![]() |
Dersİm İsyanlari
Hep Cumhuriyetin Kürtlerle bir derdi olduğu, Atatürk'ün özerklik sözü verdiği ama sözünde durmadığı söylenir. Genç Cumhuriyetin Kürtlerle alıp veremediği nedir? Var mı böyle bir şey? Olabilir mi?
Osmanlıda Kürtlerin rahat ettiği hakkının teslim edildiği bu yüzden de pek huzurusuzluk çıkmadığı eklenir. Var mı böyle bir şey? Olabilir mi? Mümkün mü? Osmanlı döneminde Kürtlerle sorunlar, daima sorunlar, hem de büyük sorunlar yaşandığını biliyoruz: * Dersimli ve Şeyh Hasanlı eşkıyalar (I. Mahmutun ifadesi) bir çok köye saldırıp can almaya başladıklarında ve köylere el koyduklarında tarih 1733. Neredeyse 3 asır öncesi. Feodal yapılanma 300 yıl önce de sorunun ana merkeziydi, bugünde. Ağa, aşiret yapısını sürekli gözardı etme çabası var bazılarında. Oysa konunun merkezi, can alıcısı problematiği bu: FEODAL YAPI. * 1745'te Ekrad Eşkıyası (I. Mahmutun ifadesi) Müslüman hacıları soyup yol kestiği, haraca bağladığı, madencileri soyduğu ve insanları katlettiğini tarih kaydeder. Çarsancak Voyvodası Karaçorlu Mustafazade'ye I. Mahmut fermanlar gönderir. Kısaca: Dersimli ve Şeyh Hasanlı Kürt Aşiretleri 18. yüzyılda defalarca isyan etmişler, I. Mahmut bu isyanları bastırmak için Çarsancak Voyvodasını görevlendirmiş... * 1782'de bu defa I. Abdülhamit Erzurum beylerine ve Kuruçay Kadısına yeni fermanlar gönderir. Şeyh Hasanlı ve Kervanlı aşiretleri köy basmış, cana kıymış ve yağma yapmışlardır. Abdülhamit nihayetinde bölgeye asker gönderir, isyanı silahla bastırır ve 25 Kürt İsyancıyı da astırır. Demek ki bir yalanla karşı karşıyayız: Alıntı:
Buradan hareketle, bu ana referans noktamızı hiç unutmadan yavaş yavaş DERSİM'e geliyoruz......... |
1789 Fransız Devriminden etkilenerek ayaklanan ve Osmanlının kalacak olan mirasını paylaşmak isteyen emperyalistlerce kışkırtılan Ermeniler, Kürtlerle karşı karşıya geldiler.
Alıntı:
Abdülhamit Kürtleri Ermenilere karşı kullanmak istemiştir. Abdulhamîd, Doğu Anadoluda kurulacak bir Ermenistan devletini engellemeye, Rum ve İngiliz emperyalizminin hareket kabiliyetini azaltmaya çalıştı. Ayrıca devletin askerî ve mülkî otoritesini Doğu Anadolu’da tesis etmek, Anadolu halkının menfaatini koruyan reformlar yapmak, aşiretlerden askerî birlikler teşkil etmek amacındaydı. Bu amaç doğrultusunda Kürtlerden müteşşekil Hamidiye Alaylarını kurdurdu. Böylelikle Doğu Anadolu’da asayişin bozulmasına sebep olan aşiretler de disiplin altına alınabilecekti. Yabancı devletlerin aşîretler üzerindeki tahrik ve propagandası önlenmiş olacaktı. Alevi-Kürtler bu alaylara katılmamıştır. Farklı yorumlarda var: Alıntı:
Çok farklı yorumlarda var: Alıntı:
Epey farklı bir yorum görmek için: Alıntı:
Hamidiye alaylarının kontrolden zamanla çıkıp, yarattıkları tahribata Lozan'da da değinildi: Görüşmelerden kısa pasaj: Alıntı:
1800'lerden itibaren Osmanlıda 30 civarında Kürt isyanı çıktığını okuyoruz. Devlet otoritesini tanımayan aşiret beyleri isyan etmektedir: 1806 ve 1812 Babanzade Abdurrahman Paşa İsyanı Zaza, Revanduz, Mir muhammed, Kör mehmet, Garzan, bedirhan bey, Yezdan izzettin,.......'den .....1913 Molla Selim ve Şeyh şehabettin isyanlarına varıncaya dek. Ortada Kurtuluş savaşı, Mustafa Kemal, cumhuriyet yok. Ama 300 yıldır Kürt İsyanları var. FEODAL YAPILANMA ve AŞİRET KÜLTÜRÜ var. Kürtlerin feodalleşme süreci Yavuz Sultan Selimle başladı. Kızılbaşların yenilmesinde yararlılık gösteren Kürtlere köy, mezra, kale, toprak, şehir, eyalet verdi. Kürtlere kullanma karşılığında kürtlere verilen ayrıcalıklar FEODAL YAPIYI sadece güçlendirmeye yaradı. Kürtlere ayrıcalıklar tanıyan Osmanlı, Türkü o kadar sevmezdi: Alevi, Kızılbaş, Türk, Türkmen saldırı, isdibdad altında ezilmiş, kıyıma da uğramış. Osmanlı ''Türk'' sözcüğü 500 yıl boyunca hakaret olarak kullanılageldi: Etrak-ı biidrak (akılsız-aptal türk) Nadan türk (çaresiz türk) Türk-i bed lik (çirkin suratlı türk) Türk-ü sütürk ( çoban köpeği türk) Hilekar Türk Geliyoruz Dersim'e..... |
Tekrarlayacak olursak:
Ermeni isyanlarına karşı önlem almak isteyen II. Abdülhamit son derece hatalı bir karar verir ve bölgedeki Kürt aşiretlerini silahlandırır. Ermeni isyanına karşı bölgede bir Türk direnişi kurmaktansa, bölgedeki Kürt feodal yapısını güçlendirmeyi tercih eder. Nasıl olsa Kürtler de Müslümandır. Hamidiye Alayları kurulur. Her tür yetkiyi alan Kürtler, bölgedeki Osmanlı merkezi otoritesini adım adım ortadan kaldırır. Adeta özerkliklerini ilan ederler. Ve Kürt özerkliğinin neyle sonuçlanacağının örneğini de kısa sürede verirler: Büyük bir Ermeni katliamı başlatırlar. Örneğin, Bitlis’te Sason ilçesinde Ermeni terör örgütü Hınçak’ın başlattığı isyanı bastıran Hamidiye Alayları, bu sırada 10 bin Ermeniyi öldürür. 1895 Diyarbakır isyanından sonra ise 3bin Ermeni öldürülür, 120 Ermeni köyü yakılır, Ermenilere ait dükkanlar yağmalanır... Feodal sistemde köylü üretim iişkileri gereği toprak ağasına bağlı, onun için çalışmaktadır Feodal toplum aydınlanmamış, ekonomik özgürlüğü olmayan, güdümlü bir toplumdur. Çok rahat yönlendirilir, kullanılır. Yavuz Selimden itibaren Kürt aşiretleri feodal yapıya bürünmüş; ayanlık ve kürtçülük osmanlının merkezi otoritesini harab etmiştir. Alıntı:
Bir zamanlar Osmanlının kullandığı kürtleri 19.yy'dan sonra emperyalizm kullanmaya başlar. Ancak Emperyalizm kürtlerden daha iyi verim alabilmek için tarih içinde gerçek anlamda bir devlet kuramamış olan kürtleri kurgusal bir tarihle, dille (ki dil birlikleri günümüzde dahi yoktur:Zaza, sorani, kurmançi) yek bir ulus haline getirmeye çalıştı. Kürt tarih tezinin temel kaynakları Kürt Şeraf han,Nikitin, Minorsky gibi Rus subayların çalışmaları ile Tori ve İzady gibi batılı Kürdoloji enstitülerinin tarih yazmalarıdır (İleri Dergisi: Şener Üşümezsoy, Ekim-Aralık 2005) Kürt tarih tezinin Ana kaynağı şerefname, Şerafettin bin Şemsettin tarafından yazılı. orijinali Oxfordda. 1887de Pariste Fransızca çevirisi yayınlandı. 19. yüzyılda Kürtlere olan bu emperyalist alaka neden? (Bu arada; Şerefnamede Şeref Han Kürtlerin soyunun birtakım öykülere dayandığını bu öykülerden birinin de Türk Hükümdarı Oğuz hana gittiğini belirtir.) Sinan Meydan emperyalizmin Kürtleri nasıl kullandığına dair kronolojik tablo yapmıştır: 1- 1878'e dek: Kürtleri tanıma, Kürtler üzerinde çalışmalar 2- 1915'e dek: Kürt sorununa uluslararası boyut kazandırma 3- 1923'e dek: Emperyalistlerin kürtleri ayaklandırdığı dönem 4- 1938'e dek: Cumhuriyete karşı kürtlerin kullanıldığı dönem 5- 1970'e dek: Irak ve İranda Kürtlerin kullanıldığı dönem 6- 1990'a dek: Kürtlerin ABD boyunduruğunda kullanıldığı dönem 7- 2012'e dek: Kürt özerkliğinin gündemde tutulduğu dönem Nihayet Dersimdeyiz..... |
1919 - 1938 arasında 30'tan fazla isyan görülüyor:
1919 Ali batı, 1920 Cemil Çeto ve Milli aşireti,1921 Koçgiri.......nasturi, jilyan, Şeyh sait, Seyit Taha &Abdullah, Raçkotan....Haco, Sason, Eruhlu, Güyan, Mutki, Hakkari, Bicar, resul ağa, Ağrı isyanları, Tendürük, Savur, Zeylan, Tutakh Ali Can, Oramar, barzan Şeyhi, Pülümür...Buban, Abdurrahman....Abdulküddüs, DERSİM Soner Yalçın: ''Dersim sonuçtur, başlangıç Koçgiridir'' demektedir. Demek ki sebeplerini birlikte okumak lazımdır. a- Koçgiriyi planlayan Kürt teali cemiyeti ingiliz kontrolündedir. Kemalistler çerkez ethem ve Yunan istilası ile köşeye sıkıştıklarında Koçgiri organize edilmiş ve Milli Hareket sonuçsuz bırakılmak istenmiştir. a- Dersim İsyanının arkasında da Hatay meselesi için çaba harcandığı günlerde Türkiyeyi köşeye sıkıştırmak isteyen Fransız emperyalizmi vardır. b- Koçgiri Bağımsız Kürdistan parolasıyla başladı b- Dersim bağımsız Kürdistan parolasıyla başladı (Baytar Nuri'nin: İlk önce dersimde kürdistanın istiklali ilan edilecek, Hozata kürdistan bayrağı çekilecek...'' sözleri malum) c- Koçgirinin önsaflarında Baytar Nuri, Alişer ve seyit rıza yer alır. c- Dersim'in önsaflarında Baytar Nuri, Alişer ve seyit rıza yer alır. DERSİM'İN AYRINTILARINA geçmeden Rıza Zelyut'ta bulduğum tarihsel önemdeki bir belgeyi hatırlatmak isterim: (1919 paris barış konferansına Kürt ve Ermeni milli delegasyonlarından bir mektup gönderilir) Alıntı:
Dr. Ohancanyan: Ermenistan CUMHURİYETİ delegasyon başkanvekiliŞerif Paşa: Kürt milli delegasyonu başkanı Bu belgeyi de ad acta edelim, şimdilik. Yok etmeyelim. Önce ermeni tarihçi Hovanisyan'ın Van'daki ERMENİLERİN YAŞADIKLARI'NA dair tespitleri ile kıyaslayalım hele: Birinci Dünya Savaşı sırasında Van’da ...Bu şehrimiz birkaç aylık Rus-Ermeni işgalinden kurtulduktan sonra Van’ın yerel Ermeni halkına Türk askeri tarafından hiç dokunulmamıştır. Hatta Ruslarla birlikte kenti terk etmelerine göz yumulmuştur. Ancak Van’ı terk eden Ermenilere Kürt eşkıyalar saldırmıştır. Ünlü Ermeni tarihçi Hovanisyan bile Van olaylarını şöyle anlatıyor: Alıntı:
Türk’ün Van olaylarında tek derdi vatan toprağını kurtarmaktı. Van kurtarıldı ve şehirde 200 binden fazla Türk’ü katletmiş Ermenilere dokunulmadı. Kürtler ise kaçan 200 bin Ermeniyi yağmalamakla meşguldü! Şimdi Hovanisyan'ın Van olaylarına ilişkin saptamaları ile Barış Konferansına verilen belgeyi YANYANA KOYALIM. Ben yorum yapmıyorum.. Evet, Dersim'den nerelere geldik; yok hala Dersimdeyiz aslında.. |
Paris'teki barış konferansına mektup yazanlardan biri olan Kürt delegasyonu başkanı Şerif paşa hakkında İngiliz Yükse Komiseri Amiral Robbeck şöyle buyuruyor:
Alıntı:
Dersime sebep olan tetikçi örgütler: 1- Kürdistan teali cemiyeti 2- Teşkilatı içtimaiyye (kürdistan tealinin bağrından çıktı) 3- İngiliz muhipleri cemiyeti 4- Kürt teavün ve terakki örgütü 5- Hevi örgütü 6- Azadi örgütü 7- Hoybun cemiyeti .. Burada bir duralım. Hoybun bu isyanlarda neredeyse hiç üzerinde durulmayan, adı bile pek geçmeyen bir birlik. Oysa çıkış noktası, motivasyonu, isyan öncesi aldığı kararlar, işbirlikleri, son derece önemli. O yüzden Hoybun Cemiyetine yakından bakılmalı. Hoybun'u Alıntı:
|
Öncelikle şunu görelim ve yorumlayalım:
http://ararat-welat.blogspot.com/201...-kurulmas.html Alıntı:
|
Sayın Mutezile;
Tahmin ettiğim üzere bir yazı olmuş; ancak küçük bir sorun var gibi görünüyor. Bu bilgilerin hiçbiri Dersim'de bir isyan olmadığı gerçeğini çürütmemekte. Bu bilgilerin hiçbiri Umumi müfettişlik ve istihbarat raporlarında ''isyan niteliğinde bir kalkışmadan bahsedilmediği'' gerçeğini çürütmemekte. Ermeni Soykırımı tartışmalarında yaşadığımız bir akıl tutulmasını burada da görmekteyiz: BİR İSYAN OLDUĞUNU VARSAYSAK DAHİ TÜM DERSİM AHALİSİNİ MONOLİTİK HOMOJEN BİR KİTLE GÖRÜP TOPYEKÜN CEZALANDIRMAK... nasıl bir akla-vicdana sığar? Devletler ''kan davası'' güder mi? Devlete isyan etmiş bir militanın ailesine, köyüne ve mensubu olduğu topluma zarar vermenin devletler hukukunda yeri var mıdır? |
Alıntı:
I.Mahmut'a dair bahsettiginiz kaynak hangisidir? Ekrad eskiyasi dediginiz sadece kurtler midir? Bunlar hangi bolge insanidir? |
Albatros
Alıntı:
Neva Alıntı:
1- 1. Mahmutun Fermanı: Başbakanlık osmanlı arşivinden/ Cevdet-Dahiliye, no:54 Ahmet Hazarfen - Cemal şahin 2- Osmanlı belgelerinde dersim tarihi: nakleden Veli Saltık 3- Tuncelide aşiret, oymak, ocaklar: Ankara 2009, S. 94 ve dev. 4- İlk 3 maddeden KAYNAK olarak alıntılayan Sinan Meydan: Cumhuriyet Tarihi Yalanları 2. kitap. Sayfa 154 ve sonrası 5- Rıza Zelyut: Dersim İsyanları, Seyit Rıza gerçeği ----- Ekrad eşkıyası: Yine Yukarıdaki gösterilen kaynaklarda; Sinan Meydan da S.156 ve sonrası Ekrad Eşkıyası= Dersimli ve Şeyh Hasanlı Kürt aşiretleri I. mahmut isyancı kürt aşiretlerini Çarsancak voyvodası eliyle etkisiz hale getiremiyor. Bunun üzerine Bölgedeki Beylere Yeni bir ferman yolluyor: Ocak 1751 tarihli Ferman. ''Bölgedeki ilgili beylere Hükümdür'' ''................. Çarsancak ilçesinin 13 köyünü baştan başa talan etmişler. Adı geçen köyler viran olup baykuş ve kargalar ötmektedir. Şimdi buyuruyorum ki; Palu hakimi; Kemah voyvodası, Erzincan Ayanı Beşirzade İbrahim Ağa......'' |
Alıntı:
Belgelerde anlamadigim birsey var. Ekrad eskiyasi diye anilanlar; Bunlarin Dersim'le bir alakasi va mi?. Daha cok orta Anadolu ve guney bolgesine vs. denk duser seklinde okumustum. Ekrad-i lek kazasi, Corum-Yozgat vs. civari. (Lek Kurtleri yani, ama koken olarak Iran/Horasan diye isimlendiriliyorlar.) Ustelik bunlar sadece Kurt degil, Turkmen de var. Carsancak zaten o tarihlerde Dersim'in gozde yeridir. Dersim kurtleri ne diye Carsancak'i, kendi yorelerini dumduz etsinler??????? Bu kismi anlamadim dogrusu. Bu asagidaki fermanda 1745 tarihli ancak, dersim ve seyh hasanli 'ya dair , bazilarindan soz edilmis anlasilan. DERSİMLİ ŞEYH HASANLI TAİFESİNİN YOLA GETİRİLMESİ Yazı: Evasıt-ı (10-20) Receb sene 1158) (Temmuz 1745), Padişah 1. Mahmut dönemi. Sadrâzam Seyyit Hasan Paşa’dır o yıl, Ağustos- Eylül 1744-45) Erivan (Ermenistan’da) İranlılar’la savaş devam etmektedir. Padişah 1. Mahmut sürekli olarak Güney Kafkasya ve Azerbaycan’ın Türk topraklarına katılması amacındaydı. Padişah ilk defa Avrupa tarzında ordu yetiştirmeyi ele almıştı. Kimden: Padişah’tan Kime: Çarsancak (Akpazar) Voyvodası Kara Çorlu Mustafa’ya HÜKÜM Konu: Keban madenlerinin işletilmesinde çevredeki ŞEYH HASANLI ve DERSİMLİTAİFESİ’nden bazı eşkiyanın madencilere engel olduğu gibi oradan geçen müslüman hacıların, gelip geçen yolcuların da parasını, malını zorla aldıkları gibi bazılarını öldürdükleri, bunların yola getirilmesi için ilgililere gerekli önlem almaları buyurulmaktadır. BELGENİNMEÂLİ 1. BELGENİN ÇEVİRİSİ: HATT-IHÜMÂYÛN MUKADDEMÂ VERİLEN AHKÂMIN KAYDLARI BUYURULDU Çarsancak (Akpazar Voyvodası Karaborlu Mustafa Zade mecduhûya (ululuğu çoğalsın) HÜKÜMKİ, Fi-l-hasıl Kıği kazâsı reayâsından ŞEYH HASANLU ve DERSİMLİ dimekli ma’rûf (tanınmış) ekrad eşkiyası Onadezir (?) ve Hüsne ve Moğuş ve Avare ve Behre (?) nâm mahalleri kat (yolları kesme) ve hüccâc-ı müslîminin (müslümün hacılar) ve sâir ebnâ-i sebîlin (yolcular) ve ma’denciyânın (ma’denciler) yollarına inüb katl-i nüfus (insan öldürme) ve nehb ü garet-i emvâl (mal yağma etme) âdet-i müstemirreleri (sürekli yaptıkları bulındığından nâşi eşkıyây-ı merkumenin (Şeyh Hasanlı ve Dersimli’ler bilâd ve ıbâd (yöre ve ahali) üzerinden def’ -i şerr ve mazarratlarîyçi Kâh köprüsünden Çarsancak (Akpazar) hudûdına varınca ve Kosna Beldimekle meşhûr muhrik ve muhâtaraları (zarar ziyan korkulu) olan mahallerin muhâfaza ve mumâr eselerine (koruma) ihtimâm (gayret etme olınmağa muhtâc olduğı bundan akdem (önce) Dereliyye’me (İstanbul’a) i’lâm ve inhâ (bildirme) olındıkda Sen ki mûmâ-ileyhsin (Çarsancak Voyvodası harbi savaşçı ve bahadır olub bu makule umûrın temsiyet (işleri yoluna koyma) senden hidemât-ı mebrûre (beğenilecek hizmet) izhârı (göstern me’mül-ı tab’-ı safâ-makrûn-ı hüsrev-ânem (Ben, hükümdarı sevindiren) oldığına binâen KEBANMA’DENİtarafına uhde-i iltizâmında (devlete gelir getiren) bulunan umûr-ı mîri fâizinden olmak üzere beher mâh (her ay)ikişer buçuk guruş (2.5 kuruş) taâmiyye (yemeklik) ve ikişer buçuk guruş ulûfe (3) ayda bir verilen maaş) ile yüz nefer levend tertîb ve tichhiz (donatma) ve bundan başka hıfz ve hırâset-i memleket (ülkeyi koramak) için beher mâh (her ay) olmikdar tamiye (yemeklik) ve yevmiyye (gündelik) ile dahi PALUkazâsı tarafına tedârik ve tekmîl itdirüb ve hîn-i iktizhada cümlesini yanına istisshâb (birlikte olma) ile Ruz-ı Hızır’dan Rûz-ı Kasım’a dek sâlifü-z-zikr (yukarıda sözü edilen tehlikeli yerler) Kâh köprüsünden Çarsancak (Akpazar) hudûdına varınca vâki olan turuk (yollar) ve mesalik (geçitler) ve husûsan KOSNABELİ nâm mahall hatar-nâkin (tehlikeli eşkiya tâifesinden muhâfaza muhâresesine kıyâm ve mübâderet (kalkıp işe girişin ve eşkıyây-ı merkumeden (yukarıda sözü edilen Şeyh Hasanlı ve Dersimliler) ahz ve el getirenlerin (yakalanıp zincire vurulanlar) ma’rifet-i şer’le (mahkeme ederek) cezâların terthib ile ebnha-i sebîl (yolcular) ve sair ibâdullahı (Allahın kullarını) şekavet ve mazarratlarından (soygun ve zarar ziyanlarından) ve te’mî terfîhe (rahata kavuşturmaya) mezîd ihtimâm (çok gayret gösterme) eylemek husûsı meşruh emr-i şerîf-i âlî-şânımla tarafına tenbih ve tekîd-i hümâyûn-ı hüsrev-âne (gene uyarıldığı) olmuş iken; Sen ki, mâ-ileyhsin (Çarsancak Voyvodası) bu bâbda ba’z-ı i’tizâr (özür dileme) eşkiyay-ı merkumenin def’-i ref’-i mefâsid ve mekîdetleri (kötülük ve hilekârlıklarını ortadan kaldırma) izhârı, tereddüd (ikircimli gösterme) ve tekâsülliğe (ilgisizlik) zikr olınan şekavet-pîşeler (işi gücü soygunculuk yapma) ferce (fırsat) bulub sâbıkü-z-zikr (yukarıda sözü edilen) turuk ve misâliki (tutulan yollar) kol kol bende (kapayıp) mübhaderet ve hüccâc-ı müslimîn (müslüman hacıla ve sair ebnâ-i sebil (yolcular) ve ibhadullahın tarhiklerin kat’ (insanların yolları kesilir) âdet-i müstemirrelerini (kendilerine huy edindikleri) olan katl-i nüfus (insan öldürme) ve nehb-i garet-i emvâ müslimîne (müslümanların mallarını yağma etmeye) cesâret ve EĞİN(Kemaliye) kasabasında vâki (bulunan) BOŞLARI nahiyesi ahalilerinin emvâl ve eşyaların nehb ü garet (mallarını yağma) etdiklerinden maâdâ nüfus ve avrâzlarına (namuslarına) dahi taarruz ile envâ’-ı haşîn ve makderetlerinden (kaba güç kullandıkları) nâşi ahali-i merkume (Eğin yöresi halkı) evtan-ı kadîmelerin (eski vatanlarını) terk ile perâkende ve perişân olmak üzere oldukları bu def’a Dersaadet’im (İstanbul) i’lâm ve ihbâr olınmağla husûs-ı merkumın temşiyet ve te’diyesinde (meydana gelmesi) rizây-ı hümâyûn-ı hüsrev-haneme (padişah razılığı) mugayir (aykırı) şeref-sudûr (şerefle verilen)olan emr-i şerîf itaât-ı mugayir zuhûr eden tehâvün ve tekâsüllerin (önemsemme, ilgisizlik) bâıs-ı heyecân-ı gazab-ı mülük-ânem (padişahı çok öfkelendireceği) olub bilâ-âmân (acımadan) tertib-i cezâna mübâderet iktizâ (ceza vermeye girişileceği - Çarsancak Voyvodası’na) etmişken fîmâ-ba’d (bundan sonra) bu babda mikdar-ı zerre rehâvet (uyukluk) ve kusûr izhâr itmeksizin şeref-bahş-ı sudûr olan emr-i şerifim sdâr ve bırakılmış) ile irsâl (yollama) olmışdır imdi vusûlinde San ki mûmâ ileyhsin (çarsancak Voyvodasısın) keyfiyyet ma’lûmın ve hâb-ı gaflet (gaflet uykusundan) ikaz içün (uyanıp) ve bundan böyle muktezây-ı me’mûriyyetini (görevin gereği) icrâ anâ göre hareket ve ve mukaddem ve hâlâ Fermânım olındığı üzere be-he-me-hâl ol mikdar ulûfe ve taâmi eyliyesin yüz nefer tahrîr ve yüz nefer Palu kazâsına tedarik ve teal itdürüb der-akab Kâh köprüsünden Çarsancak hudûdına varınca ol valilerin hıfz ve hariâseti emrine kemer-bend (işe hazır ol!) eylemeni Bir Sûreti: Palu Hâkimine, bir sûreti: Sivas Beğlerbeğisi Zaralızâde... Belge: BOA – Cevdet Zabtiye, No 2047 SÂHH MÛCİBİNCE BAŞKA BAŞKA EMİRLERİ KAYD OLA HÜKÜM BUYURULDU Ma’rûz-ı Kulları Budır ki, Keban ma’deninin idâresine medâr-ı küllî (çok katkı olan ancak KÖMÜR MADDESİ olub ve kömürün dahi tedarik ve ihzâr (hazırma) olınacak mahalli Çarsancak (Akpazar) kazalarında vâki’ cibâl (dağlar) olmağla Çarsancak kazâları ahalileri olan fukarây-ı raiyyet (halk) mezâlim ve teaddiyâtdan (haksızlık, düşmanlık) himâyet ve sıyânet (korunma) olınmaları kazâyây-ı mütehattimeden (ilçenin önlem alması gerekli olduğu) olub öteden berû şekavete ve mu’tâd (ev kıyalık yapmaya alışkın olan) ŞEYH HASANLU ve DERSİMLÜTAİFESİ’nin def’-i mazarratlarîyçün (zarar ve ziyanlarından kurtulmak için) müteaddid (bir çok) evâmir-i aliyye (ferman) sâd (verilmiş) olmışiken yine memnû’ ve mütenebbih (vaz geçip uslanma) olmamalariyle bu def’a şekavet ve tuğyânları (eşkiyalık ve taşkınlık) dahi ziyade olub zikr olınan Çarsancak kurâsından (köyler) on üç karye ahalisinin emvâl ve eşyaların tâife-i merkume (Şeyh Hasanlı ve Dersim nehb-i garet (çalıp yağma etme) ve kurây-ı merkumeyi (sözü edilen köyleri) bi-l-külliyye (baştan başa) virân ve harâb (yıkma) ve me’vâybûm ve gurâb (yurtlarında baykuş ve kargaların öttüğü) itmeleriyle tâife-i merkumenin def’–i mazarratları (zarar ve ziyanlarını yok etme) fukarây-ı raiyyetden (halk) nehb ü gasb (yağma çapul) eyledikleri emvâl (mallar) ve eşyanın ma’rifet-i şer’le (yargı yoluyle) tahsili (ellerinden alma) içün Çarsancak (Akpazar) voyvodasına hitaben emr-i şerîf-i âlî-şân (ferman) ısdârı (verilmesi) hâlâ Keban Ma’den Emini kulleri arz ve iltimâs (aracı olub dilekçe sunduğu) idüb yi husûs-ı mezbûr içün Palu hâkimine ve Kemah voyvodasına ve Erzincan A’yanından Beşirzâde İbrahim Ağa’ya Kıği Beyi Hüseyin Bey’le ve Yazıcı Oğlu Hasan Bey’e iânetleri (yardım) içün kezalik bir kıt’a başka emr-i âlî-şân (yüce emir-ferman) ısdârını (verilmesi) emîn-i mumâileyh (Keban Ma’den Emini) kulları ve voyvoda-i (tahsildar) merkumenin (Çarsancak Voyvodası) ma-rifetiyle emvâl-i magzûbenin (çalınan malların) tahsili ve tâife-i merkumenin def’-i mazarratları (zarar ziyanlarını önleme) kabil olmadığı sûretde Diyarbekir (Diyarbakır) valisi hazretleri taraflarından dahi iânet olınmak üzere bir kıt’a başka emr-i şerîf-i âlî-şân ısdârı bâbında Fermân Devletlü inâyetli Merhametlü Sultanım Hazretlerinindir. Fî 10 Rebiyyü-l-evvel sene 1164 (Ocak 1751) BENDE-İ Matbaa-i Amire Nâzırı Necmi Abdullah ww.cemalsener.com/cs_tr/kitap_ayrinti.asp?kimlik=137 Mektuptaki ilginc kisim; Voyvodanin gaflet uykusu icinde olusu, bir nevi gorevini yapmamasi sanirim.. |
Albatros
Alıntı:
|
Neva'dan.
Alıntı:
İsmail beşikçi, haluk gerger, fikret başkaya (mesela Paradigmanın İflası kitabı) yazılarında ısrarla bazı fikirlerini hakikat gibi anlatıp dururlar. * Cumhuriyetin Kürtlerle bir derdi olduğu, * Atatürk'ün özerklik sözü verdiği ama sözünde durmadığı * Osmanlıda Kürtlerin rahat ettiği hakkının teslim edildiği bu yüzden de pek huzurusuzluk çıkmadığı * Atatürkün Kürtlerin elinden yerini yurdunu gasp ettiği * Kürtlerin vatandaşlık haklarının da gasp edildiği * Kürtlerin mazlum ve mağdur ve de illa ki masum olduğu... ......bitmez bu anlatımlar.. * Kürtlerin bir özgürleşme savaşımı verdiğini, bu savaşımın faşizme karşı silahlı direnişin, serhildanın haklı bir ''uyanış Bunları yüz defa yazdığınız zaman kendinizde inanmaya başlarsınız doğal olarak. Zikir ayini denen şeyde zaten budur. Bakın şu cümleyi yüz kez tekrarlayın: Türkler ermenileri kesmiştir, Türkler ermenileri kesmiştir,Türkler ermenileri kesmiştir,Türkler ermenileri kesmiştir,Türkler ermenileri kesmiştir,Türkler ermenileri kesmiştir,......... Artık bu cümle gerçeklik boyutundan tamamen kopar ve bir ZİKİR haline gelir.. Müslümanın günde 3000 kere 'sübhanallah' çekmesi de budur. Bu tarih okuması değil, ZİKİR ayinidir. Komiktir, çok komik hemde.. İslamcıların paradigmalarını -Kuran ve hadis çerçevesinde- pratiklerini lanetleyip alay edenler kendi tezlerini delillendirmek için Zikr'e başvurmaları hem tezlerin kofluğunu, hem de çaresizliklerini gösterir. Osmanlı döneminde Kürtlerle sorunlar, daima sorunlar, hem de büyük sorunlar yaşandığını biliyoruz: Serhildan geleneği 'Kürtlere Özgürlük' şiarından falan değil, emperyalist kışkırtmalardan hareketle, destekle de çıkmıştır. 18. yüzyılda tanık olduğumuz basit yağma ve talan dürtüsünden de çıkmıştır. Bu basit gerçekliği örtbas etmeye çalışanlardan bazıları yukarıda adı verilenlerdir. Nasıl ki Türk, Rum eşkıya olduysa Kürt eşkıya da vardır. Alınganlık gösterecek mevzu bu değil zaten. Demek ki alaka varmış dersimle. Eşkıyalık yapmak, yağma ve talan etmek coğrafi, topoğrafik özelliklerle mi mahdut olmalıydı sizce? |
Katliamların varlığını ispatlamak pek kolay değildir,ama onların günümüzde de devam eden en önemli etkilerini;zorunlu göç ve sürgünleri birebir takip edebiliyoruz.
Bugün Türkiyenin neresine giderseniz gidin Dersim katliamının ''kalıntılarına'' raslarsınız;Sivastan İzmir'e,Eskişehire,Erzincan'a Muşa kadar koca bir halk yerlerinden yurtlarından edilmiş,kaybettikleri,katliama kurban verdikleri bir yana herşeye sıfırdan başlamak zorunda kalmıştır. Dersim T.C. ve Osmanlının Kürdistan coğrafyasındaki ne ilk nede son katliam ve sürgünüdür.Herşey 300 sene önce başlar,aynı şekilde Türkiyenin heryerinde 300 yıl önce sürgün edilen Kürtlere raslarsınız;Haymana,Cihanbeyli,Polatlı,Aydın vb. İlginç bir tesadüftür ki İran'ın neresine giderseniz gidin 300 sene önce topraklarından sürülen,dağıtılan Kürtlere raslarsınız,Gulestan,İsfehan,Belucistan vs. Her iki devlette tarih boyunca iyi-kötü birçok konuda birbirini taklit eder,Kürt varlığının tehlike olarak görülmesi ve her iki devlette aynı yıllarda sürülmeye başlanması tesadüfle açıklanamaz. Dersimi ''bastırılan isyan sonrası olağan prosedür''gibi takdim etmek birçok tarihsel kanıtla çelişir,geçtiğimiz yüzyıla aittir,uzak olmayan bir tarihtir ve meclis görüşme tutanaklarından görgü tanıklarının şahitliğine kadar birçok delile ulaşılabilir. |
Alıntı:
Alingan olacak bir durum soz konusu degil. Madem eski tarihten girdiniz konuya, hop diye bugune atlamayin bence. Eskiyalik, yagma, talan sadece Kurt'lere has bir durum degildir. Aksine insana ozgu bir durumdur. Ustelik Osmanli'da Turkmen ve Kurt oldukca karisiktir. Topografik veya cografik ozellikler maalesef onemlidir tarihsel olarak. Onlari ayirmassaniz sayet, atiyorum Ankara'daki eskiyalik olayini, kalkar Dersim'e yapistirmis olursunuz. Size ozellikle bu yuzden sordum.Yoksa onunuze gelen eskiyalik olayini , ister Osmanli'da, ister Cumhuriyet sonrasinda Dersim'e yapistirmaniz mumkundur. Nasilsa zikir saglamdir, kurulmustur, bolge mimlidir. Yoksa boyali basinin ve karsi gorusun fikir ve dusuncelerinden haberimiz var. Her ne kadar Turkiye disinda yasiyorsak da, olan bitenden haber alabiliyoruz. |
Alıntı:
http://www.huseyinaygun.org/makalele...ilgiler-2.html Alıntı:
O büyüklükte bir katliamı başka bir şeyle izah etmek zor tabi. Yanlış anlaşılmasın, ''DEVLETE İSYAN ETMEK'' kötü bir şey, Dersim ahalisi de bu kötülüğü yapmadılar... demek için söylemiyorum bunu. BİLAKİS devletlere ''meşru taleplerle'' isyan etmeyi desteklerim. Meşru taleplerle devlete karşı girişilmiş her türden isyanı vicdanımda desteklerim: - Hes direnişleri. - Madenciler - Öğrenciler - Devrimciler - Anarşistler - Kürtler ... Ama yok işte... Bir tür ''iç fütuhat planı'' olduğu her halinden belli ve o tarihlerde MEDENİYETLEŞTİRME(UYGARLAŞTIRMA)'dan anlaşılan şey ''göç ve iskan politikaları, asimilasyon, toplu kırımlar, bolca karakol ve kışla yapmak''... Yeni dünya'nın sömürgeci güçlerinden modern sömürge devletlerine kadar hemen hepsinin temel taktiğidir bu. Bir tane aksi örnek bulamazsın kolay kolay. Hoş, Dersim'in bir ''sömürge vilayeti gibi yönetilmesi''ni ben değil, devlet-i şahanemiz diyor o tarihlerde. |
Alıntı:
Osmanlı ve hükümdar ailesi dünyaya iyilik ve adalet dağıtmakla görevli MELEKLER, diğerleriyse bu görevin icrasını engele koşulmuş emperyaliss cadılar, şeytanlar, iblisler, cinler ... Kurucu Kemalist ideoloji de aynen bu minvalde devam etti ya: -Türk milliyetçiliği ''medeni, teknolojik, uygar, ileri, gelişmiş ve anti emperyalist''... diğerleri ''ilkel, gelişmemiş, cahil, geri ve emperyalist uşağı''... - Demokrasi, özgürlükler ve hak nosyonları çerçevesinde düşündüğümüzde BAĞNAZ BİR DEVLET İDEOLOJİSİ'nin kavramın toplumsal ve siyasal bağlamı içerisinde MODERN sıfatına haiz olduğunu iddia edebilmemiz mümkün değildir oysa. - Kendi dönemi ve koşulları içerisinde dahi değerlendirecek olsak, Kemalist entelejiyansiyanın gerek felsefi-siyasal misyon olarak gerekse ideallleri ve dönemin gelişmiş toplumlarının entelektüel birikimi açısından çağdışı bir entelektüel fukaralık ve bağnazlığın içerisinde sürüklendiğini görmemek mümkün değildir. - Kaldı ki Kemalist entelejansiyanın ''modernist bir sıçrama'' yaratacak zerre kapasitesi yoktu. Var olan unsurlar da siyasal operasyonlarla tasfiye edilmiş, toplumun siyaseti kendine mal edecek refleks ve gelişim kapasitesi yer altına itilmiş ve adeta HAVA KANALLARI tıkanmaya çalışılmıştır. - Bir toplumun muhalefet etme ve siyasal iktidara koşut kendi siyaset araçlarını eline alma çabalarına engel olunarak MODERNİST BİR DÖNÜŞÜM yaratmak mümkün müdür? - Toplumu ''özne'' kılmadan, topluma RAĞMEN böyle bir gelenek olabilir mi? - Bir devlet düşünün ki kendinden önceki rejimin ''olumlu'' yanlarını dahi törpüleyip engelleyerek İLERİ adımlar atması mümkün müdür? Kemalist ideoloji elitist-bürokratik orta sınıf bağnazlığı, ilkelliği ve KİBRİ'nin adıdır. Siyasal bağlamda yapılan tüm modernist retoriklerin aksine, bilakis çürümeye mahkum, gerinin de gerisi bir CEHALET ideolojisidir. Bugün bile ''özgürlükler, haklar ve demokrasi teamülleri'' ile TARTIŞMAKTAN-KONUŞMAKTAN imtina eden, her şeyi birtakım komplo teorileri ve provokasyonlarla izah etmeye çalışan bağnaz bir düşüncedir. |
tanrının kölesi olmayanlar m. kemalin kölesi olmaya dünden hazır. beşer kendi putunu kendi yapınca o put olmaktan çıkmıyor. ha bağnaz olmuşsun ha dindar arada bir fark kalmıyor. laik milliyetçilik en az din kadar insanlığın düşmanıdır.
|
Alıntı:
Albatros; Umum müfettişleri raporları kaynakların: 0. Hüseyin Aygün; kaynak değil. alıntılıyor. 1. kaynağın Kaynak Cemil Koçak imiş. 2. kaynağın da Oran, Baskın. Neler diyor Baskın Oran? Alıntı:
http://www.demokrathaber.net/tarih/b...urk-h5267.html Pardon, bu ayıp oldu farkındayım. Sayın Oran bazen seviye sorunu yaşıyor (muş meğer). Neyse. Baskın Oran, Cemil Koçak, Oral Çalışlar.....bu kadroyu iyi tanıyoruz. Ama Baskın Oranı oldukça iyi tanıyoruz. Demek ki KAYNAKLARIMIZ aslında KONU hakkındaki ana kılavuzumuz oluyor. Bakalım Nasıl bir kılavuz BASKIN ORAN?! Önce ama Dersim isyanı esnasında olanlardan bir kaç enstantane: A-) Ayaklanma büyürken isyancılar Ankara Hükümeti’ne bir muhtıra yollarlar. Telgraf yoluyla iletilen muhtıra şu maddelerden oluşmaktadır: 1-İstanbul Hükümeti’nce kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de tanınıp tanınmayacağının açıklanması 2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi 3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi 4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi 5-Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması.” B-) 25 Kasım 1920 de Dersim Aşiretleri reisleri TBMM’ye şu şekilde başvurur: “Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu nedenle bu oluşturulmalıdır. Yoksa, bu hakkı silah zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.” C-) Başka bir enstantane: Yunan ordusu Büyük İlerleyişe geçmeden hemen önce Kürtler isyan eder. Yunan ordusu Bursa’ya doğru ilerlerken Kürtler Sivas’a doğru yürümeye başlar. D-) Dersim isyanın liderleri de olayı böyle değerlendirmektedir: “Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz son zaferi kazanacağız.” Şimdi Baskın Oran'a dönebiliriz: |
Baskın Oran'ın Demir yolları yalanı VARAN 1-)
1923 Yılında Türkiye’deki Demiryolları Hattın Adı Genişliği (m) Uzunluğu (km) Anadolu Hattı1 Normal (1.435) 1032 Bağdat Hattı Normal (1.435) 966 Adana-Mersin Hattı Normal (1.435) 68 İzmir-Kasaba Hattı Normal (1.435) 703 İzmir-Aydın Hattı Normal (1.435) 609 Şark Demiryolları Normal (1.435) 337 Mudanya-Bursa Hattı Dar( 1.050) 41 Erzurum-Sarıkamış Hattı Dar (0.750) 232 Sarıkamış-Sınır Hattı Geniş (1.524) 124 Toplam 4112 ** Askeri amaçlarla inşa edilen Ankara-Yahşihan-İzzettin arasındaki 127 km.’lik dar demiryolu tabloya dahil edilmemiştir. Kaynak: istatistik Umum Müdürlüğü 1928 istatistik Yıllığı Oran, Baskın ne diyordu? Alıntı:
SONUÇ: Bütün yurdun değil de sadece Tunceli’nin demir ağlarla kuşatıldığı iddiası da düpedüz bir çarpıtmadan ibarettir. Atatürk dönemindeki demiryolları haritasını açıp bakan herkes, demir ağların memleketin bir ucundan diğer ucuna nasıl bütün yurdu sardığını görecektir. Baskın Oran'ın Umum Müfettiş raporlarına göre ''Dersimde Asayiş Sorunu yok!'' yalanı VARAN 2-) Dersim’in iç işleyişi ile ilgili birçok asayiş sorunu da vardı bölgede. Dersim’deki birçok aşiret, birbiri ile hasım idiler ve bunlar arasında ölümlü çatışmalar da oluyordu. Dersim’de Osmanlı’dan itibaren bir asayiş sorunu olduğu bilinen bir şeydir. Bu durum, Osmanlı belgelerine dahi geçmiştir. Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla Dersim’de faaliyet gösteren ve bazı aşiretlere bağlı olan eşkıyalar, hırsızlık, yağma, soygun, çocuk kaçırma ve ırza geçme de dahil olmak üzere bir çok kötülüğü yapıyorlardı. (Cemal Şener-Ahmet Hazerfen, Osmanlı Belgelerinde Dersim Tarihi, (Osmanlıca-Türkçe 50 Adet Orijinal Belge), Etik Yayınları, İstanbul, 2003, s. 28 vd.) http://www.21yyte.org/tr/yazi6092-De...l_Sevilir.html SONUÇ: Güllük Gülistanlık halindeki Dersime Alıntı:
Cemal Koçak verebildiği kadar omuz veriyor ona bu meyanda. Devam edelim Baskına... |
Baskın ORAN'ın yalanlarına devam edecektim.
Mide bulandırıcı, Tuncelilerle empati yaparmış gibi sahte duygusallık ve varoş hamasetini harmanladığı bu sefil yazının diğer noktaları hakkında ne araştırma yapmaya değer, ne kıyaslamaya, ne analize, ne kaynak taramasına.. Adam zaman kaybı.. Al Taner akçamı vur Oran'a |
Alıntı:
1. Aygün ve Oran'ın Koçak'tan alıntıladığı, koçak'ın da gen. kur. arşivlerinden ve meclis tutanaklarından aktardığı bilgileri Koçak oturup kendisi üretmiyor. 2. Mevzuyu alakasız yerlere çekmeye çalışacağına böyle bir belge YOKTUR... demen lazım. 3. Aşiretler arası çatışma, kan davası vs ''asayiş olayları'' hokkabazlığını da ben YEMEM. Asayiş'ten kastın ''devletle çatışma'' olduğunu anlamayacak kıt zekalı da değilsin. Bırak ıvır zıvır işleri de bana iki şeyi ispatla: 1. Dersim'de katliam olmamıştır. 2. Umumi müfettişlik raporları palavradır, öyle bir rapor yoktur. Yapman gereken bu... Ha, bir de ''dönemin tanıkları''na geleceğiz... Katliamdan sağ kurtulanlarla yapılmış mülakatlara...Aslında her şeyden evvel onları konuşturmak lazım. Neticede olaylara şahit olmuş, katliamları yaşamış ve aileleri katledilmiş insanlar bunlar.... |
B.Oran hoca'ya seviye dersi verecek adam önce şunu alıntılar:
Alıntı:
Sana bu şekilde hakaret eden birine verebileceğin daha ''kibar'' bir yanıt var mıdır Mutezile?Adam iyi koymuş valla, o kelebek bir hafta ıkınsa çıkmaz o laf :) |
sevgili Mutezile;
ellerine sağlık. çok güzel belgeler ortaya çıkarmışsın. teşekkür ediyorum. bugün yaşayan dersimlilerin cumhuriyetle ve atatürk'le bir sorunları yoktur. 82 yaşındaki komşum (Tuncelili), yakasında atatürk rozetiyle dolaşır. bazıları bu tutumu Dersim olaylarından kalan bir korku olarak tahlil etseler de ikna edici değildir. dersim halkının uğradığı katliam gerçekten göz yaşartıcıdır. burda, baskını idare eden türk komutanlarının da sağduyusuz hareketleri rol oynamıştır. ayrıntıları bırakıp sonuca gelecek olursak: Dersim, devlet içinde devlet'ti. kendi sancağı vardı. Osmanlı da bu duruma son vermek için çok uğraşmış ama bölgenin coğrafyasıyla mücadele edememişti. yeni kurulan türkiye cumhuriyeti devleti de dersim özerk bölgesinden doğal olarak rahatsızdı. dersim halkı uslu uslu dursa bile "devlet içinde devlet"e izin verilemezdi. Bu tür bu harekât er geç yapılacaktı. olayların asıl sebebi budur. olayların bir katliama dönüşmesi ise büyük bir talihsizlik olmuştur. sivil halkın zarar görmesi çok üzücüdür. amaç başka iken uygulama başka olmuştur. burda dersim'li aşiret liderlerinin de tutumları önemlidir. özerklik ısrarlarından vazgeçip T.C. devletine tabi olmayı (vergi vermek, askere gitmek, tek bayrak vs.)kabul etselerdi bu olaylar yaşanmayacaktı. devletin doğrudan kürtlerle veya alevilerle (bir ırk-mezhep) sorunu olsaydı, benzer baskınlar doğudun (hatta ortaanadolunun) başka bölgelerinde de yapılırdı. Baskın Oran gibilerinin dolduruşlarıyla atatürk'e, türkiye cumhuriyetine düşmalık besleyen kürt/alevi kardeşlerimi sağduyuya davet ediyorum. bugün akp'nin yapmak istediğini baskın oran gibiler yapıyor. Dersimli alevi kürt Hüseyin Aygün'le aynı düşünceleri paylaştığımı da belirtirim. kendisi bir çok kez bu konudaki düşüncelerime tercüman olmuştur. saygılar... |
Yaşasın bilim'den
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Özellikle Aygün konusunu ayrıca konuşmak isterim. Aynı Tanrıkulu (TR704), Ayata, Tamaylıgil, Gürseli konuşmak istediğim gibi Albatros; senle ayrı konuşacağız. |
Alıntı:
Hüseyin Aygün'ü en son 3-4 ay önce bir TV'de izlemiştim. olaylara tamamen vakıf. insani açıdan sivil halkın çok mağdur olduğundan bahsetti ve asla devleti suçlamadı. bu olayı devlete mal etmeye çalışıp bundan çıkar umanlara (akp yönetimine) verdi veriştirdi, alevi ve kürtleri akp'nin tuzağına düşmemeleri konusunda uyardı. dersimlilerin cumhuriyete ve atatürk'e bağlılıklarını örneklerle açıkladı vs. bu düşüncelerinin altına imzamı atmıştım. Hüseyin Aygün'ün geçmişte söylediklerini bilmiyorum. saygılar... |
Siz burda tartışadurun devletin katliam yaptığı kabak gibi ortada:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...&CategoryID=77# |
Gündoğan kızlara yapılanları şöyle özetliyor: “Medenileştirmek adına, kısa giysiler, şapkalar giydiriliyor. Hiçbiri okula verilmiyor. Kuran okullarına götürülüyor. Kendi çocuğunu Kuran kursuna göndermemesine rağmen, Dersim kızını okula değil de Kuran kursuna gönderdiler. Evlatlık kavramı da Medeni Kanun’a göre değil. Hiçbirinin miras gibi hakları yok.”
http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...&CategoryID=77 |
Alıntı:
Alıntı:
|
"Komutan mermi pahalı kullanmayın dedi, kadınlara, çocuklara dipçikle vuruyorduk. Sonra tüfekler zarar görüyor dendi.
Bundan sonra meşe kütükleri ile vurmaya başladık. Vura vura 10 yaşındaki çocukları öldürdük". Evet, bunları söylemişti, hıçkıra hıçkıra ağlayarak. http://www.radikal.com.tr/Radikal.as...icleID=1071232 |
İşte "Şeyh Said'e takıldı" denilen o madalyanın görüntüsü
Buna benzer envayi çeşit haber belge var kürtlerin sayısız ihanetiyle alakalı ancak sadce bunu paylaşasım geldi. Maksat tarihe not düşülsün. Unutulmasın. |
Siyaset tartışmayı hiç sevmem ama aşiretçi,ağa yanlısı,gerici adamları savaştan çıkmış bir ülke olarak başka şekilde susturamazsınız.Bu adamlar hala susmuyor zaten doğuya bakınız köy enstitüleri Menderes tarafından kapanınca çocuk gelinleri ,okumayan kızlar da bitmedi.Köklerini kazımak o zaman da doğruydu şimdi de doğru.Tıpkı şeriat yanlılarını idam ettirmek gibi.Kimseyi öldürmeye hakkımız yok ama o yılların en büyük cezası idamsa yapacak birşey yok.En büyük cezayı hakettiler.
Çocukları öldürdüler demişsiniz Atatürk gibi birisinin küçük çocukları falan her şeyi vurun dediğini yaptıklarına bakarak hiç sanmıyorum.Etnik birşey olduğunu da sanmıyorum bildiğimiz gibi ilk mecliste Kürt vekiller de vardı.Dersim'in bir isyan olduğu düşüncesindeyim. |
Atatürkçü olduğuna emin olduğum Prf. Dr. Celal ŞENGÖR'ün "Bilgiyle Sohbet" (2014) adlı eserinde de dediği gibi; Atatürk, bir devrim adamıydı. Devrim adamları ile bilim adamları arasında fark vardır. Devrim adamları, devrimlerin hemen olmasını ister. Bilim adamı ise bilir ki, bir şeylerin değişmesi için çok uzun yıllar gerekir. Atatürk'te birşeylerin hemen değişmesini istiyordu, bu nedenle girişimler yaptı ve her devrimde olduğu gibi istenmeyen durumlar olmuştur." der.
Maalesef; Osmanlı'dan sonra gelen Türkiye'de ciddi anlamda hiçbir yenilik getirmemiştir. Muhammed'de kendinden öncekilere tu kaka der, Atatürk'te kendinden öncekilere tu kaka demiştir. Ama, ad değişimi dışında değişen hiçbir şey olmamıştır. Ulusalcılık ve Müslümanlık düşüncesi ile; ülke zorla da olsa tek tipleştirilmiştir. Marmara Üniversitesi'nin yaptığı bir çalışmada (geçenlerde gazetede okumuştur); 1930 - 1950 yılları arasında Türkiye'de var olan dillerin % 90'ına yakının unutulduğu ve Türkçeleştirildiğini yazmıştı. Lazca, Çerkesçe, Tatarca, Zazaca......v.b. Bir tek Kürtçe ayakta kalmayı başarmış. Eğer; birilerinin canları sırf zihniyet yüzünden ciddi bir şekilde yanıyorsa, Devletçilik politikasının ciddi anlamda gözden geçirilmesi gerekir. Belki de, Eyalet sistemi; Tek Merkezcilikten daha iyiydi kim bilir ? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:30 . |