soruma cevap değil. Ki burada aslında evrimi de konuşmadık. Abiyogenezi konuştuk, yada konuşmaya çalışıyoruz. Gerçi biz Harun Yahya temelli iddiaları ciddiye almayız ama yine cevap vereyim.manitu Lutfedip fikir paylaşımında bulunduğunuz için teşekkür ederim. Ancak ortada canlılığın özellikleri var. Canlılar var ve yaşamın kökenine ilişkin iddalar. Ben bir isimden bahsetmedim. HY ismini veriyorsunuz. HY denilen adam da, yayımladığı kitapları yazmıyor ki! HY vs. önemli değil. Doğal Seçilimin bir getirisi olarak milyonlaca yıl içinde varolmalarından dolayıdır...özgürcan Doğal seçilim..İlk canlılar daha ilkel yapıdalardı.- istatistik Hayır benim hatam felan değil bu. Ben evrim teorisinden bahsetmiyorum. Sizin daha henüz anlayamadığınız ancak fanatikçe savunduğunuz bir tez. Evrim, yaşamın başlangıcıyla ilgilenmez; var olan canlılarla ilgilenir, genetik sürüklenme, çevresel etkenler, doğal seçilim ve türleşmeyi ( canlılığın değişimini) ortaya koymaya çalışır. Bilmem anladınız mı? Elbette bunları benim kadar siz de bilirsiniz de neden ısrarcı davrandığınızı anlayamadım. mavi yada kırmızı renkler değişik kokular çağrıştırabilir- sanırım Neva'ydı. Çağrışımlar yapabilir. Ben bundan bahsetmiyorum. Ben kırmızı yada mavi, mor rengin kendilerine özgü koku özelliği var mı? diye soruyorum. Aynı şeyden bahsetmiyoruz. Kırmızı rengin östrojen hormonlarıyla şöyle böyle bir bağlantısı -yada etkileşimi diyelim- olabilir. Ancak kırmızının östrojen salgılaması mümkün değildir. Yani kendisinde bulunmayan bir niteliği o nesneye yüklemeniz anlamsız. Ben Tanrı'nın yaratılamayacağını düşünüyorum. Yaratılamaz olan bir şeyde yaratılma özelliği yoktur. her nesnenin bir tasarımcısı vardır. (insan) herşeyi tasarlayan tanrı'dır. sayın spartacus'un da vurgulamaya çalıştığı bir şey. Sınırlı olanın sınırsız bir varlığı anlaması olanaksızdır derler. İnsanoğlu daha kendi doğasını bile çözememiş, anlayamamışken, evreni yarattığı idda edileni nasıl tam olarak anlayabilsin. Ünlü bir reformist ilahiyatçı şöyle der: Bana insanı anlayabilen bir solucan getirin, ben de size Tanrı'yı anlatayım. doğal seçilim...milyonlarca yıl içerisinde oldu...oluştu.. Tanrısızlığın ilmihali, felsefenin temel ilkeleri ve tanrı yanılgısı kitaplarda rastladığım bir nokta var. Yukarıda altını çizerek gösterdiğim gibi sizin de sürekli yaptığınız bir şey. "Tanrı" kavramının bilgisizliği örtmek için kullanıldığını, dolayısıyla hiç bir açıklama getirmediğini söylersiniz. Belkide doğrudur. Ancak içinde inanç da barındırı. Peki sizin bu yaptığınız nedir? Aynı şey:) |
Alıntı:
Siz hayvanların yaptığı tasarımları örnek gösterip demişsiniz ki ; Alıntı:
Benim kısır döngüye girdiğim falan yok. Siz bir cümle kurup, kısır döngüyüi, kendiniz, başlatmışsınız zaten. Esen Kalınız |
Alıntı:
|
Alıntı:
Siz yazdiginiz konulari karistirmissiniz. Bu bahis diger basliginizda isleniyor. Kendilerine ait ozellik olmasina gerek yok zaten, siz olmadiginiz zaman kirmizi ve mavi de yok cunku. Ona o ozellikleri, nitelikleri yukleyen sizsiniz. Anlam kazandiran sizsiniz. Dogal olarak siz olmasaydiniz tanri diye birsey de de olmayacakti, dillendirilmeyecekti. Cunku zaten dogal dinlerin tanrilari vardi. Bakin ne kadar kolay yaratilmis. |
Alıntı:
|
Ben 12. mesajımdan itibaren (14. mesaj ayrı) canlılığın kökenini sorguluyorum.Hristiyan bölümünde işlenen soruları buraya akratıp ufak bir karışıklığa sebebp olduysam özür dilerim. Gerçi orada ve burada neredeyse aynı şeyleri tartışıyoruz.
Aera: Anlaşılıyor ki her tasarımın ardında başka bir tasarımcı bulunmakta. Buradan diyebilirim ki, akıllı tasarım sahibi Tanrının ardında hangi tasarımcı bulunuyor? Ben yaratılma özelliği bulunan varlıklar için konuşuyorum. Felsefe tarihini araştırın. Bu konuya bu kadar basit yaklaşılmadığını göreceksiniz. Nesnelerin dışında yer alır tanrı. Tanrının dışında olan herşeyin var olma özelliği vardır. Eğer dediğiniz gibi tanrı için yaratılma söz konusu olsaydı sayın aera, biz ona tanrı demiyecektik zaten. Yaratılsaydı Tanrı olmazdı. Sayın Neva'ya da cevap niteliği olması için biraz daha ayrıntılayacağım. Siz tarih içerisinde Tanrı'nın var olmadığını söylüyorsunuz. Bugün de tanrı neredeyse kesin olarak yok ve ben bu temelde yaşamımı idare ettiriyorum . Gelecekte de tanrı olmayacak. Tanrı diye birşey YOK şeklinde açıklama yapıyorsunuz( ateistler) değil mi? Sizin sonsuzdan gelip sonzuza gidebilme gibi bir özelliğiniz var mı? Yok. Yani sahip olduğunuz bilincin böyle özelliği yok. Dolayısıyla geçmişte ve gelecekte böyle bir tanrının olmadığını bilemezsiniz. İnsanoğlu tarafından yaratılan tanrılar var. Hemde binlerce, milyonlarca. Bunların dışında olarak DEİSTlerin kendi kafalarında kendi istek ve arzularına göre yarattığı tanrılar da vardır. Ancak bu putperestliktir ve bireylerin tanrı yaratımıdır. Ben tüm bunların dışında bir tanrı olduğundan ve kitaplarında kendisini açıkladığından bahsediyorum. Kutsal kitaplardaki pemgamberlik sözlerinin/ kehanetler gerçekleşmesi başka nasıl açıklanabilir? Sayın manitu ve istatistik ; Felsefe içerikte bir konuşmanın dışında olarak sizinle tartıştığımız şey nedir? Canlılığın oluşumu. Ben de siz de biliyoruz ki evrim VAR OLAN canlılarla ilgilenir. Ben yaşamın kökenini sordum. Hücre zarından, DNA ve mitokondriden bahsettim. Abiyogenezi kesin gerçekmiş gibi anlatıyorsunuz. Oysa doğruluk ve gerçeklik gibi ifadeler bile aynı şeyler değildir. Gerçeklik insan bilincinden bağımsız olarak var olandır. Elde edilen veriyi, bilgiyi tüm dünya insanlığı kabul eder. Yani genel kabul de vardır. Dünyanın şekli gibi. Yada diğer gerçekler. Bakınız pek çok saygın bilim insanı abiyogenezi kabul etmemektedir. Bazı saygın bilim adamları da kabul eder. Kimilerinin farklı "teori"leri vardır, kimileri ise henüz keşfedilmemiş bir yolla canlılık başlamıştır der. Yani bilimcilerin hepsi abiyogenezde birleşmemişler, farklı teorileri ortaya koymuş ve desteklemişlerdir. Dünya insanlığı da bu konuda hemfikir değildir ve olmadığı için de biz burada şuan aynı meseleyi tartışıyoruz. Ben burada ve başka bir iki yerde sordum bu soruyu. Ancak ateist olduğunu söyleyen herkes bana aynı hikayeyi anlattılar. Hem de anlattıklarını "kesin gerçekler" olarak nitelediler. "Mitokondri nasıl meydana geldi?" sorusunun cevabı nedir? " milyonlarca yılllık bir değişim, gelişim". Burada iki şeyi görüyoruz. "zaman" ve "gelişim, değişim". Zaman dediğimiz gerçek bir olgu. Geçmişten bahsediyoruz sonuçta ancak hücre birimlerinin nasıl oluştuğunun cevabı "milyonlarca yılda gelişti" şeklinde değildir. Bu bir cevap da değildir beyler. Ben kesin gerçekler olarak gördüğünüz şeyleri aynı objektiflikle ortaya koymanızı rica ediyorum. |
Abiyogenez deneyinin gerçek halini Viyana Üniversitesi'nde görmüş biri olarak şunu söyleme hakkı tanıyorum kendimde, Abiyogenez artık bir gerçekliktir ve canlının kökeninin en büyük açıklamasıdır. Ayrıca kesinlik taşımasa bile varolduğu bile kesin olmayan görünmez bir varlığın "hokus pokus, hokus yirmidokuz!" diyip de her şeyi yaratmasından daha mantıklıdır...
|
Alıntı:
İnananlar hep, birşeylerin başlancını sorgulayıp duruyor. Bulunamayınca YARATILMIŞLIK ekleniyor. Lakin bu yaratılmışlık Tanrıda son buluyor. Onunda yaratıldığı fikrine ise, şiddetle karşı çıkılıyor. Konuya basit yaklaşan tek taraflı bir düşünce. Herşeyin bir başlangıcı var ise, Tanrının da olmalı. Durun tahmin edeyim, o "Şey" lerin dışında. İyide, Onunda içinde olduğu bir şey vardır mutlaka ve işte o şeyin bir başlangıcı olmalı, o zaman....:boink: |
Evrim konusunda konuşabiliriz ama abiyogenez konusunda fazla bilgi sahibi olduğum söylenemez ve bir şey hakkında yeterli bilgim yoksa o şey hakkında fikir de yürütmem. Açıkça söylüyorum abiyogenez konusunda fazla bir bilgim yok. Yalnız Dawkins'e göre bir şeylerin kendini kopyalamasıyla başladı yaşam. Bu kendini kopyalayan şey başta canlı da değildi. Hücre denen şey birden lak diye oluşmadı. Mesela dediğiniz o mitokondri arkelerde yok hatta arkelerde çekirdek bile yok. Mitokondri sadece ökaryotlarda var fakat bakteriler ve arkelerde yok. Dünya üzerinde prokaryotların özellikle de bakterilerin bizden çok daha fazla olduğuna emin olabilirsiniz. Mitokondrinin nasıl oluştuğuna bilim kesin bir cevap vermiş mi? Sanmıyorum ama verilmiş de ben kaçırmışsam eğer bunun kesin bir cevabı varsa nedir bu, kaynağınız nedir öğrenmek de isterim. Yani mitokondrinin mitokondri haline gelmesi konusunda ya da basit bası moleküllerin ilk prokaryotları oluşturması konusunda siz ne diyorsunuz? Evet dinliyorum nasıl oluşmuş ökaryotlar ve hücrelerindeki mitokondri? Sizi dinliyorum.
|
Alıntı:
Gerci gittiginizi soylediniz ama sizin sorulariniz gibi soru yoneltebilecek arkadaslar icin cevap olmasi niteliginde yazmayi uygun goruyorum. Bizler tarih icerisinden tanri fikrinin olmadigini iddia etmiyoruz, bilakis tarih icinde insanlarin tanri diye pekcok farkli seye inandiklarini ve bu tanrinin zamanla bugunku tanri anlayisi haline geldigini dile getiriyoruz. Bu anlamda da gunes'e ay'a, veya herhangi bir hayvana vs. tanri diye tapmamizin, iman etmemizin bir anlami olsa gerek. Iste siz bu noktada dinsel ruh kavramini getirip koyarsiniz ortaya. Aslinda inanciniza iliskin kendi celiskiniz de burada yatar. Nedir o? Isa olmustur, dirilmistir ve aramizdadir sizin inanciniza gore. Yani olumsuzdur aslinda. Bizi gormekte ve duymaktadir. Meshur kutsal kefen cikarimlariniz buradan beslenir ornegin. Cunku babayla direk iliski icerisindedir. Siz buna tanri dersiniz. Tum bunlarin disinda bir tanri'dan da soz ediyor olsaniz yine sonuc degismez. Cunku kutsal kitaplardaki peygamber sozleri bir ateist icin, insan sozleridir, sadece bu noktada degerlidir tarihsel olarak. Herhangi bir ilahiligi soz konusu degildir. Eger tanriya sadece, kitaptaki kehanetler ve aciklanabilir mucizeler icin inaniyorsaniz, nicin bir tanrilik yapan Nasa'ya veya meteorolojiye de iman etmiyorsunuz tanri diye? Nicin bir Nostradamus'u tanri olarak kabul etmiyorsunuz? |
Alıntı:
Sadece aera'dan alıntıda bulundum ancak diğer üyelere de sesleniyorum. İnsan aklıyla tanrısal akıl aynı olmadığı gibi insan düşüncesiyle tanrı değerlendirilemez. Bakınız. İnsan çocukları daha kendi iç organlarına hükmedemiyor, yada beynin işleyişini net olarak çözememişken, tanrı ve tanrının kökenini sorguluyor. Daha önce de örneklemiştim. Bana insanı anlayabilen bir tırtıl getirin, size tanrıyı anlatayım. Bu her ne kadar bir örnek de olsa güzel ve yerindedir. İnsan, aklıyla tanrı'nın kökenini çözemez. Herşeyin bir tasarımcısı var. O halde tanrı'yı kim tasarladı? Tanrı tasarlanabilen olsaydı zaten tanrı olmazdı. Yaratılma özelliği yoktur. O halde nereden biliyoruz doğanın tasarlandığını? Karşımızda DNA var. Karşısında donup kaldığımız DNA planları ve şifreleri. Onun İşleyişi. Biz gözümüzle gördüğümüz DNA için soruyoruz: ŞİFRE, ŞİFREYTİ OLUŞTURAN BİRİNİ GEREKTİRİR. PLAN, kendiliğinden, deneme yanılmayla bilinçsiz bir değişimle olmaz. Doğal seçilim diyorsunuz. Tamam, kısmi olarak doğrudur ama bir cevap değildir. http://www.ideacenter.org/stuff/cont.../flagellum.jpg http://www.veritas-ucsb.org/library/...s/IMAGES/N.gif Belki bu örnekten sıkılmışsınızdır ama ven hala cevap alamadım bu konuda. Ortada bir tasarım, bir plan program yok mudur? evrimin bir bilinci yoktur ki böyle bir mekanizmayı oluştursun. Oluşturabilir mi? |
Hoşgeldin Hristos. Seni gördüğüme sevindim. Konuya gelirsek senin bu argümanı yıllarca Müslüman üyelerle tartışıyoruz ve ben bu falan şeyi bilmiyorum o halde tanrı var, mantığını anlayabilmiş değilim.
|
Alıntı:
Ben de su soruma cevap alabilirsem cok memnun olacagim sayin Hristos. Bu arada yeniden hosgeldiniz. 1-Yaratilma ozelligi olmayisina ispatiniz nedir? 2-Eger tanriya sadece, kitaptaki kehanetler ve aciklanabilir mucizeler icin inaniyorsaniz, nicin bir tanrilik yapan Nasa'ya veya meteorolojiye de iman etmiyorsunuz tanri diye? Nicin bir Nostradamus'u tanri olarak kabul etmiyorsunuz? |
Sevgili hristos, Tanrinin yaratilamiyacagi dogru bilgi degildir. Insanlar yuzlerce, hatta binlerce tanri yaratti kendine, sonra hepsini de tarihin karanliklarina gomdu. Bu onuncunun da akibeti o olacak, zira biz insanlar yaratiyoruz onlari. Tanriyi tarif et derseniz birine, kendi kafasinda yarattigi bir tanri anlayisini anlatir. On kisiye sorsaniz, on ayri cevap alirsiniz, cunki herkes kendi tanrisini yaratir. Insanlik var olana kadar, hicbir canlinin tanrisi, kilisesi, camisi olmayisi tesaduf degildir. Onlar da yaratildi sizin hesabiniza gore, kalkip ibadet etseler ya. Tanriyi var eden insandir.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:30 . |