Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=149)
-   -   Baskı altındaki düşünce (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34928)

Felâsife 08-04-2014 13:32

Baskı altındaki düşünce
 
Aslında bu konuya şurada 5.mesajda değinmiştim ama bu konuyu ayırıp müstakil bir konu yapmak istedim, olura bu konuda fikri olan olursa fikrinide öğrenmek isterim.

Baskı altında ki düşünce nedir?
Hastalık, işsizlik gibi dibe vurulmuş anlarda ki düşünceler "baskı altında ki düşünce" ler kapsamındadır, bunlarda ölüme en yakın haller olup, frekansı insanları oldukça rahatsız eder.
Zira bu haller insanı hiç'liğe, yokluğa, değersizliğe, dışlanmaya doğru iten düşünceler ürettirir, çünkü işsizlik bir süre sonra insanlardan TEPKİ toplamaya başlar, haliyle bu insanda diğer insanlardan kaçmaya paniklemeye başlar, pek sağlıklıda düşünemez, kâh kendini kâh çevresini kötülemeye, onlardan nefret etmeye de başlar.
Hasılı işsizlik arttıkça baskıda artar.

Hastalıktada hiç'lik yokluk meselesi yani ölüm düşüncesi baskıyı artıran bir durumdur, ne kadar inançlı imanlı olsada olmasada fark etmez, insanlar biran önce hastalıktan kurtulmak isterler.
Zira yokluk düşüncesi düşüncenin her yanı kaplamaya başlar ki baskı artar.

Özetle bu iki halde ki anlar değerlidir, farklı bir boyutu vardır ama müthiş bir baskısıda vardır.
"Baskı altında ki düşünce", "Baskı altında olmayan düşünce"den haliyle farklıdır ve baskı altında olmayan kimselerde bunu pek idrâkta edemezler.

Başka bir açıdan bakınca;
"İşsizlik, yeryüzünde ki en ağır iş"
"Kronik hastalıklarda en ağır hâldir"

Ez-cümle:
"Şeb-i yeldayı müneccim muvakkıt ne bilir,
Müptelâyı gâma sor kim geceler kaç saattir.
"

Derken bile Gâm-ı müptelâ'nın gecesi bile farklıdır, düşünceside haydi haydi farklı olacaktır.

Sevgiler

evrensel-insan 08-04-2014 20:11

Baski altindaki ve sorgulamayan dusunce, hem ozgur hem de serbest degildir.

Ozgur degildir, cunku cikara yonelik yasaklar ile engellenir.

Serbest degildir, cunku kisinin kendi beynindeki, bilincsizce kendi verdigi sinirlar ile engellenir.

Felâsife 09-04-2014 03:26

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515843)
Baski altindaki ve sorgulamayan dusunce, hem ozgur hem de serbest degildir.

Sorgulamayan düşünce mi?

Sanırım anlatamadım, baskı altında ki düşünce ..."Zira bu haller insanı hiç'liğe, yokluğa, değersizliğe, dışlanmaya doğru iten düşünceler ürettirir".. demiştim ki normalde insanlar bu tip düşünceyi yüzeysel geçerler.
Ama "baskı altında ki düşünce" de ki insanlar, bizzat içinde yaşayarak fikir üretirler ki bu sorgulamadır, daha doğrusu sorgulamanın kralını yaparlar.

Bir yandan bir kaç yıldır işsiz olacaksınız, evli çoluk çocuk filan, diğer yandan entelektüel bir yapınız olacak ve siz sorgulama yapmayacaksınız..ilginç..
Dışarıdan öyle görünüyor demek ki?

evrensel-insan 09-04-2014 16:41

Burada yine belki bir turkce dilin yabanci dilden aldigi bir kelimenin kavramsal anlam ve icerigi soz konusu.

Ingilizce de "Reasoning" olarak gecen bu kavramin anlam ve icerigi;

Herhangi bir kavram hakkinda O KAVRAMIN TARAFINDA YA DA KARSISINDA OLMAK DEGIL; KAVRAMIN NE OLDUGU UZERINDE, BEYNIN BILGILENMESI, ARASTIRMASI VE KENDI OZGUR IRADESI ILE KENDINCE BIR SONUCA VARMASIDIR.

Yani kavrami sabit tutarak onun hakkinda taraf ya da karsit bir dusunce belirtmek sorgulama degildir.

Mesela bir dusunce ve davranisi "namuslu/namussuz" degerlendirmek, sorgulama degildir.

Namus kavrami uzerine beyni her yonuyle isletmek, sorgulamadir.

Iste burada beynin kavram uzerinde onu degerlendirebilecek ve de kontrol edebilecek serbestlige ermis olmasi, kavrami beyninde serbest birakmasi gerekir. Dusuncenin serbestligi budur.

Dusuncenin ozgurlugu ise, namus hakkinda beynin dusundugu ve davranisa tasimak istedigi her seyi dile ve goruntuye getirebilmek ve bu konuda hic bir engele tabi olmamaktir.

Buradaki engel ulke ve toplum nezdindeki o kavrama olan algidan da gelebilir, kisinin kendi kendini engellemesinden de.

Felâsife 09-04-2014 18:10

İlginç insanınız Sn. evrensel-insan :)
Baskı altında ki düşünce deyince, baskıyı farklı anlayıp başka bir tarafa gittiniz.
Benim bahsettiğim sizin gittiğiniz o taraf değil bu taraf. :)

Başka bir örnek vereyim.

Kronik bir rahatsızlığı olan bir insan, evinden bile dışarı çıkacak durumu yok, işi yok, bu böyle bir iki ay değil, bir kaç sene sürmüş...hatta misal 10 seneyide böyle böyle geçmiş, *ntihar teşebbüsleri olmuş birinin düşünce yapısını kast ediyorum.

Böyle bir düşünce "Baskı altında ki düşünce"dir mesela..

Başka bir değişlede "insanların korktuğu bir alanda yaşayan bir insan"ı kast ediyorum..

Serbestmiş özgürmüş mevzu o değil yani.

evrensel-insan 09-04-2014 18:15

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515897)
İlginç insanınız Sn. evrensel-insan :)
Baskı altında ki düşünce deyince, baskıyı farklı anlayıp başka bir tarafa gittiniz.
Benim bahsettiğim sizin gittiğiniz o taraf değil bu taraf. :)

Başka bir örnek vereyim.

Kronik bir rahatsızlığı olan bir insan, evinden bile dışarı çıkacak durumu yok, işi yok, bu böyle bir iki ay değil, bir kaç sene sürmüş...hatta misal 10 seneyide böyle böyle geçmiş, *ntihar teşebbüsleri olmuş birinin düşünce yapısını kast ediyorum.

Böyle bir düşünce "Baskı altında ki düşünce"dir mesela..

Başka bir değişlede "insanların korktuğu bir alanda yaşayan bir insan"ı kast ediyorum..

Serbestmiş özgürmüş mevzu o değil yani.

Buradaki baski nedir? Kroniklik mi?

Bu baski degil, bir teslimiyet algisidir. Yani sosyo-psikoloji.

Onca engellinin basarisini nasil acikliyorsun?

Buradfa senin dile getiriusinde bir "kuskunluk" mevcut.

Yani kroniklige teslimiyet.

Bir deprem dede vardi, hatirladin mi?

Ne derdi "deprem ile yasamayi ogrenmek"

Iste burada da kroniklik ile yasamayi ogrenmek gerekiyor.

Ayrica buradaki "baski" algisi "kuskunluk" icin de bir bahanedir.

Yasam her vucut nasil ise onun ile devam ediyor.

Felâsife 09-04-2014 18:21

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515898)
Buradaki baski nedir? Kroniklik mi?

Neyse meseleyi anlamadığınızı anladım o yüzden uzatmayacağım.

Alıntı:

Bir deprem dede vardi, hatirladin mi?
Bilmem mi?
Hastalıklarımız aynıdır.

evrensel-insan 09-04-2014 18:28

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515901)
Neyse meseleyi anlamadığınızı anladım o yüzden uzatmayacağım.


Bilmem mi?
Hastalıklarımız aynıdır.

Meselayi anlamadigimi da nerden cikardin?

Evet, seniun anladigin gibi anlamadigim kesin.

Cunku sen baskici dusunce olarak hayatin olgularini getiriyorsun.

Eger bu olgular deprem dedenin dedigi gibi algilanmazsa ve bu baski altinda degerlendirilirse; burada sosyo-psikolojik bir sorun vardir.

Felâsife 09-04-2014 18:42

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515904)
Meselayi anlamadigimi da nerden cikardin?

Yıllarca süren işsizliğin veya kronik bir rahatsızlığın var mı?
Görünen o ki yok..olmadığı içinde bunu anlayamazsın..
Anlasan "baskı"yı "baskı" olarak anlamazdında..
Herşey okuyarak anlaşılmaz neticede, dolayısıyla anlaşılmazda, yaşamak gerekir..

evrensel-insan 09-04-2014 18:52

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515907)
Yıllarca süren işsizliğin veya kronik bir rahatsızlığın var mı?
Görünen o ki yok..olmadığı içinde bunu anlayamazsın..
Anlasan "baskı"yı "baskı" olarak anlamazdında..
Herşey okuyarak anlaşılmaz neticede, dolayısıyla anlaşılmazda, yaşamak gerekir..

Olmadigini nerden biliyorsun?

Benim yasamim hakkinda bir bilgin var mi?

Ben yurt disinda, 30 kusur senedir her turlu yasam savasimi veren bir bireyim.

Felâsife 09-04-2014 19:10

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515911)
Olmadigini nerden biliyorsun?

Üzülüyorum böyle şeyler derken ama olsa cevap gelirdi diyeceğim.
Bu iş neticede bilgi ile alakalı bir durum değil, yaşamakla alakalı bir durum.
Dolayısıyla "Yaşam savaşı" vermek doğru cevap değil, benim kastettiğim yenilmek zaten, yaşama yenilmek..
Öteki türlü hayat devam ediyor zaten..

evrensel-insan 09-04-2014 19:15

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515918)
Üzülüyorum böyle şeyler derken ama olsa cevap gelirdi diyeceğim.
Bu iş neticede bilgi ile alakalı bir durum değil, yaşamakla alakalı bir durum.
Dolayısıyla "Yaşam savaşı" vermek doğru cevap değil, benim kastettiğim yenilmek zaten, yaşama yenilmek..
Öteki türlü hayat devam ediyor zaten..

Ben yazilarimda bireysel temelde bilgi dile getirmem.

Cunku burasi kitle platformu ve dusunce bilgi paylasiliyor.

Bireysel temelde yani kendime ait bilgi dile getirdigim konu tabiki vardir, ama ben genelde gerekli gormem.

Cunku evrensel-insan zihniyeti, BIR ZIHNIYETIN DILE GELISI. Vucudu ve bireysel mucadelesi sadece kendine ait. :)

Felâsife 09-04-2014 19:52

ehehe, illa konuyu kendine göre değiştireceksin değil mi? :D

Yo bu konuyu değiştirme, bu evrensel, küresel filan değil, oldukça küçük bir konu bireysel bile sayılmaz.
Daha doğrusu yalnızlığa, dışlanmışlığa doğru itilen bireyin, bireyliğinin bile sorgulandığı, onun bir birey olarak kabul görmediği bir konu arayışıdır.

evrensel-insan 09-04-2014 20:13

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515924)
ehehe, illa konuyu kendine göre değiştireceksin değil mi? :D

Yo bu konuyu değiştirme, bu evrensel, küresel filan değil, oldukça küçük bir konu bireysel bile sayılmaz.
Daha doğrusu yalnızlığa, dışlanmışlığa doğru itilen bireyin, bireyliğinin bile sorgulandığı, onun bir birey olarak kabul görmediği bir konu arayışıdır.

Bir birey bir yere itilmez. Kendi nereye gidilecegine karar verir.

Ama sen toplumsal kisilik sahibi bir kisiden bahsediyorsan, o baska.

Ben konu falan degistirmiyorum.

Baski kavraminin kisinin bir algisi oldugunu soyluyorum.

Bu algidaki kisi de kendisini cendereye sokar.

Yoksa butun sorunu olanlar senin dedigin gibi olurdu.

Ayrica bu kucuk bir konu degil.

Bugun kroniklik bilhassa bati da cok yaygin.

Ayrica "agri/aci" v.s. gibi kavramlar, genelde beynin algisidir.

Bir gun bir kisi, doktaragitmis ve olmayan ayagindan bahsedefrek "kasindigini" soylemis.

Yani kronik pain, aslinda beynin almis oldugu karmasik algidaki bir yansimadir.

Yani ortada fiziki bir agridan ziyade, beynin orada agri var algisidir.

Iste acute pain gecmezse kronike donusebilir.

Burada onemli olan bunu algilamak ve bu kronik durum ile yasamayi bilmektir. Her turlu sosyal baski ve olumsuzluga ragmen.

Felâsife 09-04-2014 21:52

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515926)
Bir gun bir kisi, doktara gitmis ve olmayan ayagindan bahsedefrek "kasindigini" soylemis.

Bu bilinen bir şey aslında ama pek detaylarını herkes bilmediği için tuhaf gelir Fantom (Hayalet) Ağrı diyede ismi vardır, genelde de kolu bacağı sonradan kesilenlerde sık görülür.
Bilim bu tip bir ağrıyıda kabul eder yani, bunda sorun yoktur.

Tıb sebebini bilmediği ağrıları kabul etmiyor o konuda sorun vardır.
Örn. bizim hastalıkta teşhis süresi ortalama 6 yıldır, bende tam 6 yıl sonra teşhis edildim.
Daha geçenlerde bir arkadaşımız bizim forumda yazmıştı, 25 yıl sonra teşhis edilmiş.
bir kaç aydada teşhis olan vardır..ama ortalama 6 yıldır..

Şimdi e bunda ne vardır denilebilir...çok şey var.

Biz yıllarca dr.lara gidiyoruz, ağrımız, sızımız vs.leri sıralıyoruz, tahliller, tedkikler, sonuçta "Ağrı eşiğin düşük, öğrenilmiş çaresizlik, hastalık hastası" gibi vs. sıfatlara maruz kalıyoruz.
Bizim hastalıkta teşhis uzarsa, dr. odasından kovulmak sıradan bir şeydir..git senin bir şeyin yok diye..
Özetle dr.lar görmediği ağrıyı yok sayıyor..illa tutulum, kireçleme, defermasyon olacak.
Bir öğrenmişler Hipokondriyaziste (Hastalık Hastalığı) bu bizi mahvediyor.

Sonuç: Yıllar sonra nur topu gibi adı konmuş kronik bir hastalıkla hoppidi hoppidi yapıyorsunuz, ki o da şanlıysanız..bazımızda onun adı bile yoktur.

Tabii bir yandan da hayat devam ediyor, çaresizlik kendi içinde çarelerini üretiyor, kişi yeni bir yol çiziyor kendine.
"Baskı altında ki düşünce" böyle bir şey.

evrensel-insan 09-04-2014 22:09

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515934)
Bu bilinen bir şey aslında ama pek detaylarını herkes bilmediği için tuhaf gelir Fantom (Hayalet) Ağrı diyede ismi vardır, genelde de kolu bacağı sonradan kesilenlerde sık görülür.
Bilim bu tip bir ağrıyıda kabul eder yani, bunda sorun yoktur.

Tıb sebebini bilmediği ağrıları kabul etmiyor o konuda sorun vardır.
Örn. bizim hastalıkta teşhis süresi ortalama 6 yıldır, bende tam 6 yıl sonra teşhis edildim.
Daha geçenlerde bir arkadaşımız bizim forumda yazmıştı, 25 yıl sonra teşhis edilmiş.
bir kaç aydada teşhis olan vardır..ama ortalama 6 yıldır..

Şimdi e bunda ne vardır denilebilir...çok şey var.

Biz yıllarca dr.lara gidiyoruz, ağrımız, sızımız vs.leri sıralıyoruz, tahliller, tedkikler, sonuçta "Ağrı eşiğin düşük, öğrenilmiş çaresizlik, hastalık hastası" gibi vs. sıfatlara maruz kalıyoruz.
Bizim hastalıkta teşhis uzarsa, dr. odasından kovulmak sıradan bir şeydir..git senin bir şeyin yok diye..
Özetle dr.lar görmediği ağrıyı yok sayıyor..illa tutulum, kireçleme, defermasyon olacak.
Bir öğrenmişler Hipokondriyaziste (Hastalık Hastalığı) bu bizi mahvediyor.

Sonuç: Yıllar sonra nur topu gibi adı konmuş kronik bir hastalıkla hoppidi hoppidi yapıyorsunuz, ki o da şanlıysanız..bazımızda onun adı bile yoktur.

Tabii bir yandan da hayat devam ediyor, çaresizlik kendi içinde çarelerini üretiyor, kişi yeni bir yol çiziyor kendine.
"Baskı altında ki düşünce" böyle bir şey.

Hayat budur iste, surprizlerle doludur. Yarinin ne getirecegi bilinemez.

Tabi butun bunlarin dun yada gecirilen yillarin sayisi ile de bagi var.

Iste burada onemli olan, hayatin getirdigi o surprizi kabullenebilip, onu beyninde sorun yapmamak ve onun ile barisik olarak yasayabilmek.

Bu ayni bir yakinini kaybedene soylenen soz gibidir "olen ile olunmez, yasam devam ediyor."

Kronik hastalik konusunda, yeni bir arastirmaya gore ilk defa; HAYATIN KALITESI ile AGRI'NIN KESISEBILECEGI ve bu temelde agrinin ivme kaybedecegi ortaya konmaya calisiliyor.

Cunku kronik bir yapidaki en buyuk sorun, yasanan hayatin kalitesinin her yonu ile dusmesi ve azalmasidir.

Iste burada bunu agri ile paralel kilmak yerine, HAYATIN YASAM KALITESININ AGRIYA RAGMEN YUKSELEBILECEGI VE KORUNABILECEGI algisi onemli.

Sonucta kronik vucut yapiosi, sadece kisiyi degil; her turlu sosyal iliskilerini de etkiler.

Iste bu ikisinin toplami kisinin YASAM KALITESININ AGRIYA BAGLI OLARAK DUSUSUNU GETIRIR.

Burada onemli olan NE AGRININ USTUNE GITMEK, NE DE AGRI ADINA BIR SEYI YAPMAKTAN KACINMAKTIR.

Bir yerde ikisinin ortasi bir dengedir.

Zaten agrinin nedeni fiziksel olarak belli ise, operasyon soz konusudur.

Eger agrinin fiziki bir gostergesi yoksa, operasyon mumkun degildir.

Ayrica bu agrilarin "flare up" denilen, bir yerde cildirdigi anlar ise; genelde dayanilmazdir. Hem agri adina, hem de agrinin oldugu organin hareket edememesi adina.

Agri kesiciler de sadece agriyi uyusturur, yalniz yan etkileri vardir.

Dolayisi ile kronik agri, ne sadece bedensel ne de sadece zihinseldir. Her ikisinin temelinde her turlu psikolojik etkileri de mevcuttur.

Burada da birey bilinci cok onemlidir. En azindan agrisi olanin rahatligi adina. Aksi bosuna ve anlamsiz cekilen rahatsizliktir.

Felâsife 09-04-2014 22:38

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515937)
Hayat budur iste, surprizlerle doludur. Yarinin ne getirecegi bilinemez.

Ehe, sürpriz olduğu kesin, lakin pek öyle hoş bi sürprizde olmuyor bu.

Yıkım bir kere başlamaya görsün hele, herşeyi alt üst edene kadar devam ediyor.
1997 de teşhis edildiği gün. dr.um "Bu hastalığı ölene kadar çekeceksin, bir tedavisi yok" dedi, sonradan fark ettim ki ben o gün ölmüşüm adeta, sonrası artçı şoklar şeklinde zaten.
Aslında adam haksızda sayılmazmış, yıl 2014 olmuş, altın vuruş hala gelmemiş, adam bir şey biliyormuş demek ki. :biggrin1:
Ama aynı şeyi bugün dese; Angara ağzıyla "Esah mı diyon la" diye dalgamıda geçerdim, böyle bir yaklaşım olmaz..

Yarın ne bulunacağı, neyin keşfedileceği belli değilken, bir ümit bu kadar katledilmez.
Ama bir ömrü bir sözle ipotek altına alabiliyorlar ne yazık ki..

Her neyse diğer yazdıkların için bir şey dememe gerek yok, eyvallah, teşekkür ederim.

evrensel-insan 09-04-2014 22:57

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515940)
Ehe, sürpriz olduğu kesin, lakin pek öyle hoş bi sürprizde olmuyor bu.

Yıkım bir kere başlamaya görsün hele, herşeyi alt üst edene kadar devam ediyor.
1997 de teşhis edildiği gün. dr.um "Bu hastalığı ölene kadar çekeceksin, bir tedavisi yok" dedi, sonradan fark ettim ki ben o gün ölmüşüm adeta, sonrası artçı şoklar şeklinde zaten.
Aslında adam haksızda sayılmazmış, yıl 2014 olmuş, altın vuruş hala gelmemiş, adam bir şey biliyormuş demek ki. :biggrin1:
Ama aynı şeyi bugün dese; Angara ağzıyla "Esah mı diyon la" diye dalgamıda geçerdim, böyle bir yaklaşım olmaz..

Yarın ne bulunacağı, neyin keşfedileceği belli değilken, bir ümit bu kadar katledilmez.
Ama bir ömrü bir sözle ipotek altına alabiliyorlar ne yazık ki..

Her neyse diğer yazdıkların için bir şey dememe gerek yok, eyvallah, teşekkür ederim.

Rica ederim. Iste o teshisin kondugu gun, "olmusum adeta" yerine "yeni kavramim hayirli olsun" demek en azindan zihinsel olarak negativite tasimaz.

Kronik durumda en onemli konu, "muhtaclik" konusudur.

Iste asil kisiyi yikan da budur. Yani SENIN ICIN YAPILMASI GEREKEN VE SENIN YAPMAN GEREKENI BASKASININ SENIN ADINA YAPMASI. Ustelik gonullu olarak ve "basina kalkmadan"

Burada diger ilginc nokta da "suclanma" noktasidir. Sen kimseye rahatsizlik vermeyeyim diye, bir ihtiyacini kendin karsilamak istersin; iste tam o sirada kilitlenir, hem kendine hem de etrafindakilere cehennemi yasatirsin.

Iste o durumda da suclama gelir "neden kendin yaptin, bizden istemedin?" gibi.

Iste o yuzden YASAMIN KALITESININ de iki yonu vardir.

Kisisel ve yapilamayan ihtiyaclarin karsilanmasi

Kisinin istedigi sosyal iliskiden kendini koparmamasi.

Kisaca VUCUDUN KABILIYETININ IHTIYACI KARSILAYAMAMASI kronikligin adidir.

Bundan "utanmak, s1k1lmak, icine atmak, cekinmek" v.s. temeli kendine guvensizliktir.

Kronik sorunu olanin yapmasi gereken, KENDI ICIN GEREKEN HERSEYIN ISTEMINI YA DA TEMININI GERCEKLESTIREBILMESIDIR.

Bunu ya kendi gerekli arac/gereclerle ya da kendisine karsiliksiz yardim edenlerle saglar.

En basiti, diyelim bel agrisi var ve oturacagi sandalyeye dikkat etmesi gerekiyor. Bunun tedbirini almak durumunda, ya da gittigi yerde bunu saglamak durumunda.

Yada yolda arkadasi ile yuruyor. Yuruyemedigi zaman, arkadasina bunu belirtmek durumunda. Hatta onceden arkadasina bu durumu aciklamak durumunda.

Eger konu "alay, dalga gecme" v.s. temelinde ise; burada da bir dusunurun soyledigi cok onemli bir cumle var.

"Olgunluk, kisinin kendi kendisi ile alay edebilmesidir"

Bunu ben ilk okulda basarmistim.

Gozluk takmaya basladim ve siniftaki arkadaslar "dort goz" diye alaya almaya calistilar. Ben de "haklisiniz, benim dort gozum var. Ikisi bende, diger ikisi de gozlukte" yanitini vermistim.

Hepsinin yuzunun kizardigini ve bir daha alay etmediklerini gordum.

O yuzden bir kisi nasil bir vucuda sahip ise onun ile yasayabilmeyi ogrenmelidir.

Iste sorgulama da budur.

Bundan bir 15 yil kadar once, bir gun bir arkadasim "ya ben sana sasiyorum. Neden her seyi boyle sukunetle karesiliyor, kolay kolay hic kizmiyor ve sinirlenmiyorsun?" diye soremustu.

Ben de "ben kendimi kendi beynimde o kadar cok elestiriyor ve sorguluyorum ki; benim kendim ile yaptigim elestirinin yaninda; bu disaridan gelenler, devede kulak kalir"

Yani ben kendimi her konu ve kavramda doverken, baskasinin dovmesinin esamesi okunmaz.

Felâsife 09-04-2014 23:51

Alıntı:

Iste o teshisin kondugu gun, "olmusum adeta" yerine "yeni kavramim hayirli olsun" demek en azindan zihinsel olarak negativite tasimaz.
Bu bilmediğiniz bir dünya ve kavramlar olduğu için, ne demek gerektiğini bile yıllar sonra anca kavrayabiliyorsunuz.
O yüzden ilk şokta ne olduğunu anlayamıyorsunuz bile.

Alıntı:

Kronik durumda en onemli konu, "muhtaclik" konusudur.
Buda bir yönü evet ama sade bununla kalmıyor elbette, kendine yeteme, suçlanma, suçluluk hissi, neden ben, yargılama gibi bir sürü kavramlara tek tek MERHABA diyorsunuz.

Alıntı:

Iste o durumda da suclama gelir "neden kendin yaptin, bizden istemedin?" gibi.
Ben böylesini hiç duymadım, hani duysamda hoşumada giderdi ama yok hiç duymadım.

Alıntı:

Bundan "utanmak, sıkılmak, icine atmak, cekinmek" v.s. temeli kendine guvensizliktir.
İş artık utanma sıkılma boyutunu aşıyor, bizler kısaca buna "hastalık psikoloji" diyoruz ki o psikolojiye girince artık akıl mantık, oto kontrol vs. hepsi puff olur..
Resmen bir panik halini alıyor ki bu panikle yaşaya yaşaya bizlerde ister istemez "panik kontrol" denilen şey gelişiyor.
Yani o panikle de yaşamayı öğreniyoruz, yoksa ne hastalık geçiyor nede psikolojik destek alıyoruz, bizde psikolojiye sevk neredeyse yoktur..
Birde bu hastalık "ilerleyen" bir hastalık, yerinde de durmuyor yani.

Alıntı:

"Olgunluk, kisinin kendi kendisi ile alay edebilmesidir"
Alay edebildiği kadar eleştirebilmesidirde, haksız olduğu konuda sen haksızsın diye kendine itiraf edebilmesi, hatta bunu başkasından duyabilmesidirde..
Olgunluk benimde başımın belasıdır, altı kardeşin en büyüğü olunca, felek sizi ister istemez çabucak olgunlaştırıyor.
Kıskanma güdüm bile neredeyse (çocukluk hariç, onu pek hatırlamam) hiç olmadı diyebilirim, diğer yandan çocuk tarafımda hep aynı kaldı o yüzden çoğu şeyi algılamada zorluk çeksemde, merak duygumda hep aynı kalmıştır diyebilirim.

Bu merak duygumu eskiden bilinçsiz olarak kullanırdım ama artık daha bilinçli kullanıyorum diyebilirim.
Tabi herkesin düşündüğü gibi düşünmemek huyum var..huy neticede, bununla da yaşamayı öğrendim.
Hasılı insan neler öğreniyor, neler..

Alıntı:

Yani ben kendimi her konu ve kavramda doverken, baskasinin dovmesinin esamesi okunmaz.
Doğrudur, kendi içimde ki fırtınalar düşününce, öyle değildir diyemem..

evrensel-insan 10-04-2014 00:21

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515942)
Bu bilmediğiniz bir dünya ve kavramlar olduğu için, ne demek gerektiğini bile yıllar sonra anca kavrayabiliyorsunuz.
O yüzden ilk şokta ne olduğunu anlayamıyorsunuz bile.

Iste butun bunlar bilgi ve birey bilinci ile ilgili konular. Maalesef toplumumuzun yoksun oldugu bir durum.


Alıntı:

Buda bir yönü evet ama sade bununla kalmıyor elbette, kendine yeteme, suçlanma, suçluluk hissi, neden ben, yargılama gibi bir sürü kavramlara tek tek MERHABA diyorsunuz.
Sadece bunun ile kalmadigini izah etmistim.


Alıntı:

Ben böylesini hiç duymadım, hani duysamda hoşumada giderdi ama yok hiç duymadım.
Ilginc. Diyelim bel agriniz var ve egilmemeniz gerekiyor. Yere bir sey dusurdunuz ve yalnizsiniz. Onu almak icin egiliyorsunuz ve birden kitleniyorsunuz.

Bu durumda yakinlarinizin, "neden egildin?" sorusu ile karsilasmak gayet normaldir.


Alıntı:

İş artık utanma sıkılma boyutunu aşıyor, bizler kısaca buna "hastalık psikoloji" diyoruz ki o psikolojiye girince artık akıl mantık, oto kontrol vs. hepsi puff olur..
Resmen bir panik halini alıyor ki bu panikle yaşaya yaşaya bizlerde ister istemez "panik kontrol" denilen şey gelişiyor.
Yani o panikle de yaşamayı öğreniyoruz, yoksa ne hastalık geçiyor nede psikolojik destek alıyoruz, bizde psikolojiye sevk neredeyse yoktur..
Birde bu hastalık "ilerleyen" bir hastalık, yerinde de durmuyor yani.
Guzel iste, panigi kontrol edebilmek.


Alıntı:

Alay edebildiği kadar eleştirebilmesidirde, haksız olduğu konuda sen haksızsın diye kendine itiraf edebilmesi, hatta bunu başkasından duyabilmesidirde..
Olgunluk benimde başımın belasıdır, altı kardeşin en büyüğü olunca, felek sizi ister istemez çabucak olgunlaştırıyor.
Kıskanma güdüm bile neredeyse (çocukluk hariç, onu pek hatırlamam) hiç olmadı diyebilirim, diğer yandan çocuk tarafımda hep aynı kaldı o yüzden çoğu şeyi algılamada zorluk çeksemde, merak duygumda hep aynı kalmıştır diyebilirim.

Bu merak duygumu eskiden bilinçsiz olarak kullanırdım ama artık daha bilinçli kullanıyorum diyebilirim.
Tabi herkesin düşündüğü gibi düşünmemek huyum var..huy neticede, bununla da yaşamayı öğrendim.
Hasılı insan neler öğreniyor, neler..


Doğrudur, kendi içimde ki fırtınalar düşününce, öyle değildir diyemem..
Iste gorundugu gibi, HAYAT BIR YASAM OGRETISIDIR.

evrensel-insan 10-04-2014 00:36

Sana bir hikayemi daha anlatayim. Arkadaslarimin biri ile uzun bir zaman sonraki bir birlikteligimizde, bir sey dikkatimi cekti.

Bu zaman zarfinda hic sakalini kesmememisti.

Bir gun merak edip sordum "sen hic sakalini kesmez misin" diye.

O da "hayir" yanitini verdi.

Nedenini sordum anlatti "Benim cenemde egrilik var. Eger sakalimi kesersem bu egrilik ortaya cikiyor" dedi.

Ben de "bilemem ama bana gore hic de oyle bir egrilik gozukmuyor" dedim ve ekledim "istersen sakalini kes bakalim." Ilk isi itiraz etmek olmustu.

Aradan bir kac gun gectikten sonra, bana telefon edip "gel bugun bakalim. Yalniz egrilik varsa, ben sokaga cikamam haberin olsun" dedi.

Bende "egrilik oldugunu zannedmiyorum. Ayrica bu senin cene yapin, neden bu kadar onemsiyorsun ki!" dedim.

O da "zaten seni onun icin cagirdim, egri oldugunu gorsen bile; benim ile alay etmeyeceksin."

Neyse bulustuk, evine gittik ve arkadas belki de onca sene sonra ilk defa komple sakal trasi oluyordu. Tras bitti, aynaya bakti. Eli ile yuzunu kapatti ve basini one egdi.

Ben de "tamam sen istersen gozlerini kapa, bir de ben bakayim" dedim.

Cenesinin altinda bir cesit, kil cikmayan az bir bosluk vardi. Aslinda hic bir sorun yoktu ve dikkatli bakmadikca gorunmuyordu bile.

Ben de "burda bir sorun yok. Herkeste sakal zaten tam cikmayabilir, bu tip bosluklar normaldir. Ayrica bu ufak bosluk (kellik) ceneni de egri gostermiyor"

Bana dondu ve sevinerek "sahi mi" diye sordu.

Ben de "bak, istersen cikalim disari. Gor bak kimse fark etmeyecek ve kimse bir sey demeyecek"

Nitekim, disari ciktik ve yolda yuruduk. Arkadasim bayagi tedirgindi.

Daha sonra fark ettim ki, artik sakal birakmiyor.

Ya da degisiklik olsun diye birakiyor.

Bu olaydan sonra, cogu zaman bana; kendisine bir suru acidan guven geldiginden bahsetti.

Felâsife 10-04-2014 00:50

Alıntı:

Ilginc. Diyelim bel agriniz var ve egilmemeniz gerekiyor. Yere bir sey dusurdunuz ve yalnizsiniz. Onu almak icin egiliyorsunuz ve birden kitleniyorsunuz.

Bu durumda yakinlarinizin, "neden egildin?" sorusu ile karsilasmak gayet normaldir.
Ehe, yukarıda demiştinya;
.."Hayat budur iste, surprizlerle doludur."..

Esas sürprizler geride, sürprizler katlanarak devam ediyor.. :)

Dr.ların inanmadığı gibi çevrenizde inanmıyor hastalığınıza, kelebek etkisi her yanı sarıyor anlayacağınız, öngörüler körgörü olup çıkıyor, hemde en yakınlarınız tarafından, zaten bu insanı en çok zorluyorya, Enstein teorilerinden çıkma zincirleme reaksiyonu siz bizzat sindire sindire bi güzel deneyimliyorsunuz.
Olay bir kaç hafta, bir kaç ay değil yıllara yayılınca, tuhaflaşıyor anlayacağınız..
Alıntı:

Guzel iste, panigi kontrol edebilmek.
Çaresizlik kendi çarelerini üretiyor işte..cehennemde yaşamanın bir yolunu bulmak gibi bir şey bu.
Alıntı:

Iste gorundugu gibi, HAYAT BIR YASAM OGRETISIDIR.
Sanrım kafa kalın almıyor diye VURA VURA öğretiyorlar.

evrensel-insan 10-04-2014 00:53

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515946)
Ehe, yukarıda demiştinya;
.."Hayat budur iste, surprizlerle doludur."..

Esas sürprizler geride, sürprizler katlanarak devam ediyor.. :)

Dr.ların inanmadığı gibi çevrenizde inanmıyor hastalığınıza, kelebek etkisi her yanı sarıyor anlayacağınız, öngörüler körgörü olup çıkıyor, hemde en yakınlarınız tarafından, zaten bu insanı en çok zorluyorya, Enstein teorilerinden çıkma zincirleme reaksiyonu siz bizzat sindire sindire bi güzel deneyimliyorsunuz.
Olay bir kaç hafta, bir kaç ay değil yıllara yayılınca, tuhaflaşıyor anlayacağınız..

Çaresizlik kendi çarelerini üretiyor işte..cehennemde yaşamanın bir yolunu bulmak gibi bir şey bu.

Sanrım kafa kalın almıyor diye VURA VURA öğretiyorlar.

Tabi ki, o da konunun baska bir yonu. Sizin rol yaptiginizi dusunenler de cikiyor.

Cunku kronik vucut yapisinin bir gunu bir gunune uymaz. Bir gun baska bir gune nazaran daha aktif olabilirsin.

Bu da ister istemez, cevreni sasirtir.

Bak sana bir link verecegim. Orayi oku. Verecegim link, oyle felsefi v.s. degil; tamamen benim bireysel yanim ile ilgili.

http://www.turandursun.com/forumlar/...ight=tecrubesi

Felâsife 10-04-2014 00:58

Tamam linke bakmaya başladım.

Bu arada arkadaşınıza umut/cesaret vermişsiniz güzelde etmişsiniz..bazen tıkanıklar olabiliyor içselde, dostlar arkadaşlar da işi çözüyor.
Bu bazen bir yabancı bile olabiliyor duruma göre..

evrensel-insan 10-04-2014 01:00

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515950)
Tamam linke bakmaya başladım.

Bu arada arkadaşınıza umut/cesaret vermişsiniz güzelde etmişsiniz..bazen tıkanıklar olabiliyor içselde, dostlar arkadaşlar da işi çözüyor.
Bu bazen bir yabancı bile olabiliyor duruma göre..

Benim yasam veiliskilerim bu tip hikayeler ile doludur.

O nedenden arkadaslarim kendilerine gore bana bir mesleki statu de yuklerler.

Ayrica nasil bir karaktere sahip oldugumu da bilirler ve akil danisirlar.

Şüpheci Dinsiz 10-04-2014 01:38

Sevgili Felâsife,
Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515835)
Baskı altında ki düşünce nedir?
Hastalık, işsizlik gibi dibe vurulmuş anlarda ki düşünceler "baskı altında ki düşünce" ler kapsamındadır, bunlarda ölüme en yakın haller olup, frekansı insanları oldukça rahatsız eder.
Zira bu haller insanı hiç'liğe, yokluğa, değersizliğe, dışlanmaya doğru iten düşünceler ürettirir, çünkü işsizlik bir süre sonra insanlardan TEPKİ toplamaya başlar, haliyle bu insanda diğer insanlardan kaçmaya paniklemeye başlar, pek sağlıklıda düşünemez, kâh kendini kâh çevresini kötülemeye, onlardan nefret etmeye de başlar.
Hasılı işsizlik arttıkça baskıda artar.

Hastalıktada hiç'lik yokluk meselesi yani ölüm düşüncesi baskıyı artıran bir durumdur, ne kadar inançlı imanlı olsada olmasada fark etmez, insanlar biran önce hastalıktan kurtulmak isterler.
Zira yokluk düşüncesi düşüncenin her yanı kaplamaya başlar ki baskı artar.

Özetle bu iki halde ki anlar değerlidir, farklı bir boyutu vardır ama müthiş bir baskısıda vardır.
"Baskı altında ki düşünce", "Baskı altında olmayan düşünce"den haliyle farklıdır ve baskı altında olmayan kimselerde bunu pek idrâkta edemezler.

Bahsettiğiniz durumun tıbbi bir açıklaması var, ne var ki, neyin neyi nasıl etkilediği henüz net bilinmiyor.

Bildiğiniz gibi duygu durumunu etkileyen 4 temel hormon var: adrenalin, seratonin, dopamin, endorfin. Bu hormonların değişik miktarlarda salgılanmasıyla değişik duygu durumlarına giriyoruz. Vücutta bazı kimyasalların artması/eksilmesiyle hormonları tetikleyen ve üreten mekanizmalar olumlu/olumsuz etkileniyor ve olan oluyor. Ya "anormal", "aşırı" olarak nitelendirilen duygu durumlar içine giriyoruz, ya içe kapanıyoruz.

Bu olaylar her birimize olur, büyük çoğunluğu kısa sürelidir, geçicidir, vücut kimyası düzelince hormon mekanizmaları da normale döner, konu kapanır.

Ne var ki, özellikle -sarsıcı olaylar yaşayan, beslenme ve dinlenme bozukluklarına uzun süre (bir kaç ay) maruz kalan- bazı kişilerde olayın etkisi uzun sürer. İşte bu uzun süren durumlarda beyin ve vücut metabolizması yeni duruma alışma eğilimi gösterir. Bunun için beyin hücreleri-sinapslar üretir, kanda yeni kimya/hormon düzenine uyum gösteren beslenme alışkanlıkları geliştirir. Bu metabolizma değişiklikleri maalesef kalıcı olur, iyileşmesi için uzun süreli terapilere, beslenme değişikliklerine, ilaç tedavilerine, hatta şok tedavilerine dahi ihtiyaç duyulur.

Metabolizmada bu tür radikal değişikliklere uğramış (özellikle dopamin ve endorfin dengesizlikleri baş göstermiş) bir kişi genelde içe kapanır, sürekli yorgun, karamsar ve mutsuz olur, yaşamdan zevk almaz, azımsanmayacak bir oranda intihara meyilli olurlar.

Şok tedavisi ile beynin yakın hafızası silinir ki, beyin yeni düzeni unutup eski hormon düzenini kullansın, yeni düzen için üretilen sinapsları kullanmayı unutsun. Maalesef bir kez orjinal düzen bozulduysa belirli aralıklarla hastalık tekrarlar ve tekrarlama aralığı gittikçe kısalır.

Bu insanların düşünce mekaniği genelde berraktır, keskindir, tutarlıdır, gerçekçidir. Bizler mutlu olma adına, sosyal rollerimiz, statülerimiz, kabuklarımız adına bir çok mutsuzluk kaynağını, olumsuzluğu, riyakarlığı görmezden gelirken onlar kendini de kandırmaz, başkasını da.

--/--

Sene 1982, (gecekondu) mahalleden çok çok yakın bir arkadaşım Boğaziçi Üniversitesini kazandı, ilk yılı sona ermeden sosyal/mali statü farkı makasına/baskısına dayanamadı ve paranoid şizofreni oldu. Tedavisi ile ilgilenen kimse olmadığı (daha doğrusu ailesi kendisinden utandığından eve kapadıkları) için her şeyi ile ben ilgilenmek zorunda kaldım. Hakkında hiç bir şey bilmediğim, duymadığım bir konuydu ve doktorlardan bilgi almak mümkün olmadığından konuyu yerli/yabancı kitaplardan öğrendim.

İyileşme süreci çok sancılı ve masraflıydı, pek ilerleme sağlanamıyordu, üstelik askerlik şubesi hastalığı sebebiyle okulu bırakmış olan arkadaşımın peşindeydi, beraber askerlik şubesine gittik. Arkadaşım görevli subaya "sen mastürbasyon yapıyor musun?" diye sorunca kıyamet koptu. Annesi bir yandan, abisi bir yandan, subay diğer yandan, sivil memurlar öte yandan kınama, ayıplama, ittirme, tartaklamayla odadan kovma yarışına girdiler. Evet, kabul, durum teamüllere göre absürddü, bana göre de absürddü.

Dışarıda neden bu soruyu sorduğunu sordum, "neden sormayacak mışım, sen yapmıyor musun?" dedi, bilmiş bilmiş "yapmayan erkek yoktur herhalde, ama bunu herkesin içinde konuşmak yanlış olur, çünkü kişinin cinsel hayatı mahremdir" dedim, dedim de, kendim de bu cevaptan pek ikna olmadım.

Örftür, adettir, gelenektir, töredir, tabudur, carttır, curttur, bunun izahı bu. Herkes ebeveynleri seviştiği için dünyaya geldiğini bilir, her erkek, bir çok kadın mastürbasyon yaptığını bilir, hemen her insan sevişir, ama biz "yüce normallere" göre bunların ulu orta konuşulması ayıptır, namustur, "al bu yumruğu gözünün üstüne"dir, "al bu bıçağı karnına"dır, "al bu kurşunu kafana"dır, hededir, hödedir.

Benim bu talihsiz arkadaşım için böyle tabular yoktu ve çok çocuksu bir saflıkla, açıklıkla konuşurdu. Toplum normallerinin çok üzerindeydi. İnsanın kendinden bile sakladığı, düşünmekten bile kaçındığı sırlar evreninde gezinmek, yasakları bir bir topuklarla ezmek gibiydi onunla konuşmak. Biz bizeyken sorun olmuyordu da, üçüncü kişiler bu sınırsız tabusuzluğu kaldıramıyorlar, ona da, bana da tiksinen gözlerle bakıyorlardı. Arkadaşımı savunmak için kaç kavga çıktığını saymadım.

Mesela, bir gün camide ezan okunuyorken ellerini kaldırdı, ulu orta "Allah yoook" diye bir kaç kez bağırdı. Duyan cemaati müslümin koştu geldi, duymayanları da çağırdılar, "Allah var ulağn" diyerek küçük çaplı bir linç ile bizi pelteye çevirdiler, karşılık verdiğim için dayağın çoğunu ben yedim. Biraz kendimize gelince, kırık burnumla gülerek "ulan eşşoğleşşek, bu caminin önünde söylenir mi?" dedim, kırık dişiyle gülerek "söylenmezmiş" dedi.

Bu dönüm noktası oldu onun için, artık "ulu orta söylenmemesi gereken şeyler" listesi oluşturdu, çoğunu beraber oluşturduk. Benim onun yüzünden dayak yememe çok üzüldü çünkü. Kendi için değil, benim için yaptı bunu.

Ailesi bu "utanca" fazla dayanamadı, mahalleden taşındılar, bir kaç sene sonra ölüm haberi geldi benim çok değerli, çok özel arkadaşımın. Ölüm sebebini de öğrenemedim, mezarının yerini de. İçimde uktedir.

Sevgiler

Felâsife 10-04-2014 01:44

Çay hikayeni beğendim, o gibi durumlarda uyanık olmak gerekiyor, sonuçta aç kalmak bile olasıdır.
Neyseki usta manevralarla olayı çözmüşsün. :D

Akıl danışmaya gelince, iyi bir şey tabii.
Bende genelde çevremde teknik servis olarak bilinirim aslında, bazen sıkıcıda oluyor ama insanlar teknik konularda bile hakikaten çok ilgisizler, sadece cihazları yüzeysel kullanıyorlar, gerisine karışmıyorlar.
Şuan kullandığım laptopu bile Almanyada kardeşim bozuldu diye çöpe atacaktı, getir ben onu yaparım dedim, yaptım 4-5 yıldırda kullanıyorum..neticede milli servet gözüyle bakıyorum olaya, iyice bozulmadan atmak lüks gelir bana.

İnsanlar teknik konuları pek bilmediği gibi, felsefi, insani konuları da bilmiyorlar aslında, bozuk deyip çoğu fikirleride hemence atıyorlar.
Oysa bozuk denilen fikrin aslında çalışıyor olması harika bir şey.

evrensel-insan 10-04-2014 02:11

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515956)
Çay hikayeni beğendim, o gibi durumlarda uyanık olmak gerekiyor, sonuçta aç kalmak bile olasıdır.
Neyseki usta manevralarla olayı çözmüşsün. :D

Akıl danışmaya gelince, iyi bir şey tabii.
Bende genelde çevremde teknik servis olarak bilinirim aslında, bazen sıkıcıda oluyor ama insanlar teknik konularda bile hakikaten çok ilgisizler, sadece cihazları yüzeysel kullanıyorlar, gerisine karışmıyorlar.
Şuan kullandığım laptopu bile Almanyada kardeşim bozuldu diye çöpe atacaktı, getir ben onu yaparım dedim, yaptım 4-5 yıldırda kullanıyorum..neticede milli servet gözüyle bakıyorum olaya, iyice bozulmadan atmak lüks gelir bana.

İnsanlar teknik konuları pek bilmediği gibi, felsefi, insani konuları da bilmiyorlar aslında, bozuk deyip çoğu fikirleride hemence atıyorlar.
Oysa bozuk denilen fikrin aslında çalışıyor olması harika bir şey.

Aynen, mesela teknik bir gelisimi benden duyarlar, banka hesaplari cesitlerini, sosyal servisleri; nerede ne konuda nasil muracaat edilecegini konu ve kavram ne olursa olsun, en detayli anlatim ve aciklamayi, sorun ne olursa olsun "taraf olmayacagimi bilerek" danismayi v.s.

Bir cesit dogal liderlik. Cunku sorulan bir seyi bilmesem bile, ogrenir ve aciklarim.

Sana bir hikaye daha anlatayim.

Benim her arkadas toplantisinda, herkes bir cesit "gina getirir".

Bir gun en sevdigim arkadaslarimdan birine yolum dustugunden, haber vermeden ugramak istedim.

Kapiyi caldim, acan olmadi. Aslinda arkadasin evde oldugunu biliyordum. Bir kac kez daha caldim, acan yok. Bu arada mutfagin perdesinin kipirdadigini gordum.

Neyse, iyice acmayacagina kanaat getirdim ve ordan ayrildim. Bir kac saat sonra da telefon ile aradim.

Hal hatir soremaktan ve hos besxten sonra "neden kapiyi acmadin?" diye sordum.

Once bir afalladi "evde degildim/isim vardi/duymadim" v.s. gibi bir bahane uyduracak oldu ve vazgecti.

"Madem sordun, simdi evdeyim gel de anlatayim" dedi.

Ben de evden cikip, ona gittim. Iceri girdik yine hos besten sonra "eee anlat bakalim" dedim.

"Bana kustunmu/kirginmisin?" diye sordu, guluimseyerek "yok canim" dedim.

Biliyorsun, gecen arkadaslar ile toplanmistik. Sen gene bir suru sorular sorarak, kafami allak bullak ettin. Ben henuz kafami toparlayamadim. O yuzden "simdi kapiyi acarsam, kafam corbaya donecek" diye dusundum ve acmadim dedi.

Ben de "yahu neden icine atiyorsun, benim soylediklerim seni rahatsizediyorsa; soylersin olur biter. Ben senin rahatsiz oldugunu bilsem, zaten ustune gelmem" dedim.

Tabi onlar bunu hic bir zaman basaramadilar. Genelde ben, gozlemim ile; donen kafalardan, tavana bakislardan, v.s. s1k1ld1klarini anlar ve konuyu keserdim.

Aslinda bu bana buyuk tecrube oldu. Yani kimseye alamadigi bir seyin verilemeyecegini ogrendim.

Iste o tecrube ile, basta birebir iliskilerde; tamamen ortami karsimdakine birakmaya basladim ve onun alabilecegi kadarini vermeye calisirken, bir yandan da "rahatsiz olduysaniz, konuyu v.s. kesebilirim" seklinde hatirlatmalar yapiyordum.

Bendeki bu sorgulayarak sundugum degisimi, onlar da fark ettiler.

Cunku artik bu tecrubeyi basta birebir iliskilerde, sadece kisinin beyin duzeyine ayarlamaya basladim.

Bu da bana farkli kisilerle farkli konusmalari getirdi.

Felâsife 10-04-2014 04:21

Sevgili @Deist_tr

Öncelikle değer verip yazdığın için çok teşekkür ederim, okuyunca her satırı ayrı bir kıymetli bir yazı benim için, sağ olasın.

Alıntı:

Bahsettiğiniz durumun tıbbi bir açıklaması var, ne var ki, neyin neyi nasıl etkilediği henüz net bilinmiyor.
İnanıyorum vardır, olay bayağı bir kaotik durum olduğu ve içinden çıkılmaz bir hal aldığı içinde böyle bir başlık açayım dedim.
Neticede yıllarca işsiz veya hastalıkla oluşabilecek böyle bir durumu, mercek altına almak bizim gibi AR-GE fakiri bir ülkede imkansız bir şey.
Bizde anca duyguları paylaşımla anlayabiliriz gibime geliyor.

Alıntı:

Bu olaylar her birimize olur, büyük çoğunluğu kısa sürelidir, geçicidir, vücut kimyası düzelince hormon mekanizmaları da normale döner, konu kapanır.
Aynen bu görüşe katılıyorum, zira benimde gözlemlerim bu yönde, normalde insanlarda gelip geçici sorunlar olabiliyor, hatta bir kaç tanıdığımız bir iki yıl süren kanser tedavisinden sonra, hayatlarına kaldığı yeren devam ettiler..
Ben buna reklamlar diyorum, reklam bitti film devam ediyor yani.

Bazen yüzünü hiç görmeden bir arkadaşım veya tanıdığım telefon açar (yüz yüzede çok olur) ee geçen bir belim tutuldu hemen aklıma sen geldin..bende vah tüh filan derim..şimdi durum ne deyince geçti şükür veya az kaldı der..

Resmen çevremde odak noktasıyım, enerji noktasıyım, birilerinin beli uf oluyor, akıllarına hemen ben geliyorum...yav beni niye aklınıza getiriyorsunuz..niye arıyorsunuz..
Ben zaten hassas biriyim, olum olası içe kapanığımdır falan filan, benim yüküm bana yetiyor, olayı bana satıyorsunuz.

Aslında bu konuda "çürük elma" diye bir teorimde vardır.
Buzhanelerde elma kasalarına 1-2 tane çürük elmayı bilerek koyarlar, bu diğer elmalara gelen çürükleri çekermiş..dolayısıyla o elmalar olmasa tüm kasa çürürmüş..
Aynen bunun gibi bende çevremin adeta çürük elması gibiyim, çekiyorum nerede ağrı varsa..

İyiyim demeye korkar oldum, ciddi ciddide korkuyorum, ne zaman iyiyim dediysem, ki çoğunca dalıyorum, gayri iradi aklımdan geçmesi kâfi, çok değil bir kaç dakika içinde, illa ters etkisini görüyorum.
Sonra anlıyorum ki lan gene aynı tuzağa düştüm diyorum..
Alıntı:

Metabolizmada bu tür radikal değişikliklere uğramış (özellikle dopamin ve endorfin dengesizlikleri baş göstermiş) bir kişi genelde içe kapanır, sürekli yorgun, karamsar ve mutsuz olur, yaşamdan zevk almaz, azımsanmayacak bir oranda intihara meyilli olurlar.
Hiç sorma intiharıda beceremedim adeta deşifre oldum, kafaya koymuştum kesin o akşam edecektim, sabah hanım yüzüme gözüme sarılmaya başladı, bir daha bir daha sarılınca, n'oldu dedim.
Seni rüyamda gördüm intihar ediyorsun, çok korktum filan deyince, benim tüm direnç yok oldu gitti..bir dahada düşünmedim ondan sonra.
Bizim hastalıkta sürekli yorgunluk, bitkinlik vs.ler zaten kalıcıda, uykusuzlukta başka bir problem.
Birde bütün bunlara, derin konuları düşününmeyi de ekleyince, tuhaf bir şey oluyor.

Geçenlerde sizin bir konunuza yazmadım mesela, o konu hala gece gündüz beynimi kemiriyor, yazınca bundan kurtulacağımıda biliyorum ama sonra başka bir yeni konu gelecek döngü gene eski halini alacak..ondanda eminim.
Bazı yazarlarda filan böyle şeyler olduğunu okumuştum, İbni Arabi de böyleymiş, adam 500 yüzün üzerinde kitap yazmış mesela, o da yazmadan önce bir nevi hastalanıyormuş, nöbet geçiriyormuş ne zaman kitabı bitiriyor biraz rahatlıyormuş, tabii sonra kaset tekrar başa sarıyormuş..
Bu banada çok oluyor ama dediğim gibi bazende işi inada bindiriyorum, yazmıyorum..
Bir çeşit kendime ceza veriyorum veya çelişiyorum adını bilmiyorum ama böyle oluyor.

Alıntı:

Şok tedavisi ile beynin yakın hafızası silinir ki, beyin yeni düzeni unutup eski hormon düzenini kullansın, yeni düzen için üretilen sinapsları kullanmayı unutsun. Maalesef bir kez orjinal düzen bozulduysa belirli aralıklarla hastalık tekrarlar ve tekrarlama aralığı gittikçe kısalır.
Bir zamanlar beyin resetleme, hafıza resetleme diye bir şeyler araştırırken bir psikoloji formunda, bir kadının beyni çok dolduğu için böyle bir yöntem uygulansa nasıl olur diye, dr.ların tartışması olmuş..normalde böyle bir şeyde oluyormuş yani inanırım..
Ama kadının durumu incelendiğinde bundan vazgeçilmiş, sebebide kadın zaten çok düşündüğü için çok kısa sürede gene beynini dolduracak diye yöntemden vazgeçilmiş.
Hasılı şok/resette kalıcı çözüm değil.
Benimde resmen doludur, zaten yarım sayfa kitap okuyamıyorum 10 yıl oldu bıraktım gitti okumayı.
Ama bu tür forumlarda filan okuyorum, neticede burada bire-bir etkileşim oluyor o işi değiştiriyor, bazen sayfalarca okuduğumda oluyor, anahtar etkileşimde anladığım..

Alıntı:

Bu insanların düşünce mekaniği genelde berraktır, keskindir, tutarlıdır, gerçekçidir. Bizler mutlu olma adına, sosyal rollerimiz, statülerimiz, kabuklarımız adına bir çok mutsuzluk kaynağını, olumsuzluğu, riyakarlığı görmezden gelirken onlar kendini de kandırmaz, başkasını da.
Düşünce berraklığı keskinliğine bir şey diyememde, bizim gibilerin kendimizi kandıramadığımız bir gerçektir..
Hatta bu yüzden bazen çevreme derim ki siz iyi olun ki ben iyi olayım derim.
Tabii bunu duyan sadece kendi için algılar ama olay bir iki kişi filan içinde değil aslında, toptan/topluca iyilik ki o da mümkün değil,
O zamanda çürük elma kuralları işliyor tabii.
--/--

Açık sözlü arkadaşınızın durumun üzüldüm, genelde toplum içerisinde hoş karşılanmıyorlar maalesef, birden bire pat diye söyleyiverirler, adeta ruhları başka bir gezegende de sadece bedenleri burada gibi yaşarlar.
Açıkcası benimde öyle çok tanıdığım insan oldu, yıllarca Hacıbayam'a giden birisi olarak, masamıza bir oturur biri kalkardı filan, para verirsiniz almaz, gider çöpten ekmeği alır yer..çay ısmarlarsınız içmez döker, ama sizin çayın sonunu alır içer vs.
Oranında ayrı bir enerjisi vardı adeta çekerdi onları, gerçi genelde meczup diye göründükleri için oraya gelenler onlara bir şey yapmazlardı, hatta itibarlarıda olurdu.
Garip gelecek ama orada o meczuplar huzur bulurlardı, zaten çok eskilerde orası ruh hastanesi olarakta işlev yapmış o enerji hâlâ devam ederdi benim anladığım..

Bende o enerjiye nispeten "Hacıbayram Akademisi" diye bir şiir yazmıştım.

Kim demiş Ankara da deniz yok diye
Denizden kasıt balık mıdır, su mudur acaba ne?
Yoksa denizden kasıt orada bulunan huzur mudur?
Öyleyse Ankarada denizde var haritalarda görünmese bile

Diye devam ediyorduda gerisini unuttum, hasılı farklı bir atmosferdi ama artık o olay bitti..turistik mekan oldu oralar.

Yalnız sizin cami olayına güleyim mi üzüleyim mi bilemedim, gözümün önüne getiriyorumda tebessüm edemeden de duramıyorum..

Alıntı:

Kendi için değil, benim için yaptı bunu.
Buna diyecek kelime olmasa gerek.

Sevgiler

Felâsife 10-04-2014 05:46

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515957)
Benim her arkadas toplantisinda, herkes bir cesit "gina getirir".

Hahaha, öyle beynin bir tarafından girip, Evrenin öteki ucundan çıkarsan insanlar kısa devre yaparlar, normaldir.
Neyse olayı çözmüşsün, güzel.

Bende gerçek hayatta oldukça ketum davranırım, karşımdakini iyice süzerim, renk vermem filan, çok çok müsait olmadıkça derinlere hiç girmem, girdiğimide dalga ile anlatırım ki karşımdaki onu ciddi birşey bile sanmaz, güler geçer güldürürümde yani.

Hasılı şurada yazdıklarımın zerresini bile gerçek hayatta pek paylaşmam, çevremin büyük çoğunluğu o anlayışta değildir çünkü.
Forum ortamlarını o yönden severimde, hem kültür bakımından yararlı, her yerden her memleketten insan katılabiliyor, hemde dediğin anlaşılabiliyor falan, neticede yazı sözden bu anlamda daha etkin olabiliyor.
Tabii söz/yazı herbirinin durumu farklı, duruma göre herbiride etkili olabiliyor..

Doğal liderlik veya sadece Liderlik hiç bana göre şeyler değildir, yapı gereği olsa gerek ilgimi çekmez niyeyse..
Ama bir başkasının bana liderlik etmesinide hiç sevmem, ben özgür olacağım...olay bu.
Helede fikri kıskaçlara hiç gelemem..

Komşumuz Mustafa amcaya merhaba dedim, az halleşince, yanında da bir tanıdığı varmış..
Adamı hiç tanımam etmem..benden de büyük biri.

Çok kilo almışsınız beyefendi dedi..

Tabii benim füze rampaları açıldı, direk kişisel saldırı var diye..
Yo benim kilo sorunum yok, siz yanlış algılıyorsunuz dedim..
Nasıl yani dedi..
Boy sorunum var dedim..
Adam tabii ??? oldu..
20cm daha uzun olsam dal gibi adamım dedim, boydan kaybettiğim için sizde haliyle basık görüyorsunuz..göz aldanması bu dedim.

Mustafa amcamız uyanık adam tabii, araya tatlı giriş yapıp, gülüşüp ayrıldık..

Senin neyine, hiç tanımadığın adamın kilosundan sana ne? zayıf oldunda başın göğe mi erdi...hiç sevmem böyle şeyleri..

Gene bir gün yıllar önce Hacıbayramda oturuyorum..arada sırada merhabalaştığımız biri, çok samimide değilim ama biraz sohbet etmişliğimiz olan..memurda biri..

Yanda ki masadan, yekten.
Ne iş yapıyorsun sen dedi..

Tabii ben çoktan teyakkuza geçmişim.
Bir iş yapmıyorum dedim..

Ee nasıl geçiniyorsun o zaman dedi..
Söylemem dedim..

Yanında ki arkadaşına dönerek, heyecanlı heyecanlı şuna bak ya söylemem diyor dedi..
Söyle arkadaş söylede öğrenek dedi..

Söylersem sende öğrenirsin dedim..

Ee n'olmuş söylede bizde öğrenelim dedi..tekrar

Bu sırdır, söylenmez, büyüsü bozulur dedim..

Adamı sorduğuna soracağına pişman ettim, kalktı gitti.. :D

Bu gibi durumlarda çok ters tepki verebilirim ama kavgacı da değilimdir, hiç kavga etmedim, bilmemde sadece insanların üzerine vazife olmayan işlere burunlarını sokmasına, helede fikri üstünlük sezersem..olayı başka bir tarafa çekmeyede bayılırım.

evrensel-insan 10-04-2014 17:21

Uzun lafin kisasi, dusunce de bir baski varsa; bunu hisseden de yaratan da kisinin kendisidir.

Tabi ki bunu kendi disi nedenlere bagliyabilir, ama; bu BASKIYI DUSUNCESINDEN KALDIRACAK OLAN; DIS ETMENLER DEGIL, KENDISIDIR.

Kisaca fiziki durumu ne olursa olsun, bu baski algisini alan kisinin kendisidir. Bundan kurtulacak olan da kendisidir.

Felâsife 11-04-2014 01:15

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515969)
Uzun lafin kisasi, dusunce de bir baski varsa; bunu hisseden de yaratan da kisinin kendisidir.

Tabii bu durum dışarıdan böyle görünüyor olabilir, belkide haklıda olunabilir buna bir şey diyemem.
Ama çürük elma örneğinde ki gibi bir çürük elma sadece kendi çürükleriyle uğraşmakla kalmıyor, diğerlerine geleni de çekiyor.
Aynı bunun gibi bir insanda başkalarına gelen negativiteyi üstüne çekmesi, veya öyle oluyor sanılması bile hiç hoş bir durum değil.

Aslında bazı şairlerde filan bu vardır, örn. bir kelebek düşünce formuna girip, o kelebeğin gözünden görüyormuş gibi hislerle şiirini yazabilir.
Neyse konuda biraz kaydı gibi görünsede, etkileşim ve baskı altında ki düşünce birbirleriyle kardeş gibiler zaten, birbirlerini tamamlarlar.

Natürelist 11-04-2014 05:06

TheSedat,

Sabote ettiginizden dolayi atilacaginizi bilin!!!

evrensel-insan 13-04-2014 23:26

Alıntı:

Natürelist´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 515988)
TheSedat,

Sabote ettiginizden dolayi atilacaginizi bilin!!!

Kim, neyi ve de nasil "sabote etmis?"

evrensel-insan 14-04-2014 00:14

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 516243)

Bu dediğiniz baskı altına girmeden anlaşılamayacak bir durumdur, dolayısıyla "dogru dusunce" dediğiniz yapıda ki "baskısızlık" onu eksik bir yapı yapacaktır.
Aynı şekil tamamen baskı altında ki düşüncede tam doğru değildir.

Aynen, BEYNIN SORGULAMAYI DURDURDUGU YER, ONUN KENDINI BASKISIZ ALGILADIGI YERDIR.

Ben bunu "evrimci ve devrimci sorgulama" basliginda acikladim.

http://www.turandursun.com/forumlar/...&postcount=989

Felâsife 14-04-2014 00:32

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 516245)
Aynen, BEYNIN SORGULAMAYI DURDURDUGU YER, ONUN KENDINI BASKISIZ ALGILADIGI YERDIR.

Ben bunu "evrimci ve devrimci sorgulama" basliginda acikladim.

http://www.turandursun.com/forumlar/...&postcount=989

Güzel.

Bunu çok beğendim. :)

..."Cunku insanoglunun her turlu yapilandirilmisliginin yapi ve isleyisi sorundur"...

evrensel-insan 14-04-2014 01:18

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 516251)
Güzel.

Bunu çok beğendim. :)

..."Cunku insanoglunun her turlu yapilandirilmisliginin yapi ve isleyisi sorundur"...

Okudun mu, linkteki yaziyi.

Zaten bu bir algilansa, ben de bilgi ve dusunce olarak bu yapilandirilmisliginin sorununun kokenine yapi ve isleyisine inecek ve cozumunu yapacagim.

Iste butun zihinsel sahte elbiselerin yani insanoglu turu biri oldugunu algilatmayan ve bireysel bilinci onleyen dogal/fenomenal zihniyetin bu yapilandirilmisliginin yapi ve isleyisinden (x ve y si) ancak devrimci sorgulama serbest dusunce ve zihinsel devrim ile kurtulunabilir.

Yani burada engel olan bir fiziki teslimiyet yok.

Felâsife 14-04-2014 01:42

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 516261)
Okudun mu, linkteki yaziyi.

Okudum tabii canım, ama ben senin yazdıklarını daha öncede demiştim tam anlamıyorum, yazım tarzın bana hayli zor geliyor.
Gerçi ben diğer taraftanda zor olan yazıları okumayı daha çok seviyorum, zor olacak ki onun üzerinde düşünebileyim..anladıklarımdan anlamadıklarımı çıkarayım, tahmin edeyim.
Düz bir yazıyı okumayı o yüzden hiç sevmem, okuyacağım şey biraz karışık olmalıdır.

Neyse sen sorun temeline in bakalım, bi şekilde okuruz :)

evrensel-insan 14-04-2014 01:54

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 516269)
Okudum tabii canım, ama ben senin yazdıklarını daha öncede demiştim tam anlamıyorum, yazım tarzın bana hayli zor geliyor.
Gerçi ben diğer taraftanda zor olan yazıları okumayı daha çok seviyorum, zor olacak ki onun üzerinde düşünebileyim..anladıklarımdan anlamadıklarımı çıkarayım, tahmin edeyim.
Düz bir yazıyı okumayı o yüzden hiç sevmem, okuyacağım şey biraz karışık olmalıdır.

Neyse sen sorun temeline in bakalım, bi şekilde okuruz :)

Sorun temeli derken, insanoglu yapilandirilmisliginin yapi ve isleyisini mi diyorsun?

Bu tamamen farkli bir alan ve evrensel kullanim sembolleri olan x ve y.

Bu temelde daha bugun "evrensel-insan zihniyeti" basligini index olarak guncelledim.

Orada x ve y yi bulabilirsin.

Ilgini cekeni ya da onemsedigini v.s. ayni baslikta alintilayip, orada sorabilirsin?

X ve y algisi zihinsel devrimin devrimci sorgulamasinin temelidir.

Felâsife 14-04-2014 02:17

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 516272)
Sorun temeli derken, insanoglu yapilandirilmisliginin yapi ve isleyisini mi diyorsun?

Evet bu..
Tamam bakarım.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:19 .