Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Sufizm (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=158)
-   -   Sufi'nin yolu... (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39394)

Felâsife 07-03-2017 15:22

Sufi'nin yolu...
 
İnanmaya İnanıyorum.

Sevgiye inanıyorum, saygıya inanıyorum.
Önyargılar yüzünden hayatın es geçildiğine inanıyorum.
Baharda açan tomurcuğa, Nisan yağmuruna inanıyorum.
Son baharda solan yaprağa, çöken hazana inanıyorum.
Kışın kuru soğuğuna, yazın yakan sıcağına inanıyorum.
Ruhlara inanıyorum.

Doğanın verdiği emaneti, bir gün geri alacağına inanıyorum.
Doğada bir sömürgeci olduğumuzun HİÇ ama HİÇ bilinmediğine inanıyorum.
Güneş yerinde dururken, geçen gün ve gecelerin bizi büyülediğine inanıyorum.
Zaman diye bir kavram yaratılıp, ona tapıldığına inanıyorum.
Harflere, sayılara, dolayısıyla ortak bilinçlere inanıyorum!
Hayallere inanıyorum.

Adımı birileri koymuş, o adıma inanıyorum.
Birileride senin annem ve babanız demişler, onlarada inanıyorum.
İnsanların süslü sözlerle, kötülüklerini gizlediklerine inanıyorum.
İnsanların üst kimlikleri olduğuna, yani atalara inanıyorum.
Halka sözler verenlerin, bunu asla tutmayacaklarına inanıyorum.
Önce insan diyen sağlık sistemine inanıyorum.!
İnsanlara inanıyorum!

İnsanların bilmedikleri konularda, çok şey bildiklerine inanıyorum!
Hak ve adalet isteyenlerin, boş yere feryat ettiklerine inanıyorum.
Gerçek Hak ve adalete göre, kimsenin haklı olamayacağına inanıyorum.
Kendilerini görmeden, hak isteklerinin büyülenmek olduğuna inanıyorum.
Büyülere inanıyorum.

Bir dilim ekmeğe, tuza, bir damla yaşa inanıyorum.
Çaresizliğe, cevapsızlığa, nedensizliğe inanıyorum.
Kitaplara dalma faydasızlığının, farkındalığına inanıyorum.
Aramak denilen şeyin beyhude, gerçeğinse araMAmak olduğuna inanıyorum.
Bu kafayla çok çekerim, esas çekeceğiminde geride olduğuna inanıyorum.
İnandığım şeylerin, temelde bildiğim şeyler olduğu bilgisine inanıyorum.
Kendime inanıyorum.

Sanırım benim inanmadığım başkaları kavramıdır, o da "çok bilen başkalarıdır".
İşte onlara ve dediklerine asla inanmıyorum.
Romen Diyojen'e tabikide inanıyorum ve ellerinden öpüyorum.
Belki onlar yanlış şeyler dediler, belkide başkaları yanlış aktardılar, bilinmez.
Bilinen İnanç ve şüphe yan yana olmaz.
Şüpheli şeylere inanmaksa sâflık olur, bunu beklemekte ayrı sâflık olur.
Hasılı kişi isabette etse bile, bu şansına olur.
Olay bir kumar yani veya ya tutarsa mantığı.
Deneyime inanıyorum.

Delil olmadan inanma olmaz.
Delili olanda da şüphe kalmaz.
Ellam inançlı biriyim.
İnanmaya inanıyorum.


----- 0 -----

Not: Üsteki şiirseli daha önce forumda burada vermiştim, altta ki yazımda onun devamı niteliğindedir.


Niye sorarlar ki neye inanıyorsun, inanmaya inanıyorum dersem ne olacak!
Bu seferde o ne demezler mi? cevap çok basit, inandığınıza da inanıyorum.
Olmaz öyle şey, ya inanmıyorum dersem n'olacak? olsun hiç fark etmez ki?
Sen neysen ben ona inanıyorum, inkarına da inanıyorum, bana zor gelmez ki!
Ben ayırmadım ki iman inkar, sen neysen ben oyum, inandığına inanıyorum.
Sana inanıyorum.

İnkara iman olmazmış! nasıl olmazmış! her şeyin bir zıttı oluyorya!
Sen inanmayabilirsin, sen inanmadın diye, bunun inanmayanı olamaz mı?
Sadece iman ve inkar mı vardır hayatta! bunun 3. bir yolu bulunmaz mı?
Olmaz demen ya inkar ya da imandandır, ikilikten, ayrılık bilincindendir.
Bütüne inanıyorum.

İnanmaya tam inandığında, aslında başka şeylerin bir korkusu da kalmaz.
İnanç bir isimden öte değildir artık, hiçtir, ister o, ister bu, fark yoktur.
Öyle ki yanlış diye bir şeyde kalmaz, o mu, bu mu, şu mu lar anlamsızlaşır.
Anlamı olmayan şeyleri yapsan ne, yapmasan ne, artık korkuları kalmaz ki?
Hiçliğe inanıyorum.

Robot değilim ben, yalnız bir şeye inanacaksın, ötekileri düşman belleyeceksin.
Hafızamdan sildim bunu kimse dayatamaz, format attım, beynimin en köklerine.
İstersem hepsine birden inanırım, yanlış olan ne? bunu kimselerin yapmaması mı?
Kimseler yapmıyor diye, herkesin yaptığını mı yapacağım? nerede benim Sufiliğim!
Yalnızlığa inanıyorum!

----- 0 -----

Sufi'nin yolu...
İnsana inanıyorum zira insan denilen şey, kolayca bir şeyler kabullenecek bir yapıda değildir esasında, neticede düşünendir, karar verebilir, üretebilir, her ne kadar kültürler, öğretiler onu bir yönde eğitsede, şartlandırsa da İNSAN asla bir ROBOT olmamalıdır.
1 şeye inanacaksın, ya da 1 yolda gideceksin, o tek doğrudur, ötekiler yanlıştır!

Bu dayatmadır !...

Doğrunun tek bir şeye kanalize edilmesi, akabinde bir mecburiyeti doğurur. Birilerinin mecbur kıldığı bir mecburiyettir bu!
Tercih hakkının adeta yok edilmesi, sadece 2 ile sınırlandırılması, bunların da bir birleriyle kavgalı olması, seçeneği zaten 1 e indiriyor.

İndirgenmiş 2 seçenek, ötesi yok!
Seçilmiş 2 seçenek, ikiside kendince doğru!

İkisi de yanlış veya biri yanlış, biri doğru olması da hiç bir şey değiştirmiyor.
İnsanlara göre her zaman 1 doğru var!
Değil mi ki bu önümüze konulmuş, bu da önceden birilerince seçilmiş, tayin edilmiş, ölçüleri belirlenmiş, budur denmiş!
Geriye tek şey kalıyor ; Mecburiyet!
Doğru olduğu için mi mecbur? yoksa mecbur olduğu için mi doğru? Cevap net değil, karışık.
Hele de doğru/yanlış ayrımı neden var ki, hadi var diyelim, bu seferde doğru yer değiştirebiliyor. yanlış yer değiştirebiliyor, ilkelerde sabit değil, işi gücü bırak doğrunun peşinde deli gibi koştur dur.

Bu dayatmadan da mecburiyetten de öte bir şey, adeta başka çareniz yok, bu çareye tutunmak ise elzem, o kadar daraltılmış ki dünya tercih hakkı yok!
Dünya sofrasına oturuyorsunuz, hayatınız boyunca önünüze gelen iki yemek var ve onun da sadece birini yemek mecburiyeti var!
Tibetli Lamalar misali, hayatları boyunca bir kâse tsampa ve tereyağlı çay, başka bir şey yok!
Böyle ömür geçer mi? ama geçiyormuşta.

Dayatma ve mecburiyetten bir rahatsızlık duymuyorsanız, sizin için bir problemde yoktur, lakin oldum olası, birisi bana bir şeyi dayattığında, ondan hiç haz etmedim, ruhum hep daralmıştır bundan, gönüllü yaparsam sorun yok.

Sonradan fark ettim ki bu tamamen insani bir şeymiş, zira İnsan özünde ÂSİ bir varlıkmış, kararını kendi verebilmeliymiş, bunu yap deyince yapacak (o şey doğruda olsa) bir yapıda değilmiş.

Birilerinin Doğrusunun peşinde koşarken, insanî özelliğin yitirilmesi, bu doğru bir şey mi?

Özetle, temelde sadece 2 seçeneğim olması, bizden öncekilerin bu ölçüleri belirleyip önümüze koyması, akıl, mantık, fikir gibi yönlerimizin, kısaca düşüncemizin de sadece bu iki seçeneğe odaklanması/odaklandırılması, onları kendi açısından doğru yapsada, (hakikaten doğruda olsa, ya da biri doğru olsa da hiç farketmez) değil mi ki birilerince seçilmişler, bu seçilmişi seçmek benim için yanlıştır.
Bu benim tercihim değildir, başkalarının tercih ettiğini onaylamaktır.

Onay !...
Bu da hiç işime gelmez!
Bu hayatı kendi anladığım gibi yaşamadıktan sonra, bir şeyleri onaylayarak hayatı anlamış mı olacağım!
Asla!
Birilerinin doğru dediği şeye doğru diyerek, bilmiş mi olacağım?
Hayır!
Sırf doğru dendiği için seçmek veya sırf yanlış dendiği için seçmemek, ikisi de zorunluluktur.
Bu bilgileri bir ROBOTA da yüklerseniz, o da ikisi arasında seçim yapabilir. Bu zor değildir.
Bu seçim bile değildir, A programı, B programı düğmesine dokunmak gibidir.

Ama insan isterse bu ikisi arasında ikisini de seçmeyebilir, isterse bunu yapabilir, zira insan böyle bir şeydir.
Temelinde uyumsuzdur, âsidir, söz dinlemez vs. yönleri vardır. Bunu hayatın pek çok alanında da görebiliriz. Bazen aklını dinler, bazen gönlünü dinler, bazen ikisini de bırakarak tamamen sezgileri ile hareket eder.

Tasavvufa bu açıdan minnettarım, bana bu 2 yoldan daha farklı olarak, 3. bir yolu da haber etmiştir, gerçi 2 yol harici bir yol gerçekten YOK hükmünde olsada, bu konuda tasavvufî kitaplarda da fazla bir bilgi olmasada, bu onun olmadığı anlamına da gelmiyor.

İnsan, robot değilse eğer, her zaman alternatif bir yol bulacaktır, bu insanın robottan ayrıldığı yegâne bir özelliğidir. Robot bulamaz ama İnsan bulur! bulması gerekir.

Robot programlandığının harici, başka bir yol bilemez!
İnsanda bilemiyorsa, bu onun programlandığını anlamına gelmez mi?

İşte Sufiler o yolu işaretle "terkleri de terket" demişlerdir.

Sonuç:
Ölçülerin önemsizleşmesi, doğru yanlış ayrımın kalkması, korkuların bitmesi 3. bir şeymiş.
Bu delilik olarakta görülebilir lakin delilik insanîdir, robot olmak insanî değildir.

İnanmaya inanmak, bir Sufi'nin dayatılana isyanıdır!
Başka değişle de bu Sufi'nin yoludur!
..."Bugüne kadar, dini dinime yakın olmadığı için arkadaşıma karşı çıkıyordum. Ama bugün kalbim artık her şekli kabul eder oldu.
Ceylanların çayırı, rahiplerin manastırı, putların barınağı, tavaf edenin kabesi, Tevrat'ın sayfaları ve Kur'an'ın mushafı oldu.
Süvariler ne tarafa yönelirse yönelsin, ben sevgi dinine inanıyorum. Din, benim dinim ve imanımdır.
"...
İbni Arabi - Tercümânü'l-Eşvâk

bilgivehis 07-03-2017 15:58

Anadolu'da yiğit, mert, girişken ve fedakâr insanlara sevgisini göstermek için "Deli oğlan" derler. Deli oğlanlık öyle avanta değildir, yetimin, fakir-fukaranın hakkını korumak, zayıfı güçlüye ezdirmemekle kazanılan bir ünvandır. Deli oğlanın bir makamı olmaz, bir yere bağlanmaz, tabulara karşı illaki sınır koyar. Bu yüzden çevresinde çok sevilmesine rağmen makam- mülk sahiplerinin bir numaralı düşmanıdır deli oğlanlar. Deli oğlan yüzünden memet emminin ürünlerini bedavaya alamazlar, hatçe kızı koynuna sokamazlar.
İş biraz inada bindiginde deli oğlanın kaderinde eşkiya olmak yatar.
Makam-mülk sahipleriyle dağda vuruşmak zorunda kalan deli oğlanlar, devletin de destegini alan makam-mülk sahiplerince öldürülmektir son duragı...

Sevgili Felâsife hani sen hep delilik lazım dersin ya, delilik ezelden beri böylesine takdire şayan bir ünvana sahiptir Anadolu'da...

Felâsife 07-03-2017 23:37

Alıntı:

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 596889)
Sevgili Felâsife hani sen hep delilik lazım dersin ya, delilik ezelden beri böylesine takdire şayan bir ünvana sahiptir Anadolu'da...

Eyvallah.
Zahirde ki bu olayın benzeri zaten iç alemimizde de aynen cereyan eder. Anadolu delisinine de velisi de sahip çıkar. :caked:

Birisi, "Hiç delilik yapmayan zannedildiği kadar akıllı değildir." gibisinden bir söz demiş, kim demiş bilmiyorum ama delilik yaşanmadan, içine girilmeden, yaşanmadan kişiyi korkutan bir şeydir, pek bilinmez.
Fakat içine girilip çıkılabiliyorsa, bu başka bir şeydir.

Tabi delilik derken aklın onaylamadığı her şey delilik kapsamına girer, yoksa tamamen farkındalık bilincini kaybetmiş, çevresine fiziksel zararda veren delirmeyi kast etmiyorum.
Gerçi deliliğin akıl karşısında çok bir farkı da yok, delilik deliliktir nihayetinde.

Sevgiler

Felâsife 11-06-2017 02:58

Sufi'nin gözüyle...

Hep mavi kalsın gökler, ruhlara namzet kanatsız olsunlar.
Toprak kadar yakın değil, hayaller gibi ulaşılmaz olsunlar.
Varsınlar yerleri kim, hangi renklerle boyarsa boyasınlar.
Yere meftunlar yerin, göğe pervaneler göklerin olsunlar.

Mecnun olup çöllere düşmüşsen, renkli seraplardan sana ne?
Kumlarda dans eden anca gölgelerdir, renkler söyle nerede?
Gözler renkleri seçmez ki, olay ışık oyunlarının illüzyonudur.
Yaşayan ölüye her yer gridir, buna akıl erse ne, ermese ne?

Işıktan yansımaydı her şey, göze nakşedenlerse aldanıştı.
Renklere ezelde rol verildi, aldanış ta o zaman başlamıştı.
Hayata çok renkli dediler, aslı ışık oyunu cilveleriydi oysa.
Işıksızlıkta haniydi renkler! karanlık mı her yeri kapsamıştı?

Işık yok diye karanlık vardı, karanlık var diye ışık yok değil.
Işık karanlığı her zaman yok ederdi, karanlık tek güç değil.
Karanlık aslında hiç bir zaman, tek başına ışığa hükmetmedi.
Işık ne kadar lütfetdiyse karanlık o kadardı, daha öte değil.

Işığın olması renklere, olmaması da karanlığa varlığını verdi.
O varlıklara niceleri don biçti, lakin niceleri de unutu verdi.
Bu öyle bir unutuş ki neyi, ne zaman unuttuğunu da bilemedi.
Kuşaklar boyu hem korktu, hemde korktuğuna payeler verdi.

Her zerrede gizlenen sen, karanlığa bile farkındalık verende.
Ey içsel karanlığım al payını, gören gözlerinin feri mi sönende.
Daha ne kadar inat edeceksin, sözde öğretilere ısrar edende.
Boşaltıp kafanı dünyaya bak! gerisi çorap söküğü gibi gelende.

Hayvanât gibide görmek lazım, hayat acaba ne kadar renksiz.
İnsanî gözde aldanışlar oluyor, bu fark edilmez belli belirsiz.
Her canlı hayatı aynı görmez, farklı farklı görüşlere sahiptir.
İnsanlar, anca insan gibi görür, hükmü kendi dışında geçersiz.

Sadece insanın gördüğü bir hayat mı? yok böyle bir hayat.
Hayvan mı oldu? insan mı değiliz? hani ya daha ötesi hayat.
Değilse anca kendimizi kandırırız, zaten olan tamda budur.
Hikaye öylece sürüp gider, insanızya oh ne güzeldir hayat!

Kamil olmak zor zanaat, Sufi kafalar böyle yazıp-durur.
Hayvanât yüce makam, Cemadât Nebadât bir edip-durur.
İnsanât olmak çok kolay, insan doğ, insan yaşa, insan öl.
Değişen bir şey yok, düşündüğünü görenler bakar-durur.

Felâsife 24-06-2017 15:39

Ruh denilen şey bugün insanların ismen bildiği ama cismen bilmediği bir şeydir.
Bu ruha inananlar için bile böyledir, o yüzden şey, kem küm ederler, bir açıklamada getiremezler, onlar ruh denen şeye ne kadar inansa da bu onu bildikleri anlamına gelmez.
İnanmayanlar için zaten bir problem yoktur.

Hasılı bugün Ruh, ruha inananlar için bile bilinmeyen bir şeydir. Doğrusu budur. Bu aslında dinlerde ve dinlerden önce ki Şamanik, Animik inançlarda da böyleydi.
HALKLAR RUHU BİLMEZDİ.

Anca ona inanmakla yükümlüydüler, bu da anası, atası böyle yapmış, o da öyle yaptığı içindi.
Mesele bir kültür, bir yaşayış meselesiydi.

Fakat toplumun adeta inanç yönünün önderleri olan Şamanlar için durum farklıydı.
Onlarda inanç yoktu "Şaman inanmaz, deneyimler!" ölçüsü vardı ki bir Şaman, Şaman olması için yıllar süren USTA/ÇIRAK ilişkisi içinde yetiştirildi.
Esrik ve savruk kişilikleri gençken geçirdikleri bir esrime rahatsızlığı ile başlardı. Bu onların Şaman olması için ilk deli adımdı.
Ya Şaman olacaklar, ya da öleceklerdi, başka seçenekleri yoktu.

Sözün özü, Şamanlar için ruh bilinmez değil, bilakis bilinen bir şeydi! Bunun eğitimi almışlardı.
Fakat onlar bu sırlarını haklarla asla paylaşmadılar. Şamanlar kendi aralarında ki toplantıları bile gizli yerlerde yaparlar.
Bu bugün bilimin de sırlarını halklarla paylaşmaması gibidir. Zaten Şamanlar o devirlerin ve kendi toplumunun içinde ki bilim insanları idiler.
Şamanik toplumların bilim insanı Şamanlardı!

Bu günün ortamı ile geçmişin bu Şamanik ortamını orantılayınca, bakabilen için arada bir fark yoktur.
Bu da bir nevi Vizyonik bir taklanın bize yansımasıdır.
Yani sahne aynı, roller, senaryo ve dekor değişmiştir.

Ruha gelince, Ruh bu günün yazılım/kod/program dediğimiz şeyden mantık olarak farklı bir şey değildir.
Ruh organik bir yazılımdır!

Bir çam ağacı bu yazılım neticesinde, çam ağacından başka bir şey olamıyorsa, bu o organik yazılımdan dolayı böyledir. Tüm canlılar böyledir.
Ruh = yazılımdır.
Ruh denilen böyle bir şeydir.

Şimdi modern bilim çok daha ilerledikçe, yazılım/kod olayını organik bir yapıya iyice oturtukça, onu programlayabildikçe, kontrol edebildikçe ilk insanların ne demek istediğini anlayacaklar.
Şu an anlayamazlar, zira yazılım denen şeyin ruh olabileceği diye bir bilgi yok. Aksine kendilerini geçmişten kopartıkları için, geçmişin devamı olabileceklerini de hesap edemiyorlar.
Geçmişle kopmuş olan o köprüler, bir bir yeniden yapıldıkça, insan geçmişine o köprüler sayesinde geri gidebildikçe ve ileri gelebildikçe, KIYAS yapabilecektir.
Şu an KIYAS yapamasının yegane sebebi geçmişe bağlanan köprülerin yıkılmış olmasıdır.

Ayrıca ortada dönen ruh bilgisinin hayali ve zanna dayanan bir bilgi olmasında başka bir problemdir. Halkların ve sözde bilenlerinin bu konuda ki bilgilerinin sıfır olmasındandır.

İnsanlık bu dairesel yolculuğunda, sona yaklaştıkça başada yaklaşmış olacak ve daire de tamamlanacaktır. Aslında geriye dönük köprülere bile gerek kalmayacaktır. En sona geldiğinde en başa gelmiş olacaktır.

Dünyanın sonu başladığın yerdir, dön dolaş aynı yere gelirsin. İnsanlıkta bu yolcuğunun da aynı yere ister istemez gelecektir.
Elbette ki bilgi, birikim, donanım olarak farkı olacaktır ama bu fark gelişimin denen şeyin yüzünden olacaktır.

Dairenin tamamlanması demek, Sufi bir tanımdır. Sufinin içsel yolculuğuda en sona geldikçe, en başa gelmiş olur ki,
Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, bir de bakmış ki bir arpa boyu yol gitmiştir.

Bu işte Sufizmdir!
Sufizm hiç kimseyi bir yere götürmez, bilakis başladığı noktaya getirir bırakır.

Sevgiler

manas 14-07-2017 02:17

...sufi esrarlı aleme farklı nazarla bakandır.
...sufi gönlünde ve zikrinde duvarlar bentler şekiller barındırmayandır.
...sufi zamansız ve mekansızdır,onun sınırı yoktur.
...sufiyi her göz görmez her kulak işitmez çünkü o sırlar alemindedir herkes giremez.
...sufi'nin yolu cennete çıkmaz onun yolu en zirve olan tanrı yoludur, tanrı olma yolundadır. kendini tanrıdan gayrı düşünmez.
...sufi hem gökte hem yerde dolanır durur..

şiirin bu dizeleri de buna güzel bir örnek;

kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi,
kah inerim yer yüzüne seyreder alem beni.


bu iç açıcı konu için felasife'ye teşekkürlerimle...

Nero 14-07-2017 14:08

Güzel, derinlikli bir konu. Sufi'liği incelemek ve biraz öğrenmek istiyordum. İlk fırsatta üzerinde yoğunlaşmak istiyorum.

Amon yarebbi 14-07-2017 14:50

Tasavvuf ;
islamın şiddetini perdelemek için , bilerk veya bilmeyerek , isteyerek yada istemeyerek ortaya çıkmış bir yapıdır.

Sufi ;

islamın şiddetini perdelemek için , bilerek veya bilmeyerek , isteyerek yada istemeyerek ortaya çıkmış tasavvufun dilidir.


Bu akımın kendisi veya dilinin aslında tanrı denileni iyi göstermekden başka bir işlevi yok. İslamlada bu konu haricinde örtüşen bir yeri de yok.

İslam , bağlı bulunduğu inancın kitabın da , kendisine inanmayanları , burada ve iddia ettigi diğer alem de , şiddete maruz bırakma konusunda tehditler savurur. Dahada ileri gidip şiddete maruz bırakmayı , uygulama da emir eder ve uygulatır.

Tasavvufun dili ne der?
" sana tokat atana , diğer yanağını dön " der.

Sufinin dili islamın gerçek yüzünü , insanlara söyleyemez. Söylerse de , derisi yüzülür.

Felâsife 14-07-2017 19:07

@manas
İç açmak, ferahlatmak hoş bir şey tabi, böyle görebiliyorsan anca ben eyvallah diyebilirim.
Sufinin yolu, Tanrının yoludur meselesine katılamam ama şu aşamada bir önemi de yok, bizler nihayetinde anladığımız kadar, mevzulara ortak oluruz ki bu bizim kendimizden yansıyanlardır. Farklılıklarımız zaten biz bizi yapan değil midir?

@Nero
Tabi öğrenebilirsin, bunda bir kısıtlama yok, hatta akademik tarzda da çalışmalar yapabilirsin zira bir dünya yazılı kaynak vardır bu konuda, adeta bir derya denizdir.
Lakin bu öğrenim şekli Sufilikte en kabadayı 10/9 a denk gelir, yani elinde kalan anca 1 dir ki bu da Tanrıdır. Bu Sufizmin dışarıdan görülen, bilinen yüzüdür.
Ama ben yok bu derya denizlere dalacağım dersen, işin şekli değişir, zira Sufizm sırlarını benliğinden kurtulmayana sunmaz. Okumayı, çalışmayı vs. leri bile bırakman gerekir ki bundan ötesi delilik denen alandır artık, Sufizm aklın ötesidir.
Kalem eğri dilli,
Mürekkep siyah yüzlü,
Kağıt iki yüzlü!
Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım?
Yunus Emre
@Postalabd
Tabi kararınızı vermişsiniz, bundan ötesine ben bir şey diyemem, sanırım öncede demiştim.
Karar vermek bir meselede artık öğrenilecek bir şey de kalmamış anlamına gelir ki sizin olay bitmiş, eyvallah.
Olayın sadece Tanrı yönüne göre değerlendirmeniz, Tasavvufun bütününe ait bir değerlendirme değildir. Üstte dediğim gibi bu elde olan 1 dir.

Sufileri bu 1 e göre değerlendirdikleri için de zaten çokta derileri yüzülmüştür, bilirsiniz zaten.

Mansur "Enel Hakk!" demesi.
Vay sen nasıl Ben Allahım dersin diye infaz edildi. Oysa adam ben hakkım dedi.
Neydi bu hak hiç kimse umursamadı bile, insanlar kararlarını vermişti çünkü, bu bugün bile böyledir.
Adam Allahım dese derdi zaten ama demedi ki?

Mansur ben Allahım demedi... Bu daha nasıl izah edilebilirdi ki?

İşte bunu duyanlar da anca Sufiler oldu, anca onlar Mansur'un yanlış anlaşılmasına göz yaşlarını döktüler, elan da dökerler bunu ruhunda hissedenler.

Tarihte böyle bir yanlış anlaşılma yok.
Tanrı için kurban edilen, kaç kişi var.

Öte yandan "Sizin taptığınız ayağımın altındadır!" dedi diye Arabiyi al aşağı ettiler.

Cehalet böyle bir şeydir, her zerrede her kürre de Allah var zannederler, bir Sufi de artık ne derse desin, önemi kalmaz.

Sufiler çok şeyler dediler.

"Hayalde yaratılan ilahlar, bir hudud ile mahdud oldular."

Bundan kim ne anlar bilemem ama hayalde ilah yaratmak, zaten ilah denilen şeyin hayalde yaratıldığına delildir. İnsanlar gerçekte ilah yaratamazlar, bunu var edemedikleri gibi yokta edemezler.
İşin gerçeği budur.
Hayalde ki bir şeyi varlamakta yoklamakta imkansızdır.

Yok edersin, sürekli karşına Tanrı ile ilgili şeyler çıkar, itiraz edersin.
Var edersin, vücut veremezsin, o kadar seslenirsin seni duymaz.
vs.
Gerçekte ise zaten ilah yoktur, sokaklarda caddelerde Allah mı var?
Bütün fırtınalar hayalde ki bir isim yüzünden kopar.

Sufinin yolu yalnız bir yoldur. Orada ne sevinecek ne de kızacak Tanrı bile yoktur. O kadar yalnız sisli bir yol.
Böyle bir Sufinin kuranda bir ayeti var mıdır deseler, bu yalnızlığı ifade edebilecek yok ama idareten vardır bir tane.

Onlar Allahı unuttular, Allahta onları unuttu!

Ben bu foruma girene adar 7-8 yıl olmuştu kuranı elime bile almamıştım, o derece aklıma bile gelmiyordu, bitmişti o devirlerim çünkü. Geriye dönüp bakmanın, sürekli tekrarın bir anlamı yoktu, bir şey ya anlaşılmıştır, ya da anlaşılmamıştır. Lakin forumda hangi konuya tıklasam, şak diye Allah, Rab, Tanrı, Yehowa vs. çıkıyor. Din, peygamber desen zaten her daim full mesai.

Cidden ben bu duruma çok şaşırıyorum, aslında elanda şaşkınım, bir kaç kere daha bu şaşkınlığımı da dile getirdim. Lakin o ki kurtuluşta yok.
Olacak olan oluyor, yapacak bir şeyim yok, olanı takipteyim.

Sevgiler

pianola 14-07-2017 19:31

Sevgili Felâsife , acaba Sufizm'de erotizmin ve sanatın/sanatçının/sanat eserinin yeri nedir? bir Sufinin dünyasında onun bedene ve hazza bakışı genel olarak nasıldır? Vakit bulduğunda bunlara biraz değinebilir misin?

Felâsife 14-07-2017 19:42

Alıntı:

Pyrrhon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605359)
Sevgili Felâsife , acaba Sufizm'de erotizmin ve sanatın/sanatçının/sanat eserinin yeri nedir? bir Sufinin dünyasında onun bedene ve hazza bakışı genel olarak nasıldır? Vakit bulduğunda bunlara biraz değinebilir misin?

Böyle bir düşüncem olmadı ama bunlar da tabu değildir elbet, çok rahatlıkla konuşulabilir. Bakmaya çalışırım.

manas 14-07-2017 23:42

Sevgili felasife, sufinin yolu tanrı yolu olmaz demişsin ama bende buna katılamam çünkü tanrıyı (yada ismine ne diyorsak) aradan çıkartırsan sufilik denen birşey kalmaz bence. Sufinin her hareketinde ilahi motifleri görürüz (örnek verdiğin yazılarda da bu apaçık görünüyor zaten)illede din olması gerekmez. Sufinin Kainatla ilgili canlı cansız varlıklarla birlikte tüm fikirleri tanrıyla özdeştir zaten. Onun son menzili bir su damlası olan ruhunun bütünle yani tanrıyla karışması değil midir.

Vefik Sami 15-07-2017 00:07

Bir mutasavvıf'a sormuşlar "Tasavvuf nedir ?" diye.
"Haddelenmiş demirdir" demiş.

Kişi kendini ve ne aradığını bilmeden, her şeyden önemlisi, sahte tevâzû riyâkârlığından özünü sıyırmadan "sûfi" olamaz.
Beni en çok hayrete düşüren şey de Tasavvuf ile İslâm'ın ilişkilendirilmesidir.
Hint mistizminde tasavvufa temel teşkil edecek muazzam öğretişler var.
Ama; İslâm'ın bir felsefesi, derinliği yok.

Allah'a inanıp Muhammed'i inkâr edince sonsuz âzâba çarptırılacağını iddia eden bir din.
Elçi'yi Mâbud'dan daha "itibarlı" tutan, ama; "şirk" ile mücâdele ettiği iddia edilen bir din.
İslâm bu !..

Felâsife 15-07-2017 03:04

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605373)
Sevgili felasife, sufinin yolu tanrı yolu olmaz demişsin ama bende buna katılamam çünkü tanrıyı (yada ismine ne diyorsak) aradan çıkartırsan sufilik denen birşey kalmaz bence. Sufinin her hareketinde ilahi motifleri görürüz (örnek verdiğin yazılarda da bu apaçık görünüyor zaten)illede din olması gerekmez.

Gördüğünde bir sorun yok sevgili manas, elbette görebilirsin, neticede hepimiz algıda seçicilik denen şey ile hareket ederiz, neyi düşünüyorsak ona odaklanırız. Ve onu görürüz. İşin özü bu.

Ama bu yazıda ben "bütünlük" denen bir teknik diyeyim onu kullandım, ne iman ne de inkar diye ayrırarak değilde, ikisinin harman olduğunu bir sistem bu, bir tarz bu.
Aslını sorarsan bunuda bilerek yapıyorum.

Mesela üstte bir ayet vermiştim "Onlar Allahı unuttular, Allahta onları unuttu!" [tevbe 67] bu ayet münafıklardan bahseder, yani iki yüzlü olanlardan.
Halkın betimlediği iki yüzlülük aslında gerçekte iki yüzlülük bile değildir, o yüzün biri her zaman sahte bir yüzdür. Ve menfaat odaklı bir yüzdür.

Sufiler de iki yüzlüdür.
Bir yüzü iman, bir yüzü inkardır. İkisi de gerçektir ve bunu her hangi bir menfaat içinde kullanmaz, siyaset, ekonomi, ideoloji vs. için de harcamazlar.
Bu böyle olduğu için böyledir, çünkü bu hayatta imanda inkarda varsa, [Ne var alemde mevcuttur Ademde] Sufi bunun ikisini de atamaz, buna dair çok yazdım detaya girmeyeceğim.
Birini attığı an taraf olur ki taraf olmak yoktur.
Zira taraf olursan ya savunmada olmak gerekir, ya da hucümda olmak gerekir, bu taraflarda da tabiki Tanrı var/yok davası vardır.

İki yüzlünün merkezinde, yani tam ortada duranda Tanrı yoktur, tarafların halleri yoktur, burası bir taraf değil, tarafsızlıktır.
Başka değişle de her iki taraftandır ki zaten ortada durmak üçüncü bir şeydir.

İnsanlar Yiing ve Yanga odaklanırlar, yani ikiliğe odaklanırlar, ya iyi ya da kötü vardır. Ya ak ya da kara vardır. Oysa onların arasında çok ince bir çizgi vardır ki o ne Ying ne de Yangtır, ne ak ne de karadır, üçüncü bir şeydir.
O yüzden bu durum ayna gibidirde, yani bakan görmek istediğini görür.

Unuttum, din-diyanet kaldı benden.
Bu ne mezhepdürür, dinden içeri.
Dinin terkedenin küfürdür işi,
Bu ne küfürdür, imandan içeri.


Yunus,
İman ederken inkar etmiş. İnkar ederken de iman etmiş.

Yunusta unutmuş bir şeyleri.
Bu Sufice işte. :)

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605373)
Sufinin Kainatla ilgili canlı cansız varlıklarla birlikte tüm fikirleri tanrıyla özdeştir zaten. Onun son menzili bir su damlası olan ruhunun bütünle yani tanrıyla karışması değil midir

Bu konu aslında Vahdet-i Vücuda girer, ona dair ben şurada yazmıştım, Sufilik bu noktada resmen detayları ince ince elemekten geçer ki çok basit şeyler bile bu meselenin anlaşılmasını zorlaştırır.
Tasavvufun sonu başıdır, başladığın noktadır. Bu son noktada Tanrı var mıdır, yok mudur? Bu soruya sanırım herkes vardır diyor, durumdan da o anlaşılıyor.

Bu işte büyük bir muamma, herkes vardır diyorsa o yoktur!
Sonu baştan belli olanın, aslında bir sonu da zaten yoktur ki?
Son baştan belli olmaz, ortadanda belli olmaz, oluyorsa zaten o son olmaz.

Sonun son olabilmesi için, başlangıç noktasına gelmek gerekir ki kişi sonun bittiği anlasın, zira kişi başlangıç noktasını da bildiği için, sonun son olduğunu, artık bittiğini bilir.

Başka türlü sonun son olduğunu kişi hiç bir şekilde bilemez, çünkü başladığı noktadan çok uzaklardadır ve sona geldiğini kıyas edecek bir referans noktası da yoktur. Başlangıç noktası bir referanstır.

Alıntı:

Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605375)
Bir mutasavvıf'a sormuşlar "Tasavvuf nedir ?" diye.
"Haddelenmiş demirdir" demiş.

Kim demişşe ağzına sağlık, pekte güzel demiş, teşekkürler.

ereninthenature 15-07-2017 04:28

Alıntı:

Postalabd´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605356)
Tasavvuf ;
islamın şiddetini perdelemek için , bilerk veya bilmeyerek , isteyerek yada istemeyerek ortaya çıkmış bir yapıdır.

Sufi ;

islamın şiddetini perdelemek için , bilerek veya bilmeyerek , isteyerek yada istemeyerek ortaya çıkmış tasavvufun dilidir.


Bu akımın kendisi veya dilinin aslında tanrı denileni iyi göstermekden başka bir işlevi yok. İslamlada bu konu haricinde örtüşen bir yeri de yok.

İslam , bağlı bulunduğu inancın kitabın da , kendisine inanmayanları , burada ve iddia ettigi diğer alem de , şiddete maruz bırakma konusunda tehditler savurur. Dahada ileri gidip şiddete maruz bırakmayı , uygulama da emir eder ve uygulatır.

Tasavvufun dili ne der?
" sana tokat atana , diğer yanağını dön " der.

Sufinin dili islamın gerçek yüzünü , insanlara söyleyemez. Söylerse de , derisi yüzülür.

Postal hakli. Islam insani asagilar. Ayni butun diger col monoteistik inanislari gibi.

Insan asagiliktir, yarim yaratilmistir. Bilemez, goremez, farkedemez. Kurallara uymaktan baska bir rolu yoktur, olmamalidir.

Liderin, seyhin, peygamberin, hocanin yol gostermesiyle yasamalidir.

Merkeze insani koyacaksin ve ona nasil bakildigina bakacaksin. Insanin insana bakisida bize o ruhani disiplini anlatir.

Rumi islami yoldan cikmistir. Insana tanrinin sevgilisi demistir. Anadolu'nun en buyuk samani/simyacisidir.
Samandir cunku uzerlik tohumu onun sirridir.
Simyacidir cunku insani tanriya denk kilmistir.

O peygamberlerin yolundan cikti. Ask ile heryere gidilir dedi. Sevgiyle hersey yapilir dedi. Ruhanilikte peygamberleri gecti.

Anadolunun Buda'sidir. Bize yeni bilinc seviyesi gostermistir. Herkese, herseye asik olmak. Ermek, Kamil insan olmak aydinlanmadir demistir.

Muzik, dans, siir ile sanati yuceltmistir. Sanata da yol acmistir. Kendisi en buyuk sairlerdendir. Mesnevi Turk dilindeki en iyi siir kitaplarindandir.

Inanisida firlatti kenara. Gel beraber tecrube edelim demistir. Kim olursan ol gel demek bizim Islamcilara nasip olmaz pek. En ufak hatanda kapida bulursun kendini :heh:.

ereninthenature 15-07-2017 05:00

Bu konularin icerigi subjektif, metinler sembolik. O yuzden rasyonel, mataryalist non-teistlerin dikkat etmesi gereken seyler var. Onceden yazdim, soyledim.

Insanin ruhanilige ihtiyaci var. Bagimlilik gibi bir sey bu. Holistik bir anlayis istiyoruz. Herseyi anlamayi istiyoruz. "Closure" der Terrence. Herseyi kapsayan inanis/anlayis. Arkeik durtu.

Bu hem cok zor hem yanlis hem de sacmadir. Gizem kacinilmazdir.

Ama iste bir kac ruhani disiplin var bilime ve sanata buyuk deger vererek insanliga zarardan cok yarar getirmistir.

Simya Hristiyanligin cahil karanligina karsi maddeyi incelemeyi, kavramayi one cikararak bilimi dogurmustur.

Samanizm ise dogru ritueller esliginde cikilacak olan gercek bilinc seviyesiyle, tecrube dunyasiyla butun inanislari cocugun hayal dunyasi gibi gosterir. Cesareti olan buyuyu tecrube eder.

Sufizm ise cok cok akillica bir sekilde Islamin siddetini azaltmis, eros'a gerektigi onemi/degeri vermis insani yuceltmis, Islami guncellemistir.

Hic bir sey tabiki calisan teknoloji kadar tatmin edici olamaz. Ben sahsen hala tarihte 100 yil bile geride yasamak istemem. Tapilacak bir sey varsa teknolojidir. Gerisi faso fiso.

Felâsife 18-07-2017 03:10

Alıntı:

ereninthenature´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605390)
Insanin ruhanilige ihtiyaci var. Bagimlilik gibi bir sey bu. Holistik bir anlayis istiyoruz. Herseyi anlamayi istiyoruz. "Closure" der Terrence. Herseyi kapsayan inanis/anlayis. Arkeik durtu.

Sevgili ereninthenature
İlginç bir dürtüymüş bu Arkeik dürtü.

Her şeyi kapsayan bir inanışın, kafadan bilmediği bir şey olmaz, bilmediği şeyler bir dünya olsada, bilmediklerini bile otomatikman bilir demek olur bu.
Buna mı Arkeik dürtü deniyor?

Bende bu duruma "İnsanın kodları arasında bilmiyorum diye bir kod yok" diyorum, ama "Arkeik dürtü" kulağa çok daha hoş geliyor, hemde kısa. :)

Tabi yanlış anlamadıysam.

manas 18-07-2017 05:28

Sayın felasife,
Birkaç sorum olacak. Derler ki "Arife din gerekmez" o arif insanlar belli bir dönem dinin şartlarını icra ettiler, adeta yalayıp yuttular ve kemale erdikleri için dini aştılar, dinin ötesinde bir menzilde yol alıyorlar mı denebilir yoksa en başından beri din olmadan da yola devam edilir, arif olunabilir mi anlamı çıkarmalıyız?

Birde sufiler için din nedir? Olmazsa olmaz mıdır yoksa dinlerden bağımsızmıdırlar?

Şunun için sordum farklı farklı anlatımlarla karşılaştım. Din gayretinde olan insanlar dinsizlik tabirini sufilere yakıştıramadığı için olsa gerek onların namazında şeriat yolunda insanlar olduğu söylendi.. Bazıları ise onlara dinsiz, şarap içip şiirler yazan keyif sahibi (ömer hayyam gibi) sadece allah aşkını arayan mecnunlar olduğu...
Kimdir bunlar?

Felâsife 18-07-2017 13:40

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605521)
Sayın felasife,
Birkaç sorum olacak. Derler ki "Arife din gerekmez" o arif insanlar belli bir dönem dinin şartlarını icra ettiler, adeta yalayıp yuttular ve kemale erdikleri için dini aştılar, dinin ötesinde bir menzilde yol alıyorlar mı denebilir yoksa en başından beri din olmadan da yola devam edilir, arif olunabilir mi anlamı çıkarmalıyız?

Tabiki de din şart değildir, bir dağın zirvesine pek çok yoldan çıkılabilirmiş ama nedir, din olmadan da bu eksiklik olur. Hayat denilen ey içinde ki Dinler ile de bir bütündür, her ne kadar insanî yönleri olsada, tüm fırtınalarda din üzerinden kopar, hal böyleyken bu fırtınadan uzaklaşmak, eksikliktir. Tabi bu Sufice bakıştır, onun içnide Sufiler din içine ister istemez girmişlerdir.
Bu elde olan bir şeyde değildir, zira din bir anafor gibi kişiyi çeker.

Bir Hint filminde, "Kadın kendi için giyinir, dar bir kodu erkekler için giymez, ama erkek onu kendi için giyildiğini sanır!" denmişti.

Aynen bunun gibi Sufilikte kişinin kendi içindir. Başkası, başka gruplar, makam, şöhret vs.ler için değildir. Gönül işidir, O kendi için bu yola girmiştir, elbette başlarda bir bilince de sahip değildir, o da cahildir, sadece çekimin kuvvetiyle Sufice yola alır.

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605521)
Birde sufiler için din nedir? Olmazsa olmaz mıdır yoksa dinlerden bağımsızmıdırlar?

Şunun için sordum farklı farklı anlatımlarla karşılaştım.

Aslında bu anlatımların hepsini kendi içinde değerlendirmek gerekir. Başlangıçta ki biriyle, ortada ki biri, aynı şey değillerdir. Sonda ki veya sonuda bitiren biri de aynı değildir.
O yüzden Sufilikte pek çok anlatım bulunur, her biri bir birine terstirde, ama her biride kendi içinde doğrudur.
Hasılı tek tip bir Sufilik yoktur, bunlar aşama aşama değerlendirilmelidir.
Ne duydunuz bilmem, ama hepside doğrudur diyebilirim.

Zira doğru denen şey "Haller ve Makamlar" denen şeye göre, adeta duruma göredir. Yani doğru duruma göre değişir Sufi için.
Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605521)
Din gayretinde olan insanlar dinsizlik tabirini sufilere yakıştıramadığı için olsa gerek onların namazında şeriat yolunda insanlar olduğu söylendi.. Bazıları ise onlara dinsiz, şarap içip şiirler yazan keyif sahibi (ömer hayyam gibi) sadece allah aşkını arayan mecnunlar olduğu...
Kimdir bunlar?

Bu zor soru, tek bir cevap, etiket, kimlik olayı açmaz ancak örter. Cevap vermek saçma bile olur, ne verilebilir ki?
Zira bu insanlar tek tip kategorisine girmezler, farklı ve aykırıdırlar, bir o kadar da kendi hallerindedirler, hal böyle olunca da kapalı kutudurlar. Onları anlamak onlar gibi olmayı gerektirir diyeceğim ama emin olun bu bile yetmez.

Eski deyimle Nevi şahsına münhasırdırlar.

Sevgiler

manas 18-07-2017 21:15

Sayın felasife anlatabildiğin kadar verdiğin bilgiler için teşekkürler. Zaten onları anlayabilmek için onların kafasını yaşamak gerekir ama benim derdim onları anlamaktan ziyade onlara insanların biçtiği roller, bir kalıba sokma çabaları.. Dinli/dindar olma mecburiyetindelermiş gibi etiketlenmeleri..

Felâsife 18-07-2017 22:11

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605632)
... ama benim derdim onları anlamaktan ziyade onlara insanların biçtiği roller, bir kalıba sokma çabaları.. Dinli/dindar olma mecburiyetindelermiş gibi etiketlenmeleri..

Tabi bu konuda çok şey yazılabilir ama hepside böyle etmez dindarların, çok sert biçimde reddedenleri de vardır. Öteki türlü kendinden görenleri de vardır. Ama illaki bir etiket vardır. Hoş zaten etiketli olmayan yoktur ki, herkesin bir etiketi vardır.
Belkide bu etiket kendilerinden oldukları için değilde, etiket ihtiyacından dolayı böyledir. Yani etiketlemek için etiket.
İsa bir gün Havarileri ile otururken, biri geçer, İsa da sorar. Bu kim?
Onlarda, bu falancadır, iyi biridir ama ne bizdendir nede karşı taraftandır, herkesle iyi geçinir derler.
İsa, öyleyse bize düşman sayılır! der.
Yani beterin de beteri var derlerya, bu etiket işi öyledir, otomatik düşman olmak bile var.
Ya benimsin, ya da kara toprağın.
Ortası yok.
Sufi de tam ortanın adamıdır oysa.

Yani çok karışık bir meseledir bu.

Felâsife 24-07-2017 03:11

İki yüzlü! - Quasimodo
 
İki yüzlü! - Quasimodo

Bir yanım iman bir yanım inkar, hangisi daha güçlü bilemedim.
İmana sahip çıktım, inkar ben de buradayım dedi.
İnkara sahip çıktım, iman ben de buradayım dedi.

İnkarı atmaya kalktım, iman ne yapıyorsun?
İnsan evladını sokağa atar mı dedi?
(?)

İmanı atmaya kalktım, inkar bu yaptığın yanlıştır!
Sen yarını sokağa atınca, diğer yarın ne yapacak dedi?
(?)

Karman çorman olmuştu her şey, tam bir kaos!
İnsanlar da ya iman ya da inkar diyorlardı.
Kitaplar hakeza öyle, bu ikisininden birini öldür!

İki yol yok, tek yol var!
Ya iman ya da inkar!

Kiralık katil miydim ben, yarımı neden öldürecektim?
Yarımı öldürdükten sonra, sık kafana gitsin daha iyi.

Diğer yarım ne işe yarayacaktı ki?
Bir robottan ne farkım kalacaktı ki?

İnsan imanıyla, inkarıyla bir bütün değilse.
Yarımdan bütün nasıl olacaktı ki?

Yarımın bütün olduğu nerede görülmüş?
Neysem oydum, başkalarına benzeyince, daha mı iyi olacaktım?
Başkalarını değil, sezgilerimi mi dinlemeliydim?

Attım kitapları hayatımdan, kapadım insanlara kulaklarımı.
Çok cızırtı yapıyorlardı insanlar.
Kitaplar ise hayallerle doluydu.
O hengamede kararda çotan çıkmıştı zaten

İki yüzlü olacaktım ben!
Tüm doğruları dışlarcasına!
Tüm kitapları yırtarcasına!
Tüm insanları boşlarcasına!

Yapacaktım ben bunu, nihayetinde yaptımda.
Menfaatsiz ve de çıkarsız, olması gerektiği gibi.
Gelenin keyfine geçmişimi de çöpe atmayacaktım.
O geçmişle bugüne geldiysem, o da benle gidecekti.

Bu içsel seyahatimde, imanda inkarda arkadaşlarımdı.
İnsan arkadaşını savunur; satmadım, savundum onları.
Bu kendime olan bir vefâ olacaktı, oluyor da netekim.

Aslında iki yüzlü olmayanda yok.
Neticede diğer yüz sürekli baskılarda.
Tek yüzlü olmamızsa bir yanılsama.
Bende uzaydan gelmediğime göre, bu böyle.

İnsanlar hoş görünmek için, diğerini saklıyorlar.
Çünkü o çok ayıp, çok günah, adeta günah çocuğu.

O ya içsel manastırlarda saklanır.
Ya da içsel manastırlara terk edilir.
O manastırda da yalnızlık çanları çalınır.

Sevgi yok!
Şefkat yok!
Merhamet yok!

Sadece karanlık ve yalnızlık.

Ey Quasimodo, karanlıklar prensi günahkar çocuk!
Kimin de imansın, kiminde de inkar!
Senin bir de ikizin var biliyor musun?
Bir roman da değilsin, yaşayan gerçeksin sen!

Ebeveynlerin ikizini sevdiler ona sahip çıktılar.
Senide çirkin diye, karanlıklara emanet bıraktılar.

Elbette sen de seveceksin, aşıkta olacaksın.
Çirkin olman, kamburlarının olması mı problem.
Öyleyse ya Tanrı suçlu, ya da Evrim suçlu!

Quasimodo olmayı sen istemedin ki?
Karanlıklarda yaşamayı tercih etmedin ki?
Seni karanlıklara terk ettiler, suçlu değildin ki?

Her insanda senden bir tane var, o kadar çoksun ki?
Bunca kalabalıklarda da bir o kadar da yalnızsın ki?

Sende ki bilgi de kimselerde yok, bu ilginç değil mi?
Yalnızlık manastırında ki tüm yazılanları okuyansın.
Bir manastır kurdu, nasıl bilgili olmasın değil mi?

Ey Quasimodo, ey bilginlerin de en bilgini.
Çirkin olmak ne menem bir şeydir ki seni örtmüş!
Örtülmesen olmaz mıydı?

Anladım! olmazdı.

Öyleyse kal romanlarda, kal karanlıklarda.
Dünya hazır değil, seninle karşılaşmaya.
Hazır olduğunda, sen zaten hazırsındır.

Çanlar o zaman senin için çalacak.
İkizin de seni tanıdığında!
^_^

manas 09-08-2017 16:34

sufi'nin biri hastalanmış, dostları onu alıp hekime götürmüşler,

hekim sormuş "şikayetin nedir" diye.. sufi "hiç bir şikayetim yoktur" deyince hekim afallamış,

dostları hekime "sen soruyu yanlış sordun, hastalığın nedir diye soracaktın çünkü sufi hiç birşeyi şikayet etmez" demişler.


oysa bakıyorum ki bizlerin şikayetlerde bulunmadığı bir gün bile yok gibi, bu dünyada yaşadığımız hoşnutsuzluklar bizi şikayete sevk ediyor. hayatlarımız; istekler ve isteklerimiz olmayınca şikayetlerden oluşuyor. 3 günlük dünya diyoruz ama içimizi boş şeylerle doldurarak ağırlaştırıyoruz. budacılığın da temel ilkelerinden biri de "ızdırab'ın kaynağı aşırı istekler, geçici heveslerdir" çok doğru bir ifade. dünyevi isteklerden ne kadar uzak kalırsan kafa o kadar rahat oluyor. sufi'nin yolu zaten bu değil mi; "alın dünya tüm kederiyle sizin olsun,ben kafama göre takılırım. ne şarktanım ne garptan, ne gidendenim ne kalandan, ne ağlayandanım ne gülenden" modundalar. bu kafayı yaşayabilenlere selam olsun.

Felâsife 09-08-2017 19:51

Benden de selam olsun sevgili manas, insanlara hayatlarını zindan eden, istekler, arzular, beklentilerin yüksek olmasıdır. Birde bunun yanına inançlar, ideolojiler de eklenince, hayatta "şu an" denen kavram kalmıyor, insanlar YA geçmişte, YA DA gelecekte hayallerde yaşıyorlar, oysa bunun ikisi de hayaldir.
Anın dışında hepsi hayaldir.

Yalnız anında kendi içinde acıları, hüzünleri de vardır elbet, "an" sadece mutluluklar ülkesi değildir. Onda "acı ve tatlı" her şey vardır. Olaya bu yönden de bakmak gerekir, yoksa Sufinin de acıları, sıkıntıları olur elbet ama nedir, kaotik değildir.

Bilir ki bir kaç gün sonra, hayat onu kim bilir hangi rüzgarlarla, hangi bilinmeyen sulara doğru yelken açtıracaktır.

Pardon Yani 18-09-2017 04:04

Sevgili Felâsife,

konu bayagi ilgi cekici. Sizde bu konunun duayeni oldugunuza göre, size bir takim sorular yönetmek istiyorum. Zahmet olmassa cevaplamanizi rica ediyorum.


1) Sufilik yasam bicimini hanki kaynaktan almistir.

2) Ilk Sufi den sonra devamini insanlar neye bakarak sürdürmüslerdir.

3) Sufiligin hayatda ki amaci nedir.

4) Sufiler öldüklerin de bir karsilik umarlar veya beklerler mi.

5) Yeniden dirilmeye inanirlar mi.

6) Sufiler hesap gününe, cennet veya cehennemin varligina inanirlar mi.

7) Umdugu bicim de yolculugun sonuna, yani basa döndügünde neyi elde etmis olur.

8) Sufiler izledikleri yolun dogrulugunu, faydali oldugunu neye göre kiyas ederler.

9) Sufilikte karsi cinslere ask varmidir.

10) Sufilerin yuva kurma, üreme amaclari varmidir.

11) Sufiligi secen kisiler hep ayni yolu mu izler.

12) Sufilere göre herseyi yaratan hay olan bir varlik varmidir.

13) Sufiler gecimlerini bilindik calisma karsiligi mi veya hanki yollardan temin ederler.

14) Sufiligi secen insanlar hayatin acimasiz, bilinmedik yönleriyle bas edemedikleri, ve ince ruhlu olduklarindan dolayi bir nevi hayata isyan direnisimidir.

15) Sufiler icin yasamak, var olmak ne icindir.



Sorular cok ama, kisa kisa yazdim. Sizde kisa kisa anlasilir yazarsaniz benim de anlamama yardimci olmus olursunuz.

Saygilarimla...


Felâsife 18-09-2017 23:46

Gerçekten çok soru olmuş sevgili Pardon Yani, normalde cevapta vermem bu kadar soruya ama diğer yandan da zevkli olabilir, neden olmasın diye cevapta vereceğim.

Tabi kısa cevap istendiği için, şu girişide yapmazsam olmaz.

Sufizm'in belli bir "standartı, kuralı" yoktur, okulu, kitabı yoktur, olmadığı içinde Sufizim yazılanlardan asla öğrenilmez. Yazılanlar anca ön-fikir verebilir, genede yazılanlara bakılarak Sufizm budur denilmez, veya Sufi olunmaz. Usta/Çırak ilişkisi olmadan Sufizm zaten öğrenilmez.
Bu kadar sorunun amacıda "standart" belirlemek ise, dediğim gibi bu işte bir standart yoktur, o yüzden dediklerim anca fikir verebilir, o kadar.
1- Sufizm bütünden beslenir, herşeyden her inançtan bir şeyler alır ki onlardan istesede nefret edemez, kim kendinden nefret eder. Parçalardır onu güçlü kılan.

2- Standart yoktur, onun kendi içinde bir işleyişi vardır.

3- Sufizm bir amaç sunmaz kişiye, bilakis varsada onları alır elinden, "her şey merkezinde" dir.

4- Beklemezler.

5- Sufizm zaten yeniden (içsel) dirilmektir.

6- Bunlar Sufizmin yolunu belirlemez.

7- Kendini.

8- Keşf/Ispat denen yapıya göredir bu.

9- Olabilir elbette ama aşk nedir evvela ona bakalım.
Aşkın 3 hâli vardır.
Tek aşk: Karşı cinse ve eşya, hayvan, bitkiye göredir bu, bunda "odaklanma" vardır.
İki aşk: Karşı cins (Aşkın ilahileşmesi) ve Tanrıya olan aşk (İlahi aşk) bunlarda da "odaklanma" vardır.
Çok aşk: Çoğul, nötr veya doğaya olan aşk, bunda odaklanma yoktur, odak kalkar.

10- Bunlar insanî şeylerdir, Sufide insan olduğuna göre, bu herkeste neyse Sufide de odur.

11- Hayır. Standart yoktur. Dilenciden Sultana kadar herkes Sufi olabilir, oluşlar farklıdır.

12- Sufilik herkesin sorduğu ve cevabını aradığı yol olmadığı için, Var/Yok gibi soruların bir anlamı olmaz Sufilikte.

13- Bkz. 10. cevap.

14- Kesinlikle, sessiz, bireysel içsel bir isyandır.

15- Bir şey için olmasına gerek yok, var mısın varsın, problem yok. Buna anlam katmaya çalışmak, kutsamak cahillerin işidir.
Dediğim gibi tüm bunlar standartı belirlemez, kişiler yeteneği, kabiliyeti doğrultusunda Sufi olabilirler, ya da Sufizme muhabbet besleyebilirler.
Bu yolda Akıl belirleyici, yol gösterici de değildir. Keşfi Akıl, yani aklın ötesi, yani onda delilik denilen şeyde vardır. Sufizm deliliği de dışlamaz, bilakis onu da sahiplenir, bunuda şart koşar, ÇÜNKÜ delilikte bu hayatta varolan bir şeydir.

Sufi var'a kayıtsız kalamaz!
Deli olmayan da Sufi olamaz!

Deli de mal, mülk, varlık hesabı yapamayan kişiye denir ki, Sufizm de bunlardan soyunmak, olmazsa olmazdır.
Bu yolda nice sultanlar mallarını terk edip dilenci oldular, nice şöhretli kişilerde bildiklerini terk edip, meczûp oldular.

Hasılı deliliği yaşamamak eksiklik olur, baştada dediğim gibi "bütünlük" içindekilerle birlikte olur anca. Delilikte bu hayatta ki parçalardan biridir.

Kısacası Sufizm illaki delirtir de =)

Sevgiler

Vefik Sami 19-09-2017 00:00

Sn. Felâsife;

İslâmi tasavvufta sâlik için düstur; "Gassal elinde meyyit" gibi olmaktır.
Tarikâte adım atan herkese ilk öğretilen budur.
"Hâl, kâl ile anlaşılmaz" deyip, konuşmaktan ziyâde teslimiyet ve amel beklenir.

Yalnız, bu noktada benim aklımın ermediği bir husus var. Bu teslimiyet içerisinde okumadan, öğrenmeden, sormadan, sorgulamadan, yorumlamadan, belki 'Beyin jimnastiği' yapmadan insan nasıl kemâlat kazanebilir ki ?

Felâsife 19-09-2017 00:29

Alıntı:

Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 610766)
Yalnız, bu noktada benim aklımın ermediği bir husus var. Bu teslimiyet içerisinde okumadan, öğrenmeden, sormadan, sorgulamadan, yorumlamadan, belki 'Beyin jimnastiği' yapmadan insan nasıl kemâlat kazanebilir ki ?

Aynen, ilk etapta kafa karıştıran bir durumdur bu, ama ilk mesele kişiye kemalât vs. kazandırmak değildir. Sufilik bunun için değildir, bu en sonunda sonrası meseledir.

Öncesi tüm varlığından, tabiri caizse kirlerinden, noksanlarından, enaniyetlerinden sıyrılmak, temizlemektir amaç, bu açıdan Sufizm zaten bir varlık bile vaat etmez, onu yok edilmesini ister.
Öyleki akıl bile bu noktada çöpe atılmalıdır. Zira varlığın en önemli delili de akıldır, o bile kalmamalıdır.
Tabi bu noktada çokları bir şeyler bulacağını ümit eder, oysa olay böyle değildir, garantisi yoktur bu işin, delirip meczûp kalabilirde insan.

Hasılı bir şeyler kazanmak, eskileri veya eski "ben"i atmadan mümkün değildir. Zaten kazanmak için bir şeyler yapılıyorsa o hiç mümkün değildir, eski "ben" hâlâ duruyordur yerinde demektir bu.

Tüm bunların sonunda Sufizm de bir ilim hasıl olur, bana ilim verildi derler mesela, buna açılımda derler, bunun çok çeşitleri olur, kimine lugât, kimine rüyâ vb. ilimler hâsıl olur, kiminde de hiç bir şey olmaz, aslında en iyiside budur bence, zira diğerleri çok aldatıcı olurlar, tehlikelidirler ama her halükârda kişi kendi hakkında gerçekten sağlam bir bilişe sahip olur ki, zaten hepsinde de olan budur aslında.
Yunus'un dediği
"İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir" dediği gibidir. Olay zaten budur. Sufinin bilip bileceği kendidir.

Sevgiler

Pardon Yani 19-09-2017 05:18

Sevgili Felâsife,

cevaplariniz icin sükranlarimi sunarim.

Sanirim konuya cok yabanci oldugumdan sufilik konusunda bütünü anlamak da simdilik sorun yasiyorum. Bir baslangic edindim sayenizde. Vakit buldukca bu konuyu daha ayrintili arastirip okumaya özen gösterecegim. Zira cok farkli bir yasam bicimi.

Saygilarimla...

Felâsife 22-09-2017 00:31

Alıntı:

Pardon Yani´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 610773)
Sevgili Felâsife,

cevaplariniz icin sükranlarimi sunarim.

Sanirim konuya cok yabanci oldugumdan sufilik konusunda bütünü anlamak da simdilik sorun yasiyorum. Bir baslangic edindim sayenizde. Vakit buldukca bu konuyu daha ayrintili arastirip okumaya özen gösterecegim. Zira cok farkli bir yasam bicimi.

Saygilarimla...

Rica ederim sevgili Pardon Yani
Merak etme "bütünü" anlamak konusunda yalnız değilsin, :) zira bütün denilen şey, bir takım parçalardan yola çıkılarak yapılan kıyas asla değildir, tüm parçaların bir araya getirilip oluşturulan şeyde değildir mesele. Mesele bütünü anlamak için bütünün de dışına çıkmak gerekir. Mesele budur.

Sufizm bu yüzden bir noktadan sonra kendini imhâ eder, yok eder. Ortada ne Sufi ne de Sufizim kalır.
O yüzden anlamadığın noktasında yaşadığın sorun, sorun değildir esasında, o yüzden aynen böyle devam et.

En azından bilmediğin bir şeyi biliyormuş gibi davranmaktansa, onu bilmediğinin itirafından daha güzel ne olabilir. :)

Sevgiler

Felâsife 05-12-2017 03:01

Bilerek İman/İnkar - Sûfîce !...

Diğer öğretileri bilmem ama "Bilerek İman/İnkar" olayının Sûfîzm de tabanı vardır. O ne demek denirsede, aşağıda geçecektir. O yüzden bahsedeceğim olayın, klasik anlamda kitaplarda geçtiği şekilde iman ve inkar denenle pek alakası yoktur. Bu daha başka bir şeydir.
"Varlığın yok olması mümkün değildir ve yokluğun da var olması mümkün olamaz, ikisi de birbirinden vazgeçemez. Özel bir imkânla var olması imkânsız olan mutlak varlığın başka bir varlıktan oluşunu kazanması gerekir. Böylece de kendi varlığında yokluk olur ve varlığından kati nazar edilir. Zatına dayanarak yoklukla vasıflandırılabilir ve yukarı da geçtiği gibi bu imkânsızdır. Keza aynı şekilde başka sayılan varlığın da mevcudiyeti imkânsızdır. Zira tahakkuk olmadan önce varlığın tahakkuk etmesi gerekir. Buradaki amaç, mutlak varlıktadır ve bu da imkânsızdır. Mutlak yokluk diye bir şey yoktur. Mutlak varlığın var olması gereği tespit edildi. Bütün varlıklar onda var olur. O da yüce Allah'tır. Yine bütün varlıklar onun görünüşüdür ve görünen odur. Ayrıca görünüş de ondadır."
Şeyh Bedreddin
**Paragraf burada geçen konudan alınmıştır, @spartacus'e teşekkürler

Bedreddin baba kabiliyetini konuşturmuş ve üst seviye bir anlatım yapmış. AmmaVeLakin her zaman dahası vardır. Bu kadar kesin konuşuyorsanız birisi çıkar, bu kesinliği iptal eder.
Düşüncede sınır yoktur ki.

Düşünce Allah ile sınırlanırsa, var/yok denirse ve düşüncede de oraya gelinirse, artık düşünce biter, ötesi olmaz. Çünkü kişi artık hayalinin sınırına gelmiştir ve daha ötesine geçemez.
Bedreddin ustada aynen öyle olmuş, kendi doğrularına TESLİM olmuş ve hayalinin ötesine geçememiş.

Bundan ötesini böyle bir düşünce, düşünemez!

Şimdi sözlerinden gidelim.
"Varlığın yok olması mümkün değildir ve yokluğun da var olması mümkün olamaz, ikisi de birbirinden vazgeçemez."

Çok güzel var yok olmaz, yokta var olmaz, zira bu ikisi bir birinden vazgeçemez!

Vazgeçemez ne demektir! olmaz ne demektir!
Bu bir dayatmadır, sınırdır, aklın son noktasıdır, bundan ötesi yok demektir. Yani düşünce bitti demektir.
İnsan her türlü şeyden, imkansızlıktan, olanaksızlıktan, mümkünsüzlükten çıkabilir!
İnsan, bunu için insandır.
Dolayısıyla "vazgeçemez" denen her şeyden bile vaz geçebilir.
Alternatif bir yol, çıkar bir yol her zaman bulabilir.

Bu donanıma sahiptir.

Akıl denen şey ne için vardır?
Kırmızıda dur, yeşilde geç, kurallara uy, doğruları yap, yanlışları yapma vs. bilindik şeyleri yap, sadece bunun için midir? Bunu bir robotta yapabilir! Bu hiç zor bir şey değil ki?

Mevzu din ile ilgili olunca,
Şeytan,
Tanrıyı gördüğü konuştuğu halde, emrini dinlemiyor! Emri dinlememesi demek, Tanrıyı dinlememesi demektir ki, onu inkar etmiş oluyor.
Bunun adı, BİLEREK İNKARDIR.
Yani "var'ı yok ediyor"

İsa,
Babası olmadığı halde, o Tanrıyı BABA biliyor, BABAM diyor. Oysa İsa'nın bir babası yok'tu, hiçte olmadı.
Bunun adı, BİLEREK İMANDIR.
Yani, "yok'u var ediyor"

Olaya bakın; Var yok oldu, yok var oldu.
Şeyler bir birlerinden vazgeçemez olabilirler, ama İNSAN şeylerden vazgeçebilir! İnsanın deli tarafı vardır, sezgileri vardır, hatta canı istemez, sırf inat olsun veya macera olsun diyede vazgeçebilir.
İnsan ile robotun farkıdır bu!
İnsan duygularıyla, robot komutlarla hareket eder.

Robot neye programlandıysa ona uyar. Ondan beklenen budur.
İnsan neye programlandıysa ona uyar, \ ya da uymaz. Ondan her şey beklenir.

Farktır bu!
---

Normalde kitaplarda ki iman ve inkarda bilerek veya bilmeyerek diye bir özellikte aranmaz. İman imandır, inkarda inkardır. Bunun teferruatına bile girilmez,
Lakin bu BİLEREK İMAN/İNKAR olayı Sûfîzm de teferruatıyla vardır. Neticede bu Sûfîzmde ki "Terki de terk et!" 'e tekabül eder.
Terketmek zamanı geldiği için terk etmek, doğru veya yanlış olduğu için değil, sevdiği veya nefret ettiği içinde değil, öyle olması gerektiği için terk!
Meyvenin dalından düşüp, geri gelmemesi gibi.
Solmuş yaprakların, rüzgarla savruluşları gibi.
Ruhun bedenden çıkıp, öylece uzaklaşması gibi.
Her vefasızın, tüm yaşananları sildiği gibi;
(Terk!)
Bu açıdan "Bilerek İman/İnkar" aslında aynı şeydir, yani "NÖTR" dür.
Ha var'ı yok etmişsin, ha yok'u var etmişsin, aynıdır.

Şimdi,
Bedreddin abimiz "Bilerek İman/İnkar" meselesini, yani NÖTR bilme meselesini bilmediği için, (paragraftan çıkan anlam bu) böyle şeyler demiş, düşüncesini sınırlamış. Oysa düşüncenin sınırı yok.
Sınır demek, korkular demek, tabular demek, doğrular/yanlışlar bu demek, bundan da ötesine geçme demek, yani öteleri düşünme demek!
Artık düşünce bitti demek !...
Daha önce TEKRAR ettiğini, yine tekrar et demek.
Tekrar.
Aynı şeyi tekrar.
Sonsuza kadar olsada tekrar.

Neticede düşünce bitti!
Ötesi yok!

İşte bu bazıları için, düşün demek!
Esas Düşünme yeni başlıyor demek!
Bilinmeyene ayak basmak demek!

NÖTR DÜŞÜNCE !...

Doğruların bittiği yerde, yanlışların harmanlanmasıyla oluşan, mistik bir karışım da denilebilir buna.

Yüklü (doğru/yanlış) anlamlar, yüksüz (değiş/tokuş) olurlar.
Nötrlenirler.
Bu en büyük yasakmış!
Kim takar!

En büyük günahmış!
Kim korkar!

En büyük hataymış!
Kim yapar!
Şeytan,
Tanrının emrini dinlemedi (inkar) ama Tanrıdan da başkasına (iman) secde etmedi.
İman ettiği şeyi (inkarla) yok etti, inkar ettiği şeyide (imanla) var etti.

İsa,
Babasızlığını bildiği halde (inkar), bu inkarını (iman) silercesine de Tanrıya baba dedi.
İman ettiği şeyi (inkarla) yok etti, inkar ettiği şeyide (imanla) var etti.

Sonuçta bunun adı, BİLEREK İMAN/İNKAR olmuş oldu.
Bundan sonrasıda artık "Nötr" denilen şeydir.

---

Tabi bu olay sadece Din/Tanrı ile sınırlı değildir, Sûfîzm ilede sınırlı değildir. Hayatta, hayatın kendinde ki pek çok öğretide de bulunabilir.

En doğru olanı ne?
İnsan onu bile reddedebilir.

En yanlış olanı ne?
İnsan onu bile kabullenebilir.

Dediğim gibi, İNSAN denen canlının, kendi sınırlarını zorlamasıyla alakalı bir durumdur bu.

Doğrular geçilemiyor mu?
Öyle bir şey yok!
İnsan geçer.

Hata, yasak, günah, yanlış vs. engeller var!
Ne güzel işte, o engeller aşılmak için vardır.

Engeller bunun içindir. Aşılmak içindir.
Ötesinde ne var!

Tabi birileri o engeli aşma diyecektir.
Sözde kuralları da belirleyecektirler... Cısss !...

Kuralları belirlenmiş dünyanın kurallarıyla avunacaksın.
Onlarla yolunu çizip, sözde kendi kurallarını koyacaksın.
Takliti seçip, şöhretlilerin arkasına gizlice saklanacaksın.
Sıra tabulara dokunmaya geldi miydi, cesarete zaman yok!
Zaman, her zaman vardır.
İşte bir doğrun, reddet!

Zaman, hiç bir zaman yoktur.
İşte bir yanlışın, kabul et!

İkisinide kabul et veya reddet!
Tercih senin, istediğin gibi et!

Bu yazılanları kabul ettiysen...
O vakit reddet!
Yok eğer reddettiysen de...
Derhal kabul et!

İmkansız mı geldi?
İmkansız diye bir şey yok!

Delilik mi bu?
Ee! öteki yarımız delilik!

Ayın karanlık yüzü o!
Bilinmeyen tarafımız.

Hep akıl ile yaşa-ma!
Yarım yaşamak bu.

Delilik zaten bir örtü.
Ona delilik dendiği için, o delilik.

Yoksa o bir delilik değil.
Ulaşılması gereken, uzak kendimiz.

Bilinmeyeni bilmek, kendimiz bilmek.
Kendimizi bilmek, deliliğimizi bilmek.
Bu noktada şunuda söylemek isterim ki, aklımızın bize doğrular/yanlışlar çıkartması boşa değildir, bunlar aşılması gereken engeller olarak sürekli karşımıza çıkartılır. Lakin insan ne yapar, o engeli ortadan kaldırmak için savaşır.
O engelin olması, onu kaldırmak anlamında değil ki? Onunla savaşmak anlamında değil ki?
Bilakis onu anlamak anlamındadır.
Zaten hayatta onu anla diye sürekli çıkartır. Bitmez bir döngü gibi, hep aynı şey olur.

Aynı savaşım, aynı mücadele!
Zaten aksi mümkün olamaz, zira hayat inatçıdır ve o engeller sürekli olarak tazelenir. Doğa zaten her sabah yeniden yenilenir, her gün, her şey sil baştan yeniden başlar. Her köşe başında, her satır arasında, her yerde onlar vardır.

Ne kaçış mümkündür, ne de yok etmek mümkündür.

Tazelenmiş şekilde duruyordur onlar !...

Bunu neyin yaptığının da hiç bir önemi yok, o şey neden oradadır, önemli olan budur.
Kabul/ret noktasında o engeli, o olarak aşabiliyor musun? Mesele budur.
Hayat sana bir FIRSAT sunuyor, onu nasıl değerlendiriyorsun!
Bu bir nevi kişinin kendini inkarıdır, delilik gibi gözükür ama olmasıda gerekendir.

Öteki türlü hep tekrarlar vardır. Tekrarlar da bıktırır. Hep aynı şey olur.

Bir çeşit dejavu!
Tekrarlanma hissi.


Sevgiler

pianola 06-12-2017 02:10

https://i.imgur.com/O1j8W0N.gif

Felâsife 06-12-2017 02:28

Eyvallah sevgili Pyrrón

(Bende boş ileti gibi görünüyordu, meğersem imgur daymış smiley, VPN ile anca göründü.)

Neva 07-02-2018 04:14

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 605521)

Birde sufiler için din nedir? Olmazsa olmaz mıdır yoksa dinlerden bağımsızmıdırlar?

Şunun için sordum farklı farklı anlatımlarla karşılaştım. Din gayretinde olan insanlar dinsizlik tabirini sufilere yakıştıramadığı için olsa gerek onların namazında şeriat yolunda insanlar olduğu söylendi.. Bazıları ise onlara dinsiz, şarap içip şiirler yazan keyif sahibi (ömer hayyam gibi) sadece allah aşkını arayan mecnunlar olduğu...
Kimdir bunlar?

Aslinda kulliyen uydurma veya dinci kesimin bastirilmis tabularina iliskin soylenegelen bir yakistirma gibi duruyor. Ornek olarak bir Karacaoglan'in eserlerindeki erotizm veya cinsellik iddia edilenin aksi ile ortadadir. Yasadigi donemi dikkate alirsak, ancak su var, bu insanlar mevcut erk'in baskisi vb. sebeplerle boyle gorunebilir. Kisaca zoraki taklidi iman veya dilendirilmesi vb...


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:11 .