Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Komünizm nedir ne değildir? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39804)

manas 25-06-2017 19:23

Komünizm nedir ne değildir?
 
Nedir bu komünizm? sosyalistliğin farkı nedir.. Temelini nerden alır.. İdeali nedir.. Gerçekten özgürlükçü müdür.. Bu sistemle yönetilmiş ülkeler tam manasıyla uygulayabilmişler midir.. Niçin çökmüştür.. Günümüz şartlarında geçerliliği kalmış mıdır? Vb...

Bunları sordum çünkü kişiden kişiye görüş değişiyor. Sizlerin yorumlarını bekliyorum.

NickMickyok 25-06-2017 19:45

Sülalemde herkes komünist ama ben de pek bilmem:)
Liberalizme daha yakın hissediyorum kendimi. (Sülalenin yüz karası:) )
Cevapları ben de bekliyorum

world 25-06-2017 19:46

Komunizm bilimsel bir sosyoloji kuramıdır ama sonradan akıl almaz şekilde her tür görüşünü savunanlarca ideoloji olmuştur ideolojiler din gibidir mesela bir Kemalist Kemalist olduğu halde Atatürk'ün bazı konularda yanıldığını düşünebilir ama bir Marksist(özellikle Türkiyedekiler) Marx'ın eskatolojik komün ütopyasının gerçekleşemediğini bile bile ısrarla nedensizce hala Marx'ı yanılmaz bir Tanrı gibi savunmaktadır.

Khaos 25-06-2017 19:51

Alıntı:

world´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604285)
Komunizm bilimsel bir sosyoloji kuramıdır ama sonradan akıl almaz şekilde her tür görüşünü savunanlarca ideoloji olmuştur ideolojiler din gibidir mesela bir Kemalist Kemalist olduğu halde Atatürk'ün bazı konularda yanıldığını düşünebilir ama bir Marksist(özellikle Türkiyedekiler) Marx'ın eskatolojik komün ütopyasının gerçekleşemediğini bile bile ısrarla nedensizce hala Marx'ı yanılmaz bir Tanrı gibi savunmaktadır.

world

emek ve sermaye arasında çelişki olduğunu düşünüyormusun.
eğer düşünüyorsan bu çelişkide yerin neresi.
neden.

manas 26-06-2017 11:16

Şöyle bir soru sorayım Komünizm de özgürlük varmıdır ölçüsü ne kadardır. Rejimi sorgulama özgürlüğü yada fikir özgürlüğü var mıdır?
Evet komünist arkdaşlar veya bilgisi olan samimi yorumlarınızı bekliyorum.

spartacus 26-06-2017 11:40

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604279)
Nedir bu komünizm? sosyalistliğin farkı nedir.. Temelini nerden alır.. İdeali nedir.. Gerçekten özgürlükçü müdür.. Bu sistemle yönetilmiş ülkeler tam manasıyla uygulayabilmişler midir.. Niçin çökmüştür.. Günümüz şartlarında geçerliliği kalmış mıdır? Vb...

Bunları sordum çünkü kişiden kişiye görüş değişiyor. Sizlerin yorumlarını bekliyorum.

Komünizm de devlet, sınıf, sınır yoktur, çökmedi, çökmezde.

İnsanlık yüzbin yıllar devletsiz, sınıfsız yaşadı... Devletin ortaya çıkışı yerleşik hayata geçildiği, neolotik dönemlerde, insan hayatına özel mülkiyetin ve üretim araçlarının üzerindeki hakimiyetin girmesiyle ve buna bağlı kastlaşmalarla, sosyo-ekonomik, sosyo-politik, toplumsal çelişkilerin ürünü olarak açığa çıktı ve egemen kastın, sınıfın yönetim, iktidar aygıtı halini aldı. Kısaca...

Örneğin erkeğin aile reisi olması anlayışı, zihniyeti dahi aynı sebeplerle ortaya çıktı, mülkün sahipliği ve iktidarı. Mülkiyet ve sahiplik esası, güce yaslanmayı zorunlu hale getirdi, güçlü olan mülk edinebildiği gibi güçlü olan mülkünü arttırabildiği gibi güçlü olan mülkü koruyacak anlayışlarıyla, güç örgütlenmeleri, kurumları, araçları da anlam kazandı. Eğer yaşam alanlarında şahsa ait, cinsel ayrımlara dayalı özel mülkiyet(diğerlerini mahrum bırakma!) durumu ortadan kalkarsa, erkeğin reisliği de, reislik kurumu da ortadan kalkar değil mi?

Sosyalizm, kapitalizmden komünizme direk geçilemeyeceği için, sınıflar ve devletin sönümlendirilme, bir geçiş sürecidir...

Gününüz şartları derken kastınız nedir? Günümüz sistemi sınıflara bölünmüş, sömürücü sınıfın egemen oladuğu-ki üst paragrafalrda mantığına kısaca değindim- bir sistem, günümüz koşulları bu, o halde geçerli olan bu ise, demek ki bunu aşacak olan da geçerlidir.

spartacus 26-06-2017 12:07

Alıntı:

world´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604285)
Komunizm bilimsel bir sosyoloji kuramıdır ama sonradan akıl almaz şekilde her tür görüşünü savunanlarca ideoloji olmuştur ideolojiler din gibidir mesela bir Kemalist Kemalist olduğu halde Atatürk'ün bazı konularda yanıldığını düşünebilir ama bir Marksist(özellikle Türkiyedekiler) Marx'ın eskatolojik komün ütopyasının gerçekleşemediğini bile bile ısrarla nedensizce hala Marx'ı yanılmaz bir Tanrı gibi savunmaktadır.

Marx OBJEKTİF analizler, tespitler ve tahliller üzerinden çözümlemelerde bulunuyor. eleştiriye açıktır, yapmanız gereken sizinde objektif analizler, tespitler sunup, öyle değilde, böyle demenizdir, yapmanız bekleniyor...

Kemalizm ise bir bütün anlamında ideoloji değildir, yani şahsına münhasır bir ideoloji değildir, olmadığı gibi de temeli OBJEKTİF çözümlemeler üzerine değildir, takım tarafgirliği esaslı siyasetin hakimiyeti vardır ve temel alınan özünde Fransız Devriminin subjektif-siyasi yansımalarıdır-burada dahi objektif olunamamıştır..

Kemalizmi tanılayan ölçüt, salt siyaset ve siyasete hakim kılınan subjektif siyaset anlayışıdır, bir ideolojinin, görüşün esası bu olamaz... Bir çok sorunu vardır, çünkü ideolojik, bilince dayalı bir temeli yok, ayrımları basit sembolik-tarafgirlik, milliyetçi ol, anti emperylisitliği safsataya çevirip milliyetçilikle bağımsız olduğun yanılgısına sahip ol, halkçı ol(aha oldum, halkçıyım ben! nasıl olacak?), milliyetçi olursan sana kurşun işlemez, her sorun çözülmüştür kafasını yaşa, hasılı ideoloji değil taraf siyasetidir, ne şartlarda olursa olsun değişmez ilkeci siyasettir-ne alaka ideoloji ile?-...

Anlat sen mi halkçısın, siyaset mi? peki halkçılığın gündelik yaşamda, objektif koşullarda neye tekabül ediyor, bak ve yorumla, buyur ilke, objektif olarak uyarla, yoksulluk sınırı altında yaşayan insan sayısı 50 milyonun üzerinde, nasıl çözeceksin asıl bu sorunları kalıcı hale getiren türden şovenizmle mi, yoksa güzel dinimiz lafızlarıyla mı?... Yoksa kişiye sen halkçısın ulen, sen laiksin ulen, sen yüce türksün ülen, bunlardan birisi değilsen hainsin ulen, işbirlikçisin dış güçlerin piyonusun, çapulcusun siyaseti, kafası ve kabullendirmek anlam taşımıyor, bu tarzda ilkeselliği, kişilerin duygu-durum ve ne pahasına olursa olsun kabullendirme siyaseti, dinsel teolojik siyasettir, AKP de aynı siyasetin bir parçası,
ortada olan ne, siz ne istiyorsunuz, siz nesiniz, gözünüz, kulağınız, burnunuz vb mevcut mu? Ne görüyorsunuz? Önce bu soruyu, ama objektif olarak, öncüle hiç bir önyargı-şartlanma koymadan, hayata bakarak sorun ve hayatı analiz edin, yaşamı sosyal ilişkileri, üretim, paylaşım, dağıtım ilişkilerini analiz edin, sorunlar neler, nelerden doğuyor, çözümler neler olmalı? İnsanalrın kafasına vura, vura sen müslümansın şeriattt demek ne kadar bilim dışıysa, aynı minvalde başka malzemeler üzre siyaset de o kadar anlamsız ve çağ dışıdır, insanlara EGO merkezli sen şusun diye diretmek, doğayı ve insan iradesinden bağımsız ilişkiler ağını değiştirmiyor...

Marx'ın durduğu yer ise, doğadaki canlıların evrimi konusunda Darwin'in durduğu yer gibidir, Marx'da ağırlıklı olarak insanların sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, sosyo-politik yaşantısını esas almış o sebeple Darwin'in evrime katkılarına bakıp insanları Darwin'i tanrı ilan etmek ithamıyla geliyorsanız, siz ya bilinçsiz ya da bilerek keyfi bir tutuma yönelmişsiniz ya da bağnazsınız demektir, bu tarzınız objektif olmadığı gibi, eleştirel bir değeri yok.


Bir taraf, eğer hakim anlayışını anti-laik biçimde, sosyo-kültürel aidiyetleri siyasileştirme, yüceltme esaslı tarafgirlik siyaseti üzerinden belirlemişse, ne yazık ki objektif koşulalr gereği sağlıksızdır. Şeriatçı siyaset anlayışıdır ve ilkeleri genelde DAVRANIŞ üzredir! Burada en fazla biz anlayışı eleştirebiliriz, objektif olarak hiç bir veri sunmadığı koşullarda ne yapılabilir?

Kemalizm belirli bir ilerleme ve sıçrama, aydınlanma sağlamak istiyorsa, teorilerin nasıl anlam kazandığını bilmeniz gerekir, yani şeriatçı tarzın yerine, teoriye dayalı bir esasa yönelmeli ve teorileri objektif koşullar ve sorunlardan, çözümlemelerden anlam kazanmalı, orada sınanmalı-kişilerin aşkı, sevgisi, bağlılığı, bağımlılığı, kişilere duyulan yüce duygular gibi bilim dışı, dinsel dogma yöntemlere başvurulmamalı. Siyasette öznelcilik de bilim dışıdır, siz OLGU temelinde açılımlar yapmak zorundasınız.

Muhammed'in yüce olması demek, deve sidiğinin sağlığa faydalı olduğu, kertenkele öldürmenin yararlı olduğu anlamına gelmez ve bunun belirleyeni kişilerin ne düzeyde peygambere bağlı ve peygamber sevgisine sahip olduğu veya etrafta ne kadar fazla sayıda islam sembollerinin dalgalandırılıp, kişilerin bu sembollere ne düzeyde bağımlı-köle haline getirilip, getirilmediği değildir. Ölçüt bu değildir.

Marx'ın, Darwin'in ifadelerinin sınayanı, şu ya da bu kişinin Marx'ı veya darwin'i kültleştirmesi değildir, şu ya da bunun marx'a aşkı da değildir, iifadelerin sağlayanı, ifadelere kaynak olan objektif koşulalrıdr oradan elde edilen verilerdir. Subjektif nutuk siyaseti güdüleme(gütmeden gelir) taktiksel-yüzeyseldir ve bir şey vermez, sunmaz. Bu forumda Darwin şöyle yüceydi, böyle uluydu, yüce kişiydi üzerine siyaset kimseye bir şey vermeyeceği gibi, Darwin'e de, bilimsel yöntemlere de ziyandır.

Kemalistler ne Darwin ne de Marx ile kıyaslanamaz, ne yazık ki kulvarları farklı bu ben böyle söylediğim için değil, doğaları gereği, ama Kemalistlerle, ittihatçıları kıyaslayabilirsiniz zira aynı subjektif kulvardadırlar ve siyasetleri, birikimi, temeli şu ya da bu şekilde olmaklık, şu ya da bu biçimde davranmalık, şunu kabul, bunu ret etme gibi davranış üredir, temeli objektif koşullarla da sınanamayan biçimde, kaide-ilkeseldir... KAİDEci-mutlakçı anlayışlardır ve kaideci-her koşulda geçerli mutlakçı dayatılan siyasetin özü dinsel siyasettir, kim tarafından olursa olsun ve bu tür siyasetler belirli kişi ya da kutsalları öne sürerek, bilimsel yöntemleri ve objektif, analize dayalı yol ve bakış açıalrını ortadan kaldırır, kaide esaslarından mütevellit siyaset de, böylece sorgulanamaz hale getirilir -ki bağnazlaşır.

manas 26-06-2017 13:12

Spartacus
"Komünizm de devlet, sınıf, sınır yoktur, çökmedi, çökmezde."

Bu söylediğin anarşizme girmiyor mu?

Kafalarda ve tarihsel süreçte insanların yaşantılarında ve toplum ilişkilerinde çökmeyebilir ama benim sorduğum basit bir soru ; sscb gibi ülke yönetimlerinde iktidar olan komünizm den bahsediyorum. Devlet yok mu? Bürokrasi yok mu? Rejim iflas edince bunun suçu komünizmde mi yoksa yöneticilerin beceriksizliği mi?
Günümüz şartları derken bugün komünist iktdar kurulsa ve iyi donatılsa tıkır tıkır işleyebilir mi? Birde kuzey kore farklı mı?

spartacus 26-06-2017 18:28

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604311)
Spartacus
"Komünizm de devlet, sınıf, sınır yoktur, çökmedi, çökmezde."

Bu söylediğin anarşizme girmiyor mu?

Kafalarda ve tarihsel süreçte insanların yaşantılarında ve toplum ilişkilerinde çökmeyebilir ama benim sorduğum basit bir soru ; sscb gibi ülke yönetimlerinde iktidar olan komünizm den bahsediyorum. Devlet yok mu? Bürokrasi yok mu? Rejim iflas edince bunun suçu komünizmde mi yoksa yöneticilerin beceriksizliği mi?
Günümüz şartları derken bugün komünist iktdar kurulsa ve iyi donatılsa tıkır tıkır işleyebilir mi? Birde kuzey kore farklı mı?

Hayır, sınıf, özel mülkiyet(mahrum bırakma), doğa üzerinde çitler, sınırlar, mal, mülk-ki bilhassa üretim araçları mülkiyeti-, miras yoksa devlet gibi kurumlar da yok... Marx, Komünizm ifadeleri ve subjektif, kolay-teknik, biçime dayalı, yüzeysel sorular olacaksa ilk elden lazım olan kaynaklardan birisi Komünist Manifesto'dur
https://issuu.com/alihaydarerdem7/do...t_manifesto_bi

Şu sıralar, başlıklar halinde kalem, kalem ayrı yazılarla ele almamız gerekirken, çok fazla vaktim yok-tercihim okumanızdır, piyasada yığınla kaynak mevcut-, kısa metoforlarla geçeceğim... İnsanlık tarihinde -200.000 yıl- devlet ve iktidar, kastlar ve sınıfların tarihi 10.000 yıldan daha öteye gitmez, devlet aygıtının temelinde özel MÜLKİYET yatar. örneğin birisi doğada bir yeri çitlerle çevirdi benim dedi, bu demektir ki o çitle çevrili alanda yaşayan herkes mahrum edilmiştir ve otomatikman o doğa üzerinde yaşamak istiyorsa, avladığı ceylan dahi artık benim diyen şahsın malıdır, bu durumda ne yapabilir, benim diyen şahısa-her şey o'nun ya, bunu devlet gibi aygıtlar da sağlayacak ya- çalışmak zorunda kalacak, peki benim diyen yoksa, bizimse, kime çalışıyor olacağız?. Burada anlamalısınız ki, ilk elden BENİM yerine BİZİM faktörüdür anlamlı bulduğumuz. Sorduğun soruya gelirsek, sence bu analizimiz çöker mi? Çökebilir mi?...

Benim diyen, malını, malının üzerindeki hayatı-doğayı nasıl tapulayacak, diğerlerini mahrum bırakacak(özel mülkiyet), mahrum olanlarda yaşamak için malın sahibine çalışacak-hizmet edecek, hizmette kusur etmeyecek, güvence altına alacak, kim koruyacak, kime karşı koruyacak-işte iktidar, SINIRlar, kurum ve siyaset olgusu hayat kazandı-? malının güvencesini sürdüren bir kuruma ihtiyacı olur, bu tür ihtyaçların toplamından ise devlet ortaya çıkar. peki ilgili çitler kaldırılır ve benim diyenin olmadığı hale getirilirse, BİZİM faktörü esas olursa, hangi ihtiyaçlar ortadan kalkar? benim diyenin meşruiyetini ve malının tapusunu sağlayacak-korunaklı hale getirecek ihtiyaçlar, o'na(hakim, efendi) hizmet-çalışma zihniyeti, o'na hizmetin hukuku, sağlayıcı kurumlar, özel, ayrıcalıklı kılınmış silahlı, kalemli kurumlar vb bu ihtiyaçlar ortadan kalkarsa ne olur, o ihtiyaçlar namına özel olarak örgütlenmiş kurumlarda ortadan kalkar. Bizim faktöründe ise miras, malın meşruiyeti, özel kişilerce, kurumlarca korunması gereği ortadan kalkar, zira bizim olanın, özelbir sahibi olmamakla ve ayrıca bize rağmen bizim dışımızda bir koruyucu kuruma gerek kalmamakla devlet kurumlarını oluşturan ihtiyaçlarımızda ortadan kalkar.

Kölelik ortadan kalkarsa ne olur? Köle sahipliği de ortadan kalkar, kurumları da... Cinsel ayrımlar ortadan kalkarsa ne olur, erkek egemen, ataerkil yani cinsel iktidar olgusu da ortadan kalkar. Ağa-maraba koşulları ortadan kalkarsa ne olur? Ağalık kurumları ortadan kalkar. İşçi-patron koşulları ortadan kalkarsa, çalışanlara patrona değil insan ve kendi ihtiyaçalrını karşılamak için çalışırsa ne olur? Yine sınıfsal, kapitalist kurumlar ortadan kalkar. Sosyalizmde ise geçiş süreci olduğu için eski egemen sınıf ve ideolojisi, üst-yapı kurumları, her an savaş ve eçvre kapitalist ülkelerind esavaşa dahil olması, bizzat içeride destek, dışarıdan askeri, ekonomik, politik müdahaleler ve toplumsal etkisi ortadan kalkmadığı gibi, işçi sınıfıda henüz ortadan kalkmaz(Geçen yüzyılda denenmiş komünler var, ama ne yazık ki, kısa sürede kapitalizm tarafından, askeri güç kullanılarak lav edildiler, yani insanların nasıl yaşayacağına dair insanlar kendileri dahi karar veremiyor, yani 3-5.000 kişi toplaşsak, bir bölgede komün kurup yaşasak, buna müsade yok! yani sanane kardeşim, ben hayatımı böyle yaşamak istiyorum diyemiyorsunuz, sebep?). Ancak mülkiyetin karakteri kamu esaslı değişir, bireysel, özel, mahrum eden mülkiyet yerine, sosyal-toplumsal mülkiyet sağlanmaya çalışılır, devlet ise o süreçte, tekrar eskiye dönmek isteyen sınıfa, doğayı kendi özel çitlerine çevirmeye çalışan üstde örnek verdiğim anlayışlara meydan verememek ve toplumsal emeği, üretimi yine toplumsal bir karaktere sahip olmasını sağlamak namına bir geçici süreç olarak devlete gereksinim duyulur. kaldı ki dolaylı yönleriyle de, komünizm tek ülkede şu koşullarda mümkün değildir, dünya da basit komün köyler dahi kapitalistlerce yıkılmış hatta kanla bastırılmıştır, kaldı ki bir ülkenin sosyalist olduğu koşulalrı düşünün, kapitalizm füzeleri, tankı, topu, ekonomik, politik kötürümleştirme, kamuoyunu yanıltma, süreğen kandırma, medya, lüksü özendirme vb her türlü aracı ile saldıracaktır... Komünizmde devlet yok diyorsak, bu tercihten değil, devletleri var eden ve hayat veren sınıfsal ayrımların olmamasından, sınıfların olmamasından dolayıdır, ama sınıflar varsa, devlet de olacaktır, sosyalizm sınıflı bir toplumdur, geçiş süreci sınıfsız olamaz, eşyanın tabiatına da aykırı... Yani sınıflı olandan, sınıfsız olana geçiş süreci henüz sınıfsız değildir, çünkü henüz geçiş sağlanmamıştır.

Örneğin haftasonu çocuk parkına gittiniz, çocuktunuz götürüldünüz veya şimdi çocuklarınızı götürüyorsunuz, kimsenin malı olmadığı halde oradan faydalanabilmek nasıl bir duygu? Miras hukuku, tapu kadastroya gereksiniminiz oldu mu? Ama siz şimdi sahillerde, kumsallı alanlarda yüzmeye bile özgürce gidemiyorsunuz, hatta metropollerde orman arazileri dahi giriş ücretlerine vs tabi hale geldi, ortam kendi halinizde piknik dahi yapamaz hale gelmişken, içeride içtiğiniz çaya verdiğiniz para ise cabası.. Soracaksınız bu doğa kimin? Eğer birilerinin özel mülkü-dilediğince kullandığı, dilediğince kullandırttığı, hakimi-iktidar olduğu- değilde, herkesin olsa o çitler ne adına çevrilecek, kapıda sizi kim durduracak, bu kurumalr, örgtlenmelere gerek kalacak mı? Sosyalizmde, komünizmde, mücadele doğanın olumsuz koşulalrına karşıdır ve örgütlenmeler siyasi değil, gündelik hayatı ikame ve koruma üzerine pozisyon alacaktır, haşerelere karşı mücadele, kıtlığa karşı mücadele, daha iyi ürün elde etme, madenleri daha verimli çıkartma ama daha güvenli işleme vs... Her şey devletsiz, bankasız, parasız, iktidar iradesi olmayan DOĞADAN, lazım olan ise EMEK. Bu düşünce çöker mi?

SSCB'de iktidar olan komünizm değil, komünizmde iktidar yok-dolayısıyla kurumu da yok-, basit bir örnek vermiştim, erkek ve aile reisliği elbette insanlar gündelik hayatlarını icra etmek için örgütlü olmalılar-örgütlü toplumdur-, ama devlet demek, toplumun dışında, aslında onu kapsamayan, özel olarak örgütlenmiş sosyal bir yapı değil, bir güç aygıtıdır, sosyal-toplumsal örgütlenme ile karıştırılmamalı. SSCB'de uygulanan, uygulanmak istenen sosyalizmdir, planlı ekonomidir, dünyanın kapitalist olması ve kapitalist kuşatma ve kuşatma altında darkafalı-paranoya siyasetler ve asıl zeminden sapma gibi önemli faktörlerle, süreç tamamlanamadı, yine de bir kaç ayı geçemeyen komün deneyimlerine ve kapsama alanalrına göre hayli erimli oldu ve en önemlisi kapitalizmin yıkılamaz, asla değiştirilemez, mutlak olamayacağını, bu tarz bilim dışı dogmaların, inancın, empozun geçersiz olduğunu pratikte gösterdi.

"Sermaye dünya çapında şimdiye kadar olduğundan daha çok tekelleşti ve yağmacı oldu; işçi sınıfı sayıca da gerçekte arttı. Mega-zenginler silahlı ve korumalı topluluklarda barınırken, milyarlarca gecekondu sakininin pis kokulu harap kulübelerinin etrafının dikenli tel örgülerle ve gözetleme kuleleriyle çevrildiği yerlerde oturdukları bir gelecek tahayyül edebilmek artık daha mümkün. Bu koşullarda Marksizmin bittiğini iddia etmek, kundakçılar daha kurnaz ve becerikli hale geldiği için itfaiyeciliğin modasının geçtiğini söylemeye benzer." Marx Neden Haklıydı, Syf:22 Terry Eagleton, Yordam Kitap

"Sovyetler Birliği, büyük insani maliyetler pahasına ki bunun yüksek olması kısmen kapitalist Batı'mn düşmanlığı nedeniyleydi, yurttaşlarını iktisadi gerilikten modern sanayi dünyasına taşıdılar. Bu düşmanlık Sovyetler Birliği'ni silahlanma yarışına iterek ekonominin eklemlerini daha da sakatladı ve sonunda onu çöküş noktasına getirdi" A.g.e(Ibid) Sayfa:29

Cevaplar ABCD'den başlamalı, ama bana öyle geliyor ki sorduğun sorular cin olmadan çarpmaya benziyor, basit yüzeysel-teknik, henüz ne emek, sermaye çelişkisini, ne sınıfları, ne ekonomik sistemleri, ne sosyo-ekonomi, sosyo-politiği, ne mülkiyet, ne devlet kavramlarını bilince etmeden... Çökecek bir şey varsa kapitalizmdir. Gelip, geçici deneyimler, istisnalar mutlak yargı oluşturmazlar ama pratik tecrübe, deney-im sağlarlar.

K.Kore sosyalist bir ülke değil, Juche dedikelri adına da ideoloji dedikleri ideoloji falan da olmadığı gibi, sosyalizme de terstir, temeli subjektiftir ve insan, emek, toplum, üretim, tüketim, ihtiyaçlar esasına dayanmaz, hayattan kopuk ve toplumun iktidar değil toplum adına baskıcı, otoriter bir merkezin iktidar olduğu-ne pahasına olursa olsun, isterse içini bok götürsün, binayı korumak üzerine bir ilkeler, kaidiler silsilesi. 3-5 maddedir tümüde askeri, binanın dış görünümü ilke üzerinedir, yani binanın içindeki hayat ne olursa oslun önemsizdir, dışı ne pahasına olursa olsun cilalansın, korunsun-Kemalizmin esas aldığı ölçütler gibi-, ama tam kapitalist olduğuda söylenemez, bir garip -ki belki mecburiyetten- aşırı disiplin edilmiş şeriatvari kafa hakim, uygulamada görülen devlet kapitalizmi denebilir, ancak yalnızlık, yalıtılmışlık, her an işgal altında olmak-ki SSCB' tarihinde bilmediğiniz 1918-1923 arası işgal edildiğidir!-, süreğen ekonomik, politik, askeri olarak kapitalizm tarafından baskı altında tutulmak, bütün ekonomi ve siyasetin askeri harcamalara harcanması gibi paradokslar içinde. Bir an bu paradoksu elden bıraksa, kısa sürede işgale maruz kalacağı, en masrafsız yoldan içeriden darbelerle çökertileceğinin bilincinde. Fidel Castro'ya tam 638 Suikast girişimi oldu, Küba'yı işgal için defalarca komplolar düzenlendi, süreğen istihbarat, kişilerin parayla satın alınması, süreğen istikrarsızlık, dünya basınında karalama kampanyaları, 50 yıldır sürüyor... artık hesap edin kapitalist sistemin nasıl bir kafa yapısına sahip olduğunu, çitini çeviren adam, çitinden olmak ister mi, bir örneği bile orada ya da şurada görülürse, nasıl bir telaşa düşecek, kaybederse durur mu, direnmez mi, savaşmaz mı, hatta bırakın fiiliyatı, çitlerin olmadığı bir dünya düşüncesi dahi yasaklarla, baskıyla, toplumdan yalıtımla sonuçlandırılmaya çalışılır ve süreğen karalanır, kötülenir...

kartopu 27-06-2017 09:37

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604306)
Şöyle bir soru sorayım Komünizm de özgürlük varmıdır ölçüsü ne kadardır. Rejimi sorgulama özgürlüğü yada fikir özgürlüğü var mıdır?
Evet komünist arkdaşlar veya bilgisi olan samimi yorumlarınızı bekliyorum.


Bende 2 soru sorayım Esaret nedir ? Esareti anlamazsak özgürlüğü tanımayız.
Rejim nedir kim niçin kimin için kurmuştur ?. Sorgulamak için ne kadar tanıyoruz.

Nero 07-07-2017 14:58

Teorik komünizmde özgürlük çoktur, pratik komünizmde özgürlük yoktur! :)

Teorik komünizm Marks'ın kitaplarındaki komünizmdir ve bilimsel görünümlü bir ütopyadan söz eder. Pek ayrıntılandırılmamıştır, çünkü Marks bir bilim kurgu yazarı değil, bilim adamıdır. Ancak var olanı analiz eder, çözümler. Bu nedenle geleceğin komünist toplumu hakkında ayrıntılı önermeler olmaması doğaldır.

Pratik komünizm ise geçmişteki reel sosyalist rejimlerdir ve öngörülmemiş pratik sorunlarla cebelleşip, komünizan ideallerle pek bağdaşmayan çözümler bularak, ideal değerlerden çok uzaklaşmak durumunda kalmıştır.

Bu çözümleri ikna edici kılmak için bulunan marksist tezler ise ilgisizdir. Mesela Marks'ın proleterya diktatörlüğü kavramı ile halkın en temel söz söyleme ve örgütlenme özgürlüğünün tek parti rejimi altında boğulmasının hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. :)

Tabii daha traji-komik örnekler de var. Kamboçya'da Kızıl Kmerler iktidarı döneminde milyonlarca insanın çalışma kamplarında ve sürgünlerde öldürülmesinin de Marks'ın öngördüğü komünizmle bir ilgisi yoktur.

spartacus 07-07-2017 15:33

Alıntı:

Nero´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604903)
Bu çözümleri ikna edici kılmak için bulunan marksist tezler ise ilgisizdir. Mesela Marks'ın proleterya diktatörlüğü kavramı ile halkın en temel söz söyleme ve örgütlenme özgürlüğünün tek parti rejimi altında boğulmasının hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. :)

Doğru, zaten bahsi geçende merkezileşmiş, derilmiş, çatılmış, ordu görevini yerine getiren demir disiplinli bir parti yönetimi değildi-sosyalizmde böyle değil. Bu noktaya sapılması bence ideolojik olmaktan çok tarihseldi.

Şöyle tarihseldi, örneğin Paris Komünü kısa sürede kan ve şiddetle bastırılmıştı, yine benzer çıkışlar bir kaç günden daha fazla dayanamamıştı. Tamda o dönem Rusya'da devrim gerçekleşmiş, ama gerçekleşir gerçekleşmez, içeride eskiye olan direnç, iç savaşa dönüşürken bu iç savaş kapitalizmin, sosyalizme savaşı halini kısa sürede almış ve 14 Kapitalist devletin dolaylı, dolaysız Rusya işgali meydana gelmiş. 1917-1922 -> 5 Yıl

ABD, İngiltere, Fransa, Polonya ve Japonya'nın dolaylı, dolaysız desteklediği, lojistik sağladığı, bizzat askeri müdahalede bulunduğu süreçte, iç savaşın önderliği Rus kapitalistlerini ve/veya çarı temsilen beyaz Ordu'da idi ve savaş stratejisi ise Beyaz Terör olarak ifade edilir.

Kısaca Paris Komünü gibi kısa sürede bastırılabilirdi, lakin sosyalizmde öngörülmediği halde pratikten kaynaklı düzenli ordular kurulmuş, belirli bir erimde oluşacak gevşek örgütlenmeler yerine disiplinli parti örgütleri yönetimine dönüşmüş vs...

Lakin Sovyetler Birliğinde yaşam Batının yalan propagandaları gibi değildi. Elbette uzun dönem eski sırtı sağlam aileler, çar taraftarları, ağalar, kapitalistler, orta zenginler süreğen kol çıakrtacaktı, çünkü bu kesimlerin sistemi, bu kesimlerin arzularının sistemi kapitalizmdi...

Bugün Küba hakkında kapitalist medya örneğin sürekli yalan yazar, seçim dönemleri der ki, seçimlere tek parti KP girdi! Oysa Küba'da Komünist Parti seçimlere katılmaz! parti kongreleri parti içi kongrelerdir, ülkenin, sınıfın ve toplumun, toplum örgütlerinin merkezi kongresi değil.

Komünist Parti üyeside işyeri, çifçi birlikleri, ne bileyim bağlı olduğu alan, birimin doğal bileşenidir ve seçimlere bağlı olduğu birimin bir parçası olarak girer, KP adına değil... KP'nin görevi yönetim sorunlarından ziyade ideolojiktir, fiili olarak yönetmez, çünkü sosyalizmde yöneten işçi-emekçi sınıflarıdır, öyleyse bunalrın yerelliklerdeki doğal örgütlerinden, merkeze kadar merkezi bir örgütlülükle yönetmesi gerekir ki, işte bu süreçte bu toplumsal örgütlerin her bir yerelin kendi iç meselelerini, ülke, dünya meselelerini kendi içinde tartışıp, kararlar alıp, yine bir üst organa delege göndere, göndere merkezileşir(kongreler 3-5 ay sürüyor ve ortala 7-8.000.000 insanın fikr beyan ettiği ve değerlendirildiği ifade ediliyor).

Neyse SSCB'de aslında tek sorun lüks idi, olacaktı, zaten kapitalizm en çok lüks sorunu üzerinden saldırdı. Örneğin bir kaç yıl önceki son anketlerde eskiden, kapitalizmden daha iyi yaşadığını düşünen insan sayısı toplumun %60 civarıydı. Bizim Mc Donalds'ımız yoktu diyor, batı medyası sanki gözümüze sokuyordu Mc Donalds vb bir kaç lüks ürünü, lüks aracı... O zaman lüks yoktu, şimdi her yerde lüks otolar, lüks yatlar, lüks evler, lüks......... gırla satılıyor ama biz alamıyoruz, yani sonuçta toplum o lükse zaten sahip olamıyor(hanginiz sahipsiniz, kaşınız villada oturup, yatlarda gezebiliyor, sağlık sorunalrınızda en ala paralar saçıp, oh mis gibi birde lüks araçlarınız, yanınızda şoförünüzle seyahat ediyorsunuz?)! Kısaca kapitalizmin en önemli silahı, boyasıdır, iyi göz boyar...

EKONOMİ üzerine kapitalist yalanlara bakın, birde aşağıdaki yazıdaki tablolara!

http://www.abstraktdergi.net/sscb-mitler-ve-gercekler/

https://i0.wp.com/www.abstraktdergi....size=300%2C225

ABD, SSCB KIYAS
https://i0.wp.com/www.abstraktdergi....size=300%2C225

kişi başına doktor sayısı

https://i0.wp.com/www.abstraktdergi....size=300%2C225

Nero 07-07-2017 15:46

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604905)
Doğru, zaten bahsi geçende merkezileşmiş, derilmiş, çatılmış, ordu görevini yerine getiren demir disiplinli bir parti yönetimi değildi-sosyalizmde böyle değil. Bu noktaya sapılması bence ideolojik olmaktan çok tarihseldi.

Şöyle tarihseldi, örneğin Paris Komünü kısa sürede kan ve şiddetle bastırılmıştı, yine benzer çıkışlar bir kaç günden daha fazla dayanamamıştı. Tamda o dönem Rusya'da devrim gerçekleşmiş, ama gerçekleşir gerçekleşmez, içeride eskiye olan direnç, iç savaşa dönüşürken bu iç savaş kapitalizmin, sosyalizme savaşı halini kısa sürede almış ve 14 Kapitalist devletin dolaylı, dolaysız Rusya işgali meydana gelmiş. 1917-1922 -> 5 Yıl

ABD, İngiltere, Fransa, Polonya ve Japonya'nın dolaylı, dolaysız desteklediği, lojistik sağladığı, bizzat askeri müdahalede bulunduğu süreçte, iç savaşın önderliği Rus kapitalistlerini ve/veya çarı temsilen beyaz Ordu'da idi ve savaş stratejisi ise Beyaz Terör olarak ifade edilir.

Kısaca Paris Komünü gibi kısa sürede bastırılabilirdi, lakin sosyalizmde öngörülmediği halde pratikten kaynaklı düzenli ordular kurulmuş, belirli bir erimde oluşacak gevşek örgütlenmeler yerine disiplinli parti örgütleri yönetimine dönüşmüş vs...

Evet, SSCB Paris Komünü'nden bir gün daha fazla yaşayınca Lenin'in sevinçten takla attığı söylenir! :) Çünkü dediğin gibi, etrafı sarılmış ve iç savaş da var. Onca zorluğa rağmen yaşamayı başardı.

Ama sonrası da var. Aynı SSCB, etrafındaki kuşatılmışlık kırıldığında ve iç savaş bastırıldığında da aynı rejimini sürdürdü. 2. Dünya savaşı sonrasında bir sosyalist sistem kurulup iyice sağlamlaştırdığında da bunu sürdürdü. Tek parti, tek adam, tek ses, tek tek devam etti.

İşgaller yaşandı mesela; Çekoslavakya ve Macaristan. Stalin ve Churchill arasında Malta'daki anlaşmaya sadık kalındı. Bu nedene Yunanistan Batı'ya bırakıldı, öbür taraf da SSCB'ye.

Bu rejim 1990'ların başına kadar böyle geldi. Yıkılışı da ciddi sorunlardan dolayı olmadı. Batı'yla yarışıp onu geçme politikası yıktı rejimi. Sosyalist görünümlü, çift dinli insanlar üretti rejim. Sonunda tek kurşun atılmadan yıkıldı.

Ne preoleterya sahip çıktı ona, ne "komünistler"... :)

spartacus 07-07-2017 20:05

Alıntı:

Nero´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604907)
İşgaller yaşandı mesela; Çekoslavakya ve Macaristan. Stalin ve Churchill arasında Malta'daki anlaşmaya sadık kalındı. Bu nedene Yunanistan Batı'ya bırakıldı, öbür taraf da SSCB'ye.

Değinecektim de uzamasın diye geçtim. O savaş taktiği öyle bir psikolojidir, etrafın olabildiğince sarılması gerekir, bu bir tarafın stratejisi, diğer tarafta etrafın olabildiğince sarılamaması, uydu noktalar olmaması için, etrafı olabildiğince genişletme eğilimindedir...
Alıntı:

Nero´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604907)
Ne preoleterya sahip çıktı ona, ne "komünistler"... :)

Çıkabilen çıktı da, kapitalist yalanlar, medya gücü o düzeyde etkili oldu ki, artık neyin gerçek, neyin yalan olduğunun dahi ayrımı kalmadı...

Örneğin Ukrayna üzerine br dolu efsane anlattılar, oysa o Hitler stratejisiydi, yani bir bölgeyi kamusal anlamda yıpratıp-istikrrsızlaştırıp sonra ele geçirmek... Almanya'nın ilk hedefi Ukrayna idi, ırkçı, faşist hareketlerin en güçlü olduğu ülkelerden birisi de Ukrayna o dönemler... Neyse...

Kapitalistler SSCB'nin insanlarını açlığa terk edip-oysa aksine en çok üstesinden gelmeye çalıştıkları yaşam standartlarını yükseltmek, zira kalıcılığı zaten bu garanti edecekti-, kıtlıklarla kıydığını iddia ettiler, aynı taktik Çin içinde kullanıldı, ama ilgili kıtlıkların daha önceki moanrşi, İngiliz işgalleri ve 1. Dünya savaşı dönemleriyle ilgili olduğu defalarca ispatlandı, bu kadar yalanın hakim olduğu anlayışlar ciddiye alınmadı, alınamadı ama meydan onlarındı hem hakimdilerde.

Örneğin bu gün yandaş medyayı düşünün, %99,9 yalan ve kara propaganda üzerine, ne yapabiliyoruz?

Kitlesini düşünün bu yandaş medyanın, Dünyanın en geri, cahil hatta mallaşmış başka bir topluluğu var mıdır, en azından bu kadar etkili, kitlesel bilmiyorum... Onlar ne demişse artık doğru kabul ediliyor üstelik resmen topluma, ardına takılan sürülere de zarar, ziyan beyanatlar, tam bir bel altı, adi safsatalar olmasına rağmen...

Misal AKP kitlesininin tümü şimdi hem fikir, Kılıçdaroğlu Fetö için yürüyor çünkü 15 Temmuz'a denk geldi! Bu ahmaklığı üreten ve kanıksatan ne, kimler? Hep bu türden kandırılmış milyonların olduğu bir toplumda, gerçek ve doğruların erimsiz, kolayca yer edinebileceği beklenmemeli. Artık mevcut hırsız-çete iktidarının her türlü yolsuzluk, haksızlık, hukuksuzluk, çağdışılığına dair en ufak bir eleştiriniz olsa, ya şahsınıza ad-hominemden ya da alakasızca safsatalar, boş çarpıtma, nutuklar, hedef göstermelerden öte gitmeyecekler, hakimlerde...

Hasılı kapitalizmin yoğun ad-hominemi, yalan, dolan, sahte propagandaları da unutulmamalı.

kartopu 07-07-2017 23:47

Reel sosyalizm de bazı yanlış, hata hatta beceriksizlikler yapıldı diye bir daha denenmeyecek diye bir şey yok. İşte içinde yaşadığımız kapitalizm de insan bu yaşanmışlıktan da mutlu geleceği konusunda emin değil.

Reel sosyalizm deki Yaşanmış yanlışları da dikkate alarak daha güzeli kurulabilir.
Umudumuzu kaybettiğimizde bu kapitalizm insanlığı yok edecektir. Eğer kendimiz neslimizi kurtarmak istiyorsak umudumuzu kaybetmeyeceğiz.

İnsanlık yinede komünizm le kurtulacaktır.
İşte Stepen Hawking diyorki Bu teknolojik yarış ve teknolojide ki rekabet insanlığı yok edecektir. Bazı kapitalist beyinler bu dünyaya bu kadar (takriben 7 milyar) insan çok 500 milyon yeter gibi sözler söylemekte.

İşte üretimin, ihtiyacın ve nüfusun merkezi şekilde planlanması için dünya boyutunda sosyalizm (komünizmin ilk aşaması) na acilen ihtiyaç vardır.

Dünya çok büyük bir kapitalist kriz yaşıyor çözülmeyen çözülmeyecek gibi görünen kriz .Bu gidişle kapitalistler ya kimyasal bir savaş çıkaracak ya kıtlık ya bilerek isteyerek salgın hastalıklar. Çünkü insan nüfusu onlar için sorun olmakta ve nüfus azalırsa sorunun çözüleceğine inanmaktalar.

manas 08-07-2017 00:59

kartopu demişsin ki;
Dünya çok büyük bir kapitalist kriz yaşıyor çözülmeyen çözülmeyecek gibi görünen kriz .Bu gidişle kapitalistler ya kimyasal bir savaş çıkaracak ya kıtlık ya bilerek isteyerek salgın hastalıklar. Çünkü insan nüfusu onlar için sorun olmakta ve nüfus azalırsa sorunun çözüleceğine inanmaktalar.

değil, nüfusun azalması onların gelirini düşürür çünkü her insan bir müşteridir. evet yönetmek için az nüfus istenebilir ama para kazanmak için nüfus gerekir, global anlamda rekabetin bu kadar çılgın olduğu tüketimin sürekli arttığı bir dünyada nüfusu azaltarak dünya devi firmalar ayaklarına sıkmaz. öyle dediğiniz nüfusla olabilseydi 300 milyon nüfuslu abd'nin baronları dünyaya açılma gereği duymaz sadece kendi ülkelerinde mc donald ı, marlboroyu, microsoftu, ford otomobilleri vs satarlardı.
ha senin dediğin komünizmin işine yarayabilir, zaten komünizmin para ile işi olmadığı için az insan zarar ettirmez tam aksine yönetmek ve eşit paylaşımı kolaylaştırır.

Felâsife 08-07-2017 01:51

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604934)
değil, nüfusun azalması onların gelirini düşürür çünkü her insan bir müşteridir.

Kesinlikle katılıyorum.
Onların durumdan memnun görünmemesi de hikaye bana göre, hiç bir zaman da memnun da olacağa benzemiyorlar.
Sonuçta krizlerden de besleniyorlar, lakin genede onları memnun etmek mümkün olmuyor.
Kriz olmayınca da kriz çıkartıyorlar, kriz fazlalaşsın da istemiyorlar, taktik güzel aslında.

Hiç bir zaman memnun olma! :third:

kartopu 08-07-2017 08:10

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604934)

değil, nüfusun azalması onların gelirini düşürür çünkü her insan bir müşteridir. evet yönetmek için az nüfus istenebilir ama para kazanmak için nüfus gerekir, global anlamda rekabetin bu kadar çılgın olduğu tüketimin sürekli arttığı bir dünyada nüfusu azaltarak dünya devi firmalar ayaklarına sıkmaz. öyle dediğiniz nüfusla olabilseydi 300 milyon nüfuslu abd'nin baronları dünyaya açılma gereği duymaz sadece kendi ülkelerinde mc donald ı, marlboroyu, microsoftu, ford otomobilleri vs satarlardı.
ha senin dediğin komünizmin işine yarayabilir, zaten komünizmin para ile işi olmadığı için az insan zarar ettirmez tam aksine yönetmek ve eşit paylaşımı kolaylaştırır.

Sn manas.
Mantıklı düşündüğünde haklısın Ama kapitalizm aşırı rakabet ve aşırı kar hırsı ile düşünür.Gelişen teknoloji insanı üretimde devreden çıkarıyor bu teknoloji hizmet sektörünede yayılmaya başladı insan üretimde değilse hizmet sektöründe de yoksa nasıl müşteri olur. Müşteri olabilmesi için onların iş güçlerini satmaları gerekir bu eylemi yapamadığında birileri tarafından beslenirler bu da kapitalistlere kar yazmaz zarar yazar.

İşte Stephen Hawking in de kaygısı bu, acilen dünya hükümetine geçmek gerektiğini söylüyor.---Hawking in bu düşüncesi tartışılmalı bence acaba Hawking ne gibi tehlike görüyor ne yaparak tehditten kurtulur kapitalizm.---

Kapitalizm çelişkiler dünyasıdır her kes en tepeye yerleşmek ister her kes dünyanın sahibi olmak ister.
Komünist manifosta burjuvalar ve proleterler bölümünde şu denir. Burjuvalar da İşçilerde birbirinden kurtulmak ister ama Burjuvalar bunu daha fazla ister. Der.

İŞÇİLER İ anladık sosyalizm gelecek mülkiyet toplumsallaşacak Burjuvaya ihtiyaç olmayacak.
BURJUVALAR bunu nasıl yapacak işçilerden ne yaparak kurtulacak. Kurtulursa işçi müşteri de olmayacak.
İşte hırs ve herşeyin sahibi olma isteği aynı zamanda bir yıkımdır.

Komünizm, özellikle birinci evresi olan sosyalizm, işte bunu planlayarak yapacak ihtiyaca göre üretim Sosyalizmde nufus ta dahil her şey planlıdır.
Onun için merkezi planlama denir.

Sosyalizm (komünizmin ilk evresi) bir şeyin sonunun başlangıcıdır. Başka bir şeyin başıdır.

Dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesiminin serveti yüzde 99'un toplamına eşit - BBC 18-1-2016-




manas 08-07-2017 11:55

Büyük sanayiciler toplanıp şöyle karar alabilirler (belkide yapıyorlardır) ; biz ulaşamadığımız yada yeterince satış yapamadığımız geri kalmış ülkelere önce yollar yaparak ve halka para kazandıracak iş tesisleri kurarak ve kredi sağlayacak bankalar kurarak motorlu taşıt satışı yaparız. Verici istasyonları elektrik hatları kurarak cep telefonu bilgisayar televizyon filan satarız... Zaten insanlar biraz para kazanmaya başlayınca diğer şirketler kendi ağlarını kurar ama Önce pamuk eller cebe girecek sonra karşıdan toplamaya başlayacak.
Zengin fakirsiz yapamayacağı için onlar olmadan sömüremeyeceği için ve de aç kalan insanlar kendilerini tehdit etmemesi için fakirin olduğu yerde beslenmesini sağlayıp hem kendilerini güvene alacaklar hem mal satacaklar. Sanırım yapılan veya yapılmak istenen bu. Devlet başkanlarının nüfusu azaltalım düşüncelerini global şirketler tınlamaz. Her fakir halk göç yoluna düşmeden. Kendi yerinde isyan etmeden beslendi mi kapitalizm için sorun değil. Ama yüz yıl sonra konjektür nasıl olur insan bir işe yaramaz nüfusu kırılmak istenebilir bilemeyiz.

kartopu 08-07-2017 15:27

Tıpkı Hawking de sizin gibi düşünüp dünya hükümetine acil ihtiyaçtan söz ediyor Sn Manas.

Ama olmuyor bu dünyada egemen sermaye finans ve payın büyük bölümünü o götürüyor. ABD devleti 14 tirilyon dolar borcu var banka ve şirketlere. İngiltere 8 tirilyon İtalya 3 tirilyon dolar.
Yani sizin söylediğiniz olmuyor her kes para kazanma derdinde Yol yapılıyor yolun parası halktan toplanıyor Traktör veya makine veriliyor ama krediler ödenemiyor.
Birde teknoloji çok hızlı gelişiyor. Rekabet dev boyutlarında.

Evet sizi anlıyorum kapitalist in işçiye bankanın müşteriye ihtiyacı var ama kar daha fazla kar birilerini hak etmediği zenginliğe diğerini de hak etmediği yoksulluğa itiyor.

Dünyada örneklerini görüyor nedenlerine bir türlü akıl erdiremiyoruz Libyadan Iraktan Suriyeden ne istediler bu ülkeler kendi kendilerine yetiyordu hatta bu ülkelere silah ve bazı makinalar satarlarken niçin vahşeti oralara bıraktılar.
Libyanın 350 milyar dolarına el koyup vahşeti libyada bıraktılar Şimdi Suudi arabistanın 750 milyar dolarına ABD el koydu.
Bunlar doymuyor ve bir gün patlayacak.
Bu kapitalistler kendi aralarındaki yarıştan dünyayı unutmuşlar Buna biz paranın insanı yönettiği sistem diyoruz İnsanın parayı yönettiği sistem 1980 lerde kaldı.

Felâsife 08-07-2017 17:08

Alıntı:

kartopu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604958)
Ama olmuyor bu dünyada egemen sermaye finans ve payın büyük bölümünü o götürüyor. ABD devleti 14 tirilyon dolar borcu var banka ve şirketlere. İngiltere 8 tirilyon İtalya 3 tirilyon dolar.

90 ların sonuna doğru "Tiranların Son Valsi" diye bir kitap okumuştum, ilk başlarını okuyunca sizin bu dediğiniz meseleye gelip, ABD nin de bu kadar borcu varken, başka ülkelere yardım ediyor, borç veriyor filan deyip, bu çelişkiyi işliyordu.
ABD nin de aslında yönetildiğini bu kararları "gri adamlar" denilen kişilerin adeta zorla verdirdiğini, hatta ABD başkanlarını tehdit ettiklerini söylüyordu. Tabi diğer ülke başkanlarınıda.
Bir nevi borçlu olan gebe olur misali, her istediklerini de yaptırıyorlarmış. Bunun yetmediği yerde borsa krizi gibi krizler, hatta depremler filan bile yaptırtabiliyorlarmış.

Kitaptan aklımda kalan kredi karttından da uzak durun diyordu, gelecekte para iyice azalacak ve olay kredi/kontör şekline geçecek, bu da gri adamların ekmeğine yağ sürecek gibi kehanetler vâri söylemleri vardı kitabın.
Zaten kitapta gelecek 30 yılı filan kapsıyordu ki tuhaf bir kitaptı.

Sevgiler

manas 08-07-2017 18:59

"Bunlar doymuyor ve bir gün patlayacak.
Bu kapitalistler kendi aralarındaki yarıştan dünyayı unutmuşlar Buna biz paranın insanı yönettiği sistem diyoruz.."
Kartopu

İnanıyorum ki bu sistem yakın bir zamanda çökecektir. artık bunama dönemi yaşıyor bir ayağı çukurda..
Peki sorayım alternatifi ne olur?
Veya komünist sistemi dünya kabul etse sistem dünyanın yükünü kaldırabilir mi yoksa biraz esnek mi davranması gerekir yani kurallarından biraz taviz vermesi gerekir mi? Yani komünizmin olmazsa olmazı ve olmasada olur dediği nedir?

Khaos 08-07-2017 20:27

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604965)
"Bunlar doymuyor ve bir gün patlayacak.
Bu kapitalistler kendi aralarındaki yarıştan dünyayı unutmuşlar Buna biz paranın insanı yönettiği sistem diyoruz.."
Kartopu

İnanıyorum ki bu sistem yakın bir zamanda çökecektir. artık bunama dönemi yaşıyor bir ayağı çukurda..
Peki sorayım alternatifi ne olur?
Veya komünist sistemi dünya kabul etse sistem dünyanın yükünü kaldırabilir mi yoksa biraz esnek mi davranması gerekir yani kurallarından biraz taviz vermesi gerekir mi? Yani komünizmin olmazsa olmazı ve olmasada olur dediği nedir?

Komünizmin ne olduğunu düşünüyorsunuz ki; esnetilmesi gerekli kurallardan bahsetme gereği hissettiniz.

Komünizm bir üretim biçimidir. bu üretimde üretim araçları üzerinde mülkiyet yoktur ve üretim toplumsaldır dolayısıyla bölüşüm de toplumsaldır.

hepsi bu.
anlaşılması ya da anlatılması zor birşeyden bahsedilmiyor. ama konuyu sulandırmak isteyenler var. öyle seyrediyorum ben de.

bakkalmahmud 08-07-2017 23:56

Komünizm isa dir,kapitalizm muhammed,diktatörlük ve fasizmde musa :)

kartopu 09-07-2017 08:21

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604965)
"

İnanıyorum ki bu sistem yakın bir zamanda çökecektir. artık bunama dönemi yaşıyor bir ayağı çukurda..
Peki sorayım alternatifi ne olur?
Veya komünist sistemi dünya kabul etse sistem dünyanın yükünü kaldırabilir mi yoksa biraz esnek mi davranması gerekir yani kurallarından biraz taviz vermesi gerekir mi? Yani komünizmin olmazsa olmazı ve olmasada olur dediği nedir?

Komünizmde esnetme olmaz çünkü oldukça esnek insan özgür çalışma mecbur değil insan insanlığını geri almış İnsanı engelleyen her şey tasfiye edilmiş. Doğayla insan kaynaşmış

Ama komünizmin ilk evresi olan sosyalizm konusunda tartışma içeren çok şey var bu yaşanmış deneylerden ders çıkararak yanlışlar ve doğrular masaya yatırılacaktır.
Olmadan olmaz zaten. Yanlış temel üzerine bina yükselmiyor.

kartopu 09-07-2017 08:35

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604963)
90 ların sonuna doğru "Tiranların Son Valsi" diye bir kitap okumuştum, ilk başlarını okuyunca sizin bu dediğiniz meseleye gelip, ABD nin de bu kadar borcu varken, başka ülkelere yardım ediyor, borç veriyor filan deyip, bu çelişkiyi işliyordu.
ABD nin de aslında yönetildiğini bu kararları "gri adamlar" denilen kişilerin adeta zorla verdirdiğini, hatta ABD başkanlarını tehdit ettiklerini söylüyordu. Tabi diğer ülke başkanlarınıda.
Bir nevi borçlu olan gebe olur misali, her istediklerini de yaptırıyorlarmış. Bunun yetmediği yerde borsa krizi gibi krizler, hatta depremler filan bile yaptırtabiliyorlarmış.

Kitaptan aklımda kalan kredi karttından da uzak durun diyordu, gelecekte para iyice azalacak ve olay kredi/kontör şekline geçecek, bu da gri adamların ekmeğine yağ sürecek gibi kehanetler vâri söylemleri vardı kitabın.
Zaten kitapta gelecek 30 yılı filan kapsıyordu ki tuhaf bir kitaptı.

Sevgiler

Evet bu tür kitaplar bir dönemler çok üretildi ama bu tür kitaplarda insanı pasifize etmek istemekte var. Sanki bu kitapları dünyayı bu hale sokanlar üretiyor. İnsana sürekli geri çekilmeyi tavsiye ediyorlar.

Bence insan karşı çıkmalı ve değiştirmeli
Onlar ne kadar zengin olursa olsun her şey onlarında olsa onlarda tek kalp taşıyor ve bizde olan korku onlarda da var.
Eğer bu gün karşı çıkılmaz geri çekilirsek bu bizde alışkanlık yaratır ve işte o zaman köleliğimizi kabullenmiş oluruz.

Bizi onlar modern köle olarak görüyor Yarın böbrek kalp ciğer yedek parçası olarak görecekler. Biz köleliğe bu gün itiraz etmezsek yarın yedek olmaya da itiraz edecek gücümüz kalmayacak.

Cercis Hz Circis 09-07-2017 10:18

2017'deki denetim teknolojileri, güvenlik kameraları, işçi ve iş takip sistemleri, business process sistemleri 1991'de olsaydı bir ihtimal Sovyetler komünizmi çökmezdi. Bugün çin'de ve vietnam'da, yürürlükteki komünizmin denetlenebilir oluşu ve iş yapma süreçlerinin takip edebilir oluşu, ticari kâra dönüşüyor. Mal sahibi veya işçi çalıştıran dükkan sahibi, cebindeki telefondan bakarak işyerinin iş sahasına bakan güvenlik kameralarının görüntülerinden işçilerin çalışıp - çalışmadıklarını 7 gün 24 saat kesintisiz takip edebiliyor. İşçiler ise bir tık yapıp online sosyal güvenlik denetimi yaparak ssk primlerinin yatıp yatmadığını ve maaşlarının miktarını ayrımsız ve galeyansız öğrenebiliyorlar. Sovyetlerde bu çift taraflı denetim teknolojisi yoktu. İşçiler çalışıyormuş gibi yapıyorlardı, angarya takılıyorlardı ve Sovyet komünist hükümeti de işçilere emeklerinin karşılığını veriyormuş gibi yapıyordu. Her iki taraf da birbirini kandırıyordu. Çin'deki komünizim sosyal adalete elverişli ve kandırmacaya uzaktır. Çin ve Vietnam komünizmleri, Sovyetlerden daha iyi kâr ediyor oluşlarının sebebi bu business process sistemleridir bana göre.

Nero 10-07-2017 15:07

İnsan neden çalışsın ki? Çalışmak köleleştirir. Zaten köleler ve ücretli köleler çalıştırılmış. Bütün sevimsiz işleri onlar yapmış. "Üst düzey insanlar" ise sanatla, sporla, siyasetle, bilimle uğraşmış. Bol bol gevezelik yapıp, eğlenmişler.

Birilerinin çalışması gerekiyor ama. Aksi halde hayat sürmez. Ayrıca birileri zaten çalışmaya istekli ve bunu yapıyor. Geçim için, para kazanmak için yapıyor bunu. Ticaret, işçilik, ustalık, hizmet vb işlerini serbest piyasa düzeninde birileri zaten istekle, ücret aldığı veya para kazandığı için köleliğini fark etmeden yapıyor.

Bu da insanın kendine yabancılaşması demek. Çünkü emek gücünü kendi doğal ilgi alanları dışında bir iş için harcıyor. Mesela madenlere, yer altına kim inmek ister? Belki mağaracılar...

Komünizm bu çalışmayı komünizan ahlakı yaygınlaştırarak ve bir ihtiyaç hâline getirerek tüm topluma yayabileceğini ileri sürer. Çalışmak nasıl bir ihtiyaç hâlini alabilir ki?

Robotlara işleri yaptırmak çözüm olabilir ama her işi robotlar yapamaz. Ayrıca onlara yaptırılacak işlerin başında da insanlar duruyor. Belki onun için de robot geliştirilir.

Onun dışında çalışma süresini en aza (günde 2-4 saat arası) indirmek de çözüm olabilir. Herkes çalışır ama az. Geri kalan zamanında da hoş işlerle uğraşır. Kendini ve başkalarını geliştiren işlerle...

Böylesi bir ütopya hayata geçirilebilirse iyi. Burada özgürlük fazlasıyla var olabilir. Ama acaba bu gerçekçi mi?

Günde 2-4 saatlik bir çalışma süresiyle, nöbetleşe pek çok kişi tarafından yapılan işin maliyeti artacaktır. Komünizmde maliyet sorun olmayacak. Zaten para da olmayacak. İnsanlar ihtiyacı kadar alıp tüketebilecek. Tabii temel malları. Lüks mallar buna dahil değil. Onları muhtemelen topluma en çok faydalı işler yapmış kimseler kullanacak.

Peki şimdiki gibi bir üretim ve tüketim çılgınlığı olacak mı? Hayır. Üretim de tüketim de azalacak. Malların çeşitliliği ve kalitesi biraz azalacak. Herkes kaytarmak isteyecek ve işleri lakaytça yapacak. Performansa dayalı değerlendirme falan savsaklanacak.

Böyle bir hayatın getirip götürecekleri tartışılır. Eşitlik olacak, tabii toplumun tam denetimi, müdahale hakkı uygulanabilirse. Ama doğru kararlar alınabilecek mi, ekonomi ne durumda olacak, tartışılır.

Ayrıca hizmetler... Mesela sağlık... Ne durumda olacak? Sağlıkta ilerleme için yoğun çalışma gerekir. Bunu günde 2-4 saatlik çalışma süreleriyle yapmam mümkün değil. Ama toplumun geneli az çalışırken, bir kısım insana çok çalışmalarını söylemek ve onları ikna etmek gerekecek.

Ayrıca çalışma sürelerinde ve yapılan işlerde eşitlik yaklaşımı pek doğru değil. Bâzı insanların daha çok çalışması, daha sevimsiz işleri yapmak zorunda kalmaları çok da yanlış değil.

Bir seferinde bir toplantıda insanların ciddi ciddi, bir hastanedeki tuvalet bakımını o hastanede çalışan tüm hizmetli, hasta bakıcı ve doktorların sırayla yapacakları bir ütopyanın savunulduğunu dinlemiştim!

Yani sırası gelince doktor da tuvalet temizliğine gidecekti. Sonra da ameliyatına dönecekti herhalde. :)

Eşitlik adına böyle uçuk-kaçık şeylerin akıllara gelmesi de ayrı bir tuhaflık.

Neyse, bunlar teorik ve ütopik konular. Asıl günümüzün sorunları bunlar değil. Şimdi bizler kapitalizmin yarattığı pratik sorunları ve acıları yaşıyoruz. Geçmişte ona karşı bulunan sosyalizan çözümlerin de 70 yıl kadar yaşayıp sonra pek de iz bırakamadan kaybolup gittiğini görüyoruz. Bürokratik de olsa, devletçi de olsa eşitlik, özgürlük ve sosyalizm denemeleri idi bunlar.

Kapitalizm ve insan hırsı doğayı, toplumu, gelenekleri ve yaşantıları silip süpürüyor. Tek tip insanı yaratıyor ve çeşitliliği silikleştiriyor. Mallarda çeşitlilik getirirken, insan ilişkilerinde ve yaşantılarında çeşitliliği yok ediyor.

Kapitalizme karşı aslında en iyi mücadele yolu belki de onun önümüze sunduğu mal çeşitliliğine ilgisiz davranmak, onun dayattığı tek tip yaşantının dışına çıkmak ve alternatif yaşantıları geliştirmek. Varsın kendileri tüketsinler, kendileri yaşasınlar. Sadece en az ürün tüketerek, sade hayatları benimseyerek sosyal ilişkiler kurup cazip hâle getirebiliriz.

Şirince Matematik Köyü ve Tiyatro Medresesi. Kapitalizm buraya girmez. Tabii matematik köyü de ücretli ve sanırım biraz pahalı da. Ama yine de kapitalizmin girdiğini söyleyemeyiz. Çünkü amaç kâr değil. Ayrıca alternatif tatil ilanları görüyorum. Standart paketlerden sıkılanların parasını çarpmak için. Hep birlikte atölye çalışması, Uzak Doğu reiki vb aktiviteleri, çadırlar, denize girmek, akşam ateşleri... Bunları düşük paralarla, kâr amacı gütmeden yapmak mümkün olabilir sanki.

Yıldıztozu 06-10-2017 10:35

Kazananın olabilmesi için kaybedenin olması zorunlu değil midir?
Bir futbol maçında beraberlik durumunda taraflar 1'er puan alir. (Toplam iki puan). Galibiyete ise 3 puan verilir.(Toplam 3 puan). O halde kazanan ve kaybedenin olması, eşitlik durumuna kıyasla insanlıga daha fazla puan getirmez mi?

SelGom 06-10-2017 11:47

Alıntı:

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 612110)
Kazananın olabilmesi için kaybedenin olması zorunlu değil midir?
Bir futbol maçında beraberlik durumunda taraflar 1'er puan alir. (Toplam iki puan). Galibiyete ise 3 puan verilir.(Toplam 3 puan). O halde kazanan ve kaybedenin olması, eşitlik durumuna kıyasla insanlıga daha fazla puan getirmez mi?

İnsanlığa değil bi kaç insana daha fazla puan getirirken çoğunluk kaybetmiş olur.

kartopu 06-10-2017 13:09

Komin-izm = korkunç bir şey. veba gibi, zamanımızda kanser, bulaşıcı bir hastalık kimse yaklaşmasın. Adı bile korkutucu.
Komin. yav ortaklık diyor . Nazım yârin gül yanağından başka her şey ortak demiş. Her şeyi vermiş bir yâri vermemiş. Kıskanç adam neye onu vermedin. Halbuki malını mülkünü kıskananlar onu çokta önemli bulmuyor.

Kızlarını vermek için şirketlerini birleştirecek için damat arıyor. Sen kıskan nazım, hayatını ver ekmeğini paylaş ama yâri kıskan.

"ictenlik" 06-10-2017 13:56

Alıntı:

kartopu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 612121)
Nazım yârin gül yanağından başka her şey ortak demiş.

Bedreddin'e ithafen yani onun/Bedreddin'in düşüncesine ithafen söylenmiş bir şey sanırım...

Karaiskakis 06-10-2017 15:17

Alıntı:

kartopu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 612121)
Komin-izm = korkunç bir şey. veba gibi, zamanımızda kanser, bulaşıcı bir hastalık kimse yaklaşmasın. Adı bile korkutucu.
Komin. yav ortaklık diyor .

Kom'i'n mi?

Kom'ü'n e ayıp olmasın :)

"ictenlik" 06-10-2017 15:28

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604306)
Şöyle bir soru sorayım Komünizm de özgürlük varmıdır ölçüsü ne kadardır. Rejimi sorgulama özgürlüğü yada fikir özgürlüğü var mıdır?
Evet komünist arkdaşlar veya bilgisi olan samimi yorumlarınızı bekliyorum.

bu cümledeki kömünizm tespitini ve komünizmdeki özgürlük bakışı/saptaması ve soruyu yanlış buluyorum...

komünizmi, olmadığı bir şey varsayıyor baştan

komünizm dünyada yayılmış/yaygın resmi köleliğin reddidir ya da karşı tezidir...

Komünizm birbirini iten çeken, ve yöneten dünyaya ve insana karşı bir savunmadır... ya da bunun gibi bir şeydir..

dünyanın tüm bu yukarıda sayılan sorunları anlaşılmadan komünizm tanımlanamaz- anlaşılamaz

beyazlar siyahları yönetirken ve onları köle insanlar ilan etmişken olan şey?
o gün siyahlar özgürlük arıyordu çünkü tutsaklık açık belirliydi...

. Şimdi içimizde renkler (ayrımlar) olmasa da siyah ve beyazların yine de olması gibi bir durum için komünizm arayışı var
.. ve komünizm arayışı ve deyişi oradaki özgürlük arayışına denk geliyor.
Yani komünizm de özgürlük aramak kavramı baştan yanlış o özgürlüğün arayışını simgeler ...

var mıdır? diye sormak dünyanın sorunlarından ya da özgürlük duytusundan/sorunsalından baştan başa habersizlikle ya da duyarsızlıkla (ya da başka beklentilerle) ilişkilendirilebilir...

Özetle, (zaten var fiili) tutsaklığın farkında değilseniz komünizmi bir rejim olarak tutar ve özgürlükle bu şekil bağdaştırırsınız

komünizm (özünde-özetle) yönetmemek ve yönetilmemek (demek) ilişkisidir.
komünizm eşit ve ortak sahip olmaktır ya da sahip olmamaktır. Toplumsal sahip olma. ya da hiç sahip olmama.

sahipsizlik mülkiyetsizliktir...

komünizm denilen mülkiyetsizlik derken hak sahipliğini reddederken ve bir şeye sahip olmamak derken her türden eşitsizliği de kurumsal olarak reddetmektedir...
eşitlik aramasının vurdusudur...

bu düşünce bildiğimiz kadarıyla
, kimsenin kimsenin sahibi olmamasının ,işlerin edimlerin sahibi (yöneticisi-otoritesi) olmamasının ve bilinen anlamda insanın insana köleliğinin/kulluğunun ve kulluğun bilinen en net ve en temel reddidir...

komünizm özünde evet insanın insana tahakkümünün ve boyunduruğunun da/kulluğunda reddidir.

eğer daha özgürlükçü ya da özgürlükçü demeyelim o halde, eşitlikçi ve dengeci bir kuram/ tanım biliyorsanız buyrun siz yazın/siz tanımlayın....

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 604306)
Şöyle bir soru sorayım Komünizm de özgürlük varmıdır ölçüsü ne kadardır. Rejimi sorgulama özgürlüğü yada fikir özgürlüğü var mıdır?
Evet komünist arkdaşlar veya bilgisi olan samimi yorumlarınızı bekliyorum.

Komünizm bir rejim değildir. Rejimsizlik belki onu belirtir ve tanımlar....

Nero 06-10-2017 20:50

Uydurtu, senin bu yazını okuyunca aklıma Picasso geldi. Neden mi?..

Picasso diğer klasik ressamlar gibi resim yapamıyor değildi. Gençlik yıllarındaki resimleri klasik tarz idi ve gayet de güzeldi.

Ama bu ona yetmemeye başladı ve sonra modern resmin, kübizmin temellerini atanlar arasına girdi.

Sanırım sana da klasik tarzda yazmak sıkıcı geliyordu ve sen bu kendi orjinal tarzını uydurdun. :)

Çünki bu klasik yazım tarzını da gayet güzel becerebiliyormuşsun. :)

Neyse... konuya dönersem, evet, bu yazdıklarına katılıyorum.

"ictenlik" 06-10-2017 23:29

Bu arada, belirtilen doktrinin sınıf kavramını ve toplumsal sınıf (tabakalaşma/hiyeralşileşme) kavramını kast ve hiyeralşi gibi kavramlarla birebir eşleştirerek ve özleştirerek bir kaç ekleme sunmak istiyorum

-Sınıf kavramı yerine kast kavramı önerilebilir.

Eski Hindistan da kastlar olduğu söylenir . Yeni dünyada kastlar var
Hatta yine birebir doğuma, kişiye, kişiliğe indirgenebilir berbat -ötesi- kastlar
Toplum içinde çok belirli ,çok açık kastik hiyeralşi ilintileri var/dolaşıyor..
Toplumsal hiyeralşiler ve otorite hiyeralşileri var.

İş ilişkileri çekilmez ,İş ilişkileri berbat. Berbat az kalır...
hiyeralşik -astik/üstik hatta ezmetik/mezmetik
insan soyu sopu denilen orda yok..burda yok şimdi.Oralarda olup biteni görüyoruz..
Ben bir çoğunun bunlara nasıl katlandığını/onadığını hala anlamıyorum
yani bu topluma...toplumuna /bu duruma
ben anlamıyorum...

eski dünya yeni dünyadan habersiz
çocuğunu -sahte- okula işe gönderen anne baba habersiz /çocuk habersiz...
sahte cenneti yaşıyorlar/kuruyorlar ya da arıyorlar...

bilmiyorum
çok fazla şey söylemek istedim ancak bu kadar kelimeyi nasıl toparlayabilirdim...

"ictenlik" 06-10-2017 23:46

Köy/kır ya da doğa yaşamında doğdum ve yaşamımın ilk 13-15 yılı Hesse'nin Sidhartha sı gibi...
Oyun eğlence ve Csikszentmihalyi nin akış kuramlı zamanı...
Yargılamayan, karışmayan barışçıl bir birincil toplum grubu
Serbest işler...
Eğlence ve mizah bol boş zaman, kültürel doku ve insansılık
Siyasi gerçeklik yok-siyasi algı akış yok /çatışma yok. Sadece anne çatışması.
kültürel çatışma yok
Sonra evren değişikliği gibi oldu benim için dünya
Dünyaya üniversite yıllarında girdim /ilk adım attım
Bir çocuğun adım atışlarıydı bunlar. Hala da öyle

Şimdi hala iki evrenim var/ikiye bölünmüş...

Mülkiyet konuşuluyor. Belki bunları daha önce de yazdım
İddialı olacağını söylebilirdim ama mülkiyeti bilmiyorsunuz
Mülkiyeti gerçekten bilmiyorsunuz....
Bilenlerimiz vardır olabilir

Mülkiyeti bilmiyorsunuz...

Eğer kırsal mülkiyetle /komünal mülkiyet kavramlarını bir an bile yakınlaştırsak/tutuştursak 10 saniye sürmezdi dışardaki saçmalığın yıkılması

Eğer kırsal mülkiyetle (çocukluk yaşam dokumla ve örgümle/gerçeğimle) /komünal mülkiyet kavramlarını bir an bile benzeştirsek değil 10 saniye sürmezdi dışardaki saçmalığın yıkılması

Dışardaki yaşam değil resmi işkence. Toplum denenin ne halt olduğu belli değil. İletişim yok denecek kadar az
Doğadan habersiziz diyeceğim ama bundan bile habersiziz yani haber bağımdan
diyeceğimden haberi olması için birinin benzer bir hayat teknesinde yoğrulması gerekiyor

gerçeklikle ilgili -dokusal- gerçekten çok az şey görenimiz -çok az temas edenimiz- var...

Doğada zaman geçirmenin (doğada geçen zamanın ya da serbest zamanın/etkinliğin gücü ve önemi diyeceğim şeyin) ne demek olduğunun anlanması için bin fırın ekmek yenmesi gerekiyor. bir hayatın baştan kurgulanması yaşanması. Doğaya taşınmak bunu sağlayıp getirmeyecektir.

modern zamanlar saçmalığı ...yitikler görüyoruz--boş işler birde...

burda zaman dediğim şeyin anlamını anlamak için ki bunu bilen bilir anlayacaklar
boşuna kürek çekiyor boşuna yaşıyordunuz

komünizm gözünüze girsin

bir nesli doğaya armağan edin ve onları izleyin...

modern yaşamın kargaşasından komüne dair kuram üretilemez çünkü körsünüz-tamamen körsünüz
eyes wide shot- gidip görmeniz gerekecek-yaşamanız gerekecek
çocukların orda doğması gerekecek

"ictenlik" 07-10-2017 00:33

çocuklar evcil hayvanlar gibi baksanıza
toplum moplum yok ,evler resmi kerhane
aile bölünük parçanlanık. bölündükçe parçalanmış-çocuklar
parçalanmış
çocuklar parçalanmış


-
çocuğu eğitmeyi/yönetmeyi ve biçim vermeyi bırakmak! gerekiyor...
çocuk özgürlüğü diye bir kavram doğadan gelen
bu...

çocuk özgürlüğü dediğim büyük bir kavram... çok büyük...

korumacıl ve esirgemecil çocuk bakımı kıskacı...
bırakın ölsünler.bırakın doğsunlar.bırakın boğuşsunlar...
sahiplenmeyin-onu doğaya verin gibi bir bakış ve yaklaşım.. onu kendine verin /diğer herşeye bırakın/katın/alışsın yolunu bulsun gibi bir kavram..
çocuk sahiplenmeyi bırakın/kişi sahiplenmeyi .en çokta çocuk sahiplenmeyi....bu özgürlüğün en büyük kıskacı...


zaman fos ne yaşıyorsunuz ki! ne var ki ! şimdi...

haydi askerler savaşa/full metal jacket! yeni bir neslin doğması gerekiyor! eblehler savaşa

bombalar düşüyor! aldırma maskeni tak! sığınaklar güvenli. aldırma yaşamana bak

kartopu 07-10-2017 11:56

Alıntı:

uydurtu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 612124)
Bedreddin'e ithafen yani onun/Bedreddin'in düşüncesine ithafen söylenmiş bir şey sanırım...

Evet doğru Aslında Şeh Bedrettin in sözü. Nazım kullanmış .

kartopu 07-10-2017 12:11

Hep sorulur Komünizm de özgürlük var mı sınırları nereye kadar.?

Bunu komünistlerde bilmiyor.

Çünkü yaşanmayan bir şeyi bilmek mümkün değil. Bunu teorik olarak söyleyenler çıkarımlar yaparak anlatmaya çalışıyor. İnsan ı özgürleştirmek için İnsanı bağımlı olduğu şeylerden arındırmak gerektiği ni söylüyorlar.

1. zorunlu çalışma - 2.para- 3. mülkiyet -4 zorunlu birliktelik-5.devlet-6.sınırlar.
Buna benzeyen şeylerin insanın özgürlüğünü aldığı iddia ediliyor Bunlar kalktığında özgürlüğü engelleyecek şeylerde ortadan kalkacağı söylenir.
Bunda başka zorunluluklarda olabilir benim aklıma bunlar geldi.

Sınırları ise kimsenin sınırlarına girmeden yapılabilecek eylemsellikler. Sonsuz bir sınırsızlık olamayacağına göre özgürlüğünde bir sınırı vardır.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:13 .