![]() |
Türkiye'de Faşizmin Kurucuları & Kemalizm, CHP ve Bilinmeyen Bazi Gercekler
Saygideger forum katilimcilari ve degerli dostlar.
Ulkemizde 12 Eylul cuntacilarindan Kenan Evren`in Askeri Fasist Diktatorlugu, "Demokrasinin Ozu" olarak gostermeye calismasi!!! hic kuskusuz 1923 lerden itibaren Turkiye`de uygulanan ve hayata gecirilen Fasizmin bir devamidir, ve ayni mantiga hizmet anlayisidir... Turkiye`de Fasizmin gercek yuzunu hic kuskusuz Yoldas Ibrahim Kaypakkaya dogru tahlillerle aciga cikarmis ve bilimsel olarak tespit etmistir. Saygideger bir dostun guzel yorumu ile buna biraz daha aciklik getirmis oluruz Ülkemizde faşizm olgusu sürekli tartışılan konulardan başında gelmiştir. Türkiye devrimci hareketi gerek faşizmin tahlili, gerekse Türkiye'nin devlet yapısının faşizm olup olmadığı konusunda sürekli bir tartışma içinde olmuştur. Tüm tartışmalar faşizmin tahlili ve buna bağlı olarak bizim gibi ülkelerde faşizm sınıfsal niteliği, hangi sınıfların temsilcisi olduğu, faşizmin sürekli bir olgumu, yoksa gelip geçici bir olgumu olduğu konularıyla yakından ilintilidir. Ülkemizde faşizmi sadece MHP'le sırlayan anlayış az tartışılmadı. Yada faşizmi sadece askeri cuntalarla sınırlayan yaklaşımlar, parlamentonun varlığını faşizmle bağdaştırmayan teoriler ve değerlendirmelerin tümü ülkemizde faşizm tartışmalarının bir özeti niteliğindedir. Faşizm olgusunu değerlendirirken, onun ortaya çıkış şartlarını ve sınıfsal dayanaklarını doğru bir şekilde izah edemediğimizde ebetteki yanlış sonuçlara varmamızda kaçınılmazdır. Faşizmin sınıfsal dayanakları ve temsil ettiği sınıfların emperyalist ülkeler ile yarı-sömürge ülkelerde aynılığını aramak elbetteki faşizm konusunda bazılarını yanlış sonuçlara götürecektir. Faşizmi değerlendirirken, tek tek ülkelerin özelikleri, tarihi gelişmeleri, farklı faşistleşme sürecine yol açmaktadır. Buda faşizmin değişik biçim ve yöntemlerine götürmektedir. ‘'Bütünsel diktatörlük (Almanya, İtalya), Faşist askeri diktatörlük (Bulgaristan,Yugoslavya, Japonya), dinsel faşizm (Avusturya, ispanya), Parlamentarizmin belli bir görünüm olarak kalması (Polonya, Macaristan, Finlandiya) vb ..faşist diktatörlüğün sınıfsal niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın bu farklılıklar, sosyal-demokrasinin rolünün sınırlanması, reformist sendikaların tavsiyesi, ile onlardan bazı grupların çekilmesi ve yararlanılması derecesinde kendisini göstermektedir'' (Kom. Ent. faşizm tahlili s.158) Bizim gibi yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerde faşizm, komprador burjuvazi ve toprak ağalarının ortaklaşa diktatörlüğüdür. Bizim ülkemizde faşizm ‘kurtuluş savaşı sonrası' 1923 de ‘kurtuluş savaşına' önderlik eden Kemalistlerin iş başına gelmeleriyle devlet askeri faşist diktatörlüğe bürünmüştür. İbrahim yoldaş ‘'Kemalizm, komprador Türk büyük burjuvazisinin ve orta burjuvazisinin sağ kanadının ideolojisidir'' der ve devamla ‘'Kemalizmin faşizmle bağdaşması bir yana, Kemalizm bizzat faşizm demektir. Kemalist diktatörlük, askeri faşist bir diktatörlüktür'' tespitini yaparak, ülkemizdeki faşizmin sınıf karakterini açık olarak ortaya koymaktadır. Bizim gibi ülkelerde faşizm süreklidir. Parlamentarizmin muhafaza edilmesi yada dönem dönem askeri darbelerle iş başına gelmesi faşizmin özünü değiştirmemektedir. Bu değişim sadece faşizmin dozunu artırmak veya biraz gevşetmekle alakası vardır. Ülkemizde egemen olan komprador burjuvazidir. Komprador burjuvazinin zayıflığı onu sürekli bir zora başvurmaya iter. Buna toprak ağalarının iktidara ortak olması ve feodalizmin sopa ve cebrinin de iktidara taşınması, faşizmin ülkemizdeki sınıfsal özünü tamamlar. Dolayısıyla bizim ülkemizde faşizm, Komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının ortak diktatörlüğüdür. İbrahim yoldaş PDA'yla girdiği polemikte PDA'nın faşizm değerlendirmesine karşı Birincisi; ‘'Faşizm, herhangi bir emperyalist ülkede olduğu gibi tekelci burjuvazinin diktatörlüğü değildir; Türkiye'de ve Türkiye gibi yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde faşizm, Komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının diktatörlüğüdür'' Dimitrov ‘'Sömürge ve yarı –sömürge ülkelerde aynı şeklide bazı faşist gruplar gelişmektedir. Ancak tabii ki bu, Almanya'da, İtalya'da ve diğer kapitalist ülkelerde görmeye alışkın olduğumuz faşizme benzemez. Buralardaki tümüyle özel ekonomik, siyasi ve tarihi koşulları incelemeli ve dikkate almalıyız. Söz konusu koşullarda faşizm kendine özgü biçimler almaktadır. Ve alacaktır.'' F. Karşı B.cephe s.142) Kaypakkaya devamla ‘'Ayrıca tekelci burjuvazinin komprador niteliği de bir kenara bırakılarak emperyalist ülkelerle yarı-sömürge ülkeler arasındaki son derece önemli ayrım çizgisini silmişlerdi. Bunun tabii sonucu da elbette, anti-faşist mücadeleyi şehirlerde, tekelci burjuvaziye karşı yürütecek bir mücadele olarak görmek ve köylülerin anti faşist mücadeledeki rolünü inkar etmekti. (veya en azından küçümsemekti. Revizyonist klik zaman zaman köylülerden de bahsediyordu fakat köylülerin anti faşist mücadeledeki rolünü küçümsüyordu.)'' İkincisi; ‘'faşizmin iktidara askeri darbe yoluyla geleceği düşünülüyordu ki, bu son derece sığ bir görüştü. Faşizm iktidara askeri darbe yoluyla gelebileceği gibi başka yollarla da gelebilirdi.'' Üçüncüsü; ‘'faşist diktatörlüğün parlamento ile asla bağdaşmayacağını yaydılar. Oysa, bugün en koyu faşizmin iktidarda olduğu bir yığın ülkede, mesela Endonezya'da, Güney Vietnam'da, Pakistan'da, Hindistan'da, İran'da, İspanya'da …..parlamento mevcuttur. Faşist klikler, parlamentoyu feshetmek yerine hem bu ülkelerdeki halk kitlelerini aldatmak bakımından, hem de dünya demokratik kamuoyunu aldatmak bakımından parlamentoyu faşizmin aleti haline getirmeyi menfaatlerine daha uygun görüyorlar.''(İK seçme yazılar s.352-53) Dimitrov yoldaş faşizmin parlamentonun bir perde olarak kullanılmasını çok önceden göstererek şunları belirtir ‘'Tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşullar, ulusal özellikler, hatta bir ülkenin uluslararası durumu, faşizmin ve faşist diktatörlüğün değişik ülkelerde değişik biçimlerde gelişmesine yol açmaktadır. Faşizmin geniş bir kitle dayanağı bulamadığı ve faşist burjuva kampın çeşitli grupları arasındaki mücadelenin keskin olduğu birtakım ülkelerde bu rejim, öncelikle parlamentoyu feshetme yoluna gitmez. Sosyal-demokrat partiler de dahil olmak üzere öteki burjuva partilerinin biraz meşruiyet elde etmelerine göz yumar. Başka ülkelerde eğer yönetici burjuvazi erken bir devrimin patlak vermesinden korkuyorsa, faşizmin sınırlandırılmamış olan siyasi tekelini kurar. Bunu ya hemen, ya da rakip parti ve gruplara karşı terör yöntemini ve kan kusmayı artırarak yapar. Kendi durumu özellikle açıklığa kavuşunca bu durum faşizmin, kendi temelini genişletmesini ve sınıfsal yapısını değiştirmeksizin açık terörist diktatoryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmle birleşmesini engellemez.'' (aktaran İK SE s.347) Ülkemizde faşizmin sürekliliği, devrimci durumun sürekliliğiyle koşut halindedir. Devrimci durumu var eden koşullar, faşizmin de sürekliliğinin varoluş şartlarını belirler. Ülkemizde faşizm gelip geçici bir olay değildir. Faşizmin bir hükümet değişikliğiyle ortadan kalkacağını savunan anlayışla, faşizmi askeri darbelere bağlayan anlayışlar tamamen iflas etmiştir. Bu faşizmin sınıfsal tahlilini çözümlemeyen, devletin yapısını kavrayamayan, küçük burjuva anlayışların ürünüdür. Kaypakkaya yoldaş ‘'ülkemiz açısından çıkaracağımız dersler şunlaradır'' der şu doğru sonuçlara varır; ‘'Birincisi; Türkiye'de anti-feodal, anti-emperyalist cephenin sınıf muhtevasıyla anti-faşist cephenin sınıf muhtevası aynıdır. İçiler, köylüler, şehir küçük burjuvazisi, milli burjuvazisinin devrimci kandı. Bu sınıflar arasında birleşik cepheyi gerçekleştirme mücadelesi, aynı zamanda bizim şartlarımızda anti-faşist cepheyi gerçekleştirme mücadelesidir. (…..) İkincisi; Türkiye'de anti-faşist iktidar mücadelesi aynı zamanda anti-emperyalist ve anti feodal iktidar mücadelesidir.''der (age s.347) Ülkemizde faşizm bir darbe yada seçim yoluyla iş başına gelemedi. O ‘kurtuluş savaşı' sonrası askeri bir diktatörlük olarak iş başına geldi. Parlamentoyu bir maske olarak kullandı. Uzun bir dönem tek parti olarak ‘demokrasi' gösterisi sergiledi. 1946'lardan sonra burjuvazinin bir kanadının artan hoşnutsuzluğu, Kemalistleri çok partili bir döneme zorladı. DP"nin kurulmasıyla başlayan çok partili dönem, başka burjuva partilerin kurulmasını birlikte getirdi. Faşist diktatörlüğün resmi olarak temsilcileri olan partileri üzerinden çıkar çatışmalarının sürdüğü ülkemizde, orduya hakim olan kesim dönem dönem darbeler yaparak açık askeri faşist diktatörlüğe geçtiklerini ilan ettiler. 1960 darbesi bunlardan biridir. Burjuvazi kendi içindeki çelişkileri dahi dönem dönem şiddet yoluyla halletmeye gitmiştir. 1960 darbesiyle Demokrat parti yöneticilerinin tutuklanması ve ardından idam edilmeleri bunu gösteriyor. Keza halk muhalefetinin en çok ezildiği dönemde askeri faşist diktatörlükler dönemi olmuştur. 1971 ve 1980 askeri faşist darbeleri bunu açık örnekleridir. Ülkemizde, parlamento her zaman faşizmin ayıbını örten bir incir yaprağı gibidir. Göstermeliktir. Karalar sürekli orduyla birlikte alınmakta, perde arkasında alınan kararlar, sadece parlamentoda göstermelik tartışılıp oylamaya sunulup yürürlüğe konmaktadır. Demokrasi adına partiler serbesttir. Ancak Türkiye'de kapatılan parti sayısı dünyanın başka ülkelerinde yoktur. Türk şovenizmiyle şaha kalkan faşizmin Kürt örgütlenmelerine ve legal partilerine karşı nasıl bir uygulama içinde olduğu açıktır. Kapatılan Kürt legal partilerinin bir çok yöneticisi katledilirken, bir çoğu yüksek cezalara çarpıtılarak yılarca cezaevlerinde tutuldu. Keza muhalif devrimci ve ulusal güçler göstermelik bağımsız mahkemelerde yargılanmakta, bazen beraat kararları da çıkmaktadır. Ancak faşizminin özel silahlı (kontrgerilla) güçleriyle devrimci ve ulusal muhalefet güçleri ortadan kaldırılmaktadır. Hala naaşları bulunmayan binlerce insan kayıptır. Yine yayın serbestliği vardır. Ancak bu yayınlar her an polis denetimde olduğundan istenilen zaman bu yayınlar kapatılmakta, büroları basılmakta, çalışanları tutuklanmakta ve onlarca yıl hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Sonuç itibarıyla ülkemizde faşizme karşı savaşım içte; Komprador burjuvazi ve toprak ağalarına, dışta ise emperyalizme karşı savaşım vermektir. |
Faşizm kapitalizmin bir yönetim biçimidir ,emperyalizmin bir yönetim aracıdır .
Kapitalizmi yıkıp halk iktidarını kurmadığımız müddetçe faşizmden kurtulamayız . |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
aydoe ye katılıyorum ;)
|
Almanya’nın caddeleri ve şehirleri kanla sulandı. Viyana’nın işçi semtleri,askeri birliklerin ateşiyle yakılıp yıkıldı., harabeye döndü.Yoksulluk, yıkım, felaket ve acı. Üstünde insanlığın en ünlü beyinlerinin eserlerinin yakıldığı ortaçağa özgü odun yığınlarının alevleriyle aydınlatılmış kapitalist baskı ve uygarlığın batışı, giyotin ve cellat baltası. Faşizm işte bunları getirdi. Ayrıca dünyayı felakete, yeni bir korkunç katliama sürüklemek tehdidini de beraberinde getirmektedir. Dimitrov
Bir devlet biçimi olan faşizm, birinci emperyalist paylaşım savaşı sonrasında Turkiye, İtalya ve 1933’de Almanya’da iş başına gelmesini takip eden 2. emperyalist paylaşım savaşı sırasında ve şimdilerde olmak üzere milyonlarca insanın canına mal olmuştur. Faşizm elbette tesadüfü bir olay değildir. Faşizmi anlamak, sınıfsal özünü ortaya çıkartmak önemlidir. Sınıf savaşımın her aşamasında; köle sahipleri, feodal zorbalar ve burjuvazi kendi zorunu her zaman uygulamış ve ezilenleri daima yok etmek istemişlerdir. Bu baskı ve yok etme biçimleri faşizm olarak adlandırılmamaktadır. Faşizmin tarihsel olarak ortaya çıkışını emperyalizmden ayrı olarak izah etmek, öncesinde bunu aramak yanlıştır. Faşizm, proleter devrimler çağında, başta işçi sınıfı olmak üzere, onun öncüsüne, köylüğe ve toplumun diğer katmanları için bir karşı-devrimdir. ‘’varoluşu rastlantı değildir.’’ Emperyalizmin özünden fışkırmıştır. Tekelci sermaye faşizmle, kendine kapitalizmin bunalımından bir ‘’çıkış yolu’’ aramıştır. Bu gerçek, tekelci kapitalizmin ekonomisinde yatmaktadır; emperyalizmin her türlü politik ve ideolojik görüngüleri son tahlilde bu ekonomiyle açıklanır. Faşizmin sınıfsal niteliğini belirleyen kökleri işte bu toplumsal ve ekonomik temelde yatmaktadır.’’ (Komünist ent. Faşizm tahlili s.151) |
Faşizm Türkiye'ye Amerika sayesinde girdi ve hala da hükmünü sürdürüyor!
Alıntı:
İşte TBMM Komisyonu’na gönderilen belgeler arasında Köşk arşivlerinden çıkan sır bir mektup 12 Eylül döneminin Emniyet Genel Müdürü Küçüktiryaki’nin Amerika sayesinde yaptığı vahşetler buzdağının sadece görünen ama küçük bir kısmının gösteriyor bize. |
Saygideger upuaut Dost
Birilerini aklamak icin illa Gunah Gecisi aramak gerekmiyor, Kaldiki Turkiye`de Fasizm ve Askeri Fasist Diktatorlukle yonetme olgusu 1923 lerden itibaren baslamaktadir. Batiya yanasma ve bati politikasi yine o zaman verilen bir karardir. Komunizmin ve Sosyalizmin Turkiye icin buyuk bir tehlike gormesini Amerika saglamadi... Bizzat Ulkeyi isgal etmek istiyenlerle isbirligi icinde olan mantigin eseridir.... Gercekleri ve dogrulari kavramanin yolu, bir sureligine disari cikmamizin zorunlu oldugunu dusunuyorum, Yani Milliyetci duygularimizdan biraz olsun kendimizi arindirmamizla gerceklesir. Gercekler aci`da olsa kabullenmeyi bilincimize kazandirirsak.. bir cok seyi daha net gorebiliriz. Yani sucu baskasinda gormeye calismadan once, Kendimizi sorgulamak daha dogru ve yerinde bir karar olur..... Muhalefet partisine gelince; Degerli Dost, Parlementer sistemin neye ve kime hizmet ettigini gormek zorundayiz. Halki suclamak yerine, Halkin tepki gosterdigi ve elinin tersi ile tokatlamasini incelmenmesi gereken bir olgu olduguna inaniyorum. CHP ile MHP arasinda hic bir fark yoktur, Sadece C harfi ile M Harfinin degisikligi var. Sosyal demokrat maskesi ile ozunde Irkci, Milliyetci ve Fasist bir parti oldugunu gormemek.. yine siyasi eksiklerimizden biri olsa gerek... Yani AKP ne kadar tehlikeli ise.. CHP, MHP, BDP ve fasist parlementer sistem icinde yer alan butun partilerde Turkiye Isci ve Emekcisi icin bir o kadar tehlikelidir, Duyarliligimizi korudugumuz surece, bunlarin bir birinden cok farki olmadigini gormus olacagiz... Ne kotunun iyisini, nede iyinin kotusunu aramak gibi bir derdimiz olmamalidir. Turkiye Isci ve Emekci sinifin bas dusmani olan bu fasist parlementer sistemin yerle bir edilmedikce.. Demokratik Halk Devrimi gerceklesmedikce.... Ozgurlukten ve Bagimsizliktan soz edemeyiz.... Saygi ve Insani Sevgilerimle. |
Kemalizm, CHP ve Bilinmiyen Bazi Gercekler
Saygideger Forum Katilimcilari ve Degerili Dostlar.
Kemalizm konusu Dinci yobaz AKP iktidara gelene kadar lehine istedigimiz herseyi uydurup soyliyebilirdik, buna kimsenin itrazi yoktu, ama Alehine bir ufak soz soylemek 3 Ay ile 3 Seneye varan cezalardan dolayi kimsenin arastirma veya sorgulama gibi hic bir sansi yoktu. Bazi arkadaslarimizin bu konuda hassas olmalari elbette uzucudur. Gecmisinden ders cikarmiyan Gelecege saglikli bakamaz. Yenilgileri hazmetmiyen, (kabullenmiyen) Zaferleri kutliyamaz.. ozellikle Kemalizmin gerceklerini arastirmiyan veya arastirmasina ragmen tutucu yaklasimlarindan ve ya Milliyetci yanlarindan dolayi bazi gercekleri kabul etmemeleri.... farkli tepkilere ve kisisel surtusmelere yon vermeye calisilmasi!!! His kuskusuz forumda olumsuzluklara yol acmaktadir... Ideolijik, Politik ve fikir alisverisi yerine, SEN - BEN gibi kisisel satasmalara yon verilmektedir, Bunun temel nedeni ise.. BENLIGI (Bencilligi) asmamamizdan kaynaklanmaktadir. onumuze ne kadar belge ve kaynak gelirse gelsin... kabullenemiyor ve kabullenmek istemiyoruz.. Boylesi tutuculugumuzu birakmanin yolu.. kendimizi yenilemekten gecer... yok degilse saplantilarimizla kalip gideriz. Yanlis ile dogruyu secmekte zorlanir.. Aklin yolu ve vicdaninimizla hareket etmemis oluruz. Boylesi bir ortam icinde olmanin verecegi sonuc.. Degil Kendimizi Ateist, Komunist, Sosyalist gormek... Aydin, Ilerici ve Demokrat, bile gorme hakkina sahip degiliz.... Musadeniz olursa, arsivimde olan, CHP ve kuruculari, ondan ayrilan ayni dusunceye hizmet edenlerin gunumuze kadar gelinen asamalari kisaca aktaralim.... Belki bazi dostlarin ufkunu acmis olup ve biraz daha duyarli olmaya calisirlar.... Anayasaya değişikliği vesilesiyle ileri sürülen, “Atatürk İlke ve İnkılâpları”na yapılan atıfların Anayasadan çıkarılması önerisi, beklenildiği gibi statükocuların istemezük hezeyanlarıyla karşılaştı. Bu tartışmalar içerisinde ileri sürülen akla ziyan savların hepsini bir tarafa bırakmakta yarar var. Tek bir noktayı belirtmek yeterli: Kemalizm eleştiricileri cephesinde bile, bu anlayışın bir bütün olarak cesurca tartışılması ve artık aşılması gerektiğini dile getirecek net bir pozisyon alış sözkonusu değildir. En liberal görünen burjuva ideologlar bile gerçekte belli Kemalist önyargılardan bütünüyle muaf değildirler. 1946’da Kemalist tek parti rejiminin sona ermesinin ardından, 1950 seçimlerine gidilirken, Atatürk ilke ve inkılâplarının geniş halk kitleleri gözündeki anlamını idrak etmiş olacak ki, zamanın CHP yönetimi, seçim bildirisinde, altı okun tümünü birden Anayasadan çıkarmayı taahhüt ediyordu: “Tek parti devrinin icabı sayılarak anayasaya sokulmuş olan 6 umdeyi oradan çıkaracağız.”[1] Bugünse Kemalistler benzer bir öneriyi vatana ihanetle eş tutuyorlar! Kemalizmin temel ilkeleri olarak sayılan altı okun nasıl şekillendiğine ve işçi sınıfı açısından ne anlama geldiğine bakalım. Kemalizm “Milli Mücadele” döneminin ideolojisi değildir Kemalist ideolojinin temel unsurları olarak görülen ve “altı ok”la sembolize edilen ilkeler; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık idi. Bu ilkeler, resmi eğitim sisteminin yıllar boyunca propaganda ettiği gibi daha “Milli Mücadele” yıllarında benimsenen ya da bu mücadeleye kılavuzluk eden ilkeler olmadığı gibi, TC’nin kuruluşuna damgasını basarak daha baştan resmiyet kazanmış da değillerdi. Bir başka deyişle, bugün generallerinden profesörlerine tüm Kemalistlerin iddia ettiğinin aksine bu ilkeler “Kurtuluş Savaşının ve TC’nin kuruluş felsefesini” yansıtmıyordu. Nitekim Milli Mücadeleyi yürütüp başarıya ulaştıran ve böylelikle de TC’ye giden yolu açan I. Meclisin yekpare bir felsefesi ya da siyasi anlayışı olmadığı gibi, bu Meclis içerisinde Bolşevizme içten bir sempati duyan küçük bir gruptan, saltanat ve hilafet yanlılarına kadar geniş bir yelpaze mevcuttu. http://www.marksist.net/ozgur_dogan/..._gercekler.htm |
sevgili baskoylu neden bu puntolar? inan yazıya bakamıyorum bile neden normal karakter kullanmıyorsun?
|
Yukarida yorumlari Aklin yolu ile inceledigimizde, Kemalizmin icinde bulundugu yanlislar, eksikler, karsi devrimci yaklasimlarin mahkum edilmesidir, Kurtulus savasinda Ataturk`un yaptigi onderligin hakkini nasil veriyorsak, Kurtulus savasindan sonra, Kurulan T.C Devleti olarak yapilmis yanlislarin elestirilmesi ve mahkum edilmesini.. Ataturk`e karsi yapilan saygisizlik olarak degilde, aksine yaptigi dogrularla, yanlislarin ayrit edilmesi kadar daha guzel ne olabilir? Kahrolsun Kemalizmle ile, Kahrolsun Ataturk deyimini ayni kulvarda ve ayni anlamda goren mantiga diyecek bir seyim yok, Onemli olan yapici ve egitici bir yaklasimla yaklasmak, kirmadan, incitemeden ve dokmeden var olan gercekleri butun ciplakligi ile ortaya koymaktir. Tartismalarimiz kisilere ve sahislara yonelik degildir, Dusuncelere, sistemlere, yasalara, kanunlara, ve yapilan yanlislari ortaya koymak, dogrulari almak, yanlislarida mahkum etmek bir insanlik gorevidir. Belki farkinda degiliz ama MHP ve CHP nin savundugu milliyetciligin icinde oldugumuzu goremiyoruz, CHP ile MHP ozunde ayni dusunceye hizmet etmektedir, Bunlari birbirinden ayiran sadece ve sadece bas harfleridir, Birisinde M digerinde C harifi farklidir, temel dusuncesi ve milliyetcilikleri tipa tip aynidir...... Anlamadiginiz ve Anlamak istemediginizde budur..... Saygi ve Sevgilerimle... |
Alıntı:
Arsivimden oldugu gibi aktardigim icin, soylediginiz puntolari dikkate almadim, daha sonra degistirmeye calistiysamda, zaman doldugundan dolayi degistirme imkanim olmadi. Saygideger gorevli dostlara mesaj yolladim, degisirdikten sonra gonderdigim bu cevabida kaldirirlarsa sevinirim... Saygi ve Insani Sevgilerimle |
Sayın baskouylu,
sevgili dost, ben ve benim gibi sıradan insanlara dost diye hitap ediyor ancak,dostça yaşamak değil, , asimilasyon ve kimi devlet adamlarınca kimi dönemlerde tüm azınlıklara, sadece kastettiğiniz kürtlere değil, yapılan haksız, hukuksuz, insani olmayan uygulamalardan hareketle, tüm ülkeyi, başta doğu anadolu olmak üzere,yakıp yıkmak, asker, sivil, okul çarşı, meydan, yol kavşak ayırmadan kan gölüne çeviren, dağı taşı savaş alanına çevirien bir örgüte terör örgütü değil, asıl terörist devlettir dişyerek uzun uzun yazıyorsunuz. Atatürk olmasaydı, belki de, bakınız belki de yazdım, belki de siz ve ben olmayacaktık, ya da fransız, ingiliz, ermeni lerce tecavüz edilen analardan doğmuş kafası karışık, hegemonya altında, kola içip pizza yiyecektik 3 haftalık emeğimizin anca yettiği menü fişatlarıyla. Yeter ama, yeter... siz bu ülkeyi yakmak yok etmek, parçalamak için, tarihte hiç bir zaman olmamış, olamamış bir devlet bir -istan özlemiyle yanıp tutuşuyorsunuz diye, tüm özgürlük haklarınızı artık resmi devlet anlayışlarına ve tahakkümlerine karşın, savunmaya ve teslim etmeye çalışan koskoca ülkeyi, kan gölüne, bu ülkedeki onlarca ırktan biri olan ve ırkçılığın 100 lerce yıl önce tükendiğini göremeyen bir hitlerciliği aratan intikam güdülerinize bir dur diyin. Sizin gibi düşünenlerin dağ bayır, pusu, katliamlarından onlarca yıldır türlü türlü acılar yaşadı bu ülke. Yeter be kardeşim, sinsice, köy kent, dağ bayır katlediyor, hem saldırıları göğüslemeye çırpınan bu çilekeş yurdu terörist ilan ediyorsun... Anadolu babanın malı olsun, ağalığı da, aşiretlerin faşizan baskısını da çoğunluk ırkı sana musallat etti sanmaktan ne gün kurtulacaksınız. Haklar, halklar diyip, Anadolunun tüm halklarının en temel sokakta yürüme hakkını sinsice bombaladığı yetmezmiş gibi, en masumu, en mazlumu oynamayı bırakmayanları savunmaktan, onlarla özdeşleşmekten vazgeçemediğinize hakkınızdır diye saygı duymaya çırpınıyorum, kendi adıma ama, bunu demokrasi yaşama hakkı, insana saygı diye servis etmenize ve bu ülkenin tüm değerlerine bomba koyan kininize karşı yapacak şey bulamıyorum. Eşim kürt kökenliyse çocuklarımı ve onu bu sabaha karşı boğazlayayım mı ben sayın baskoylu... Siz demokratik ve insani haklşar derdinde değilsiniz. Ne pahasına olursa olsun halklar birbirine girsin, bu sabaha karşı çocuklarım ve karım beni boğazlayıp sokağa dökülsün, şu ülkeyi ve diğer 3 ülşkeyi kan gölüne döndürsün istiyorsun. Yeter ki üzerinde Kürdistan tabelası yazan bir ülke olsun. Olsun babam olsun da. Sen terörü ne sanıyorsun. Az önce çocuklarım beni boığazlayıp sokağa fırladı, istanbulun orta yerinde, şimdi sen buna insan hakları mı diyorsun. Hocam bi ayar yap kendine, Allahın varsa Allah, insanın varsa insan, adına yalvarıyorum, şu ülkeyi pusularda katletmekten vazgeçin artık. Bro, agır ketti dilamın, de beseeyi, de besseeyyi... Saygı ve suni olmayan insani sevgilerimle, ermeni asıllı bir enişten. karım ve balalarım benim göz bebeğim,Çocuklarıma ve karıma babalarını boğazlatmak için sınırsız kin güdenler gibi olma lütfen.... |
Saygideger sefaqwzx Dost.
Beni yanlis anlamaniza uzuldum, 1. Ben Kurt Degilim 2. Kurtculuk, yani Kurt milliyetcisi hic degilim, 3. PKK nin vermis oldugu silahli mucadeleyi Halka karsi vermesini siddetle kiniyorum, yani her turlu bireysel ve halka yonelik eylemlerin karsi devrimci eylemler oldugunu savunuyorum. 4. PKK Turkiye Kurdistaninda Ulusal Kurtulus Mucadelesi Veriyorsa, Bu mucadeleyi Fasist Duzene karsi veriyorsa, Kendisine dogrultulan Tank, Top, Silah vs vs karsi gulle gidebileceginide savunmuyorum. 5. Turkiye`de halklarin Ozgurluge ve Bagimsizliga kavusmanin tek yolu, Fasist Kohne duzenin yikilmasi, yerine Demokratik Halk Devrimi ile Sosyalizme gidilmesi ile Turkiye`de sorunlarin cozulebilecegine inaniyorum.... Eger daha fazla aciklik getirmemi istiyorsaniz, baraz daha aciklik getirebilirim.... Saygi ve Insani Sevgilerimle |
Alıntı:
2- PKK'nın ulusal kurtuluş mücadelesi? 3- Faşist düzen? 4- Neyi savunuyorsunuz peki? Çorba mı ikram edelim? Yoksa toprakların bir kısmını "HEDİYE" mi edelim? |
Anlaşılan o ki Kemalizm bir dogma haline gelmiş.
Kemalizm eleştrildiği zaman, onu eleştirenler vatan halini vb. diye nitelenirse zaten tartışmanın anlamı kalmaz. Ki gelinen nokta budur. Kemalizm bir dindir. Bir dogmadır. Bu da Kemalistlerce başarılmıştır. Ne mutlu onlara! |
Alıntı:
:thumb: :hail:YASASIN KEMMALiZLAM:hail: |
Alıntı:
|
Sevgili Birian,
kemalizm bir din dir ya da değildir. Sana bir ülke verdi, şeyinde değil. O ülkeyi de şimdi parçalamak için çırpınmaktalar, o da şeyinde değil, kıdemine yazık be usta, Anadolu'nun tarihine bak bir dön de... Bu nedir ya, kemalizm kemalizm, baban kim arkadaşım, biliyorsun, çünkü, benim de senin de beğenmediğimiz binlerce unsuruna rağmen, baban anneni özgürce seçebilendi... Bir kavram bulmuşsuzunuz, kemalizm, ardı ardına kesip biçiyorsunuz. Kapınız va ya şu 3-5 metre ötenizdeki kapınız, onu birileri şu yazıyı okuduğunuzda tekmeyle kırıp içeri giremiyorsa, benim de zaman zaman eleştirdiğim Atatürk sundu bunu size. ... Bu ne ya, az uz, asgari hiç değilse bilinç (...) |
Alıntı:
AKP iktidara gelince, birilerini rahatca elestirir olduk kisminin ardindakini anlamakta zorlandim acikcasi. AKP bunu saglamis olabilir, ancak degisen birsey olmamis mitoslar yer degistirmis, bu kez ayni seyler Allah, peygamber icin uygulanmaya baslamistir. Hakkinda dava acilan onca yazar, cizerden haberdarsinizdir umarim. |
Sevgili arkadaşlar,
Forumda bazı üyelerin yerli yersiz dile getirdikleri bir Atatürk düşmanlığı var. Bir başka başlıktaki bir iletimde bu arkadaşların dönemin şartlarını iyi anlamadan haksız eleştirilerde bulunduklarını dile getirmiştim. Aynı iletide Türk komünistlerin kendi özgün politikalarını, çözümlerini, pratiklerini üretemediklerini de belirtmiştim. Bu Atatürk karşıtı arkadaşlara Atatürk'ü, partileri, mevcut kanunları bir kenara bırakarak şunları soruyorum : Madem ki komünist, anti-emperyalist, anti-kapitalistsiniz, emekçinin hakkını koruyacaksınız : 1- Halkı bilinçlendirmek için yapacağınız yasal faaliyetlere bir engel var mıdır ? 2- Demokratik yollarla iktidara geçmenize bir engel var mıdır ? 3- İktidarda çoğunluk olmanız halinde dilediğiniz kanunları çıkarmanıza bir engel var mıdır ? Bence engel yoktur. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet rejimi sayesinde yoktur. Bakınız, malum parti çoğunlukla iktidara geldi ve dilediğini yapabiliyor. Buyrunuz, siz de çoğunlukla iktidara gelip dilediğiniz kanunu çıkarınız. Atatürk, Cumhuriyeti gençliğe emanet etti, tam bağımsızlık dedi, "en hakiki mürşid ilimdir, fendir" dedi, "benim sözlerim bilimle çelişirse bilimin söylediğini izleyin" dedi. Daha ne deseydi ? Dogma bunun neresinde ? Halk için, insanlık için daha iyisini yaptığınız sürece Atatürk'e karşı bir iş yapmış olmayacaksınız, onun başlattığı devrimleri ilerleteceksiniz. Bunda anlaşılmayacak birşey var mı ? Sevgiler |
Alıntı:
Aynen katiliyorum size, AKP Aksine Daha Gerici ve Yobaz Bir Yaklasimla, Butun Aydin ve Ilerici Kesimi Bilincli ve Planli bir sekilde susturmaktadir. Demek istedigim Ataturk`e karsi olduklarindan dolayi, gecmiste olan yassaklari kendileri icin kaldirdilar, Cunku Turkiye`de Isci, Koylu ve Emekciler kadar olmazsada, onlarda Kemalizmden az cok nasibini almislardir. Saygi ve Insani Sevgilerimle. |
Saygideger Deist_tr Dost
Alıntı:
Bunda iki ayri oge ile sinirliyabiliriz. 1. Gerceklerin ve dogrularin aciga cikip ilah gordugumuz ve tanri gibi taptigimiz ve koruma zorunlulugu his ettigimiz kisi ve kisileri koruma mantigi olabilir. 2. Dinci yobazlarin Hz. Muhammed`in Resimlerine, onun hakkinda cikan filimler ve Alehinde cikan soylemlere siddetle tepki gosterilmesi gibi. TC yasalarinda da bu mevcuttu, Her ne olursa olsun Ataturk ve onun kurdugu TC hakkinda hic kimse ulu orta konusamaz, Dersim`de Misto Kor olarak soylendiginden dolayi, bunu duyan bir cok yetkili soyliyenleri tutuklayip gunlerce iskence altina aldigi ve en az 3 ay iceride tutulduguna sahit olmusuzdur. Dolayisiyla Ataturk ve kurdugu TC hakkinda konusma, tartisma, elestirme, yargilama ve yorum yapma gibi hakka sahip degilmiyiz???? Nedir bu tepki? Nedir bu siddet? yukarida yazilan yazida Ataturk`un kisiligine Kufur ve hakaret gibi bir yaklasim varmidir? Ataturk`e ozel dusmanlik beslememizin imkani yoktur, sadece tarihte yasanmis ve yasatilmis olumsuzluklari gundeme getiriyoruz, gun yuzune cikmamis gerceklerin teknolojinin gelismesiye gun yuzune cikmasidan dolayi belge, ve canli sahitlerin soylemleri ile yola cikip, elestirilerimizi yapiyorsak, bunda dusmanlik aramanin dogru olmadigini dusunuyorum. Birakin Ataturk`u dunyada milliyonlarca insanlarin inandigi Allah denen hayali varligi elestiriyor ve mahkum ediyorsak... Peygamberleri, Dinleri, Mezsepleri, Hitleri, Mussolini, Ataturk`u, vede savundugumuz Karl Maxi, Lenini, Mao ve daha nice halk onderlerini cekinmeden elestirebilme cesaretine sahip olmak zorundayiz, ulu orta elestirmek yerine, Bilincimizle, Bilgimizle ve birikimlerimizle teorik olarak elestirebiliriz. Elestiri ve ozellestiri bizlerin en iyi uzlasma ve anlasma aracimizdir, boylesi bir ortamdan neden rahatsiz oluyoruz? Kendisine Ateist, Komunist, Devrimci, Ilerici, Aydin, Demokrat ve insanim diyen her birey birakin baskasini elestirmeyi, ve ozellestiri beklemeyi... Kendisini elestirmeli ve ozellestiri vermesini bilip boylesi cesarete sahip olmasi gerekmezmi? Alıntı:
Ama Turkiye`de yasiyan bir insanin sadece ve sadece Kahrolsun Emperyalizm diye bir ileti yazarak bildiri dagitmaya calissin... Orada devlet politikasi ile linc edilmeye calisilir, linc edilmediginde ise tutuklanarak iskencelere magruz kalir..... 1985 de icerden ciktigimda bir kac arkadas ile birlikte Kadikoy`de "ATES ALTINDA," Nikaragua devrimi uzerine cevrilen bir filimi seyretmek icin sinamaya gitmistik, sinamadan ciktiktan sonra, etrafimiz sarildi, tutuklandik ve 3 gun boyunca iskencelere magruz kaldik. Turkiye gibi bir ulkede Komunistlerden cok sey beklemek biraz olsun haksizlik olur diye dusunuyorum..... Alıntı:
Turkiye`de Irkcilik, Milliyetcilik, Dincilik, Mezsepcilik serbest ve normaldir... Ateist, Komunist, Sosyalist ve Devrimci olmak suctur... Halki bilinclendirmek icin yasal faliyetlerde engel olmadigini soylemenize sasirdim!!! Denize acilip, kitaplardan aldigimiz sayfa kopyalari okurduk, eger guvenlik geldiginde veya birileri motor ve sandalla yaklastiginda kagitlari yirtar ve yutardik......... Alıntı:
Fasist yasalar, fasist kanunlar ve fasist parlementer sistem icinde, Demokratik yollarla iktidara gidilebilecegi tahlilini nasil yapabilirsiniz.... Alıntı:
Alıntı:
Bunu sizin soylediginize inanmiyorum, inanmak istemiyorum, 1946 ya kadar neden tek parti ile gelindi acaba!!!! Ataturk ve askeri kurmaylarindan baska kimse yokmuydu ulkede!!!! 12 Eylul Askeri Fasist Cuntacilar`da Ataturk ve kurmaylari gibi iktidarda kalabilirdi.... 12 Eylul Askeri Fasist Cunta CHP, MHP ve benzeri duzen partilerin koruma gucudur... 12 Eylul Askeri Fasist Cuntacilar, 1923 den 1946 ya kadar iktidarda kalanlardan daha ilimli olduklarini, yani 1923 den 1946 kadar iktidarda olan donemin generalleri ile 12 Eylul generalleri arasinda fazlalik var, eksiklik yok..... isterseniz buna dair belgelerle kanitliyabilirim...... Saygi ve Insani Sevgilerimle. |
Sevgili Baskoylu,
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Elimizdeki malzemeler şunlar : - Bitik bir İmparatorluk. - Özellikle yakın tarihte yeni ülkelerin doğuşuna sebep olacak kadar fazla toprak kaybı. - Onyıllardır yenilen zayıf bir ordu. - Acz içinde bir padişah. - Düşman başına bir şeyhülislam. - Mandacı güruh. - Vatan haini güruh. - İç isyanlar. - İmparatorluğu parçalamak ve yağmalamak isteyen işgalciler. - Bin yıldır imparatorluğa egemen olan İslam denen bilim düşmanı Arap icadı. - Millet değil ümmet olan feodalite ve taassup bataklığına gırtlağına kadar batmış über cahil bir halk. - Sıfır sanayi. - İlkel ötesi tarım. Bu malzemeden bağımsızlık ve Laik Cumhuriyet rejimi çıkıyor. Sizce eldeki malzemelerle doğrudan komünizme mi geçilmeliydi ? Benim önyargılı yaklaşmış olabileceğim mesele neresidir ? Alıntı:
Bakınız, güzel bir atasözümüz vardır : Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Politikaya bulaşmayayım dedim, bulaştım. Pakala, sonuna kadar konuşalım. Ancak çok rica ederim papağanlardan alıntı yapmadan, halkın diliyle, özgün fikirlerimizle, dürüstlükle konuşalım ki, okuyan anlasın. Her zaman öncelikle durumu iyi tespit etmek gerekir. Durum iyi tespit edilmediğinde belirlenecek stratejiler de işe yaramayacaktır çünkü. Bence durum tam olarak şudur : Komünizmin ana felsefesinde emekçilerden oluşan geniş kitlelerin kapitalistlerce sömürüldüğü, bu süreçte dinin fazlasıyla kullanışlı bir uyuşturma ve gütme aracı olduğu açıkça belirtilir. Kapitalistin komünizm aleyhindeki temel anti propoganda maddesi dinsiz şeytan olduklarıdır. Bu madde Türkiye'de de fazlasıyla kullanılmıştır. Bakınız : Alıntı:
Yurdum komünistleri de bu tespiti yapmışlardır elbette, ancak işin gereğini yapmışlar mıdır ? Yapmadıkları ortada. Yüzde ile bile ifade edilemeyen bir oran ile çoktan ölmüş pratikleri tekrarlayıp duruyorlar. Bunların da çoğu Lenin papağanı. Alıntı:
Yaşım 48, lisedeyken 1980 darbesini yaşadım, mahalleden 20, okuldan 20'den fazla devrimci arkadaşım öldürüldü. Bir gün sınıftayken bir tekmeyle kapı açıldı, içeri elinde silah olan devrimci bir abi girdi, şimdi adını hatırlayamadığım bir devrim şehidi için yürüyüşe katılmamız gerektiğini söyledi, katıldık. Hemen polis tarfından öldüresiye dövülerek içeri alındık. Yaşıtlarıma göre biraz iri olduğumdan, elebaşı muamelesi gördüm. Bir hafta aralıksız dövülüp hakarete uğradım. Babamın patronunun dıdısının nınısı sayesinde bırakıldım. Değişik tarihlerde yolda yürürken 5 kez daha içeri alınıp feci şekilde dövüldüm. İlk olayda yürüyüşlerin faydası olamayacağına kanaat getirerek bir daha yürüyüşlere katılmamıştım. Kendi kendime ancak başarılı bir kariyerle ve mal varlığı edinerek başarılı olunabileceğine karar verdim. Toplumda önemli yerlere gelmeliydim, ve öyle bir şekilde yaşamalıydım ki, insanlar bana çamur atamamalıydılar, sözümü dinlemeliydiler, dediklerimi yapmasalar bile saygı duymalıydılar. Bu hedefe erişmek için elimden geleni yaptım. Sonuç, özellikle mal varlığı konusunda pek istediğim gibi olmadıysa da 20 yıla yakın meslek ve yöneticilik kariyerimde insanlara komünizmi anlattım, hatta elimden geldiği kadar yaşattım, halktan biri, onlardan biri oldum, dindeki çarpıklıkları, mantıksızlıkları anlattım, hep hak verdiler, ne var ki, çoğu binyılların geleneğini yıkmaya hazır değildi, ama en azından laik oldular, diğer görüşlere saygı duymaya başladılar. Belki yüzlercesini etkilemiş, onlarcasını dinden çıkarmışımdır. Başarılı çocuklara ders, burs verdim, gereçlerini aldım, velilik yaptım. Yaşam biçimimle onların örneği olmaya çalıştım. Marksist Deist_tr kendi pratiğini kendi belirledi, halkının içinde yaşadı, herşeyini halkıyla paylaştı ve hiç kimseye baskı uygulamadan, zarar vermeden elinden geleni yaptı yani. Bence doğru yöntem buydu. Keşke daha çok mal varlığım olsaydıda daha çok burs verebilseydim. Aziz Nesin ağabeyimin ellerinden öpüyorum. Halktan biriydi, hep öyle oldu, kendi pratiğini belirledi, gerekeni yaptı, çok çalıştı, çok engeller aştı ve başardı. Nesin Vakfı'nı kurdu, yüzlerce çocuğu okuttu, hala okutuyor. Alıntı:
Cuntacıları ve hüküm sürdükleri dönemde yapılanları 40'dan fazla arkadaşını toprağa veren birine anlatmanız gerekmiyor sevgili Baskoylu. Tekrar, durumu doğru okuyup doğru strateji belirlemek gerekir diyeyim. Durum şudur : Üstte anlattığım malzemelerden böyle bir Cumhuriyet çıkmıştır. Atatürk'ten sonra, kalan malzemelerden de öyle bir CHP çıkmıştır, o CHP'den de 46'lar, 61'ler, 72'ler, 80'ler vesaireler çıkmıştır. Eldeki malzeme buydu yani. Bunda şaşılacak birşey yok. Devrimci aydınlar durumu doğru okuyamayıp stratejiyi doğru belirleyemediler, eh biraz da papağanlık, kibir, halktan kopukluk ve tembellik vardı tabi. Strateji şudur : Cemaatin yaptığını yapmalı, tabana yayılmanın bir yolunu bulmalılardı. Bunu hala yapabilirler. Aziz Nesin ağabey yaptıysa, tökezlenilse bile aşılmayacak yasal engel yok demektir. Sevgiler |
Kemalizm komünizm için ne demektir ve ne anlama gelir?
Tek başına Kemalizm dogma değildir, çünkü şöyle bir laf edilmiştir sözü tek başına bir şey ifade etmez. Çünkü lafla bu işler olmaz, önemli olan uygulama ve bu uygulamaların dayandığı felsefedir. Kemalizmin dayandığı felsefe de burjuvanın çıkarlarını öncelikli olarak savunan burjuva felsefesi ve kapitalizmdir. Kemalizm baştan beri bireyin, işçi sınıfının siyasete katılmasını, düşüncelerini söylemesini dile getirmesini engellediği, her türlü sivil inisiyatifi ve buna bağlı politik yaşamın gelişmesine izin vermediği için oldukça gerici bir burjuva ideolojisidir. Kemalizm başta beri her türlü eleştiriye en ufak bir tahammülü olmamıştır. Bir zamanlar Katolik Kilisenin kendisini eleştirenleri türlü yollarla susturarak bilimsel düşünceyi ve gelişmeyi engellemesi gibi Kemalistler de bu ucuz yönteme sarılmışlardır. Kendilerinden başka hiç kimsenin konuşmasına, fikir söylemesine bile tahammül edemeyen, bu bakımdan da esaslı düzeyde gerici bir ideoloji olan Kemalizm, Sabahattin Ali gibi insanları arkadaş toplantılarında Kemalizm eleştiriliyor diye tutuklamakta, hapse atmakta sakınca görmemiştir. Kemalizm kısaca özünde esaslı biçimde komünizm düşmanlığı demektir. Kemalizm demek öncelikli olarak burjuvanın ve toprak ağalarının çıkarlarını savunmak ve bunların çıkarları için gerekirse bilim karşıtı, bilim düşmanı olmak ve yobazlığı savunmak demektir. Kemalizm aynı zamanda ataerkil bir ideoloji olup toprak ağalarının yanında olmaktır. Ataerkil bağlantıların ve köklerin arkasına saklanarak yapılan sömürüyü haklı çıkarmanın adı Kemalizmdir. Ve yine geçmişte yapılanların arkasına saklanarak bugünü ve geleceği işçi sınıfının elinden gasp etmek isteyen ideolojinin adı Kemalizmdir. Komünizm düşmanlığı bu ülkede Kemalizm ile esaslı biçimde başlamıştır. İktidarı halk ve işçi sınıfıyla hiç bir biçimde paylaşmak istemeyen ve her fırsatta işçi sınıfının önündeki tüm demokratik yolları yok etmeyi birinci amaç edinen, gerçek demokrasinin kırıntısını bile işçi sınıfına çok gören, bunun için her türlü gerici ve yobaz ideolojilerle işbirliği içinde olmakta da sakınca görmeyen Kemalizm baştan beri komünist düşünceye karşı inanılmaz düzeyde saldırgan davranmıştır. Kemalizm bir verip on almayı savunan uyanık geçinen burjuva ideolojisidir. İşçiye bir şey verilir ama karşılığında ondan on, bin yüz misli şey alınır. Verilenler gece gündüz anlatılır, ama işçi sınıfından neler alındığı söylenmez. Kemalizm 12 Eylülleri, faşist cuntaları, askeri ve militarist gerici darbeleri savunmak demektir. Kemalizm işçi sınıfının çıkarlarını ve geleceğini yok etmeyi öncelikli olarak savunmak demektir. Kemalizm egemen burjuvazinin çıkarlarını korumayı amaç edinmek, bu yüzden NATO’nun ve emperyalizmin çıkarlarını öncelikli olarak savunmak, bununla gurur duymak demektir. Kemalizm demek Kenan Evrenler ve Gladio’nun yanında olmak demektir. Kemalizm demek sosyal demokrasiye bile tahammül edememek sonuna kadar sosyalizm ve sol düşmanı olmak demektir. Sosyalist devrimcileri sudan bahanelerle öldüren, tutuklayan, hapseden, işkence eden, aşağılayan, ezen, sindiren ve buna işte özgürlük bu bununla gurur duy diyen ideolojinin adı Kemalizmdir. Tabii bunun meyvelerini Kemalistler topladı. Baştan beri komünizm var olacağına bu ülkede 'İslamcılar', 'Ülkücü faşistler', 'Şeriatçılar' gelsin, bu bile komünizmden milyon hatta milyar kat daha iyi olur şeklinde bir politika benimser, ikiyüzlü bir politikalarla ilerici gibi görünüp gerçekte gericiliğin en esaslısını savunmaya çalışsanız olacağı bellidir. Kemalizm baştan beri kendisini sosyalizm düşmanlığını ve kapitalizm destekçiliği üzerine dayandırdı. Bu ülkede sosyalizm baştan beri gelişmediyse, kendisini ifade edemediyse bunun birinci derecede sorumlusu Kemalizmdir. Kemalistler neden İslamcıları desteklediler, neden Köy Enstitülerini kapattılar, neden Sabahattin Ali gibi insanların konuşmasından inanılmaz düzeyde rahatsız oldular, neden gerici politikaları çaktırmadan destekledikleri halde kendilerini ilerici ilan ettiler, neden solcu ve sosyalist aydınların çoğunu fırsat buldukça en büyük düşman ilan ettiler ve bunu 80 yıl boyunca acımasızca ve en şiddetli biçimde devam ettirdiler? Neden işçi sınıfı fırsat buldukça sürekli aşağılamayı benimsediler? Bu sorunun yanıtı şudur: Kemalizm bir burjuva ideolojisidir. Kemalizm için önemli olan burjuvanın (zenginlerin), toprak ağalarının çıkarlarının, ayrıcalıklarının korunmasıdır. Asıl olan budur. Mücadele bunun mücadelesidir. Vatan, millet, din, ata, milli mücadele vb. sözleri ile işçi sınıfının kullanarak, kandırarak binlerce dönüm toprağın, bir sürü fabrikanın sahibi olarak bunları savunmanın dayanılmaz cazibesi de denilebilir buna. Kemalizmde içerikten ziyade şovlar, göz boyamalar çok defa en ön plandadır. İçerik çok defa, ikinci plandadır. Bunun nedeni Kemalizmin akıl ve düşünceden ziyade otoriteye dayalı olması ve bir tür otoriter kapitalizmi savunmaktan öte yeni bir şey zaten ortaya koyamamasıdır. Ama bunu direk dile de getiremez. Köy Enstitülerini Kemalizm kapatmak zorunda kalmıştır; çünkü Köy Enstitüleri Kemalizmin kendisinin bu boş ve gerici bir ideoloji olması ile zaten çelişki halindeydi. Nitekim daha sonra burada da Kemalizm içerikten ziyade şov ve gösterge ve göz boyama ile yoluna devam etti. Kemalistler baştan beri işçi sınıfının aydınlamasından korktular. "Vatan, bayrak millet, millet, milli mücadele" vb. laflarla işçi sınıfını susturmayı, kandırmayı, manipüle etmeyi ve hakkını bile aramayan, beyinsiz, apolitik bir işçi sınıfı yetiştirmeyi büyük bir hedef olarak gördüler. Şimdi bunu da başarı diye anlatıyorlar. Aynı zamanda belki de çıkarları gereği bunu söylüyorlardır. Kendi açtıkları Köy Enstitüleri onları korkuttu çünkü düşünen, sorgulayan insanlar çıkıyordu oradan. Kemalistler embesil gibi ne denirse yapacak ve sömürüye asla itiraz etmeyecek apolitik, beyinsiz insanlar istiyorlardı. Başarı dedikleri de bu işte. “Ama SSCB ve sosyalizm çöktü Kemalizm ayakta kaldı.” denilecek. Bir düşüncenin veya ideolojinin uzun süre yaşaması o düşünce ve ideolojinin doğru olduğu anlamına gelmez. Ona bakarsak İslam da hala dimdik ayakta, evrim karşıtları hala dünya da var, buradan İslam ve evrim karşıtlarının daha iyi ve daha doğru düşündüğü söylenebilir mi? Elbette söylenemez. Ama Kemalistler okuma yazma öğretti, o halde ilerici bir felsefe olması gerekir? Okuma yazma öğretilmesi tek başına bir ideolojiyi ilerici ve doğru yapmaz. Önemli olan özgür ve bağımsız düşünmektir. Kemalizmin istediği ise gerçek anlamda özgür ve bağımsız düşünen insan değildir. Onların istediği insan burjuvaya itaat eden, sömürüye açık insandır. Bunu görmedkten olmadıktan sonra tek başına okuma yazma öğretti, vay be demenin anlamı yoktur. Kaldı ki kapitalizmin istediği tümüyle cahil insan değildir, kapitalizmin istediği burjuvanın emir ve talimatlarını yerine getirecek insandır. Bu bakımdan okuma yazma öğretmek zaten burjuvanın istekleri de çelişki halinde değil. Birçok burjuva devletinde eğitimin zorunlu olması boşuna değil. Bugün için ikinci bir alışkanlık da burjuva ve kapitalizmde sorun görmeyerek sorunu basit biçimde kişilere, partilere indirgeyerek sorunların çözüleceğine olan derin yanılgıdır. Kapitalist düzeni sorumlu olarak görmeyip bunların piyon, maşa ve kuklalarını asıl sorun olarak görmek yetmez. Çünkü burjuva ve kapitalist sistemdeki sorunları görmek ve anlamaktan ziyade A burjuva partisi mi yoksa B burjuva partisi mi diye tartışmanın çok da anlamlı bir tarafı yoktur. Çünkü artık burjuva ilerici rolünü tümüyle kaybetmiştir. Burjuva ilerici rolünü aslında çok uzun süre önce kaybetmişti. O yüzden onun gericilikten ve yobazlıktan medet umması boşuna değildir. Bunu görmek ve anlamak yerine, sorunu başka yerlerde aramaya çalışmak doğru değildir. Sorun bizzat kapitalist sistemin kendisindedir. Hala ısrarla kapitalist sistemin içinde çözüm ve çıkış noktaları aramaya çalışmak nafile bir uğraştır. Bu ülke ve iktidar halka aittir ve olmalıdır. Ama ne yazık ki Kemalistler tarafından bu hiç de öyle görünmedi. Bu ülke hala babadan oğla geçen padişah anlayışı gibi birilerinin şahsi malı olarak görülüyorsa, ki Kemalistler tarafından hala böyle görülüyor, en azından bu uygulama böyledir, işçi sınıfına hala Osmanlı’da olduğu gibi kul gibi davranılıyor ve 80 yıldır bu savunuluyorsa orada ciddi sorun var demektir. Kemalistlere göre olay böyledir, çünkü ülkeyi kuran, yapan, inşa eden yani yoktan var eden Kemalistlerdir. Onlara göre bu öyledir. Bu faşist bakış açısı işçi sınıfını tümüyle aşağılamak anlamına geldiği gibi onu insan bile yerine koymayan Osmanlı anlayışının apaçık biçimde devamıdır. Şartların gereği denilerek de bu politikalar savunulamaz. Çünkü hiçbir şart insanlara köle gibi davranma hakkı vermediği gibi onların iktidarını gasp etme hakkı veren faşist ve köleci bakış açısını haklı çıkaramaz. Böyle bir sömürge, mandacı, özgürlük karşıtı, tutsak edici, faşist, gerici ve yobaz, işçi sınıfını sonuna kadar aşağılayan, onu yok sayan, adam yerine bile koymayan, onun zorla ve cebren sömürülmesini meşru kılan, onu ezen bir anlayış kabul edilemez. Kimse çıkıp şartları keyfine göre yorumlayıp insanlara köle gibi davranmayı, özgürlüğünü ve konuşma hakkını yok saymayı, onları köle muamelesi yapmayı çok büyük bir ilericilik olarak anlatmasın. Eğer birileri şartları keyfine göre yorumlama hakkını kendinde buluyorsa biz de bu hakkı kendimizde bularak köle olmayı, tutsaklık içinde yaşamayı kabul etmediğimizi ilan ediyoruz. Bir komünist köle sahibi için “hiç olmazsa bu kölenin yaşamasına izin veriyor, onu besliyor ve karnını doyuruyor, köle sahibi olmasa köle ölürdü, bu yüzden bu köle sahibi gurur duyulacak bir kişidir” demez, diyemez. Elbette köle sahibi bir takım iyilikler de yapmış olabilir. Ama bu köleliği ve tutsaklığı haklı çıkarmaz. Komünist biri aynı şekilde kapitalist bir patrona da işçilere iş veriyor diyerek övgüler düzemez. Çünkü sömürü ortadadır. Çünkü komünizmin savunduğu şeyler bellidir. Burjuva yanlıları artık bilin ki sonuna ve ölümüne kadar gece gündüz savunduğunuz, kendi şahsi menfaatlerinizi savunmak için işçi sınıfına karşı uyguladığınız bu sömürge politikalarının sonuna doğru yaklaşıyoruz. Bankalardaki milyonlarca dolarınız, binlerce dönüm araziniz de sizi kurtaramayacak, çünkü beyinsiz hale getirdiğiniz, gece gündüz bunun için uğraştınız, bu halk da artık sizi kurtaramayacak. Komünizm gelecekse şartlar öyle olduğu için gelecektir. İşte o zaman gerçek aydınlama başlayacaktır. Çünkü komünist sistemde asalak ve sömürücü sınıfa ihtiyaç olmadığı gibi bizzat işçi sınıfı ve halkın kendisi iktidarın sahibi olacaktır. İşçi sınıfı bu derece ezilmeyecek, adam ve insan muamelesi görecektir. İnsana insan gibi davranılacaktır. Doğaya ve çevrede bir takım şirketlere peşkeş çekilmeyecektir. |
Ben bu başlıklara, ayrı, ayrı başlık açmalara anlam veremiyorum(bu konuların başlıkları forumlarda zaten fazlasıyla mevcut). Bir kaç eleştiri yapmak gerekirse; Kemalizm ne düzeyde dogma ise Türkiyede sözde kendisine sözümona sosyalist diyen(marjinal) kesimlerde o düzeyde dogmatiktir(ve sembolcüdürler). TC nin sosyalistleri de, kemalistleri de kafa yapısı aynı!
Açıkcası yıllardır aynı yavan(ayet) tekrarları duymaktan sıkıldım. yani amacım birilerini eleştirmek değil, bıkkınlık veren tarzı en kaba biçimiyle dile getirmektir. Bir örnek vereyim; Bir gün bir lokaldeyiz. (10 yıl önce). 3 Kişi hararetli biçimde tartışıyor. Birbirlerine kullandıkları sözler ezberden dökülen tipik nağmeler, yani ayet gibi. Böyle 30 dk tartıştılar. Birisi diyor ki Türk solu kürt ulusal mücadelesine yeterli desteği vermediği için çöktü. Öteki diyor ki yok bilmem ne, onlar emperyalistlerle uzlaşıyor vs... Araya girdim, arkadaşlar herhangi bir ulusal mücadeleye destek verip, vermemek bir ülkede solu çökertiyorsa, çöksün zaten! Efendim hemen beriki atladı, sol derken sosyalist demek istedik! O zaman hepten batsın! Sosyalist mücadele, ulusal mücadeleye destek vermediği için çöküyorsa çöksün zaten. Kaldı ki biriniz ulusal mücadele emperyalistlerle uzlaşıyor dediniz, uzlaşabilir, hatta uzlaşması gerektiği, çatışması gerektiği dönemler olur. Adı üstünde burjuva mücadele ve taktik o an ne gerektiriyorsa onu yapar. Siz ne bekliyordunuz? Burjuva karakterli bir mücadele kapitalistlerle değil de kimle uzlaşacak? İttifak olacak?... Vay efendim, sen dev sola laf edemezsin! Burjuva mücadelesi veriyor diyemezsin! Alın size gün görmemiş taliban bozması mürit! Diğeri yok sen bilmem ne KP ye laf edemezsin, eleştiremezsin, hadi dışarı çık hesaplaşalım! (bıraksam yanımdaki arkadaşlar kafalarını kıracak :) ). Kafa yapısı mı arıyorsunuz buyrun. Kemalistlerden daha mı ilerideler, asla, hatta dinciler ile başa baş giderler... Bu kafa Türkiye'de sözde sosyalist diye geçinen, feodal kahramanlık bilincini dahi aşmamışların geçerli kafası... Kapitalist kültürden dahi gerideler, ama ne yazık ki sosyalizm, hala sözde sosyalist geçinen faşist kafalı sözümona devrimcilerin(tarikatlar ve müritler)etkisi altında.. Ülkeyi, sözde devrimci ve sosyalistlere 1 haftalığına bıraksak, hiç şüphem yok, önce bizi, üçüncü günde birbirleriyle geçinemez, birbirlerini boğazlarlar. Sosyalist oldukları için mi? hayır tipik feodal mürit oldukları için. Ne sosyalizmi bildikleri ne de kapitalizmi çözdükleri için değil, inandıkları için savaşan, imanlı cengaverler! Ne için savaşıyorlar(cihad)? haklı ve doğru oldukları için. Bu dil dinlerin asli dili değil mi? O yüzden dilleride yavan oluyor ve her daim bir tukaka, şeytanı seçme(!) temeli üzerine kurulu. Kısaca ülkede sosyalist var mı? (nadir). 3 kişi bir araya gelse adı örgüt oluyor, 3 gün sonra o 3 kişilik örgüt o kadar bereketli, doğurgan ve verimli ki, zerre objektif değer taşımayan sudan sebeplerle ondan 2 örgüt daha doğuyor(bol peygamber ve tarikat üretiyor). Ayranı yok içmeye, tüm vaktini tükettiği meselelere bakın....) Birde herkes oportunist, herkes revizyonist! Türkiye de anket yapsak oportunist nedir diye sorsak sanırım %99 u bilmez... Böyle başa böyle tarak.. Bu tarzdan uzak durmak gerekir. Atıyorum Atatürk olmasaydı, TC de resmi kapitalist ideoloji ve kullanılan subjektif değerler başka türlü mü olacaktı? Sebep? Hadi bunları geçtim, kabul ediyorum, Atatürk vampirdir dedim, sonuç ne? hani neo-liberaller yazarya, Ho Chi Minh diktatördü, Lenin vampirdi, Stalin şöyleydi, lakırtı o kadar boştur ki, 3 satırı geçmez, biraz zorlasanız(adam yerine koyup) yine aynı şeyler ve çok rahatlardır, o öyledir, bu böyledir, tamam kabul hepsi vampir, eee ne oldu şimdi? Sonuç ne? Sanki karşımızda, şeker bekleyen at, ödül bekleyen bir bebek, ya da ne bileyim hastalıklı, deşarj olmaya muhtaç bir tip var... Umarım ifade edebiliyorum... Türkiye de egemen olan faşizm değil, tipik kapitalizmdir. (ayrı bir konu ama her 3 kelimeden birisi emperyalizm, öteki faşizm olan yazılar ne kadar uzun olursa olsun okumanın yararlı olacağını düşünmüyorum. Zira hamasi, içeriksiz ve faydasız olurlar. Ajitasyonun da en kötüsü parçalanır). Kapitalizmde hiç bir kapitalist devlet, kendi varlığını kökten sarsacak hiç bir güce, gül vermez. Belirli makul ölçülerin dışı, doğasına aykırı. Sosyalizmde gül dağıtmaz. tarihte sözde hiç bir sosyalist ülke, iç güvenliği dama atmamıştır? SSCB de kime gel geç dendi ki, kapitalist bir devlet desin... O halde sırf buradan bakarak her ikisi de faşist mi? Sözde sosyalist doğu bloku ülkelerine bakın. Fişlenmeyen 1 kişi yok(şizofren devlet modelleri). 15 yıl önce KDP(Alman Komünist Partisi) Doğu Almanya Seksiyonunun arşiv belgelerini okumuştum. Doğu Almanya da fişlenen insanların fişleri uç, uca eklendiğinde, ülkeyi çepe çevre dolanıyor! Üstelik doğu Almanya cezavelerinde, batı Almanya sosyalistleri mahkum :). Yine Çin, yine SSCB nin askeri bürokrasisi de keza öyle... Nasılsa TC deki sosyalistlerde aynı. Mürit ve sembol bağımlısı, yani maruzatları var arkadaşalrın, çünkü tabuları var!.. SSCB de ne oldu? Orak, çekiçli kızıl bayrak yüksek, çoook yüksek direklere, kocaman asıldığında bunun adı sosyalizm oldu(İsa yere indi!). beri tarafta zaten sosyalizm denince, dinsel bir inanç ve sembol tapınırı kitle, mest oldu. Bu mest oluş sosyalizm için yeterli olacak ki, sosyalizm adı altında askeri dikatörlükler kuruldu... Adına da sosyalizm dediler? sebep? Orak çekiçli kızıl bayrak dalgalanıyor ya? Daha ne olsun.... Birde materyalizm ve diyalektikten bahsederler, oysa kendileri düpedüz idealist... Neyse uzatmayayım, neo liberallerin Stalin şöyle katliamlar yaptı, sosyalizm şöyle kötü, sosyalizm böyle diktatör, sosyalizm şöyle totaliter kafasıyla birebir aynı biçimde, üstelik kapitalizm rafa kaldırılarak sanki her şey kişisel ve şahıslara dayalıymış gibi, kan davası ve çamur, hutbe düzeyini aşmayan, şu şöyle kötü, böyle kötü, şöyle etti, yaptı yazılarının en azından kendi adıma hiç bir değeri yok. |
Buradaki başlık Kemalizm olduğu için yazdım.
Başlık Türkiye'de sosyalizm olsaydı o konuda da yazardım. Bununla birlikte Türkiye'de sosyalizm epey marjinal düzeyde kalmıştır, gelişmesine fırsat verilememiştir. Bundan elbette sosyalistler de bir ölçüde sorumlu olabilir ama konu bu olmadığı için burada onu yazmıyorum. Kemalizmin durumu ise farklıdır. Kemalizm yıllarca iktidarda kalmıştır. Bir şeyler iddiasındadır. Şimdi aynı şekilde sosyalistler iktidarda olsa ve yanlış şeyler yapsa, olur bir şey, bunu konuşmanın manası bile yoktur demenin de benim için pek bir anlamı yoktur. Kaldı ki ben ne Stalin'i ne de otoriter sosyalizmi ve türevlerini savunmuş biriyim. Stalin de yanlış yaptıysa, olur böyle şeyler demem. Kimse eleştirilemez değil. "Ama başkaları da öyle söylüyor." Biz başkaları öyle söylediği için değil öyle olduğu için söylüyoruz. O yüzden "Stalin de bunları yapmıştı, hatta çok daha ileriye gitti. O yüzden Kemalist biri de yaptıysa ne olmuş ki, bunların ne önemi var mı, konuşmaya bile değmez." türünden sözleri de doğru bulmuyorum. Eğer aynı ve benzer şeyleri Stalin de yaptıysa yanlış yapmış, yanlışın savunulacak tarafı bana göre olamaz. Stalin'de de bu durum değişmez. Ona özel davranacak değiliz. Diğer bir nokta ise tüm kapitalist iktidarların tam anlamı ile aynı olduğunu da düşünmüyorum. Çok farklılıklar olabilir. İsveç ile Türkiye bir mi? Finlandiya ile Türkiye bir mi? Değil. İsveç, Finlandiya vb. ülkelerde sosyal demokrasi vb. önemli ölçüde gelişmiştir. Gelir dağılımı bu derece bozuk değildir. Türkiye gelir dağılımda OECD ülkeleri arasında ABD ve Meksika ile birlikte son sıralarda. Birçok bakımdan İsveç, Finlandiya'daki kapitalizm tam anlamıyla Türkiye'dekine benzemez. Sonuçta ikisi de kapitalistler ama çok farklı farklı kapitalist uygulamaların var olabileceğini de anlamak gerekir. Evet ikisi de kapitalist ama bariz bir fark olduğu açık. |
Alıntı:
Ama bu yanlış son derece ciddi sonuçlar doğuruyorsa, birçok kişiyi yakından ilgilendiriyorsa bunların üzerinde düşünmek gerekir. Peki bu nasıl önlenebilir? Bunun bir yolu düşünce özgürlüğünün ilerlemesi ve gelişmesi yönünde adımlar atmaktır. Bunun yerine bir takım bürokratik sınıf, parti sınıfı veya burjuva sınıfının özgürlüğünü genişletmeyi tek ve yegane amaç edinirseniz, diğerlerini görmezden gelirseniz ve bunun için bir takım bahanelerin(dış düşmanlar, kapitalizm, daha gelişmedik vb.) arkasına her seferinde saklamayı seçerseniz bunun cevap olmadığını söyleyenler de olacaktır. Ve her seferinde size itiraz edenler elbette ki liberaller veya neoliberaller olmayacaktır. |
Diğer bir nokta daha var.
Burada Kemalizm için yazdığım yazıyı kendim için yazmış filan değilim. Bu ülkede Kemalizmi halen sol olarak görenler, anlayanlar var. Yoksa Kemalizmin neyle ittifak yapmak isteyeceği bence elbette açık, ama birçok kişi için bu o kadar açık değil. Bunları anlatmak gerekir. Bazı sosyalistlerin bunu bilmesi herkesin bunu söylenmeden otomatik olarak bileceği veya çıkaracağı anlamına gelmiyor. |
Alıntı:
Saygideger Brian Dost Katkilarinizdan dolayi tesekkurler.... Saygi ve Insani Sevgilerimle. |
Alıntı:
Ateizm, Komunizm, Sosyalizm, Demokrasi ve Sosyal Demokrasinin nasil bir birinden farkli anlamlari ve amaclari varsa.... Devrim, Devrimci ve Devrimcilik ayni sekilde cok benzer gorulsede bir birinden cok farkli anlamlari var. Kendisine Komunistim diyen her birey komunist olabilirmi? Kendisine Marksistim diyen her birey Marksist olabilirmi? Kendisine Sosyalistim diyen her birey Sosyalist olabilirmi? Kendisine Devrimciyim diyen her birey Devrimci olabilirmi? Kendisine Insanim diyen her birey Insan Olabilirmi? Bunlari cogaltabiliriz. DEVRIM; 1.Kurulu bir hukümetin veya politik sistemin zorla ve tamamen yikilması; 2. Toplumsal yapida sistem ve duzenden hosnut olunmamasi halinde, aniden meydana gelen, genellikle siddetle yaratilan, radikal ve yaygın degisiklik; 3. Herhangi bir seyde meydana gelen butunsel ve bariz degisiklik; 4. Mekanik ve astronomide bir cismin kendi etrafinda veya baska cisimler etrafinda donusu. 4 ayri anlamda soylenenleri goz onunde bulundurursak... Ataturk`un yapmis oldugu yenilikler ve degisiklikler, Milli Burcuva Devrimler olarak tahlil etsekte, Adina Devrim ve Devrimler diyebiliriz, bunda bir sorun yok, sorun yapilan Devrimlerin kime ve neye hizmet ettigidir, yapilan devrimlerin nitelik ve nicelikler tartisilir. yani asil ihtiyac ve gereksinim olan devrimlerin yapilip yapilmadigi vs vs . Sonuc olarak Fetullah Gulen politikasi ile, AKP ninde yaptigi kendisine gore bir yeniliktir, yani kendisini deviren ve kendi varligini sadece Dianet Isler bakanligi ile sinirli birakan bir dusunceyi yeniden turetmek, bilimsel egitim yerine, Ilahayet fakultelerini kurmak, her kose basinda kuran kursalarini acip insanlarin dinci olmalarini hizlandirmak vs vs. Adolf Hitler`de kendisine gore Devrim yapmistir, onun devrimi`de insanlari firinlarda kavurmak, kendisine karsi gelen kim olursa olsun yok etmek, dunyaya hakim olup, kendi inancina gore Allah`a teslim etmekti..... Marksist DEVRIMCi; Hic bir cikar beklemeden 24 Saat kendisini halka ve devrime adiyan, Ser verip sir vermiyendir. Devrimcilik; Firsati oldukca, kendisini Marksist, Sosylist, ilerici ve aydin goren ve gormeye calisan, bir kac ogrendigi bilgilerle kendisini devrimci katagorisi icinde his eden, bilgi ve birikimin olmadigi ve zaman zaman siddete bas vuran, isin icinden siyrilmak icin bencillik egosunu on plana cikararak, sen bilmiyorsun, bir kac sey bilmekle kendini bir sey saniyorsun, sen yanlis biliyorsun, ezberlemissin, vs vs gibi cikislarla bilimsel tartisma yerine, yapici ve egitici tartisma yerine, kisir tartisma ve kisisel satasmalardan oteye gitmiyen bir yapilanma icine girer..... Dolayisiyla sizin yukarida verdiginiz orneklerle bunlari goz onunde bulundurursaniz umarim kisada olsa aciklamalarimla size cevap vermis oldugumu dusunuyorum. Ayrica IKI LIDER, IKI ONDER kitabi elinize gecerse, Devrimci ve Devrimcilik konusunda size cok net bilgi verecektir. Ibrahim Kaypakkaya ile Dogu Perincek`in yakalanmalari doneminde, birisi yedi sulalesini anlatip, kiminle ne konustugunu, nerede gorustugunu, kiminle ne yaptigini tek tek anlatirken..... Digeri ise Tirnaklari Cekilir, Parmaklari Kesilir, Insanligin kabul edemiyecegi iskencelerden gecer... "Ser Verilir Sir Verilmez" teorisini dunya halklarina kazandirir. Not: Saygideger Deist_tr Dost`a zaman sorunundan dolayi daha sonra cevap verecegimden. beni bagislamasini diliyorum. Saygi ve Insani Sevgilerimle |
Bugun sabah bir haber programında bir sunucu seyircilerden gelen facebook ve twitter mesajlarını okurken bir seyircinin benim hayalim Türkiyede komunizm görmek mesajına verdiği cevap gülmek ve tabi bu da onun hayali demek oldu adtea dalga geçti küçük beyniyle. İşte Türrkiye sosyalistlerinin en büyük problemi biraz hayal ürünü görünen marjinal girişimlerden vazgeçip kendini dev aynasında görüp insanlara sacmasapan görünen ideolojileri savunmasıdır. Halktan aldıkları destek bu yüzden 1000 delerle bile hesap edilememektir. Biraz topluma açık öneri ve somut birşeyler anlatmanın zamanı geldi evet Atatürk bir adım attı ve ülkeyi bağnazlıktan kurtardı birçok arkadaşın dediği gibi artık o zamanlarda yaşamayı bırakıp aynı zamanda lenin ve marks döneminde yaşamayıda bir kenara bırakmalı yeni dünya konjektüründe neler yapılabilir veya yapılmalı bunlar halkın önüne koyulmalıdır.
Çünkü son günlerde gelişen olaylar gösterdi ki tayyip milletin zannettiği o müthiş kriz yönetici lider olmaktan çıktı populist politikalarla mhp vari seçim yarışlarına başladı. Ülkeyi tamamen sağ eksene çekmeye devam ediyor. Hala idamı ortaya atabilecek kadar gerici bir zihniyete varolduğunu gösterdi. Ortada ise fokur fokur kaynayan bir gündem var. Çok yakında kapitalizmin çöküşünü veya ortadoğu ile başlayan bir yeni dünya savaşına bile tanıklık edebilecek durumdayız. Ama bakıyorum herkes kendi kıc derdinde ortada halkı doğru dürüst yönlendirecek bir lider yok. Çoğu kişi alternatifsizlikten akpyi destekliyor. Aslında bu durumdan sol faydalanıp gerçek bir lider ortaya çıkarıp yepyeni bir Türkiye nin temellerini atabilir. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bu haliyle TC de ilk yıllarda, bir taraftan emperyalizme kendisini satmış saltanata karşı, beri yanda ağalık sistemi(feodalite), öte yanda emperyalist haydutlara karşı canını budaktan esirgemeyen, kendisini davasına ve halkına adamış, 7/24 bu uğurda savaşmış, can vermiş, ser vermiş................................. bir biçimde yaratılmadı mı? O halde bence 99 luk tespihimizi alalım ve hayata böyle bakmaya devam edelim. Eğer bunlar bize bilinç sağlıyor ve yetiyorsa, başka şeye ne gerek? Ömer İskenderiye kütüphanesini yakarken, kitapları getirin demiş. Sırayla kitaplara bakmış, demiş ki bu konu zaten kur'an'da var yakın!. Diğerine bakmış bu Kur'an'da yok!? O halde yakın zira Kur'an'da olmayan gereksizdir...... marksist olmak için ser verip sır vermemek gerekiyor-yetiyor demek... Anlaşılmadığımı ya da daha doğrusu ifade edemediğimi düşünüyorum, zira bir kaç kalemde ifade edemeyeceğim kadar çetrefilli bir durum var, o yüzden daha fazla yazmayı ve konuyu dallandırmayı düşünmüyorum. Kısaca, Hitler böyle, Stalin şöyle, Mao diktatör, Che manyak, Atatürk böyle gibi kişi analizlerinin ve bilinç temelinde hiç bir değer taşımayan, 6 yaşında bebenin, oy verdiği partinin başkanını bilmeyen mankenlerin dahi ifade edebileceği bir üstünkörülükle, sırf ajitasyon ya da bu tarz söylemler üzerinden kuru propaganda maksadıyla harcanan vaktinde, harflerinde hiç bir değeri olmadığını düşünüyorum. Kullanılış biçimine baktığımda ise tencere-kapak ile karşılaşıyorum, bütün ifade etmek istediğim bu özetten ibaret.... Biz bu sitede ana, asıl temel ve kaynak din dururken, binlerce kez sırf kişi odaklı biçimde Muhammed şöyledir, böyledir desek(yani kişiyi hedef alan ötesi olmayan), müslümanlar bizim ellerimize mi sarılacak, binlerce kez teşekkür edip, aydınlandıklarını mı düşünecekler. Sebep? |
"Koşullar birçok şeyi, hatta hemen her şeyi koşullar belirliyor. " sözüne katılırım.
Stalin’in var olmasını sağlayan koşullardı. Aynı koşullar kapitalizmin var olmasını sağladı. Dünya’da yaşamın var olmasını, bizim var olmamızı da sağlayan yine bu koşullardır. Dinlerin var olması da bir takım koşulların sonucudur. Kısaca elbette belirleyici olan koşullardır. Bunun yanında çok sınırlı da olsa bir belirleyici daha olduğunu düşünüyorum: insan bilinci. Gerçi insan bilincini de belirleyen koşullar olduğu için gerçek belirleyici koşullardır denilebilir. Evet öyle düşünülebilir, o zaman herkes yapması gerekeni yapıyor da denilebilir buna. “Dinler var.” Koşullar öyle gerektiği için bu böyle. “Stalin böyle böyle yaptı” Koşullar onu gerektiriyordu. “Hitler insanı fırana attı” Koşullar öyle idi, Hitler koşulların gereğini yapmak zorunda idi. “Bugün bir faşist durduk yerde sosyalist olduğum için gözüme okkalı bir yumruk indirdi.” O faşist dediğiniz kişi tümüyle koşulların bir ürünüdür, koşullar öyle gerektirdiği için o faşist o yumruğu attı. O yumruk koşulların bir yansımasıdır vs vs denilebilir. Fakat yine de insan bilinci, iradesi ile bir takım şeyleri çok sınırlı da olsa da değiştirebilir. Çünkü deneyimlerimizden biliyoruz ki bazı şeyleri sınırlı da olsa değiştirme, etkileme gücümüz var. (İnsan bilinci de koşuların ürünü olduğu için bu biçimde ifade kısır döngü olarak da düşünülebilir ama olsun bunun bazı bakımlardan bize bir takım kolaylıklar sağlayacağını düşünüyorum. İnsan bilinci ve iradesi her ne kadar koşulların ürünü de olsa, kendi başına o koşullara bağımlı da olsa soyutlama, düşünme ve karar verme yetkisine sahip. Elbette karar verirken insan koşullardan etkilenecek, ama düşünme gücümüzle, soyutla yeteneğimizle sınırlı da olsa, doğru ile yanlışı ayırt etme potansiyeline sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bu sahip olduğumuz güç koşulların ürünü de olsa insanoğlunun büyük bir gücü ve önemli bir güç.) Örneğin alış veriş yaparken kasadaki adam alacağımız parayı yanlış saydı ve eksik biçimde bize verdi bu yanlışı gördük ve onu uyardık. Bu uyarıyı yapmasak aldanacaktık. İstediğimizi belirtmek ve yanlışı ortaya koymak en doğal hakkımız, belki de gereklilik. Yanlış yapanlar hakimler, bilim adamları, doktorlar, öğretmenler, siyasetçiler de olabilir. Bu yanlışların bir kısmı yanlış teori ve yargılara, ideolojilere, çıkar ilişkilerine dayanabilir. Ve bunlarla mücadele etmek tek tek kişilerle mücadele etmekten zaman zaman daha zor olabilir. Nihayetinde kişiler ölebilir ama yanlış teori, ideoloji, düşünce ve yöntemler kuşaktan kuşağa aktarabilir. Bunun yanında zaman zaman kişiler ölse bile bu kişiyle onun oluşturduğu ideoloji, düşünce vb. arasında bazen öyle bir ilişkiler kurulur ki kişi o ideoloji, düşünce, yöntem vb. ile adeta ölümsüzleştirilir. Böylesi durumlarda bazen kişi ile onun ideolojisi birebir örtüştürülerek, kişi ile birlikte ideolojisi putlaştırılır. İşte o zaman o kişi ile veya onun ideolojisi ile mücadele etmek arasındaki fark da son derece belirsiz hale gelebilir. Evet bunlar da koşulların ürünüdür. Ama koşullar öyle demek sorunu anlamak ve çözmek için tek başına çok kolaylaştırıcı bir tespit değil. Örneğin adamın birisi kafasından vuruldu ve acile servise getirildi diyelim. Doktor adamın kafasına baktı ve dedi ki: “koşullar öyle olduğu için adam kafasından yara almış, aslında kurşun burada suçlu değil, adamın kafasını düzeltmek için koşulları düzeltmek gerekir.” İyi de adamın kafasında kurşun hala duruyor. Bu sorunu yaratan koşullar ama kurşun da bu sorunu yaratanların bir parçası olmuş durumda. Ve kurşun belki de sorun en önemli halkası durumunda. Elbette kurşunun tek başına suçu yok ama kafaya bir şekilde girmiş işte. Kurşun kafada kaldığı ve buna müdahale edilmediği sürece iş daha çok büyüyecek... Unutmayalım bir takım yanlışlıkları, bunlar koşulların ürünü de olsa değiştirme şansımız var. Galileo, “Dünya, Güneş’in çevresinde dönüyor.” dediğinde kilise yanlışa karşı direndi, Galileo’nun doğrularına karşı koydu. Ama sonunda bilimsel doğrular galip geldi. Kuşkusuz bunda o zaman için bilimi kendi çıkarları için kullanmak isteyen, bilimde yarar gören ve bu yüzden bilimsel düşünceye destek veren burjuvanın desteği çok önemli bir rol oynadı.(Bununla birlikte bugün burjuva bilimi artık istediği gibi bilimi kullanarak, kendi çıkarları için gerektiğinde manipüle ederek kapitalizmin devam etmesini sağlama konusunda tüm potansiyelini ve gücünü tüketmek üzere, bu da son derece açık. Burjuva bu konuda ne kadar uğraşsa da artık akıntı bu defa onun aleyhine akacak ve ne yazık ki burjuva bu defa bu devasa akıntının, bilimsel doğruların ve bir takım gerçeklerin altında kalacak.) Elbette her zaman koşulları ne kadar istesek de isteğimiz gibi yönlendiremeyiz. Ama yine de Galileo gibi birey ve insanların davranışları da, sınırlı da olsa, son derece önemliydi. Elbette bunlar da koşulların sonucu oldu. Ama tümüyle etkisiz eleman değiliz, koşullar bizi belirleyebilir, yaratabilir; ama biz beynimizle düşünerek, gözlemleyerek, neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda bir takım kararlar vererek koşulları kendi lehimize sınırlı da olsa, belli ölçüler içersinde değiştirebiliriz. Bazı konularda koşulların ne şekilde değişeceğini, değiştirebileceğimizi bilmiyoruz. Denemeden de sınırları asla bilemeyiz. Bu önemsiz gibi görünse de, gerçekte önemsiz bir şey değil; üstelik sahip olduğumuz en önemli güçlerden biri, örgütlenme ve işbirliği ile bu gücün çok daha artacağı açık. |
Alıntı:
Önemli olan sonuçlardır. bugün Kaypakkayacı kim var, Kaypakkaya-nın görüşleri bugün nerde değer buluyor. Kaypakkaya-nın görüşleri Taraf ve Zaman Gazetesinde ve döneklerin ideolojik gerekçelerinde ancak yer bulabiliyor. Hala "Ser ve Sır" edebiyatıyla ancak geriliğe seslenebilirsiniz ama bu Kaypakkaya ideolojisinin bugün Taraf ve Zaman yazarlarından başka bir yerde artık ilgi görmediği de uyarıcı olmalı. |
Alıntı:
Memleketim, dediği topraklardan, o toprağın kültürlerinden, insanlarından tiksinen sayısız insan... Ve onların soyut bir ''ÜLKE'' sevicilikleri. Burada bir çelişki yok mu sence? Yani siz milliyetçiler, misal Kürtler için bugün mümkün olan en demokratik, en çoğulcu ve eşitlikçi ''ilkeleri'' talep ediyorsunuz da, sanki uzaydan ve üstelik Kürtlerin haklarını hiçe sayan birileri siyasi sınırları değiştirmeye çalışıyor gibi davranıyorsunuz. Alıntı:
''babası kim'' şüphesiyle her sene 1000 kadın öldürülmekte; kadınların üçte biri ''babasının kim olacağının bilinemiyeceği ihtimali'' ile dayak ve şiddetin her türlüsüne ma'ruz kalmakta... Gel gör ki MODERN ve uygar olduğunu İDDİA eden Kemalist meczupluk KADIN DÜŞMANLIĞININ, İLKELLİĞİN VE NAMUSSUZLUĞUN bizzatihi dilini kullanmaktan kaçınmamakta! Velev ki ******yum, velev ki iffetsizim n'olmuş!!!! Modernmiş, pehhh! İşte siz ''modernleşmeci'' zübüklerin özünde nasıl SÖMÜRGECİ-FEODAL köle tacirliğiyle kolaylıkla ilişebildiğiniz; tam da bu yüzden asla ve kat'a MODERN olamıyacağınızın (en azından bu kafayla) İLANIDIR bu cümleler. ****** olmak da onun çocuğu olmak da suç mudur? Alıntı:
Birinci dünya harbinden sonra, belli başlı yörelerde ''geçici yönetimler'' ilan edilmiş, sevr antlaması kabul edilse dahi İstanbul Türkler'de kalmak kaydıyla şimdikinden daha küçükçe bir DEVLET kabul edilmiş olacaktı. Böyle bile olsa kimse kimsenin kapısından bacasından giremeyecek; hatta Yunanlı ve Ermeni Komşularımızla yanyana yaşamış olacaktık. Adım gibi eminim ki, öylesi bir Anadolu bugünkünden çok daha laik, çağdaş ve kültürlü ve elbette BATILI kalacaktı. (batılılaşma hareketlerinde azınlıklar müslümanlardan birkaç gömlek ilerideydi çünkü) Başkaca bir ifadeyle Türkler, gayrı müslim azınlıkları göndererek aslında en büyük kötülüğü kendilerine yaptılar. Bu sayede kendilerinden çok daha ''batılı, kültürel evresi ileri'' zenginlikleri kaybettiler. Bunun yerine bağnazlığı Kemalist dışında kimsenin şüphesi olmayan sofu bir ideolojik fetişizm icat ettiler. Koskoca bir ülkeyi uzun yıllar ''hayvanları koruma derneği açılması bile na-mümkün'' bir karabasana çevirdiler! Hal böyle olunca, düğün dernek zurnayla ilan edilen ne LAİKLİĞİNİZİN NE DE LAİK KURUMLARINIZIN gerçekçi bir ivmesi kazanılamadığı gibi topluma da mal edilemedi. Çünkü ''ilerici'' fikirleri topluma taşıyacak potansiyel tüm güçleri ''rejim karşıtı''diye de tasfiye ettiler. Diyorsunuz ki neden? neden kemalizm? ne yaptık ''çağdaşlığı istediysek''? Sorun da bu ya, hiçbir zaman ne modern ne de çağdaş olmadılar ki:) |
Alıntı:
Bunun da sebebi bu şekilde değerlendirilmiş bir siyasi kavramın doğru olduğuna dair duyulan inançtır. Aslında bu tümce ile bizlere komünizmin doğru yol olduğuna dair bilinçaltı ataklar yapıyorsunuz. İsteyen istediği siyasi düşünceye karşıt olabilir, çok da normaldir bu. Ama ne zaman ki bu, içine dahil olan kişilerce karşı tarafa suçlama niteliği taşırsa, işte orada sorun başlar. Ben nasıl ki "ulusal birlik düşmanları" deyip ulusal birlikçi politikayı yüceltmiş olursam sizde komünizm düşmanları diyerek komünizmi yüceltmiş oluyorsunuz. Bu topraklar için komünizm kurtuluş yolu değildir ve ben bu ifadeyi olumlu bulmuyorum. |
Alıntı:
Bir düşüncenin, ideolojinin dile getirilmesine engellemek ve aynı zamanda o düşünceyi savunanları susturmayı, yok etmeyi vb. savunmak, bunları uygulamak sizce normal mi? Eğer normalse hangi durumlarda bu normaldir ve bunun sınırlarını kim, nasıl belirleyecek? Sanırım size göre normal çünkü oturup ciddi ciddi cevap yazmışsınız. Komünizmin doğru olmadığına inanmak başka bir şey ona düşmanca davranmak, o düşünceyi inanan ve savunanları her fırsatta susturmaya çalışmak başka bir şey. Kemalizm burada ikisini birden aynı anda uyguluyor. Bir düşünceye katılmayabilirsiniz ama onu her fırsatta susturmaya çalışmak biraz daha ileri boyutta bir olaydır. Kemalizm komünizmi yalnızca doğru bulmakla kalmıyor aynı zamanda onu her fırsatta düşmanca davranıyor ve susturmaya çalışıyor. Sadece komünizme değil aynı zamanda tüm sol ve sosyal demokrasiye düşmanca davranan bir ideoloji diyorum Kemalizm için. Bununla birlikte Kemalizm tüm bunları yaptıktan sonra kendisini sol ve ilerici bir ideoloji olarak tanıtıyor. Öte yandan dolaylı biçimde Kemalizm faşistleri, ülkücüleri, toprak ağalarını solculara, sosyalistlere, komünistlere karşı desteklemekten çekinmiyor. Ben bu durumu normal ve doğru bir tutum olarak görmüyorum. Sol bir düşünceyi (sosyalizm, komünizm vb.) her fırsatta susturmaya çalışmak, susturmak doğru bir tutum ve davranış şekli değil bana göre. Kemalizm bu bakımdan gerici bir burjuva ideolojisidir. (İşçi sınıfı için) Otoriter ve faşist yöntemleri benimsemiştir. Tabii bir Kemalist için bu yanlış olmayabilir. Çünkü o zaten burjuva felsefesi ve Kemalizmin doğru olduğuna inanmış. Ona inandığı ve çıkarları bunu gerektirdiği için komünistlere bu şekilde davranıyor olabilir. Buna sınıfsal bakış açısından kaynaklanan fark diyoruz. Ana komünistler bu açık gerçeği dile getirdiklerinde yine suçlanan kesim oluyorlar. Çünkü böylece size göre güya komünizm yüceltilmiş oluyor. Öte yandan insanlar elbette inandıkları görüşü savunacaklar ve onu birçok açıdan doğru görecekler, bunda çok garipsenecek bir şey yok. |
Kemalizm aslında Osmanlı bürokrasi ile birlikte Sunni İslam ve onun tabanının ürettiği bir çözüm biçimidir.
Biliyoruz ki Sunni İslam apolitik yaşamı ve düşünce özgürlüğüne karşı sert tutumu öteden beri benimsemiş bir yaklaşım. Sunni İslam diğer önemli bir unsuru devletçi bir tutumudur. Ve aslında Sunni İslam düşüncesinde devlet ile din iç içedir. Aykırı olan düşünülemez. Devlet demek din demektir, din demek devlet demektir. Yapılacaksa devlet yapar. Fakat bu devlet dediğimiz şey burada düşünce, felsefe vb. özgürlükleri sonuna kadar askıya alan, bu konudaki tekeli yani düşünme ve politikayı olduğu gibi egemen sınıfına bırakan bir iktidar biçimine dayanmakta olduğunu da görmek gerekir. Din burada egemen sınıfın iktidar yapısını güçlendiren ve bu iktidarın topluma hükmetmek ve aynı zamanda toplumu biçimlendirmek, yeniden yaratmak için kullandığı bir unsur. Tabii toplum bu şekilde devlet tarafından programlanıp, yeniden yaratılınca ve bu topluma her türlü ideolojik iktidar aygıtları insanların kafalarına dogmatik biçimde yerleştirilince toplumun çoğunluğu da bu şekildeki bir iktidar yapısını gayet tabii ve normal karşılıyor ve hatta onaylıyor. Çünkü bu şekildeki toplum yapısında birçok şeye sorgulamadan itaat etmek esas olduğundan bunun dışına çıkmak neredeyse imkansız oluyor. Kemalizm din ile birlikte topluma hükmetmek için yeni iktidar yapılarını ve aygıtlarını (bilim, laiklik, modernite, oy kullanma hakkı vb.) ve bunların ideolojik unsurlarını kendi göre yorumlayarak kullandı. Yine Türkiye’de birçok otoriter sosyalist biçimi ve çözümü de köklerini bir ölçüde buradan alıyor diye düşünüyorum. Marksizm Türkiye’de çok defa otoriter, devletçi vb. olarak algılanıyor. Çünkü yine şu veya bu biçimde beslendiği kökler bunlar. (Bununla birlikte Marksizm kendisinden kaynaklanan devletçi, otoriter vb. yaklaşımlar da asla yadsınamaz.) Bu bakımdan Kemalizm dediğimiz şey aslında Osmanlı bürokrasinin kendi egemenlik biçimlerini modern bir dünyada devam ettirmek için toplumu yeniden dönüştürmek istediğinden başka bir şey değil. Tabii toplumunda buna onay verdiğini ve bunun dışındaki tüm çözümleri çoğunluk vb. baskısıyla susturduğu ve bunun için Kemalist bürokratlara bir süre iş birliği içinde davrandığını görmezden gelemeyiz. Toplumun çoğu bu şekilde davrandı çünkü yukarıda da söylediğimiz gibi toplumun çoğu zaten bu doğrultuda iktidara ve devletin bürokratlarına itaat edecek biçimde oluşturulmuştu. Elbette zaman zaman buna karşı bazı muhalifler oluştu ama devleti Tanrı olarak gören bir anlayış ve çoğunluk için bunların ne şekilde susturduğu çok da önemli değildi. İşte her ne kadar paradoksal ve çelişkili gibi görünse de Kemalizm aslında Sunni İslamın ve onun iktidar yapısının bir kriz ile karşılaştığında bu krize karşı verdiği tepkinin bir ifadesidir. Ve aynı zamanda iktidar elitlerinin kriz durumunda ortaya koydukları bir çözümdür. Tabii bu çözümde iktidar yapısını zaman içersinde önemli oranda belirleyen güç burjuva olduğu için Kemalizm kısa süre içersinde burjuva iktidarının bir unsuru haline geldi. Tabii globalleşme ile birlikte burjuva sınıfında ağırlık kazanan ulus ötesi şirketler Kemalist iktidar yapısı belirler hale geldi. Aslında Kemalizm Suni İslamın dönüşüme uğratılması gibi bir dönüşümden geçmekte. Zaten aslında 12 Eylül’de bu türlü ayarlar Kemalizme yapılmıştı şimdi ise bu süreç devam etmektedir. |
Alıntı:
Mahir Cayan, Deniz Gezmis ve arkadaslarin siyasi dusuncesini savunmaya calisanlar... Onlarin sahip olmus olduklari Ideolojik dusuncesini savunmak degil, Kemalizme olan yaklasimlarindan dolayi. Gerici ve Yobaz AKP`ye karsi gostermelik olarak, Kopruyu gecene kadar bilmem neye dayi demek teorisinden baska bir sey degildir. Deniz Gezmis ve Arkadaslarini, Mahir Cayan ve Arkadaslarini katleden Fasist Irkci ve Milliyetci Kemalist duzenin kendisidir. Bir ara MHP li biri ile tartistigimda... Biz Deniz Gezmis, Mahir Cayan gibi Ataturkculeri savunuruz, gecmiste aramizda olan gavgalarin yanlis oldugunu kavradik. gibi yaklasimlar soylemlerinizle tipa tip benzemektedir..... Saygi ve Insani Sevgilerimle |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:19 . |