![]() |
Kur'an-ı Kerim'in Bazı Ayetleri
Mazeretler:
1- "Bu ayetler yanlış tercüme edilmiş!" 2- "Bu ayetler yanlış anlaşılmaya müsait yani herkes anlayamaz!" 3- "Bu ayetler zaman aşımına uğradı yani bugün geçersiz!" 4- "Bu ayetler çağ dışı yani İslam'da reform yapılması lazım!" 5- "Bu ayetlere iman etmek imkansız ama yine de ben bir müslümanım!" Mazeretlerin Cevapları: 1- Diyanet Vakfı Meali'ni, konularında uzman 'İlahiyatçı Heyet' hazırladı. En çok itibar edilen meal. Heyetteki herkesin yanlış tercüme yapması imkansız. Hal böyle iken bu "mazeret" iptaldir. 2- Kur'an-ı Kerim'i herkesin anlayabileceğine dair ayetler var* ve zaten bu sebeple 'indirilmiş'. Tersi ise adaletsizlik olur çünkü herkesin anlayamayacağı ve yanlış anlaşılmaya müsait bir kutsal kitap göndermek Allah'a yakışmaz. Bir sakınca da şudur; Müslümanlara "siz Kur'an'ı anlamazsınız, sadece biz anlarız" diyen 'ruhban sınıfı' oluşur ki İslam'da ruhbanlık haramdır. Hal böyle iken bu "mazeret" iptaldir. 3- Kur'an'ın, "kıyamete kadar", 'cihanşümul(evrensel)' yani her zaman ve her yerde hükmünün geçerli olduğuna inanmak farzdır. Hal böyle iken bu "mazeret" iptaldir. 4- Allah 21. yüzyılın hayat şartlarını ve yaşam biçimini ezelden beri bildiğine göre "Allah'ın bu durumu hesaba katmadığı"nı iddia etmek Allah'a karşı çok büyük bir iftiradır. Hal böyle iken bu "mazeret" iptaldir. 5- Bu ayetlere iman etmeyenin adı "Müslüman" değil "Kafir"dir.** Hal böyle iken bu "mazeret" iptaldir. DİYANET VAKFI MEALİ: Nisa Suresi 3. Ayet: "Beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın." Nisa Suresi 11. Ayet: "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder." Nisa Suresi 176. Ayet: "Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadın payı kadardır." Nisa Suresi 34. Ayet: "Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün." Bakara Suresi 282. Ayet: "Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun)." Tevbe Suresi 111. Ayet: "Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır." Tevbe Suresi 5. Ayet: "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün." Ahzab Suresi 50. Ayet: "Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lazım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Ahzab Suresi 53. Ayet: "Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resulünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikahlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır." Maide Suresi 33. Ayet: "Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır."*** Maide Suresi 38. Ayet: "Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin." Maide Suresi 44. Ayet: "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." Nebe Suresi 31.-33. Ayetler: "Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır; bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar." Ahzab Suresi 37. Ayet: "(Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir."**** Ahzab Suresi 26. Ayet: "Allah, ehl-i kitaptan, onlara (müşrik ordularına) yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü; bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz."***** Tahrim Suresi 1.-5. Ayetler: "Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir. Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. Eğer ikiniz# de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir."****** Nur Suresi 11. Ayet: "(Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır."******* Necm Suresi 19-20. Ayetler: "Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı? Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı."******** Bakara Suresi 85. Ayet: "Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir." DİPNOTLAR: #Hafsa ve Marya *Bakınız: Nahl Suresi 89. Ayet, Enam Suresi 38. Ayet, Maide Suresi 15. Ayet, Hac Suresi 16. Ayet. **Bakınız: Bakara Suresi 85. Ayet ve Maide Suresi 44. Ayet. ***Maide Suresi 33. Ayet'in "Sebeb-i Nuzül'ü (İniş Sebebi)": {Kaynak: Kütüb-ü Sitte; Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Mace, Nesai.} "Bir bedevi kabilesi Yesrib'e (Medine'ye) göç ettiler, hava değişiminden hasta oldular, Resulullah'a başvurdular, O da Beyt-ül Mal'in develerinin sidiklerini ve sütlerini içmelerini tavsiye etti, adamlar develeri çaldılar, Resulullah yakalattı, gözlerini oydurdu, Maide Suresi 33. Ayetin emrettiği gibi ellerini ve ayaklarını çaprazlama kestirdi, ardından çöle atmalarını emretti, adamlar 'su su' diye inleyerek taşları yaladılar ve bu şekilde kan kaybından öldüler." ****Zeyd, Muhammed'in evlatlığıdır. Muhammed bir gün, Zeyd'i görmek için evine gider. Zeyd evde yoktur. Onun yerine karısı Zeynep'le karşılaşır ve hemen aşık olur. (Taberi gibi tefsirciler, o sırada Zeynep'in çıplak olduğunu, Muhammed'in bu yüzden aşık olduğunu belirtirler). Bunu öğrenen Zeyd, hemen Muhammed'e gidip karısından ayrılmak istediğini söyler. Zeyd'in karısından bir şikayeti yoktur ama Peygamberin aşık olduğu kadınla evli kalmayı da doğru bulmamaktadır. Muhammed bu öneriyi reddeder. Bunun bir nedeni, Muhammed'in evlatlığının karısına göz koymasının, bir yuvayı yıkmasının doğru olmadığını bilmesidir. Diğer bir sebebi ise, Zeyd'in Arap geleneklerine göre Muhammed'in oğlu sayılmasıdır. Yani Zeynep gelinidir… Muhammed öneriyi reddeder ama bir taraftan da Zeynep'i çok istemektedir. Bunun üzerine, (her zaman olduğu gibi!) kurtarıcı ayet geliverir: Ahzab Suresi 37. Ayet *****Bu ayet Yahudi Beni Kureyza kabilesi ile ilgili. Sahih hadislerde anlatılanlara göre kaledeki çaresiz Yahudi Beni Kureyza kabilesinin eli silah tutabilenlerden 900 erkek öldürüldü. 900 Yahudinin büyük çoğunluğu Ali tarafından katledilmişti. Ali o gün kafa kesmekten çok yorulmuştu ve kafa kesme işlemi sırasında yorgunluktan sürekli olarak kılıç kullandığı kolunu değiştiriyordu. Muhammed ise kesim işleminin yanına çadır kurdurmuştu ve kesim işlemini gözlemliyordu. Katledilen Yahudi erkekleri topluca gömüldüler. ******Tefsir ve Hadis kitaplarında anlatıldığına göre: Muhammed bir gün karılarından Hafsa'nın odasına girer. Odada Hafsa değil, Marya bulunmaktadır. O sırada Hafsa, babasının evine gitmiş. Muhammed ve Marya, Hafsa'nın yatağında birleşirler. Tam o sırada Hafsa içeri girer. Muhammed henüz işini bitirmemiştir. Hafsa'ya biraz beklemesini söyler; bazı açıklamalarda bulunacaktır ona. Sonunda Hafsa, kendisini tutamaz şöyle konuşur: "Nasıl iştir bu? Bir köle ile benim günümde ve benim yatağımda birleşiyorsun?" Peygamber kendisine bir müjdesi olduğunu söyler ve hemen ekler: Kendisinden sonra Ebu Bekir, daha sonra da babası Ömer halife olacaktır. Ne var ki Hafsa hiç de oralı olmayacak, tepkisini sürdürecektir. Peygamber bu kez yemin verir: "Vallahi billahi bir daha onunla beraber olmayacağım, ama sen de olayı kimseye söyleme." Ne var ki, Muhammed Marya'yı bir türlü unutamamaktadır. İmdadına Tahrim Suresi 1.-5. Ayetler Yetişir. *******Bu ve bundan sonraki 9 âyetin "inişine" sebep olan ve «ifk hadisesi» diye bilinen olay kısaca şöyledir: Muhammed'in bir askerî seferine Âişe de katılmıştı. Dönüşte bir ara Âişe ihtiyacını gidermek için çekildiği bir köşede gerdanlığını düşürmüş, sonra bunun farkına vararak aramaya gitmişti. Bu arada, birlik Aişe'yi devesinin üstündeki hevdec adı verilen kapalı, yuvarlak ve üstü kubbeli kafesi içinde sanarak konaklama yerinden ayrıldığı için Âişe orada kaldı. Orduyu geriden takip etmekle görevli Muattal Oğlu Safvan, Âişe'yi alarak birliğe yetiştirdi. İçlerinde Ubeyy Oğlu Abdullah'ın da bulunduğu birkaç kişi, bu hadiseye dayanarak Âişe ile onu birliğe yetiştiren kişi arasında ilişki cereyan ettiğini iddia ettiler. Bu iddia Muhammed'i oldukça üzmüştü. Bu sırada zaten rahatsız olan Âişe, hakkında böyle bir iddiada bulunulduğunubir müddet sonra öğrenmiş ve büyük bir ızdıraba boğulmuş; artık, kendisi gibi kederli olan ailesine, babası Ebubekir'in evine gitmeyi tercih etmişti. Bu arada Muhammed zaman zaman Ebubekir'in evine giderek, onlardan Âişe'nin sıhhatini, hal ve hatırını sorardı. İşte yine böyle bir ziyaret sırasında ve zina iddiasından takriben bir ay sonra Âişe masumiyetini ifade eden bu âyetler "indi". ********Necm Suresi 19-20. Ayetlerin ilk hali şu şekildedir: "Gördünüz mü Lat'ı, Uzza'yı, Menat'ı; İşte bunlar yüce turnalardır, şefaatleri de elbette ki umulur." "Peygamber Mekke'de Necm suresini okurken secde etti ve onunla birlikte, aldığı toprağı alnına götüren yaşlı birinin dışında Müslüman ve putatapan herkes secde etti." Kaynak: Buhari (hadis no:555), Tirmizi ve öteki hadis, fıkıh kitapları. |
Muhammed kur'an'da "elif lam ra, bunlar apaçık bir kur'an'ın ayetleridir" der ama hurufu mukatta olan "elif lam ra" harflerinin anlamlarını hiçkimse tam bilmez. Tefsirdeyse Hurufu Mukatta'nın sırrını peygamber ve velilerden başkası tam anlayamaz denilir. Gavurlar kan pıhtısından kanser tespit etmeyi sağlayan yöntemle uğraşırken, deniz suyunu, tuzundan ayrılmasında yöntemle uğraşırken, müminler Elif-Lam-Mim'in şifresi ne olabilir, Elif-Lam-Ra'nın şifresinin çözümü yöntemleriyle uğraşıyorlar. islam dini, insan emeğini sömürürerek zenginleşir ve insanın önüne attığı kırıntılara baktırıp, acınası haline şükretmesini sağlar. islam dini en yalan dindir, tanrısı allah en sahte tanrıdır.
https://lh4.googleusercontent.com/-e.../hakislam2.jpg |
Muhammed ise kesim işleminin yanına çadır kurdurmuştu ve kesim işlemini gözlemliyordu. Katledilen Yahudi erkekleri topluca gömüldüler.
|
Güzel bir derleme olmuş. Bu ayetlerin hepsini numarasıyla ezberlemek lazım aslında. Bir müslüman ile tartışma esnasında Google'dan aratıp bulmak bazen zaman kaybına sebep oluyor. Çünkü Kuran'da "böyle böyle ayet var" dediğinizde inanmıyorlar, "ben 2 kere mealini 1 kere tefsirini okudum o dediğin gibi bir ayete hiç denk gelmedim" şeklinde yorumlar yapıyorlar.
Kimi ayetlerde apaçık bir kitap olduğunu, kendisinde gizli saklı olmadığını iddia eden Kuran'ın çelişkilerinden biri de şu ayettir: ALİ İMRÂN-7: Sana Kur’anı indiren O’dur. Bunun bir kısım âyetleri açık ve kesindir. Bunlar Kur’ân’ın esasıdır. Diğer bir kısım âyetler de vardır ki, (onların mânası sizce anlaşılmaz) müteşâbihtirler. (1) İşte, kalblerinde şüphe bulunanlar, fitne aramak ve te’viline gitmek için Kur’ân’ın müteşâbih âyetlerine uyarlar. Halbuki, o müteşabihin te’vilini yalnız Allah bilir. İlimde kökleşmiş ve metin olmuş kimseler ise: “- Biz ona (manâsı anlaşılmıyan müteşabihe) inandık; açık ve kapalı bütün âyetler Rabb.. Anlamını yalnız Allah'ın bildiği ayetlerin evrensel hem de apaçık Kuran'da ne işi var? Bir de Şura-7 yi eklemek lazım, Kuran'ın hangi topluma indiğini söyleyen: ŞÛRÂ-7: İşte biz sana, böyle Arapça bir Kur'an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için de. (O gün onların) Bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindedirler.) |
Alıntı:
|
Alıntı:
"İnsan zihni, önceden gerçekleştirilmiş tecrübeler âleminin tamamen dışında kalan bir şeyi tasavvur edemez veya onun hakkında bir fikir oluşturamaz. O halde, ne zaman görünürde "yeni" bir zihinsel imaj veya fikre ulaşsak, daha yakından bakınca, onun bileşik bir bütün olarak yeni olsa bile bileşenleri açısından hiç de yeni olmadığını görürüz; çünkü görürüz ki bu "yeni" zihinsel imaj veya fikirler, şimdi sadece yeni bir bireşim veya yeni bireşimler serisi halinde bir araya getirilmiş olan önceki ve bazan oldukça farklı zihinsel tecrübelerden aynen türetilmişlerdir. Şimdi, insan zihninin önceki tecrübelere -yani, sözkonusu zihinde zaten kaydedilmiş bulunan kavrayış ve kabullenişlere- dayanmadan işleyemeyeceğini kavradığımızda bir soru ile karşı karşıya kalırız: madem ki dinin metafizik kavramları, nitelikleri insan kavrayışının yahut tecrübesinin ötesindeki bir âlem ile ilgilidir, o halde bu bize nasıl başarıyla aktarılabilir? Tecrübelerimizle ulaşmış bulunduğumuz kavramların hiç birinde kısmen bile olsa bir karşılığı olmayan fikirleri kavramamız nasıl beklenebilir? Bu soruların cevabı aşikardır: bizim fiilî -fiziksel veya zihinsel tecrübelerimizden- üretilmiş ödünç-imajlar yoluyla; yahut "kavrayışımızın ötesindeki bir şeyi, tecrübelerimizden bildiğimiz bir şey ile temsîlen göstermek suretiyle . İşte, Kur'an'da kullanıldığı şekliyle müteşâbihât terimi ve kavramının gerçek anlamı budur. Esas olarak Kur'an, bize, ifadelerinin ve pasajlarının bir çoğunun müteşabih olarak anlaşılması gerektiğini söyler. Zaten, insanın bunları anlaması isteniyorsa, başka herhangi bir şekilde aktarılmaları mümkün değildir. Dolayısıyla, eğer Kur'an'ın her pasajını, ifadesi yahut cümlesini zahirî, lafzı anlamıyla alır ve onların bir teşbih (allegory), mecaz yahut temsil olması ihtimalini gözardı edersek, ilahî kelâmın gerçek ruhuna aykırı hareket etmiş oluruz. Örnek olarak, Allah'ın Zâtı'na ilişkin bazı Kur'ânî atıflar üzerinde düşünelim: tanımlanamayan, zaman ve mekanda sınırsız ve beşer kavrayışının tamamen ötesinde bir Varlık. O'nu tahayyül etmenin imkansızlığı karşısında biz O'nun ancak ne olmadığını anlayabiliriz yani, zaman ve mekanla sınırlı olmayan, benzetmelerle tanımlanamayan ve beşer düşüncesinin hiçbir kategorisi içine oturtulamayan bir Varlık. O halde, ancak çok genelleştirilmiş mecazlar, ne kadar yetersiz de kalsalar, O'nun varlığını ve aktivitesini bize aktarabilirler. Demek ki Kur'an, Allah'tan, "semalarda" veya "tahtı ('arş) üstüne kurulmuş" şeklinde söz ederken biz bu ibareleri lafzî anlamlarıyla alamayız. Aksi halde bu ibareler, müphem sekilde de olsa, Allah'ın mekanda sınırlı olduğu anlamına gelirler: ve böyle bir sınırlama Sonsuz Varlık kavramı ile çelişeceğinden, derhal, en küçük bir kuşku duymadan anlarız ki, "semalar", "taht" ve Allah'ın onun üstüne "kurulma"sı, sadece her türlü insan tecrübesinin dışındaki bir fikrin, yani Allah'ın kudreti ve bütün varlıklar üzerindeki mutlak hakimiyeti fikrim aktarılmasına yarayan dilbilimsel araçlardır. Aynı şekilde O, "her şeyi gören", "her şeyi işiten" yahut "her şeyden haberdar" olarak tanımlandığında biliriz ki bu tanımlamaların fiziksel görme veya işitme olguları ile bir ilişkisi yoktur, ama sadece var olan veya meydana gelen her şeyde Allah'ın ebedî mevcudiyeti gerçeğini insanın anlayabileceği terimlerle anlatmayı amaçlamaktadırlar. Ve "hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O'nu kuşatamayacağı"ndan (Kuran 6:103) insan, O'nun varlığını, ancak yarattığı evren içindeki ve o evren üzerindeki aktivitesinin (faaliyetinin) işlevinin sonuçlarını/etkilerini gözlemleme yoluyla kavrayabilir." Muhammed Esed |
Aslında herkes işin ne olduğunu biliyor da, şu beyinlere şırıngalanmış "iman" anlayışı yüzünden gözlerini açamayıp, kulağını filan tersten tutmaya çalışıyor. Bak adam - Muhammed Esed - ne güzel analiz yapmış demiş ki:
Alıntı:
Kaldı ki burada kastettiğimiz asıl çelişki, hem kendine apaçık deyip hem gizli, müteşebbih demesidir. |
Allah kelamında şöyle diyor;
"İki denizi birbirlerine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar." (Rahman Suresi 19-20) Kuran'ı Hz Muhammed uydurduysa söyleyin bakalım 1400 yıl önce arabistan çölünde yaşayan insan Deniz bilimleri fakültesine mi gitmiştir yoksa dalgıç kıyafetlerini giyip kendi mi araştırmıştır? Evet, ayetin ifadesi akıllara durgunluk verecek bir tarzdadır. Zira ayet-i kerime, onca fırtına ve dev dalgalara rağmen denizlerin birbirine karışmadığından haber vermektedir. Halbuki bırakın dalgalı denizleri, bir çay bardağında bile iki farklı sıvıyı karıştırmadan bir arada tutmak imkânsızdır. Fakat bilim, Kur'an'ın ayetlerini her zaman olduğu gibi yine tasdik etmekte ve onun Allah'ın kelamı olduğunu ispat etmektedir. Şöyle ki: Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız deniz bilimci Kaptan Jacques Cousteau denizlerdeki su engelleri ile ilgili yaptığı araştırmaların sonucunu şöyle anlatmaktadır: "Bazı araştırmacıların farklı deniz kütlelerini birbirinden ayıran engellerin bulunduğuna dair ileri sürdükleri görüşleri inceliyorduk. Çalışmalar sonucunda gördük ki, Akdeniz'in kendine has tuzluluğu ve yoğunluğu var. Aynı zamanda kendine has canlıları barındırıyor. Sonra Atlas Okyanusu'ndaki su kütlesini inceledik ve Akdeniz'den tamamen farklı olduğunu gördük. Hâlbuki Cebeli Tarık Boğazı'nda birleşen bu iki denizin tuzluluk, yoğunluk ve sahip olduğu hayatiyet açısından eşit veya eşite yakın olması gerekiyordu. Oysaki bu iki deniz, birbirine yakın kısımlarda bile ayrı yapılara sahiptiler. Bunun üzerine yapmış olduğumuz araştırmalarda bizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaştık. Çünkü bu iki denizin karışmasına birleşme noktasında bulunan harika bir su perdesi engel oluyordu. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz'in birleştiği Mendep Boğazı'nda da bulunmuştu. Daha sonraki incelemelerimizde farklı yapıdaki bütün denizlerin birleşme noktalarında aynı engelin bulunduğuna tanıklık ettik." Kaptan Cousteau'yu şaşırtan bu durum, denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kur'an'da on dört asır önceden şu ayet-i kerime ile beyan buyrulmuştur: "İki denizi birbirlerine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar." (Rahman Suresi 19-20) Yeryüzündeki bir başka su engeli türü de, tatlı su nehirlerinin denize döküldükleri haliç ve deltalarda görülür. Hem üst, hem dip akıntılarıyla birbirlerine karışması son derece mümkün olan nehirler, denizlere döküldükleri noktalardan asla tuzlu su ile karışmazlar. Eğer Allah bu iki su arasına karışmama kanunu koymasaydı, yeryüzündeki tatlı su nehirleri tuzlu deniz suyu ile karışır içlerindeki ve çevrelerindeki canlılarla birlikte yok olup giderdi. Kur'an bu tatlı ve tuzlu suların karışmaması mucizesine bir başka ayetiyle de şöyle dikkat çekmektedir: "İki denizi birbirine salıveren de O'dur. İşte şu susuzluğu gideren tatlı bir su, diğeri de tuzlu ve acı bir sudur. Aralarına ise, Allah, birbirlerinin sınırlarını aşmaktan alıkoyan bir engel koymuştur." (Furkan:53) Evet, hem denizlerin birbirine karışmaması hem de tatlı su nehirlerinin denizlere karışmaması Allah'ın kudretinin sonsuzluğunu gösterdiği gibi, bu hadisenin 1400 sene önce Kur'an'da ifade edilmesi de Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunu ispat etmektedir. Zira bu bilgiyi o asırda yaşayan bir insanın keşfine dayandırmak mümkün olmadığı gibi, o asırda yaşayan tüm insanların keşfine dayandırmak da mümkün değildir. On dört asır önce bir insanın tek başına, bilimin ancak bu asırda keşfedebildiği bu hakikati keşfetmesi ve bunu yazması imkansızdır." O halde Kur'an, asla bir insan sözü olamaz. O, yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah'ın ezeli kelamıdır." |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ayette şu kadarı karışmıyor, şu yavaşlıkla falan karışır demiyor ki, bir tarafla öbür taraftan bahsediyor. |
Alıntı:
Dikkat ediniz Allah mucizesini tek bir ayette belirtmek yerine, iki farklı ayet olarak göndermiş. Siz de altına zaten 19-20 diye belirtmişsiniz. Bir meal sitesinden 19. ayeti bir yazalım: Merecel bahreyni yeltekıyân(yeltekıyâni). 1.merece: akıttı 2.el bahreyni: iki deniz 3.yeltekıyâni: ikisi karşılaşacak, birbirine kavuşacak Deniz kelimesi yerine "bahreyn" kelimesinin kullanılması ilginç değil mi? Sizce Allah cebalitarık'ı mı kastetmiş olabilir yoksa zaten Muhammed'in yaşadığı coğrafyada bulunan Bahreyn denizini mi? Alıntı:
Yani Kur-an'ın bahsettiği zaten halk tarafından zaten o tarihte bilinen bir olaydır. Ve kastedilen Cebelitarık değil, Bahreyn'dir. Kaldı ki Errata'nın verdiği linkte de zaten tatlı su ve tuzlu suların karşılaştıklarında birbirlerinin içinden aktıkları bilgisi verilmektedir. Yani öyle perde olayı filan yoktur, biri üst akıntı diğeri alt akıntı filan olarak birbirlerine akarlar... |
Alıntı:
Bunun halk tarafından bilinmesi de ayrı bir tartışma konusu ve sağlam kanıt gerektirir. Acaba o tarihte yazı yazmak var mıydı? Günümüzde bile insanlar yeni öğreniyorsak ciddi bir araştırma gerekir. |
El-ilah isanın anası ile harunun kızkardeşini bile biribirine KARIŞTIRMAMIŞ ki . Kaldıki denizler.
El-ilahın H2o ile arası çok iyi. Arşı suların üzerinde ,ordaki suyla ,dunyadaki suda biribirine KARIŞMIYOR. |
Materyalist bakış açısıyla hiç bir din baş edemez. Çünkü materyalizm matematiğe, fiziğe, veriye, gözleme, deneyselliğe, tekrarlanabilirliğe dayanır. Dinler ise işte şekil A da oldugu gibi binlerce yil önce gerceklestigi iddia edilen mucize iddialarına. Mucize diye sundukları şeylerin dahi ne kadar kolay çürütülebilir oldugu aşikardır. Imanlarını getirip 6000 küsur ayetlik kitabın 2 ayetine dayayanlar köşesine cekilmeye mecburdur. Birseyler ögrenme görüntüsü altında gelip, gizli ajandaları ateistleri ya da dinlerden özgürlesmisleri diyelim, imana getirme amaci güdenler Allahindan vazgecip deist gibi görünmeye çalışsa da en nihayetinde "alın ateizminiz sizin olsun, Allahimi bana birakin" moduna gelirler.
Aslında bu forumu bazen bir çesit ögütme makinasına benzetiyorum. Özellikle teistleri çöp ögütür gibi ince bir zekayla öğütüp geri dönüsüm kutusuna gönderen bir makina.. En azindan imanindan vazgecemeseler de buraya gelen teistlerin az bir sey olsa da bir sorgulama, sorma, süphe duyma bilinci kazandigi yani bir nevi yontuldugu kanaatindeyim. |
|
Sevgili obi-wan,
Evrim teorisi, sağlam bir temel üzerine inşa edilmemiş, gayri-ilmi nitelikte olan ve bilimsel metodlarla bir tahlile tutulduğunda mesnetsiz olduğu kolay bir şekilde anlaşılabilecek basit bir öngörüden ibarettir. Misalen, eğer insanoğlu maymundan geldiyse neden hala maymunların mevcut olduğu açıklanamadığı gibi bugün neden canlıların evrim geçirmediği de cevaplanamamaktadır. Diğer yandan canlıların evrim geçirerek günümüzdeki hallerini almaları için milyonlarca yıl gerekirken, dünyanın yaşının İslami kaynaklarda belirtildiği gibi 7 bin yıllık olması, bu teorinin mümkün olmasını imkan dahilinde kılmamaktadır. |
Alıntı:
Evrimi 3500 milyon yıllık sürecinde tahayyül etmek elbette kolay bir iş değildir, hele bizim gibi ortalama 60-80 yıl ömrü olan insanlar tarafından. Ancak yine de işin nasıl işlediğine dair fikir edinebileceğin deneyler yapman mümkünüdr. Örneğin aynı cins bakteriler alıp, bunları farklı glikoz yoğunluğunun bulunduğu tüplerin içerisinde sınıflayarak deneyler yapmaya başlayabilirsin. Bazı tüplere devamlı bol miktarda besin yerleştirirken, bazılarına kıt besin kaynağı yerleştirirsin. Ve birkaç sene sonra bu farklı tüplerdeki bakterilen nasıl birbirlerinden farklılaşmaya başladığını gözlemleyebilirsin. Örneğin bazı tüplerdeki bakteriler boyutsal olarak büyürken, kıt besinle beslenenlerin üreme ve enerji depolama yeteneklerinde artış gözlemlersin. Bakteriler, doğal seçilim mekanizmasını gözlemlemen için hızlı bir örnektir çünkü bir bakteri nesli saatlerle ölçülmektedir. Daha uzun zamanım var diyorsan, lepistes balıkları ile bir deney yapabilirsin. Lepistes balıklarının erkekleri oldukça renklidir. Işıl ışıl parlak pulları vardır. Bu dişileri cezbetmek için geliştirilmiş bir özelliktir. Ancak şayet bu balıkların arasına sen lepistes balığı ile avlanan avcı bir balık yerleştirirsen, parlak olmak "hayatta kalmak adına" bir avantajdan çok dezavantaja dönüşmeye başlar, çünkü kolay farkedilebilme zaafiyeti verir. İlerleyen yıllarda içinde avcı balık olan akvaryumdaki lepistes balıklarının giderek daha soluk pullara sahip olduğunu ve yine kamuflaj özelliklerini arttıracak başka bir takım özellikler kazanmaya başladığını gözlersin. Nedir olan: doğal seçilim yoluyla o şart ve koşullarda zayıf olan bireylerin elenmesi, ve o şartlarda hayatta kalmak adına avantaj sahibi olanların genlerini çocuklarına arttırarak popülasyon genelinde çoğunluğu ele geçirmesidir. Bu bahsettiklerim kısa insan ömrü içerisinde gözlenecek deneylerdir. Ancak sürecin milyonlarca yıl sürdüğünü düşünecek olursan bu farklılaşmaların ne boyutlara ulaşabileceğini tahayyül etmeye başlarsın. Dünya, oluşumundan beri çok farklı jeolojik çağlar yaşamıştır. Volkanik çağlar, buzul çağları, kıtaların denizler altında olduğu çağlar ki bu çağlarda binlerce ve milyonlarca yıl devam etmiştir. Neden örneğin Van kedisi'ni sadece Van'da görürsün? Ya da işte Galapagos adasına özel Galapagos kaplumbağaları vardır? Nuh Tufanı bu spesifik lokasyonladaki spesifik canlıları nasıl açıklar? Örneğin evrimin delillerini mutfağında bile bulabilirsin. Misal bir kabak ile salatalık ve hatta patlıcan aslında ne kadar benzerdir birbirine değil mi? Renkleri ve tatları ve boyutları değişiktir ama yapıları aynı gibidir. Kavun ile karpuz mesela.. https://qph.is.quoracdn.net/main-qim...t_to_webp=true Bu gördüğün resimler arasındaki tek farkta farklı oranda büyümüş kemiklerden başka bir şey değildir. Aslına bakarsan insan kafatası ile at kafatası dahi aynı kemiklere sahiptir, latince isimleri aynıdır. Tek fark bazı kemiklerin bir türde daha uzun ya da daha iri diğerinde daha küçük olmasıdır. Milyonlarca yılda mümkün olamaz mu bu ? Şunu da eklemek lazım, doğal seçilim mekanizmasının işlemesi ortam ve koşullarının ya da çevrenin değişimine bağlıdır. Şayet çevre değişmiyorsa, bir türde değişim de gerekli değildir. |
Mükerrer
|
https://tr.wikipedia.org/wiki/Memeliler
https://tr.wikipedia.org/wiki/Omurgal%C4%B1lar Omurgasızlara örnek: TROLLER, sınıflandırması yaplmadı, çünkü hakkıyla yapanlar(en azından dürüst, tutarlı, şebeklik etmeyenler) hariç, Psikolojik Rahatsızlıklar alanına giriyor. Çocukluğuna inilmesi gerekebilir. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsans%C4%B1lar maymun ile insan bugün farklı türdür, örneğin inek ile insanın memelilerden olması, insanı inek yapmaz, ama bazı inekler okuma özürlüdür.... Eğer bir dincinin gözüyle bakacaksak O halde her dinci kardeşine göz diken bir sapıktır(Ademoğulları ve kızları), eğer bugün insan=maymundur deyip duruyorlarsa, haksızlık etmeyelim, dürüst olsunlar... Evrim teorisi insan=maymundur diyor mu? hayır, ama o gerizekalı mantıkla pekala dincilerde sapık oluyor, maymun olmayı tercih ederim... Gerzek ama bir o kadar da boş, en azından yaptığı iş için dahi zeka, akıl ve mantığını iyi işletmesi gereken beceriksiz trole cevap için yazmadım, yeri geldi diye yazdım... Konuya dönelim; Şu savunma savunma olabilir mi? Allah şu kadarı karışır, bu kadarı karışmaz demiyor ki! doğru Kur'an'ı yazan Emeviler, KARIŞMAZ diyor, lamı, cimi, şu ya da bu kadarı yok ki... Çarpıtacağım diye bu kadar anlayışsızlığa düşülmezki... Konuya bir ayet getirip, hadi o zaman bunuda açıklayın demek, konuyu çarpıtmak değil mi? İlla BASKIN gelmek hissiyatından değilse nedir? Oysa konu açılırken o kadar çok ayet verilmişki... Açıklayın denilen ayet ise, YANLIŞ SÖYLEMİYLE zaten durumu daha da vahim yapıyor... Birbirine karışmasına mani olan bir engelden söz edip, iki deniz birbirine KARIŞMAZ diyor, çünkü aralarında ENGEL varmış(!).... İlgili yazı ise KARIŞTIĞINI kısaca aralarında ENGEL olmadığını İSPATLIYOR, ne kadarı karışıyor da, ne kadarı karışmıyorda böyle abuk, subuk bir açıklama, sonrada tatmin olmadım. Elbette tatmin olamazsınız, sizin tatminkarlığınız duymak istediğini duymaya dayalı. "Dünya dönmüyor" şartlanmasında iseniz, elbette döndüğünü açıklayan hiç bir metin sizi tatmin etmeyecek... Elden bir şey gelmez, insan kendisine dürüst, tutarlı ve saygılı olacak ki, tartışmanın da bir anlamı olsun... Gördüğü ya da gerçeği ifade etmekten korkmayacak, yanlış bildiklerim sarsılır diye doğru bilinenleri eğip, bükmeyecek, hem gelip, geçici, bugün hayattasınız, birgün olmayacaksınız, elinize ne geçer ki? |
Şunu da eklemekte fayda var;
Bilimle örtüşmeyen ayetler, mecazdır.. Bilimsel bilgilere uygun denkgelenler ise mucizedir. Direkt olarak bu şekilde bahsedilmese de, aslında yorumlama şekli bu anlama geliyor. |
Alıntı:
|
258. Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.
Kafir( örtüp,gizleyen) apışıp! Kalmış! O kafirin( örtüp,gizleyen) diyemediğini şimdi ben diyorum sana 24 saat musade ibrahimin tanrısı VARSA GÜCÜN GÜNEŞİ BATIDAN GETİR. Başım ağrıyor,telefondayım,kullarımın duaları ile ilgileniyorum,bu gün git 25 saat sonra gel ,ahiret bekle gibi bahaneler kabulüm deildir. İbrahimi atarlandırmış, saf nemrutu bulmuşun vermişin ayeti ibrahimin eline.Ağzı olanı konuşturmuşun . Binlerce yıl önceki lafa deil icraata bakarız. |
“Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?" dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.” (Maide, 5/31)
Kabe'yi ( allahin evi) ilk mabedi adem yapdı ve namaz kılan adem o binaya dönmek zorunda. Ayetteki kargayı geçelim teferruat çünkii( karga ölü karganın yüzünü ademin kabesine çevirmemiş olsa yazar) Ademin katil oğlu ,mağdur olan oğlunu kıbleye çevirip gömmüşmü ,gömmemişmi? Kanıt varmı? Hadi ademin katil oğlu zaten serserinin biri kıble mıble anlamaz. Adem nerde ? O kesin kıbleye çevirmişdir diyeceğimde hiç bir kanıt belge yok.MASAL lar var .onları geçiniz Adem den mhmd'e bilmem kaçyüzbin peygamber öldü ,gömüldü bu elçilerin mezarları ve müritlerinin mezarları hangi yöne bakıyor? Mhmd'e kadar olan hiç bir mezarın kıbleye( kabeye) bakdığına dair bir tek delil varmı? Mhmd'e kadar kabeyi dikkate almayan bir tanrı,elçileri ve müritleri var. Ademin oğlan kargadan öğreniyor! Allah babasına her şeyi öğretmesine rağmen! |
Araf 13. İN ORADAN ,
(Allah) buyurdu: «Öyleyse oradan in orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın.» Sanki el-ilah yukarı bakıpda in ordan der gibi, tövbee ,tövbeee |
Alıntı:
hani kedi evde dolabın üstüne çıkar...ona bakıp... pissstt in lan ordan aşşağı.... dersin ya.....onun gibi :D muhauhau :D , bu arada aşşağıdakiler ise AŞŞAĞILIKLAR mış.... muhammet de aşşağıda idi.....bu durumda ???!!!! |
Alıntı:
7. katta -------------------el-ilah 8.katta -------------------şeytan 9. Katta -------------------el-ilahın yemin ettiği tanrılar( bilmem ne yıldızı) 10. Katta ? ----------------Kur-an da yazmıyor.:amen: 11. Katta ------------------ben oturacağım. |
Alıntı:
Bu ayetlerde mhmd ile birlikde iş yapanlardan bahsediliyor. İş yapılirken bazı uyanıkların sıvışdıklarını allah görüyor ve diyorki bela,elemli azap ile sizi perişan ederim peygamberime yardım edin kaçmayın. Eyyyy yumurtaya can veren rabbim,ayı ortadan ikiye yardırıp ,gökleri 7 katt yapan , silah ve at donanımlı meleklerini yollayan niye fakirle fukarayla bu kadar uğraşıyorsunadamlara ? zaten fukara adamlar beleş köle gibi çalıstırılıyorlar , bu kadar evreni yaratan sen ,şu kulun muhmd için bir kaç melek yollasaydında bu sosyal projeleri senin " ol" emrin ile inşâa etseydi ya. Bu patron kısmının bu işci takımından çekdiği nedir yahu.Sıvışıp kaçıyorlar hemen. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:06 . |