![]() |
Tek Tanrı, üç ayrı irâde ?
Tevrat'ın "Yaratıılış" bölümü 1:27'de şöyle bir anlatım var:
"Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı" Ben, şimdiye kadar "Kendi benzeyişinde yarattı" şeklinde ifâde edilen kısmı, "Ahlâki ve ilkesel benzeyiş" olarak yorumlamaktaydım. Hristiyan teolojisi husûsunda yeterli bilgim yok. Kimi konuları akıl yürüterek kavrama çabasındayım. Tanrı, yaratılmamışsa madde değilse eşi ve benzeri yoksa bu âyeti lafzî olarak anlamak mümkün değil. Sn. world'un açmış olduğu bir konudaki linkten istifâde ederek Tanah'ın Türkçe tefsirini pdf formatında indirdim. Bu âyet, orada şöyle tefsir edilmiş: Alıntı:
Geçenlerde yaşamakta olduğum şehre, - bize yakın sayılabilecek başka bir şehirde bulunan - kiliseden görevlendirilmiş iki kişi geldi. Açıkçası, onların bu ziyâretinden pek memnun kalmıştım. Daha önce beni vaftiz etmek için gelen pastör, aradan iki sene geçmesine rağmen, bir telefon açıp da "Hocam ne yapıyorsun, iyi misin ?" diye sormadı bile. Her neyse... Benim amacım da kafamda oluşan inancın temel mantığına dâir kimi müşkilleri çözmek için teoloji eğitimi almış, birikimli insanlarla görüşmek, mümkünse kimi fikri problemleri çözüme kavuşturmaktı. Nasıl olduysa mevzû burada verdiğim âyete geldi ve ben, söz konusu "Tanrı benzerliği" ni "Ahlâki ve ilkesel" olarak anladığımı beyan ettim. Hemen itiraz edildi. Oradaki benzerliğin lafzen anlaşılması gerektiği söylendi. Ben, "Ne yani. Tanrı da aynen insan görüntüsünde mi ?" deyince "Evet" cevabını aldım. Tabii, bende sigortalar attı. 'Artık sizinle bir işim kalmamıştır' deyip kalktım masadan. Âsâbım iyice bozulmuştu. Aynı "Kutsal" kitap'ı okuyorduk ama; farklı sonuçlar çıkarıyorduk. Bunun üzerine internetten bâzı kilise adreslerinde verilen telefonlara ulaştım. Görüşme imkânı bulduğum kimselere karşılaştığım durumu aktardım. Bana "Olmaz öyle şey. Tanrı insana benzer mi?" diyen olduğu gibi "Seninle konuşan o kimseler, kuzu postunda kurttur" diyenler de oldu. Sonra bu vatandaşlar tekrar görüşme isteği izhar ettiler. Benim biraz çelebi bir yönüm vardır. Kıramadım kendilerini. Biraz daha sohbet ettik. Ama; bundan sonra görüşeceğimizi sanmıyorum. Karşı taraftan yeni bir görüşme isteği gelse de kabul etmeyeceğim. Neden mi ? Bakın, şu sebeple: Hani insan da aynı Tanrı görüntüsünde idi ya... Şimdi, bâkire Meryem deyince. Babasız İsa deyince İncilde - Her ne kadar ben farklı anlama çabası içinde olsam da - İsa'nın Tanrı için "Babam" demesine bakınca... Öffff, öf. Bu gün bendeki sigortalar artık tamiri gayr-ı kâbil şekilde attı. Zâten ben, buradaki mesajlarımda günümüzdeki "Hristiyanlık" ile bir ilgimin olmadığını yazmıştım defa'atle. Kendimi MESİH öğrencisi olarak tanımladım hep. Yine de öyleyim. Ancak; Tanrı'yı Meryem'in rahmine sokmayan, Tanrıya "anne" tâyin etmeyen, eşsiz-benzersiz ve boyutlar üstü olduğuna inandığım Tanrı ile insan vücudunu sentezleyip yeni "Tanrı"lar icad etmeyen bir MESİH öğrencisi. Burada müslümanlara karşı bir özür borcumun bulunduğunu itiraf etmek zorundayım. Gerçi, Kur'anda gördüğüm çelişkileri yine yazmaya devam edeceğim. Ama; her zaman olduğu gibi şahsileştirmeden ve belaltı vurmadan. Şunu da itiraf edeyim ki Muhammed'in mücadele ettiği "Müşrik" Araplar, inanç mantığı bağlamında Hristiyanlardan kat be kat daha ileri düzeyde. Onlar hiç olmazsa Tanrı'ya yaratış noktasında hiç ortak koşmamış, putları Tanrı'ya ulaşma amacıyla şefa'atçi olarak görmüşlerdi. Yahudi ajanı Truva atı Pavlus, önce "yasa-masa yok" deyip inancın şirâzesini kaçırdı. Sonra da Tanrı'yı üçe bölüp bir "teslis" üretti. Benim hep merak ettiğim husus ise şu olmuştur: Tanrı'ya inanma noktasında samimi olan insanlar, bu "teslis" geyiğini nasıl olup da kabul ettiler ? Pavlus, "Kutsal Ruhun Tanrının derin düşüncelerini bile araştırdığını" (I.Krnt. 2:10) söylüyor. Tek Tanrı ama; üç farklı irâde. İyi vallâ. Yersen. |
Hocam profilinizdeki yaşlı adam gibi gerçekten yaşlımısınız?
|
Alıntı:
Ama; yaşlıyım. 63 yaşımdayım. |
Vefik hocam bu fikirlerinizi 500 sene önce söylemiş olsaydınız ateşte yakılırdınız herhalde. Üçlü teslis hristiyanlıkta olmaz sa olmaz sanırım.
Bu konulara vakıf birisiniz, bundan istifade ederek birkaç sual edeyim ; isa size göre kimdir? Hristiyan dünyasının üzerinde uzlaşamadığı konular hangileri? İsa bir din getirdi mi yoksa onun üzerine mi bir din inşa ettiler? |
Alıntı:
İsteyen, istediğine inanıyor veya inanmıyor. İnanan da Tanrı'sını tercih hakkına sâhip. Alıntı:
Ben; MESİH'i çarmıhta katlettiren Yahudi tayfanın, Roma ile anlaşarak MESİH'e dâir her tür bilgiyi resmiyetten uzak tutumayı başardıkları kanâ'atindeyim. Hem Pavlus aracılığı ile MESİH öğretisinden farklı bir inancın oluşmasını sağlayarak bu öğretişin Yahudi toplumu üzerinde etkin olmasını önlemişler, hem de MESİH'e dâir Roma tarfından tutulacak resmi kayıtları ortadan kaldırarak, bu günki durumun oluşmasına zemin hazırlamışlardır. Pavlus'un mektuplarını dikkatlice okuyan biri, bu şahsın MESİH hakkında fazlaca bilgisi olmadığını, öğretişlerini tam olarak kavrayamadığını görür. Zâten Pavlus'un öğrenmek gibi bir amacı da yoktur. Tüm uğraşı, Musa'nın yasasını inkâr eden bir "inanç" üzerinden, kendi milletinin inancı ve kültürünün diğer uluslarca benimsenmesini ve bundan dolayı da Yahudiliğin zamanla diğer milletler içinde eriyip yok olmasını önlemektir. MESİH gerçekten yaşamamış olsaydı bu muhteşem öğretiş nasıl ortaya çıkardı ? Alıntı:
İsa konusunu anlamlandırmak için "Kefâret" ve "Çarmıh" kavramlarının irdelenmesi şart. Tanrı'nın Âdem'e "İyilik ve kötülüğü bilme ağacının meyvesinden yersen ölürsün" dediğini yazar Tevrat. "Tanrı "ölürsün" dediyse, bu muhakkak olacaktır. Bahse konu "ölme" beden ölümünden ziyâde, Tanrı lütfundan uzaklaşma, Âdem'in Tanrı ile olan bağının kopması demektir. Geri dönüşü de yoktur. Tanrı hükümleri ile "oyun" olmaz. O hüküm, kendi yüceliğinin doğal bir sonucu olarak Tanrı'yı da bağlar. İsâ'nın dünyaya teşrfi, günahsız yaşaması ve çarmıhta kurban edilmesi mezkür günahın bedelinin Tanrı indinde ödenmesidir. Mevzûnun daha net anlaşılması için şöyle bir benzetme yapayım: Adam öldüren birini düşünelim. Yakalanmış ve müebbet hapse mahkum edilecektir. Mahkemesi devam ederken bu adam yaptığından son derece pişmanlık duyan biri konumuna gelmiş olsun. Bu şahıs psikolojik olarak-duygusal olarak artık o eski katil değildir. Ama pişmanlığı ne kadar çok olursa olsun, öldürdüğü kimseyi tekrar canlandırmaz. Pişmanlığı, işlediği suçun bedelini ödemeye mâni değildir. Yargış, katilin pişmanlık ve üzüntüsünden etkilenerek "Seni affetti" diyemez. Derse, bu defâ adâlet katledilmiş olur. Dünyada bedeli olmayan hiçbir şey yık yâni. Eğer MESİH çarmıhta o bedeli ödememiş olsaydı, tek tek hiç birimizin günah sonucundaki pişmanlığı, Tanrı'ya ödenmesi gereken bedeli karşılayamayacaktı. Tanrı'nın affediciliği de yine kendi yüceliğinin doğal bir sonucu olarak belli ilkelere bağldır. Suçu günahı görmezden gelip "Hadi sizi affettim" diyemez. Kendi yasasını çiğneyemez. MESİH'in bir insan tarafı var. Hepimiz gibi gülmüş, ağlamış, acıkmış, uyumuş vs. Bu beden İncildeki o muhteşem öğretişleri bize yansıtan "ayna" olmuş. Tanrı, yaratıcı iradesini belli ölçülerde MESİH'te tecelli ettirmiş. Patrik Nestorios'un dediği gibi tecelli "Kutsal Ruh" olarak gelmiş ve MESİH çarmıh üzerinde iken O'ndan ayrılmış. Çünki, Tanrı ölemiyeceği gibi, ölüm ile Tanrı aynı bedende bir arada bulunmaz. MESİH'in daha sonra neden dirildiği husûsunu da Tanrı yüceliği ve işlerindeki muhteşemliğin, bizler tarafından müşâhede edilmesi bağlamında anlamakta ve açıklamaktayım. Yâni kefâret ödendikten sonra hayat... Hristiyan dünyasının üzerinde anlaşabildiği tek konu "MESİH Rab'bim ve kurtarıcımdır" cümlesinde bulunur. Hattâ bunu daha da istismar ederek "MESİH benim için öldü" deyip dünyada kafasına göre keyif sürmeye devam edenler de var. Tabii, böyle bir inanç ciddiyetten bir hayli uzak. İsâ zaten din getirmedi. Bu gün "Din" diye ortada duran oluşumlar, inancın din baronlarınca kurumsalaştırılmış biçimidir. İnsan ile Tanrı arasındaki bağı tesis etmek, tâbiri câizse "yol"u açmaktan ziyâde Tanrı adı üzerinden yığınlara hükmetme ve sömürme aracıdır dinler. İstisnâsız hepsi böyledir. MESİH, öğretişleri ile hangi Tanrı'ya inanmamız gerektiğini, O'nunla nasıl sağlam bir bağ kurulucağının yol ve yöntelmerini belirtir. Bunun başı ve sonu da şu âyettir. ‹Evet›iniz evet, ‹hayır›ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan'dandır. (Matta 5:37) |
paylaşımların için teşekkürler hocam. çok ta yabancı değil hikayeler.. dünyayı kurtaran kahramanlar fedailer... anladığım o ki dönemin uyanıkları kodamanları aristokratları isa adlı bir garibanın üzerinden iyi bir düzen kurmuşlar ama isanın mistik bir yönünün olduğuna inanırım ama sadece o kadar, dünyayı kurtaracak kadar değil.
|
Din örgütlenme biçimdir. İhtiyaç duyulmuş ki doğmuş. Bütün örgütlenme biçimlerinde hikayeler kahramanlar tarih vardır.
Bana göre niçin doğduğu olmasa neler olabileceği önemli Her idoloji gibi dinde muhalefet olduğunda başka iktidar olduğunda başka olur. Din insanlar için yine insanlara karşı yaratılmış bir sığınaktır. Tanrı fügürü bir şemsiye korunak umut olarak vardır. Tanrı, şeytan melek cehennem cennet insanlar tarafından kötülük iyilik ve umut olarak yaratılmış soyut kavramlardır. İnsanları bir arada tutmaya yaramış örgüttür din. Her idoloji gibi egemenlik baskı mülk iktidar içinde vardır. Bu gün en çok devletlerin işine yaramaktadır. |
Vefik Sami;insan dediğimiz şey nedir?
Et ve kemik mi? Adem'mi? Değil işte.. İnsan denilen şey,aslında İsa'dır..Yani logos,kelam..İsa ve tanrı ise aslında aynı şeydir.. Yani ''Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu'' ifadesi literal anlamda,yani zahiri anlamda anlaşılmamalıdır..Burada bir batıni/gnostik anlam var.. Tanrı bilinmek için kendi suretinden,yani kendi ruhundan İsa'yı yaratıyor..Tüm madde de İsa'dan sudur ediyor..Aslında tanrı bir yaratıcı değil..Bu yaratıcılık vasfı İsa'ya ait.. Yuhanna incilinde şöyle deniyor; Alıntı:
Bu yazdıklarım gnostisizm oluyor:) Pavlus Yahudi ajanı filan değildir..Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Pavlus bir gnostiktir..Pavlus tarihi İsa'dan filan bahsetmez..Şu üstte yazdığım şeylerden bahseder.. Teslis konusu da geyik konu filan değildir..Çok derin bir konudur bu..Taaa antik Mısır'a kadar gider..Bir mısır metninde tanrı şöyle der;''BİR OLARAK ÜÇ HALİNE GELDİM'' Sizin inancınızda tanrı tektir..Tanrının özü babadır..Tanrının sözü oğuldur..Tanrının ruhu da kutsal ruhtur..Esasında üçü de aynı şeydir..Bu konuya geyik olarak bakmanız,sizin bu konulardan ne kadar ırak olduğunuzu gösterir.. |
Vefik hocam, bir kaç şey eklemek isterim. İlk olarak başlık hakkında yorum yapacağım.
Hristiyanlıkta ''tek tanrı ama üç farklı irade'' inanışı tam olarak yoktur. Anlatmak istediğiniz doğrudur. Ama cümleniz açıklanırken eksik kalabilir. Şöyle ki; tek tanrı ama farklı üç iradesi vardır denilince, bir kişinin üç farklı kişiliği olduğu ya da üç farklı şekilde tezahür etmesi olarak anlaşılmamalıdır. Buna göre biz; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'u tek bir kişi olarak mı görmeliyiz? Yani eğer İsa ile Baba aynı kişi ise, öyleyse çarmıhta acı çekerek ölen kişi Baba mıdır? Hayır. Öyle olsaydı; bu modalizm olurdu. İşte burada asıl Üçlü Birlik (hayır teslis değil; teslis sadece üçlük demektir) dediğimiz şey girer; Baba Tanrıdır, Oğul Tanrıdır, Kutsal Ruh Tanrıdır. Üçü farklı kişilerdir, farklı bireylerdir. Ama buna rağmen tek bir tanrı vardır. Üçünün farklı iradeleri var olsa da, öz de aynıdırlar. Üçü de eşit derece de tanrıdır, buna rağmen üç farklı tanrı değildirler. Tek tanrı vardır. İnsanın Tanrı suretinde, benzerinde yaratılmasına gelince... Kutsal Kitap; Tanrı hakkında; Tanrı ruhtur (Yuhanna 4:24, Yuhanna 4. Bölüm 24. ayet) olarak bahsetse de, aynı tanrının yeryüzündeki Aden Bahçesinde/Cennet'ül Adn'de yürüdüğünden ve Adem ile Havva elmayı yiyip ağacın arkasına saklanınca, Tanrının onları bahçede göremediği için ''Neredesiniz?'' diye sorduğundan bahseder. (Yaratılış 3:8-9/Yaratılış 3. Bölüm, 8 ile 9. ayetler). Alıntı:
Modern Hristiyanlık hareketleri içerisinden Tanrı tasviri için şu örneği verebiliriz; misal, Son Zaman Azizleri/Mormon hareketinin lideri (temelde, İsa Mesih'in Son Zaman Azizleri Kilisesi/Church of LDS ve Mesih'in topluluğu/Community of Christ olarak iki ayrı harekettir) ve peygamberi olan Joseph Simith, Babayı da gördüğünü iddia etmiş ve onun da aynı İsa gibi bir bedeni olduğundan bahsetmiştir. Bu yüzden Mormonlar, Babayı da insan bedeninde resmederler. Bu arada, Yahudilikte ve doğal olarak da Hristiyanlıkta cennet ve cehennem inanışı İslam'dan farklıdır. Çünkü cennette, cehennem de yeryüzündedir. Hristiyanlıkta; Eski Yunan/Grek kültüründen dolayı hades inanışı aşılansa da, Eski Ahit'e göre Cehennnem dediğimiz yer; Gehinnom-Hinom Vadisidir. İsrail'dedir. Hem bugün İsrail'e gidip, cehennemin dibini görebilir, hatta cehennem de (uzaktan da olsa) özçekim yapabilirsiniz. Yine de o sizin takdirinizdir. |
Sn. uykucu birâder;
Hoşgeldiniz. Eski üyelerden olup yeni müstear ile yazan biri misiniz, yoksa gerçekten "yeni üye" birisi miiniz, bilemem. Fakat; yukarıdaki kısa ve özlü mesajınızı okuduğumda, pek de "uykucu" biri gibi görünmüyorsunuz. Ben, 2008 yılı sonundan bu tarafa İncil çalışıyorum. Üye olduğum Hristiyan forumlardan kovuldum. Yazdığım Pastörler beni artık dikkate almıyorlar. Çünki; bana sunulanı ezberlemiyorum. Sizin, Hristiyan teolojisi hakıında ne bildiğiniz bence meçhûl. Ancak; birikimli biri iseniz sizden isitfâde etmek isterim. Dikkat ettiyseniz eğer, başlık cümlesi sonunda soru işâreti var; nokta koymadım. Başlığı bu şekilde seçerken içindeki mantıksal abukluğu da vurgulamak istemiştim. Kültür Hristiyanları "Tek Tanrı"ya inandıklarını ileri sürseler de MESİH'e "Kelâm" desler de kendi "söz"ü ile konuşan bir "Tanrı" duruyor karşımızda. Bu arada Pavlus'a göre Kutsal Ruh Tanrı'nın "derin" düşüncelerini araştırıyor. Bütün bu anlatılanlara bakınca, Hristiyanların inanç algısında net bir Tanrı profili oluşmadığı görülüyor. Ben, Dört gospel'i okuduğumda "Baba" olarak tanımlanan Tanrı'yı bize anlatan-tanıtan bir öğretiş gördüm. Arkadaşınızı tanırsanız, onun sizden ne beklediğini de bilirsiniz. Kur'anda yüceltile yüceltile âdetâ bir "muammâ" hâline sokulan Allah var. Asla onu tanıyamıyor ve emin olamıyorsunuz. Ama; her istediğini, de yapmak zorundasınız. İslam inancında neden bu kadar çok "münafık" olduğunu anlamak sanırım zor olmasa gerek. İncilde bizim anlayacağımız biçimde bir Tanrı profili çiziliyor. İyi, ahlâklı, merhametli, barış sever, cömert vs. İnsanlara deniyor ki; "Tanrı budur. Siz de ahlâki ve ilkesel açıdan Tanrı'ya benzeyin." Bu durumda samimi olarak Tanrı'ya benzemek için çalışmak, çaba sarfetmek, zâten ibâdetlerin en önemlisi olacaktır. Ne anlama geldiğini bilmediğiniz ve ezberlediğiniz bir yığın yabancı cümleyi akşama ladar kırk kere tekrarlayarak Tanrı'ya ulaşamazsınız. İncilde bu kadar net, bu kadar sâde ve anlaşılır ilkeler varken, bunların içindan Tanrıya dâir üçlük çıkarıp insanlara dayatmak da epey "mahâret" olsa gerek. İsâ kişilik olarak benim çin hâlen bir sır. Sıradan insanların - ki, bunlar elçi de olsalar fark etmez - aslâ yapamayacakları işleri yapmış. Sıradan insanların aslâ başaramayacakları biçimde etkili sözler söylemiş. Sıradan insanların tanıtamayacakları şekilde bir "Tanrı tanımı" ortaya koymuş. Bu açıdan baktığmda O'nu sâdece Rabbuni/öğretmen olarak görmek, göstermek MESİH'e haksızlık olacaktır. Bir insan bedeni taşıması sebebiyle Kendisine doğrudan "Tanrı" demek de benim zihnimdeki Tanrı algısı ile uyşmuyor. Bu sebeple ben, Tanr'ının yaratıcı irâdesinin MESİH'te teceli ettiğini düşünüyorum. Bu kadar muazzam ve etkili bir öğretişi sıradan bir insan zihninin üretmesi mümkün görünmüyor. Kendimi "MESİH öğrencisi" olarak tanımlıyorum. Ne var ki MESİH'in kimliği ve kişiliği ile ilgili çözemediğim şeyler de var. Bunları artık zamâna bıraktım. Ölene kadar da MESİH öğrencisi olarak kalacağım. Bunu yaparken de imanımı bir dünyevi otoriteye onaylatmak zorunda olmadığım gibi onlar tarafından "iman açıklaması" diye dayatılan şeyleri de sırf bir yerlere âidiyet sâikiyle "Kabul etmiş" görünemem. MESİH, "Evetiniz evet, hayırınız hayır olsun" buyurur. O'nun istediği kalitede bir insan olamasam da hiç değilse "özü ve sözü dengeli biri" olarak huzuruna çıkmayı umud ederim. Saygılar. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
İsa, ölümden dirildikten sonra Havarilerine bir görev verdi. Havariler de inandıkları kurtuluşun haberini mümkün olduğunca yaydılar. Bunu yaparken de, yine İncil'den biliyoruz ki, aynı Havariler cemaatler kurdular. Örgütlediler. Cemaatlere düzen getirdiler. Ve en önemlisi de, ellerini koyarak, Kutsal Ruh ile yeni yetkililer tayin ettiler. Bu da günümüze kadar devam etti. Güvencesi ise, her tayin edilenin Kutsal Ruhun iradesi altında olduğudur. İncil'den okuyoruz. Kabaca buna Havarisel Gelenek deniliyor. Hristiyan değilim, ama Hristiyanlığın sırf bir kitap üzerinden amel edildiğini zannetmiyorum. Hristiyanlığın sadece bir kitap dini olmasından ziyade, pratiğiyle de yaşayan bir din olduğunu düşünüyorum. İncil ise, Havariler tarafından aktarılan bu sözlü veya pratik geleneğin yazılı bir örneği gibidir. Tabii imanınız sizi ilgilendirir. Saygı duyuyorum. İncil'e göre kurtuluş olarak kural, İsa'yı Rabbiniz yani Efendiniz/Sahibiniz ve kurtarıcınız olarak kabul etmektir. Yani O'na iman ettikten sonra bir tek, İsa'nın sizi yargı gününde, Baba'nın önünde savunması kalıyor. Haydi hayırlısı :) Ayrıca son cümleniz de kesinlikle haklısınız ki; günümüzde yeni imanlıların okuması için önlerine sunulan, Havarilerin İman İkrarı olarak bildiğimiz metin, havariler tarafından kaleme alınmamıştır. İltifatınız için ise, ayrıca tekrardan minnettarlığımı sunarım. Umarım cümlelerim anlaşılırdır. |
Alıntı:
Yalnız bu söz, söz bile değil ki? Bunu söyleyen Tanrı değil ama Tanrı söylemiş gibi reklam ediliyor, anlayanda böyle anlıyor. Bu sözü söyleyen bir İNSAN. Sen ben gibi bir insan, bir insana mı uyacağız şimdi (!?) İnsan bir Tanrı yaratıyor, o Tanrı da insanı kendi süretinde yarattı diyor, böylelikle bunu diyen başta kendini kutsamış oluyor!! Yok böyle bir kutsallık, insandan bir yol olmaz, Tanrı hiç olmaz... İNSAN OLSUN YETER, başka bir şey olmasına gerek yok. |
Alıntı:
Tanrı'nın yarattıkları ile - özelde insan - iletişime geçmesi için söze ihtiyâcı yoktur. İletişim kurmak amacıyla ihtiyaç duyan, bizleriz. Bâzen, inanca dâir bir müşkili yıllarca düşünür ama; cevap bulamam. Sonra, aynı konu hakkında bir hatibi dinlerken ya da bir sohbet esnasında kendim konuşurken, sorun zihnimde birden çözülüverir. Bu "çözüm"ü kitaplar dâhil hiçbir materyâlden okumamış ve kulağıma birileri cevâbı fısıldamamışken, çözüm nasıl ortaya çıkmış olabilir ? Kanâ'atimce, burada devreye giren Tanrıdır. Fakat bu olurken, benimle konuşmuş veya "gökten" kitap indirmiş de değildir. Benim için "Kutsal kitap-kutsal metin" diye bir şey yoktur. Kitap'ı kutsadığınızda, içinde yazan her absürd durumu - Tanrı'ya izafe edilmiş olması hasebiyle - kabul etmek zorunda kalırsınız. Yarın, öbür gün bir şekilde O'nun huzuruna çıktığımda; "Sen, beni aramak ve tanımak için neden çaba sarfetmedin ? Beni gerçekten tanımış olsaydın, bana atfedilen kimi saçmalıkların, benden kaynaklanamayacağını da rahatça göremez miyidin ?" derse, ben ne cevap verebilirim ? Ne var ki kabul etmediğim hususların, bence bir mâzereti var. Derim ki "Ey Tanrım !.. Senin sözün olduğu iddia olunan bâzı hususları, zâtına ve yüceliğine yakıştıramadım. Aklım ve mantığım, bunların senin emrin-ilkelerin olamıyacağını gösterdi" Ha, "Affedilirim" şeklinde bir iddiam yok. Tanrı lütfunu daha şimdiden "ipotek" altına alamam. Ama; Tanrı'nın da beni "Neden aklını kullandın ?" diye suçlayacağına ihtimâl vermem. İnanç; Tanrı ile insan arasında olan, kişiye özel iletişim alanıdır. Bunu bir şekilde herkes anlayabilir. Ama; iman kitaplardan okunmaz. Vaizlerden duyulmaz. Gökten zembille inmez. Kişinin, Tanrı'ya ulaşma noktasındaki samimi çabalarının bir sonucu olarak ve yaşanarak edinilir. İmana dâir her şeyi kitaplarda bulamazsın. Bulamadığın için de çoğu söylemlerinin içi boş, kof söylemler olduğunu kendin bile farkedmezsin. |
Felâsife;tabi ki yazılanları yazanlar insanlar..Başka bir seçenek yok zaten..Yalnız siz inançlısınız..Sizin inandığınız şeyi de yazanlar insanlar..Yani siz bir insana uyuyorsunuz..!
Vefik Sami;abi sen uçmuşsun..Senin Hristiyanlıkla filan bir alakan yok..Yazdıklarınız ortada.. Kitapları kabul etmiyorsunuz..Din adamlarını da..Pavlus Yahudi ajanı,teslis saçmalık filan..Tipik bir gnostiksiniz aslında..:) Devreye tanrı girdi diyorsunuz ya,işte o an gnosis anıdır..Bu bir vahiy gibi birşeydir..İslami tasavvufta da marifete tekabül eder bu.. İnancınız size has bir durum da değil..5000 yıldır sizin gibi inanan insanlar var oldu..Antik Mısır'dan beri,bu tarz inançlar hep var oldu..Yani ''ben ezberler ile ilgilenmiyorum'' diyerek,kendinizi farklı bir konuma sokamazsınız.. |
Alıntı:
Anlaşılan ne! "Tanrı, insanı kendi süretinde yarattı" bitti... Bu sözü Tanrı söylemiş, herkesin anladığı bu! Oysa bu sözü söyleyen insan! Bu konu hakkında çok şeyde söyleyebilirim ama bir şey değişmeyecek, o yüzden benim için başka seçenek "hakikaten yok" Alıntı:
Aslında bu söylemin sorusu da var o soru sorulmadı? inanmaya inanmak veya her şeye inanmak inanmayı STATİK eder, bu nasıl veya nedir? sorusu hiç gelmedi. Bu forumda STATİK/DİNAMİK düşünceden ara ara bahsediyorum, bazende NÖTR düşünce diyorum, diyeceğim neye inandığımı veya inanmadığımı bilirseniz memnun olurum. Helede bir insana inanmak, bu meseleyi dahada ilginç eder. Sevgiler |
Teslis inancı, felsefi ve düşünsel düzlemde mantıklı bir tutarlılık taşımaktamıdır? Bu eksende mantıklı bir aciklamasi yapilabilir mi? Burada Tanrı varmıdır, yokmudur ya da Hristiyan inancı dogrudur veya degildir meselesinde degilim. Sadece teslis inancı, mantıksal bir düzlemde tutarlilik tasiyacak bir nitelikte aciklanabilir mi? Sizin fikirlerinizi merak ediyorum bu konuda. Ozellikle spartacus mahlasli arkadasimizin fikirlerini ogrenmek isterim. Tabii ki objektif olmak şartıyla.. Çürütmek amacıyla degil.
Not: Teslis inancini bildiginizi varsayarak bu soruyu soruyorum. |
Alıntı:
|
Filipililer 2:6 ayeti uzerine
Konu baglaminda Filipililer 2:6 ayetini aciklamak istiyorum. Bu ayet Teslisi savunmak icin kullaniliyor ve TAMAMEN YANLIS cevrilmis.
Bizim TURK cevirisi ve bazi Ingilizce ceviriler YANLIS ceviriyor. SAHTEKARLIK yapiyor. Simdi Turkcesinde soyle cevirmisler: "Mesih, Tanri ozune sahip oldugu halde, Tanri'ya esitligi simsiki sarilacak bir hak saymadi." Bunun Yunanca metnini oturup arastirdim. Siz de bakarsaniz eger, bu cumledeki en kritik kelime olan oz kelimesinin aslinda hicbir sekilde bulunmadigini fark edersiniz. Pavlus burada morphe kelimesini kullanir ve morphe, ne klasik Yunancada ne de LXX cevirisinde "oz", "mahiyet" ya da "tanrisal doganin icsel yapisi" anlamina gelir; yani bu tamamen UYDURMA bir ekleme. Tam tersine form dis gorunus, algilanan bicim, dissal ifade anlamlarinda kullanilir. Bu nedenle Turkce cevirilere "Tanri ozune sahip olmak" gibi bir ibarenin girmesi, dilbilgisel degil tamamen teolojik bir tercih olarak ortaya cikiyor. Aynı metindeki hyparchon fiili de genellikle "once Tanri olarak var oldu" seklinde cevrilir, fakat fiil simdiki zaman bir ortactir ve gecmise dair bir "Tanri olarak var olma" durumu ifade etmez; daha dogru sekli "Tanri'nin formunda var olarak" seklinde olmali. Dilbilgisinin en kritik noktalarindan biri de ouk harpagmon ifadesi; cogu ceviride bu "esitligi elde etmeye calismadi" ya da "hak saymadi' seklinde verilir, fakat Yunancada olumsuzluk edati fiile degil isme baglidir. Bu durumda ifade, "esitligi elde edilebilir bir sey olmayan olarak gordu" anlamina gelir. Bu da, Isa'nin, Tanri'ya esit olmanin zaten mumkun olmadigini bildigi icin hicbir zaman boyle bir seye yeltenmedigi anlamina gelir. Iste bu noktada, Filipililer 2:6'nin aslinda Teslis lehine bir arguman olmadigi ortaya cikiyor; metin Isa'nin Tanri oldugu icin kendini bosalttigini degil, Tanri olmaya calismadigini ve alacakgonullu bir kulun yolunu sectigini soyluyor.. Ilk yuzyil Yahudi dusunce dunyasinda 'Tanri'nin formu' Tanri'nin ozune sahip olmak degil, Tanri'nin eylemlerine ve amacina uygun davranmak demektir; yani "Tanri gibi gorunmek' Tanri'nin dissal bicimine sahip olmak degil, Tanri'nin karakterini eylemle yansitmak anlamina gelir. Bu nedenle Pavlus'un soyledigi sey, Isa'nin Tanri gibi davranip Tanri gibi dusundugu, fakat buna ragmen insanlik icin kendini bir kul gibi alcaltmayi sectigi... Ozetle, ayet teolojik eklemelerinden arindirildiginda Mesih'in Tanri'nin ozune sahip olduguna dair bir ifade icermez ve metin sadece Isa'nin Tanri-benzi eylemler gosterip buna ragmen en alttaki yolu sectigini vurgular; bu da hem dilbilgisi hem baglam acisindan ilk yuzyil Yahudi bakisiyla da uyumludur. Ek olarak sunu da belirtmek gerekiyor: Bu ayetin yanlis cevrilmesinin en buyuk sebeplerinden biri, metne Platonik ve Aristotelesci felsefeperspektifiyle yaklasilmis olmasi. Platon'un "Formlar Alemi" ve Aristoteles'in 'oz–mahiyet" anlayisi, Batili Hristiyan teologlar icin yuzyillardir bagli oldugu bir anlayis. Teslis de zaten buradan geliyor. Bu filozoflara gore bir varligin 'formu" onun "ozu" yle dogrudan baglantilidir; bir sey formu paylasiyorsa ozunu de paylasir. Fakat bu tamamen Grek felsefesine ait bir yaklasim. Pavlus'un bagli oldugu Yahudi dunyasina ait bir dusunce degil; Ibranice dusuncede "oz" diye bir kavram yoktur; insan ya da herhangi bir varlik "ne oldugu" ile degil ne yaptigi, yani amaci ve fonksiyonu ile tanimlanir. Bu nedenle morphe theou ifadesini "Tanri'nin ozune sahip olmak" seklinde cevirmek, Pavlus'u Platon'un ogrencisiymis gibi okumaktir. Oysa Pavlus bir Yahudi olarak yaziyor ve Yahudi teolojisine gore Tanri'nin fiziki bir formu ya da "ontolojik mahiyeti" yoktur. Dolayisiyla bu ayeti Grek felsefesi altinda okumak, metne hem zaman disi hem de yabanci bir anlam yukluyor. Kisacasi, cevirilerdeki bu "Tanri ozune sahipti" yorumu, Kutsal Kitap'tan degil; Platon'un form teorisinden/Aristoteles'in oz–nitelik anlayisindan dogan felsefi bir eklemedir. Bu ekleme de metni tamamen baska bir yonde yorumlamaya sebep oluyor ve sonucta da bir teslis savusunu yapiliyor. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:19 . |