![]() |
Tasavvuf Felsefesi ve Sırrı Üzerine
Merhaba. Tasavvuf felsefesindeki Hiçlik Bilinci ve Enel Hak düşüncesi üzerine yaşadığım deneyimleri aktarmak için bu yazıyı yazıyorum. Bilindiği üzere tasavvufta Vahdet-i Vücud düşüncesi vardır ve bu da varlığın birliğidir. Felsefede ise bu düşüncenin karşılığı panenteizmdir. Panenteizm tanrının esas varlığının sonsuzluk olduğunu ve sonlu olan evreni de yine kendi özünden yaratıp kapsadığını savunur. Yani tüm varlık tanrıdan ibarettir ve içinde yaşadığımız varlık alemi olan evrenin özü hiçlik yani sonsuzluktur. Tasavvuftaki hiçlik bilinci de bizzat bu gerçeğin kavranmasıdır.
Hiçlik bilinci, insanın maddi varlığı ve benliğini aşarak özünü bulması yani hiçliğe ve sonsuzluğa bilinçsel olarak ulaşmasıdır. Buna tasavvufta yaşarken ölmek de denir ki insanın ölünce varacağı durağa bilinçsel olarak varması ve tanrısal özde sonsuzlaşmasıdır. Yani hiçlik bilinci, insanın tanrısal sırra erişmesidir. İnsanı hiçlik bilincine taşıyan şey ise ilahi aşktır. Aşkın ilahi olanı, insanın benliğinden ve varlık aleminden geçerek sonsuz bir aşkın içerisinde maşuku ile bir olması yani hiçleşmesidir. Bu varlık alemindeki ayrımların ortadan kalkması, ben O'yum, O'ndan ayrı bir varlığım yok demektir yani aşkın ilahi olanını yaşamaktır. Bu da insanı Enel Hak düşüncesine ve Vahdet-i Vücud'a yani varlığın birliğine götürür. Nasıl ki maddenin bir diyalektiği var ise, varlığın kendisinin de bir diyalektiği vardır. Tüm kainat Varlık ve Hiçlik (Yokluk) olarak ikiye ayrılır ve tüm varlık tanrıdan ibarettir. Varlık alemi sınırlı olandır, zamana ve mekana ve diyalektiğe yani çelişkilere sahiptir ki bu da değişime yani evrime yol açar. Hiçlik ise varlık alemindeki sınırın ortadan kalktığı yerdir yani sonsuzluktur. Dolayısıyla ezeli ve ebedidir, zamandan ve mekandan münezzehtir, mutlak ve değişmez ve çelişkisizdir ki bu da bizzat tanrının kendisidir. Sonsuzluk niteliğinden dolayı varlık alemini de kapsamaktadır ve bu da varlığın birliğidir yani her şeyin tanrı olmasıdır. Kısacası, kainatın tamamı tanrıdır ve kainat 1 ve 0'dan yani Varlık ve Hiçlik aleminden oluşmaktadır. Varlık alemi 1 ile sınırlıdır bu yüzden sonludur, 0 olan hiçlik alemi ise sonsuzluktur yani tanrının esas varlığıdır. İnsanın maddi varlıktan ve benliğinden geçtiğinde yani öldüğünde varacağı durak da sonsuzluk alemi yani tanrısal boyuttur. |
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Sonsuzlaşma da yok. Benzetme olarak… Sonsuzluk, kendinden bazı bölgeleri perdelerle (nefs) çevirip ayırıyor. Perdenin içindeki kendi, perdenin dışındaki kendini bilemediği için, Kendinin ayrı bir varlık olduğu illüzyonuna düşüyor. Perdenin içindeki kendi, kendi isteğiyle bildiklerini unutunca, Bunları hatırlama süreci = tekamül başlıyor. Gökte bir yerde zannettiği kendine dönmeye uğraşıyor. Aslında ne bir gök var ne de dönülecek bir kendi. Tekamülün tamamlanması, perdenin kalkmasından ibaret. Perde kalkınca perdenin içindeki kendi görüyor ki, arayıp durduğu kendiymiş. Alıntı:
Dolayısıyla kendimizden başka erişecek sır yok. Alıntı:
Bu yüzden tekamülde atılan her adım aşka doğru bir adım, Nefs perdesinden her sıyrılış aşka geri dönüş. Alıntı:
Alıntı:
- Sonsuz sayıdaki isim ve sıfatlarının her birinin, - Sonsuz farklı oranlarda örtülmesiyle oluşan, - Sonsuz sayıdaki kombinasyonlardan biriyiz. Yani ikiye ayrılma yok. Birisi Varlık'dır, tüm öbürleri ise Varlık'ın tezahürleri. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Allah ve O 'nun kıyaslamalı tanımı şu ayetlerde: "Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır." Bakara 115 "Evvel/başlangıcı olmayan, Âhir/sonu olmayan, Zâhir/dışta gözle görülen, Bâtın/içte gizli olan O’dur.” Hadîd 3 Hadid 3............. Zâhir/dışta gözle görülen = evren Bakara 115........ Allah = nereye dönülse görülen = evren. Hadid 3............. Gözle görülen (evren/Allah olarak tezahür eden) ve, ........................ Gözle görülmeyen (mana/Ruh olarak tezahür eden) ve, ........................ Zamandan ve mekandan münezzeh olan = O : |
Yukarıda verdiğin panenteizm şeması,
Halka hitap için yapılmış bir sadeleştirme. Yani yanlış değil ama ilim boyutu daha detaylı. |
Alıntı:
Platon - Yeni Platoncular - Hegel - Muhyiddin İbn Arabi - Bruno - Whitehead - Spinoza - Hartshorne - Hallac-ı Mansur - Mevlana'nın fikirlerinden destek alır. |
Alıntı:
Alıntı:
Kitap: “Tâ, Sîn. Bunlar Kuran’ın ve apaçık Kitap'ın âyetleridir.” Neml 1 “Kitap”, Kuran demek değil, ikisi farklı şeyler. “Elif, lâm, râ. Bunlar Kitap'ın ve apaçık Kuran’ın âyetleridir.” Hicr 1 “Bu Kur’an… kendinden öncekilerin tasdiki ve Kitap’ın ayrıntılı açıklamasıdır.” Yunus 37 Kuran, kendinden başka bir Kitab’ın açıklaması.Vahiy ayetleri (mistik metinler, din): “İnsanlar bir tek ümmet idi1. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı nebiler3 gönderdi. Ve onlarla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda2 insanlar arasında hükmetsin diye Kitap'ı3 hak ile indirdi. Kendilerine açık kanıtlar geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık/denge noktasından sapma/yalancılık/zulüm/kibir/zinakârlık yüzünden anlaşmazlığa düşenler4, verilenlerden başkası değildi. Sonra Allah kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri gerçeğe tekrar ulaştırdı5. Allah, dilediği kişiyi/dileyeni dosdoğru yola iletir.” Bakara 213 1- İnsanlar tek ümmet olarak yaratıldıktan sonra,2- Anlaşmazlığa düştükleri konular için, 3- nebiler ve Kitap geldi. 4- İnsanlar, negativite ile anlaşmazlığa düştükçe, 5- tekrar nebiler ve Kitap geldi. Nebi-ler çoğul, “Kitap” ise tekil… çünkü tüm nebilere inen aynı. "Deyin ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Mûsa'ya ve İsa'ya verilene ve nebilere Rabbleri tarafından verilene inandık1. Onlar arasında ayrım yapmayız2. Biz O'na teslim olanlarız."" Bakara 136 1- Nebi-ler çoğul, onlara verilen tekil çünkü verilen aynı. “Ve sana indirilene (Kuran’a) ve senden önce indirilene1 inananlardır onlar.” Bakara 4 2- Bu sebeple nebiler arasında ayrım yapılmaz, çünkü... “Bu Kur’an… kendinden öncekilerin tasdiki ve Kitap'ın ayrıntılı açıklamasıdır.” Yunus 37 Onlara verilen, bir ve aynı Kitap'ın açıklaması. . |
Alıntı:
Bu kitap, Kitab-ı Mukaddes olmasın. Hani Yahudiler ve Hristiyanlar beklenen peygamberin Muhammed olduğuna inansınlar diye bu iki din grubunun inandığı Kitab-ı Mukkadess'in açıklayıcısı olduğu iddiası açısından... |
TEKlik ve çokluk:
Einstein kardeşim gösterdi ki madde yoğunlaşmış enerji, E=mc2. Çevremde gördüğüm her şey, aynı enerjinin farklı yoğunluk ve titreşimleri. Ancak enerji boyutuna = batına inemeyen, zahirde kalan algımın yetersizliği sebebiyle, TEK olan enerjinin farklı yoğunluk ve titreşimlerini, farklı varlıklar = ÇOKLUK olarak algılarım. Ve derim ki, "hayır, bu enerji değildir, bu masadır, bu bilgisayardır, bu havadır". Aynı şekilde TEK varlık, TEK varolan O. Nereye dönersem döneyim orada olan Allah'ın yüzü, görünürü, zahiri. Ancak varlık boyutuna = batına inemeyen, zahirde kalan algımın yetersizliği sebebiyle, TEK olan, TEK varlık olan O'nun farklı tezahürlerini, farklı varlıklar = ÇOKLUK olarak algılarım. Ve derim ki, "hayır, O'ndan başka varlıklar var, işte masa, işte bilgisayar, işte hava". |
Varlık ile tezahür arasındaki fark nedir?
Bizim varlıklar = çokluk olarak gördüklerimiz, TEK varlığın farklı tezahürleri/görünümleri. Üzerinde kabartma çiçekler olan bir peçete düşünelim. O çiçeklere yok demeyiz çünkü onlar var olmanın gereklerini, gözümüzle görmemizde ve elimizle hissetmemizde, peçetenin kendisi gibi gerçeklerler. Ama biraz geri çekilip bakınca görürüz ki, aslında hepsi peçete, peçeteden başka bir şey yok. Benim var dediğim çiçekler, peçetenin tezahürlerinden/görünümlerinden ibaret. Eğer peçete üzerinde çiçek değil fil kabartması olsaydı, diyecektim ki fil var çiçek yok. Oysa her durumda tek varlık peçete. Aynı peçete farklı tezahürlerle bana çiçek olarak da gözükür fil olarak da. Eğer peçetenin üzerine kalemle fil çizecek olsam, o fil artık peçetenin tezahürü olmaz. Peçetenin parçası olan, fakat peçeteden ayrı, boyanın atomlarından oluşan başka bir varlık olur. Bu şekilde, geleneksel görüşte varlıklar, Allah'ın yarattığı, Allah'dan başka varlıklar olarak tasavvur edilir. Mistik görüşte ise sadece Allah bir varlıktır. Varlıklar dediklerimiz ne O'ndan ayrı ne O'nun parçası ama O'nun geçici tezahürleri/görünümleridir. Bir gemiyi batıran dalgaları düşünelim. O dalgalara yok demeyiz çünkü onlar var olmanın gereklerini, görmemizde, dokunmamızda, duymamızda, koklamamızda, tatmamızda denizin kendisi gibi gerçeklerler. Neticede koca gemiyi batıran da onlardır. Ama "gemiyi batıran dalgadan bir parça alalım” dediğimizde alamayız çünkü "dalga" diye bir varlık yok, var olan sadece deniz. Dalga ne denizden ayrı ne de denizin parçası ama denizin geçici bir tezahürü/görünümüdür. Kendimizi düşünelim. Kendimize yok demeyiz çünkü Allah'ın Kuran'da verilen isim ve sıfatlarının tümünde var olmanın gereklerini Allah'ın kendisi gibi gerçekleriz. Ama biraz geri çekilip bakınca görürüz ki, aslında O'ndan başka bir varlık yok. Benim var dediğim varlıklar, O'nun tezahürlerinden/görünümlerinden ibaret. O böyle görünmek istediği için çevremdeki varlıklarla böyle görünüyor. Farklı görünmek isteseydi ben şimdi var dediklerime yok, yok dediklerime var diyecektim. Oysa her durumda tek varlık, tek var olan sadece O. . |
Alıntı:
Buna uymayan bir ayet biliyorsan belirt. Bireyler gibi insan türü de tekamül etmekte. Kitap her geldiğinde, türün tekamülüne paralel, Anlatım da tekamül ederken içerik hep aynı kalır. İnsan yazıyı keşfeder keşfetmez Yin ve Yang'ı yazdı. O günden beri de yeni bir şey yazılmış değil. |
Ben uydurmadım, Allah uydurdu
Alıntı:
YÛNUS-37 Ve bu Ku'rân, Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ve lâkin, onların ellerinde olanı tasdik eder ve Kitab'ı tafsil eder (ayrıntılı olarak açıklar). O'nun hakkında şüphe yoktur, âlemlerin Rabbindendir. Bu arada, ayetteki şu ifadeye dikkat ediniz : Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş değildir |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
TEKlik çokluğu neden yaratır: Bir gezegen düşünelim, hep aydınlık olsun. Oradaki varlıklar, aydınlığı deneyimlerler ama onun aydınlık olduğunu bilemezler. Çünkü aydınlığın bilgisi/tanımı karanlıktan gelir; karanlığın tanımı da aydınlıktan. Bu şekilde her kavram ancak kendi zıttıyla tanımlı olduğundan, Sonsuz Olan, kendini/sonsuzu deneyimler ama bilemez; çünkü sonsuzun bilgisi ancak kendi zıttından, yani sonludan gelir. Bu sebeple Sonsuz Olan, kendi sonsuzluk halinin zıttını = sonluları = bizleri yaratır. Kendisine ait sonsuz isim ve sıfatların bu sonlu hallerini deneyimleyerek... sonsuzu/kendini bilir hale gelir. Sonsuz sayıdaki sonlular olan bizlerin her biri... Sonsuz Olan'ın... - Sonsuz sayıdaki isim ve sıfatlarının her birinin, - Sonsuz farklı oranlarda örtülmesiyle oluşan, - Sonsuz sayıdaki kombinasyonlardan biriyiz. Sonsuz Olan sonsuz olduğundan, aslında Sonsuz Olan'dan başka bir varlık/yaratılmış yok. Varlıklar/yaratılmışlar dediğimiz, Sonsuz Olan'ın sonsuz isim ve sıfatlarının değişik kademelerde örtülmesiyle (nefsle) oluşmuş illüzyonlar. Bir sonlunun her deneyimlemesi, o sonlunun bilgisini arttırdığından, sonluyu oluşturan üstteki nefs (unutma perdesi) giderek incelir. Ve o perde/illüzyon sonunda kalkar. Bu da sonlunun yeniden kendini bilmesi, yani sonsuzdan/kendinden başka varlık olmadığını, varlık diye bildiklerinin hepsinin sonsuzdan/kendinden ibaret olduğunu hatırlamasıdır. |
Alıntı:
Şu paragraftan sonra anladım ve emin oldum ki sen; ruhsal tedaviye muhtaç, "Kafadan pilot" birisin; özürlüsün. Özür sahiplerinin üzerine gidilmez. Bu meyanda; forum yönetiminden bu arkadaşın paylaşımlarının engellemesi tavsiyesinde bulunacağım. Sürekli olarak "Bir deli, kırk akıllı" modunda bir forum ile karşı karşıya bulunmaktan gınâ geldi artık. Ha, bu arada "cevap" yazmak için uğraşma. İnceden "ayna" muhabbetine gireceğini bilmeyen yok. "Delisin" dediysem de laf sokma konusunda eline su dökemem ben. |
Alıntı:
Paylaşımlarınızın devamı dileğiyle... Sevgilerimle... |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ben de bu düzeyde sohbet edebildiğim ve öğrenebildiğim siz kardeşlerime teşekkür ederim. |
Alıntı:
Demek ki, alıntıladığım ve kalınlaştırıp, renklendirdiğim kısımlarda yaptığın gaf'ı fark ettin. Tanrı'ya inanmak veya inanmamak ayrı bir husus. Ama sen, evvelâ Tanrı kavramının içini bir doldur; Sonra ahkâm kesmeye başla. |
Alıntı:
Ayrıca sen kimsin ki, senin çapın ne ki bana kardeşim diye hitap edebileceksin. Sen benim bulunduğum ortamda oturamaz, ayakta beklersin! |
Bedevi'nin halleri.
Gaz hali: Alıntı:
Alıntı:
http://www.turandursun.com/forumlar/...907#post561907 Plazma hali çöpte. Kürtçü, Türkçü, İslamcı, İsacı halleri var, görmediğimiz halleri de vardır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Kişi ne yapsa ancak kendine yapar. |
Alıntı:
Ayrıca; mağrur, alaycı ve kendini beğenmiş biri. Türk, Kürd ve Arap'lara karşı, içinde bir öfke sezinlemekteyim ki; kendince 'haklı' sebepleri olabilir. Ama onun attığı "taş"ların nereye gittiğini iyi-kötü tahmin edebiliyorum. Sen, sürekili"kuyu"ya taş atmaktasın. Beni en çok hayrete düşüren de forumdaki "kırk akıllı" bu taşları çıkarmak için uğraşıp durmakta. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
"Sen, toprağı huşû halinde boynu bükük görüyorsun ya, işte o da Allah'ın ayetlerindendir." Fussilet 39 Toprak, Allah'tan bir ayet… ayet = veri, işâret, delil, açık alamet, iz, ibret, mucize."Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin1 yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk4 için sayısız ayetler2 vardır." Bakara 164 1- Gökler ve yerdeki doğa olayları, 2- açıklayıcı sayısız ayet = evren ayetleri."Azîz ve Hakîm olan Allah'tan Kitap'ın indirilişidir bu3. Kuşkusuz, göklerde ve yerde1, iman sahipleri için sayısız ayetler2 vardır. Ve sizin yaratılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ayetler2 vardır. Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah'ın gökten bir rızık indirip de onunla yerküreyi ölümünden sonra hayata kavuşturmasında, rüzgârların herbir yana sevkedilişinde de aklını çalıştıran bir topluluk4 için ayetler2 vardır. İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir2 ki, onları sana hak olarak okuyoruz." Casiye 2-6 "Göklerin ve yeryüzünün1 hükümranlığı yalnızca Allah'a aittir. Dönüş de ancak Allah'adır. Şüphesiz Allah'ın, bulutları sürüklediğini, sonra onları bir araya getirdiğini, sonra da üstüste yığdığını görmedin mi/ hiç düşünmedin mi? İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmuru çıkarıyor. Ve O, gökten, içinde dolu bulunan dağ gibi bulutları indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu uzak tutar. Şimşeğin parıltısı nerdeyse gözleri alır! Allah, geceyi ve gündüzü çevirir durur. Şüphesiz basiret sahipleri için4 kesinlikle bir ibret vardır. Ve Allah, her canlıyı sudan oluşturdu. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimileri iki ayak üzerinde yürümekte, kimi de dört ayak üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini oluşturur. Hiç şüphesiz Allah, her şeye en iyi güç yetirendir. Andolsun ki biz, açıklayıcı âyetler2 indirdik. Ve Allah, dileyen kimseyi dosdoğru yola iletir." Nur 42-46 "Onlara ayetlerimizi ufuklarda6 ve kendi nefslerinde göstereceğiz7. Ta ki, onun hak olduğu5 kendilerine ayan-beyan belli olsun." Fussilet 53 3- Allah'tan Kitap'ın inmesi, 4- evren ayetleri üzerine aklını işletenlere çünkü, 5- Kitap'ın hak olduğunu, 6- ufuklardaki ayetler = evren ayetleri, 7- gösterir. "Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleri2. Onlar mümin olmuyor diye kendini üzüntüden tüketir gibisin. Eğer dilersek gökten üzerlerine bir ayet indiririz de boyunları ona eğilip kalır. O Rahman'dan kendilerine vahyi yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler3. Bakmadılar mı yere, neler fışkırtmışız onda cömert ve bereketli her çiftten. Bunda elbette bir ayet1 var, fakat onların çoğu mümin değiller3." Suara 2-8 1- Evren ayetleri üzerine aklını işletmeyenlere, 2- Kitap'ın ayetleri apaçık olmaz.3- Onlar vahyi hatırlamaz, gelen hatırlatmaya yüz çevirir, 4- mümin olmazlar. Alıntı:
Gönül ayetleri (nefs/benlik/felsefe): "Onlara ayetlerimizi2 ufuklarda ve kendi nefslerinde göstereceğiz2. Ta ki, onun hak olduğu1 kendilerine ayan-beyan belli olsun." Fussilet 53 1- Kitap'ın hak olduğunu, 2- öz benlikteki ayetler = gönül ayetleri, 3- gösterir."Hayır, ilim verilenlerin göğsünde beyan olunan (gizliyken ortaya çıkarılan) ayetlerdir o (Kitap)." Ankebut 49 İlim edinme… göğüste gizli ayetler = gönül ayetleri ortaya çıkınca, bilinince."Onlara bir ayet getirmediğinde, "Onu da şuradan buradan derleseydin ya!" diye konuşurlar. De ki: "Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir."" Araf 203 Evren ayetleri, gerçeğin bilinenler olmadığını gösterir.Vahiy ayetleri, gerçeğe kılavuzlar = yön gösterir. Gönül ayetleri, gerçeği kendinde bulmak. Evren ayetleri, gerçeğin ne olmadığı, Gönül ayetleri, gerçeğin ne olduğu, Vahiy ayetleri, aradaki yol içindir. Allah'tan Kitap'ın gönüle inmesi = evren ve vahiy ayetleri yardımıyla kişinin kendi benliğinde kayıtlı kendi gerçekliğine = gönül ayetlerine ulaşması. Üç ayet kaydı arasındaki uyuma şahit olan kişi, kendi yaratılışındaki değerlere güvenmeyi, evrene (evren ayetlerine) kendi yaratılış değerleriyle (gönül ayetleriyle) bakmayı = gönül gözleriyle görmeyi öğrenir = gönül gözleri açılır. "Ve onlardan seni dinleyenler1 var. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın, akıllarını2 kullanmıyorlarsa!" Yunus 42 1- Kulak ve göz duyu organı, 2- akıl ve gönül muhakeme/idrak/anlama organı. "Ve onlardan sana bakanlar1 var. Fakat, körleri sen mi hidayete erdireceksin, gönül gözleriyle2 görmüyorlarsa!" Yunus 43 "Kalpleri var, onunla anlamazlar/idrak etmezler2; gözleri var onunla görmez; kulakları var onunla işitmezler1." Araf 179 1- Kulak ve göz duyu organı, 2- akıl ve gönül muhakeme/idrak/anlama organı."Yeryüzünde dolaşmıyorlar1 mı ki akıl ettikleri kalpleri7 ve duydukları kulakları olsun. Gözler kör2 değil fakat göğüslerdeki kalpler kör8." Hac 46 1- Evren ayetlerine =, 2- duydukları ve gördüklerine aklını işletmeyenler,"De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz4, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır5. Ve Kur'an3, onlar için bir körlüktür6. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir5."" Fussilet 43 3- Vahiy ayetlerinin, 4- kılavuzluğunu da, 5- duymaz ve, 6- görmezler. 7- Onların gönül muhakemesi/idrakı/gözleri, 8- açılmaz, kör kalırlar. "Rabbinizden size gönül gözleri geldi. Artık kim görürse kendi nefsi için, kim de kör kalırsa kendi aleyhine." Enam 104 Kendi gönül/yaratılış/benlik/öz değerlerine ulaşmamış kişi, evreni kendi yaratılışından görmez, şeyleri kendine göre oldukları halde değil, başkalarından öğrendiği hale göre muhakeme eder. Kendi yaratılışı açısından o, kendi yaratılışına kördür."Biz onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz, ilk seferinde buna iman etmedikleri gibi bırakırız kendilerini de azgınlıkları içinde körü körüne bocalar dururlar." Enam 110 Kendi gerçekliğine kör olmak… kişinin gerçekliği, çevresini kuşatan negativite sanmasına, o negativiteye uyumlanmasına, o negativitede kalmaya devam etmesine sebep olur.Böylece yazının başına döneriz. Negativitede kişi, evren ayetlerini gözlemledikçe, kabullendikleri ile kendi olduğu arasındaki ayrılığı farkeder, arayışa başlar, aradığını gönlünde/kendinde bulur. Tekamül yolculuğunda bu süreç, birbirini takip eden döngüler halinde tekrar tekrar işler. Kişi derece derece negativiteden kopar, ta ki Allah'tan Kitap gönüle inene = kişi kendine/özüne/pozitiviteye/cennete geri dönene dek. "Yemin olsun, sen bundan gaflet içindeydin. Ama perdeni üstünden kaldırıverdik. Bugün gözün keskin mi keskin." Kaf 22 |
.
"Göklerde ve yerde kim varsa O'ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır." Rahman 29 Sonsuz Olan, sonsuz sayıda sonlular ile kendi varlık bilgisini, kendini bilme halini sürdürür."O halde, bir iş ve oluştan boşalır boşalmaz yeni bir işe koyulup yorul!" İnşirah 7 Bunu çokluğu yaratarak, oradaki tekamül ile yapar. Bu sebeple evren tekamül üzerine kurulu, bu yüzden canlı-cansız her şey tekamül ediyor, sürekli hal değiştirerek yeni formlara dönüşüyor.Allah'dan bir nefes olarak, hepimiz aynı yerden, Allah'dan geldik. Allah'dan bir vaat olarak, hepimiz aynı yere, yine O'na döneceğiz. Bu ikisi arasındaki her şey ise, özgürce seçtiğimiz tekamülümüz. |
Matematik O'nun dilidir.
Sonsuz olan ilahi varlığı yani O'nu 0 (sıfır) olarak tanımlayabiliriz. Sıfır, hiçliğin yani sonsuzluğun ta kendisidir. Matematikte 0 tüm sayıları yutar. Bu sonsuzluğun her şeyi kapsamasıdır. +sonsuza giden sayılar, O'nun somut (görünen) varlığıdır yani evrenin ta kendisidir. Evren yani madde ise sonsuza giden özelliğinden dolayı ebedidir. -sonsuzdan gelen soyut sayılar da O'nun asıl yani görünmeyen varlığıdır. -sonsuzdan gelen soyut sayılar ezelidir yani sonsuzun ta kendisidir. Her + sayının bir eksi karşılığı vardır, misal -1 ve +1 de birbirini yutarak yine 0'a ulaşır. Dolayısıyla 0 yani sonsuz olan varlığın ta kendisidir. Somut olan sayılardan misal 1 ve 2 maddi evrende farklı varlıkları tarif edebilirken, - sayılar ise soyut olup sadece tek bir varlığı yani soyut ve sonsuz olanı gösterir. Yani - sayılar onun sonsuz ve tek olan varlığını gösterirken, + sayılar onun somut ve görünen varlığını yani çokluğu (sonsuzluğun artan özelliğini) niteler. |
Alıntı:
Evet. Ancak somut ve soyut = madde ve mana = evren ve Ruh = zahir ve batının ikisi de Var Olan'ın kendisi değil, ancak tezahür ettiği ikiliklerden biri. Hiçlik ve sonsuzluk ikiliği de öyle. Her biri geçici görünümler ve görünüm olmayanı, ikilik olmayanı, Var Olan'ı ise bilmiyor, O'na "bilinmeyenin bilinmeyeni" diyor ve o şekilde bırakıyoruz. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:08 . |