Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Türkiye’deki CIA Kurgusu (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=33774)

xcan 14-10-2013 17:04

Türkiye’deki CIA Kurgusu
 
Türkiye’deki CIA Kurgusu

14 Ekim 2013, 12:42

http://www.ulusalkanal.com.tr/images...saityilmaz.jpg Doç. Dr. Sait Yılmaz

ABD’nin Türkiye’de kurduğu birbirinin içine geçmiş zincirin halkalarını sırası ile CIA-ABD Dışişleri Bakanlığı-ABD Diplomatik Temsilcileri-Sivil Toplum Örgütleri olarak sıralayabiliriz. Bu yapının yoğunlaştığı faaliyet alanı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz, bunların sinir merkezi ise adeta bir ajan yuvası olan ABD’nin Adana Başkonsolosluğu’dur. Ankara’daki büyükelçilik ise ABD Dışişleri Bakanlığı adına ülkemize yönelik demokratik (!) çözümlerin ikna merkezi olarak, büyükelçinin başrolde olduğu yaklaşık 1500 kişilik bir ekiple çalışmaktadır. Bu elçilerin faaliyetlerini gelecek yazıda anlatacağız. CIA elemanları daha çok ABD Büyükelçiliği bünyesinde legal olarak, diplomat sıfatı ile çalışır ve Türk hükümeti ile doğrudan muhatap olmak yerine Büyükelçilik kanalı ile resmi kanaldan ilişkide bulunur. CIA, kadrolarının bir kısmını diplomatik görünüm altında büyükelçilikte, konsolosluklarda istihdam ederken (bunlara konsolosluklara yerleştirilen kültür, ticaret vb. ataşelerini de dâhil etmek gerekir) ülkeye işadamı, teknisyen, hatta öğrenci olarak gelenler de CIA’nın kadrolarını oluşturmaktadırlar. ABD Büyükelçisinin Ankara'da neredeyse resmi bir arabulucu konumuna yükselmesi; ABD Büyükelçiliğinin Ankara'nın siyasi trafiğini idare edebilmek için Washington'dan fazladan stajyer CIA ajanı getirecek konuma gelmesi; Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde oynanan gölge oyunlarının ne kadar geniş bir ağa sahip olduğunun acı bir göstergesidir.

Türkiye’de birçok askeri darbenin arkasındaki güç olan Amerikan gizli servisleri, Türkiye’nin dış politikasının bütün çizgilerini belirlemeye çalıştıkları gibi, iç politikaya yönelik müdahalelerde de bulunmaktan çekinmemişlerdir. Amerika çıkarlarını korumak üzere ilgili ülkelerde Amerikan ideallerini benimsemiş, uygun kadroların yetişmesine büyük önem vermektedir. Bu nedenle seçilen ülkenin güvenlik aygıtını oluşturan kadrolar, başta ABD olmak üzere Batılı merkezlerde eğitilmekte ve doktrine edilmektedirler. CIA’nın devlet kurumlarımız içinde etkin bir yapılanması ya da doğru bir ifade ile sızması söz konusudur. Her bakanlıkta en azından bir müsteşar düzeyine ulaşan bu yapılanma dışında, bilinçli ve bilinçsiz olarak pek çok kişi de bu ağın içinde yer almıştır. Geçmişte CIA’nın Türkiye’deki derinliği ile ilgili İhsan Sabri Çağlayangil şöyle demekte idi; “CIA’nın adamı olursunuz, onun adına çalışırsınız ama bundan sizin haberiniz olmaz.” 1970’lerde İsviçre’de eski CIA görevlilerince çıkarılmakta olan “CIA Insider” dergisi siyasi baskılar sonucu kapatılmadan önce çok önemli ifşaatlarda bulunmuş ve çeşitli ülkelerde CIA için çalışanların isimlerini açıklamıştı. Temmuz 1978’de bir Türk gazetesinin aktardığına göre CIA arşivlerinden sağlanan belgelerde; Türkiye’den Ahmet Kabaklı (Tercüman Gazetesi), İlhan Çevik (Turkish Daily News), Metin Toker (Milliyet Gazetesi), Şaban Karataş (TRT eski Genel Müdürü), Tekin Erel (Son Havadis Gazetesi) gibi isimler bu listede yer almakta idi. 2013 yılı Nisan ayında TBMM içinde CIA’dan maaş alan 32 milletvekilinin listesi ABD kaynaklı bir internet sayfasına kaza ile kondu ama kısa süre içinde çekildi.

Batılı ajanların sızdığı sivil toplum örgütleri; istihbarat işlevlerinden daha çok Türkiye’de kitle örgütlerini, meslek odalarını, sendikaları giderek eritip-bitirdiler, Türkiye’yi teslim almanın vasıtası haline getirdiler. Bunlar olmadan Türkiye’de iç dinamikleri kontrol etmek ve kendi amaçları doğrultusunda dönüştürmek mümkün değildi. Bu yapılar vasıtası ile Türkiye bugün tarihinde hiç olmadığı kadar yaygın ve etkili bir istihbarat ağı ile sarılıp, sarmalanmıştır. Bu ağ Türkiye’yi bölmek ve dönüştürmek isteyen ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) emrindedir. Bunlar vasıtası ile toplum ve değerleri yozlaştırılıp, çürütülmekte, ulusal değerler yıkılmaktadır. Açıkça ulus-devlet, milli egemenlik ve bağımsızlık düşmanlığı yapılmakta, Amerikancılık, AB’cilik ve vatansızlık meziyet haline getirilmektedir. Demokrasi geliştirme görüntüsü altında ABD’nin çeşitli ülkelere sızma kutusu olan parti örgütü NED ve NDI’nın Türkiye’de çalıştığı kurumlar arasında; TESEV, TÜSES, TÜSİAD, KADER, Türk Parlamentolar Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı, Meclis Anayasa Komisyonu gibi pek çok yapı bulunmaktadır. Bu yapılar içinde öne çıkan isimler saymakla bitmez. Brüksel ve Washington’da temsilcilikler açan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD); Amerikan yönetimi, Kongre, iş çevreleri, düşünce kuruluşları ve çeşitli Türk-Amerikan dernekleri ile işbirliği içindedir.

Ayrıca Brookings Institution, German Marshall Fund, CFR gibi önde gelen görünüşte düşünce merkezi olan istihbarat teşkilleri ile Türkiye programları oluşturmaktadır. Gülen cemaatinin Türk İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) ise Pekin, Brüksel ve Moskova’dan sonra 2008’de Washington’da temsilcilik açtı ve kendi gündemine uygun Amerikan yatırımcıları, düşünce çevreleri ve idari kurumlar ile işbirliği yapmaktadır. Gene cemaat bağlantılı Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) da ABD başkentinde açtığı temsilcilik vasıtası ile Amerika’daki düşünce kuruluşları ile Türkiye programları yürütmekte ve buralarda Türk kökenli Amerikalı uzmanlar (Ömer Taşpınar, Soner Çağaptay) çalışmaktadır. CIA”nın kontrolünde hizmet veren Richard Brookings Enstitüsü, Sabancı Üniversitesi’yle ABD’de ortaklaşa toplantı düzenledi. Güler Sabancı’nın da katıldığı toplantıda konuşan Yahudi lobisinin önemli ismi Richard Holbrooke, “Türkiye’nin, İran ile ilişkilerinde dikkatli olacağını umarım” demişti. Wolfowitz, Sabancı Üniversitesi ve Brookings Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun Washington”da düzenlediği 2. Sakıp Sabancı konferansında “Doğu ve Batı’yı Kucaklayan Türkiye” başlıklı bir sunum yaptı. CIA’nın kendisi de Türkiye hakkında bilgiler yayınlamaktadır. CIA’ya göre; Türkiye’de nüfusun yüzde 70-75’ini Türk, yüzde 18’ini Kürt ve yüzde 7-12 kadarını “diğer azınlıklar” oluşturmaktadır. Buradan hareket edilerek, yine CIA verilerine göre Türkiye’deki Kürt nüfusun 14 milyon 525 bin olduğu sonucuna varılabilir.

CIA’nın başka ülkelerdeki ilişkilerinin fark edilmemesi için ABD’deki sendika, dernek, vakıf, özel kuruluşlar aracılığıyla seçilen ülkedeki benzerine para aktarılır. Böylece hem arkasındaki CIA kaynağı gizlenir hem de bu kuruluşların “Amerikan kuklası” olarak anılmasının önüne geçilir. Eski CIA Başkanı Stansfield, 1967 yılında Amerika’nın başka ülkelerdeki yararlı ve dost unsurlarına harcadığı paranın yılda 10 milyon dolara vardığını açıklamıştı. Ancak yapılmakta olan öylesine büyük bir operasyondu ki, Ford, Rockfeller ve Carnegie Vakfı dışında yabancılara burs veren kurumların 1963-1967 arasında harcadığı paranın üçte biri CIA’dan gitmişti. Bugün bunlara George Soros gibi yeni oyuncular eklendi. Soros’un şebekesi Türkiye’de bölücülüğün, etnik ve mezhepsel ayrımcılığın körüklenmesi ve TSK.nın nüfuzunun kırılması işinde özellikle Taraf gazetesi aracılığı ile ABD’ye ciddi katkılar sağladı. Soros Vakfı’nın dört yönetim kurulu üyesi TESEV’in Yönetim Kurulu’ndadır. Kıbrıs’ta Annan Planı’nın desteklenmesinde işbirliği yaptılar. TESEV’in dağıttığı Kıbrıs Kitapçığı Oslo’daki Uluslararası Barış Enstitüsü tarafından hazırlandı. Türk-Yunan Forumu üyelerinin bir kısmı da TESEV yöneticisidir. İşin bir de Avrupa Birliği cephesi var ki, AB’nin sağladığı kurgu, ABD’nin ki ile uyum içinde ve tamamlayıcıdır. AB Sivil Toplumu Geliştirme Programı tarafından organize edilen Türk Yunan Sivil Diyaloğu çalışmaları Bilgi Üniversitesi tarafından organize edilmektedir.

CIA Yöntemleri
Amerikan Teknik Yardım Programı çerçevesinde görev alacak öğretim görevlileri kısmen doğrudan doğruya Amerikan yardım teşkilatına bağlı Amerikalı uzmanlarca, kısmen de Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla bizzat Yardım Teşkilatı’nın yaptığı sınavlar sonucu seçiliyordu. Burs alan kişilerin öğretim dalları da yine uzmanlarca saptanmaktaydı. Bursiyerler Amerika’ya gittikten sonra önce bir süre Washington’da kalıyor ve orada “Amerikalılaştırma Enstitüsü (Institute of Americanization)” tarafından Amerikan toplumuna karşı sempati ve o toplumun değerlerini benimseme eğitiminden geçiriliyorlardı. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yönetilen bu eğitim, bursiyerin oradaki okulunda da devam eder, yurda döndükten sonra bu kişi Amerikan Yardım Teşkilatı tarafından takibe devam edilirdi. Bu kişilerin daha sonra Milli eğitim örgütünden önemli yerlere tayin edilmesi ve böylece arzulanan eğitim politikasının yerleşmesine çaba gösterildi. Amerikalılar, eğitim müfredatını teknik alanlara yayarak üniversite öğrencilerinin politize olmasını önlemek istemiş ama 1960 Devrimi olunca yanıldıklarını anlamışlardı. DP iktidarının ilk yıllarında İmam Hatip Liselerinin açılmasını teşvik eden ABD, bunun yeterli olmadığını görünce başka arayışlara girdi.
ABD Savunma Bakanlığı’ndan ayrı olarak CIA, kendi amaçları için bütün dost ve müttefik Üçüncü Dünya ülkelerindeki sivil ve askeri teşkilatlarının eğitilmesini ve donatılmasını üstlenir. Buralarda çalışan yüzlerce kişi Amerika’ya götürülüp kurs görürler. Son yıllarda ortaya çıkan Vikileaks belgelerinden de CIA’nın Türkiye’deki ağı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Örneğin Freeland adlı şirket; özel şirketler adına ABD’nin Türkiye’den ihtiyaç duyduğu gençlerden bir kadro kurup, enformasyon toplamaktadır. Gene Vikileaks’te yer alan üç belgede; Fulbright’ın Türkiye’den 2008, 2009 ve 2010 yıllarında geleceğin liderleri olarak yetiştirilmek üzere seçtiği 100’den fazla isim yer almaktadır. Bu isimlere internetten çok rahat ulaşabilirsiniz. Fulbright’ın her sene Türkiye’den Amerika’ya taşıdığı 250 öğrenciden en azından 50’sinin CIA tarafından devşirildiği sır değildir. Keza ABD’deki York Trade, eğitim danışmanlığı görüntüsü altında adam toplamaktadır. Türkiye’deki birçok ünlü üniversitenin ABD ile olan ve eğitim amacı dışına taşan bağları sır değildir. Hatta bu üniversitelerin öğretim kadrosu ve yönetimin belirlenmesinde bu dış bağlar etkili olmaktadır. Pek çok akademisyen sözde bölgesel analiz yapıyorum diye bu üniversitelerin ABD’deki efendileri olan üniversite ve araştırma merkezlerine raporlar göndermekte, karşılığında ise yaz aylarında akademik görüntü altında ABD’ye bedava seyahat imkânı ve atölye çalışmaları ile değerli (!) görüşlerini paylaşma ve ABD’nin tekelinde olan uluslararası dergilerde yayın yapma fırsatı bulmaktadırlar. Türk öğrencilerin başına sarılan pek çok bölümde eğitimin İngilizce olması ve akademisyenlere SCI yayın yapma zorunluluğu Amerika’nın dayattığı bir sistemdir. Böylece Türk öğrenciler Amerikan doktrinine uygun hale gelmekte, akademisyenler ise Batılılar tarafından kontrol edilen SCI yayınlarına bilgi transfer etmek zorunda kalmaktadırlar.
CIA’nın bugüne kadar Türkiye içinde uyguladığı strateji; ideolojik ayrıştırma, etnik farklılıkların körüklenmesi, laik-dinci çekişmesi yolu ile halkın birbirine düşürülmesi, sürekli bir gerilim ve çatışma havası ile toplumsal muhalefetin beslenerek, rejimin gerektiğinde restorasyonu için ülkenin yeni tip hükümetlere hazırlanmasıdır. Her açıdan güvenlik ve istihbarat için buna uygun sosyal sistem gerekli idi. Ülke yönetimi kendi başına yönetilmemeli, en azından kendilerini bu kadar özgür (there will no free ride) hissetmemeliydiler. Ülke üzerinde korku mekanizması yaratılması ve manipülasyon için gene ülke medyası kullanılmaktadır. Yapılan işin özeti; kamuoyu algılama süzgeci yaratmak (public perception manufacturing), bunun içinde içerik katma (autentification) ve başka kaynaklardan doğrulama (verification) yapmaktır. Uyutulacak toplum, öncelikle CIA uzmanlarınca siyasi, sosyal ve psikolojik incelemelere tabi tutulur, daha sonra elde edilen veriler doğrultusunda o topluma uygun bir “uyutma paketi” hazırlanır ve bu uyutma paketi söz konusu toplumu istenilen yönde biçimlendirmek için yavaş yavaş uygulamaya konulur.

Uyutma paketi uygulamaya konulurken, söz konusu toplumdaki en güzide kişiler ve kurumlar seçilerek devreye sokulur. Zaman zaman bu kişi ve kurumlar bile "neye ve kime" hizmet ettiklerinden habersiz ABD ve CIA'nın gönüllü neferleri olarak toplumun uyutulması projesinde yer alırlar. Uyutma Paketi daha çok medya iletişim araçlarıyla uygulanmaktadır. CIA'nın, Tavistock Enstitüsü aracılığıyla "uyutma paketi" uyguladığı ülkelerden biri de 1946'dan beri ABD'nin stratejik ortağı olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Eski CIA Ajanı Edward Snowden’in ortaya çıkardığı dinleme skandalı ABD Ulusal Güvenlik Ajansı NSA’nın yaptırdığı gizli telefon dinlemesinin sadece Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ofislerini değil Türkiye, Yunanistan, Fransa ve İtalya’yı da kapsadığını ortaya çıkardı. Snowden’in Alman Der Spiegel dergisine sızdırdığı 'Çok gizli' belgeyle ortaya çıkan dinleme skandalında adı geçen kurum ve ülke temsilciliklerine mikrofonlar yerleştirip dinleme yapıldığı gibi bilgisayarlara da girilerek elektronik posta ve yazışmaların takip edildiği açıklandı. NSA, her ay Almanya’da en az 500 milyon telefon konuşması, e-posta yazışmaları veya SMS mesajlarını takip etti. Son yıllarda Ergenekon operasyonlarına yansıyan ses kayıtları ve belgelerin kaynağını tahmin etmek zor değildir. Amerika’nın Türkiye’ye ilgisi yalnızca gelişmeleri izlemekle kalmıyor, Amerikan yardımları ve bunların organizasyonu ahtapotun avını sarmasına benzer şekilde gelişiyordu. Amerika, Türkiye ile ilişkilerinde eğitime büyük önem vermişti. Hedef alınan kişilerin Amerikan yaşam tarzını benimsemelerine dikkat edilen ediliyor ve bu kişiler ajanlaştırılıyordu. ABD’nin Türkiye’ye sızma yöntemlerinden birisi ABD’den gelen akademisyen, emekli asker vb. rollerdeki Amerikalıların Türk kadınları evlenerek, hem Türkçelerini geliştirmeleri hem de sabit bir konum edinmeleri olmuştur. Bu yöntemin uzun vadeli ve istenen ajan miktarının çokluğu ABD’yi mahallinde eleman teminine ve özellikle ABD’de sağlanan eğitim imkanlarını kullanarak, daha kolay yaklaşma yoluna itmiştir.

ABD’nin terörle mücadele kapsamında verdiği istihbarat, tavşana kaç-tazıya tut demek işlevi görmektedir. Ankara'daki ABD Karargâhı olarak bilinen ve Irak'ın kuzeyindeki insansız hava araçlarından alınan görüntülerin aktarıldığı Savunma İşbirliği Ofisi (ODC) Başkanlığı, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği nezdinde faaliyet göstermektedir. 1947 yılından beri Türkiye’de kurulu olan ofisin, TSK.nın yanı sıra Amerikan istihbarat örgütleriyle de organik bağı bulunmaktadır. ABD Büyükelçiliğine bağlı ODC, bünyesinde faaliyete sokulan “gerçek zamanlı istihbarat merkezi”, Türk tarafına hedefleri göstermekte, harekete geçip geçmemeye ise Türk tarafı karar vermektedir. Bu istihbarat uydu istihbaratı yanında insansız hava araçlarından gelen bilgilerle oluşturulmaktadır. ABD’nin Ankara ile anlık istihbarat paylaşımı için İncirlik’e konuşlandırdığı 4 adet İHA’nın görev yaptığı ‘Göçebe Gölge Operasyonu’; ABD Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra Battlespace Flight Services adlı özel güvenlik şirketinden gelen personelle kurulan 30-40 kişilik kadro ile yönetilmektedir. Uludere gibi bir trajediye karşın eski bir ABD yetkilisi, Göçebe Gölge’nin genel anlamda başarılı olduğunu, Türklerin sınır ötesi harekâtını engellemekte son derece etkili olduğunu söyledi. Amerikalı analistler, kaydedilen videoyu Ankara’da bulunan ABD-Türk ortak istihbarat merkezine (füzyon hücre) göndermeden önce izleyip değerlendiriyor. Böylece istihbarat anlık değil, genelde en az 15-20 dakikalık bir gecikme ile geliyor.
Yarın, Türkiye’deki ABD Diplomatlarının Faaliyetleri.

Doc.Dr.Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz
ulusalkanal.com.tr


Kapsamlı bir yazı,olduğu gibi görüşlerinize açıyorum.
Türkiyeyi ,Dünyayı anlamak çağımızın en korkunç emperyal savaş makinesi ABD ve Onun dünyadaki işlerini gören, Dünya milletleri ve halklarını köleleştirmek için operasyonlar yapan CİA hakkında bilgilenmeden mümkün değildir.
İnsanlığı köleleştirmek ,kaynaklarını yağmalamak yoksul ve rezil bir yaşama mahkum etmek isteyen ABD ülkemizdede çirkin amacı doğrultusunda savaşıyor.
Sait yılmaza teşekkürler ediyor bu konuda paylaşımların artmasını canı gönülden bekliyorum.
Vietnamda 2 milyon insanın katili,Irakta 2 milyon insanın katili.
Hiroşimada yüzbinlerce çocuğun katili ABD ;
Ülkemde ne Türk ne kürt tek bir insanın bile ölümüne sebep olmasın istiyorsak bu haysiyetsiz canavarı yok edilene kadar amansız takip edeceğiz,etmeliyiz
Vietnam halkı başardı.

Erdem Alaca 14-10-2013 20:53

Mükemmel paylaşım için teşekkürler sn. xcan.

Alıntı:

2013 yılı Nisan ayında TBMM içinde CIA’dan maaş alan 32 milletvekilinin listesi ABD kaynaklı bir internet sayfasına kaza ile kondu ama kısa süre içinde çekildi.
Bu bilgi çok önemliymiş, acaba bir ekran görüntüsü alınabilmiş mi, bir web adresinde var mı bu isimler?

xcan 14-10-2013 21:38

Aradım bulamadım Erdem siz bulursanız ,bende çok merak ettim.

Erdem Alaca 14-10-2013 22:27

Müsait olunca bakacağım ben de sn. xcan; umarım bulabilir ve burada paylaşabilirim.

evrensel-insan 14-10-2013 22:43

Bir de soyle bir haber var.

“TSK'yı AKP eliyle kafesledik“

"Amerika Türk Ordusu'nu AKP eliyle kafesledi." Kürt açılımının fikir babası ve CIA'nın Türkiye uzmanı Henri Barkey, Amerika'nın AKP hükümetiyle birlikte Türk Ordusu'na operasyon düzenlediğini açıkladı. Barkey, tüm amaçlarının ordunun Kuzey Irak'a girmesini engellemek olduğunu söyledi.

16 Haziran 2012 Cumartesi 02:46


"Amerika ve AKP hükümeti Türk Ordusu'na operasyon düzenledi". Yeniçağ gazetesinde yer alan bu sözler, CIA'nın Türkiye uzmanı Henri Barkey'e ait.

Amerikan askerini Türkiye'ye yerleştirecek 1 Mart tezkeresi'nin reddedilmesinin üzerinden 25 gün geçmişti. Henri Barkey, Utah Üniversitesi’nde “Felaket ile Flört: Türkiye-Irak-ABD” adlı bir konferans verdi ve “Ameirka'nın AKP liderleriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafeslediklerini” açıkladı.

1 Mart tezkeresinin geçmemesinin tüm suçu Türk Ordusu’nda. Çünkü, İslamcı hükümet ile Türk Ordusu arasında çekişme vardı. Türk Ordusu, Amerika'ya güvenmiyordu. Ordu, Amerika'dan bağımsız olarak Kuzey Irak’a girmek istiyordu. Amerika'nın ise en son istediği şey buydu.

Barkey, Amerika'nın AKP eliyle Türk ordusunu nasıl kafese kapattıklarını da anlattı.

İlk kez bir İslami parti tek başına iktidara geldi. O güne kadar Türkler, Avrupa Birliği'ne temkinli yaklaşıyordu. İlk kez bir Türk hükümeti bize, "Avrupa Birliği'ne girmek istediklerini ve bunun kendileri için bir rönesans olduğunu" söyledi. Bir İslamcı liderin rönesans terimini kullanması bana çok belirleyici geldi. Bu demokratikleşme süreci içinde biz orduyu çok sıkı bir kafese kapattık.

Barkey, konferansın adını “Felaket ile Flört" koyduğunu, çünkü Türk ordusunun Türkmenleri korumak için Irak'a girmesinin Amerika için felaket olacağını belirtti.

Konferanstan 3 ay sonra, 4 Temmuz 2003’te Irak'ın Süleymaniye kentinde Amerikan askerleri Türk askeirnin başına çuval geçirdi. Sonraki yıllarda ise Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmalarla çok sayıda subay tutuklanarak adeta “kafeslendi."

ulusalkanal.com.tr

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem...dik-h3660.html

Erdem Alaca 14-10-2013 22:59


xcan 14-10-2013 23:10

Sevgili Evrensel Halk arasında bir söz vardır ''ordu namus bekçisi'' diye.
Bu söz kısmi doğruluk payı taşıyor ,fakat;
Bizim ordumuz Türkiye halkının namusunu korumakla ABD''nin namusunu korumak arasında
bocaladı durdu.
İlk zamanlar bu iyide gidiyordu.
Türkiye büyüyordu vs.
Bizler Natoya hayır diye bağırıyorduk.
Anarşisttik,sosyalisttik falan.
Sovyetler dağılınca Abd şaşırdı:İşte fırsat doğmuştu.
Boşalan yerleri dolduracak,yağmayı arttıracaktı.
Türk ordusunun Atatürkçü sosyalist emek dostu subayları ,Anti emperyalist kahramanları
Bir başkaldırıya girdiler ABD -Türkiye savaşı böyle başladı,malumunuz.
Abdnin benzer demeçleri çok Wikileaks belgelerindede çokça böyle demeçleri var,
Tasfiye kararının arkasında hem Ülkemizi ,hemde Ortadoğuyu yağmalamak var.
Bizim uğruna bir kuşağı telef ettiğimiz nato karşıtlığını geçte olsa anlamış Atatürkçü bir geniş kapsamlı güç oluştu.
Abd-Akp sağdan .Bdp diğer yandan Bu gücü pasifize etmeye çalışıyorlar.
Sosyalistlerle -Kemalistler Artık aynı cephedeler.
Bu cephe büyüyecek.
En azından halk arasında büyüyecek .
Bu ittifak yeni cumhuriyetimize-Kuvai milliyeye doğru gidecek.
Ve bu ittifak emek ekseninde olmak zorunda.

Bir avuç hain ve Abd def edilecek,Natodan çıkılacak vs.
Şimdi oluşan bu kardeşliğin önüne geçmek için hastalıklı mekanizmalar çalışmaya başladı bile

evrensel-insan 14-10-2013 23:13

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502020)
Sevgili Evrensel Halk arasında bir söz vardır ''ordu namus bekçisi'' diye.
Bu söz kısmi doğruluk payı taşıyor ,fakat;
Bizim ordumuz Türkiye halkının namusunu kaorumakla ABD''nin namusunu korumak arasında
bocaladı durdu.
İlk zamanlar bu iyide gidiyordu.
Türkiye büyüyordu vs.
Bizler Natoya hayır diye bağırıyorduk.
Anarşisttik,sosyalisttik falan.
Sovyetler dağılınca Abd şaşırdı:İşte fırsat doğmuştu.
Boşalan yerleri dolduracak,yağmayı arttıracaktı.
Türk ordusunun Atatürkçü sosyalist emek dostu subayları ,Anti emperyalist kahramanları
Bir başkaldırıya girdiler ABD -Türkiye savaşı böyle başladı,malumunuz.
Abdnin benzer demeçleri çok Wikileaks belgelerindede çokça böyle demeçleri var,
Tasfiye kararının arkasında hem Ülkemizi ,hemde Ortadoğuyu yağmalamak var.
Bizim uğruna bir kuşağı telef ettiğimiz nato karşıtlığını geçte olsa anlamış Atatürkçü bir geniş kapsamlı güç oluştu.
Abd-Akp sağdan .Bdp diğer yandan Bu gücü pasifize etmeye çalışıyorlar.
Sosyalistlerle -Kemalistler Artık aynı cephedeler.
Bu cephe büyüyecek.
En azından halk arasında büyüyecek .
Bu ittifak yeni cumhuriyetimize-Kuvai milliyeye doğru gidecek.
Bir avuç hain ve Abd def edilecek,Natodan çıkılacak vs.
Şimdi oluşan bu kardeşliğin önüne geçmek için hastalıklı mekanizmalar çalışmaya başladı bile

Senin tarihi bilgince ABD bagimliligi tarihsel olarak neden basladi ve ne zaman basladi?

Kurtulus savasinda, Osmanli'dan kurtulusta ve T.C.'nin kurulmasinda, ABD nin ne gibi bir gucu nufuzu vardi?

evrensel-insan 14-10-2013 23:28

Ben sana Ataturk oncesi kisa gelismeyi, O.Dogu acisindan vereyim.

Hitler, Israil'in O.Dogu'ya fiziksel/siyasi cografi olarak yerlesmesinin temelidir.

Daha sonra, Israil'i "korumak/kollamak/nufuzunu artirmak" v.s. adina NATO ve BM kurulmustur.

I.Inonu bilindigi kadariyla, 2. Dunya Savasina girmeme adina, hem cok partili sisteme gecmis hem de NATO uyeligi gelmistir.

Ilginc bir not;

İki devlet arasındaki ilişkiler teknik olarak 1830 yılından, hatta, Amerika’nın millî bir devlet olarak ortaya çıktığı 1808 yıllarından itibaren başlar.

OSMANLIDAN ITIBAREN ABD'NIN KURULUSUNDAN BUYANA IKI ULKE HIC SAVASMAMISTIR.

xcan 14-10-2013 23:29

Abd bağımlılığı Natoyla başladı evrensel dostum(bana göre).
Sevri dayatan güçlerin bir parçasıydılar.
Mandacılarında umudu oldular fakat yenildiler,kaçmak zorunda kaldılar.

evrensel-insan 14-10-2013 23:31

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502028)
Abd bağımlılığı Natoyla başladı evrensel dostum(bana göre).
Sevri dayatan güçlerin bir parçasıydılar.
Mandacılarında umudu oldular fakat yenildiler,kaçmak zorunda kaldılar.

Bir onceki mesajimi okudun mu?

Wilson’un 1918 beyannamesi ile birlikte iki devlet arasında küçük bir yaklaşım oldu. Amerika I. Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmedi. 13 Kasım 1918’de İtilâf Devletleri’nin İstanbul’u askerî açıdan işgal etmelerine Amerika da katıldı. İstanbul’daki Amerikan Yüksek Komiseri Koramiral Mark L. Bristol, Türkler üzerinde iyi intiba uyandırdı. Ayrıca, Amerika’nın Yakın Doğu Yardım Komitesi, 1918 yılından sonra çok yönlü girişimleriyle Amerikan prestijini Türkiye’de devam ettirmede önemli rol oynadı.

http://atam.gov.tr/turkiye-ile-ameri...ler-1923-1938/

xcan 14-10-2013 23:31

İnönü natoya girmek istemiş evet. Vede aynen senin dediğin gibi zorunluktan bunu istemiş.
Nükleer dehşetinde bunda rolü büyük olmuş.

xcan 14-10-2013 23:33

Şimdi okudum ve aynı görüşte olduğumuzu sevinerek gördüm.

evrensel-insan 14-10-2013 23:37

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502032)
Şimdi okudum ve aynı görüşte olduğumuzu sevinerek gördüm.

"Ayni gorus" derken!

Ben Ataturk'un ABD iliskilerinde senin dedigin gibi su cumlene;

"Mandacılarında umudu oldular fakat yenildiler,kaçmak zorunda kaldılar."- xcan-

pek katilamiyorum.

evrensel-insan 14-10-2013 23:38

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502030)
İnönü natoya girmek istemiş evet. Vede aynen senin dediğin gibi zorunluktan bunu istemiş.
Nükleer dehşetinde bunda rolü büyük olmuş.

"Kore Nire?" yi unutma!

xcan 14-10-2013 23:50

Sevgili Evrensel Yunanı İzmire taşıyan Abd ve İngiliz gemileriydi.
Hükümet konayında dört bayrak sallanıyordu İngiliz Abd İtalyan ve Yunan bayrakları yanlış hatırlamıyorsam.Erzurum kongresindede ABD mandası savunuluyor ve Mustafa Kemal karşı çıkıyor.
Aklımda böyle kalmış yanılıyorsam düzelt lütfen

evrensel-insan 14-10-2013 23:52

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502045)
Sevgili Evrensel Yunanı İzmire taşıyan Abd ve İngiliz gemileriydi.
Hükümet konayında dört bayrak sallanıyordu İngiliz Abd İtalyan ve Yunan bayrakları yanlış hatırlamıyorsam.Erzurum kongresindede ABD mandası savunuluyor ve Mustafa Kemal karşı çıkıyor.
Aklımda böyle kalmış yanılıyorsam düzelt lütfen

Duzeltmesine duzeltirim de, senin alginda, "Ataturk karsiti" olur. Yani Kurtulus savasinin, millilerce bilinen ezberlerine ters duser.

evrensel-insan 15-10-2013 00:04

Senin bu konudaki "duygusal hassasiyetini" algiladigimdan ve gozlemledigimden, sadece sorularla ve mantiksal gidelim.

Ilk soru?

Avrupa ve de ABD Turkiye gibi her yonden stratejik ve sinir komsusu bir ISLAM CUMHURIYETI/DEVLETI istermiydi?

Sevr'de Osmanliya birakilan bolge neden hic isgal edilmedi ve denize acilimi var miydi?

O tarihler dunyada milli devletlerin bagimsizligini aldigi bir donem degil miydi ve tum Osmanli'dan ayrilanlar bunu milli savasim ile basarmadilar mi? Ayrica hepsi de bunu basarirken emperyalizmden yardim almadilar mi?

Yalniz burada sorulari yanitlarken, YUNANISTANIN TAMAMEN BUGUNKU TURKIYE COGRAFYASINI ELE GEIRMEK ISTEDIGINI VE EMPERYALISTLERIN DE YUNANISTANA SADECE BELIRLI BIR YERE VE TARIHE KADAR DESTEK VERDIKLERINI UNUTMA!

xcan 15-10-2013 00:18

Evrensel ,
Bir olaya doğru bakış çok farklı olabiliyor ,yani görece doğrularla dolu bir dünyada doğru(bana göre şöyle temellenirse doğrudur.
Evrene(Dünyaya zarar vermiyorsa)
İnsan türüne zarar vermiyorsa,Emekten yanaysa bilimselse estetikse ,yeşilse,ilericiyse o doğru benim gönül rahatlığı ile kabul edeceğim bir doğrudur.
Barışçı yenilikçi devrimciyse adalet hissini incitmiyorsa bana göre ortak doğru olabilecek kadar sağlam doğrudur.
Şimdi ilkelerimi oluşturacak doğrulara sahibim.
Ozaman ilkelerimi sorgular dizayn ederim.
Kişisel ideolojik yaklaşımımın maddi gerçeklere sağdık kalmak kaydıyla bu olduğunu söyleyebilirim.
Türkiye tahlili yapmışım Sol,emek dostu Anti emperyal birliğin hatta uzlaşmanın bir parçası olarak Atatürkçüleri , dost hanesine alırım ,eleştirilerimide olası bir kardeşliğin dilinden kopmadan yaparım.
Eğer Atatürkü eleştirmek gerekli ve mücadeleyi geliştirecekse o eleştiriyi yaparım.
Abd ,Akp bu işe sevinecekse o işi yapmam. kalsın derim.
Gerekli görüyor ve Türkiyede mücadeleyi geliştirir diyorsan ,buyur eleştir.
Şunu anlamış olman gerekirdi Benim için Marks ,lenin,Atatürk Allende ,Nasır çok değerlidir ve hatta Gandi,ama bunların hiç birine kutsallık atfetmem.
Hepsinede eleştiri getiririm.
Evrensel senin bu halk için emeklerini görüyorum bir cümle bir kelime benim gözümde seni kötü yapabilirmi hiç.
Eleştirirsin tabikide.
Yeterki geliştirsin.

evrensel-insan 15-10-2013 00:34

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502050)
Evrensel ,
Bir olaya doğru bakış çok farklı olabiliyor ,yani görece doğrularla dolu bir dünyada doğru(bana göre şöyle temellenirse doğrudur.
Evrene(Dünyaya zarar vermiyorsa)
İnsan türüne zarar vermiyorsa,Emekten yanaysa bilimselse estetikse ,yeşilse,ilericiyse o doğru benim gönül rahatlığı ile kabul edeceğim bir doğrudur.
Barışçı yenilikçi devrimciyse adalet hissini incitmiyorsa bana göre ortak doğru olabilecek kadar sağlam doğrudur.
Şimdi ilkelerimi oluşturacak doğrulara sahibim.
Ozaman ilkelerimi sorgular dizayn ederim.
Kişisel ideolojik yaklaşımımın maddi gerçeklere sağdık kalmak kaydıyla bu olduğunu söyleyebilirim.
Türkiye tahlili yapmışım Sol,emek dostu Anti emperyal birliğin hatta uzlaşmanın bir parçası olarak Atatürkçüleri , dost hanesine alırım ,eleştirilerimide olası bir kardeşliğin dilinden kopmadan yaparım.
Eğer Atatürkü eleştirmek gerekli ve mücadeleyi geliştirecekse o eleştiriyi yaparım.
Abd ,Akp bu işe sevinecekse o işi yapmam. kalsın derim.
Gerekli görüyor ve Türkiyede mücadeleyi geliştirir diyorsan ,buyur eleştir.
Şunu anlamış olman gerekirdi Benim için Marks ,lenin,Atatürk Allende ,Nasır çok değerlidir ve hatta Gandi,ama bunların hiç birine kutsallık atfetmem.
Hepsinede eleştiri getiririm.
Evrensel senin bu halk için emeklerini görüyorum bir cümle bir kelime benim gözümde seni kötü yapabilirmi hiç.
Eleştirirsin tabikide.
Yeterki geliştirsin.

Tamam o zaman. Sonucta ben "sutten agzi yanan yogurdu ufleyerek yer" durumundayim.

Peki, sordugum sorulardan basliyalim.

Eger "isler cigrindan cikarsa" ben sana haber veririm.

Ben kisaca tarihi gercekci ve mantiksal temelde, Ataturk'un ve kurtulus savasinin, Osmanli'yi yikma adina; emperyalist gucler ile birlikte basarildigini soyluyorum.

Ayrica bir seye daha dikkat cekmek isterim. Ataturk'un pragmatisizmi turk milliliginden ve dini elestirmekten once, 1923 oncesi aksine dinsel ve kurtsel bir icerikte idi.

Yani bir yerde "kopruyu gecene kadar, .yiya dayi" hikayesi.

Bunun yaninda bolgesel cikislar disinda, Kuvay-i milliye'nin hic bir emperyalist guc ve Osmanli ile fiziksel savasimi da olmadi. Yunanlilar haric, tabiki!

Dusunsene Istanbul'u bile savasmadan terk ettiler.

xcan 15-10-2013 00:44

Görüşünü destekleyen verileride ortaya koysaydın keşke.
Savaşarak terkettiler deniyorum zaten.
İçerden boğmaya çalıştılar kurtuluş hareketini 7 büyük isyan var o yıllarda Anzavur ,delibaş ,çapanoğlu vs vs...
Bildirilerini İngiliz uçaklarının dağıttığı isyanlar. Sonrasında onlarca isyan Şeyh sait , Dersim vs vs.
Somut kanıt değil ingilizlerin çekilmesi,sadece yeni güçler dengesinin zorunlu sonucu.
Bence bu.

evrensel-insan 15-10-2013 01:21

Su yazidaki ifadelere dikkatini cekmek isterim.



ATATÜRK DÖNEMİNDE TÜRKİYE – ABD İLİŞKİLERİ

İLİŞKİLERİN KURULUŞU VE GELİŞMESİ

Osmanlı-Amerikan ilişkilerinin başlangıcı ve gelişiminde ilk olarak Amerika Birleşik Devletlerinin ilk başkanı Washington ve ikinci başkan Monroe’nun oluşturduğu, ABD üzerinde Avrupa nüfuz ve baskısını önlemek amacını güden yalnızcılık politikasından söz etmek mümkündür.

Kıta üzerindeki genişleme sonunda artan doğal kaynaklar Amerikan ticaretinin hızla kabarmasına yol açmıştır. Amerika, bir yandan kendi kıtası üzerinde topraklarını genişletirken, diğer yandan da kanlı bir iç savaş vermiştir. Bu gelişmeler üzerine ABD ile Avrupa Devletleri arasında gittikçe sıkılaşan ticari bağlar kurulmuştur, ancak Amerikan idarecileri bu ticari bağların siyasi sonuçlar doğuracak şekilde gelişmemesi için büyük bir gayret göstermişlerdir.

Amerika Birleşik Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilk ilişkiler, ABD’nin yukarıda belirtilen Avrupa diplomasisinden uzak durma siyaseti, kendini dünya meselelerinden soyutlama amacı gütmesi gibi sebeplerden dolayı siyasi olmaktan çok ticari niteliktedir.

.................................................. ...........


1830 TARİHLİ TİCARET VE SEYRÜSEFER ANTLAŞMASI

Aralarındaki ticareti düzenlemek amacıyla, ABD ve Osmanlı Devleti 7 Mayıs 1830 tarihinde bir ticaret ve seyrüsefer antlaşması imzalamışlardır. Bu antlaşmanın birinci maddesi Amerikan tüccarları ile ticaret gemilerine “en çok müsaadeye sahip devlet” kaydından, dördüncü maddesi de Osmanlı ülkesinde bulunan Amerikan vatandaşlarına kapütülasyon ayrıcalıklarından faydalanmak hakkını vermektedir.5

Bu antlaşmanın kapütülasyon ayrıcalıkları ile ilgili maddesi, ileride ABD-Osmanlı arasında sorunlara yol açmış, Babıali, birinci dünya savaşına katılmak üzere olduğu günlerde, İstanbul’daki tüm yabancı devlet temsilcileri ile beraber bir muhtıra yollayarak 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren kapütülasyonları ilga edeceğini bildirmişti. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri savaşa katılmadığı müddetçe İstanbul Hükümeti Osmanlı İmparatorluğu içindeki Amerikalılar arasındaki anlaşmazlıklara bakan Amerikan Konsolosluk maddelerini kaldırmamıştır.6

1830 antlaşmasındaki Osmanlı sınırı içinde suç işleyen Amerikan vatandaşlarının yargılanması ve cezalandırılmasına ilişkin maddelerin Türkçe ve İngilizce metinlerdeki farklılıklar iki ülke arasında, aynı antlaşmayla ilgili ikinci büyük sorunu oluşturmuştur.

KÜLTÜR ALANINDAKİ İLİŞKİLER VE AMERİKALI MİSYONERLER SORUNU

1830 yılından sonra sıkılaşan Osmanlı Devleti ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler kültür alanına da kaymış, Amerikalıların yürüttüğü misyonerlik çalışmaları Osmanlı sınırları içine yayılmış, Anadolu’da Rum ve Ermenilerin yaşadığı bölgelerde yüksek öğretim kurumları açılmıştır.

Amerikan kiliselerinin “American Board of Commisioners for Foreign Missions” kanalıyla yaptıkları misyonerlik çalışmaları Osmanlı sınırlarında yaşayan Rum ve Ermenilere nüfuz etmeye başlayınca, Babıali 1860 yıllarından başlayarak misyonerlerin çalışmalarını denetlemek ve daha sonraları da Türk olmayan unsurlarda milliyetçilik şuuru uyandırmasından korktuğu ve Ermeni ayaklanmalarını desteklediklerini tespit ettiği Amerikan okullarını kapatmak isteyince, Amerikan Birleşik Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında Birinci Dünya Savaşına kadar süren anlaşmazlıklar çıkmıştır.7

ABD – OSMANLI İLİŞKİLERİNDE OSMANLININ COĞRAFÎ KONUMUNUN ETKİLERİ

Yakındoğu, Balkanlar ve Karadeniz Bölgesini kapsayan stratejik konumu nedeniyle Osmanlı Devleti, ABD’nin yakın ilişkiler kurmak istediği ülkeler arasında yer almıştır. Washington, bu bölgelerdeki siyasi gelişmeleri Osmanlı Devletinde kuracağı diplomatik temsilcilikler yoluyla takip etmek ve ortaya çıkabilecek ticari alternatifleri değerlendirmek istemiştir. ABD, özellikle İran’la ilişkilerini İstanbul üzerinden yürütmek niyetindeydi. Nitekim Osmanlı Devletiyle diplomatik ilişkiler kurulduktan sonra Amerikan diplomatları uzun bir süre İran işlerinden de sorumlu tutulmuşlar, hatta ABD ile İran arasındaki ilk ticaret antlaşması 1856 yılında İstanbul’da imzalanmıştır.8

.................................


WILSON’IN DAYANDIĞI TEMELLER VE OSMANLI DEVLETİNİN AKIBETİ İLE İLGİLİ OLAN KONULAR

..........................................

Osmanlı İmparatorluğu’nu doğrudan ilgilendiren konular, Wilson’ın uzlaşma konusu yapılabilecek hususlar olarak belirlediği noktalar arasında yer alıyordu. Nitekim ileride Türk Kurtuluş Savaşı sonucunda bu noktalar, Wilson’ın istekleri değil, Misak-ı Millî hedefleri doğrultusunda Türkiye lehine çözümlenecekti.

.................................................. ..

12 Maddenin bu yorumu ile Amerika, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu şekilde parçalanmasını peşinen kabul etmiş bulunmaktaydı. Yalnız Amerika’nın 12.Maddenin bu yorumu ile üzerinde durduğu bir başka hususta, Osmanlı İmparatorluğu ne şekilde parçalanırsa parçalansın, kim “mandater” olursa olsun, bu topraklarda ekonomik ve ticarî bakımdan “açık kapı” veya “fırsat eşitliği” ilkesinin uygulanmasıydı.17

KURTULUŞ SAVAŞI’NDA AMERİKA GÜDÜMÜ (MANDASI) İSTEKLERİ

.................................................. .....

İleri ki saatlerde Hâmi Bey söz alarak önce koşuna güdüm taraftarlarının görüşlerine katıldığını ekledikten sonra: “Her durumda bir yardıma gerek duyuyoruz ve bunun en ilkel kanıtı da, devlet gelirlerinin ancak borcumuzun faizini karşılayabilmesidir” buyurdular.

Daha sonra söz alan Refet Bey diyordu ki: “Bizim Amerika güdümünü yeğlemekten amacımız, bütün toplumları tutsak eden, gönülleri ve vicdanları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak, yumuşak ve ulusların vicdanlarına saygı gösteren Amerika’yı benimsemektir”.19

...............................................

Baylar, bu maddenin hangi noktasında güdüm ve güdümcünün Amerika olacağı düşüncesi vardır? Olsa olsa “Herhangi devletin teknik, sanayî, iktisadî yardımını içtenlikle karşılarız” sözlerinden güdüm düşüncesine kapılanlar bulunabilir. Ancak güdümün anlam ve içeriğinin bu olmadığı kesindir.20

.................................................. ...

GENERAL JAMES HARBORD – ATATÜRK GÖRÜŞMESİ

Sivas Kongresi’nin en önemli olayı, General James Harbord’un 22 Eylül 1919 gün Sivas’ta Atatürk ve birkaç arkadaşı ile yaptığı 2-3 saat sürdüğü anlaşılan görülmelerdir.24 Her iki taraf arasındaki mutabakat dolayısıyla bu görüşmelerin içeriği ile ilgili bir açıklama olmamış, yalnız mevcut sınırlı açıklamalardan ve yayınlanan belgelerden Harbord misyonu için şu hususları belirtmek gerekir; General Harbord, Ermeni sorunu ile ilgili inceleme yapmak için Sivas’a gelmiş ve Atatürk bu fırsatı çok iyi değerlendirerek millî davayı Amerikan temsilcilerine anlatma imkânı bulmuş, bunda da oldukça başarılı olmuş, Harbord’un anlayışını ve ilgisini çekmeyi bilmiş, desteğini kazanmıştır. Ayrıca Harbord misyonu, Başkan Wilson tarafından görevlendirilmiş fakat Paris Barış Konferansı adına araştırmalarını tamamlamıştır.

Atatürk’ün General Harbord ile görüşmesinin ve ona millî davayı anlatmaya önem vermesinin sebebi, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Millî Mücadele’ye karşı, Wilson milliyetler ilkeleri vasıtasıyla Amerika’yı Millî Mücadele’ye karşı meydana getirdikleri ve savaş içinde aralarındaki anlaşmalarla kurdukları “Blok”a karşı, Wilson milliyetler ilkeleri vasıtasıyla Amerika’yı Millî Mücadele’nin yanına çekmekti.25

İLK RESMÎ İLİŞKİLERİN KURULMASI

......................................

Ancak Türkiye ile aralarında savaş durumu olmadığı için iki devlet arasında bir barış antlaşması yapılması söz konusu olmamıştır.26

Ankara Hükümeti’nin Amerika ile “resmî” ilişki kurmak için ilk girişimi 1921’in Ocak ayında olmuştur. Bu tarihte Amerika’nın İstanbul’daki Yüksek Komiseri Amiral Bristol nezdinde yapılan girişimde, Türkiye’nin siyasal ve ekonomik bağımsızlığının tanınması ve kapütülasyonların kaldırılması şartıyla Ankara Hükümeti ile Amerika arasında “dostane” ilişkilerin tekrar kurulması arzusu belirtilmiş ise de, bu teşebbüse Washington’dan yanıt gelmemiştir.27

Amiral Bristol’un Ankara Hükümeti ile temas kurulması konusundaki ısrarıyla ilk diplomatlar 1921 Aralık ayından itibaren Amerika’ya yollanmaya başlamıştır.

1922 YILI

Amerika’nın Türkiye politikası bakımından önemli bir olayı da Büyük Taarruz ve Büyük Zafer üzerine Anadolu’dan kaçarak İzmir’e yığılan Rum halkı ile Yunan askerlerinin tahliyesinde, İngiltere’nin Amerika’ya başvurup, Amerikan savaş gemilerinin de bu tahliyeye yardım etmesini istemesi üzerine Amerika’nın gösterdiği tepkidir.

..............................................

LOZAN KONFERANSI VE AMERİKA

...................................

Lozan’da Amerikan görüşüne yakın bir antlaşmaya varılmakla birlikte, kapütülasyonlar konusunda Türk Görüşü başarı kazanmış ve Osmanlı İmparatorluğu devrinde yabancılara verilen tüm ayrıcalıklar tarihe karışmıştır.30

Osmanlı Devleti ile Amerika Devletleri arasında daha önce belirtildiği gibi savaş olmadığından dolayı, 1917’den sonra kesilen ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla bir barış antlaşması imzalanmamıştır. Fakat taraflar, kopan siyasi ilişkileri yeniden kurmak amacıyla 6 Ağustos 1923 tarihinde Lozan Antlaşmasına benzer bir antlaşma imzalamışlardır. Bu antlaşmanın, Türkiye açısından önemi, kapütülasyonların kaldırılması, yeni Türkiye Devleti sınırlarının Amerika Birleşik Devleti tarafından tanınması ve ilişkilerin bu esaslar üzerinden bina edilecek olmasıdır.

.................................................. .........

TÜRK – AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE RUSYA GERİLİMİ

.....................................

Türkiye yukarıda belirtildiği gibi, 1925 Aralığında Sovyetlerle bir “Dostluk ve Tarafsızlık Paktı” imzalamıştı. Bu antlaşmanın süresi 1929 yılında bittiğinde taraflar 1929 Aralık ayında imzaladıkları bir protokol ile antlaşmanın süresini 2 yıl uzatmışlardır. Bu uzatma, Amerika’nın hiç hoşuna gitmemiştir. Amerikan Yönetimi bunu bir mesele haline getirmemekle beraber, Rusya’daki komünist rejimden hoşnutsuzluğunu sürdürmüştür.

Amerika-Türkiye arasındaki yakınlaşmanın ve ilişkilerin sıkılaşmasının kilometre taşlarından bir de, Atatürk-Roosevelt yakınlaşmasıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1932 seçimlerini kazanan Franklin Roosevelt’in 1933 Ocak ayında Başkanlık görevine başlamasından sonra, Atatürk ve Roosevelt arasında belirgin bir yakınlaşma ve samimiyet meydana gelmiştir.40 Bu iki lider, hiçbir zaman bir araya gelememelerine rağmen karşılıklı mektup, jest ve mesajlarla ilişkileri gelişmiş, samimi ifadelerle iki ülke arasındaki barış siyaseti vurgulanmıştır.

....................................


BURCU SAN

http://odevci.awardspace.com/news.php?readmore=92

Yazilanlarin disinda kalan ve ..... ile belirtilen kisimlarin da linkten okunmasinda, konunun daha detayli algilanmasi adina yarar var.

evrensel-insan 15-10-2013 01:28

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502053)
Görüşünü destekleyen verileride ortaya koysaydın keşke.
Savaşarak terkettiler deniyorum zaten.
İçerden boğmaya çalıştılar kurtuluş hareketini 7 büyük isyan var o yıllarda Anzavur ,delibaş ,çapanoğlu vs vs...
Bildirilerini İngiliz uçaklarının dağıttığı isyanlar. Sonrasında onlarca isyan Şeyh sait , Dersim vs vs.
Somut kanıt değil ingilizlerin çekilmesi,sadece yeni güçler dengesinin zorunlu sonucu.
Bence bu.

"Veriler" derken; tarihte kuvay-i milliye ile emperyalist gucler arasinda (yunanlilar ve bolgesel/halk ayaklanmalari haric) bir savas olmus mudur?

Sence neden savasmadilar ve elde ettikleri istanbul'u neden terk ettiler.

Ayrica, Samsun'da Ataturk'un kalacagi otelde ingilizler pusu kurmuslar ve tum gemiden gelenleri kursuna dizecekken, bir emir ile bu katliamdan vaz geciyorlar.

Kisaca basta ingilizler olmak uzere, o devirde isteselerdi Ataturk'u de kurtulus savasinin onculerini de katledebilirlerdi.

Kisaca emperyalizm, Kurtulus savasindan dogan T.C. Devletine goz yummustur. Cunku zaten istedikleri Osmanli istedikleri sekilde yikilmistir.

Zaten tarihe bakarsan, Osmanli'dan elde edilen topraklar, fiziki isgal edilmemistir.

Cunku o eski somurgecilik devri bitmistir.

Neva 15-10-2013 03:12

Arkadaslar bu basliktaki wikileaks icerikli mesajlar ve pkk'ya iliskin mesajlar asagidaki linklere alinmistir.

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=27401

http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=33187

xcan 15-10-2013 13:16

Sevgili evrensel .Üstüne basa basa İngilizler savaşmadı selameti kaçmakta gördü diyorum.
İngiltere işçi sınıfı savaş istemiyordu grevlerle ayaktaydı.İngiliz halkı savaş istemiyordu henüz bir dünya savaşından çıkmış ,yaraları taze bir halkı savaşa ikna kolaymı?
Sovyet devrimi ile dünyada ilk emekçi devleti kurulmuş ve o şanlı devlet Türkiyenin yanındaydı.
Mustafa Kemal gibi bir savaş dehasının önderliğinde Anti emperyalist mücadeleye girişmiş bir halk vardı karşısında(Ki çanakkalede İngilizlerin tozunu atmıştı)
Şimdi bu konularla zaman yitirmek belki ,belki yararlıdır fakat çok daha yararlı işlerimiz olmalı.
Bu gün Türkiye halkının birliği için ne yapmalıyız.
Abdyi kovmak için,cumhuriyetimizi emek eksenli nasıl yeniden kurabileceğiz.
Abd uşaklarının etkisini nasıl kıracağız vb..
Enerjimizi boşa harcamayalım.
Mustafa Kemal İngiliz ilişkisi olmuş olsa Bütün belgeleri bizzat Abd ve İngiltere ortaya dökmezmiydi?
Tayyip ,meydan meydan gezip bunu ağzından salyalar akıtarak haykırmazmıydı.
Şerefsiz,satılık medyamız bunu;Manşetlerden ulumazmıydı?
Lütfen evrensel sen bunları görebilecek bir insansın.
Senin gibi sıra dışı bir aydın böyle kara propagandaları tek kalemde siler atar,atmalı.

evrensel-insan 15-10-2013 19:53

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502082)
Sevgili evrensel .Üstüne basa basa İngilizler savaşmadı selameti kaçmakta gördü diyorum.
İngiltere işçi sınıfı savaş istemiyordu grevlerle ayaktaydı.İngiliz halkı savaş istemiyordu henüz bir dünya savaşından çıkmış ,yaraları taze bir halkı savaşa ikna kolaymı?
Sovyet devrimi ile dünyada ilk emekçi devleti kurulmuş ve o şanlı devlet Türkiyenin yanındaydı.
Mustafa Kemal gibi bir savaş dehasının önderliğinde Anti emperyalist mücadeleye girişmiş bir halk vardı karşısında(Ki çanakkalede İngilizlerin tozunu atmıştı)
Şimdi bu konularla zaman yitirmek belki ,belki yararlıdır fakat çok daha yararlı işlerimiz olmalı.
Bu gün Türkiye halkının birliği için ne yapmalıyız.
Abdyi kovmak için,cumhuriyetimizi emek eksenli nasıl yeniden kurabileceğiz.
Abd uşaklarının etkisini nasıl kıracağız vb..

Enerjimizi boşa harcamayalım.
Mustafa Kemal İngiliz ilişkisi olmuş olsa Bütün belgeleri bizzat Abd ve İngiltere ortaya dökmezmiydi?
Tayyip ,meydan meydan gezip bunu ağzından salyalar akıtarak haykırmazmıydı.
Şerefsiz,satılık medyamız bunu;Manşetlerden ulumazmıydı?
Lütfen evrensel sen bunları görebilecek bir insansın.
Senin gibi sıra dışı bir aydın böyle kara propagandaları tek kalemde siler atar,atmalı.

Diktator, pragmatisizm olarak "dikkatli" giymek durumunda. Yani kendisine verilen aciklamalar bu yonde.

Akil hocalari bunu cok iyi biliyor.

Iste sorun zaten, senin yukarida koyulastirdigim sorularda. Cunku bu sorularin senin istedigin sekilde T.C. tarihinin hic bir doneminde gerceklesmemis olmasi, tarihi bir gercek.

Yapilacak sey, ne 1980 oncesine donmek, ne T.C.kurulus degerlerine sarilmak ne de milli devleti korumaktir. Yapilacak sey en azindan milli devlet sonrasi gelen BIREY DEVLETININ OZGUR BIREYINI YETISTIRMEK VE INSA ETMEKTIR.

Sonucta butun aranan kavramsal nitelikler (demokrasi, esitlik, adalet, antiayrimcilik, hak ve ozgurlukler, evrensel hukuk ve insan haklari v.s.) ancak boyle mumkundur.

Bunun aksi ya milli ya dini vesayet ya mili ya dini etnik/mezhepsel ayrisma ya da O.Dogu'nun diger ulkeleri gibi teror alani haline gelmektir.

Iste o yuzden gezi bilincinin bireysel ve sosyo-etik farkindaligi ve bilinci, bu istenen sistem ve duzenin temel tasidir.

xcan 16-10-2013 01:55

Evrensel Emperyalizme karşı tavrın dünyadaki tanımı milli tavırdır (en geniş vatansever oluşum budur).
Millilikten anladığımıda söyleyeyim.
Bir avuç hain dışında çıkarları emperyalizmle uzlaşmayan tüm milli içerikteki insanlar.
Sosyalistlerde millidir ,bunda utanılacakta birşey yoktur.
Küba devleti varsa o ülkenin insanları küba milletidir.
Fakat aynı zamanda dünya kardeşliğide amaçlanmalıdır.
Entarnasyonalizm milliyetçilikle bir yönüyle çelişir bir yönüyle uyuşur.
Sosyalizmin milliliği ilericidır Sadece dıştan gelen sömürüye karşı durmaz ,içeridede sömürüyü dışlar.
Şimdi milli olmayan devlet varmı diye sorsam kimse tek bir örnek veremez.
Türk olmayı suç gören sosyalist eksiktir teoridende pratiktende yoksundur.
Özgür birey yetiştirebilmenin koşulu özgür ortamdır.
Önümüzde ABD'den kurtulmak gibi bir sorun var ve Bir takım milliyetçi unsurlar bu sorunda sizle ortak hareket etmek istiyoruz dediler.
Sen git önce milli duygularından sıyrılmı diyeceğiz.
Başka türlü düşünelim Atatürkçüler var ve bunları mücadeleye katmak istiyorsun .Bunu yapmanın yolu Atatürkü aşağılamakmıdır?
Atatürkçü laik insanlarımızı dışladık diyelim onların kendiliğinden hidayete ermelerinimi bekleyeceğiz.
Bu tarz mücadele olmaz ,böyle bir yere yürünmez.
Geriyi ortayı ,ileriyi ayıramayan insanlar sapın samanın içinde kaybolurlar.
Halkın bir adım önünde olmak ne demektir?
Bir sosyalistin bunu bilmesi gerektir.
Ekonomik politik özgürlüğün olmadığı yerde özgür bireye giden yolu açamayız.
Devrim yada demokrasi yada Anti emperyalizm sıkı sıkıya bağlı şeyler.
Keşke dünyada çözümler üretebilen insanlar olsa ve Dünyaya Sosyalizminde kapitalizminde dışında belki ama memnun edici bir yol geliştirebilse .
Malesef elde olan iki sistem var tarihtende dersler çıkararak ülkemizde bu iki sistemden birini seçme durumundayız.
12 eylül öncesine dönmeyi hiç kimse istemiyor.Lakin Hitler Almanyasına doğru giden bir yapı var .Kişisel görüşüm ise 12 eylülün ve öncesinin sönük kalacağı bir yakın geleceğe koşar adım gittiğimiz.
Suriye ,Irak,yugoslavya örnekleri bize giydirilmek istenen gelecek .
Bunları görüpta 12 eylül öncesine dönmeyelim demek çok iyi niyetli çokda tedbirsiz bir analiz olur.
Dimitrofun üzerinde durduğu Faşizme karşı birleşik cephe tek çıkış yoludur.
Gerisimi .Boştur ,safsatadır.
Tüm kusurlarıyla en geniş güçlerin birliğini savunmamak gaflettir (Biz öncülük edemesekte böyle bir birliktelikten yana olmayı tarih zorluyor.
Sanırım net oldum.

evrensel-insan 16-10-2013 02:14

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502147)
Evrensel Emperyalizme karşı tavrın dünyadaki tanımı milli tavırdır (en geniş vatansever oluşum budur).
Millilikten anladığımıda söyleyeyim.
Bir avuç hain dışında çıkarları emperyalizmle uzlaşmayan tüm milli içerikteki insanlar.
Sosyalistlerde millidir ,bunda utanılacakta birşey yoktur.
Küba devleti varsa o ülkenin insanları küba milletidir.
Fakat aynı zamanda dünya kardeşliğide amaçlanmalıdır.
Entarnasyonalizm milliyetçilikle bir yönüyle çelişir bir yönüyle uyuşur.
Sosyalizmin milliliği ilericidır Sadece dıştan gelen sömürüye karşı durmaz ,içeridede sömürüyü dışlar.
Şimdi milli olmayan devlet varmı diye sorsam kimse tek bir örnek veremez.

Ozgur birey devletleri milli degildir. Cunku devlet her bir bireyin, her turlu sosyo-etik temeldeki etnik ve milliyet farkini korumak kollamak ve tanimak durumundadir.

Alıntı:

Türk olmayı suç gören sosyalist eksiktir teoridende pratiktende yoksundur.
Özgür birey yetiştirebilmenin koşulu özgür ortamdır.
Önümüzde ABD'den kurtulmak gibi bir sorun var ve Bir takım milliyetçi unsurlar bu sorunda sizle ortak hareket etmek istiyoruz dediler.
Sen git önce milli duygularından sıyrılmı diyeceğiz.
Başka türlü düşünelim Atatürkçüler var ve bunları mücadeleye katmak istiyorsun .Bunu yapmanın yolu Atatürkü aşağılamakmıdır?
Hayir, ama turkiye toplumunun sosyo-etik farklarini ve cesnisini algilamak tanimak temsil etmek ve toplumun her bir kurumunun bu cesniyi kucakjlayacak sekilde kurumlasmasi gerekir. Konu anti turkluk/turkculuk ten ziyade, konu antimilliyetciliktir. Cunku milliyet bir milletin bunyesinde var olan her bir etnik sosyo-etik farktir. Milliyetcilik te bunlarin her birini digerine karsi savastirmaktir.
Alıntı:

Atatürkçü laik insanlarımızı dışladık diyelim onların kendiliğinden hidayete ermelerinimi bekleyeceğiz.
Hak ve ozgurluk savasimini toprak butunlugunun evrensel hukuk ve insan haklari temelinde sosyo-etik farklar algisinda veren herkes bu savasimin icindedir.

Alıntı:

Bu tarz mücadele olmaz ,böyle bir yere yürünmez.
Geriyi ortayı ,ileriyi ayıramayan insanlar sapın samanın içinde kaybolurlar.
Halkın bir adım önünde olmak ne demektir?
Gezi bilincinde olmak demektir.

Alıntı:

Bir sosyalistin bunu bilmesi gerektir.
Ekonomik politik özgürlüğün olmadığı yerde özgür bireye giden yolu açamayız.
Tam tersi, belki milli devletin vatandaslari politiktir, ama politika bilincleri yoktur. Sadece sinifsal ya da degersel kutuplasma icindedirler. Burada one cikan sosyal bilinctir.

Alıntı:

Devrim yada demokrasi yada Anti emperyalizm sıkı sıkıya bağlı şeyler.
Keşke dünyada çözümler üretebilen insanlar olsa ve Dünyaya Sosyalizminde kapitalizminde dışında belki ama memnun edici bir yol geliştirebilse .
Malesef elde olan iki sistem var tarihtende dersler çıkararak ülkemizde bu iki sistemden birini seçme durumundayız.
Aslinda ikiside oncu niteligin nicelkige dayatildigi sistemlerdir.

Alıntı:

12 eylül öncesine dönmeyi hiç kimse istemiyor.Lakin Hitler Almanyasına doğru giden bir yapı var .Kişisel görüşüm ise 12 eylülün ve öncesinin sönük kalacağı bir yakın geleceğe koşar adım gittiğimiz.
Suriye ,Irak,yugoslavya örnekleri bize giydirilmek istenen gelecek .
Bunları görüpta 12 eylül öncesine dönmeyelim demek çok iyi niyetli çokda tedbirsiz bir analiz olur.
Dimitrofun üzerinde durduğu Faşizme karşı birleşik cephe tek çıkış yoludur.
Gerisimi .Boştur ,safsatadır.
Tüm kusurlarıyla en geniş güçlerin birliğini savunmamak gaflettir (Biz öncülük edemesekte böyle bir birliktelikten yana olmayı tarih zorluyor.
Sanırım net oldum.
Toplum ve farkli halklari acisindan vesayetlerin bir farki yoktur, dini de milli de vesayet topluma zulumdur, ayrimciliktir, kutuplasmadir ve "biz/oteki" mucadelesinin kutuplarinin birbirini otekilestirdigi ve distaladigi savasimlardir. Sonucta nitelik ve sosyo-etik bilinc icermez.

xcan 16-10-2013 02:23

12 eylül öncesine dönmeyi hiç kimse istemiyor.Lakin Hitler Almanyasına doğru giden bir yapı var .Kişisel görüşüm ise 12 eylülün ve öncesinin sönük kalacağı bir yakın geleceğe koşar adım gittiğimiz.
Suriye ,Irak,yugoslavya örnekleri bize giydirilmek istenen gelecek .
Bunları görüpta 12 eylül öncesine dönmeyelim demek çok iyi niyetli çokda tedbirsiz bir analiz olur.
Dimitrofun üzerinde durduğu Faşizme karşı birleşik cephe tek çıkış yoludur.
Gerisimi .Boştur ,safsatadır.
Tüm kusurlarıyla en geniş güçlerin birliğini savunmamak gaflettir (Biz öncülük edemesekte böyle bir birliktelikten yana olmayı tarih zorluyor.
Sanırım net oldum.

Bu tespitimi paylaşıyormusun yoksa farklı bir yakın gelecekmi görüyorsun.
Farklı bir öngörün varsa bilmek istiyorum evrensel.

evrensel-insan 16-10-2013 02:27

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502154)
12 eylül öncesine dönmeyi hiç kimse istemiyor.Lakin Hitler Almanyasına doğru giden bir yapı var .Kişisel görüşüm ise 12 eylülün ve öncesinin sönük kalacağı bir yakın geleceğe koşar adım gittiğimiz.
Suriye ,Irak,yugoslavya örnekleri bize giydirilmek istenen gelecek .
Bunları görüpta 12 eylül öncesine dönmeyelim demek çok iyi niyetli çokda tedbirsiz bir analiz olur.
Dimitrofun üzerinde durduğu Faşizme karşı birleşik cephe tek çıkış yoludur.
Gerisimi .Boştur ,safsatadır.
Tüm kusurlarıyla en geniş güçlerin birliğini savunmamak gaflettir (Biz öncülük edemesekte böyle bir birliktelikten yana olmayı tarih zorluyor.
Sanırım net oldum.

Bu tespitimi paylaşıyormusun yoksa farklı bir yakın gelecekmi görüyorsun.
Farklı bir öngörün varsa bilmek istiyorum evrensel.

Benim istedigim gezi bilincindeki bireysel ve sosyo-etik farklarin farkindaliginin ulke ve toplumu her turlu devlet hukumet ve kurum/kurulus olarak sekillendirmesi.

xcan 16-10-2013 02:29

Tamam evrensel orasını anladım.
Surumu bir daha okurmusun lütfen.

evrensel-insan 16-10-2013 02:42

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502154)
12 eylül öncesine dönmeyi hiç kimse istemiyor.Lakin Hitler Almanyasına doğru giden bir yapı var .Kişisel görüşüm ise 12 eylülün ve öncesinin sönük kalacağı bir yakın geleceğe koşar adım gittiğimiz.
Suriye ,Irak,yugoslavya örnekleri bize giydirilmek istenen gelecek .
Bunları görüpta 12 eylül öncesine dönmeyelim demek çok iyi niyetli çokda tedbirsiz bir analiz olur.
Dimitrofun üzerinde durduğu Faşizme karşı birleşik cephe tek çıkış yoludur.
Gerisimi .Boştur ,safsatadır.
Tüm kusurlarıyla en geniş güçlerin birliğini savunmamak gaflettir (Biz öncülük edemesekte böyle bir birliktelikten yana olmayı tarih zorluyor.
Sanırım net oldum.

Bu tespitimi paylaşıyormusun yoksa farklı bir yakın gelecekmi görüyorsun.
Farklı bir öngörün varsa bilmek istiyorum evrensel.

Iste benim yanitim da, senin dediginin gerceklesme temeli. Yani ne milli ne de dini etnik/mezhepsel vesayet.

Yani ben AKP'yi gondermek adina, milli vesayeti tercih edemem. Cunku toplum ve farkli haklari icin bu ya "Ali Cengiz" ya da "Cengiz Ali" dir ve farki yoktur. Cunku her ikisi de vesayettir.

xcan 16-10-2013 02:48

Herkesle yürümiyeceksin onu anladım.
Yugoslavya ,suriye ,ırak,libya,Afganistan gömleğini giyme tehlikesi varmı?
Onu soruyorum.
Gezi ruhunda Atatürkçülerde vardı ,kürtlerde vardı ,sosyalist fraksiyonlarda komunistlerde daha sayamadığım herkes vardı.
Yoksa yokmuydu?

evrensel-insan 16-10-2013 03:19

Alıntı:

xcan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 502168)
Herkesle yürümiyeceksin onu anladım.
Yugoslavya ,suriye ,ırak,libya,Afganistan gömleğini giyme tehlikesi varmı?
Onu soruyorum.
Gezi ruhunda Atatürkçülerde vardı ,kürtlerde vardı ,sosyalist fraksiyonlarda komunistlerde daha sayamadığım herkes vardı.
Yoksa yokmuydu?

Iste biri milli digeri dini ayrimcilik. Yani milli ve dini vesayette uygulanacak plan. SSCB'ni unutmussun.

Iki amac var. Birincisi O.Dogu'daki israil hakimiyeti ve cografi korunmasi yani israil ile ermenistan arasina bir kukla kurdistan.

Digeri etnik sorunu olan millet devletlerini parcalamak.

Onemli olan gezi bilincidir. Zaten onun icin her turlu sosyo-etik fark vardi ve siyasi degildi.

Kisaca bireysel bilincli hak ve ozgurlugunu taslep eden, destekleyen ve savunanlar vardi. Bu da her ideolojik inancsal farki birlestiren faktordu.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:00 .