![]() |
Türkler Nasıl Müslümanlaştı?
Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır?
Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslam”a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar. Ancak tek neden bu değildir. Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı”nın Yeni İslam Tarihi ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür. Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği Arapları, Orta Asya’yı fethe zorlayan bir diğer faktörde harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakr-u zaruret içinde çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslam’ın ilk devirlerinde harbeden askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu”nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya”ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine”ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani”nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu. Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran”a değil, Türkistan”ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüda Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara”ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan”ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir. b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistan’ı fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen geçim sıkıntısıdır..Nitekim, el-Mesudi”nin en güzel kitap olarak tavsif ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objektif kriterler içinde ele alan ilk tarihçilerimizden Belazuri”nin Fütuhu”l Büldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır. |
TÜRK’LERİN MÜSLÜMAN OLUŞU
Posted on 28/10/2009 by pante Nasıl Müslüman Olduk? Türklerin Müslümanlığı Kabulü Hakkında Ne Biliyoruz? Bu konuda pek fazla birşey bildiğimiz söylenemez. Çünkü Türklerin müslüman oluşuyla ilgili olarak ne okullarda, ne tarih kitaplarında ayrıntılı bilgi verilmez. Verilen bilgilerden ise sanki İslam’ı duyan-dinleyen Türklerin akın akın müslüman oldukları ima edilir. Bu gerçek değildir. Gerçeğin bilinmesi istenmez. Bakın Diyanet bu konuda ne diyor: Türklerin İslâm dinine girmesi, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmuş, müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur. Türkler, İslâm dinini hiç bir zorlama olmadan kendi istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır: 1) İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü. 2) İslâma girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının İslâm inancına yakın olması ve İslâmın getirdiği üstün prensiplerin Türk milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi. ” Hiç bir zorlama olmadan ” ifadesi büyük bir yalandır. Bunu aşağıdaki dökümanı sabırla sonuna kadar okuyabildiğinizde göreceksiniz. Türkçü Turancı çizgide siyaset yapanların ise bu konuda gerçeği gizlemeleri çok ilginçtir. Hem Türkçü geçinip hem de Türklerin tarihinde uğradıkları en büyük vahşet ve katliamdan bahsetmemelerine anlam vermek mümkün değildir. Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir. Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670’li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740’lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir. İslam”ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670’lerden başlayarak 740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım.. Arapların Türklere İlk Saldırıları Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamukdan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı. Bu üretimlerinin yanı sıra altın madenleri çalıştırıyorlardı. Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir. Bu zenginlik öteden beri talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam’ı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiyse de Türkler tarafından yok edilmişlerdi. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu. Buhara”nın Talan Edilmesi Horasan’ın kendileri tarafından tamamen işgal edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi olan, Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım isterse de bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı işgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler. Daha sonra, Muaviye’nin ikinci Horasan Valisi, Halife Osman’ın oğlu Said’de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, Said’le anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler verir. ( Bu sayı kimi tarihçilere göre 50 kimine göre de 80’ dir. ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir. Said daha sonra Kibac Hatun’dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü. ( Said’i öldürdükten sonra dağa kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said’den sonra, Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan’da Muaviye’nin oğlu Yezid’e bağlıdır. Ziyad’da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler. Bu sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır. Daha sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan ederler. Bu talandan her Arap2400 dirhem alır. ( Bir kölenin satış fiyatı 300 ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir.) |
Haccac ve Rutbil
İslam’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile başlar. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kan dökücü zalim olan Haccac’ı kendisine yardımcı seçerek başlar. Abdülmelik önce civar halkların dillerini Arapçalaştırdı. Haraç karşılığı önceden bazı hakları kabul edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı. Bu arada Haccac’ı Irak genel valiliğine atadı. Haccac’ın Irak’a genel vali atanmasından sonra Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu. Haccac ilk olarak Ubeydullah ibni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb ibni Ebi Sufra’yi da Horasan’a vali yapar. O tarihte, Sicistan’ın Türk Hükümdarı Rutbil’dir ve Araplara vergi vermektedir. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah’ı Rutbil’in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister. Rutbil önce bu teklifi kabul etmek istemez. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil’in üzerine yürür. Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır. Ubeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de Rutbil kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok kızan Haccac 40.000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında Rutbil’in üzerine gönderir. Rutbil’i yenemiyeceğini anlayan Esas, bu sefer onunla anlaşır. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra’ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas’ın ordusu dağılır ve Esas Rutbil’e sığınır. Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine vermesi için Rutbil’i tehdit eder. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler. Türk şehirlerinin tekrar bir savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da düşünerek Haccac’ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac’a teslim eder. Ancak, Rutbil Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır. Haccac Rutbil’den Esas’ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk şehirlerinin üzerine gönderir. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef’i ele geçirirsede Türkler direnirler. Horasan valiliğine Muhelleb’in oğlu Yezid gelir. Yezid ibni Muhelleb’de Türk şehirlerini talan eder.Yezid’in savaşçıları, Harzem’den ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar. Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip şehirlerini talan ettilersede kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı. Kuteybe ibni Müslim705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer. Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim’in Horasan’a vali atanması olur. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir. Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur. Vali olduğu andan itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok güçlü bir ordu kurmaya başlar. Merv’de askerleri toplayarak, ” Allah kendi dininin aziz olmasi için size bu toprakları helal kıldı ” der. Kuteybe ilk olarak Baykent’i kuşatır. Diğer Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent’in savunmasına yardıma gelirler. İki ay süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. Başlarına gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent’de karışıklıklar başlar. Bunun üzerine Kuteybe Baykent’e tekrar gelerek ne kadar silahlanan Türk varsa hepsini öldürtür. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan aşağı yağmalar.Taberi’nin anlatımlarına göre, Kuteybe’nin aldığı ganimetlerin haddi hesabı yoktur. Taberi, bütün Horasan’ı işgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler. Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan’da Merv’e getirilmiş olan Arap aileleri, Merv’den getirilerek Baykent’e yerleştirilir. Muhafız birlikleri oluşturulur. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplar’dan oluşturulur. Türklerin Budist ve Zerdüşt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır. Bunlar, Enfal suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır. Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin onarımı da gene Türklere kalmıştır. Bundan sonra sıra gelir Buhara’nın tamamen işgal edilip Müslümanlaştırılmasına. Buhara’nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye karşı Türklerin başına geçer. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve buraları kolayca istila eder. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar. Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir. Ancak Kuteybe’de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner. Haccac bunu başarısızlık olarak kabul eder ve, Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye emir verir. Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı kuşatır. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder. Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler. Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler. Araplardan oluşan yeni bir idari kurumlaşma yapılır. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır. Tuğ Sad tarihe hain bir işbirlikçi olarak geçer. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi Kuteybe’nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar. Etkili bir kolonizasyon yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar. Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünseler de bu dini kabul etmek istemezler. Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir. Bu yönteme göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde bire bir kontrol altına alınırlar. İslami kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar. (Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin İslam”ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkca ifade ederler. Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.) Kuteybe’nin bu zorlamaları karşısında, halkdan bazı direnişçiler çıkar. Gizlice silahlanırlar. Bu durum karşısında Araplar camiye dahi silahsız gidemez olurlar. Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür. Bu arada yeni vergi yasaları getirir. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac’a da 10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır. Bunun dışında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar. Buhara Türkleri bu yıllarda dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar. Kuteybe’nin getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap’lar, Türklerin o zamana kadar yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar. İste Tek din İslam oluncaya kadar savaşın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı yaratmıştır. Allah dini dedikleri İslam, Ahzab-50 de olduğu gibi, savaşta gasp edilen Türk kızlarını da ganimet olarak görür, ve Araplara cariye olmalarını helal kılar. Cuma namazı zorunlu hale getirilir. Genede Türkerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır. Bu uygulama nispeten başarılı olur. Fakir halktan para için camiye gidenler olur. |
1. Büyük Katliam – TALKAN KATLİAMI
Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar. Sogd meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmakzorunda kalır. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır. Bu olaylarda Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar. Tohoristan’a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek’den gelir. Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır. Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer. erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar. Erkekleri dövüşerek ölürler. Bütün şehir yakılır. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i kuşatır. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez. Bu arada kış yaklaşır. Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan’ı hemen öldürmez. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der. Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir. Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar. Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine öldürülürler. Bu olay, Ziya Kitapçı”nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır ; Bu harblerden birinde, et-Taberi”nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe”ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman”ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır: ”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız. Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.” Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı. Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant, kuşatılır. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ileanlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, 1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir. 2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir. 3.Şehirde Cami yapılacaktır. 4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır. 5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir.Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır. Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Zaman zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür.. Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir. |
2. Büyük Katliam – CURCAN KATLİAMI
Kuteybe ve Haccac’ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik yapmamıştır. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe’den sonra da aynı şekilde Türk yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Kuteybe’nin öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan’a vali atanır. İlk iş olarak Dağıstan’ı işgal eder. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit’e karşı uzun süre dayanır. Sonunda Dağıstan düşer. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür. Dağıstan’dan sonra Curcan’a yönelir. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur. Yezid, Curcan’a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan’ a doğru yola koyulur. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar. İsfehbed savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha ederler. Yezid öfkeye kapılır, Curcan’lı Türkleri yendiğinde kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah’a yemin eder. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür. Curcan beyi, şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer. Curcan beyi öldürülür. Kaledeki askerler esir alınır. Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler. Burada da aynı şekilde Kuteybe’nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır. Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk’ü, Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız Türkleri öldürtür. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire akıtır. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah’a verdiği sözü yerine getirir. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet olarak paylaştırılır. Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık 40.000 Türk’ün öldürüldüğünü söylerler. 717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla geçer. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde istediği yardım kendisine verilmemişti. Sonra o yardımı göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz. 717 yılında Ömer ibni Abdulaziz halife olur. İki yıl sonra hastalanır yerine, 719’da, Yezid ibni Abdülmelik geçer. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb’in arası iyi değildir. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra’da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik’e karşı ayaklanır. 721’de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur. Yezit’in kafası kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik’e yollanır. Mesleme, Mehleb’in yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb’in oğlu olan, Muaviye ibni Yezid’de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir. Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter. Mesmele, Mehleb’den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem’e satar. Bu arada, Yezid ibni Mehleb’in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan’ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsada başarılı olamaz. Kuteybe’nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir duraksama içine girer. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam’ın kuvvetlendirilmesine çalışır. Kendisine bağlı yöneticilere, “ Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın” demiştir. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin Müslümanlıklarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir. Bu arada Horasan’da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır. Hakan Sulu”nun Göktürk Boylarının Başına GeçmesiTürkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin’den yardım isteyerek sürdürürler. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister. Çin, Türklere yardım göndermez. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720 yılında Sogd’daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir. Sulu’nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd’a gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant’a doğru yürür. Arap Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant’a çekilir. Ancak Türkler Semerkant’ı kuşatamazlar. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında Horasan’a Said ibni Harasi atanır. 722’de Hisam Halife olur, Said ibni Harasi’yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said’i atar. Müslim ilk olarak Afşin’i haraca bağlar. Seyhun’u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim’in üzerine yürür. Sulu’nun üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar. Seyhun nehri yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur. Bir yandan yukardan Sulu’nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant’a çekilir. Bu yenilgi üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır. Esed ilk olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar. Ancak, Turgis Hakanının Müslim’i kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır. 726 yılında Turgis Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed’in üzerine yürür. Huttal’da çarpışırlar. Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727’de Esed’de görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır. Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim kurabileceğini düşünürsede başarılı olamaz. Bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis’lerden yardım isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara’yı zapteder. Bu arada Esres’in yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer. Araplar Semerkant’a çekilir. Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar. Açlıktan ölme noktasına gelen Araplar Kemerce’den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim olanlar Debusia’ya gönderilirler. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant’ı kuşatır. Semerkant’ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman’dan yardım ister. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında savaşırlar. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant’ın Arap Karargah komutanı Savra bu savaşta ölür. Halife Hisam, Kufe ve Basra’dan 20000 kişilik ek bir kuvveti Cüneyd ibni Abdurrahman’a gönderir. Hakan Sulu 732’de Buhara’yı terk ederek çekilir. 734’de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer, bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer.. |
Hakan Sulu”nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti
Hakan Sulu, 737 yılında Halid’in üzerine yürür. Araplar zayiat vererek Ceyhun’un güneyine çekilir. Türkler Ceyhun nehrini geçerek Arapları Belh’e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Arap’larla birleşerek Hakan Sulu’nun ülkesine çekilmesine sebep olur. Göründüğü kadarı ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu’nun ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti. Hakan Sulu ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştığı Kur-Sul tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür. Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve tarihte Çin’in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür. Hakan Sulu’nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır. Öyle ki Horasan Valisi Araplara Hakan’ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister. Haberi Halife Hisam’a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister. Hakan Sulu’nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar. Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner.. Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler. Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır. Cizye olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır. Buraya kadar ki tarihte Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim, Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan Sulu’nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi’dir. Kur-Sul’da, Turgis Hakanı Sulu’yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur. Kur-Sul”un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar’ın valiliğe gelmesi ile birlikte Güney Türkistan’da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar. Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır. 739 yılında Araplar Semerkant’a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini geçmeye çalışırlarsada, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından durdurulurlar. Sayı olarak Kur-Sul’un ordusundan daha kalabalık olmalarına rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler. Ancak bu arada Araplar için hiç beklemedikleri bir gelişme olur. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine yakalanır. Nasır, Kur-Sul’u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır. Bu manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar karşısında dağılır. Taşkent ve Fergana da teslim olur. Nasır,bundan sonra Arap hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir. İslam’ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbiri alınır. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir.. Türk topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam’ı kabul ettirtmeyi başarmıştır. Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir. 749’da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam uygulanır. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslam”ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır. Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir. Araplar arası kavgada azat edimiş köleler de belli bir önem kazanırlar. Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri köleleri kendi taraflarına çekmek isterler. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam karşısında kölelerin durumu belirsizdir. Köleler eşitliği öngören İslam adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu, Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın iktidarı sorumlu tutulur. |
Türkler Nasıl Müslümanlaştı?
Türkler Nasıl Müslümanlaştı?
Türk-İslamcı resmi tarihimizin gizlediği konu : Türkler nasıl Müslümanlaştı? Tarih ders kitaplarımızda bu konuda tek cümle ile Türklerin 9. ve 10. yy.'da İslamiyeti benimsediği yazılır ve geçiştirilir. Türk boylarının kendi istekleri ile İslamı benimsedikleri sanısı verilir. Oysa Orta-Asya'dan göç etmiş Türk kabileleri henüz bir devlet olmamaları ve iç anlaşmazlıkları nedeniyle bilhassa Emevilerin yoğun kırımlarına maruz kalmıştır. Şaman Türkler, Müslüman Emeviler tarafından bilhassa Curcan ve Talkan şehirlerinde çocuk, kadın, yaşlı demeden kitle kırımlarına uğramıştır. Devami bu linkde.. Buldugum en güzel makale icindeki tarihi kanitlariyla beraber.. http://www.fruitarian.net/turkler-na...luman-oldu.htm Bunu bildikleri halde halen inkar edenler varsa benim gözümde vatan hainleri gibi SOY ve IRK hainleridir... |
Onlar genellikle , olsun varsin, kesilen insanda da , akan kanda da vardir bir hikmet seklinde bakiyor olmalilar.
|
Artik onlara türk diyebiliyormuyuz acaba ? Aslinda arap dememiz daha dogru olur. Türk kökenli araplar.
|
Bugünkü Arapçılar için o zamanın gayrımüslimleri değersizdir. Hatta bu tür olaylara sevinirler, 'kafir' deyip geçerler.
Ama duyduğuma göre Arapların çok da az olmayan kısmı Türkleri 'kafir' olarak görüyormuş. Sebebi belli. Şamanist ritüelleri, kandil geceleri vs. gibi olaylarla Arap islamından farklı olan bir Türk-İslam saçmalığı yaratıldı. İkisinin de yalan olduğunu tarihten öğrenebiliriz. İslam, arabın milli dinidir. |
Türk-İslamcılar çok garip.
Dillerinde Türkçülük...Yaşantılarında Arap islamı.. Dillerinde Turancılık...Hayat tarzları arap islamı |
Bu tarih türklerden neden gizlenmis,Atatürk cumhuriyeti kurarken neden okullarda okutulmasini istemedi,ona baskimi vardi?,bir fikri yada bilgisi olan varmi,,cok enteresan ,koskoca bir ulus kendi tarihinde tam zaman diliminden hicbirsey bilmiyor,normal mantikla gidersek Atatürk bu tarihi özellikle okutmaliydi.
|
Bu ülkede Atatürk te sansürlü...
Onun bizzat tarih kitaplarına müdahale edip yazdıkları ortada ama onlarda yasaklanmış. ve bugün onlar da yok ... Atatürk bizzat sansürleniyor, İslamcı Atatürkçüler(!) tarafından. Atatürk ün dinsiz olmasını bile içlerine sindiremiyor, kendisine müslüman diyen atatürkçüler. Yani bu konuda Atatürk ün kabahati yok. |
Sanırım önce islam sonra Türklük geliyor, İslama ters olan inançlarından utanmış ve sansürlemiş olabilirler. Baksanıza Arap tarihini bile kendi tarihleri sanıyorlar, her lafın başında muhammed devrimciydi, kız çocuklarını gömülmekten kurtardı, en büyük değeri o verdi, kadınlarımız eziliyordu vs diyorlar.
|
Türkler severek,isteyerek Müslüman olmuştur.Ortadoğudan gelen,her biri alanında uzman Arap bilim adamlarının ve entellektüellerinin eşliğinde,yıllarca süren paneller,konferanslar ve seminerlerle dolu bir süreç başlamış,takip eden yıllarda referandum yapılarak topluca İslam'a geçilmiştir.
Bazı mihrakların Arap bilim adamlarının ikna çabaları sırasında meydana gelen birkaç küçük talihsiz olayı abartmaları,sayıları 200-300 bini bile bulmayan dünya değiştirme vakalarını devamlı gündeme getirmeleri ise düşündürücüdür,art niyetlidir. |
http://hakaretyokhakikatvar.files.wo...ndar.jpg?w=950
http://hakaretyokhakikatvar.files.wo...bini.jpg?w=950 http://img244.imageshack.us/img244/5992/meclisbu4.jpg http://hakaretyokhakikatvar.files.wo...a7in.jpg?w=950 http://fikirsel.b1.jcink.com/uploads/fikirsel//ata.jpg http://a4.sphotos.ak.fbcdn.net/hphot...18584911_n.jpg http://hakaretyokhakikatvar.files.wo...urk_civ340.jpg http://tr.wikiquote.org/wiki/Mustafa...at%C3%BCrk/Din Daha ötesi yok kanımca... |
Guncelleme.
|
Alıntı:
Cumhuriyetin ilk zamanlarında o kadar çok yapılması gereken vardı ki! Ancak bunlar arasında dine karşı olmak durumu da vardı. Zaten Atatürk'e karşı olan şeriatçılar sizin her deviniminizi kolluyorlardı. Bugün dahi bu şeriatçıları açıkça görmekteyiz. Mesela tarihte o devirlerde yazılmayan bir olay da ERMENİLERİN 1915 Osmanlı - Rus Erzurum savaşında Osmanlı askerlerini arkadan vurmalarıdır. Bu neden o devirlerde bize okutulmadı derseniz, ince bir düşünce vardı altında. Ülkemizdeki az da olsa var olan Ermenilerin incitilmemesi için. İşte bunun gibi Maveraünnehirde TÜRKLERİ asan, kesen ve böylece Müslüman edenler (ARAP KOMUTAN KUTEYBE) de tarihe ne yazık ki o devirlerde geçmedi. Bunun asıl nedeni Müslümanları incitmemek de olabilir. Onun için burada sorumlu aramak yerine, Doç Dr. MUZAFFER SENCER gibi bu konuyu arayıp bir eser oluşturanlar da var. |
@ kemalistcan
Harika paylaşımlar. Teşekkürler... |
Büyük tarihçi İsmail Hâmi Danışmend'in ''Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?'' veyahut günümüz sansür diliyle ''Türkler Niçin Müslüman Oldu'' isimli eserini okumanızı tavsiye ederim. Derin bir tafsilata malik olmasa da bu mevzu hakkında doğru tespitler yer almaktadır. Türkler, esasında Müslüman Araplarla uzun yıllar harp etmiş fakat neticesinde onların dinlerini tasdik etmiştir. Bu bir askeri yenilginin nişanı değil, kültürel etkileşimin bir neticesiydi. Türklerin, İslâm'ı kitleler halinde girmesinin faydalı sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Göçebe vaziyette olan Türklerin ibadethane gerektiren İslâmiyet'i kabul etmesi yerleşik yaşamı Türk kavminde güçlü bir konuma getirmiştir. Bizde mimarinin gelişmesi zaten Müslüman oluşumuzla gerçekleşmiştir.
|
Alıntı:
Pek inanmadım. |
Türkler nasıl müslüman oldu?
Dincilere sorsan türklerin can atarak müslüman olduğunu iddia ederler. Tabi bu gerçekçi değil, hiçbir millet başka bir milletin dinine bakıp da "vay ne güzel dinmiş" diyerek o milletin dinini topluca benimsemez. Gerçek tarih daha acıdır.
|
Tarih dersinden bildiğim kadarıyla, Türkler 751 yılındaki Talas Savaşı sonucunda İslamiyet'e girmişler. Oradan da ver elini Haçlı Sefeleri'ne... Ama eninde sonunda bir kültürel etkileşim olduğu açıktır. Bunun böyle olduğunu bizzat Başbakanımız Tayyip Erdoğan Haçlı Seferlerini Övdü: “Savaş Değil, Kültürel Etkileşim” diyerek açıklamıştır.
Ne demişti Başbakanımız? “(…) Bilimde, sanatta, mimaride, dilde, musikide günlük yaşam alışkanlıklarında, hatta yeme-ime kültürlerinin transferinde Haçlı Seferleri son derece etkili olmuştur.(…) Haçlı Seferleri tarihi sadece savaşlar, çatışmalar tarihi değil, aynı zamanda bir kültürel etkileşim, yakınlaşma, birbirini doğrudan tanıma tarihidir Nitekim birbiriyle savaşan ordular, savaşın hemen ardından ticari faaliyetlere başlamışlar, malların mübadelesi süreciyle birlikte kültürlerin mübadelesi sürecini de başlatmışlardır.” |
Alıntı:
Bazı arkadaşlarım Türkler arapların tarihini neden benimsiyor demiş.Hz.muhammed sadece araplara peygamber olarak getirilmemiştir.Evrensel olarak tüm dünyaya peygamber olarak getirilmiştir.Bu soruya cevap verirken dahii ben utanıyorum cidden zeki mantıklı düşünen bir insan böyle saçma birşeyi söylemez.Yada araştıran insanmı demeliyim ? Türkler kendileri isteyerek müslüman olmuştur.İspatı olarakta şöyle buldugum bir siteden makaleyi göndereyim .. Bu arada bunlar lise kitaplarındada yazan bilgiler .. Türkler ne zaman ve nasıl müslüman oldu? Mumsema Türkler'in ilk kurdukları imparatorluk Hun İmparatorluğu'dur. Türkler'in daha eskiden de devletler kurduklarını biliyoruz, ama Hun Devleti çok geniş bir saha üzerinde başka milletleri de idaresi altına alan büyük bir devlet olduğu için, ona imparatorluk adını veriyoruz.Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafından M.Ö. 220 yılında kuruldu. Hunlar bugünkü Moğolistan bölgesinde, yâni Çin'in kuzey-batısında yaşıyorlardı. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes'in neslindendir. Türkleri İslamiyete Yakınlaştıran Sebepler Türkleri islamiyete yakınlaştıran en önemli sebep, tevhid inancı olmuştur. Allah'ın birliği inancı Türkler'de çok yaygın olan bir inançtı. Din adamlarını huzuruna çağıran Mengü Kağan, "biz tek Tanrı'nın varlığına, onun sayesinde yaşadığımıza ve onun emri ile öldüğümüze inanıyoruz" demişti. (Süleyman Kocabaş, Adil Türk İdaresi, s.15) Türklerde Allah'ın birliği inancı "Kök Tengri" (Gök-Kainat Tanrısı) olarak isimlendirilmişti. Türkler'in inançları ile islam inancı arasındaki benzerlik sadece bununla sınırlı değildi. İslamiyet öncesi Türkler ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, kaza ve kadere inanırlar ve kurban keserlerdi. Zina ve eşcinsellik kesinlikle yasaktı ve hırsızlık ağır ceza ile cezalandırılırdı. (İ. Hami Danışmend, Türk Irkı Neden Müslüman Oldu, s.17) Türklerin islamiyeti kabul etmelerinde islam öncesi Türklerin inançları ile islamiyet arasındaki büyük benzerlikler önemli rol oynamıştır. Bu benzerlikleri kavradıkça islamiyete her geçen gün yakınlık duyan Türkler, Emevi Valisi'nin Horasan'da İslamiyeti yaymak için cami ve medrese açmasına hiçbir tepki göstermemiştir. Bu yakınlaşma süreci Arap Müslümanlarla Türklerin ortak düşmanları olan Çinlilere karşı omuz omuza mücadele etmesiyle doruk noktasına ulaşmıştır. Dünya Tarihinin Dönüm Noktası Türkler'in İslam dini ve müslüman Araplarla tanışmasına vesile olan "Talas Savaşı"ndan Çin Ordusu karşısında zorlanan Müslümanların yardımına Türk süvarileri yetişmiştir. Savaşı izleyen Karluk beyinin emriyle savaş alanına giren Türk süvarileri karşısında neye uğradıklarını şaşıran Çinliler Talas Savaşı'nda yenilgiye uğramışlardır. Bu savaşın ardından islamiyet Maveraünnehr'de kalıcı hale gelmiş ve Türkler de uzun zaman Çin tehlikesinden kurtulmuşlardır. Bölgeye adım atan Müslüman Araplar, Türklerin yüksek ahlaklarını, idarecilik ve savaştaki üstün meziyetlerini yakından tanıma imkanı bulmuşlardır. Bu savaş sonucunda, Türklerin müslüman Arapları, Arapların da Türkleri tanımasına neden olan "Talas Savaşı" dünya tarihi için bir dönüm noktası olmuştur. Talas Savaşı'nın ardından kitleler halinde islam dinine geçen Türkler, iddia edilenlerin aksine hiçbir zorlama ile karşılaşmamışlardır: "Türkler, İslamiyeti samimi olarak, kendi istekleriyle, hiçbir zorlama ve dış baskı olmaksızın kitle halinde kabul edince, tarihlerinin yeni bir devresine ayak basmış oluyorlardı… " (Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, s.47) |
[QUOTE=pankygirl;471270]Kendisine katılıyorum..
Bazı arkadaşlarım Türkler arapların tarihini neden benimsiyor demiş.Hz.muhammed sadece araplara peygamber olarak getirilmemiştir.Evrensel olarak tüm dünyaya peygamber olarak getirilmiştir.Bu soruya cevap verirken dahii ben utanıyorum cidden zeki mantıklı düşünen bir insan böyle saçma birşeyi söylemez.Yada araştıran insanmı demeliyim ? Türkler kendileri isteyerek müslüman olmuştur.İspatı olarakta şöyle buldugum bir siteden makaleyi göndereyim .. Bu arada bunlar lise kitaplarındada yazan bilgiler .. Türkler ne zaman ve nasıl müslüman oldu? Mumsema Türkler'in ilk kurdukları imparatorluk Hun İmparatorluğu'dur. Türkler'in daha eskiden de devletler kurduklarını biliyoruz, ama Hun Devleti çok geniş bir saha üzerinde başka milletleri de idaresi altına alan büyük bir devlet olduğu için, ona imparatorluk adını veriyoruz.Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafından M.Ö. 220 yılında kuruldu. Hunlar bugünkü Moğolistan bölgesinde, yâni Çin'in kuzey-batısında yaşıyorlardı. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes'in neslindendir. Türkleri İslamiyete Yakınlaştıran Sebepler Türkleri islamiyete yakınlaştıran en önemli sebep, tevhid inancı olmuştur. Allah'ın birliği inancı Türkler’de çok yaygın olan bir inançtı. Din adamlarını huzuruna çağıran Mengü Kağan, "biz tek Tanrı’nın varlığına, onun sayesinde yaşadığımıza ve onun emri ile öldüğümüze inanıyoruz" demişti. (Süleyman Kocabaş, Adil Türk İdaresi, s.15) Türklerde Allah'ın birliği inancı "Kök Tengri" (Gök-Kainat Tanrısı) olarak isimlendirilmişti. Türkler’in inançları ile islam inancı arasındaki benzerlik sadece bununla sınırlı değildi. İslamiyet öncesi Türkler ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, kaza ve kadere inanırlar ve kurban keserlerdi. Zina ve eşcinsellik kesinlikle yasaktı ve hırsızlık ağır ceza ile cezalandırılırdı. (İ. Hami Danışmend, Türk Irkı Neden Müslüman Oldu, s.17) Türklerin islamiyeti kabul etmelerinde islam öncesi Türklerin inançları ile islamiyet arasındaki büyük benzerlikler önemli rol oynamıştır. Bu benzerlikleri kavradıkça islamiyete her geçen gün yakınlık duyan Türkler, Emevi Valisi'nin Horasan'da İslamiyeti yaymak için cami ve medrese açmasına hiçbir tepki göstermemiştir. Bu yakınlaşma süreci Arap Müslümanlarla Türklerin ortak düşmanları olan Çinlilere karşı omuz omuza mücadele etmesiyle doruk noktasına ulaşmıştır. xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx xxxxxxxxxxxx ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Tevhid inanci,Allahin birligi. Tesadüfe bakinki 7. yüzyil sonlarindan 8.yüzyil ortalarina kadar türklere Allah inancini kilic zoruyla götüren Arap yagmacilarinin bir benzeride 8.yüzyil sonlarinda avrupada var,karl der grosse(büyük karl)kilisenin tanrisini o dönem bizim türk samanistlerine benzeyen sakson lara kilic zoruyla kabul etdiriyor amac avrupada tek tanri tek güc,saksonlarda türklerin arap yagmacilarina direndigi gibi direniyor ama büyük karl sonunda hepsini dize getirip kilisenin tanrisini onlara kabul etdiriyor ama karl araplardan cok daha delikanliymiski köle yapmiyor mallarina göz koymuyor tek amac ayni inanc tek güc. Tesadüfe bakin ayni yüzyil icinde iki ayri tanri inanci,iki ayri grup tarafindan kilic zoruyla yayiliyor,,iki ayri tanri ve ikisinin iddiasi tevhid inanci ve bu iki ayri tanrinin zorbalari hepinizin bildiyi gibi kudüsde karsilasiyorlar. www.youtube.com/watch?v=KA2eSGL3Y2w www.de.wikipedia.org/wiki/karl_der_Große |
"Türkler ne zaman ve nasıl Müslüman oldu" diye sormak yerine "biz ne zaman ve nasıl Müslüman olduk" diye sormak gerekir.
Birincisi ne Anadolu halkı ne de Orta Asya halkı Türk değildir. Bunların hepsi Türkleşmiş Hint-Avrupa dili konuşan halklardır. Orta Asya derken bundan Moğolistan'ı değil Horasan ve Maveraünnehiri kastediyorsak eğer. Türklerin anayurdu Moğolistandır. Birincisi Türkçe ve Moğolca aynı dil ailesine ait iki dildir. İkincisi ise Orhun Abideleri Moğolistanın göbeğindedir. Üçüncüsü ise Uygurlar Moğolstan'ın hemen güneyinde yaşıyor. Horasan denilen yer yani Semerkand ve Buhara şehirlerini kapsayan ve İran ve Afganistan'ın kuzeyinde olan yer İran halklarının yurdudur. "Horasan", "Buhara", "Semerkand", ve Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının o yöredeki isimleri olan "Amu Derya" ve "Sır Derya" kelimeleri Türkçe kökenli değil İranca kökenlidir. İranca derken Farsça demiyoruz. Nasıl Hint-Avrupa dil ailesi içinde Cermen dilleri diye bir alt kategori varsa, İran dilleri diye bir alt kategori de vardır. Farsça bu İrani dillerden sadece biridir. Bir kısmının soyu tükenmiş olmakla beraber toplamda 70 dildir. Zazaca, Kürtçe Afganların konuştuğu Paştoca, Özbekistan'ın daha doğusunda bulunan Taciklerin konuştuğu Tacikçe İrani dil ailesine ait dillerdir. Horasan, Semerkand, Buhara vs gibi kelimelerin ait olduğu ve bugün soyu tükenmiş dil ise Sogdiancadır. Bir İrani dildir. Demek ki burada Moğolistan ve Tacikistan arasında bir çizgi çekmek gerekir. Buranın doğusunda Altay dili konuşan insanlar, batısında ise Hint-Avrupa dili konuşan insanlar vardı. Zaten tip olarak da farkları bellidir. Şimdi Türkleşme olayına bakalım. Nasıl Moğollar 13. yüzyılda hayvanlar gibi saldırıp tüm Asyayı Çin'den Irak'a Rusya'ya kadar işgal ettilerse, Türkler de Moğollarla aynı cins insan oldukları için onların da işi gücü zamanında yağmacılık ve işgaldi. Bozkır insanları tarım yapmaz, koyunları keçileri ile dağ b ayır gezer çadır kurarlar. İklim ve toprak buna müsade eder sadece. Bu yüzden nüfusları da çok fazla olamaz. Geçim kaynaklarının biri de tabiki tarım yapan medeni milletleri arada yağmalamaktır. Atları herkesten önce evcilleştirmiş olmaları en büyük avantajlarıydı bu tarz yağmacılıkta. Çin Seddi boşuna yapılmadı. Velhasıl, demek ki bu adamlar sadece Çin'e değil, Horasan'a da saldırmışlar. Ve burada nüfusun başına kral olup zaman içersinde bu topluluğun Türkçe konuşur hale gelmesine sebep olmuşlar. Bu dediğim olaya linguistik/dilbilimde İngilizce "elite dominance" ve "language shift" denir. Bu olayın en bariz olduğu yer Arap ülkeleridir. Bugün Arap yarımadasının dışında bir sürü "Arap" ülkesi var. En başta Suriye, Irak, ve Mısır olmak üzere. Ve bütün Kuzey Afrika, Sudan'dan Fas'a kadar Arapça konuşuyor. Peki biz biliyoruz ki Mısır denilen yerde büyük medeniyet vardı. 4000 sene önce piramitleri diken adamlar vardı. Suriye'de Irak'ta Babil'in Asma Bahçelerini yapmış adamlar vardı. Asurlular Babilliler gibi imparatorluklar vardı. Gılgamış Destanını yazmış olan adamlar vardı. Hammurabi Kanunlarını yazmış adamlar vardı. Bunlar ne dil konuşuyordu? Bugün bir avuç kalmış Süryanilerin konuştuğu dil Aramicenin bir lehçesidir. Zamanında Aramice tüm bölgeye hakimdi, bunu en iyi İsa'nın hayatını incelerken görüyoruz çünkü o zamanki Yahudiler İbranice yerine Aramice konuşur hale gelmişlerdi. Çünkü zamanında Asurluların işgalleri altında yenik düşmüşlerdi. Mısırlılar peki hangi dili konuşuyordu? Bugün hiyeroglifleri çözen adamlar bu hiyerogliflerde sembolleştirilmiş olarak Arapça dilini bulmuyorlar. Bugün hala varlığını sürdüren Kıpti ("Egypt" kelimesi ile etimolojik olarak akrabadır) Hristiyanlarının kilise ayinlerini yaptığı ve yokolmamış olan o dil eski piramitleri yapan adamların diliydi. Ve biliyoruz ki İslam'ın yayılmaya başlamasından önce Arapça sadece Arap yarımadasında konuşuluyordu. Hicaz'da, Necd'de, Yemen'de. Suriye'de Asurluların torunları Hristiyanlaşmıştı, ve Aramice konuşuyordu. Mısırda ise Kıptice konuşuyordu. Irak'ta Keldanice konuşuyordu. Ve Kuzey Afrika'daki her kavim ve kabile kendi dilini konuşuyordu. Araplar ise İslam ile birlikte emperyal bir prjeye girşip bütün bu toprakları işgal edip haraca bağladılar ve başına bir vali diktiler. İslam dinini kabul etmenin hayatı daha kolay yapacağı bir dönem başlayınca yüzyıllar içersinde bu toprakların insanların İslam dinine geçip Arapça konuşmaya başladı. Elite Dominance ve Language Shift budur. Aynı şey Özbeklerin, Türkmenlerin ve Kırgızların da başına geldi. Bu adamların atası İrani diller konuşan Hint-Avrupa halkarıydı. Doğudan gelen işgalci Türkler ve Moğolların hakimiyeti altında zamanla Türkleştiler. Türkleştikten sonra da İslam bu topraklarda yayılmaya başladı. İslam Horasan'a Anadoluya geldiğinden önce gelmiştir. Araplar Anadoluyu fethetmeye çalışmışlar fakat muvaffak olamamışlardır. Ta 8. yüzyılda İstanbulu iki kere kuşatmışlardı. O zamanlar Anadoluyu Arapl fethetseydi biz de bugün Suriyeliler gibi Arapça konuşuyorduk. Ve bu sefer de "atamız Hicazdan geldi" diyorduk. Ne aptallık. Peki Anadolu halkları ne diller konuşuyordu? Anadolu ve Suriye arası aynı yukarda bahsettiğimi< Tacik-Moğol sınırı gibi bir dil sınırıdır. Bu sınırın güneyinde Semitik diller konuşulurdu ve haşa konuşulur. Asurluların ve Babillilerin konuştuğu diller Arapça ile ve İbranice ile kızkardeş diller olarak Semitik dil ailesine mensup dillerdir. Mısır'daki eski dil ise tüm Kuzey Afrika gibi Hamitik dil ailesine aittir. Anadolu ise tabiki doğusunda Hint-Avrupa dili konuşan İranlılar, ve batısında gene Hint-Avrupa dili konuşan Yunanlılar olduğuna göre burada farklı bir durum beklememek lazım. Keza Hititçe, Ermenice, Lazca, Frigce, Lidyaca, şuca, buca, hepsi Hint Avrupa dilidir. Araplardan önce Türkçe konuşan kimseler İslam ile birlikte Anadoluya girip burayı işgal edip hakimiyet kurarak, ve zamanla halkın Türkçe konuşmasına, ve torunlarının kendini "Türk" olarak bilmesine sebep oldular. Dediğim gibi Türkçe konuşan işgalciler yerine Araplar 7. ve 8. yüzyıldaki fetih döneminde hızlarını alamayıp burayı da işgal etseydi bugün biz de Suriyeliler kadar "Arap"tık. Ama niye "Türkçe konuşan kimseler" diyoruz? Çünkü Orta Asyanın bizzat kendisinin Türkleşmiş bir yer olduğunu hatırlayalım. Orta Asya Türklerin değil İrani konuşan halkların anayurdudur. Demeki Anadoludan ve Azerbaycan'dan önce (gene İrani olup Türkleşmiş bir halk Azeriler) Orta Asya Türkleşti, ve ondan yüzyıllar sonra Anadoluyu fetheden adamların Türkçe konuşuyor olması bize bunların Moğolistanlı adamlar mı yoksa Horasanlı İrani adamlar mı olduğunu söylemez. Gelen göç genetik araştırmalara göre o zamanki toplam Anadolu nüfusunun %9'undan azdır. Demek ki nasıl Suriyede bugüne kadar asimile olmamış Süryaniler kaldıysa, nasıl Irak'ta bugüne kadar kimliğini kaybetmemiş Keldaniler kaldıysa, nasıl Mısır'da hala Kıptiler varsa, bugün de Anadoluda Ermeniler ve "Rumlar" denilen adamlar var. "Rum" demek Arapça Romalı demektir. Eski devirde Roma imparatorluğu ve Bizans imparatorluğu diye bir ayrım yoktu. Bu sonradan tarihçilerin uydurduğu birşeydir. Bizanslılar kendilerini Romalı sayrdı. Keza 4. yüzyılda İmparator Konstantin bnaşkenti Roma'dan İstanbul'a taşımıştır. Daha sonra imparatorluk ikiye bölünmüş ve Batı Roma kuzeyden gelen Cermen akınlarıyla yıkılmıştır. Doğu Roma ise 1000 sene daha varolmaya devam etmiştir. Bu yüzden Araplar için Anadolunun Hristiyan Bizans halkı Rum'dur. Bugün nasıl asimile olmamış, Türkleşmemiş bir avuç Rum varsa, bu aynı Suriyenin asimile olmamış Süryanileri gibidir. Türkçe konuşan Anadolular ile bu kalan bir avuç Rum ve Ermeni ve Laz aslında aynı insandır. |
Alıntı:
Furkan, 30: Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler. Peygamberinizin Türklerle pek ilgisi yok. :) Kendi kavmiye meşgul. Bir örnek daha vereyim de ikna ol bari: Şura, 7: Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir. Neymiş demek ki? Mekke ve çevresinin uyarılması için Arapça gönderilmiş. Tüm dünyanın uyarılması için Arapça gönderildiğini söylemiş olamaz değil mi? Dünyadaki tek dil Arapça olsa haklı olurdunuz da, bu iddia çürük malesef. 'Alemlere rahmet olarak gönderdik.' cümlesindeki 'alem' kelimesi, 'bilenler' anlamına gelir. Senin anladığın anlamda 'alem' değil o. Biraz araştırırsın. Türkler kılıçla Müslüman olmuştur elbette. Zaten gerekli yazılar yazılmış, detaya girmeye gerek yok. |
Turk Kavimlerinin Islam'a Gecisi.
Tarihe baktigimizda, Turk kavimlerinden Islam'i kabul eden ilk devlet, Karahanlilar olmustur. 924
10. yüzyıl sonlarında Oğulçak Kadır Han'ın yeğeni Satuk'un (Satuk Buğra Han) savaş halinde bulundukları Samanî sığınmacıların etkisi ile İslam'ı kabul etmesi devletin tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. İslam'ı kabulunden sonra Abdülkerim adını alan Satuk Han, devletin sürekli savaş halinde olduğu Samanîler'den de aldığı destek ile amcasına karşı mücadele ederek devletin yönetimini ele geçirmiştir. İslamiyet'i devlet dini olarak benimseyen Satuk Han döneminde Karahanlı Devleti'nin tamamına yakın bir bölümü bu dine geçmiştir. Karahanlı Devleti ilk büyük Müslüman Türk devleti olmuştur. Halife "Nasr Bin Ali" döneminde Abbasiler Karahanlıları Müslüman ülkesi olarak tanımıştır. Samanoğulları ile itilafta olan Karahanlılar, Gaznelileri destekleyerek Samanoğulları Devleti'ni yıkmıştır. Gazneliler ile Ceyhun nehri sınır olarak belirlenmiştir. ............................................... http://tr.wikipedia.org/wiki/Karahanl%C4%B1lar Karahanlilardan sonra Islami Kabul eden ikinci turk kavmi Gazneliler'dir. Gazneli Devleti'nin kurucusu Sebük Tigin, köle olarak Samanîlerin yurduna gelince Müslüman olmuştur. 977 http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazne_Devleti Goruldugu gibi, ne Karahanlilar ne de Gaznelilar turk kavimleri olarak, Anadolu'da toprak elde edememislerdir. Anadolu'ya ilk giren 1071 tarihinde selcuklular olmus ve selcuklular gazneliler lede savasmislardir. Turk kavimlerinin, Islami kabul etmeden onceki din tarihlerine gelince; Hazar Kaan'i Bulan 740'da museviligi secmis ve herkesi istedigi dini secmekte serbest birakmistir. Daha sonra 3. Uygur Kaan'i Bogu ise, 765'te Mani dinini ya da maniheizmi secmistir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mani_dini Buyuk Selcuklu Imparatorlugu, 1038'de kurulmustur. Kınık boyu Orta Asya'daki Oğuz boylarından biriydi. Selçuk Bey, Oğuz Yabguluğunda subaşı (ordu komutanı) görevindeydi. Selçuk Bey giriştiği taht mücadelesini kaybedince 10. yüzyılın ikinci yarısında ailesi ve ordusu ile birlikte İran yönüne göç ettiler. Bu göçebe topluluk Karahanlılara ve Samanîlere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde etti. Burada müslümanlığı benimsedikten sonra Samanîler Devletinin yönetiminde söz sahibi oldu. http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BC...A7uklu_Devleti Selcuklular, Muslumanligi "benimsemeden" once hangi dini benimsemislerdi? Aslinda goruldugu gibi turk kasvimlerinin, Islama gecmesi Karahanlilar, Gazneliler ve Selcuklular olarak sirasiyle, 974, 977 ve 1009 (Samanîler Devleti yıkılınca Selçuk Bey, Müslüman halkıyla birlikte Horasan bölgesine yerleşti. Selçuk Bey'in 1009'da ölümünden sonra daha da güneye indiler.) tarihlerinde, Samanilerden islami almis oluyorlar. Hanedanın atası olan Selçuk Bey tarafından temeli atılan bu devlet Bağdat'ı kendine başkent yaparak Abbâsî halifesinin koruyucusu konumuna erişti. Kimdir bu samaniler ve neden Islam icin ugrasmislardir? Samânîler (875-999) (Farsça: سامانیان Sāmāniyān), Orta Asya ve doğu İran'da kurulmuş, adını kurucusu Saman Hüdâ'dan alan bir hanedanlıktır. İslâm ordularının İran'ı ele geçirmesinin ve Seferi egemenliğinin yıkılmasının ardından İran'da iktidarı ele geçiren ilk yerli yönetimdir. İsmail Samanî türbesi (Buhara) Samanîler dönemi Tacik milletinin başlangıcı olarak kabul edilir. Egemenlikleri 102 yıl süren Samanîler topraklarını, Horasan, Taberistan, Kirman, Cürcan, Rey ve Maveraünnehir'e kadar yaymışlardır. Egemenliklerini kabul ettirmek için Sasaniler'in devamıymış gibi davranmışlardır. Başkentleri Buhara, Semerkand ve Herat gibi kentler olmuştur. Samanîler eski İran kültürü'nü canlandırmak ile kalmadılar ve İslâmiyet'in yayılması için de büyük çaba sarf ettiler. Pers-İran kültürünün tüm etkilerini Orta Asya'ya yaydılar. Sanatta çanak-çömlek yapımında ileri gittiler ve süslemeli yazıları olan eserler verdiler. Toprakları içindeki birçok topluluk İslâmiyet'e girmeye başladı. Tarihçilere göre Samanîlerin gayretleri ile o dönemde yaklaşık 200,000 Türk İslâmiyet'e girdi.[1] Türkler'in İslâma girişi gelecekte bölgeyi egemenlikleri altına alacak olan Gazneliler'in büyük bir hızla güçlenmesine ortam hazırladı. Devletleri 999 yılında Karahanlılar tarafından yıkıldı. Evet iste araplarla ve Islam ile turk kavimlerinin bagi; Harun Reşid’in oğulları Emin (809-813), Memun (813-833) ve Mutasım (833-842) babalarının politikalarını sürdürdüler.[7] Annesi Harun Reşid'in Türk asıllı bir cariyesinden olan Mutasım Türklerden özel bir askerî güç kurmuştur,[8] Türk unsurları yönetimde önemli görevlere getirmiştir. Daha sonra bu askeri gücün Bağdat'taki varlığı bazı huzursuzluklara neden olduğundan Samarra adıyla yeni bir kent kurdurarak devlet merkezini oraya taşıdı. 838 yılında Mutasım Anadolu'ya Bizans üzerine bir sefer düzenlemiş, ordusunun bir kolu Bizans imparatoru Theofilos ve ordusunu "Anzin Savaşı" adı verilen bir çarpışmada büyük yenilgiye uğratmış, Bizans'ın ikinci büyük kenti Amoriom'u kuşatıp eline geçirmiş ve Abbâsî orduları İznik kentinin yakınlarına kadar ilerlemiştir.[9] Yerine geçen oğlu Vâsık (842-847) döneminde Türk emirleri askerî işlerin yanı sıra yönetsel konularda daha etkili oldular.[7] Vâsık'ın ölümünden sonra Abbâsî Devleti parçalanma sürecine girdi. Abbâsî toprakları üzerinde Büveyhîler, Tâhirîler, Samânîler, Şirvânîler, Saffârîler, Hamdânîler, Mervânîler, Mirdâsîler, Ukâyliler, Zengîler, Karahanlılar, Tolunoğulları, Ihşidîler, İdrisîler, Murabıtlar, Muvahhidler, Hafsîler, Aglebîler ve Fâtımîler gibi bağımsız devlet ve beylikler kuruldu. http://tr.wikipedia.org/wiki/Abb%C3%A2s%C3%AEler |
Türk kavimleri ile Araplar arasındaki ilişkiler Cahiliye devrinde İpek Yolu vasıtasıyla ticaret ile sınırlıydı.
Halife Ömer Dönemi Ömer zamanında Orta Asya Türk-Arap münasebetleri başlamıştır. Nihavet Savaşı'nı 642 yılında kazanarak İran'daki Sasani hakimiyetine son veren Müslüman Araplar, doğuya doğru ilerlediler ve Ceyhun nehrinin ötesinde Türkler ile karşılaştılar. Halife Osman Dönemi Batı Türkistan'ın bir kısmı ve Karadeniz'i egemenliği altında bulunduran Hazar Hakanlığı ile Araplar arasında yoğun mücadeleler yaşandı. Osman, Hazar başkenti olan Belencer'e kadar ilerledi. 651 yılında başlayan savaşlar uzun yıllar devam etti. Araplar başkent Belencer'i ele geçirdiler. 737 yılında Hazar ordusu tamamıyla yenildi ve Kafkaslar Arap egemenliğine girdi. Müslüman olmayı kabul etmeyen bir kısım Yahudi Türk, Avrupa'ya göç etti, Kafkaslar İslam devleti egemenliğine girdi. Emeviler Dönemi Emevilerin 661 yılında halifeliği ele geçirmelerinden sonra Arapların Türk ülkelerine doğru ilerleyişleri devam etti. Türkler ile Araplar arasında en şiddetli mücadeleler ve savaşlar Emeviler döneminde yaşandı. Bu dönemde Orta Asya'da Göktürk egemenliği hüküm sürmekteydi. Emevilerin Horasan valisi Ubeydullah bin Ziyad, 674 yılında ilk kez Ceyhun nehrini geçerek Maveraünnehir'in önemli Türk şehirlerinden Buhara'yı kuşattı. Buhara'da birçok Türk kılıçtan geçirildi. Buhara'nın Türk melikesi Kabaç Hatun, ağır bir vergi karşılığında Ubeydullah Bin Ziyad ile anlaşma yaptı. Bu anlaşma sonucu olarak Ubeydullah Bin Ziyad, iki bin Türk gencini asker olarak ordusuna aldı. Müslüman Araplar, Horasan valisi Kuteybe Bin Müslim zamanında bütün Maveraünnehir'i ve Batı Türkistan'ı ele geçirdiler. Baykent, Buhara, Semerkant ve Kaşgar gibi önemli Türk şehireri Araplar tarafından yağmalandı ve birçok Türk kılıçtan geçirildi. Kuteybe'nin ölümünden sonra Araplar Orta Asya'da tutunamadılar. Göktürklerin yeniden güçlendikleri dönemde Göktürk Hakanı Kültigin bu toprakları daha sonra geri aldı. Orta Asya'da Göktürk hakanlığının sona ermesinden sonra, Batı Türkistan'da Türgiş hakimiyeti, Doğu Türkistan ve Baykal Gölü civarında Uygur hakimiyeti yaşanmaya başladı. Bu devirde Batı Türkistan'da hüküm süren Türgiş hakanlığı ile Arap İslam devleti arasında büyük mücadeleler yaşandı. Türgiş Kağanı Su-lu Kağan, Arapların elindeki bazı Türk şehirlerini geri aldı. Ancak Su-lu kağan'ın ölümünden sonra ortaya çıkan otorite boşluğu, Batı Türkistan'ın Araplar tarafından ele geçirilmesini kolaylaştırdı. Bu dönemde Batı Türkistan'daki şehirlerde oturan birçok Türk kitlesi ve göçebeliğe devam eden Türk boyları İslam'a girmeleri için zorlandı. Büyük çoğunluğunun İslamiyete geçmemesi sebebiyle kılıçtan geçirildi.[kaynak belirtilmeli] Türklerin İslamiyetle tanışmaları ve İslamiyete geçmeleri birçok kesimin dediği gibi kolaylıkla değil, zorla ve kanla olmuştur. Emeviler döneminde birçok Türk boyu İslamiyete geçmedikleri için Müslüman Emevi orduları tarafından kılıçtan geçirilmiştir. Birçok Türk, İslam ordularına zorla alınmıştır.[kaynak belirtilmeli] Abbasiler Dönemi ve Talas Savaşı Ana madde: Talas Savaşı Abbasiler döneminde, Emeviler döneminde zorla esir alınmış birçok Türk askerlikteki yetenekleri sonucunda Abbasi yönetiminde söz sahibi olmaya başladılar. Harun Reşit döneminde, saray muhafızları ve saray yönetiminin küçük bir kısmı Türklerden oluşuyordu. Halife Mutasım döneminde Türkistandan toplanan Türklerle Bağdat, Suriye ve Anadolu'da "Samerra" adı verilen ordugahlar kuruldu ve hassa ordusu teşkil edildi. Orta Asya'da Talas'ta karşı karşıya gelen Çin ve bir kısmı Türk kökenli askerler ve yöneticilerden oluşan Arap orduları karşısında bölgede bulunan Türk boyları, Arap ordusunun yanında yer alarak Arap ordusunun kazanmasına yol açtı. Bu savaş ve sonrasında gelen zafer ile Araplar Türklerin ilk müttefikleri oldular. Kazanılan zafer sonrasında Türkler Müslümanlığı kabul etmiş ve İslam Orta Asya'ya varmıştır. Abbasi sonrası Talas Savaşı'ndan sonra, Karadeniz'in kuzeyinde bulunan İtil Bulgarları (Tatarlar), daha sonra da Karahanlı Devletini teşkil eden Karluk, Yağma, Çiğil boyları Müslümanlığı kabul etmiştir. Daha sonra İslamiyete giriş yoğunlaştı. http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap-T%...li%C5%9Fkileri Kisaca Turk kavimleri Anadolu topraklarina girdiklerinde, ISLAMI KABUL ETMIS VE MUSLUMAN OLMUSLARDI. |
Alıntı:
bak evrensel ben osmanlıcı falan da değilim bunu da bil.osmanlı imparatorluğunun da yalan ayak olduğuna dair kökenine dair bilgilerim var.osmanın osman olmadığı orhanın kim olduğu attamanidislerin kim ne oldukları bunlara dair de bilgilerim sağlamdır.ama bunları başka başlıklarda tartışırız. ben sahtelere değil gerçeklere bakarım-incelerim.reel politiğe bakarım dünden bugüne bakarım.dönüşüm olacaksa bile zart diye hemen senin istediğin gibi de olmaz bunu da öğren ama. |
Alıntı:
Sahi osmanli devrinde ve oncesinde "musluman=turk" tu, sen ne diyorsun? |
Laf Osmanlı'dan açılmışken, padişahların Müslüman'lığı da nasıl bir Müslüman'lıktır?
Boğdurulan kardeşler, boğdurulan şehzadeler, vb. Üstelik bu padişahlar, Yavuz Sultan Selim'den itibaren halifelik makamının da sahipleri değil midirler? En güncel örnek, Kanuni Sultan Süleyman Han; öz oğullarından hem Şehzade Mustafa'yı, hem Şehzade Beyazıt'ı bizzat emriyle boğdurtmuştur. Üstelik bununla yetinmeyip, bu şehzadelerin küçücük çocuklarını dahi boğdurtuyor; yani kendi öz torunlarını??? Hadi insanlığı bir kenara bıraktım, o her şeyde örnek aldıkları Müslümanlığa uygun düşüyor mu bu yaptığı? Normal bir baba, öz oğlu kendisine silah çekse dahi onu boğdurtamaz, en fazla hapseder, sürgün eder. |
Alıntı:
ek bilgi;1071'deki savaştan öncede türkler anadoluda vardı ve grekleşmişlerdi. |
Alıntı:
Müslüman=Türk algısı yanlış. Ben balkan göçmeniyim. Türk olmayıp da müslüman olan kişiler, aileler, küçük topluluklar her daim bilinir. Türk olmayan müslüman topluluklar da zaten kendilerini Türk olarak adlandırmazlar. Kendi ırk isimleri ne ise o olarak görürler kendilerini. Ancak zamanla Türkleşip Türkler ile karışanlar olmuştur, olması gerekiyor. Zira genetik bunu söylüyor. Oluşan ana algı bir Türk'ün muhakkak müslüman olması gerektiği, islamiyetten gayri düşünülemeyeceği. Bu algıdan dolayı ki Anadolu'daki Gregoryen Kıpçaklar zamanla Ermenileşip Türklüklerini kaybettiler. Örneğin Macarlar da hristiyan Türkler ancak Türklüklerini hristiyanlaşmaktan dolayı kaybetmişlerdi, daha yeni yeni bizlerle aynı soydan olduklarını hatırlamaya başladılar. Yani tekrardan Türkleşiyorlar :) Olayın genetik durumunu ifade etmek için durumu çok iyi özetlemiş bir kişiden alıntalama yapıyorum: Alıntı:
|
Alıntı:
Zaten oyle bir kullanim bilincsiz kullanimdir. Cunku birisi dini temelde digeri milli temelde bir kimliktir. Ne her musluman, turktur. Ne de her turk, muslumandir. |
Alıntı:
Osmanli'da veya oncesinde de musluman=Turk degildir. Nerden ulastin boyle bir mantiga? |
Alıntı:
Bunun tarihi, Turk kavimlerinin musluman olmaya zorlanisindan ve olmalarindan itibaren gelen bir algidir. Iste o tarihten itibaren turkluk muslumanlik ile ozdeslesmistir. Bunun en guzel ornegi bunun aksinin ortaya konamamis olmasidir. Yani hic bir zaman bu tarihten sonra " musluman olmayan turkler" diye ne bir algi ne de bir duyum mevcut degildir. Oldugunu dusunuyorsan, ve bunu gosterebilirsen; sevinirim. |
Gozlemsel algilar da yanlislik payi icerebilir evrensel. %99'u musluman ulke soylemlerinden ileri gitmiyor bu ne yazik ki. Yani onlarin agzina bakarsak, oyle gorunebilir, ama gercegi oyle degil ne yazik ki..
Turkiye'de yillarin icinde yasanan muslumanlik zaten deist tarzi bir muslumanlikti(yani birebir uygulanmiyordu), yine eszamanli bir kisim koyular da mevcuttu elbette. Islamlastirilan Turk kavimleri, bunun gostergesi filan da degildir. Senin bu ozdeslestirildi dedigin, dis politikalarin yapistirdigi bir kavramdan otesi degildir. Turkiye'deki dis goc olayi da zaten 1960'lara denk gelir dikkat edersen. Iste Almanya basit ornek mesela. Ancak disarinin algisi, gozlemi, iceriyi yansitmaz ne yazik ki. |
Alıntı:
Yani hic bir zaman bu tarihten sonra " musluman olmayan turkler" diye ne bir algi ne de bir duyum mevcut degildir. Oldugunu dusunuyorsan, ve bunu gosterebilirsen; sevinirim. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:46 . |