Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Konu-dışı (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=12)
-   -   Genel İnternet Alıntıları , Linklemeler (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=40777)

"ictenlik" 04-04-2018 11:57

Genel İnternet Alıntıları , Linklemeler
 
-Alıntı, Link ve İçerik Tavsiye ve Paylaşma Alanı gibi düşünebiliriz...

Arkadaşlar; kendimce bir şeyler araştırırken, internette rastladığım kimi içerikler ve veritabanları ya da bloglar ve ilgi çekici bulduğum, beğendiğim ya da okumaya-dinlemeye ve araştırmaya, bilmeye, ulaşmaya değer yorumlama biçimi ve içerik ve alıntı gibi şeyler üzerine ;
örneğin mitoloji bölümüne gidip bir alıntı başlığı ve içeriği dinler bölümüne gidip bir alıntı içeriği ve başlığı kurmak istemedim...

Bunların kimini konular içinde de serpiştirmek istemedim.
İnternette bulduğumuz içerikleri ve genel alıntıları ve linklemeleri paylaşabiliriz.

Forumda böyle bir alan var mıydı bilmiyorum..

"ictenlik" 04-04-2018 12:06

İnsanın en derin kaygısı kendine köken yaratmaktır.-Bir Blog ve İçerik Sunumu
 
Alıntı:

Alıntı:

İsrail Ya da Göksel Hizmetkar Cinlerden Modern Şeytana

İnsanın en derin kaygısı kendine köken yaratmaktır. Bu kökenleri bilmedikleri zaman uydurmuş , yüzyıllar boyu kendini olduğu gibi kabul etmemiştir.

Batı insanının resmi tarihi bir kayıpla başlar, anlatılan tüm tarih Hegelci anlamda fenomenolojik bir tarihtir.

Kitaplar olmasa insan belleği zayıftır ; bu nedenle İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla başlayan süreçte ,Katolik engizisyonundan Hitler'e kadar kitaplar yakılmıştır.XX yy. ortasına kadar tiran II. Nabukodonosor'un soyundan gelen tiranın öfkesinden kaçan onbinlerce İbrani için yazılmış olan Tekvin'den başka yaratılış hikayesi yoktur.

Şeytanın kurbanları olduğumuz tüm eğitim kurumları içerisinde bize öğretildi ve biz buna inandık. Atalarımız olan Adem ve Havva sıradan zevklerin bulunduğu Yeryüzü cennetinde oturur, her türlü paradoksal gerçekliğin olduğu bu yer hem doğulu hemde Rousseacu özelliği bünyesinde taşır. Panterlerle kuzular bir arada yaşar, demek'ki panterler otoburdur.

Cennet (Aden) bir İbrani buluşu değildir.Aden Sümerlerden gelir ve İÖ III-II yüzyıla kadar uzanır; Akad dilinde yine Cennet demek olan Adenu'dan türemiştir. Bu yer görüldüğü kadarıyla ne İbranilere aittir nede tüm zamanlara çünkü Arkeologlar Tekvin'deki Adenu'yu sulayan tek bir koldan kaynağı olan dört ırmağın yani , Pişon , Gihon, Hidekel, ve Perat' ın Basra körfezine döküldüğünü düşünürler. Bunlar Fırat ve Dicle' nin iki ana kolu olmalıdır. Kısacası Cennet eskiden Irak'ta olmalıdır.

Adem ve Havva masumdur daha sonra Şeytan Havva'yı baştan çıkarmış, yenik düşen Havva daha sonra Adem'i baştan çıkarmıştır.Böylece kötülüğün ne olduğunu bilmeyen ilk insanların günahlarının ağırlığını sonsuza dek taşırız.Hukuksal yönden bir suçun oluşabilmesi için Kanuni Ehliyet şartı aranırken Tanrının böyle bir ehliyet arama derdi yoktur.

Peki Tekvin'de çıplak yılan olarak tasvir edilmiş olan bizim Şeytanımızmıdır.?

Bahçenin ortasında bulunan ağaç meyvasından yerlerse ne adem'in nede kendisinin öleceğini ilk kadına söyleyen bu yılan Şeytanmıdır. ?

Söz konusu ağaç iyiliğin ve kötülüğün sembolüdür. Dolayısıyla iyiliği ve kötülüğü bilmeyi yasaklayan Tanrısal emir tartışmaya açıktır.

Tanrıya saygı , iyiliğin ve kötülüğün bilinmesini gerektirmez mi. ?

Tanrı iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunun bilinmesini yasaklamış olabilirmi. ?

Dahası bu yılan meyveyi yerlerse tanrılar gibi olacaklarını söyler. Ancak ölümü cennetten çıkışta tanıdıklarından ,önceden zaten ölümsüz olduklarından Tanrı gibi oldukları ve bunun yılan kadar uyanık bir hayvana yakışmayacak mantıksızlıkta bir söylev olduğu düşünülebilir.

Hakikat çok basittir : Adem ve Havva sevişmişlerdir, günah buradadır. kadın ve erkeği yaratıp bunları sıcak bir bahçede çırılcıplak bıraktıktan sonra kaçınılmaz günahı bekleyip sonrasında alevlerle tehdit etmek pek anlaşılır bir şey değildir.

Kötülük ağacı bir simgedir, tıpkı bütün simgeler gibi anlamı muğlaktır, peki yılanda böylemidir. ?

Bundan kuşku duyulabilir çünkü Tanrı ona yılan olarak hitap etmiştir : karnının üzerinde yürüyeceksin ve ömrünün bütün günlerinde toprak yiyeceksin. Ve şöyle devam eder : ve seninle kadın arasına ve senin zürriyetinle onun zürriyeti arasına düşmanlık koyacağım. (Zaten başka türlümüdür.?)

Aden bahçesinde yılan ve insan zürriyeti mesafe yokmudur.?

Dahası yılan kılığına girmiş Şeytan ise cennete işi nedir. ? Bu Tanrının kötülüğüde yaratıp cennete sürdüğü anlamıdamı taşır. ? Eğer böyleyse Adem ve Havvanın cennette oturan birinin davetine uymuş olması nasıl cezalandırılabilir. ?

Cennetten kovulma , ilk gelen insanları pek etkilemez, entelektüel birikimleri ve fizikleri olağan üstü şaşırtıcıdır.Fakat dahada şaşırtıcı olanı Tanrının insanların yeryüzüne yayılmasından hoşnutsuz olmasıdır.Tanrısal hayal kırıklığının sonucunu tüm yaradılış öder ve Tufan olur.

Bu yılanın bir oyunu mudur yoksa kendinden daha fazla geçim maddesi biriktiren kardeşine öfkelenen Kabil'in cinayetinin bir sonucu mudur. ? Bu durumda gökte uçan kuşun suçu nedir. ?

Görüldüğü üzere Yahudiliğin başlangıcından itibaren kötlüğün kaynakları belirsizdir.Bununla kast edilen yazılı Yahudiliktir ; çünkü İncil mezapotamya arkeolojisi tarafından Habiru, İbraniler adı altında bilinen halkın oluşumundan sonradır.Hatta İncil çok sonradır. Çıkış sonrası , yani Kudüs'ün İ.Ö 587'de II. Nabukodonosor tarafından zaptedilmesi ve yok edilmesi , İ.Ö 538'e dek babilde Yahudilerin esir edilmesi sonrası yazılmış , farklı öğelerden oluşan bir metindir. Demek ki Tekvin Kudüs'e geri dönüşte yani V. yy başında yazılmış olmalıdır. Dahası ,Tekvin'e göre yaratıcının hayal kırıklığı ile kendi yarattığı oğullarının gürültüsüne kızan Babil'in çabuk öfkelenen yaratıcısı Apsu arasındaki benzerlik insanı etkilemez. ? Ya da Tanrı Enki ve sarhoş eşi Ninmah tarafından insanlığın eğri bacaklı ve başarısız olarak yaratıldığı yaratılış hikayesine nasıl benzemez. ? Üç durumdada yaratıcının başarısız kalmış ilk yaratılışı vardır, bu tanrısal öfkeye neden olur ve artık Şeytan ‘ a gönderilmeye ramak kalmıştır.

Babil sürgününde alınan sadece yaratılış değildir, Nuh'un hikayesi Babil efsanesinde bulunur.

Peki Yahudiler kendi şeytan yorumlarını nerden almışlardır.? Çünkü şeytan diye adlandırılmış olsada Cenneteki yılan Şeytanın bir taslağıdır.Babil destanında bir baştan çıkarma bölümü vardır ve buradaki terimler Tekvinde Adem'in Havva tarafından baştan çıkarılmasını hatırlatır : Tanrıça İştar ‘ın cazibesine kapılan Endiku kendini " bilgelik ve büyük bir bilgiyle" donanmış bulur.İştar'ın sevgilisine yönelttiği sözler yılanın tanrı gibi olacaksınız cümlesiyle şaşırtıcı olarak benzer. Fakat İştar , Babil dininde özellikle bir kötülük ruhuyla özdeşleştirilmiş olmaktan uzaktır ; kuşkusuz , baştan çıkarıcı bir Tanrıçadır, çılgın ve kimi zaman acımasızdır, ancak kötülüğü temsil etmez.

Tekvinin özgünlüğü şeytanın habercisi olan bu yılanı keşfetmiş olmaktır. Peki Şeytan baştan itibaren varmıdır. ? İlk bakışta Tanrının Kabil‘i azarlamasının düşündürdüğü şey budur.Kabil ilk mahsulünden elde ettiklerini Tanrıya sunduğunda tanrı bilinmeyen bir sebepten bağışı kabul etmez.

" Eğer iyi davranırsan o yükselecek mi. ? ve eğer iyi davranmazsan ,günah kapıda pusuya yatmıştır ;ve onun istediği sensin"

Ortadoğuda bolca bulunan kim olduğu belli olmayan basit bir cin konusudur, fakat şeytan değildir. Bunun kanıtı meseller Kitabı'ndaki Şeytan hakkında söylenenlerden anlaşılır.

" Ve Tanrı oğulları rabbin önünde kendilerini takdim etmeye geledikleri gün vaki oldu ki, onların arasında şeytan'da geldi.Ve rab şeytana dediki : nereden geliyorsun ? Ve şeytan rabbe cevap verdi : Dünyada dolaşmaktan ve oradan gezinmekten. Ve rab şeytana dedi : Kulum Eyübe iyice baktınmı ? Çünkü dünyada onun gibisi yok ; kamil ve doğru adam…"

Göksel konseyde Şeytan , tanrının yakını olarak bulunur.Bu şeytanın aşağı aşağı bir tanrı olarak, fakat yinede tanrı olarak görülmesidir. Burada , Vedacılıktan türeyen dinleri ve Triker Loki'yi çağrıştırır. tanrının onayıyla Şeytanın zavallı Eyübü sınayacak fakat her şey yoluna girecektir.Nihayetinde şeytan tanrısal istencin aletidir.Bu istençler, paradoksal biçimde , Eyüp'ün görüldüğü kadar erdemli olup olmadığını öğrenmeyi hedefler.

Demek ki şeytan gözden düşmüş melek, ağzı salyalı isyancı, tanrının yeminli düşmanı değildir.Bu aynı zamanda peygamber Mikaya'nın İsrail kralı Ahab'a anlattığı hikayeden edinilen izlenimdir.

Eyüp'ün hikayesinde kışkırtıcınınkine benzer bir konuşma, Mikaya'nın yürekliliği işe yaramaz : Peygamberin başı Sedecias onu tokatlar , ardından kral onu hapse atar.Demek ki Tanrı Ahab'ın yenilmesi niyeti gerçekleştirmiştir ve bunuda esrarengiz Yalan Ruhu sayesinde yapmıştır.

Bu şaşırtıcı anlatılar eski bir Mısır hikayesinde görürüz : Bir generali savaşa göndermek isteyen Osiris , ona ruhları gönderir ;

İki cin onun içine girdiler ve onda kalbi şenliği unuttu.Yaşam adına ,kardeşlerim, savaşmak istiyorum.!

Yahudi tanrısı hiç süphesiz Osiris kurnazlığından esinlenmiştir.Dinlerdeki mitler gibi tanrısal kurnazlıklarda dinden dine geçmiştir.Bu iblisvari Ruh Tanrının müttefiki olduğunu İşaya kitabında görürüz.Mısır'la ilgili tanrısal lanetin taşıyıcısı kehanette Tanrının kabile başkanlarına kafalarını karıştıran bir ruh gönderdiği duyulur.Bunun üzerine Mısır kendi kusmuklarına basan bir sarhoş gibi sendeleyecektir.

İ.Ö VIII-VI yüzyıllar arasında yazılmış İşaya kitabında Yahudiliğin ne Şeytanı nede Cinleri Tanrının düşmanı olarak değil daha çok omum hizmetkarları olarak temsil ettikleri bir kez daha kanıtlanır.

" Ve Abimelek üç yıl israile reis oldu.Ve tanrı Abimelek'e şekem erleri arasına kötü bir ruh gönderdi…"

Şekemler , gerçektende yalancı ve namussuz insanlardır, Yerubamel'in yetmiş çocuğunu katederek bir kölenin oğlu olan Abimelek'i kral seçmişlerdir.Tanrısal dalaverelerin etkileri yıkıcı olmuştur.

Görüldüğü gibi , İblis görevlileri Yehovanın intikamlarını kesin olarak yerine getirir.Kişisel amaçlı vasat ve sefih işlere kendileri vermediklerinde İblisler göksel kahyalardır.Yani tanrının hem hizmetkarı hemde müttefiki.

Fakat I. Tarihlerde durum başka türlüdür.Şeytan yeniden ortaya çıkar , bu kez Davut'a bahtsız bir karar vahyeder : bir sayım yapmayı emreder ; oysa bu sayım vebaya yol açacaktır.

" Ve Şeytan İsraile karşı kalktı ve İsrail saymak için Davudu tahrik etti. "

Tarihler Helenistik dönemin başlangıcıdır, yani İ.Ö III yy demek ki Şeytan iki yüzyıl içinde nitelik değiştirir, artık tanrıyla işbirliği yapmamakta kendi hesabına çalışmaktadır. Yaklaşık iki yüzyıl sonrada Tanrı Konseyinin eski üyesi yine statü değiştirmiştir.Essenililer tarafından Kumranda İ.Ö II ikinci yarısında yazılmış iki Ahit arası metin olan Jübileler kitabının öne sürdüğü gibi zamanın sonunda ne şeytan olcaktır nede kötülük ve İsrail ülkesi sonsuza dek temizlenmiş olacaktır.O dönemde Ferisiler dünyaya 6 binyıl, klise babaları ise yaratılıştan itibaren 7 bin yıl vermekteydi.Kozmoloji daha sonra bu tarihleri değiştirmiştir.

İbranilerin Şeytan fikri İ.Ö VI yüzyılla İ.S I. yy arasında değişir.Şeytanlar Yahudiliği İ.Ö 150 ile 300 arasında işgal etmiştir. Ölüm cini Mevet, çocuk hırsızı Lilith, veba cini Reshev, cinlerin yardımcısı Belial , ve isayı baştan çıkaran Azazel , rolü tam olarak belli olmasada Şeytan'ına bunlara ekleyebiliriz.

Yahudilikte cehennem yoktur. Ölülerin gittiği Şeol bizim cehennem anlayışımızla kıyaslanamaz. Burası bir sessizlik ve unutma yeridir.Ölen bütün insanlar oraya gider.Dönüşü yoktur.Bu terimde mezapotamyadan ithal edilmiştir.Tıpkı Asur-Babillilerin Arallu'sunda yazılı olması gibi. Bu Eyüp kitabına göre tüm insanların buluşma noktasıdır.Ne cehennem vardır nede cennet, tıpkı Hristiyanlığın daha geç keşfi Araf gibi.

Ruhun ölümsüzlüğü fikri eski ahitte yer almaz.İ.Ö II. yy ölülerin dirilmesinden söz eden İbrani İncilinde ortaya çıkacaktır.

Eski Ahitte şeytan karşısında Yahudilerin ilgisizliği saul'un Endordaki cinci kadını ziyareti bölümüdür. Bu ziyaret olağan üstü simge şiirsellik taşır.(Samuel I ) Filistinliler İsrail üzerine saldırı için birliklerini Shunem sınırına yığdıkları dönem başlar.Saulde ordularını Gilboaya yığar. Tanrıyla irtibat kurma denemeleride sonuçsuzdur.Samuel ölmüştür ve saul cincileri ve bakıcıları memleketten kaldırmıştır. Bu bağlamda eski ahitin hiçbir yerinde yer almayan ölüler yoluyla gelecekten haber veren falcılar yada medyumlara danışmanın yasaklanmasından değil , Samuelin hayaletinin dirildiğini gören Saulun korkusundan kaynaklanmıştır.Cinci kadın samuelin hayaletini çağırarak savaşın sonucu hakkında ; savaşı baştan kaybettiğini ,üç oğlunu savaşta kaybedeceğini saula bildirir.Saul yenilir ve hikayenin devamı doğrulanır.

Ortaçağ Avrupa terminolojisinde ruh-büyücü , yani Şeytanla pazarlık yapan ve sonsuz lanete mahkum kişinin medyumluk mesleği şeytansı değildir.Tam tersine dolaylı olarak Tanrının sesidir. Eski ahitte kötü ruhunun samuelden ayrılması , kötü ruhun cin olduğunu ve tanrının niyetinin bir parçası olduğunu ortaya koyar.Demek ki eski ahitte tanrı hem iyilik hemde kötülük'tür.Yani ahitte ise Şeytan daima tanrının düşmanı olarak karşımıza çıkar.Bu dünyanın prensidir.Şeytan eski ahitte kötülük değildir tanrı iradesinin gerektirdiği ıstıraptan başka bir şey değildir.

Yunanlıların eşdeğer sözcüğü diabolos sözcüğüyle cevirdiği Har-Shatan yani hasım adı bizim şeytan buradan gelmiştir.Şeytan tanrının hasmı olsada onun hizmetkarıdır, tanrının kaybetmesini istemez, çünkü bu kayıp yaratılışın ve kendisininde sonu olacaktır.Bu dünyanında tanrısı olan iyilik tanrısı dünyayı denge unsuruna göre kurmuştur.

Eski ahitin hayranlık veren en derin dersi , İÖ VII ya da VI yy da dünyanın efendisi olan ve kötülüğe hoşgörü gösteren bir tanrı kavramının teolojik güçlüğünü çözmüşlerdir.Bu daha sonra Gnostiklerin içine düşecekleri güçlüktür.Gnostikler bu güçlükten yapay bir kavramla çıkarlar : Biri yalnız tinsel diğeri yalnız maddi olan iyilik ve kötülük'ün üstünde yer alan gerçek yaratıcı Demiurgos.

Eski ahitin tanrı –şeytan ittifakı Musanın üçüncü kitabı levelilerde görülür.Bu kitap neredeyse incildeki buyrukların yarınsı içerir.Musanın kardeşi olan ve tanrıya kurallara uygun olmayan kurban sunduğu için cezalandırılan Harun iki oğlunun ölümünden sonra tanrı musaya görünür ve şöyle der : Harun, Yahudiler için iki teke ve bir koç alacak ve tapınağa gidecektir, orada tanrı kefaretgahının üzerinde belirecektir, Harun belirli saatte orda olacak yoksa ölümle cezalandırılacaktır.Tanrının kabul ettiği tekeler ilahi bir işaretle belirlenecektir.Diğer teke Azael' e sunulacaktır. (şeytanın kendisi değilse-yardımcısı) Bir uçurumdan aşağı atılacaktır.Bu ünlü günah keçisidir.

Böylece şeytan günah keçisi haline konularak dünyada yolunda gitmeyen her şeyin yükünü çekecektir.İÖ. III yada II yy kadar Tanrının tescilli bir düşmanı olan bir şeytan varlığı yoktur.Şaşırtıcı gelsede bu tüm metinlerde böyledir.Yinede şeytan Yahudilikte vardır ve hristiyanlık şeytan'ı Yahudilikten almıştır.Tüm yeni ahit şeytan ve cinlerin kötülükleriyle doludur.İncil yazarları Eski ahite ait kısıtlı bilgiye sahiplerdir.Tüm bilgilerini Essenlilerden almışlardır.

Peki şeytan ne zaman , nasıl rol değiştirmiştir. ?

Değişimin habercisi Hristiyanlıktan öncedir.Şeytan ve cinlerin tanrı düşmanı olarak çıktıkları ilk metinler Enoş kitabıdır.Kısmen esenlilere ait olduğu düşünülsede karma bir kitaptır.Gnostisizmin bir çok izine raslanır.Şeytanın politik bağlamını burada anmak, tarih sahnesinde olmayan İsanın rolü ve sürecini kavramada önemlidir.

Yahudi metinlerinde şeytan karşısında kararlı bir tavır takındıkları dönem Helenistik Yahudi dönemidir.Helenizm , Yahudiliği kısmen yutmak üzeredir.Yahudiler babil karanlığından tam kurtulmuşlardır ki, İskender imparatorluğunun etkisine girmişler , 1949 Filistinde Yahudi merkezi kuruluncaya kadar olan ki süreç başlamıştır. İ.Ö 175 ‘ten itibaren Helenleşmeye başlayan Yahudilik , Büyük rahip Jason kudisü tamamen Helenleştirmiş en kötüsüde ismini Antiokheia olarak değiştirmiştir.Kurumlar helenistiktir.Sünnet artık terk edilmeye başlanmıştır.jason kendisinin yerine geçen meles adlı büyük rahibin dahada Helenci olduğu kanısındadır.Ardından 2 rahibin ; Menelasın aristokrat yandaşları ile Jasonun halktan gelen taraftarları anlamsız biçimde bir birlerinin kanlarını dökerler.Filistin efendisi ve Suriye'nin selefki IV Antiokhus bu saçmalıklara çok kızar ve Yahudiliği tümden yasaklar.Buna isyan eden ; antik Yahudiliğe sadık kalan Mattatias ve altı oğlu vahşi şekilde pağan tanrılara kurban veren bir yahudiyi toplum önünde öldürür. Böylece Yahudiler ve pağanlar arasında gizli savaş başlar. 70 yılında Titus'un Kudüsü yağmalamasıyla Yahudilik tümüyle tasfiye edilmeye başnacak ve yok olma tehlikesiyle karşılaşmıştır.Kesin biçimini almayan iki buçuk yüzyıllık gerilla savaşı ve en ünlü dönem isa' nın çarmıha gerilmesi ardından gelen süreçtir. Politik ve din savaşları beraber yapılmaktadır. Makkabiler Tora'yı canlandırmak hemde kişisel hırsları için savaşırlar. Zaferleri politik arenada sürekli bocalar.Mirascıları Yonatas Helenizmin cazibesine kapılacak ve Isparta ile dostluk anlaşması imzalayacaktır.Yine ardılı IV Alexandros İannaios ‘da Yahudi kralı olarak yunan karakterlerini para üzerlerine basacaktır.Sondan bir önceki kral II. Yohannes Hykanos Helen karşıtı Essenlileri katledecektir.

Bunların tümü XX yy. yeniden yorumlanmıştır.Essenlilerin öncülü , son derece ünlü olduğu kadar gizemlide olan, adalet sahibi adıyla tanınan , vahşi şekilde çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Assomilerin hangisinin öldürüldüğü bu yüzyılda bile hala tartışılmaktadır.

Gerçek olan Helenizmin kışkırtmalarına teslim olan Helen karşıtı Makkabilerin kökeninde , kendilerine kaynaklık eden isyan ruhu tekrar alevlenir.Yahudiler artık pağan işbirlikçilerini red eder. İ.Ö II yüzyılın ortasına doğru bu öfkeyi dile getirerek bir grup essenli çöle çekilir. Helenle özdeşleşmeye çalışan gruplar tarafından küçümsenir ve aforozlar birbirini izler.Kudusün en saygın Essenlisi ilahi Gnostik abidelerinin yorumcusu Adalet sahibini ölüme Mahkum edilir ve çarmıha gerilir.

Günümüzde kökten dincilik olarak adlandırılan bu eğilimle dinsel sertlik derinleşerek Eski ahitten kopma meydana gelir.Şeytan , Eyüp kitabında gördüğümüz göksel meclis üyeliğinden statüsünü resmi olarak kaybeder.Yahudi inancı Paul'ün getirdiği değişikliklerle cehennemi bir hal aldı. Pavlus , ilk havarilerin azgın muhalefetine rağmen , İsacılığı Roma Hristiyanlığına dönüştürmek için Yahudi kökeninden kopardığında ‘da bu cehennem vari halini koruyacaktır.

Şeytan adı yada eş anlamlısı babil, Baal, Belial adı ne ölü deniz yazmalarında nede iki ahit arası metinlerde tanrısallıkla özdeşleştirilmeden karşımıza çıkmaz.İlahiler yazılarında damas belgesi denilen Damas ülkesindeki yeni ittifak üzerine belgede savaş üzerine yazılarda kötülük prensinin tanımlaması kesindir artık. Belial yok olmaya mahkumdur ; Işık prensinin yükselişi karşısında yok olmalıdır, kimi zaman aldatma ruhuyla karanlıklar meleğiyle özdeşleşir.Düşman olarak görünür ve tanrıdan tamamen ayrıdır.Sancak ve boru taşımayla ilgili anlatılarda (Esseniler savaşa iyi hazırlanır) ; Tanrının öfkesi Belial ve onun nasibindekilere istisnasız herkese karşı kudurmuştur.

İki ahit arası metinler ve kurman metinlerindeki eskatolojide Şeytan rolüne ilişkin tutarsızlıklar ortadadır ; tüm yazarlar şeytanı tanrı düşmanı olduğu konusunda hem fikir olsalarda her yazar farklı fikirle yorum getirir.

Tekvine kadar uzanan metinlerde yeni ayrıntı kadının şeytan müttefiki olmasıdır. Çünkü Essenlilerin temeldeki kadın düşmenlığı fırsat buldukça ortaya çıkar ve kadını şeytanın hizmetkarı olarak suçlarlar.

" Kadın kötüdür, çocuklarım, erkek üzerinde otoriteleri ve güçleri olmadığından onu kendilerine çekmek için yapmacıklıklara başvururlar…Kadın erkeği açık açık karşısına cıkarak yenemez , fahişe tavırlarıyla onu aldatır. "

İki ahit arasındaki Ruben vasiyetinde "şehvetperestlik aklınızı Çelmiyorsa Beliar size boyun eğdirmez."

Şehvetperstlik sizi tanrıdan uzaklaştırarak Beliar'a yaklaştırır. Bu oldukça raslanan düşüncedir. Essenliler evliliğe düşmandır, dahası fiziksel güzelliklerinden emin olmadan kimseyle evlenmezler. İki ahit arasında yazılan başka bir metinde " Adem ve havanın Yunan Yaşamında " : havanın cennete oğlu şit eşliğinde geldiği anlatılır, şit bir hayvanın saldırısına uğrar ve Havva hayvanı azarlar.hayvan şu karşılığı verir : tanrının sana yemeği yasakladığı ağacın meyvesinden yedin ve bizimde doğamız bozuldu. Burada cennetten kovulma sonrası yaşamın tüm kötülüğü ilk kadının hesabına yazılır.

Essen ideolojisinde iki dönemin birleşme noktasında Yahudiliğin büyük krizi diye adlandırılan ; Essen ideolojisinde şeytan tanrının yeminli ve ezeli düşmanı olarak tanımlanmıştır. Bu evrim Essen Yahudiliğinin derinliklerinden dalga dalga yayılan mutlak ikicilik Gnostisizm akımına doğrudan yansır. Dünyanın tanrı ve şeytan arasındaki paylaşımı tamamlanmıştır.

Bu ikicilik Yahudi keşfi değildir. İlk önce İ.Ö VI Mazdacılık tarafından formüle edilmiş . Zerdüşt sonrası İranlılarda evren iki temel kutup etrafında şekillenir.Tanrı –Ahura Mazda ve Şeytan –Ahriman. Pers ve medler babili işgal ettiklerinde Yahudiler orda tutsaktır ve onları pağanların elinden kurtarırlar. Yahudilere iyi davranılır, babil rahipleri katledilir. Darius ardından gelen Artakserkses zamanında Kudüs tapınağı ve duvarları inşa edilir, Ezra yine onun sayesinde Yahudanın şefi ilan edilir. Yahudilere göre persler kalıtımsal olarak iyidir. Yahudilerin Perslilere göstermiş olduğu ilgilinin politik sebepleride vardır : Babili bağımlılığa zorlayan Perslerdir.Bu dönemde Yahudilik Mazdacılığı tanıyacak zamana ulaşmıştır.

Sami halklarının ölümden sonra yaşama olan eski inançları persler tarafından ölümsüzlüğe kadar götürülerek Yahudi doktrinlerine girmiştir ve bu basamaktan bir adım yukarı atarak Hristiyan teolojisini doğrudan etkilemiştir.Başka dinler gibi Yahudilikte Mazdacılık biçimi altında Zerdüşt tarafından yenilenen Vedacılıktan kaynağını almıştır.

Dört yüzyıl sonra Yahudi-Pers bağları silinmemiş İ.Ö 53 yılında parthlar Romalılara yenilgi yaşattıklarında Filistin Yahudileri ,şam nabantinleri, çöl Arapları ve Palmyralılar gibi umut olarak yönlerini Perslilere cevirmişlerdir. Zerdüşt dini tek tanrılıdır ve melek denen göksel yaratıklar fikirlerini onlardan almışlardır.Ahura Mazda adının –Hakikat, adalet , Yahudiliğin son adımı essencilikte Adalet sahibi olarak kullanılması Mazdacılığın Yahudiliğe dönüşünün güçlü girişimleridir. Ancak Yahudi halkının kimliği bir çok sentezi beraberinde taşımaktadır.Umutsuzluğa düştükleri dönemde düşmanı ödünç aldıkları şeytan tasfiri ile damgalamışlardır.

Essen Yahudileri arasında mezapotamya nefreti kadına atfedilen simgesel role kadar uzanır.Kadın mezapotanya mitolojisinde büyüleyici iştar adıyla cadıdan başka bir şey değildir.En korkunç silahı beyniyle birleştirdiği vajinasıdır. Başta gılgamış olmak üzere saf ve soylu erkekleri sürekli hırpalamaktadırlar.Özellikle eski ahit ve babil tutsaklığından sonra iki ahit arasında kadının tamamen gözden düştüğü görülür; bu metinlerde kadının adeta doğanın hatası düzeyine indirilmiştir.

Mitracılık doğuya doğru erilleşerek gelmiş , mezapotamyada tümüyle erkek kardeşliğine dönmüştür. Mezapotamyadaki bu kadın düşmanlığı kolayca kabul görmüş geriye tekvini yazmak kalmıştır.Tüm günahlar havanın hesabına yazılarak şeytan ve kadın düşmanlığınında temelleri atılmış olur.

https://neferkaminanu.wordpress.com/...odern-seytana/


Siteden Örnek Bir Kaç Başlık daha

Sümer Dini ve Tek Tanrılı Dinlerin Karşılaştırması
Değişmeyen Tek Şey İslam Karşısındaki Cahilliktir
Evrenin En Büyük Soruları ?

"ictenlik" 04-04-2018 12:47

Bu yazıyı gizlice ç_aldık. Arkadaşlar kopyalamaya geçit vermeyen bir siteden google yardımıyla ..
Bunu yapmadan önce bildirimli bir izin mesajı ile ve kendisini bize ders vermek üzere buraya da çağırarak ve dostluk daveti ile..

VENÜS (APHRODİTE) İKİLEMİ

Aphrodite'nin iki ayrı doğum öyküsü ciddi bir ikileme yol açmıştır. Bu
ikilemin en ateşli savunucusu Platon'dur. "Şölen" adlı eserinde Aphrodite'yi eski ve yeni olmak üzere adeta ortadan ikiye böler. Gök tanrısı Uranos'un kesilen hayalarından fışkıran spermaların deniz köpüklerine karışmasından doğan tanrıçaya eski, göksel Aphrodite der. Zeus ile Dione'nin evliliğinden doğan tanrıçaya eski göksel
Aphrodite der. Bir ana karnından çıktığı için onu hâkir görür. Alelade,
avam olan "pandemos" sıfatını kullanır ve açıkça ona "orta malı"
demekten kaçınmaz. Aphrodite sembolü ikiye bölününce haliyle temsil ettiği sevgi de ikiye bölünür. Platon, orta malı Aphrodite'ye bağlanan birinin kendisinin de orta malı olduğunu, her işini rast gele yaptığını ve sevgisinin de aşağılık bir sevgi olduğunu öne sürer. Göksel Aphrodite'nin yolunda giden birinin ise hiç dişilik karışmamış, sadece eril olan bir tanrıya (Uranos) bağlandığından sadece eril olana sevgi duyacağını, dişi olandan uzak duracağını ifade eder. Bu ikiye bölünmüş Aphrodite'nin temsil ettiği göksel-kutsal sevgi ile yersel-orta malı sevgi anlayışını şu dizelerle dile getirir;

"Aşk kendiliğinden ne güzel ne de çirkindir,
Güzeldir; asil bir şekilde sevmek bilinirse,
Çirkindir; utanma verecek surette sevilirse"

Bu dizelerde Platon'un güçlü ahlak anlayışı öne çıktığından kulağa hoş gelebilir ama büyük filozofun erkeği yücelten kadını ise alçaltan bir bakış açısı olduğu bilinmektedir. Aslında bu kadına duyulan düşmanlık Platon'dan da öncesine uzanır. Anaerkil düzene egemen olan ataerkil düzenin, kadını hor gören, aşağılayan tavrı bugün de ortadan kalkmış değildir. Bölünen Aphrodite sembolünün günümüz yansımasına gelince hiç şüphe yoktur ki Göksel olan "Tapılacak Kadın", orta malı olan da "Yatılacak Kadın" olarak hafızalara kazınmıştır. Oysa kadın da ya da erkek olsun insan denen varlık ışık ve gölgenin bir karışımıdır. Kesin çizgilerle ayırmaya kalkışıldığında bütünlük bozulur. Tüm ihtişamına rağmen Altın Aphrodite'nin de zaafları, kusurları ve çelişkileri vardır elbet. Güzeller güzeli Aphrodite, Olympos'un en çirkin ve topal tanrısı olan Hephaistos (Vulcanus) ile evlidir. Aphrodite'nin neden tüm Olympos'lu tanrıların hakir gördüğü Hephaistos ile evlendirildiğine dair kesin bir bilgi yoktur ancak durum ironiktir. Hephaistos'un sadece hiç kimsede olmayan bir yeteneği vardır, madenleri çok güzel işleyip olağanüstü sanat eserleri yapar. Karısını da bu olağanüstü yeteneği ile
tuzağa düşürür. Aphrodite'nin çok sayıda aşığı vardır ama onu cümle
alemin diline düşüren Savaş Tanrısı Ares ile yaşadığı aşktır. Aphrodite ile Ares'in gizli sevişmesini sadece Güneş Tanrısı görür
(Güneş'in gözünden hiç bir şey kaçmaz) ve Aphrodite'nin kocasına haber verir. Ünlü demirci tanrı, kırılmaz, çözülmez zincirlerden büyülü bir ağ örerek iki aşığa tuzak kurar ve seyretmeleri için tüm Olympos'lu tanrıları davet eder. Ovıdıus Aşk Sanatı adlı eserinde bu sahneyi şöyle anlatır;

"Yakalanıp ağlara, serildi her ikisi de çırılçıplak yerlere.
Davet etti tanrıları, çünkü esirler bir gösteri sunuyordu,
Derler ki Venüs göz yaşlarını zor tuttu."
.......
"Mars Trakya'yı boyladı, sevgilisi de Paphos'u.
Tek kazancın şu oldu Vulcanus; önceden gizledikleri işi,
Utanç falan kalmadığından, alenen yapıyorlar şimdi.
Bak delirdin, ne budalalık yaptım ben diyorsun ha bire,
Kurduğun tuzaktan pişman olduğun herkesin dilinde."
Ovıdıus gene dönüp aşıklara şu öğüdü verir;
"Ne ağ gerin rakibinize, ne de yakalayın
Gizli bir elin yazdığı aşk mektuplarını."
Aphrodite'nin bir aşk ve güzellik tanrıçası mı yoksa bir fahişe tanrıça mı olduğu o günden bugüne tartışıla gelen bir ikilemdir, tabii o dönem fahişelik anlayışı ile bugünkü fahişelik anlayışı arasında dağlar kadar fark vardır. Umberto Eco bu farkı şöyle dile getirir;

"Fahişe olan biri varsa, o da Helen'di.
Hem o zamanlar fahişe demek,
Özgür, bağları olmayan

http://eylulesintisi.com/Icerik/venu...ilemi-111.html

"ictenlik" 04-04-2018 13:28

-bunları topluyor, alıntılıyor ve getiriyor olmam ve tabi ki bu içerikleri paylaşmam (ve paylaşıyor olmam onları olumladığım, onadığım ve desteklediğim (ekolüm) anlamına gelmiyor. bilgiye dair -kırıntılar- ve yaşam izleri-öyküleri ,insan anlayışı ve ve insana dair çözümlemeler ve öyküler, bilgi kalıtları içermesi ve buluntular.birleştirmeler adına.

fahişe imgesi ya da daha önce karşılaştığım göksel bir fahişe imajı üzerine başka bir nedenden dolayı internet taraması yaparken karşılaştığım bağımsız içerikler.,

Alıntı:

Alıntı:

Kutsal Metinlerde "Tanrısal Olan'ın Dişil Yanı"nın Bastırılışı


Ruth Rusca'nın "Tanrıça Gizemleri" (Ayna Yayınevi, 2012) ("Feminine Mysteries in the Bible", 2008) adı ile Türkçe'ye kazandırılan kitâbının önsözünü yazan Chiristine Downing, yakın arkadaşı Ruth'un, Kutsal Kitâp'ta yer alan, Yahûdî olmayan dört kadının hikâyesini araştırış yolculuğunun sâikini çok yakînen biliyordu. Ruth Rusca, ameliyât ile rahmi alındıktan sonra, adetâ bir ‘çağrı' almış gibi, ânî ve gizemli bir şekilde, Bâkire Meryem'in lekesiz ya da ‘İlk Günâh'tan ârî olarak' anne rahmine düşüş miti tarafından çekildiğini hissetmişti. Ruth'un bu arayış ve anlayış yolculuğu, yaklaşık yirmibeş yıl süresince daha da derinleşmişti. Son onbeş yıl içinde gerçekleştirdiği workshopların da buna katkısı olmuştu.

Anadolu'daki Ana Tanrıça figürlerinden biri Aphrodite'dir. Arkeolojik kazılarda bulunan bir heykelde, Tanrıça Aphrodite sağ elini bir Roma kralının başının üzerine koyarak, onu kutsamakta, toprak ve su unsurlarının bereketlerini aktarmaktaydı. Ataerkil monoteizm tarafından reddedilen Tanrıça enerjisi, aslında Kutsal Kitâp içindeki metinlerde, her biri İbrânî dünyâsının dışından çıkıp gelmiş olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth ve Hititli Bathsheba'nın hikâyelerinde varlığını sürdürmüştü. Hava ve ateş unsurları ile sembolleştirilen Baba Tanrı'nın bir insân oğlunda enkarne oluşu gibi; toprak ve su unsurları ile sembolleştirilen arkaik Ana Tanrıça da bir insân kızında enkarne olmuştu. Tanrıça güçlerinin sınırsız bir şekilde işlediği büyükanneleri olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth, Hititli Bathsheba'dan akan dört enerji akımının damıtılmış hâli olarak beşinci arketip olan Bâkire Meryem, Tanrıça'nın bireyleşmiş kızı idî. Ruth Rusca'ya göre, bu dünyâdaki nefs yolculuğumuzun hedefi, Tanrıça'nın kızı Meryem'e içimizde, nefslerimizde hâmile kalmaktı. Altıncı arketip ise Mecdelli Meryem idî. Mecdelli Meryem rûhsal ve cinsel bütünlük, yaşam ve doğurganlık güçleri ile dolu idî.

Yukarıdaki dört kadından, kutsal metinlerde ‘Analar' olarak da söz edilmekteydi. Tamar Pharez'in anasıydı, Rahab Boaz'ın anasıydı, Ruth Obed'in anasıydı ve Bathsheba Solomon'un, yâni Kral Süleyman'ın anasıydı. Matta İncîli'nde bu soy ağacı Joseph ile bitmekteydi, Meryem ile değil.

Tanrıça Gizemleri, Ruth Rusca "Tanrıça Gizemleri" adlı kitâbında yaşantılarını ve sezgilerini Kutsal Kitâp'taki kadınların hikâyeleri üzerine yansıtarak ‘Tanrısal Olan'ın dişil yanı' adlı konuyu yıllar içinde bir el halısı gibi ince ince dokumuştur. Kitâbın ana ekseni, Yahûdî-Hıristiyan geleneğinin kalbindeki ‘dişil olanın kutsal gizemleri' ile ‘eril ile dişil güçler arasındaki simyâsal ilişki' üzerindeki örtünün kaldırılışıdır. Bu kitâp, Kutsal Kitâp'ın yeterince dikkat edilmeyen iki boyutu olan ‘dişil gizemlerin derinliği' ve ‘dişil gizemlerin zengin sunuluşu' üzerine odaklanmıştır. Ruth Rusca'ya göre, önyargılarını desteklemek için Kutsal Kitâp okuyanlar, bunun yerine, sezgilerini derinleştirmek için Kutsal Kitâp'ı okusalar ve erilliğe öncelik veren alışılmış yaklaşımlar yerine, dişil teolojiyi inceleseler, kültür daha iyi yönde gelişebilecektir.

Yirmibeş yıldan fazla süren araştırısının sonunda Ruth Rusca, Kutsal Kitâp'taki dört arketipal kadının hayât hikâyelerinin Tanrıça'nın açılımı olarak okunabileceğini keşfetmiştir. Birinci kadın kahraman olan Tamar, Tapınak'ta çalışan kutsal fâhişedir ve aynı zamânda ‘kaybedilen bütünlüğü kendini adayarak aramak ârzûsunu' bize esinlemektedir. İkinci kadın kahraman olan Rahab, kendi başına çalışan fâhişe ya da metrestir (meretrix) ve aynı zamânda ‘bütünlüğü yeniden kurmak için, yapacağımız yolculuk boyunca savaşalım diye, gereken güç ve kuvvet armağanlarını bize vererek kimliğimizi özgür bırakır'. Üçüncü kadın kahraman olan Ruth, rûh dünyâsındaki asıl köklerini unutarak, maddî dünyânın gündelik yaşamında kaybolmuş ve köleleşmiş nefslerin kurtarıcısıdır ve aynı zamânda ‘bütünlüğe ulaşalım diye gereken sadâkat, güven ve sevginin sürekliliğini sunar.' Dördüncü kadın kahraman olan Bathsheba, Tanrıça'nın kız evlâdı olarak adlandırılır ve aynı zamânda ‘bütünlüğe ulaşım yolculuğumuz boyunca bilgelikle davranıp bilgi toplayalım ve içsel vizyon ile uyumlu ilişki kuralım diye bize cesâret verir.'

Bu dört kadın kahraman, yıkılamaz dişil yaşam gücünü, Tanrıça'nın bilgeliğini ve nefsin dönüştüren gücünü temsîl etmektedir ve nefs bilincinin gelişiminin dört düzeyini simgelemektedir. Îsâ'nın Annesi Bâkire Meryem, bu dört kadının tamâmlayıcısı olan beşinci kadındır ve aynı zamânda Bâkire Meryem'de bu dört kadının yaşamında çalışan enerjiler birlikte ‘ışık' olsun diye yeni bir bilinç kalıbına dökülmüştür. Ve bu ışık, görünür dünyâ ile görünmeyen dünyâyı, madde ile rûhu, Meryem-Sophia olacak şekilde Bir olsunlar diye kucaklar. Bu yeni bilinç bize yaşamımızdaki olayları ebedî bir perspektiften görebilmek yetisi kazandırır. Anna'nın defne ağacının altında oturuşu, bunun sembolüdür.

Bu kadınlar, ‘yok edilemez dişil yaşam gücünü' nesilden nesile aktarmışlardır. Bu kadınlar, kendi yaşamlarını, dualistik eril-dişil düşünüş tarzının oluşturduğu yıkıcı eğilimlerin üstesinden gelen yeni bir Yol olarak görmüşlerdir. Yıkıcı eğilimlere yol açan dualite zihniyeti, eril ve dişili, rûh ve maddeyi bir arada bulunuşları imkânsızmış gibi gösterir. Dualite zihniyeti, dişil cinsellik ve gizemlere saygı duyup onları kutlayacağına, dişil cinselliğin ve gizemlerin üzerindeki kutsiyet duygusunu ortadan kaldırarak, onlara saygısızca yaklaşmıştır. ‘Lekesiz Varoluş' dogması, Îsâ'nın annesi Meryem'in önemini baskılamıştır. Kilise, kadınlardan ve kadınların hayât veren enerjilerinden korktuğundan, Hıristiyanlık içinde Tanrısal Olan'ın dişil yanı yüzyıllarca bastırılmıştır. Ruth Rusca bize ‘Lekesiz Varoluş' dogmasının aslında erkeğin ve kadının içindeki dişil gizemleri sembolize ettiğini göstermektedir. Kendi içimizdeki ‘kutsal kız'ı tanıyışı bize öğretmektedir. Mecdelli Meryem'in, Tanrı oğlu Îsâ'nın kutsal karşı cinsi olduğunu anlayalım diye bize yol göstermektedir.

Ruth Rusca, 1929 yılında İsviçre'de doğmuştu. 1969 yılında Kutsal Kitâp'daki dişil gizemleri araştırmağa başlamıştı. Araştırıları onu Guatemala'dan Girit'e uzanan rûhsal ve inisiyasyon gerektiren yolculuklara sürüklemişti. Judith Bluestone Polich'in "Return of the Children of Light" adlı kitâbındaki ifâdelere bakılırsa, Ruth Rusca, bir nagual olan Don Miguel Ruiz ve çevresi ile bağlantı kurmuş ve onlarla Nagual ve Şaman gelenekleri üzerine çalışmıştı. Don Miguel Ruiz'in âile seceresi, Nagual pratiklerinin kaynağı olan kadîm Tolteklere dayanmaktaydı. Tolteklerin bu kadîm öğretisinde, insânda bulunan eril ilke Tonal olarak ve dişil ilke Nagual olarak adlandırılıyordu. Nagual, Tonal'den çok daha güçlüydü. Eğer bir Nagual öğretmeninin kontrolü altında olmadan kişide ânî bir Nagual açılışı gerçekleşirse, kişinin Tonal sistemi geçici olarak çökebiliyordu. Buna Orta Doğu'daki ezoterik öğretilerde ‘Meczûb Olmak' deniyordu. Paulo Coelho bunu, Pavlus'un deyişiyle ‘Kutsal Çılgınlık' olarak adlandırıyordu. Shekinah'ın etkilediği kişiler, şarkı söylüyorlardı, gülüyorlardı, yüksek ses ile duâ ediyorlardı, dans ediyorlardı. Neşeli idiler, çünkü içlerindeki sevgi, dünyâyı yenmişti.

Ruth Rusca, Kutsal Kitâp'ı oluşturan metinler üzerinde yıllarca çalışmıştı. Girit adasındaki ezoterik merkezlerde Tanrısal Olan'ın dişil yanı üzerinde deneyimler yapmıştı. Sonunda bastırılmış ‘ezoterik dişil gizemleri' açıklayan altı dişil arketipe ulaşmıştı. Bu altı dişil arketip Tanrıça teriminin açılımlarıydı ve ‘nefs bilincinin gelişiminin altı düzeyini' temsîl etmekteydi. Ruth Rusca sözleri, yazıları ve workshopları ile Tanrıça Gizemleri'ni insânlara açıklamağa başlamıştı. Yüzyıllar içinde bu Tanrıça Gizemleri'nin gücünden nasıl korkulduğunu, bu korkunun dişiliği reddetmeğe nasıl vardığını, erkek ile kadın arasındaki ilişkilerin nasıl yıkıcı ve dualistik bir önyargıya vardığını ortaya koymuştu. Kilise'nin oluşturduğu ‘Lekesiz Varoluş' dogmasının, Tanrısal Olan'ın dişil yanının Hıristiyanlık içinde bastırılışını nasıl temsîl ettiğini açıklamıştı. 1985 yılından 2000 yılına kadar, 15 yıl boyunca "Kutsal Kitâp'taki Nefs Terbiyecileri" adında workshoplar düzenlemişti. Yahûdî-Hıristiyan geleneğin kalbinde yatan eril güçler ile dişil güçler arasındaki simyâsal ilişki; ‘Dişiliğin Kutsal Gizemlerinin' üzerindeki örtünün kaldırılışı; Eski Ahid içindeki dört arketipal kadın; Dişil hayât gücü; Tanrıça'nın bilgeliği; Nefsin dönüştürücü gücü, bu worshoplarda işlenen konulardan bâzılarıydı.

Son birkaç yüzyılda "Kutsal Metinlerde Tanrısal Olan'ın Dişil Yanının Bastırılışı" konusu popüler olmuştur. Bâzı Gnostik incîllerin ortaya çıkışı ve dünyânın saygın üniversitelerindeki araştırıcıların bu konuya eğilişi hayli zengin bir literatür oluşturmuştur. Timothy Freke ve Peter Gandy'nin çalışmâları bu zengin literatürü bize başarı ile tanıtmaktadır. Paulo Coelho ve Dan Brown gibi bestseller roman yazarlarının bu konuya eğildiklerini görmek, bu yüzden bizi şaşırtmamaktadır. Aşağıdaki paragraflarda kısa alıntılarla size bu konuyu serimlemeğe çalışacağız.

Paulo CoelhoPaulo Coelho'nun, "By the River Piedra I Sat Down and Wept" (1996) ("Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım", Can Yayınları, 1997) adlı romanındaki Karizmatik Şifâcı erkek kahraman, sevgilisi Pilar'a kendisine şifâ ve mucize armağanlarını aktaran Tanrıça'dan söz eder. Bâzen Tanrıça'dan Bâkire Meryem olarak da söz eder. Bâkire Meryem'in (Virgin Mary), Tanrı'nın kadın yüzünün ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu; Îsâ'nın ise Tanrı'nın erkek yanının ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu söyler. Bâkire Anamızın Lekesiz Varoluş'undan (Immaculate Conception) söz eder. Bu dünyâdaki misyonunun, insânlara şifâ vermek ve onlara Tanrısal Olan'ın dişil yanını açıklamak olduğunu söyler. Paulo Coelho, kendisi ile yapılan bir söyleşide, kendi içindeki dişil yanı deneyimlemek için zamân zamân çöle gittiğini ve orada günlerce kaldığını açıklamıştır. Romanlarındaki dişi kahramanların, kendi içindeki dişil yanın özellikleriyle beslendiğini söylemiştir.

Şunu belitmek zorundayız ki, Lekesiz Varoluş kavramının anlamı üzerinde tam bir uzlaşı yoktur. Bâzıları, bu kavramın Meryem'in Îsâ'ya Hâmile Kalışı ile bağlantılı olduğuna inanır, bâzıları ise, Ruth Rusca gibi, Meryem'in lekesiz olarak anne rahmine düşüşünün, İlk Günâh'tan âzâde oluşu ile ilişkili olduğuna inanır.

Timothy Freke ve Peter Gandy, "The Jesus Mysteries" (1999) ["Îsâ'nın Gizemleri", Ayna Yayınevi, 2005] adlı kitâplarında gizemleri anlamlandırış çabalarını bize sunarlar.

"Büyük Ana Tanrıça, antik dünyâya hâkim olan büyük bir figürdü. Büyük Ana Tanrıça, Mısır ülkesinde İsis ve Grek ülkesinde Demeter olarak biliniyordu. Büyük Ana Tanrıça Osiris'in ve Dionysus'un annesi, kardeşi ya da karısı idî. Pagan, Yahûdî ve Hıristiyan mitolojilerinin temelini oluşturan bir felsefeyi öğrettiklerini iddiâ eden Essenîler, Îsâ'yı, Büyük Ana'nın ölen genç oğlu ‘çok biçimli Attis' ile aynı kişi olarak görüyorlardı. Bu mitsel figü,r Essenîlerin ilâhîlerinde Adonis, Osiris, Pan, Baküs ve Beyâz Yıldızların Çobanı olarak geçiyordu. Gnostik Hıristiyanlar Îsâ'yı Osiris ve Dionysus ile aynı kişi olarak görüyorlardı. Hyppolytus bunların Pagan Gizemlerinin inisiyeleri olduklarını iddiâ ediyordu."

Timothy Freke ve Peter GandyTimothy Freke ve Peter Gandy, "Jesus and the Goddess" (2001) ["Îsâ ve Kayıp Tanrıça", Ayna Yayınevi, 2006] adlı kitâplarında gizemleri anlamlandırmağı sürdürürler.

"Hıristiyan Mit döngüsünde Sophia, Pleroma'nın son arketipidir. Achamoth ise Kenoma mağarasının kenarındaki Ogdoad'da yaşar. Tanrıça'nın iki görünüşü, Işığın Haçı'nın her iki yanında bulunur. Christ aeonunun misyonu tamamlandığı ve ruhsal özün tüm kayıp tohumları bir araya getirildiği zamân, Tanrıça'nın iki görünüşü bir olacaktır."

"Mısır'dan çıkış alegorisinde, Joshua/Îsâ, Vaad Edilen Topraklar'a geldiği zamân, fâhişe Rahab'ı, surlarla kaplı Eriha şehrinden kurtarır. Burada Rahab, psişeyi, Eriha şehri ise bedeni sembolize eder. Matta İncîli, özellikle Rahab'ı, Îsâ Mesih'in atalarından biri olarak adlandırarak bu hikâye ile İncîl'deki, fâhişe Mecdelli Meryem'i kurtaran Îsâ Hikâyesi arasında mitolojik bir yansıtışa işâret eder."

"Gnostik İncîllerde anlatılan bir Îsâ Hikayesi'nde hem Bâkire Meryem ve hem de Kurtarılan Fâhişe Mecdelli Meryem Îsâ'nın Çarmıhı'nın önünde dururken tasvîr edilirler. Bâkire Meryem Sophia'yı (Cennet'teki nefs) ve Mecdelli Meryem Achamoth'u (dünyâya düşmüş ve cehâlet içinde kaybolmuş nefs) temsîl etmektedir. Îsâ, Bâkire Meryem'e "Anne bu senin çocuğun" der, [yâni aslında "Bu senin dünyâya düşmüş ve cehâlet içinde kaybolmuş hâlin" demektedir.] Mecdeli Meryem'e ise "Bu senin annen" der, [yâni aslında "Bu senin Cennet'teki hâlin" demektedir.] O ândan sonra iki kadın aynı evi paylaşmağa başlarlar. Eleusis Miti'nin sonunda Tanrıça'nın iki görünüşü olan Demeter ile Persephone'nin birleşimi gibi, Îsâ Miti'nde de Bâkire Meryem ile Mecdelli Meryem birleşir, Îsâ "Tamâmlandı!" der."

Dan BrownDan Brown, "The Da Vinci Code" (2003) ["Da Vinci Şifresi", Altın Kitâplar, 2003] adlı kitâbında, Mecdelli Meryem'in (Mary Magdelene) aslında Îsâ'nın Son Akşam Yemeği'nde tasvîr edilen Kutsal Kâse (Holy Grail) olduğu tezini ileri sürer. Mecdelli Meryem, Îsâ'nın karısı olarak tanıtılır, tıpkı Shekinah'ın Yahweh'in karısı olarak tanıtılışı gibi. Mecdelli Meryem'in Kutsal Kâse ile sembolleştirildiği bilgisinin, Sion Tarîkatı tarafından sır olarak saklanan gizli bir yazıda var olduğu söylenir.

Darrell Bock, "Breaking the Da Vinci Code" (2004) ["Da Vinci Şifresinin Kırılışı", Nokta Kitâp, 2004] adlı kitâbında Shekinah teriminin Tanrı'nın Görkemini ya da İzzetini işâret ettiğini belirtir. "Da Vinci Şifresi" adlı romanda, Shekinah'ın Tanrı Adı olan Yahweh ile bir çift oluşturulduğunun yazılmış olduğundan söz eder. Dan Brown'ın eril Yahweh ile dişil Shekinah'ın birbirini tamamlayan kutuplar olarak Tanrı ile birlikte var olduklarını söyleyişinin bir uydurmâ olduğu konusunda ısrâr eder.

Şunu belirtmek zorundayız ki, bâzı kutsal metin yorumlarında Tanrı El ile Tanrıça Shekinah, Sabbath günü bir düğün gecesindeki gibi birlikte olurlar.

Tasavvuf metinlerinde Meryem ve Îsâ alegorik bir biçimde sıkça kullanılmıştır. Aşağıda bunun bir örneğini sunuyoruz.

İsmâil Emreİsmâil Emre 1960'lı yıllarda şu sözleri söylemişti: "Akıl Meryemimiz, İlâhî Kelâm nefhalarını dinleyip hâmile kalırsa,günü geldiğinde manevî Îsâ'mızı doğurur." Bu sözlerde rûhsal yolculuk içinde ilerleyen arayıcının içinde Îsâ'ya hâmile kalışından söz edilmektedir. Ruth Rusca'nın "Tanrıça Gizemleri" adlı kitâbında ise, rûhsal yolculukta arayıcının içinde Meryem'e hâmile kalışından söz edilmekteydi.

Ezoterik öğretilerde her insânın nefsi (soul) Göklerden ya da Cennetten yeryüzüne düşmüş olarak kabûl edilir. Yeryüzüne düşen nefs ya da tanrısal kıvılcım (divine spark) gündelik yaşam içinde başıboş dolaşırken, kaybolur, cehâlet içinde yaşar ve tecâvüze uğrar. Düşmüş olan her nefs kaybolmuştur, câhildir ve tecâvüze uğramıştır. Sâdece Bilgeliği ya da Hikmeti (Sophia) kazanarak kişi bu durumdan kurtulabilir. Sophia bu düşmüş ve kaybolmuş nefsin Göksel Kaynağını yeniden yaşayış yolculuğunda ona rehberlik eder. Pythagoras kendisinin bir filozof ya da ‘Sophia'nın Aşığı' (‘Lover of Sophia') olduğunu söyleyen ilk kişidir.

- Cengiz Erengil - Ahmet Y. Özbilen

http://www.aynayayinevi.com/yazilar2.asp?yno=39

Bu güçlü ve gerçekten yararlı eserde, Ruth Rusca, Kutsal Kitâp'ın yeterince dikkat edilmeyen iki boyutuna eğiliyor: Dişil gizemlerin derinliği ve zengin sunuluşu. Kendi en iç yaşam deneyimlerini, sezgileriyle birlikte Kutsal Kitâp'taki kadınların üzerine yansıtarak konuyu işlemiş oluşunu özellikle dikkate değer buluyorum. İnsânlar, Kutsal Kitâp'ı önyargılarını desteklemek için okumak yerine, sezgilerini derinleştirmek için okusalar ve erilliğe öncelik veren alışılmış yaklaşımlar yerine dişil teolojiyi inceleseler, o zamân kültürün kendisi daha iyi yönde ne kadar değişebilirdi, bir hayâl edin. Bu önemli sebepler yüzünden, bu aydınlatıcı kitâp okunsun istiyorum ve şiddetle tavsiye ediyorum.
Thomas Moore, "Care of the Soul" kitâbının yazarı

Tanrıça Gizemleri kitâbında, Ruth Rusca, Yahûdî-Hıristiyan geleneğin kalbindeki dişil olanın kutsal gizemlerinin ve eril-dişil güçlerin arasındaki simyâsal ilişkinin üzerindeki örtüyü kaldırıyor. Rusca, 30 yıldan fazla süren araştırışının sonunda, Kutsal Kitâp'taki dört arşetipal kadını keşfeder: Tamar, kutsal fâhişe; Rahab, fâhişe (meretrix); Ruth, nefsi kurtaran; Bathsheba, Tanrıça'nın kız evlâdı. Bu dört kadın, yıkılamaz dişil yaşam gücü, Tanrıça'nın bilgeliği ve nefsin dönüştüren gücünü temsîl eder ve nefs bilincinin gelişiminin dört düzeyini simgeler.

Îsâ'nın Annesi Meryem, bu dört kadının tamâmlayıcısı olan beşinci kadındır, fakat Rusca Lekesiz Varoluş dogmasının, Meryem'in önemini baskıladığını ve kilisenin kadına ve onun yaşam veren enerjisine karşı duyduğu korku sebebiyle Hıristiyanlıkta kutsal dişiyi tahrîp ettiğini göstermiştir. Bu kadınlar, yok edilemez dişil yaşam gücünü nesilden nesile aktarmışlardır. Bu kadınlar, kendi yaşamlarını, dualistik eril-dişil düşünüş tarzının oluşturduğu yıkıcı eğilimlerin üstesinden gelecek yeni bir yol açış olarak görmüşlerdir. Bu öyle bir dualitedir ki, dişil cinsellik ve gizemlere saygı duyup onları kutlayacağına, üzerlerindeki kutsiyet duygusunu kaldırarak, onlara saygısızca yaklaşmıştır.

Ruth Rusca, 1929 yılında İsviçre'de doğdu. 1969 yılında Kutsal Kitâp'daki dişil gizemleri araştırmağa başladı ve faâliyetleri onu Guatemala'dan Girit'e uzanan rûhsal ve inisiyasyon gerektiren yolculuklara sürükledi. 15 yıl (1985'ten 2000'e) boyunca "Kutsal Kitâp'taki Nefs Terbiyecileri" adında bir workshop hazırladı. Kendisi hâlen İsviçre'de yaşamaktadır.

http://www.aynayayinevi.com/kitapinfo.asp?kitapno=41



"ictenlik" 04-04-2018 16:40

Büyük Babil Nedir?
 
Alıntı:

Alıntı:


Vahiy kitabında söz edilen Büyük Babil, Tanrı'nın reddettiği sahte dinlerin tümüdür * (Vahiy 14:8; 17:5; 18:21).
Bu dinler birçok açıdan birbirlerinden farklı olsa da, hepsinin ortak özelliği insanları tek gerçek Tanrı Yehova'dan uzaklaştırmasıdır (Tekrar 4:35).

Büyük Babil'in kimliğini belirlemenin yolları:
Büyük Babil sembolik bir ifadedir. Kutsal Kitap, Büyük Babil'i "kadın" ve "büyük fahişe" olarak tanımlar ve onun hakkında şöyle söyler: "Alnının üzerinde sır dolu bir isim yazılıydı: ‘Büyük Babil'" (Vahiy 17:1, 3, 5).
Vahiy kitabı simgesel ifadelerle doludur; bu yüzden Büyük Babil'in de gerçek bir kadın değil, sembolik bir ifade olduğu sonucuna varmak makuldür (Vahiy 1:1). Ayrıca onun "halklar, topluluklar, milletler ve dilleri" temsil eden ‘bol suların üzerinde oturduğu' yazılıdır (Vahiy 17:1, 15). Gerçek bir kadın bunu yapamaz.

Büyük Babil uluslararası bir oluşumu temsil eder. Büyük Babil, "dünyanın kralları üzerinde krallığı olan büyük şehir" olarak adlandırılır (Vahiy 17:18). Bu yüzden o, uluslararası alanda etkilidir.

Büyük Babil siyasi veya ticari değil, dinsel bir oluşumdur. Eski Babil şehrinde dinin çok önemli bir yeri vardı ve burada yaşayan insanlar ‘tılsımlarla ve büyülerle uğraşıyorlardı' (İşaya 47:1, 12, 13; Yeremya 50:1, 2, 38). Aslında bu şehirde gerçek Tanrı Yehova'nın onaylamadığı sahte bir tapınma hâkimdi (Başlangıç 10:8, 9; 11:2-4, 8). Babil'in kibirli yöneticileri kendilerini Yehova'dan ve O'na sunulan tapınmadan üstün gördüler (İşaya 14:4, 13, 14; Daniel 5:2-4, 23).

Benzer şekilde, bugün Büyük Babil de ‘büyücülüğüyle' tanınır. Bu, onun dinsel bir teşkilat olduğunu gösterir (Vahiy 18:23).

Büyük Babil siyasi bir oluşum olamaz, çünkü "dünyanın kralları" onun yıkımında yas tuttular (Vahiy 17:1, 2; 18:9). Ticari bir oluşum da olamaz, çünkü Kutsal Kitap ‘dünyanın tacirleriyle' Büyük Babil'in farklı şeyler olduğunu belirtir (Vahiy 18:11, 15).

Üzerinde üçlü tanrı Sin, İştar ve Şamaş'ın sembolleri olan Babil Kralı Nabonidus'a ait bir dikilitaş
Üzerinde üçlü tanrı Sin, İştar ve Şamaş'ın sembolleri olan Babil Kralı Nabonidus'a ait bir dikilitaş

Büyük Babil, sahte dinin özelliklerini taşır. İnsanlara gerçek Tanrı Yehova'ya nasıl yaklaşacaklarını öğretmektense, sahte din onları diğer tanrılara tapınmaya yöneltir. Kutsal Kitap böyle kişilerin ‘tanrılarının peşinden giderek ahlaksızlık yaptıklarını' söyler (Çıkış 34:15, 16; Levioğulları 20:6).
Üçleme, canın ölümsüzlüğü ve tapınmada nesnelerin kullanılması gibi inançlar eski Babil'e dayanmaktadır ve bu öğretiler sahte dinlerde de oldukça yaygındır. Ayrıca bu dinler dünya işlerine de karışırlar. Kutsal Kitap böyle davranışları sadakatsizlik olarak görür (Yakup 4:4).

Sahte dinin zenginliği ve gösterişi, Kutsal Kitabın Büyük Babil'le ilgili söyledikleriyle uyumludur. Kutsal Kitapta onun "erguvani ve kırmızı giysiler içinde", ayrıca "altın, değerli taşlar ve incilerle süslenmiş" olduğu yazılıdır (Vahiy 17:4). Büyük Babil "dünyadaki iğrençliklerin", yani Tanrı'yı yüceltmeyen tüm öğreti ve davranışların kaynağıdır (Vahiy 17:5). Sahte dine mensup olan kişiler, Büyük Babil'i destekleyen "halklar, topluluklar, milletler ve dillerdir" (Vahiy 17:15).

Büyük Babil, ‘dünyada katledilmiş olan herkesin kanından' sorumludur (Vahiy 18:24).
Tarih boyunca sahte din, savaşları ve terör olaylarını desteklemiştir, ayrıca insanlara sevgi Tanrısı Yehova hakkındaki hakikatleri öğretmekte başarısız olmuştur (1. Yuhanna 4:8). Sahte dinin bu başarısızlığı çok kan dökülmesine yol açtı. Bu nedenle, Tanrı'yı memnun etmek isteyen kişiler sahte dinden ‘çıkmalı', yani ondan tamamen ayrılmalıdır (Vahiy 18:4; 2. Korintoslular 6:14-17).

https://www.jw.org/tr/kutsal-kitabin...r/buyuk-babil/



burda sanırım Tanrı ibareleri yerine "gerçek" gibi bir kavram koymak yeterli..
Gerçekten İncil sevenleri, biraz olsun neden sevenleri bugün anlıyorum gibi olacağım..
Sembolizmanın sembolizması ya da suyunun suyundan biraz kaçmış içine... Sanki bu çorbaya ve bulamaca biraz et suyu çalınmış...

İncil Dedikleri, dediğimiz bu mu?

Alıntı:

Alıntı:

Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. "Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?" diyerek canavara da taptılar.

https://hristiyankitaplar.com/sites/...split_002.html



Alıntı:

Alıntı:

"Meryem, Batı dünyası tarihinin en güçlü dini sembollerinden birisidir… Meryem sembolü Hıristiyanlığı doğrudan eski çağlardaki dinlerin, "anne tanrıça" dinlerine bağlıyor." The Making of The Popes,(Papaların Ortaya Çıkışı) 1978 (U.S.A. 1979, Sayfa 227)
http://suhikayeleri.com/suhik_C20_di...GokKralice.htm


bunlar hakkında bir şey bildiğimi anladığımı söylemeyeceğim ama güçlü bir fikrim var şimdi.

Alıntı:

Alıntı:


Toplumsal cinsiyetin başat öznesi olarak kadın cinselliğinin kullanılmasının ilk örneğini, Gılgamış destânında görürüz. Burada Enkidu'nun aldatılarak medenî yaşamın yozlaşmış içeriğine çekilmesi bir fâhişenin devlet tarafından kendisine gönderilip iğfâl edilmesiyle gerçekleşmiştir.
http://bilimdili.com/arkeotarih/arke...gda-fahiselik/


Tanrı'nın Son Vahyi: İncil'in Vahiy Bölümü Üzerine bir Yorum

http://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/bowl
http://www.zargan.com/tr/q/bowl-ceviri-nedir

Biz Büyük Babil yorumumuzu -yakın- buraya iliştirdik/serpiştirdik...
http://turandursun.com/forumlar/show...12&postcount=3

Konuşmak şimdi bu çağda bile şimdi burda bile kısıtlı iken

"ictenlik" 05-04-2018 12:17

KUTSAL KASE
 
Alıntı:

Alıntı:


Hanım danışanlarıma ‘Önce kutsal kasenizi keşfedin, libidonuz olması gereken yerde olsun, sonra hamile kalın' önerisinde bulunurum.

Tam bu sırada da Da Vinci Şifresi'nde bahsedilen kutsal kasenin rahim değil vajina olduğunu birlikte inceleyelim.Kitabın bir yerlerinde Dan Brown der ki: Katolik Kilisesi kutsal dişiden (İsis-Kadim Mısır'daki ismi- hiyeroglif simgesi; elinde sopanın ucunda yıldız tutan beyaz giysili bir kraliçe) korktu. Onun için kutsal kaseyi sakladı. Anlamayanlar için ilerde bir paragraf daha açar: " Seksi ayıp ve günah gibi kavramların altına sokarak ." Bu paragraf, bahsedilenin vajina olduğunun açıklayıcısıdır. Çünkü rahim ve doğurganlık hiçbir zaman ayıp ve günah kabul edilmemiştir. Halen de tavşanlar gibi çoğalmaktayız. Daha zor anlaşılanı peki kardeşim, Katolik Kilisesi niye kutsal dişiden korksun? Bana göre cevap:

Çünkü savaşı bitirecek tek güçtür. Kadın kutsal kaseyi keşfedip kutsal dişi gücüne ulaştığında, alt uçtaki kapısı çalıştığı için omuriliğindeki vajinal sinirin çalışmasıyla beyin kapısı da kozmosun iyileştirici, sulhçu, kubbedeki hoş sedalara uygun yaratıcı "Saliha" bir güce ulaşır. İsis'in elindeki ucunda yıldız bulunan sopanın simge açılımı budur. Eğer Da Vinci Şifresi'nin filmini izlediyseniz kız çocuğunun kapı aralığından izlediği sahnenin doğuran bir kadın yerine seyircili bir seks sahnesi olduğu dikkatinizi çekmiştir. Ayrıca kutsal dişi sembolleri isimli kitap da ellerde dolaşmaktaydı.

Böylece kadını rahim libidosuna mahkum etmenin en basit yolunun kutsal kase bilgisini saklı kutmak olduğunu anlıyoruz. İzlanda'da Roseline Şapeli'ndeki çıplak kadın heykelciklerinin kalplerini bacak aralarına koyan sanatkarın da bu bilgiyi bildiğini düşünürsek; bu evrensel bilginin niçin bir azınlığın eilnde olduğunu tekrar düşünmemiz gerekir. Kanımca rahimde kaptığımız virüslerin en zor anlaşılanı ve en serti olduğu için…Bir toplumu kazlaştırıp kazıklamak istiyorsan kadınları doğurgan ve sağılan bir inek haline getiren rahim libidosuna izin ver, kutsal kase bilgisini saklı tut, büyümeyi çoğalma ile eşleştir. IMF, Dünya Bankası vs ile zaten kazıklarsın. Kutsal kasesini keşfeden bir rahminde libido olmayacağı için rahmine düşeni karartarak doğurmaz. Kısaca şöyle bir sonuca varmak mümkündür:" Kutsal kase yoksa kutsal dişi yok, kutsal dişi yoksa, savaşçı rahim var, savaşçı rahim varsa pipili-erkeksi kızlar ve çocuk alt beyinli adamlar var ( rahim libidosu doğurduğu erkek çocukların alt beyinlerini büyütmez). Bunlar varsa kaçınılmaz olarak dayak var, şiddet var, terör var, savaş var, namus ve töre cinayetleri var, rüşvet var, hırsızlık var, mafya var, uyuşturucu var, cinsel sapmalar var, hastalık var, aptallaşma var…

Bütün bunlardan öte; hadislerde kadınları aşağılayan sözlerin ve yazıların çıkartılma çalışmaları lafta kalmamalı. Unutmayalım ki hepimiz en temel inşaatımızı onların rahimlerinde geçiriyoruz.Sert psikolojik virüsler kapmamanın en birinci ve akılcı yolu kadınları kutsal dişi mertebesine yüceltmektir. Bunun için hamile bir kadına çok ihtimam göstermemiz gibi daha kolay anlaşılacak önlemlerin yanında, kaybettirilmiş kutsal kaselerini bulmalarını sağlamak hepimizin en önemli görev ve yaklaşımı olmalıdır."Şehveti geçiniz" global deyişi bunu önermektedir. Çünkü klitoris şehvet kaynağıdır.

Tabiidir ki bazı tutucu İslam tarikatların Mısır ve Afrika'da uyguladıkları kadın sünneti değildir anlattıklarım. (Ayrıca kadim Mısır'da kadın mumyaların klitorislerinin kesik olması çok ilgi çekicidir.) Kadının evlendikten bir süre sonra klitoristen vazgeçip vajinasını öğrenmesinin gerekliliğidir. Bu olmadığı takdirde omurilikteki vajinal sinir çalışmadığı için beyin kadın olamaz. Doğurduğu zaman da yaşam ağacı kökteki su kaynaklarından rahim sinirini kullanmak zorunda kalacağı için kadın alt beyinde kendisini verici sağmal bir inek gibi hisseder. Böyle olunca da içteki ben'le kavga dışarıyla kavgaya, dışarıyla kavga da kötülüklere, sağlıksızlıklara, kin ve intikam duygularına, yani kızgınlıklara ateşin güçlenmesine, hatta cehennem ateşine neden olur. (Öfke ve kibir ateşi besler.) Böylece bütün dünyada bir rahim hakimiyeti, silah ve savaş severlik oluşur. Bütün dinlerde cehennemin ateşle dolu olduğunu ve cehennemin efendisinin şeytan-ateş rahim olduğunu unutmayalım. Ateşi söndürmenin akarsu ile mümkün olduğunu, hareketli suyun rüya analizlerinde rahmani simgelerden olduğunu, akarsuyu iyi kullanabilmek için erkeklerin erken boşalmalarını mutlaka tedavi ettirmek zorunda olduklarını da unutmayalım. Klitoris orgazmının erken boşalmalı erkeklerin işine gelmiş olması bu konuda en büyük engel olarak gözükmektedir. Öyle ya,kutsal kase için e az 15 dakika boşalmadan çalışmak zorunda kalacaklar…Böylece ben pipimden memnunum, bu zındık doktor da nereden çıktı diyebilecek erkeksi ve fanatik feminist kadınların yanında erken boşalmalı erkekler de bu bilgilere karşı çıkacaklar ve "Yaşasın klitoris" nutukları atmaya başlayacaklardır. Unutmasınlar ki bir zamanlar güzelce bir manken "Ben her bisiklete binişte 20 kere orgazm olurum" demiş ve magazin mecmualarına baş sayfa olmuştu. Unutmayın ki klitoris kadını penise, dolayısıyla erkeğe ihtiyaç duymaz ve bu nedenle de hakiki aşk yerine sadece fotoroman yaşar. Ey erkek okurlarım, lütfen kendi sağlığınız için eşinize, partnerinize kutsal kaselerini öğretin, yoksa ya rahim ya klitoris dayağı yersiniz. Kutsal kaseyi öğretmediğiniz veya yaşatmadığınız hiçbir kadın size altbeyinsel olarak erkeğim demeyecektir. Çünkü içimizdeki evrensel canlı priz dengesini oluşturarak kadın ve erkek farklılığı mertebesine ulaşamayacaktır.Bu konularda elimdeki veri ve birikimler çok arttığı için önemini tüm topluma anlatabilmek amacıyla bu satırlarda biraz ayrıntılara girdim. Rüya analizleri bölümünde daha da ayrıntılaşmak zorunda kalacağız. Öyle ya "Şeytan ayrıntılarda gizlidir." İzlediyseniz Şeytanın Avukatı filminde Al Pacino şeytan rolündeydi ve film "Benim en sevdiğim günahım kibirdir" diye bitiyordu.Anadolu'daki " Merhametten maraz gelir" sözcüğünün ayrıntısı gibi geliyor bana, çünkü ikisinde de evrensel eşit canlı hissedememenin yanlışları var. Zavallı kadıncağız, çocukcağız, adamcağız gibi sözlerin özündeki kibiri bulmayı size bırakıyorum. Büyük devletlerin küçüklere yukarıdan ve kibirle bakışını da siyaset (at terbiyeciliği-Arapça) uzmanlarına.

Birkaç ayrıntı daha; geçenlerde TRT2'de "Kutsal Kase Arayışları" başlıklı bir belgeselde, gecenin geç saatlerinde kutsal kasenin bulunduğu varsayılan İzlanda'daki Roseline Şapeli'nde kameraman çekim yapıyordu.Ekrana akseden görüntülerde kalpleri bacak aralarında çok sayıda çıplak kadın heykelleri olduğu halde anlatıcı bunları gene rahim olarak yorumlamaktaydı.Aşk ve dişilik sembolü olan kalbin bile rahim diye nitelendirilmesi beni, azınlık bir grubun bunları bildiği, fakat insanların akıllanıp sulhsever olmalarını istemedikleri için, topluma bu bilgileri vermek istemedikleri fikrine götürdü. Daha son zamanlarda da bir İngiliz filmi izlerken, sokağa düşmüş ve uyuşturucuyla uğraşan bir genç kızın "Ben soylu muyum ki klitorisimi bağlasınlar?" cümlesi dikkat çekiciydi. Bütün bunlar kuyruk bilimin önemini sizlere de anlatmıyor mu artık?


sanırım yazım Nusret Kaya etiketli olmalı ve bir de bu Nusret Kaya ve Rahim olayı var..

Bir kere orda kutsal dişi saklandıysa (dişilik) Meryem kılığına sokulmuş kadınlık adı anlamı ya da onuru böyle de bozulmuş değil midir?
Meryem İsis'i gizliyor o zaman hem hem bir de kadını Meryemleştiriyor ve Meryem postuna ve kılığına çekiyor. ikili işlev...
Sanmıyorum
Sanırım Hristiyanlık seksi örtülü biçimde ayıplıyor ve örtülüyor mu? gibi bir çağrışım var
emin değilim

Meryem'e de dua yaygındır İsaya da yani Meryem bir kaltak olsa ona dua edilemez miydi?
Dua merkezini ve dua merkezindeki kadın imgesini mi saflaştırıyor. Sanırım analaştırıyor.
Tamam Hristiyanlar da İsa ya dua topluyor. İnsanlık için çırpınmış bir insan merkezi
Burda sanırım dua merkezlerinin saflaştırılmassı var. Tanrı belirsiz baba -erkek
Saf genç oğlan isa ve meryem
bence isa ve meryem yakın konumlanıyor yan yana gibi kadın ve erkek olarak birbirine yakın gibi.
değil de tanrının oğlu ve kızı gibi
sanki isa onun oğlu değilde gibi.. meryemin taşıyıcılığından çok bir kadım imajı işleniyor gibi.. bağımsız

Kutsal Kaseyle birlikte saklanan pek çok sembol olabilir
Bunlardan biri de insanın kadın ve erkek olarak ikiye yarılması. bu bilincin yansıtılması

Seks bir deneyim kılığına sokuluyor ve büründürülüyor ve bu zaten daha öncesinde oluşturulan engel ve kısıtlamalarla birlikte yapılıyor
zaten seks özgürleşirse tür özgürleşir ama seksin anlamı kalmaz
bunu deneyen bir nesil olur

bir yorum daha var
isa gibiler annesinin bir penisle delindiğini bilmek istemiyor
anne ya da kadın rolünün sevmediği seks imajı ya da sikme/sikilme izlemi ,erkeğin geçmesi doğurtması döllemesi
erkeğin bu işi baskın yapmasındaki olay
eşit dengesiz seks anlayışı ya da iki tarafın dengeli edimli işlevi ay da iki tarafında feromonal eşit istemediği ve oluşturmadığı ay da erkeğin geçtiği seks çocukları ve
-istenmeyen çocuk ve seks çağrışımları da olabileceğini de öne süreceğiz...

Sonuçta seks ve delinme olgusu, (ki burda delinme girilme gibi olgu var) bu kadın imajına ve olgusuna zarar veriyor mu vermiyor mu? Kadın saflığını yitiriyor mu yitir miyor mu?
Kadın erkek birbirine göre hasetleri ama rolsel konumlamalar çarpıtması..

Önüne gelenle yatmış bir Meryem'e ya da canının istediğiyle sevişmiş bir Meryem'e Hristiyanlar dua eder miydi?
Kadınlık imgesinin süründüğü yer burası...

Kutsal Kase seksin ve tür olmanın kendisini belki gizliyor
Eğer kutsal kase ya da insana göre gerçeğin bilgisi, saklanan bilgisi, aranan gerçek-kutsal kase diye bir şey olsaydı?
seksin mutluluğu ya da seksin vajinanın dibine ve içine -kovuğuna- çekilmesi doyumu ya da seksi ve erkeği
kadını, rahimi, cenini, mitosu keşfetmenin bilgisi değil de, özgürce seksin ve seks yapmanın bir süre sonra seksi işlevsizleştireceği insanı kaynaşma yoluna götüreceği, türsel ayrılığı indirgeyeceği ve bir süre sonunda insanın seks yapmasının zevksizleşip-önemsizleşip özgürleşeceği ve muhtemelen biteceği, seks altında orgazm-yüksek doyum ya da tanrısal ilahi ileri aşkın zevk bulunmayacağı ve bunları aramanın saçmalığı olurdu
hiç kimse bunu duymak istemiyor..

"ictenlik" 07-04-2018 12:30

Konu -ve alımtı- bura etiketlidir..

Alıntı:

Alıntı:

Fetişizmin Kökeni ve Psikodinamiği Üzerine Denemeler ve Düşünceler
Bireyin kim ve ne olduğu/olacağı sorusu- 2


-lanet dünyanızda üşüyorum ve boğuluyorum bana yardım edin!--

--

Genel de kişi bir anomaliyle doğduğunda ve varolduğunda bu işin üzerinde suçluluk ve yargı bulutları var
ve başka bulutlar var..
Örneğin sakat olarak dünyaya gelmiş yada sonradan sakat olup böyle yaşayan biri tüm yaşam boyu diğer zorluklar yanında bunun çökkünlüğünü ve içgeçirmesini de duyabilir. Bizim duygularımız var. hiç kimse bir sakatı mutlu bir insan gibi ayağa kaldıramaz. bu onu kendi içinde başarmalıdır. İyi de bu onun içi neresi. bu toplumun bağrı değil mi? içi nerde bu adamın?

Boktan bir kaderi ya da tanrıyı, diğer insanları ve toplumsal sevgisizliği ve ilgisizliği suçlayabiliriz. Çünkü bireysel kaderimizle barışamayabiliriz ve onun üstesinden gelemiyoruz bazen. İstenmeyen bir durum hatta bireyin kendininde bunun olmasını istemeyeceği bir sorun oluştuğunda yine de bireye dönüp bu senin sorunun çıkmazın ve bunu sen çözmeli ve üstlenmelisin deniyor. Bunda bir tuhaflık var.
Tamamen senin sorunun.

Ben bu lanet gerçeğin içinde oluşmadım mı? parçası değil miyim? Kendimin mi parçasıyım ve şeyiyim. Tek başıma mı varlığım ben. Kendimi mi varettim. Tüm diğer şeylere bağlıyım ve onlarla biraradayım. Bu saçmasapan dünyayı ve onun tüm sorunlarımı ben mi kurdum?
Kendimin sorunlarını kendi içime ben mi yaptım?
Ne yani bu sorunların sorumlusu ben miyim?

Daniel Blake'in öyküsünü bu yüzden alıntıladım. Buna yakın bir iç-çekiş/serzeniş ve farkındalık sunuyordu..
Anlatmak istediğimi anlatamamış olabilirim. Kendimle barışabilirim bu yetmiyor. Başkalarıyla barışamıyorum asıl sorun burda. Yargı bağımsızlığı kazanamıyorum ya da başkalarının benle çatışmasını isteyeceğim düzeyde aşamıyorum bu benim mücadelem .Gerekirse hepinizi alt edeceğim...

Boktan bir dünyaya boktan bir kaderle doğmak benim sorunumdur. Benim sorunum mu? Bu benim bireysel yüküm ve vicdanım mı tam olarak bunu soruyorum. Bu kaderi ben mi sırtlamışım. annem babam mı vermiş bana. Ben kimim yahu. Ben bir toplumsal olguyum ve taşım sadece. Beni bu toplumsal olgu çörekleri ve gerçeklik iç yapısı dinamikleri yaptı. Anne babamın örneğin onlarında seçimleri ellerinde değildi belki ve olaylar aktı gitti. Ve belki onlarında anne babası..

Sanki olaylar başka bir gökyüzünde olmuşçasına, başka bir yerlerde ben tutup kendimi yarattım ve bu gerçeğin içine sizin yanınınza gelip oturdum ve kendimi buraya kattım-ekledim ve kendimi buraya dışarıdan soktum. Ve içime de bir sorun ekledim..

Beni bu boktan dünya oluşturdu...Beni tüm diğer şeylerle birlikte aslında sizde oluşturuyor ve oluyorsunuz. Bunu size anlatabilirdim...Ve olayları oraya götürebilirdim...

Buna bir tür kader diyoruz. Kaderciliği bir yana bırakırsak, doğasal bir zorunluluk olarak herhangi bir şeyin elinde olmayan bir ilkeye dayanarak varolmasına biz kader diyoruz. Ben diye bulduğumuz bir şeyi oluyoruz ve yaşıyoruz. Yani olmanın kendisine bağlı olarak olan kendi dinamiklerine kader denir...Zorunlu olarak varız dediğimiz-de bu kaderdir. Kadercilik dediğimiz ise bir şeylerin bizim elimizde olmadığına inanmaktır. Hareket ediyoruz. Kadercilik dediğimiz bunu yadsımak gibi. Bu yorumu yeterince sunamadım ve karıştırdım ancak ne demek istediğimi anlıyorsunuz sanıyorum

Kızgınım-çok kızgınım .Tüm bu tuhaf olaylara ve durumlara şu an çok ama çok kızgınım.. anlatamıyordum

Neden ben?
Neden ben ne demek bilmiyorum neden o değil demek mi?
O halde şunu mu demeliyiz neden bu dünya var, bu gerçeklik var ve neden sakatlanma yaralanma var ve neden acı var ve neden ben kaldıramıyorum mu demekteyim ve neden bunun gibi olgu ve çarpıklıkları var
Ama dünyayı seviyoruz
Ve birilerimiz acı çekiyor oysa.. her hangi türden acılar.

Hristiyanlık ekolünü izleyebilirsiniz ve bir katil, seri tecavüzcüyü yargı bağımsızılığına kavuştumaya ,sözde affetmeye ve içyargıdan ve toplum yargısından arındırıp kurtarmaya çalışan bir hristiyanlık ekolünü görebilirsiniz ve var. Günah dökme ekolü.
Birey ya da biri günahkar mıdır? Bu kavramı kim icad etti ki?
Bu kavramları kim hafızamıza kazıdı. Ne yapabiliriz?

Erken çocukluk döneminde bireysel suçluluklar yargılar ikilemler ve yaşam çatışmalarıyla doluyuz. Yaşam enerjimiz ve günümüz sömürülüyor ve çalınıyor.
Bir çoğumuz yaşamı zor yaşadık ve zor aşabiliyor ve kabullenebiliyoruz. Burda dünyada yaşam acılı ve çalkantılı, kaos dolu ve yalkın. Hala bunun eğlence olarak görebilenlerimiz var. Güçlü olmalıyız her zaman ve öğrenip yola devam etmeliyiz-aşmalıyız. Takılırsak hemen düşüyoruz ya da geride kalıyoruz. Hemen ayağa kalkmalıyız ve günü kaçırmamak kendimizi ve başkalarını, olayları ve işleri yapmak etmek için mücadele vermeliyiz. ya da kendimizin ve başkalarının mesihi olmalıyız. ne olmalıyız ulan ben ne yapıyorum ve yapacağım. ben şimdi bunu yapmıyor muyum daha ne yapayım siz söyleyin...

Bu dünyaya ve olaylara karşı ben kendi içimde bir dinginlik-barış ve yargısızlık/umursamazlık kazanabilirdim oysa bu diğerlerini yenmiyor. Toplumsal yadırgama ve bilgisizlik ürüyor. iç barış denileni alın gözünüze sokun. Toplumda bir bağımsızlık kazanmalıyım, mücadele etmeliyim çünkü ben elimden geleni yaptım bunu biliyorum ve lanet daha fazlasını yapacağım gerekirse en çoğunu ben yapacağım
bunu yapmadığımı söyleyecek olan varsa gelsin benimle yüzleşsin ve yaptığı güzel çirkin şeyleri bana göstersin. lanet durumumu kurtarmıyor. ve yargılaşsın onu yargılayacağım bütün gücümle. beni yargılayanları şimdi ve yarın ben yargılayacağım.

Bu hayata bu boktan hayata direnmek,tutunmak ve onun içinde güçlüce mutluca varolmak için elimden geleni ve elimden gelenin en iyisini yaptım ben
Boktan bir dünya var bütün sorun bu. Tüm bunlar sanki benim sorunlarım. Kötü hatta bombok bir toplumsal organizasyonun ve aslında organizasyonsuzluğun sanki tüm sorumlusu birebir benmişçesine ve kendi benimmişçesine kendime yüklenmemi istiyorlar ve söylüyorlar. Size direniyorum bu yönden bana değil. Sizde varsınız ve bunlardan hepimiz sorumlu olmalıyız ya da birileri ama kim? tanrı mı? onu kabul ediyormuyuz?. onu bana getirin.ona çıkalım o halde soralım nedir bu işler. Size yükleneceğim ben artık. ve dünyanın suçları ve sorunları benim sorunlarım gibi algılanıyor ve bana yükleniyor neden? bunu soruyorum
Her şey sanki benim sorunum
lanet algılarınız..

Birey diye bir şey kendinden menkul olarak var mı?
Yani birey kendini türetmiş ve yaratmış varlık mıdır?
Yani tüm buradaki doğa koşullarının içine bir çocuk doğurduğunuz da o bir katili başbakan, akıl hastası olabilir. Tüm bunlar gerçeğin olanaklarıdır
Yukarıda ki değerlendirme anlamında bireyin kendinden ve tüm sapmalarından sorumlu olması ne anlama gelmektedir? Bu bireye yüklenme suçlanma neden? birey tanrı mı? kendinin birebir tanrısı mı? oluşturucusu mu? bir tanrı vardı hani onu suçlayın
Ahlak ve iyilik, iyi kötü olan nedir? Kim ne belirler

Bireyin birey olması nedir?
Toplumsal organizasyon ve doğa nedir?


Günümüzde bireyin taşıdığı ve bireye indirgenmiş herhangi bir çarpıklık ve sapma; toplumsal doğasal ya da olgusal çarpıklık olarak doğanın ve toplumsal yapının bağrında var ve gelişmiş olmasına rağmen birincil elden bireyin sorunu olarak görülmektedir ve bireyin sırtına yüklenmektedir. Daniel Blake'in bize anlattığı budur..

Yani birey denilen dediğimiz kendi sorunları çözmelidir. Bireyin sorunu değil ki toplumsal çarpıklığın ürünü. Bireyin kucağına ve sırtına bunu kim atıyor ve yapıştırıyor. Bireyin kendi sorunları denilen birincil elden gerçekliğin içindeki birden çok bireye ve aslında toplumsal yapıya bir paradigmadır aslında. Toplumsal organizasyonun sorunu..
Bunu anlamanızı istiyorum..

Nasıl kanser olmak, sakat olmak ya da fiziksel bir anomaliyle doğmak tüm topluma genellenebiliyorsa ve gerçeklik böylesi unsurları barındırdığı için kimi bireyler bunu taşıyorsa ve ister istemez birlerine olacaksa ve birileri bu yaşamları taşıyacaksa fetişizmi ya da herhangi başka bir olguyu da toplumsal bir olgu olarak ele almayı deneyeceğiz. Anlatamadıysam derdimi bir daha ki sefere daha güçlü ve iyi yazacağım-deneyeceğim..

Şeker diyabet yaptığı için diyabet olan adam diyabet olmuştur ve bu onun sorunudur. anlıyor musunuz?
şeker yemek ve şeker yemesi onun sorunudur..
bilgi nedir? kör sağırlık mı?

"lanet dünyanızda üşüyorum ve boğuluyorum bana yardım edin-"



"ictenlik" 27-04-2018 11:03

İki zıt kadın kimliği: Lilith ve Havva
 
Kadın Erkek Kimliği Ve Rolleri Arasına Örülen Uçurumlar İncelenmesi Alıntıları

Alıntı:

.: İki zıt kadın kimliği: Lilith ve Havva

YAZAR: HASAN KAYA TARİH: 15 EKİM 2016 MAKALELER

"Tanrı sizi kötü kadınlardan korusun; iyi kadınlardan da siz kendinizi koruyun!" (Timuçin, 2005: 21) "Kadın"ın her halükarda kaçınılması gereken tehlikeli bir varlık olduğunu savlayan bu Yahudi atasözünde, ilginçtir ki, "kötü kadın" Lilith'i, "iyi kadın" ise Havva'yı çağrıştırmaya yönelik gibidir. Batı'da yaygın olarak bilinmesine karşın Doğu toplumlarında çok daha az bilinen Lilith[1] ile insanlığın anası Havva, kadının özgül kimliğinin de, ataerkil toplum marifetiyle kadının sırtına yüklenen "ahlak"ın da karşıt kutuplarını simgeleyen birer mitolojik figür niteliğindedir aslında.

Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında "yaratılış" anlatıları, ilk kadın olarak Havva'dan bahsetse de, kutsal kitapları etkilediği düşünülen başka birçok mit, Adem'e eş olarak Havva'dan önce yaratılmış Lilith adında başka bir kadından daha söz eder.

Tevrat'ta, tüm canlıların iki cins olarak yaratıldığı anlatıldıktan sonra Allah'ın insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratıp "…çoğalın, yeryüzünü doldurun ve onu tâbi kılın…" (Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bab 1) diye seslendiği belirtilir; fakat daha sonra bununla çelişkili ifadelere yer verilir:

Henüz yerde bir kır fidanı yoktu, … toprağı işleyecek adam yoktu. …Allah yerin toprağından adamı yaptı, …Aden'de bir bahçe dikti …adamı oraya koydu. …görünüşü güzel ve yenmesi iyi olan her ağacı, ve bahçenin ortasında hayat ağacını, ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. …adama dedi: …iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin. …Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. …fakat adam için uygun yardımcı bulunamadı. …adamın üzerine derin uyku getirdi, …onun …kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve adama getirdi… (Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bab 2)

Görüldüğü gibi, 1. Bab'ta kadın ve erkek birlikte yaratılmış, ne var ki 2. Bab'ta erkek yaratıldıktan sonra ona yardımcı aranmış, diğer canlılardan uygun yardımcı bulunamadığı için adeta mecburen bir kadın yaratılmıştır.[2] Bu tutarsızlık, Kitab-ı Mukaddes haricindeki yaratılış mitleri, mesela 8.-11. yy sürecinde oluştuğu bilinen "Ben Sira Alfabesi" gözden geçirildiğinde anlaşılır bir hal alır:

Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: ‘İnsanın yalnız olması iyi bir şey değil.' Ve ona topraktan bir eş yarattı, ona benzeyen, adı Lilith olan. Kısa süre sonra birbirleriyle kavga etmeye başladılar: Kadın erkeğe: ‘Ben senin altında yatmak istemiyorum.' Ve erkek: ‘Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.' Kadın: ‘…eşitiz; çünkü ikimiz de topraktan yaratıldık.' (…) Birbirlerini anlamayı ret ettiler. Lilith, (…) Tanrı'nın o özel ismini telaffuz etti ve dünyanın göğüne doğru yükseldi. Adem yaratıcısına seslendi: ‘…bana verdiğin kadın benden kaçtı!' (…) Tanrı, Lilith'in peşinden üç melek gönderdi. (…) şöyle konuştu: ‘Geri dönmek istediği takdirde, tamam; ama istemezse, her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olmayı göze almalıdır.' Melekler kadını bulup Tanrı'nın sözlerini ilettiler. Ama o geri dönmek istemedi. [Burada kullanılan kelime İbranicede "kaybedilen değerlere geri dönmemek" anlamındadır.] ‘Seni denizde boğacağız!' dediler. Kadın: ‘Beni yalnız bırakın; çünkü ben çocukları zayıf düşürmekten başka bir işe yaramam: erkek çocukları doğumlarından sekizinci günlerine, kız çocuklarını ise doğumlarından yirminci günlerine kadar gözetmem emredildi.' (…) böylece kadın günbegün şeytanlarından yüz tanesinin ölmesini göze aldı. (bkz. Zingsem, 2007: 36-37. Ayrıca bkz. "Alphabet of Ben Sira": http://jewishchristianlit.com)

Bu öykünün küçük farklılıklar taşıyan varyasyonları, Kabala öğretisinin kaynaklarında da ele alınmıştır. Mesela Zohar'a göre; altıncı günde yaratılan Adem ‘Ben hariç her yaratığın bir eşi var!' diye bağırarak Tanrı'ya serzenişte bulunur. Bunun üzerine Tanrı ilk kadın Lilith'i yaratır; tıpkı Adem'i şekillendirdiği gibi şekillendirir fakat saf toz yerine kir ve çamur kullanır. Kadın yine az önce anlatılan sebeplerle ve eşitlik iddiasıyla Adem'den aşağı olmayı ret eder, bu yüzden hiçbir zaman barış içinde yaşayamazlar. Lilith (Ben Sira Alfabesi'nde olduğu gibi) Tanrı'nın gizli ve tanımlayıcı adını söyler ve göklere yükselerek Adem'i terk eder. Adem, Tanrı'ya şikayette bulunur. Melekler Lilith'i, etrafta şehvetli şeytancıkların dolaştığı ve onun her gün onlardan olma yüz şeytan doğurduğu Kızıldeniz yakınlarından almaya gider; gelmemesi halinde denizde boğmakla tehdit ederler. O da "Kızıldeniz'deki bu süreden sonra nasıl Adem'e geri dönüp saygın bir ev kadını olarak yaşayabilirim ki?" diye sorar. (…) Adem'e uygun eş yaratmak adına Tanrı yeni bir denemede bulunur:

Ve Adem seyrederken bir kadının anatomisini şekillendirdi; …kemik, bağ dokusu, kas, kan ve bağırsaklar kullandı; bütün bunları deriyle kaplayarak çeşitli yerlerine kıl ve saçlar ekledi. Bu görüntü Adem'i o kadar tiksindirdi ki, kadın (Chawwah) bütün güzelliğiyle karşısında durduğunda dahi onu çok itici buldu. (…) Tanrı bir üçüncü kez denedi… Adem uyurken onun kaburga kemiğinden bir kadın yarattı… Saçlarını ördü, yirmi dört mücevherle süsledi. Adem hayran olmuştu… ( Bkz. Zingsem, 2007: 37-38. Bkz. Çığ, 2006: 52. Bkz. Lilith in the Zohar)

Çeşitli varyasyonları görülebilecek olan bu anlatıların ayrı düşmeyen görüşleri ise, Lilith'in (ilk günahtan önce Aden Bahçesi'den ayrıldığı için) Adem'e verilen ölümlülük cezasından azat olduğu ve ayrıca onun dünyanın felaketi olduğudur. (Bkz. Zingsem, 2007: 36-40) Nitekim Kitab-ı Mukaddes'te Lilith figürü (iki ayrı kadın yaratımını ele veren Tekvin bölümü bir tarafa) İşaya Bap 34'te ve Eyyub Bap 18'de yıkım, felaket ve cezalandırmalara eşlik eden bir kötülük emaresi olarak sunulur. Ve genellikle etrafta varlığına eşlik eden baykuş ve yılandan söz edilir.[3]

Kabala'nın diğer bir kaynağı Talmud'a göre kanatlı, uzun saçlı, insana benzer, "gecelerin dişi şeytanı" olan bu esrarengiz kadın figürünün (bkz. Lilith in the Talmud) izini sürmeyi geriye doğru kazarak sürdürdüğümüzde Lilith, yine gizemli bir figür olarak yaklaşık İÖ 2000'e tarihlenen eski bir Sümer yaradılış öyküsünde karşımıza çıkar (bkz. Resim 1) :

…her şey oluşmaya başladığında / …bir huluppu ağacı / Fırat'ın kıyılarında kök saldı. / (…) [İnanna] Ağacı nehirden çekerek konuştu: / ‘Bu ağacı Uruk'a götüreceğim / …kutsal bahçeme dikeceğim.' / Kendi elleriyle ilgilendi İnanna ağaç ile / …Yıllar geçti / …ağaç kalınlaştı / (…) O zaman evcilleşmeyen bir yılan / yuvasını huluppu ağacının köklerine kurdu / Ağacın dallarında Anzu-kuş kuluçkaya yattı / Ve gövdesinde karanlık bakire Lilith evini inşa etti. / …İnanna nasıl da ağladı! / …erkek kardeşini [Güneş Tanrısı Utu'yu yardıma] çağırdı. / (…) [Utu] İnanna'ya yardım etmek istemedi. / İnanna …Gılgamış'ı çağırdı / …cesur savaşçı Gılgamış / …İnanna'nın yanında yer aldı. / …bronz baltasını savurdu. / (…) eğitilemeyen yılanı öldürdü. Anzu-kuş yavrularıyla dağlara uçtu. / ve Lilith evini yıkarak vahşi, ıssız yerlere kaçtı. / O zaman Gılgamış huluppu ağacının köklerini gevşetti / ve …şehrin oğulları, dallarını kestiler. / Ağacın gövdesinden bir taht oydu… / …bir yatak oydu İnanna için. / [İnanna] Ağacın köklerinden bir pukku yaptı… / ağacın taçlarından bir mikku yaptı uruk kahramanı Gılgamış için. (Zingsem, 2007: 17-21; Çığ, 2006: 43-44; Çığ, 1996: 38. Her iki yazar da Volkstein/Kramer'den alıntılamıştır.)[4]

Gılgamış Destanı'nda kendisine evlenme teklif eden İnanna'yı aşağılayan,[5] onun gök-boğasını öldüren Gılgamış'ın bu öyküde onun yardımına koşması dikkat edilmesi gereken bir ayrıntıdır. İnanna, eski tanrıça tapımının tanrısal varlıklarından ötürü neden sıkıntılı ve aciz durumdadır; neden ağlamaktadır? Aslında Gılgamış'ın temsil ettiği "erkek dünya"nın, önceki anaerkil dünyada kutsal olan ve İnanna'nın bahçesinde birbirine kenetlenmiş halde beliren dört öğeye[6] saldırıp onların izini yok etmeye girişmesinin simgeleştirilmesidir bu. İnanna'nın üzerindeki, egemen görüşün baskısıdır ve görünen o ki, en azından bu eski kadın tapımlarının kutsal varlıklarıyla ilişkisi olmadığını kanıtlamak zorundadır. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 32) Ataerkil Sümer dünyasının Lilith'in kovuluşunu içeren destanlarında süregiden olaylarda, ilginçtir, koskoca tanrıça İnanna bir adamın tecavüzüne de uğrar. Üstelik o bile evleneceği erkeği gönlüne göre seçemez ve zaten Utu'nun kızkardeşine yardımı, asıl, genç kızın yeni erkek yasalarına uyum sağlaması ve öteki genç kızlara örnek oluşturmasına yönelik olmuştur. Utu, gönlü Çiftçi Tanrısı'nda olduğu halde, İnanna'yı Çoban Tanrısı Dumuzi ile evlenmeye ikna eder. Çünkü aslında tarihsel dönem artık sığır üretiminin erkeklerde olduğu dönemdir. Kaba kuvvetiyle hemen her şeye güç yetirip sahip olan bir karakter olarak Gılgamış kutsal törenlerle Dumuzi ile bireşip tanrıçanın kocası ve de hükümdar olur. (Bkz. Çığ, 2006: 54-57; Cıbıroğlu, 2002: 32)

Görünen odur ki, gerek dört kutsal dinin geçerli olduğu –günümüze kadar uzanan– dönemde, gerekse ondan önceki dönemde Lilith'le simgelenebilecek bağımsız, güçlü özne olan kadın kimliği, toplumsal hayatın sürdüğü yeryüzünden dışlanmış; Tanrı-devlet-erkek bireşimi bir erk'e "tâbi" olan bir "Havva" imgesi (zaman ilerledikçe bu "Bakire Meryem" imgesiyle takviye edilecektir) ‘makbul' sayılmıştır.

Dikkat edilirse, kutsal kitapların ve öykülerin tümünde salık verilen ve kutsanan, "egemenlik"tir. Öncelikle "insan"ın tüm dünyevi varlıklar üzerindeki tahakkümü; eşgüdümlü olarak da erkek cinsinin kadın cinsi üzerindeki egemenliği…[7] Anlatılar erkeğin üstünlüğünü ve evrendeki merkezi rolünü vurgularken, bir yandan kadının ikincil, suçlu ve dolayısıyla cezalı rolünü belirginleştirmeye yönelmiştir. Ne de olsa "yasak meyve"nin (ki bunun cinsellik, dolayısıyla özneleşme ve kültür sürecine geçişin simgesi olduğu düşünülür) yenmesi ve cennetten (ebedi ve rahat hayattan) çileli hayata geçiş kadınlar yüzünden olmuştur. Bu sahneyi betimleyen bütün resimlerde, yasak meyveyi Havva'ya uzatan bir "yılan-kadın" (Lilith) figürüdür ki bu, öyküyü tamamen Adem'in saf bir kurban, kadının her iki kimliğiyle de "kötü ve riyakar" olduğu savına bağlar, insanlığın maruz kaldığı tüm talihsizliklerden kadını sorumlu tutmak için bir gerekçe oluşturur ve günümüze değin binlerce yıl, kadının toplumsal-cinsel-dinsel-siyasi-ekonomik özgürlüğüne ket vurmanın meşru zeminini kurar. Tanrı bir yandan (Lilith imgesiyle de -Freudyen görüşte fallus olgusuyla da- örtüştürülmüş, ilintilenmiş olarak) yılan ile kadını düşman kılar. (Bkz. Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bap 3)[8] Yeryüzündeki yaşamın ve ilişkilerin kural ve ilkelerini çepeçevre belirler. Adem-kadın-yılantoprak-doğa ilişkilerini düzenler. Buna göre Adem, "bilme meyvası"nın[9], yani (cinsellik, türün üreyerek yaşama devam etmesi, üretim, özneleşme kavramları ile ağaç-meyve-yılan-fallus-Lilith-Havva imgelerini ilişkilendiren bir çağrışımla) "yaşam döngüsüne katılmanın" ceremesini çekecek, Havva'ya malik olacak ve onu "yılan"dan da hep sakınacaktır. Zira yılan, onun sürekli içli dışlı olacağı tarımsal yaşamın (toprağın) kaçınılmazı, yaşam döngüsünün imgesi olarak da daimi özlemiarzusu olduğu kadar, malik olduğu Havva'yı elden kaçırmamak için sakınması gereken bir kötücüldür de. Böylece kadın-erkek ilişkisi gerek bilinçaltında, gerekse bilinç düzeyinde bir paradoksa gömülmüş; aslında, başta cinselliği kontrol altına alarak "kıllı içgüdüsüyle" mücadele edip kültür yaşamını biçimlemeye çalışan insan, kendi doğasını zedelemek pahasına yeryüzünün yerleşik-ataerkil düzeninin manifestosunu oluşturmuştur.[10]

Nihayet, mitojenik olan toplum, örmüş olduğu bu öykülerle gündelik hayatında bir mitolojiyi de gerçeklendirmeye koyulmuş, kadın cinsinin doğası gereği itaatsiz, saf, zayıf iradeli, baştan çıkartılmaya ve kötülüğe meyilli, sadakatsiz, güvenilmez, hilekâr, baştan çıkarıcı, başlıca motivasyonu kişisel çıkarları olan bir cins olduğu yaygın inancıyla "ahlakî" yaptırımlara yönelmiş (bkz. Witcombe, 1999: 56);[11] bütün dinler ve örfler "ahlak" savı altında kadını boyunduruk altına almaya girişmiş; kutsal metinlerde birçok alıntıyla örneklenebilecek çerçevelerle toplumsal yaşamda kadını ikincilleştiren düsturlar koymuştur.[12]

Ender ÖZBAY

—–

[1] 2 Barbara G. Walker, Lilith'in etimolojisini, Lotus anlamına gelen Sümer-Babil kökenli "lilu" kelimesine bağlamaktadır. Böylece Lilith'i, tüm anlatılarda ve betimlemelerde ilişkili olduğu görülecek olan "ağaç" motifiyle ve Mısır-Hindistan'ın Lotus tanrıçalarıyla ilişkilendirmek mümkün olmaktadır. M. İ. Çığ, Prof. S. Kramer'e dayandırdığı açıklamalarında, Lilith'i Musevi efsanesindeki karakterle ilişkilendirmekte; Sümer dilinde "ki.sikil.lil.la" olarak geçtiğini, "ki.sikil"in genç kız; "lil"in hava, ruh anlamına geldiğini; böylece "Lilith"in hava, ruh anlamını verdiğini belirtmektedir. Zingsem, buna ek olarak, Babil-Asur kökenli "lilitu" kelimesinin de uyduğunu ve "dişi şeytan, rüzgar hayaleti" anlamına geldiğini; İbrani [Sami] kökenli "Laila" [bkz. leyl-a] (gece) sözcüğünün de geleneksel hikayelerde Lilith ile bağdaştırılıp "gece hayaleti" olarak çevrildiğini söylemektedir. (Zingsem, 2007: 15; Çığ, 2006: 51)

[2] 3 Uzmanları, Tekvin Bap 1'deki ilk aktarımın ikincisinden çok daha sonra yazıldığına inanmaktadır. (bkz. Witcombe, 1999: 56)

[3] 4 "(…) Ve Edom vadileri zifte, toprakları kükürde dönecek… Gece gündüz sönmeyecek… ıssız kalacak, (….) orada baykuşla karga oturacak, şaşkınlık ipini ve boşluk şakülünü onun üzerine gerecek. (…) saraylarında dikenler, hisarlarında ısırganlar bitecek, (…) evet, gece canavarı orada yerleşecek, ve kendisi için istirahat yeri bulacak. Ok yılanı yuvasını burada yapacak…" (İşaya: Bap 34); "(…) onu dehşetler yıldıracak, …yanında felaket hazır bulunacak. Güvendiği çadırdan sökülüp atılacak; (…) kendisinden olmayan onun çadırında oturacak; yurdu üzerine kükürt saçılacak, dipten kökleri kuruyacak…" (Eyyub: Bap 18) Vera Zingsem, Kitab-ı Mukaddes'in güncel nüshalarında "gece canavarı" ve "kendisinden olmayan" olarak geçen ifadelerin Reformasyon dönemi öncesine ait Kudüs İncili'nde "Lilith" olarak geçtiğini belirtmektedir. (Bkz. Zingsem, 2007: 43)

[4] Bu ağaç ve ona yerleşen varlıkları anımsatan bir motif ilginç bir şekilde Türk mitolojisine yansımış gibi görünmektedir: Karagöz-Hacivat oyununda göstermelik olarak kullanılan "kanlı kavak" motifinde, ağaca yılan sarılmış, en üstünde bir kuş yuva kurmuştur, ağacın arkasından bir cin görünmektedir ve yanlarından geçenler bu öğelerin tılsımlarıyla çarpık çurpuk olmuşlardır. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 33.)

[5] (Bu kısmın geçtiği "6. Tablet" için bkz. Gezgin, 2009: 53-55)

[6] Huluppu yani Kadınların dallarından sepet, salgısından ilaç (salisin) yaptığı, Mısır'dan Asya'ya; Eski Yunan'dan Kelt uygarlığına kadar tanrıça tapımlarında kutsal sayılan söğüt ağacı; Anzu-Kuş yani bazı destanda kaderi tayin eden ve sözüne karşı gelinmeyen, bilgelik yönüyle baykuşla imgesel bir örtüşümde olduğu savlanabilecek İmdigut kuşu (birçok betimlemede baykuş olarak görülür); değişimin, şifanın, dolayısıyla ölümsüzlüğün sembolü yılan ve eski kadın tapımlarının tanrısal varlığı, imgeleştirilirken yılanla da örtüştürülen Lilith. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 32; Zingsem, 2007: 215-221; Gezgin, 2009: 181-187)

[7] 8 Bu durumun önemli bir düsturu olarak, Tevrat'ta daha en başta, her şeyin yaratıcısı ve hakimi olan Tanrı'nın, erkeği kendi suretinde yaratmış, böylece hakimiyetinin bir nevi mümessili kılmış olduğu anımsanmalıdır. (Bkz. Tekvin: Bab 1)

[8] 9 Çağdaş edebiyatın özellikle "yeraltı" ırmaklarında, ataerkil yapının kadın üzerinde şiddet ve zorlama yollu egemenliğine ilenme ve eleştiri duyumsatan kimi şiir ve metinlerde söz konusu fallik çağrışımın dinamik alındığı gözlemlenmektedir. Sözgelimi Asuman Akemoğlu'nun kadın duyarlığıyla yazılmış dizelerinde söz konusu ettiğimiz toplumsal bilinçaltının izlerini sürmek ve bilinç düzeyine analiz edilerek taşındığını saptamak olasıdır: "bakışları yok yılanın / çamur bulaşmış gelinliğine bakirenin / dirimin son nefesi, / gözleri kızıl bir palyaçonun boynuna asılı / belki de topuklarında bir – er ******nuntak / tak tak tak… / ve yalayarak / çocuk Sonya ekşimsi tadını erkin / feryadını ciğerlerine düğümler Ramallah'ta bir şair… / bir kıtaya çivilenmiş zaman…" (Bkz. http://sollama.blogspot.com/2008_09_01_archive.html)

[9] 0 "Bilme meyvası", özellikle de "bilme", cinselliğe referans sayılabilir. İlgili olabilecek bütün simgelemlerin yanı sıra mesela Tekvin: Bap 4'te "Adem karısı Havva'yı bildi; ve gebe kalıp Kain'i doğurdu." ifadesi dikkate alınmalıdır.

[10] 1 Bu bağlamlarda daha geniş ve ayrıntılı değerlendirme için bkz. Witcombe, 1999 ve Gezgin, 2009. [Mitoloji, masal, söylence, edebiyat, plastik sanatlar gibi birçok toplumsal-bireysel yaratı alanında yılan ile kadın ilişkisine dair "alt metin" okumaları gerçekleştirmek, hermetik ifade ve imgeler saptamak mümkün görünmektedir. Sözgelimi, halk anlatılarını referans aldığı anlaşılan bir öyküsünde Sema Kaygusuz, bir evin taş avlusuna her sabah gelip tıslayarak bir hikaye anlatan bir yılanı ve (özellikle yetişkin kadınlar korkup çığlık çığlığa kaçışırken) yılanın "işittiklerin tamı tamına doğrudur ama yalnız duyana aittir!" diyerek bağladığı hikayesini anlayan, duyduklarını yaşlı bir kadın oluncaya, ömrünce sır olarak saklamak zorunda olan (bu yüzden "yılanın ona bıraktığı" içsel bir "esaret"in ağırlığıyla yaşayan) bir kız çocuğundan (babaannesinden) bahseder. Aynı öyküde, kırların içinde yalnız yaşayan, evlenmemiş, garip bir kadının, kuyusuna düşüp boğulan yılanların kuyudan haykırdıkları son sözlerini de anlayıp yine sır olarak sakladığı görülmektedir. (Bkz. Kaygusuz, 2010: 13-19) Gerçekten de yılan ile kadın ilintisine birçok geleneksel inanç ve söylencede farklı farklı anlam, nitelik ve biçimlerde rastlanmaktadır. (Bkz. Eyuboğlu, 1998: 77-81) Bu noktada, Şahmaran efsanesi de imgelem açısından anımsanması gereken bir örnektir. Yoğun göndermeler, manidar simgeleştirme ve metaforlarla örülü çok ilginç ve çok önemli edebî bir metin ise Leyla Erbil'in kaleminden çıkmıştır: "Düşümde tarih 11 Mayıs 330, yer Sultanahmet Meydanı "Hipodrom",,, Büyük Saray'ın hemen önünde,,, bomboş meydanda doğum yapıyorum. (…) saray benim,,, sarayımın kapısında bekleyen saçları yılandan üç tanrıça, genç dostumun gözetiminde doğurtuyor beni,,, yaşlıyım,,, (…) ama sevinçle sürdürüyorum doğurmayı; en derin okyanusundan kadınlığın uzun upuzun ve ince oğullarımı doğurmaktayım,,, (…) üç yılan doğurmuştum,,, (…) eş boyda, eş renkte, eş bakışta, yüzleri kaybettiğim oğlumun yüzüyle eş,,, yüzleri insan bedenleri yılan,,, (…) yılan saçlı tanrıçalar çabucak başlarını yıkayıp kulaklarına bir şeyler fısıldıyor oğullarımın,,, onlar da hemen birbirlerine dolanarak üç baş tek beden sarmal oluyorlar,,, yılan saçlı tanrıçalar nereye koymamızı istersiniz bunu diye soruyor (…), o hiç sektirmeden Hipodrom'un ortasını Spina'yı doğum yaptığım noktayı işaret ediyor,,, (…) evet tam merkezine dünyanın dedim,,, (…) başımda imparatorluk tacı, üstümde imparatorluk giysileri (…) gözlerim olmadığı kadar net görüyordu her şeyi,,, güçlüydüm, sağlıklıydım, gençtim,,, erk bana geçmişti,,, dünyayı düzeltebilir,,, her şeye yeniden başlayabilirdim,,,, (…) çağırıp meydana biz-halkı,,, (…) ne iki obelisk ne Alman çeşmesi, ne Sultanahmet Camii ne Ayasofya ne İbrahim Sarayı (…),,, yerde oğullarım, gökte ay sürüleri ve BEN Roma Birleşik Devletleri imparatoriçesi,,, Biz-halka bir göz gezdirdim ve dedim: ‘Romalılar, aç sefil kardeşlerim. Doğu Roma'yla Batı Roma'yı birleştiren bu ‘Üç Başlı Ejderha' imparatorluğumun merkezi ve sizlerin koruyucusudur,,, (…) onun dini imanı yoktur,,, Romalılar, ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım,,, o yok olduğunda bu topraklar altınızdan kayar (…) hava ateş tozlarıyla yakar kömüre çevirir her bedeni,,, (…) Üç Başlı Ejderha'nın durduğu bu nokta, Spina, dünyanın ortası olan vajinadır ve bu ‘orta' doğunun batının kuzeyin güneyin tüm zamanların ve tüm dünyaların merkezidir,,, onun nefsinde hiçbir değişme olmaz,,, (…) ve şimdi benim elime geçmiştir,,, (…) adalet özgürlük ve eşitlik adına ve iktidarım adına ve geleceğin dünya imparatorluğu adına yok etme kan dökme işkence ve zulmün her çeşidi bu merkezden başlayacaktır,,, (…) benim ahlakım ile ahlaklanacaksınız çünkü ben aleme rahmet olarak gönderildim,,,' Uyandım,,, oğullarım yerine, mermer kaideye rekzedilmiş,,, şimdiki durumunda zeminden beş metre derinde, çevresi demir parmaklıklarla örülü (…) bedeni delik deşik,,, tepesi boş,,, yılan başları yok edilmiş,,, Yılanlı Sütun diyorlar adına,,," (Erbil, 2012: 41-44) Bu güçlü ve derin metinde, yılanlar diriliğin-gücün-egemenliğin metaforudur ve tarihin en büyük güçlerinden biri olup tükenişe geçen Roma'nın içinden doğan (!) Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu'nun (Apollon Kültüyle de ilişkili) Örme Obelisk (ya da Yılanlı Sütun) anıtıyla ilintilenerek geliştirilen fallik "erk" söyleminin kaynağıdır. Ancak yazar, eski çağlardan beri süregelen fallik hakimiyet anlayışının yine de kadından doğmaktan başka çaresi olmadığını, dolayısıyla asıl gücün, yaşamın kaynağı olan kadınlıkta (bkz. metinde dünyanın merkezi olan vajina) olduğunu hissettirmektedir. Kanımızca, görülebilir ki, dişilik erk'e dayanarak ve varoluşunu onunla tamamlayarak doğrulmakta; erk (erillik – fallus – yılan) ise, dişilikten hayat bulup yine onun çeperinde hareket ederek var olabilmektedir. Aslında doğallık içinde diyalektik ilişki zinciri birinin ötekine egemen olma çabasına dönüştükçe, "varoluş" anlamsız ve ereksiz bir çatışma çıkmazına, bir kördüğüme dönüşmektedir. Bu noktada ayrıca, "yılan"a Arapçada "hayya" (حية (denildiği ve bunun aynı zamanda "yaşayan", "diri ve daim olan" anlamına da geldiği ve aynı sözcük köküne (حي (dayanan "el-Hayy" (يَِّحْال ( sözcüğünün Allah'ın sıfatlarından biri olduğu (mesela bkz. Kur'an-ı Kerim: Tâhâ: 111 ve el-Furkan: 58) bilgisi de not edilmelidir.

[11] 2 Tamer Konca'nın romanında Lilith, tam tersi yönde bir ıspat gayretine girişir; tartıştığı din adamına İsa'ya en zor zamanları ve ölümü dahil sürekli eşlik eden kadınları örnek verir, erkeklerin ise zor zamanlarında onu terk edip kendilerini kurtarmaya baktıklarını İncil metinlerine dayanarak kanıtlar. (Bkz. Konca, 2011) Gerçekten, Sümer destanlarında da, mesela İnanna'da kadın dostluğunun ve sadakatini vurgulayan motifler vardır.]

[12] 3 Bu anlamda kutsal kitap ve öğretilerden birçok örnek verilebilir. Sözgelimi İncil'de Aziz Pavlos'un Korinthoslulara Birinci Mektup'unda "her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek ve Mesih'in başı Allah'tır. …erkek Allah'ın sureti ve izzeti olduğu için başını örtmemelidir, fakat kadın erkeğin izzetidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkektendir; erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. …kadın başı üzerinde hakimiyet alametine malik olmalıdır." (bkz. Bap 11) ve "…kadınlar sükut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatinde dediği gibi, tâbi olsunlar. Ve eğer bir şey öğrenmek isterlerse evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına toplulukta konuşmak ayıptır." (Bkz. Bap 14: 34-35) cümleleri hemen hatırlanabilecek örneklerdir. Ayrıca kadının "Adem-Havva" miti bağlamındaki ikincilleştirilme durumu, Musevi-Hiristiyan inancına içkin bir sorunsal gibi algılansa da, Anadolu'nun toplumsal bilinçaltında yatan birçok mitik anlatıda ve efsanede görülmektedir. Anadolu'nun çeşitli yörelerinden derlenen yaratılış-türeyiş öykülerinde, Adem-Havva arasında kimin daha önemli rol oynadığı tartışmasının çıktığı; gerçeğin kanıtlanması için kendi menilerini birer tüpe koyup beklettikleri, bir süre sonra Havva'nın tüpünde yılan, çıyan, kan oluştuğu ama Adem'in tüpünde eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir oğlan çocuğu oluştuğu ve bu oğlanın peygamber soyunu meydana getirdiği anlatılmaktadır. Yine bu tür anlatılarda, kadının aylık biyolojik döngüsünün tanrının cezası olarak görüldüğü; Adem'in kaburgasından yaratılmasına gönderme ile kadına "eksik" denildiği görülmektedir. (Bkz. Kaya, 2011: 158-159.)

http://www.hasankaya.com/iki-zit-kad...-ve-havva.html


"ictenlik" 27-04-2018 11:38

Alıntı:

Alıntı:

Gılgameş, Enkidu'yu kandırıp dağlardan indirir, içki ve kadın yoluyla düşürür. Ve burada tecavüzün gerçekleştiği an karılaşma gelişiyor, karılaşmanın geliştirilmesi ile irade kırılmaya başlıyor. Enkidu bu yolla dağlardan, arkadaşlarından, hayvanlardan, doğadan ve her şeyden uzaklaşıyor. Erkekliğe dair bütün özellikler Gılgameş'te somutlaşıyor; Gılgameş güçlüdür, bir oturuşta kaç koyun yiyor, kaç fıçı içki içiyor, dağdan inen insanları kendi denetimine alıp iradesizleştiriyor. Ölçüler bunlardır. Çünkü o şehirlidir. İnanna'nın geliştirdiği şehri de bu özelliklerle saldırıp ele geçiriyor ve iktidarını devreye koyuyor. Gılgameş destanın öyküsü budur. Bu mitolojilerle oluşturulan erkek tiplemesidir ve bu yolla tüm erkeklere Gılgameş gibi olmalısınız deniliyor. En azından biz olayı bu şekilde yorumluyoruz.

Mitolojileri okuduğumuzda her sözcüğün arkasında ne var, ne denilmek isteniyor bunları anlamamız gerekiyor. Mesela bu destana baktığımızda başından sonuna kadar ataerkil bir zihniyettin inşasının olduğunu görebiliyoruz. Gılgameş'in bir erkek profili olduğunu belirtmiştik. Hem erkektir, hem kraldır. Gılgameş daha sonra devletin de temsilini yapıyor. Gılgameş şahsında iktidar yaratılıyor. Gılgameş destanında hem erkeğin hem de kadının tecavüz yoluyla düşürüldüğü anlaşılıyor. Toplum Enkidu'yu kabul etmiyor. Doğal toplumda; kendi toplumuna karşı düşmanlık yapanlar artık yaşayamazlar, özgür olamazlar. Aslında bu da ona bir cevaptır.

Sonuç olarak; Gılgameş destanında erkek egemenliğinin yaratıldığı sonucunu çıkartabiliriz. O dönemde belli bir düzeyde kadın düşüşü yaşanıyor fakat kadın toplum içinde bir bütün gücünü kaybetmemiştir. Erkek kadınla bir rekabet içerisine giriyor ve kadının yarattığı değerlere el atmak istiyor. Tabii bu dönemde kadının bütün değerleri ve gücü bir anda elinden alınmıyor. Hemen birden bire düşüş yaşamamıştır, tanrıçalık değerleri bir bütün elinden alınmamıştır. Kadın Sümer uygarlık toplumunda bütün gücünü kaybetmemiştir. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta; ilk olarak kadının düşürülüyor olmasıdır.
"ilk önce kadın düşürülüyor, sonra erkek ve daha sonra bir bütün toplum düşürülüyor."

https://xweseri.org/2017/07/09/tarih...ki-etkileri-i/



Böyle-böylesi bir yazı bulmanın ve ona ulaşmanın mutluluğu içindeyiz
çok büyük bir sevinç ve mutluluk t_aşıyorum ve y_aşıyorum
Böyle bir yazı ve içerik bulmanın/ulaşmanın tarihsel mutluluğu

Olayı tam böyle yorumlamıyoruz ancak
çok fazla kopuk halka... ve bilgi parçası özdeşi eklemesi gerekmesi

insanın modernleşmesi ve uygarlaşması taban olarak
bir evcilin evcileşmesine benzeyen bir süreç
ama gerçeğin gerçekten koparak uykulaşmasını da içeriyor buna iyi bakın
düşme gerçekten de kopuş
gerçek uykusuzdur bunu iyi anlayın herşey çözülecek

daha önceden kurulmuş bir toplumsal/gerçeksel bir yapının ya da başka bir uygarın-uygarlığın seni içine çekmesi ve emmesi
ama bu da zekanın deneyim ihtiyacına ve uykuya vurgu yapıyor..
gerçek kalmaz
uyku olmazsa gerçek kalmaz
gerçek uykularla kesintiye uğratılmalıdır-gerçeğin dinamiği budur
ve
erk egemenlik
erkesel egemenlik

güzel içeriklendirmecilersiniz
ve düşünleriniz taze hızlı sert ve sağlam
gerçeklerin yolundasınız

insan halkaları görüyorum-birleşmiş insan halkaları
kopuk bir tarihi tamamlıyoruz

doğal çatışamlar
taban ve katman çatışmaları
sınıf çatışmaları denenin bir benzeri

özgür bir mutlu bir hayatı arıyoruz
ama
bağdaki kenttekinin ve kentteki de bağdakinin özgür -açık ve uygar hayatını uyumunu arıyor..

çatışkılar ele ele kolkola gerçek içinde dansediyorlar

kentçi, lüksçü ya da seçkinci hayata özdeşim çekimi duyulur mu duyulmaz mı?
ama kentin lanetlileri ve onu ayakta tutan köleler/kölecikler olmasa ve başkaları bizim adımıza çalışıp yapmasa bunlar hiçtir
refah ya da kolay hayat başkalarının ve onların hazırının üzerine oturur değil mi?
bu bir organizasyon

bu dinamikler kaynaşıyor ya da çatışıyor sadece
haklı yok
olgunun biri olmazsa bir diğeri de olmaz
haksız olmazsa haklı da olmaz/kalmaz
elele -içiçe

herkes herşeyi arzuluyor ve arzular dışavuruluyor

eşitliği ay da eşitlik deneni getiren zaten eşitsizliğin ve varlığı ve onun deneyimi
ve özgürlük deneni besleyen özgürsüzlük deneyimidir
toplum yine de kolkoladır tüm karnalıklarıyla

gerçek bir masaldır
gerçek diye biri yok

"ictenlik" 30-04-2018 17:32

uydurtu'nun bipolar yardımlaşmacılık denemeleri günlüğünden?
ya da uydurtu'nun Mutlu Öykü Deniz kimliğinden kimi y_alıntılar

-
buraya kendi hareketler dökümümden alıntılar sunacaktım ki,

Bipolar'ın, duygu- düşünce ve beyin hastalığı olmadığı, kimyasal fizyoloji üzerinden incelenip-indirgenip çözümlenmesi gerektiği ya da kimyasal bir bir karmaşa olacağı ve kimyasal bir bozukluk adlandırması alması vb. gerekeceğine dair oldukça yorum-um-uz kayıp

ya da duygu denenin ve kişi denenin bozuk ve uyumsuz olmayacağı, kimya denenin işlevsel sorunları nedeniyle bunun olacağı ve bunun olası nedenleri (uykusuzluk, yeme içme, kan şekeri dalgalanmaları, yağsız yeme ve niteliksiz protein alımı,-aşırı karbonhidrat tüketimi ve dengesiz öğün ya da yeterince nitelikli protein ve yağ almama, gıda intoleransları ve uyumsuzlukları ,ağır metal birikimleri, bağırsak emilim sorunları, uyumsuz kişiler çatışkısı, güç-otorite baskısı-zayıflatıcı kişilikler, kapalı yaşam vb. sonsuz) ve çözüm-çözümlemelerine dair muhtemelen onlar ca kayıp yorum?
bunlar nerde?
neden silindi?
kim sildi? niye? nasıl?

----


Alıntı:

Alıntı:

Soru
Şizofreni yada bipolarla karıştırılan başka hastalıklar var mı arkadaşlar

Alternatif Yanıtlar
Hastalık denilenler zaten tanı ve belirti kalıplarına uygulanan adlandırmalar
Baş ağrısı ve kol ağrısı gibi
Yani ağrı hastalığın var ve kol ağrı hastalığın var gibi

Arkadaşlar daha önce de kişisel bir yorum olarak şunu sunmuştum. Fizyolojik, kimyasal, biyolojik varlıklarız ve kimyasal işlev bozuklukları bu sorunları ortaya koyuyor. Yani şu hastalığı ya da bu hastalığı demek aslında kişinin ortaya koyduğu olağandışı durumlar ya da sorunlar etiketlerinin genellenmesinden ve kategorize edilmesinden ibaret.. Fizyolojimiz için genel olarak kimyasal işlev bozukluklarından sözedebiliriz.. ve bir çok hastalıkta genel olarak böyledir... Tanılar uygun ilaç uyumu için ortaya konuyor daha çok...

Hocam kişilik diye bir şey ya da duygu diye bir şey elle tutulamaz. Bozuk olan kimyasal fizyoloji ya da fizyolojik kimyadır.. Duygu bozuklukları da fiziksel kimya ile ilişkili. Duygular kimyasallar ve hormonlardan ibaret fizyoloji de.. Aksi taktirde duygu ya da kişiliği düzeltmesi için yine fiziksel kimyasal bir ilaçtan medet ummak saçma olurdu değil mi?


--
Alıntı:

Alıntı:

Soru
Her gün sabahlara kadar online oyunlar oynadığım insan canım bir şey yapmak istemiyor diyor. Evde sürekli bir koku olduğundan bahsediyor. Annesi ve abisi ile görüştüm ama evde öyle bir koku yok diyorlar. Arkadaşım ise her yerin yemek tarzı bir şey koktuğunu ve midesini çok bulandırdığını söylüyor. Öfkeli ve kimseyle konuşmak istemiyor. Doktora gitmeyi teklif ettim ama halim yok istemiyorum diyor. Ne yapmamız lazım?

Alternatif Yanıt
sabahlara kadar online oyunlar oynamayın ve erkenden yatıp sabah dışarı çıkıp güneş alın

Ciddi bir tavsiye istiyormusunuz? en az bir ay felan tüm digital aletlerle, telefon, televizyon dahil iletişimini kessin ve evde de kapalı kalmasın. Alan derinliği olan gerçek bir üç boyutlu uzayda, yani açık dış doğa da, mümkünse kent değil oldukça köy dağ gibi bir yer de zaman geçirsin. Yani kafası yerine gelene kadar ağaç kuş böcek ve dış doğa izlesin ya da bir fiziksel aktivite bulsun. Ve gerçek fiziksellikte gerçek fiziksel insanlarla oynayın. Yedi sekiz saat dış açık doğa da olabildiğince alan derinliğinde vakit geçirmesini sağlayın olabildiğince düzelir. Sosyalleşin.
Hocam ağaçlardaki karıncaları seçebilene kadar dış doğa. Tüm bunlara dikkat kesilebilene kadar

Bilgisayar başında ne kadar vakit geçiriyor ya da başka bir sorunu var mı?




Alıntı:

Alıntı:

Soru
Hallac-ı Mansur ''Ene'l Hakk; Nietzsche ise ''Tanrı Öldü" dedi.
Sizce iki söylemin arasında bir paralellik var mı? Varsa nedir?

Alternatif Yanıt
Mansur Enel Hak derken belki onun tanrısı da, en azından kişisel tanrısı da, ölmüştü... Mansur biraz duygusal biraz duygusal/oryantalist yaklaşmış sanırım...



"ictenlik" 03-07-2018 14:34

"bir tür zen durgunluğu gibi bu satırlar- yada yakın ona"
 
"birazcık Zen buldum.." gibi...

Bugün Metin Münir'in blogunu buldum/okudum-biraz. Yeni bir şey bulup keşfetmiş çocuk gibi sevindim..

Birileri, "konumundan kalk alemi seyret" diye bir not paylaşmıştı facebookta. Bu benim direkt aklıma Metin Münir'in anlattığı, "bulunduğum odadan ayrıldım ve bir gökyüzü sonra beni içine aldı" kabilinden yazdığı ölüme yakın deneyim anısını getirdi. Onu paylaştım ya da paylaşmak için aradım. Ölüme yakın deneyim anılarını daha önce burada da paylaştığım aklıma gelince google dan burayı (turan dursun forumu) ve Metin Münir adını arattım. Karşıma Metin Münir in, Nereden Biliyorlar adlı bir yazısına yazılmış bir savunma çıktı. Sonra bu yazıyı aradım hemen ve Metin Münir'in kişisel blogunu buldum. İşin açıkçası Metin Münir'in kişisel blogunu bulmak olağanüstüydü. Kıbrıs'ta bir cennet mi orası. Orda ben de yazarım abi.
Kafam da ölüm ve yaşam birbirine/içiçe girdi-desem yeridir
Hemen 60 yaşında olup emekli olasım ve yaşlanasım geldi. Dağlarca'nın çok yaşamak içtenlikmişini hatrladım..
Buram buram ölüm kokuyor-ölüm rahatlıkmış-ölümü düşünmek istemek...kim ne derse desin....
boğuşup durmicam abicim güzel ölücem...


bu arada blog harikaydı ve olağanüstüydü/bir kaç alıntıda yapmak istiyorum
fazla romantik miyim bugün ne? feromonsu bulaşmalar. kızardım burda olduğum yerde kendi kendime utandım.
bu doğrudur.

Bu şimdi ben bazı şeyleri birleştiriyorum yaşamda. Bana öyle geliyor. Bunları nasıl anlatacağız..
ya da olacağız
ya da olacağız var

ya da sabah ki benle akşam ki beni papaz olması gibi bir durum var. o da var.
gelde çık işin içinden çıkabilirsen..

çok fazla Zen var burda be! Eskiden mizah vardı. kültürsoylu... ya da kültürsoylu soy

Bazen sözcüklerin ortaklığı gibi bir şey var ya da bütün sözcükler benimle buluşuyor gibi
Alıntı:

Alıntı:


http://pazaryazilari.blogspot.com

Sonsuz olmak fâni olmaktan daha sıkıcı olabilir.

Kitaptan başımı kaldırınca, gözlerimi bıraktığım yere geri çevirmek kolay olmuyor. Karşımda kitapların kitabı var: Dünya.

Dünyanın gözlerime düşen parçası; ağaçlar, yapraklar, kelebekler, serçeler, deniz.

Kır çiçeği gibi havaya serpiştirilmiş ağustos böceği sesleri.

Yere değen eteklerini toplayan bir kadın gibi, topraktaki sıcağı toplayan esinti...

Burnuma zakkum kokusu geliyor, sütündeki ağu ile çiçeğindeki kokunun karışımı bir esans.

Hayat, bir boyutunda, çocukluğumuzda yaşadıklarımızı arama veya onlardan kaçma sürecidir.

İnsan derin bir yara almış olsa da ölmek istemeyebilir.

Güvenilmez birisiyle olacağına, tek başına kılıç salla daha iyi.

Bazen serçeleri seyrederken acaba hayatları saf mutluluk mudur, diye merak ederim.
Aslında bunu sadece serçeler için değil, gördüğüm bütün kuşlar için düşünürüm.

Fotoğraf çekiyordum, bıraktım. Şimdi gözlerimle fotoğraf çekiyorum.

Yorgun bulutların altında kullanılmış bir dünya

Anlamadığınız bir dilde yapılan bir konuşmayı dinlerken insan sesinin bir müzik aleti olduğunu anlıyorsunuz.

Bulutlar ağaçların üzerine battaniye gibi serilmiş.

Vatanından uzak yaşayan insanın hayatında bitmeyen bir akşamüstü var.

Şimdi, ölürken, geri dönüp bu yaşama işini daha iyi yapmalıyım, diye düşünüyorum.

Ağzımdan akan kelimelerle aklımdan geçenlerin alakası yok.

Suçluluk duymadan herhangi bir şeyden zevk alma yeteneğine hiç sahip olamadım. Düşünsem bu sakatlığın nereden kaynaklandığını bulabilirim — ama düşünmek istemiyorum.

Kendi kendimi analiz etmekten bıktım.

Tam ve mükemmel olan hayat değil ölümdür.

Böyle şeyleri düşünmekten de – sığ felsefe yapma huyumdan yani — bıktım.


Hayat bir meditasyon olmalı bunu anlıyorum ama sosyal bir meditasyon ve aralıklı bir meditasyon

yeterince Zen biriktirmişsen ne olur?
zen kazancın olur

..
bu arada 2,5 diye bir punto var mı?

"ictenlik" 04-07-2018 09:20



0-3 yaş

"ictenlik" 12-09-2018 00:18

Benim İçin Yeni Bilgi
--
Alıntı:

UKRAYNA'NIN %5'İ ARTIK ÇİN'İN MALI

Artan nüfusu nedeniyle gıda üretiminde sıkıntı yaşayan Çin, Ukrayna ile topraklarının yüzde 5'ini almak için anlaştı. Çin toprakları kullanmak için yılda 2.6 milyar dolar ödeyecek

Çin Ukrayna'nın topraklarının yüzde 5'ini satın almak için bir anlaşma imzaladı. Ülkede gıdanın yetersiz oluşu nedeniyle Ukrayna'dan toprak satın alan Çin, bu toprakları tarım için kullanacak. 3 milyon hektarlık toprakların kullanımı için yılda 2.6 milyar dolar ödeneceği tahmin ediliyor. Çinli kamu işletmesi ‘Xinjiang Production and Construction Corps' ve Ukraynalı tarım firması ‘KSG Agro' arasında imzalanan anlaşmaya göre Çinli şirket ilk etapta Ukrayna'da 100 bin hektar toprak satın alacak. Önümüzdeki yıllar içinde de bu rakam 3 milyon hektara ulaşacak. Topraklar Ukrayna'nın Dnyepropetrovszki bölgesinde bulunuyor. Bölge zengin tahıl üretimiyle tanınıyor. Birkaç yıllık bir zaman dilimi içinde Çin şirketinin mülkiyetine geçecek olan toprak miktarı, Ukrayna'nın tarıma elverişli topraklarının yüzde 9'unu oluşturuyor. Topraklar, Belçika, Ermenistan, Hollanda ve İsrail'in de içinde bulunduğu 50 ülkenin yüzölçümünden büyük. Anlaşma ayrıca Çin'in Avrupa'da satın aldığı en büyük toprak olma özelliğini de taşıyor. 50 yıllık plan kapsamında tarım yapılmasının yanısıra bölgede domuz yetiştirilecek. Öte yandan ABD'nin Ukrayna'nın satılan toplam yüzde 36 oranındaki topraklarının yüzde 66'sına sahip olduğu biliniyor.
Der Spiegel dergisi geçtiğimiz aylarda, az gelişmiş ülkelerdeki tarım topraklarının ABD, İngiltere ve İsveç gibi ülkeler tarafından satın alınarak sömürgecilik yapıldığını yazmıştı. Liberya'nın ekilebilir topraklarının yüzde 100'ü yabancılara satılmış durumda. Yabancılara en çok satılan toprak listesinde birinci sırayı alan Liberya'yı, Gabon ve Filipinler takip ediyor. Türkiye'nin de Sudan'da 5 milyon dönüm araziyi 99 yıl için kiraladığı ortaya çıkmıştı.

Türkiye'nin Sudan'da tarım arazisi var

Türkiye bu yıl şubatta Sudan'da İstanbul büyüklüğündeki 5 milyon dönümlük tarım arazisi kiraladı. Sudan'da Beyaz Nil Nehri kenarında 99 yıllığına kiralanan arazide Türkiye'nin ithal ettiği pamuk ve ananas, mango, avakado gibi tropikal meyveler ile yağlı tohumların yetiştirilmesi amaçlanıyor. TİGEM aracılığıyla Sudan'ın Abugota bölgesinde tarımsal işletme kuracak olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın, Omdurman, Rahat ve Medani bölgelerinde ise özel sektör eliyle işletme kurulmasını sağlaması bekleniyor.
Buna göre isteyen, topraklar Türkiye'de gibi kira bedeli ödeyerek istediği ürünü yetiştirebilecek. Sudan Nil kenarındaki topraklarının verimliliğiyle biliniyor.

25.09.2013
http://m.milliyet.com.tr/ukrayna-nin...66/default.htm

"ictenlik" 12-09-2018 20:57

Tarsus Kazısına ilişkin facete bir başlık görünce ve alt yorumlarında ki, İncil-Tarihi bilgiler, Uzaylılar-Radyasyon elbisesi ve "bu tip paylaşımların teknik takibe alındığı gibi tuhaf yorumlarda eklenince kısa bir tarama yaptım...

Halka Bilgi Verme Kurumumu gerekiyor ahali...

Ekşi sözlüğe bakayım dedim ve 146 sayfa vardı. Direkt 146 ya tıkladım ve bunu buldum...

------''

edit: inanmayan arkadaslar olmus normaldir anlattıgım şey ile her gün karşılaşmıyoruz ama yaşadıgımız olay gerçek.

arkadaslar dogrulugunu bilmiyorum ama tamamen şans eseri deli şeyler öğrendim bu konu hakkında.

3 arkadas tatildeyiz otostop kamp vs ilerlemeye calısıyoruz. kumluca da otostop çekiyoruz kaş tarafına gitmek için.

saolsun bi abi durdu arkeologmuş. yanlış hatırlamıyorsam samsun a baglı bi yerde arkeologmus aslında ama memleketi buralarmış.

arkeolog oldugunu söyledi yolun sonuna dogru. bende merakımdan dedim abi ne var bu tarsustaki kazıda kimse bilmiyor senin var mı bi haberin ?

adam ben kazıdaydım demez mi ha siktir olduk tabi biz arkadaslarla.

adam çıkardı telefonunu 3 fotoğraf gösterdi bize biri mezar fotoğrafı ama böyle altından içinden turkuaz ışık filan geliyor sanki film setinden gibi, bu mezarın mason birine ait oldugunu filan söyledi tam anlayamadım eski önemli hristiyanlardan birini kastetti diye anladım ben, diğer iki fotoğraf değişik bi taş fotoğrafıydı kırmızı değişik bi içi vardı dedim abi bu ne civa oldugunu söyledi.

bu fotoğraflar dışında uzaylı cesedi bulduk 2 tane dedi radyasyondan giremedik uzun süre özel kıyafetlerle girebildik dedi ve bu cesetlerin yanlış hatırlamıyorsam yine 30.000 yıllık oldugundan bahsetti. tabi biz arkadaslarla şok üstüne şok yasadık.

sonrasında peki dedim abi tüm bunlar ne oldu ne yapıldı yani dedim orasını bilemem ben paramı aldım cıktım müzenin dedi gerisi arkeolog arkadaslar varsa bi yeşillendirsin saglam trol mü yedik yoksa gerçek mi bir aydınlatın.

insanın inanası gelmiyor ama böyle bir olay yaşadık.

ne kadar dogru ne kadar yalan bilemicez arkadaslarla denk gelirsem onların da aklında kalanlarla yazıyı daha da düzeltirim üstünkörü oldu şu anda.

https://eksisozluk.com/tarsustaki-es...-5273005?p=146

https://seyler.eksisozluk.com/tarsus...komplo-teorisi

---
Arkadaşım orda öyle bir halt varsa bilmek istiyorum ben ülkenin vatandaşıyım. Gelip geçen ölümlüyün ben. Kırk yıl yaşayıp çürüyoruz. Eğer orda tarihsel mitsel dinsel vb. bilgisel yetkin önemde bir şey varsa ve açıklanmıyorsa (en azından akademisyen tarihçi vb. yetkin ilgilisine ...) tarih size lanet etsin ne diyeyim..
Hazineyse mazineyse alın paşa paşa yiyin helali hoş olsun....
Ama eğer benim çoluk çocuklarım ya da onların geleceği ve bugünü için tarihsel - bilgisel önemde bir şey varsa ve açıklanmıyorsa tarih sizin soyunuzu sopunuzu...
Bu teknik takibe alınıyor mu?
Duyanlar duymayanlara söylesin...

"ictenlik" 04-01-2019 22:54

Açıkçası islam ve tarihi konusunda bilgim yok.
Bunlar forumda tartışılmış paylaşılmış ya da konuşulmuş olabilir..
Benim, belki başka nedenlerle veri toplarken ya da öylesine karşılaştığım içerikler ve linkler
Forumda bir Mekke başlığı gördüğüm için (Mekke Mekke mi? gibi bir tarihsel sorgu var içiş ve) eşzaman yaşadım ve paylaştım..

Alıntı:

Facebook "Akıl Bilim Din" sayfasından alınmıştır.

Eklenti:
Ah bu islamın sadece içeriklerimi yalan sanıyorsunuz..asıl yalan bu dinin tarihi oluşumundan itibaren başlıyor ve asırlar boyunca değişik metodlarla devam ediyor..bu seferki tespitlerimden birisi islamda hac üzerine..kaynak Bertrandon de la broquiere seyahatnamesi..çeviren/ilhan arda..diğer bir adıyla denizaşırı seyahati..15. Asırın başlarında istanbul fethinin hemen öncesi ikinci murat dönemi yapılmış seyahat ve yazarın floransaya dönmesi sonucu aldıkları notlarıda birleştirmesiyle 1457 yılında kaleme aldığı bir seyahatnamedir
.ilk defa ilhan arda tarafından çevrilmiş ve çevirenin notuyla, verdiği bilgiler en tutarlı olan seyyahtır..fransadan ortadoğuya buradanda hac dönüşü 3 bin develik kervanın türk kısmıyla beraber bizim toprakları gezmiş ikinci muratlada bizzat tanışmıştır..kaynak bilgisini fazla uzatmıycam okumak isteyen alır kitabı okur orjinalliğiyle kendi yüzleşir..ben burada seyyahın kudüs şam vs. buralarda hac görevini yerine getirirken islami hacdan dönen kervanın türk prensesinin kölesiyle yaptığı diyalog kısmını aktarıyorum..kendi ek ve yorumlarım hemen bu yazının altında olacak..yavaş yavaş tane tane okuyun bu bilgileri bulmak ve sunmak kolay değil helede saptırmayı seven resmi tarihcilerin eserlerinde kesinlikle bulamayacağınız bilgiler..ancak böyle orijinal kaynaklardan işlerine gelenleri sunar onlar..bakın bakalım 15. Asırda mekke neresiymiş! mezar neredeymiş!hac kabeyemi yoksa mezaramı yapılıyormuş!
Şama geldiğimin ertesi günü ,mekkeden yolla çıkan ve üçbin deveden oluşan bir kervanın şehre girişini gördüm. Bunların şama girişi iki gün iki gece sürdü ve bu olay onların adetlerine uygun büyük bir ihtişamla gerçekleşti.kervan kuranı getirmekte olduğu için sultan ve şehrin en önemli kişileri onları karşılamaya gelmişlerdi.
bu muhammedin onlara bıraktığı bir töreydi.kuran üstüne ipek kumaşlar örtünmüş bir deveyle taşınmaktaydı ve kuranın kendiside magrip dilinde yazılarla bezenmiş başka bir ipek kumaşa sarılmıştı.bu develerin arkasından her biri bir deveyi koşturan sekiz yaşlı adam, onlardan sonrada ülkesine göre değişen biçimlerde zengin donanımlı eyerler taşıyan atlılar geliyordu.bunun ardındanda osmanlı padişahı ailesinden bir türk kadını gelmekteydi. Bu kervanda yer alan muhammedin yolunu ve kanunu kabul etmiş olan hepside bir iman ve dinsel inanç sahibi olan bu insanlar herkesin hayaldula(abdullah-abdallah) adıyla tanıdığı ve adı günümüzde tanrının hizmetçisi anlamına gelen ve o büyük türk hanımın kölesinin söylediğine göre magripliydi,türktü,berberiydi,tatar ve iranlıydı..onlar mekkeyi ziyaret etmiş olduklarından artık alınlarına yazılmış olandan başka bir şey yapmayacaklarına inanıyorlardı
.bu köle bana mekkeyi üçkez ziyaret ettiğini söyledi.onunla birlikte çok günler geçirdim, gece gündüz bana refakat ediyordu.birçok kez muhammedin kim ve ne olduğunu cesedinin nerede bulunduğunu aramızda konuştuk. Onun bana söylediğine göre muhammed mekke de yuvarlak bir türbede gömülüydü ve türbenin üstünde büyük bir delik vardı.türbenin üstüne çıkanların bu delikten aşşağıya gururla baktıklarını ve muhammedin yattığı yere baktıklarında gözleri kamaşıp görmez olduklarını ve onların bu gördüklerinden daha muhteşem bir şeyi hiçbir zaman göremeyecekleri için artık görmekte istemediklerini söyledi.ben bunlardan iki tanesini gördüm biri 18 yaşlarında diğeride 22-23 yaşlarındaydı.bana ayrıca mekke de günahlarını bağışlayacak biryer bulamadıklarını medine adını taşıyan başka bir şehire gidince orada hz ibrahimin yaptırmış olduğu ve bugün hala mevcut olan manastır tarzında bir evi ziyaret ettiklerini söyledi.
Buraya her yıl 7 bin hacının geldiğini eğer bu sayıda eksiklik olursa herşeye kadir olan tanrı buraya meleklerini gönderiyormuş.
Kıyamet günü geldiğinde muhammedin ancak iyi insan olarak gördüklerini cennete alacağına ve onlara istedikleri kadar bal,süt ve kadın vereceklerine inanıyorlardı. Bu şehir deniz kıyısındaymış ve başka topraklardan getirilmiş baharat ve diğer mallar büyük gemilere yüklenerek jehanın ülkesinden buraya nakledilmektedir..(aaaaa çevirmen burada yanlışlık olduğunu bu şehrin mekke değil cidde olabileceğini söylüyor bence yanlışlık değil tarih boyunca bolbol sahtekarlık var) burada da bu dinin mensupları bunları develere ve diğer hayvanlara yükleyerek kahireye, şama ve öteki şehirlere götürüyorlardı..söylediklerine göre şamdan mekkeye kadar 40 günlük bir yol varmış çok sıcak olurmuş ve bu sıcakta çok insan hayatını yitirirmiş..muhammedin eylemlerinden o kadar çok şey dinlemiştimki şamdaki venediklilerin adli işlerine bakan ve kendi ikametgahında ihtiyaç duydukları zaman tüccarlara günah çıkartan bir rahibe bundan bahsettim.bende ona günah çıkartarak öğütlerini aldım ve muhammedin dilini konuşup konuşamadığını sordum bana olumlu cevap verdi kuranı gayet iyi bildiğini söyledi.o zaman bu konuda bana bildiklerini yazılı olarak vermesini ısrarla kendisinden rica ettim bunları dük hazretlerine götüreceğimi söyledim oda bunu gönülden kabul etti…ve yazıları yanımda taşıyarak yoluma devam ettim..
Gördüğünüz gibi hep aklıma takılıyordu neden eski kaynaklar islami hacla ilgili sadece muhammedin mezarına değiniyorlarda kabeden hiç bahsetmezler.tabi burada medinede ibrahimden kalan bir yapıdan bahsediliyor ama manastır tarzı ibadet yapılan hacla alakası olmayan bir yer olarak tanıtılıyor..mesela 12. Asırda urfalı bartelemus hac konusunun muhammedin medinedeki mezarına yapıldığından bahsediyor kabe yok..tabi burada mezarın medinede olduğundan bahsediyor ama kabe yok..
aynı asırda çevirisini bu konudaki ülkemizin önemli isimlerinden nuh aslantaşın yaptığı iki yahudi seyyahın seyahatnamesi var..tudelalı benjaminle ratisponlu petachie seyahatnamesi..bir tanesi haccın muhammedin mekkedeki mezarına diğeri ise medinedeki mezarına yapıldığından bahsediyor..işte bu seyyahta mekkedeki mezardan bahsediyor..zaten yavuz sultan selim gibi padişahların hacca giden kafilelere sakal ve saç kıllarını vererek muhammedin mezarının etrafına gömülmesi adetini uyguladıklarınıda biliyoruz..daha yakın dönem kaynaklarından falih rıfkı atayın zeytindağı eserine baktığımızda atay bir kafileyle kudüsden trenle üçgün üç gece medineye muhammedin mezarına yaptığı yolculuktan bahsediyor ve oradaki sefillikleri anlatıp mezarı ziyaret edip geri döndüğünden bahsediyor başkada bir şey yok..ama burada çok dikkat çeken nokta ise yani bu seyahatnamede mekkenin bugün bildiğimiz yerde olmadığı cidde veya ona benzer deniz kenarı bir yerde olduğundan bahsediyor.anlatan köle üçüncü kez bu kafilede yer aldığını söylediği için yanılma ihtimali sıfır..şöyle toparlamak gerekirse, nasılki hristiyanlık ve yahudilikte hac kudüs,şam dolaylarındaki mezarlara yapılıyorsa islamdada muhammedin mezarına yapılıyordu..
bu sistem aynen devam etti çünkü selahattin eyyübide dahil bu bölgeleri ele geçiren tüm krallar için bu mezarlara yapılan hac ve umre için hristiyan ve yahudilerden alınan vergiler tarih boyunca en tatlı gelir kaynağı olmuştur..hatta sadece krallara hac vergisi verilmiyor tüm işlerle ilgilenenlere para verildiği gibi çöldeki mezarlara kadar mezarlıklara bereket getiren kutsallık manasında kese kese paralar dağıtılırdı..se
yyahlar bu noktaları titizlikle yazmışlar zaten..araplar ise muhammedin mezarı üzerinden kendilerine bu sistemi geliştirdiler..fakat bu mezar ve şehirler tarih boyunca sıksık saptırıldı yerleri değiştirildi..dönem dönem kaynaklara bakıldığında yıkım ve kıyımlar sıksık göçler teknolojinin olmaması insanların mitolojik inançlara hemen sahip çıkmaları bunun aslında normal olduğunu antropolojik olarak net bir şekilde gösteriyor bize..daha gerilere gittiğimizde 10. Asırın en önemli yahudi alimi felsefeyi semavi dinlere sokan saadia gaon hicazı mekke ve medineyi filistin ürdün bölgelerinde yerler olarak tanımlar..aslında ilk islamı oluşum buralarda başlayıp asırlar sonra parça parça tarih geriye yansıtılarak günümüz mekke ve medinesi oluşturuldu mezar ve kabe ayrıştırılması oluşturuldu..dediğim gibi tarihi kaynaklarda bu konular fazlasıyla yer alırda tarihciler o kısımları hiç aksettirmezler..türklerin bilerek yapması inançlarından gelsede yabancıların böyle yapmaları arkasını doldurabilecek bilgiye sahip olmamaları..muhammed diye biri hiç yaşamadı tezi her zaman en gerçekçi olandır..neyse şimdilik bu kadar yakında yeni tespitlerle güzel yazılar sunmaya devam edicem..herkese sevgiler.
Abdullah Demirbaş













----

Alıntı:

Robert Spencer'in (kendisi islamın ilk çıktığı dönem konusunda en araştırmacı yazarlardan biridir.) ''DID MUHAMMAD EXIST? An Inquiry into Islam's Obscure Origins'' adlı kitabından bir kısım alıntı paylaşıyorum. Döneme tanıklık eden ve biri yahudi diğer hristiyan iki şahsın arabları (serazenler) nasıl algıladığıyla ilgili ilginç ve önemli belge sayılırlar.


The Earliest Records of an Arabian Prophet

Yet surely there are abundant mentions of this man who lived and worked in the "full light of history" in contemporary records written by both friends and foes alike.

That is, at least, what one might expect. After all, he unified the hitherto ever-warring tribes of Arabia. He forged them into a fighting machine that, only a few years after his death, stunned and bloodied the two great powers of the day, the eastern Roman (Byzantine) Empire and the Persian Empire, rapidly expanding into the territory of both.

It would be entirely reasonable to expect that seventhcentury chroniclers among the Byzantines and Persians, as well as the Muslims, would note the remarkable influence and achievements of this man.

But the earliest records offer more questions than answers. One of the earliest apparent mentions of Muhammad comes from a document known as the Doctrina Jacobi, which was probably written by a Christian in Palestine between 634 and 640—that is, at the time of the earliest Arabian conquests and just after Muhammad's reported death in 632.

It is written in Greek from the perspective of a Jew who is coming to believe that the Messiah of the Christians is the true one and who hears about another prophet arisen in Arabia:

When the candidatus [that is, a member of the Byzantine
imperial guard] was killed by the Saracens [Sarakenoi], I was at
Caesarea and I set off by boat to Sykamina. People were saying "the
candidatus has been killed," and we Jews were overjoyed. And they
were saying that the prophet had appeared, coming with the
Saracens, and that he was proclaiming the advent of the anointed
one, the Christ who was to come. I, having arrived at Sykamina,
stopped by a certain old man well-versed in scriptures, and I said to
him: "What can you tell me about the prophet who has appeared with
the Saracens?" He replied, groaning deeply: "He is false, for the
prophets do not come armed with a sword. Truly they are works of
anarchy being committed today and I fear that the first Christ to come,
whom the Christians worship, was the one sent by God and we
instead are preparing to receive the Antichrist. Indeed, Isaiah said
that the Jews would retain a perverted and hardened heart until all
the earth should be devastated. But you go, master Abraham, and
find out about the prophet who has appeared." So I, Abraham,
inquired and heard from those who had met him that there was no
truth to be found in the so-called prophet, only the shedding of men's
blood. He says also that he has the keys of paradise, which is
incredible.4

In this case, "incredible" means "not credible." One thing that can be established from this is that the Arabian invaders who conquered Palestine in 635 (the "Saracens") came bearing news of a new prophet, one who was "armed with a sword."

But in the Doctrina Jacobi this unnamed prophet is still alive, traveling with his armies, whereas Muhammad is supposed to have died in 632. What's more,this Saracen prophet, rather than proclaiming that he was Allah's last prophet (cf. Qur'an 33:40), was "proclaiming the advent of the anointed one, the Christ who was to come."

This was a reference to an expected Jewish Messiah, not to the Jesus Christ of Christianity (Christ means "anointed one" or "Messiah" in Greek).It is noteworthy that the Qur'an depicts Jesus as proclaiming the advent of a figure whom Islamic tradition identifies as Muhammad:

"Children of Israel, I am the indeed the Messenger of God to you, confirming the Torah that is before me, and giving good tidings of a Messenger who shall come after me, whose name shall be Ahmad"
(61:6).

Ahmad is the "praised one," whom Islamic scholars identify with Muhammad: The name Ahmad is a variant of Muhammad (as they share the trilateral root h-m-d). It may be that the Doctrina Jacobi and Qur'an 61:6 both preserve in different ways the memory of a prophetic figure who proclaimed the coming of the "praised one" or the "chosen one"—ahmad or muhammad.

The prophet described in the Doctrina Jacobi "says also that he has the keys of paradise," which, we're told, "is incredible." But it is not only incredible; it is also completely absent from the Islamic tradition, which never depicts Muhammad as claiming to hold the keys of paradise.
Jesus, however, awards them to Peter in the Gospel according to Matthew (16:19), which may indicate (along with Jesus' being the one who proclaims the coming of ahmad in Qur'an 61:6) that the figure proclaiming this eschatological event had some connection to the Christian tradition, as well as to Judaism's messianic expectation.

In as much as the "keys of paradise" are more akin to Peter's "keys to the kingdom of heaven" than to anything in Muhammad's message, the prophet in the Doctrina Jacobi seems closer to a Christian or Christian-influenced Messianic millennialist than to the prophet of Islam as he is depicted in Islam's canonical literature.

Was That Muhammad?

In light of all this, can it be said that the Doctrina Jacobi refers to Muhammad at all? It is difficult to imagine that it could refer to anyone else, as prophets who wielded the sword of conquest in the Holy Land—and armies acting on the inspiration of such prophets—were not thick on the ground in the 630s.

The document's departures from Islamic tradition regarding the date of Muhammad's death and the content of his teaching could be understood simply as the misunderstandings of a Byzantine writer observing these proceedings from a comfortable distance, and not as evidence that Muhammad and Islam were different then from what they are now.

At the same time, there is not a single account of any kind dating from around the time the Doctrina Jacobi was written that affirms the canonical Islamic story of Muhammad and Islam's origins.

One other possibility is that the unnamed prophet of the Doctrina Jacobi was one of several such figures, some of whose historical attributes were later subsumed into the figure of the prophet of Islam under the name of one of them, Muhammad.

For indeed,there is nothing dating from the time of Muhammad's activities or for a considerable period thereafter that actually tells us anything about what he was like or what he did.

One apparent mention of his name can be found in a diverse collection of writings in Syriac (a dialect of Aramaic common in the region at the time) that are generally attributed to a Christian priest named Thomas and dated to the early 640s.

But some evidence indicates that these writings were revised in the middle of the eighth century, and so this may not be an early reference to Muhammad at all.5 Nonetheless, Thomas refers to "a battle between the Romans and the tayyaye d-Mhmt" east of Gaza in 634.(dipnot 6)

T h e tayyaye, or Taiyaye, were nomads; other early chroniclers use this word to refer to the conquerors. Thus one historian, Robert G. Hoyland, has translated tayyaye d-Mhmt as "the Arabs of Muhammad"; this translation and similar ones are relatively common.

Syriac, however, distinguishes between t and d, so it is not certain (although it is possible) that by Mhmt, Thomas meant Mhmd-Muhammad. Even if "Arabs of Muhammad" is a perfectly reasonable translation of tayyaye d-Mhmt, we are still a long way from the prophet of Islam, the polygamous warrior prophet, recipient of the Qur'an, wielder of the sword against the infidels.

Nothing in the writings or other records of either the Arabians or the people they conquered dating from the mid-seventh century mentions any element of his biography: At the height of the Arabian conquests, the non-Muslim sources are as silent as the Muslim ones are about the prophet and holy book that were supposed to have inspired those conquests.

Thomas may also have meant to use the word Mhmt not as a proper name but as a title, the "praised one" or the "chosen one," with no certain referent. In any case, the Muhammad to which Thomas refers does not with any certainty share anything with the prophet of Islam except the name itself.


Sophronius and Umar

No one who interacted with those who conquered the Middle East in the middle of the seventh century ever seems to have gotten the impression that a prophet named Muhammad, whose followers burst from Arabia bearing a new holy book and a new creed, was behind the conquests.7

Consider, for example, a seventh-century Christian account of the conquest of Jerusalem, apparently written within a few years of that conquest (originally in Greek but surviving in a translation into Georgian).

According to this account, "the godless Saracens entered the holy city of Christ our Lord, Jerusalem, with the permission of God and in punishment for our negligence."8

A Coptic homily from the same period characterizes the "Saracens" as "oppressors, who give themselves up to prostitution, massacre and lead into captivity the sons of men, saying: ‘We both fast and pray.'"9

Sophronius, the patriarch of Jerusalem who turned the city over to the caliph Umar after the Arabian conquest in 637, lamented the advent of "the Saracens who, on account of our sins, have now risen up against us unexpectedly and ravage all with cruel and feral design, with impious and godless audacity."10

In a Christmas sermon in 634, Sophronius declares that "we, however, because of our innumerable sins and serious misdemeanours, are unable to see these things, and are prevented from entering Bethlehem by way of the road. Unwillingly, indeed, contrary to our wishes, we are required to stay at home, not bound closely by bodily bonds, but bound by fear of the Saracens."

He laments that "as once that of the Philistines, so now the army of the godless Saracens has captured the divine Bethlehem and bars our passage there, threatening slaughter and destruction if we leave this holy city and dare to approach our beloved and sacred Bethlehem."11

It is not surprising that a seventh-century Christian like Sophronius would refer to the invaders as "godless." After all, even if those invaders had come brandishing the holybook of the deity they proclaimed as the sole true creator of all things, Sophronius denied that god's existence. Still, he makes no mention, even in the heat of the fiercest polemic, of the conquerors' god, their prophet, or their holy book.

In all his discussion of the "Saracens," Sophronius shows some familiarity with their disdain for the cross and the orthodox Christian doctrines of Christ, but he never calls the invaders "Muslims" and never refers to Muhammad, the Qur'an, or Islam. In a sermon from December 636 or 637, Sophronius speaks at length about the conquerors' brutality, and in doing so he makes some references to their beliefs:

But the present circumstances are forcing me to think differently
about our way of life, for why are [so many] wars being fought among
us? Why do barbarian raids abound? Why are the troops of the
Saracens attacking us? Why has there been so much destruction
and plunder? Why are there incessant outpourings of human blood?
Why are the birds of the sky devouring human bodies?

The invaders are not randomly vicious but apparently have a particular contempt and hatred for Christianity:

Why have churches been pulled down? Why is the cross
mocked? Why is Christ, who is the dispenser of all good things and
the provider of this joyousness of ours, blasphemed by pagan
mouths (ethnikois tois stomasi) so that he justly cries out to us:
"Because of you my name is blasphemed among the pagans," and
this is the worst of all the terrible things that are happening to us.


Sophronius's sermon coincides with the Islamic rejection of the cross—a rejection that also made its way into the Qur'an, which asserts that the Jews "did not slay him [Jesus], neither crucified him" (4:157). And in speaking of pagans' blaspheming of Christ, Sophronius could be referring to the denial of Christ's divinity and salvific sacrifice—denials that are part of Islamic doctrine.

Sophronius sees the Saracens as the instrument of God's wrath against Christians who have grown lax, although he describes the Saracens themselves are "Godhating" and "God-fighters," and their unnamed leader as the "devil." It is unclear whether Sophronius refers to the devil himself or to the caliph Umar, who conquered Jerusalem, or to Muhammad or to someone else. Sophronius declares:

That is why the vengeful and God-hating Saracens, the
abomination of desolation clearly foretold to us by the prophets,
overrun the places which are not allowed to them, plunder cities,
devastate fields, burn down villages, set on fire the holy churches,
overturn the sacred monasteries, oppose the Byzantine armies
arrayed against them, and in fighting raise up the trophies [of war]
and add victory to victory. Moreover, they are raised up more and
more against us and increase their blasphemy of Christ and the
church, and utter wicked blasphemies against God. Those Godfighters
boast of prevailing over all, assiduously and unrestrainably
imitating their leader, who is the devil, and emulating his vanity
because of which he has been expelled from heaven and been
assigned to the gloomy shades. Yet these vile ones would not have
accomplished this nor seized such a degree of power as to do and
utter lawlessly all these things, unless we had first insulted the gift
[of baptism] and first defiled the purification, and in this way grieved
Christ, the giver of gifts, and prompted him to be angry with us, good
though he is and though he takes no pleasure in evil, being the fount
of kindness and not wishing to behold the ruin and destruction of
men. We are ourselves, in truth, responsible for all these things and
no word will be found for our defence. What word or place will be
given us for our defence when we have taken all these gifts from him,
befouled them and defiled everything with our vile actions?12

Such descriptions of violence and brutality are hard to reconcile with the better-known accounts of the Arabian conquest of Jerusalem. Those accounts depict Umar meeting Sophronius and treating him respectfully, even magnanimously declining to pray in the Church of the Holy Sepulchre so that his followers will not be able to seize the church and convert it into a mosque.13

Umar and Sophronius conclude a pact that forbids Christians from building new churches, carrying arms, or riding on horses, and that requires them to pay a poll tax, jizya, to the Muslims; but Christians are generally allowed to practice their religion and live in relative peace.14 This is the foundation of the Islamic legal superstructure of dhimmitude, which denies equality of rights to non-Muslims in the Islamic state and is oppressive in numerous ways by modern standards, but which in the seventh century was comparatively tolerant.

This "Pact of Umar," however, is of doubtful historical authenticity.15 The earliest reference to it comes in the work of the Muslim historian Tabari, who died nearly three centuries later, in 923. According to Tabari, Umar wrote to the neighboring provinces about how he was treating the newly conquered people in Jerusalem:

In the name of God, the Merciful, the Compassionate. This is the
assurance of safety (aman) which the servant of God, Umar, the
Commander of the Faithful, has granted to the people of Jerusalem.
He has given them an assurance of safety for themselves, for their
property, their churches, their crosses, the sick and the healthy of the
city, and for all the rituals that belong to their religion. Their churches
will not be inhabited [by Muslims] and will not be destroyed. Neither
they, nor the land on which they stand, nor their cross, nor their
property will be damaged. They will not be forcibly converted. No Jew
will live with them in Jerusalem. The people of Jerusalem must pay
the poll tax (jizya) like the people of the [other] cities, and they must
expel the Byzantines and the robbers. As for those who leave the city,
their lives and property will be safe until they reach their place of
safety; and as for those who remain, they will be safe. They will have
to pay the poll tax like the people of Jerusalem. Those of the people
of Jerusalem who want to leave with the Byzantines, take their
property, and abandon their churches and their crosses will be safe
until they reach their place of safety…. If they pay the poll tax
according to their obligations, then the contents of this letter are
under the covenant of God, are the responsibility of His Prophet, of
the caliphs, and of the faithful.16

The atmosphere of this purported letter from Umar and the writings of Sophronius couldn't be more different. Umar promises to preserve the churches and to allow the Christians to travel freely and even take their property and leave his domains, although he is not wholly tolerant, saying he will restrict the Jews from Jerusalem. Sophronius, on the other hand, laments the destruction of the churches and the restrictions on the Christians' ability to travel.

The most striking difference is that the caliph's letter is unmistakably written within the Islamic milieu; it begins with the familiar Islamic invocation of Allah the compassionate and merciful, and refers matter-of-factly to "His Prophet." By contrast, Sophronius, writing at the time that Umar actually conquered Jerusalem, shows no awareness that the Arabians had a prophet at all or were even Muslims.

İlgili dipnotlar;

4 Doctrina Jacobi vol. 16, 209 (quoted in Robert G. Hoyland, Seeing
Islam as Others Saw It: A Survey and Evaluation of Christian, Jewish, and
Zoroastrian Writings on Early Islam [Princeton: Darwin Press, 1997], 57).
5 Historian Robert G. Hoyland notes that the first editor of this text
suggested that it had begun as a continuation of Eusebius's ecclesiastical
history and was then updated a century after it was first written: "A midseventh
century Jacobite author had written a continuation of Eusebius
and…this had been revised almost a century later when the lists of synods
and caliphs and so on were added" (Hoyland, Seeing Islam, 119).
6 Thomas the Presbyter, Chronicle, 147–48 (quoted in Hoyland,
Seeing Islam, 120).
7 Nevo and Koren, Crossroads to Islam, 264.
8 John Moschus, Pratum spirituale, 100–102, Georgian translation,
Gérard Garitte, trans., "‘Histoires édificantes' géorgiennes," Byzantion 36
(1966): 414–16 (quoted in Hoyland, Seeing Islam, 63).
9 Homily on the Child Saints of Babylon, §36 (tr. de Vis, 99–100

10 Sophronius, Ep. Synodica, Patrologia Greca 87, 3197D–3200A
(quoted in Hoyland, Seeing Islam, 69).
11 Sophronius, Christmas Sermon, 506 (quoted in Hoyland, Seeing
Islam, 70).
12 Sophronius, Holy Baptism, 162 (quoted in Hoyland, Seeing Islam,
72–73).
13 Steven Runciman, A History of the Crusades, vol. 1 (Cambridge:
Cambridge University Press, 1951), 3.
14 Ibid., 1:4.
15 On the Pact of Umar, see Mark Cohen, "What Was the Pact of
Umar? A Literary-Historical Study," Jerusalem Studies in Arabic and Islam
23 (1999), 100–158.
16 Muhammad ibn Jarir at-Tabari, The History of al-Tabari, vol. XII,
"The Battle of al-Qadisiyyah and the Conquest of Syria and Palestine,"
trans. Yohanan Friedmann (Albany: State University of New York Press,
1992), 191–92.

yazar Doctrina Jacobi'de Muhammed'ten bahsedildiği düşünülen kısmı paylaşmış -ki bu 634 yılına ait yani Muhammed'in öldüğü söylenen yıldan sadece 2 yıl sonrasına ait. Neyse buradaki yorumlarda Muhammed ismi geçmiyor sadece bir peygamberden bahsediliyor, ve anlaşılıyor ki bu peygamber o tarihte aslında yaşayan biri. haa.. bir de cennetin anahtarlarını taşıdığını iddia eden biriymiş. Yani islamda bildiğimiz kadarıyla böyle bir şey yok. Yani diyor ki yazar burada bahsedilen kişi Muhammed değil. Doctrina Jacobi'nin, Muhammed'ten bahsedilen bir tarihi belge olduğu söylenirdi. O yüzden bu önemli; ben ikna edici buldum, sözü edilen kişi Muhammed değil gibi. İkinci belge de, Kudüs'ün fethi sırasında oranın rahibine ait. Bunun tarihi de gene aynı 634 falan. Yani işte bu rahibin yazılarında da müslüman inaçlarına dair hiç iz yok. Oysaki diyor bu tarihten 300 yıl sonra yaşamış Tabari'nin kitabında Ömer'in bir mektubunu koymuş galiba işte besmeleyle başlıyor falan ve anlattıkları sofronius'unklerle taban tabana zıt diyor. Yani diyor ki Kudüs'ün fethi sırasında daha müslümanlık yoktu. Müslümanlık daha sonra oluştu ve eski dönemlere ait olaylar dine uyduruldu. Aynı kral arthur'un hikayesinde olduğu gibi yani.

Ben Muhammed'in yaşadığını düşünüyorum. Yani islam tarihinde yazan olaylarının çoğunun anlatılanlara benzer şekilde olduğunu düşünüyorum demek bu. Bu peygamberin adının Muhammed olmasına gerek yok, burada önemli olan anlatılanlara uygun özellikte birinin varolması. İşte paganizmi yasaklayan, doğduğu şehirden kaçmak zorunda kalan sonra o şehri fetheden falan bunlar. Tarihi ilgilendiren kısımların doğruluğu önemli yani. Ama mesela adını gerçekten söylendiği gibi dedesinin koyduğunu düşünmüyorum. Adının anlamı tam da bu özellikte birine öyle konulması pek olası gelmiyor çünkü gözüme. Tıpkı firavunlarda, başka medeniyetlrde odluğu gibi yani hatta Cengiz Han'da İlteriş Han'da olduğu gibi. Onun krallık ismi.

Halıhazırda anlatılanlar zaten tarihle de çelişmiyor. Arap kabilelerini birleştiriyor, meşruiyetini dinden alıyor. O çağın olağan bir hükümdarı işte, kurucu lider. İleride Kuzey Afrika'yı, İspanya'yı, İran'ı falan fethetmeleri için bunu birisi yapmalıydı, işte o her kimse o Muhammed'tir.

Gerçekten yaşayıp yaşamamasının fazla bir önemi yok benim için. Sonuçta Allah da yok ama birilerinin aklında var olduğu sürece bu kavram'ı yok sayamıyoruz. Muhammed de onun elçisi işte.

Kuran'da yazanlardan anlaşılıyor ki o kitabı her kim yazdıysa işte o Allah'ın elçisiymiş. Muhammed kelimesinden anlamamız gereken işte o elçi.

Kitabı görmek için linke bakabilirsiniz.

http://www.amazon.com/Did-Muhammad-E...bscure+origins

--

Muhammed bir sıfat olarak başlamış olmalı tıpkı kral,sultan,şah..vb gibi. Kurtarıcı lider bekleme israiloğulları için mesih inancını doğurmuştur.

Robert Spencer Doctrina Jacobi'de anılan muhammedin kendisini geleceği önceden bildirilen (yani mesih) olarak tanıtmasına dikkat çekiyor.Burası önemlidir.Hristiyanların isa mesih figürü zaten yahudiler tarafından kabul edilmemiştir.Doctrina daki muhammed yahudilikteki boş kadro bekleyen mesihliğe oynuyor demektir.Bir yandan da cennetin anahtarları bende diyerek incile gönderme gibi algılanabilecek şeyler söylüyor.

Demek oluyor ki dini olarak islamın kurumsal yapısı henüz kaypak bir zemindedir.Yahudilik hristiyanlık daha eski gelenek ve dinler bir çorba halindedir.


Peki 610 yıllarında peygamberliğe başlayan,632 yılında 100 bin kişiye veda hutbesi veren bir peygamberin,bir liderin ,bir komutanın her günü, her davranışı, hatta kişisel alışkanlıkları ve yatak odasına varıncaya kadar müslümanların ilgi odağı oluyor da, nasıl olupta bu kayıtlar 850 lerden sonra kitaba dökülmeye başlıyor..

Madem müslümanlar bu kadar kayıt kuyut meselesinde hassastı.. 200 yıl sonra mı akılları başlarına geldi.?

Robert Spencer kitabında bir noktaya değiniyor. 690 yılından önce yazılmış Arap fatihlerden bahseden herhangi bir kayıtta 'müslüman','İslam' ve 'Kuran' kelimelerinin geçmemesi ilginç değil midir?

O dönem araplarını anmak için sarazenler,ismaililer, haceriler ve hatta muhacirun kelimelerinin kullanımasına rağmen müslümanlar veya islam'ın adı geçmiyor.Artı kutsal kitapları kurandan bahseden de yok.


The First Use of the Term Muslim?

Also in the 690s, a Coptic Christian bishop, John of Nikiou,makes the first mention of Muslims:

"And now many of the Egyptians who had been false Christians
denied the holy orthodox faith and lifegiving baptism, and embraced
the religion of the Muslims, the enemies of God, and accepted the
detestable doctrine of the beast, that is, Mohammed, and they erred
together with those idolaters, and took arms in their hands and
fought against the Christians. And one of them…embraced the faith
of Islam…and persecuted the Christians.30"


There is, however, reason to believe that this text as it stands is not as John of Nikiou wrote it. It survives only in an Ethiopic translation from the Arabic, dating from 1602. The Arabic was itself a translation from the original Greek or some other language.

Orjinali 690 yazılmış bir textin 1602 yılında başka bir dile çıkarılmış bir kopyası..arapları ifade etmek için müslim ve islam kelimesi kullanılmış..ayrıca 1602 yılında kopyası çevrilirken müslüman ve islam kelimelerinin texte katılmış ihtimali var.

Birde şu konuya değinmek istiyorum..İslam tarihindeki kimliğiyle muhammed yaşamamışsa bu islam dini açısından yıkıcı sonuçları olur..Yani '' tanrının gerçekte var olmadığını biliyoruz ama bu durum dinlerden bizi kurtarmıyor '' düşüncesindeki gibi sonuçlanmaz.Daha fazla tahrip eder.

İslamın tanrısıyla yeryüzündeki insanların bağlantısını sağlayan bir figürden bahsediyoruz.Yani tanrı var olabilir veya olmayabilir .Varlığı tartışılabilir.Ama Muhammed figürü ayakta durdukça islama inanacak kişiyi bun tartışmalar yolunden çevirmez...oysa muhammedin gerçekte yaşamadığı ortaya konabilirse islam dini temelinden onarılamaz bir yara alır.Ve inanmayı isteyecek kişinin bile elinde tutarlı birşey kalmaz.


İslam tarihi bize muhammed'in ticaret yaptığını tüccar olduğunu söyler. Ayrıca kuranda ehli kitap olanların İbrahim' in tanrısına, tek tanrıya inanılmaya davet edildiğini çok defa görmekte mümkündür.

Tabi biz bunları İslam tarihinin ve elimizdeki kuranın bize öğrettiği konsepte göre tablodaki yerlerine oturturuz..Ve yakından bildiğimiz İslam dini ve peygamberi algısına kavuşmuş oluruz..Resmi o şekilde bütünleriz.

Peygamberle ve onun yaymaya çalıştığı dinle ilgili bu anlatıların benzerini tarihi tanıklıklarda bulmak zor, hatta kayıtlarda anlatılanların bir kısmı bizim bildiğimiz hikayeye tamamen zıt.

Ermeni bir piskopos olan Sebeos, Urfa'nın Bizanslılarca geri alınmasından sonra oradan sürülmüş Yahudilerin arabistana göçleri ve orada ismaililerle karşılaşmalarına dair kendi günlüğünde tuttuğu notlarda değiniyor. İki grup hakkındaki ufak bir gözlemini ve onlardan duyduğu bir takım şeyleri günlüğüne yazmış.

Urfa 628' de Bizanslılarca geri alınıyor. Piskopos Sebeos ise günlüğüne kayıtlarını en erken 660 yılında yazmış..tarih 670 de olabilir o konuda tam netlik yok ama en erken 660.


"
They set out into the desert and came to Arabia, among the
children of Ishmael; they sought their help, and explained to them
that they were kinsmen according to the Bible. Although they [the
Ishmaelites] were ready to accept this close kinship, they [the Jews]
nevertheless could not convince the mass of the people, because
their cults were different.
At this time there was an Ishmaelite called Mahmet, a merchant;
he presented himself to them as though at God's command, as a
preacher, as the way of truth, and taught them to know the God of
Abraham, for he was very well-informed, and very well-acquainted
with the story of Moses. As the command came from on high, they all
united under the authority of a single man, under a single law, and,
abandoning vain cults, returned to the living God who had revealed
Himself to their father Abraham. Mahmet forbade them to eat the
flesh of any dead animal, to drink wine, to lie or to fornicate. He
added: "God has promised this land to Abraham and his posterity
after him forever; he acted according to His promise while he loved
Israel. Now you, you are the sons of Abraham and God fulfills in you
the promise made to Abraham and his posterity. Only love the God of
Abraham, go and take possession of your country which God gave to
your father Abraham, and none will be able to resist you in the
struggle, for God is with you."
Then they all gathered together from Havilah unto Shur and
before Egypt [Genesis 25:18]; they came out of the desert of Pharan
divided into twelve tribes according to the lineages of their patriarchs.
They divided among their tribes the twelve thousand Israelites, a
thousand per tribe, to guide them into the land of Israel. They set out,
camp by camp, in the order of their patriarchs: Nebajoth, Kedar,
Abdeel, Mibsam, Mishma, Dumah, Massa, Hadar, Tema, Jetur,
Naphish and Kedemah [Genesis 25:13-15]. These are the tribes of
Ishmael…. All that remained of the peoples of the children of Israel
came to join them, and they constituted a mighty army. Then they
sent an embassy to the emperor of the Greeks, saying: "God has
given this land as a heritage to our father Abraham and his posterity
after him; we are the children of Abraham; you have held our country
long enough; give it up peacefully, and we will not invade your
territory; otherwise we will retake with interest what you have
taken."25

Dip not 25 : Sebeos, Histoire d'Héraclius par l'Evêque Sebêos, trans. Frederic
Macler (Paris: 1904), 94–96 (quoted in Patricia Crone and Michael Cook,
Hagarism: The Making of the Islamic World [Cambridge: Cambridge
University Press, 1977], 6–7)."



Sebeos, çöle Arapların içine göçen Yahudilerin Tevrat'ta geçen hikayelere dayanarak ismaililerle yakınlıklarını akrabalıklarını dile getirip yardım arandıklarını,İsmaililerin bu akrabalığı kabul etmekle birlikte kendilerine ait farklı bir külte sahip olmaları yüzünden İsmaililerin Yahudilikle tam birleşmediğine işaret ediyor

Piskopos diyor ki; O zamanlar İsmaililerin arasında Mahmet isimli tüccar kimliğide olan, siyasi/dini bir lider vardı..Mahmet İbrahim'in tanrısını ve doğruyu öğütleyen/vaaz eden, Musa'nın hikayesine vakıf, bilgili biriydi ve tanrının yeryüzündeki komutanı ,yöneticisi olarak kendisini gösteriyordu . İsmaili aşiretleri onun otoritesi altında birleşmiş yanlış inançlardan kurtulup ataları İbrahimin tanrısına dönmüşler. Mahmet onlara ölü hayvanların etini yemeyi,şarap içmeyi,yalan söylemeyi zina yapmayı yasaklamış.

Mahmet , İsmaililere şunu da emretmiş ..Tanrının atanız ibrahimin soyundan gelenlere vaat ettiği toprakları(İsrail topraklarını) kendi mülkünüzü kurtarın..

Sebeos , tevratta ismailin soyundan gelenlerin yerleştiği bölgelere uygun bir takım bölgelerden ve yine tevratta ismailin soyundan gelenleri tasnif etmek için yazılmış aşiret isimleri altında 12 aşireti belirterek ordu halinde bunların ,tanrının vadettii toprakları Bizanstan almak için harekete geçtiklerini söylüyor..Yahudilerden de 12 bin kişi,yani her aşirete bin kişi düşecek şekilde Mahmet in ismaili ordusuna katıldılar…diyor

Tabi günlükte geçen bu kayıtları İslam tarihinin kendisi uzaktan bile olsa doğrulayacak bir şey söylemez..burası ilginç.

Her ne olursa olsun bu belge 660 yılında ismaililere liderlik eden Mahmet isimli tüccar olan, dini bir liderden bahsediyor..Ve bu liderin İslam tarihinin bize haniflik dini (ibrahimin tek tanrısına çağrı) diye sunduğu şeylere yakın bir şeyler savunduğunu, öğrettiğini söylüyor.

Sebeos un kayıtlarında ne Müslüman,ne İslam ne de Kuran kelimesi geçmiyor. İslam tarihindeki kimliğiyle muhammed'le karşılaşmaktan hala fersah fersah uzağız.

Kaotik ve anarşik bir dönemde İsmaililer,Sarezenler,Haceriler,Muhacirun..vs adlarıyla anılan bu siyasi ve askeri gücü ,esas olarak elinde tutanların ,idare edenlerin dini ideolojileri hakkında bir şeyler söylemediğini de kimse iddia edemez.

Arap fatihlerin amacı hala İsraillilerin Mesih tahtına oturmaktır. Dolayısıyla din olarak İslam halen tam olarak bildiğimiz formuna ulaşmamıştır diyebiliriz.

Robert Spencer, tarihi kahramanımıza(Muhammed) benzeyen detayları olan profilin(mahmet),toprağı neticede ismaililer için de istiyor olsa bile,Yahudilerin toprak davasına bu kadar asılmasını maide suresi 82 ayetle çelişik buluyor.

"
"‘'İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.'' "
"


Bir diğer çelişkide kurandaki muhammed'in kendisini İsrail oğullarına gelen peygamberlerle aynı çizgide olan bir imana çağırdığını zikretmesine rağmen, sonra kıblenin yönünü Kudus'ten Mekke'ye çevirmesidir..Bunları düşününce oluşup gelişmekte olan bu dine zaman içerisinde yapılmış mudahaleler olarak düşünmemek için şahsen ben de bir sebep göremiyorum.


Kitaptan bölüm*

It is extraordinary that one of the earliest accounts of Muhammad as a prophet that contains any detail at all depicts him as insisting on the Jews' right to the Holy Land —even if in the context of claiming that land for the Ishmaelites, acting in conjunction with the Jews.

Many elements in Islamic tradition do show Muhammad proclaiming himself as a prophet in the line of the Jewish prophets and enjoining various observances adapted from Jewish law upon his new community.

He even originally had the Muslims praying toward the Temple Mount in Jerusalem, before the revelation came from Allah that they should face Mecca instead. It is odd, however, that this account gives no hint of any of the antagonism toward the Jews that came to characterize Muhammad and the Muslims' posture toward them; the Qur'an characterizes
Jews as the worst enemies of the Muslims (5:82).

Of course, Sebeos's account here is wildly unhistorical. There is no record of twelve thousand Jews partnering with Arabians to invade Byzantine holdings. Nonetheless, the mention of Muhammad is one of the earliest on record, and
it corresponds with Islamic tradition both in depicting Muhammad as a merchant and in recording that, at least at one point in his career, he fostered an alliance with the Jews.

Yet from Sebeos's account, one gets the impression that as late as the 660s, the Muslims and the Jews were spiritual kin and political allies. This doesn't correspond to anything in Islamic tradition or the conventional account. If this does reflect, even in a radically distorted way, an actual historical incident, it is certain that the Jews who entered into this alliance did not think of it as what modern day ecumenists term "Muslim-Jewish engagement." There is still no mention of Muslims or Islam.

As we have seen, the contemporary chroniclers from the lands they invaded called them "Hagarians," "Saracens," or "Taiyaye." The invaders referred to themselves as Muhajirun, "emigrants"—a term that would eventually take on a particular significance within Islam but that at this time preceded any clear mention of Islam as such.

Greekspeaking writers would sometimes term the invaders "Magaritai," which appears to be derived from Muhajirun. But conspicuously absent from the stock of terms that invaded and conquered people used to name the conquering Arabians was "Muslims."26


****

Sebeos, Muaviye'nin Bizans imparatoru sakallı Kostantin'e yazmış olduğu bir mektubtan da kayıtlarında bahsediyor. Mektupta Kostantini yanlış dinden yani hristiyanlıktan dönmeye,İsa'ya tapmayı bırakıp İbrahim babamızın büyük tanrısını kabul etmeye çağırıyor..Ve eğer sözünü dinlemezse ,Yahudilerin elinden kendini ble kurtaramayan isa'nın ,muaviye'nin elinden kostantini hiç şekilde kurtaramayacağını söylüyor.

Muaviye'ye ait olduğu Sebeos tarafından belirtilen bu çağrıda ne Muhammed,ne İslam ne de kuran kelimeleri yine geçmiyor…Üstelik Sebeos muaviyenin mektubuyla ,tüccar/dini lider kimliğiyle tanıştırdığı Mahmet arasında bir bağdan da bahsetmiyor.

Muaviyenin mektubunda Kuranın da belirgin bir inanç formulasyonu olarak sunduğu İbrahim ve sülalesinden gelen peygamberlere iman çağırısını belirtiyor.

Robert Spencer, kitabın burasında Bakara suresi 136 ayeti vererek bir şeye dikkat çekmiş.

""Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk" deyin."


Mesela bu ayette İbrahim ile başlayan sinsile sayılıp, iman edilirken ,yeni bir peygamberden ve ona inmiş,öncekileri doğrulayan yeni bir kitaptan (kuran) bahsedilmemesini, Muaviye'nin mektubunda ve daha önce görmüş olduğumuz bazı örneklerdeki durumlarla paralel görüyor.


kitaptan*

Sebeos also records that Muawiya, governor of Syria and later caliph, sent a letter to the Byzantine emperor Constantine "the Bearded" in 651.

The letter calls on Constantine to renounce Christianity—in favor not of Islam but of a much vaguer Abrahamic monotheism:

"If you wish to live in peace…renounce your vain religion, in which
you have been brought up since infancy. Renounce this Jesus and
convert to the great God whom I serve, the God of our father
Abraham…. If not, how will this Jesus whom you call Christ, who was
not even able to save himself from the Jews, be able to save you
from my hands?27 Quoted in Sebeos, Histoire, 139–40 (translated into English and
quoted in Nevo and Koren, Crossroads to Islam, 229)

"


Islam's contempt for the idea of Christ crucified is evident, but once again, no Muhammad, no Qur'an, no Islam as such. Muawiya's call to Constantine to convert to the religion of "the God of our father Abraham" recalls the Qur'an's quasi-creedal formulation:

""We believe in God, and in that which has been sent down on Abraham,
Ishmael, Isaac, and Jacob, and the Tribes, and that which was given to Moses and Jesus and the Prophets, of their Lord; we make no division between any of them, and to Him we surrender" (Quran 2:136). "


But this Qur'an passage is itself noteworthy for not mentioning the new revelations purportedly delivered to the prophet who was reciting that very book, and who was supposed to confirm the message that the earlier prophets brought.

It is also odd that Sebeos makes no mention of the Ishmaelite merchant Mahmet in connection with Muawiya's letter; maybe this mysterious Arabian leader was not as central to this Abrahamic religion as he would later become.

And so the earliest accounts depict an Arabic monotheism, occasionally featuring a prophet named Muhammad who situated himself in some way within the religion of Abraham, but there is little else to go by.

*
****

680 yılında kimin yazdığı bilinmeyen bir kayıtta yine Muhammed geçiyor..Bu sefer ondan , tanrının Perslere karşı gönderdiği , kumsaldaki kum taneleri gibi kalabalık ismail oğullarının lideri olduğu..ve aynı zamanda Arapların ,ibrahimle ilişkilendirdiği dini merkezleri olan küp şeklindeki kabeden ve ibrahimin arap milletinin babası oluşundan bahsediliyor.Ama inançla ilgili bir detay ve yine İslam ,Müslüman,kuran kelimeleri hiç geçmiyor.


kitaptan*

An anonymous non-Muslim chronicler writing around the year 680 identifies Muhammad as the leader of the "sons of Ishmael," whom God sent against the Persians "like the sand of the sea-shores." He specifies the Ka‘ba—the cubed-shaped shrine in Mecca—as the center of the Arabians' worship, identifying it with Abraham, "the father of the head of their race." But he offers no details about Muhammad's particular teachings, and like all other early chroniclers, he never mentions the Qur'an or uses the words Muslim or Islam.28

Chronica Minora, tomus IV, 30, 38, in Duval, ed., Corp. Script.
Christ. Orient (quoted in Mingana, "The Transmission of the Koran," 106–
7).


****

690 yılındaki Nestoryen Hristiyan John bar Penkaye notlarında , Muhammed ve onun otoritesini hakim kılmak için Arapların gösterdiği baskıcılığa değinmiş .. Bir zamanlar ki liderlerinden aldıkları emirlerle yaşayan bu Arapların arasında bazı hristiyanların hatta hristiyan rahiplerin bu liderliği kendilerinin selameti açısından kabullendiklerini,..eski ahite göre tek bir tanrıya inanıldığını bunun dışında muhammedden öğrendikleri, ondan kalma geleneklere bağlılığın çok sıkıca korunduğu belirtiyor..Bu topluluğun içinde hristiyanların ve hatta heretik mezheplerden olanların bulunduğunu belirtilmiş..


kitaptan*

Writing ten years later, in 690, the Nestorian Christian chronicler John bar Penkaye writes of the authority of Muhammad and of the Arabians' brutality in enforcing that authority, but he still knows of no new holy book among the conquerors. He also paints a picture of a new religious practice that is far closer to Judaism and Christianity than Islam eventually became:

"
The Arabs…had a certain order from the one who was their
leader, in favour of the Christian people and the monks; they held
also, under his leadership, the worship of one God, according to the
customs of the Old Covenant; at the outset they were so attached to
the traditions of Muhammad who was their teacher, that they inflicted
the pain of death upon any one who seemed to contradict his
tradition…. Among them there were many Christians, some from the
Heretics, and some from us.29

Quoted in Alphonse Mingana, Sources Syriaques, vol. 1, pt. 2, 146ff.
(quoted in Mingana, "The Transmission of the Koran," 107)."

arkalı önlü resimleri yanyana gösterilen bu paraların birincisi 647-658 yılları arasında filistini yöneten arap fatihlerce basılıyor..ikincisi 686-687 yıllarında suriye de basılmış..yorumları görüyorsunuz..Müslümanlarca basılan paraların üzeirnde elinde haç tutan birinin işi nedir?

arap alfabesini bildiğim için paraların üzerinde muhammed yazdığını ben bile görüyorum. Yani muhammed yazısı , arap fatihlerince basılan para ve haç üçü bir arada.

http://i1203.photobucket.com/albums/...iB/alma-62.jpg

http://i1203.photobucket.com/albums/...iB/alma-63.jpg

http://i1203.photobucket.com/albums/...iB/alma-64.jpg

Mesihi israiloğulları bekliyor..mesih gelecek israiloğullarını kurtaracak ve zamanın sonuna değin dünyayı yönetecek diye inanıyorlar.

Şurası dikkat çekicidir.Daha önce paylaştığımız Doctrina jacobi deki muhammed figurü ile meryem oğlu isayı birleştiren şey israiloğullarındaki mesihlik kadrosuna talip olmaları, tabi ikisinin de yahudiler tarafından mesih kabul edilmiyor oluşları..tabi bu şimdi ayrı konu.

Ama bizim bildiğimiz islam tarihindeki kimliğiyle 'Muhammed'in mesihlik iddiası yoktur..günümüz müslümanı mesih deyince Meryem oğlu İsa'yı kabul eder..Muhammed deyince Abdullah'ın oğlu Mekkeli Muhammet akla gelir.Fakat bizim islam tarihinden tanıştığımız muhammed zaman içerisin yavaş yavaş gelişmiş ve kimliğini o şekilde bulmuşsa bütün algıma şemamız değişmek zorunda kalır.

Paraların üstünde görülen elinde haç tutan kişi dönemin yöneticisini sembolize ediyor olmalı. Günümüzde bile paraların üzerinde devleti yöneten büyük adamaların resimleri basılır.

Peki o zaman muhammed kimdir?

Ya dönemin arap yöneticilerinin kullandığı bir unvan/sıfat olabilir.

Ya da bizzat meryem oğlu isa yı anlatmak isteyen bir sıfat olabilir.

Ama bizim bildiğimiz muhammed olamaz..Çünkü islam inancında haçın yeri yoktur.İslam'a göre haç'a ikonlara kutsiyet atfetmek yasaktır...Paranın üstündeki haçın bir islam hükümdarı tarafından basılması bildiğimiz islama göre mümkün değildir.

http://webcache.googleusercontent.co...r&client=opera
http://eski.sonsuz.us/index.php?node=4596
---

Geçiş yapıyoruz!

(L) Evet... Sanırım biraz gergin konulara değineceğim. Aklımda iki konu var. Birincisi Mekke'nin kara deliği kitabı. Şimdi, Peter Townsend adlı kişi, ki bu muhtemelen takma bir isim, çünkü hayatından endişelendiği için muhtemelen kendi adıyla yazmıyor, Mekke'nin var olmadığını ve din olarak İslam'ın çok garip bir şekilde başladığını söylüyor. Temel olarak, kendi düşüncesine göre İslam'ın pek iyi niyetli bir din olmadığını söylüyor. Şimdi, yaptığı araştırma hakkında herhangi bir soru sormamız gerektiğini düşünmüyorum, çünkü hepsi oldukça açık ve net. Fakat çıkardığı sonuçlara göre, İslam'ın yeniden düzenlenmesi ya da bu konuda birşeyler yapılması gerekiyor çünkü şu an doğuştan gelen inançlardan dolayı, Müslümanlar pek dostane bir insan grubu değil. İslam'da diğer tüm dinlerin yanlış olduğu ve yalnızca Müslümanların haklı olduğu ve Müslümanların İslam'a inanmayanları öldürme hakkına sahip olduğu öğretilerinin yanı sıra, temel olarak İslam'ın doğasında bir yozlaşmışlık olduğunu, bu dinin doğası itibariyle kötü olduğunu öne sürüyor. Ancak bunu kendi aramızda tartıştığımızda sahte bir dinle bir diğeri arasında çok fazla fark olmadığını düşünüyoruz. Demek istediğim, Hristiyanlık ve Yahudilik de çeşitli şekillerde oldukça kötü. Dolayısıyla anlamıyorum... İslam doğası itibariyle genel olarak yozlaşık ve kötü bir etki mi yapıyor?

C: Üç test vakasının gelişim yollarını dikkatlice düşünün. Önce Yahudilik. Bir kuyruklu yıldız / fırtına tanrısına tapınmaya yönelik geniş çaplı bir kült olarak başladı. Malı-mülkü elinden alınmış bir halkın ihtiyaçlarını karşılayacak ve aralarında dayanışmayı teşvik edecek şekilde yeniden düzenlendi. Hristiyanlığın ikili bir başlangıcı oldu. Birincisi apokaliptik bir hoşgörüsüzlük ve şiddet kültüydü. İkincisi, merhamet dolu olağanüstü bir adamın hayatına dayalı bir ruhsal dönüşüm mesajıydı. İslam ise bu ikisinin en kötü yönlerinin bir karışımı. Tam bir sahteliğin içinde nasıl herhangi bir pozitif unsur olabilir?

S: (L) Yani, İslam'ın Yahudilik ve Hıristiyanlığın en kötü kısımlarının bir karışımı olduğunu mu söylüyorsunuz? [Son cevabın gözden geçirilmesi] Kumran Metinlerini yazanların İslam'ın oluşumu üzerinde güçlü bir etkisi olması mümkün mü?

C: Öyle!

S: (L) Ve bunları yazanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre bunlar bir grup şizoid psikopattı.

(Joe) Yahudi miymişler?

(L) Evet. Diğer tüm Yahudilerin yozlaşmış olduğunu, sadece kendilerinin doğruya sahip olduğunu düşünen ve kendi inandıklarına inanmayan herkesi çıkıp öldürmek için can atan bir grup Yahudi. Kumran Metinlerine ve Enok Kitapları ve Enok kıyametçiliği gibi çeşitli bağlantılı metinlere yönelik büyük araştırma alanları var. Pavlus, Josephus ve İsa hakkındaki yazımda bu konuyu biraz işledim.

(Joe) İlk Hristiyanlık dalgasının kökeni onlarmış demek. Sonra Sezar geldi.

(L) Aslında, merhametli kurtarıcı Sezar vizyonuyla Pavlus geldi. Yeni Ahit'te Pavlus ile “Kudüslü Hristiyanlar” arasındaki ihtilafa dair yapılan şaşırtıcı referansların nedeni buydu. Kumran Metinlerini yazan tipler vardı, Bağnazlar vb., sonra Pavlus geldi. Henüz yayınlanmamış olan kitabımda bunu etraflıca anlattım.

MÖ 272 civarında Eski Ahit yazılırken Yahudilerin gerçek tarihsel bazı Yunan ve Mısırlı karakterleri model alarak yazdıkları İbrahim ve Musa hikayelerinin, İslam'ın yaratıcıları tarafından bolca kullanıldığını da unutmamak gerek. Gmirkin ve Wajdenbaum tüm bu konuları ele alıyor. (“Argonauts of the Desert” [çöldeki argonotlar] vb.) İslam'ı icat edenler, zaten çalıntı olan hikayelere dayalı hikayeler yarattıklarını bilmiyorlardı, vb.

(Joe) Hem Yahudiliğin hem de erken Hristiyanlığın en kötü tarafı hoşgörüsüzlük ve şiddet ve fırtına tanrısına ibadet. İslam bu anlamda diğer tüm dinlere göre afetlerden daha fazla etkilenmiş gibi görünüyor, doğru mu?

C: Evet

S: (Joe) İslam'ın ortaya çıktığı süreçte neler oluyordu? Karanlık Çağlardı, değil mi?

C: Evet

S: (L) Kıyamet edebiyatına neden bu kadar ilgi duyduklarına dair mükemmel bir açıklama bu. Bu bakış açısının en anlamlı olduğu zamanda ortaya çıktı.

(Joe) Ve nispeten yakın bir geçmiş.

(L) Ayrıca, eğer Heinsohn ve Fomenko gibi kişiler, tarihsel zaman çizelgesine ek yıllar yerleştirildiği konusunda haklılarsa, sandığımızdan da yakın olabilir. Tarih, tüm bu manipülasyonlar yüzünden böyle bir karmaşa halinde.

(Andromeda) İslam çoğunlukla korku ve kaçınmaya dayanıyor, oysa Yahudiliğin bile arkasında dayanışma fikri vardı. Hristiyanlıkta ise manevi gelişim vardı. İslam'da bunların hiçbiri yok.

(L) Evet, İslam'da Muhammed'i modellemeye çalışmak ve onun iddia edilen beyanlarına “uymak” dışında gerçek ruhsal gelişimle ilgili hiçbir şey yok gibi görünüyor; Muhammed'in orijinal modelinin muhtemelen Kumran Metinlerinden ilham almış bir apokalipsçi, muhtemelen şizoit psikopat bir fanatik olduğunu gördüğünde bu durum biraz problemli hale geliyor. Çıkıp birkaç kişi öldür, ahirette üzüm sahibi ol, çıplak kadınlar değil. Üzümün oluyor.

(Andromeda) Kaç tane üzüm? [kahkaha]

(L) 72! Bu gerçekten şaşırtıcı olan şeylerden biriydi. Görünüşe göre, bir şekilde yanlış bir çeviri veya kelimenin yanlış anlaşılması söz konusu olmuş ve bu yüzden yalnızca 72 üzümün oluyor. [kahkaha]

(Andromeda) Birçok insan çok hayal kırıklığına uğrayacak! [kahkaha]

Kasyopya Celseleri 29 Aralık 2018

https://cassiopaea.org/forum/threads...ec-2018.46645/

----


https://www.amazon.com/Mecca-Mystery.../dp/B07DJ69R6F

"ictenlik" 04-02-2019 17:38

https://freeiptvserver.net

Şu an webden-PC üzerinden geçici/ücretsiz TV izlemek için (Kodi ve Vavoo ile uğraşamıyorsanız) en iyisi. ya da daha iyisini bilen varsa bana da söylesin..
Geçici bir yayın olduğunu düşünüyoruz ya da bu arkadaş muhtemelen bu IPTV vb. satışı yayını vb. için sanırım test yapıyor olabilir.
Kimi arkasında bu yazılımlar aracılığıyla sistemden yapılan veri casusluğu vb. olabileceğini söylüyor çünkü reklam ücret vb. olmaksızın IPTV yayın yapılacağı iddia ediliyor gibi.. Henüz oturmuş bi düzeni yok ya da ne olduğu olacağı belli değil
Buna internette rastladım ve
Gerçekten bilmiyorum.
Bir kaç aydır bu adresten yayın yapılıyor. Bir ara tüm kanallar ne var ne yok açıktı.
Sonra sınırlandı, yeni kanallar gelecek dendi
Player ya da oynatıcı değişiyor. Kanallarda değişiyor:

Ulusal kanal listesinde ek olarak Eurosport, Fox Life bir kaç kanal daha var gibi.. Sony TV altından şimdilik BBC nin yayını çıkıyor

Abdullah Rzayev 04-02-2019 20:17

Thomas(Tom) Holland(tarihçi ve kriket oyuncusu) İslam:Anlatılmamış Öykü isimli belgeselinin ardından bir hayli fazla tehdid geldi Channel 4 kanalına,ardından kanal gösterimden çıkarttı belgeseli.Bir takım İslamcıların da bu belgesele eleştriler yağdırdığını gördüm.Hamza Tzortis sanırım,geniş bir videosu var bununla ilgili.Tabi çok fazlası da boş onun :)

"ictenlik" 18-03-2019 23:47

Alıntı:

Özgür bir felsefe ve bilim ve düşünce istiyorum.
Herhangi bir dini, sivil ve ya da akademik otoriteden özgür olmak istiyorum.
Kilise, bir düşmandır.
Kilise imanın nasıl kullanılacağı belirleyen bir güç aracıdır.
Kilisenin kendine zarar vermeden yüzyıllardır kendi içerisinde süren bir hiyerarşisi yapısı vardır. Almanya, İngiltere, İskandinavya, İsviçre, ve heryerde sonsuz hizipleşmeler var.
Kilise, meydan okuyan bu gücünü herhangi bir biçimde bütünlüğü savunmak için mücadele ediyor.
Bir emrine karşı olamazsın..
Günümüzdeki kilise sadece bir koruma aracı olmuştur.
Tarih, kilisenin tarihinin yaşıyor.
Kilise büyük talep gücü ve çözünürlük ve hatta acımasızlık, yani, zulüm içinde yaşıyor.
Özgürlüğü isteyenler ve soranlar ise kilise tarafından paramparça edilecektir.

[Giordano Bruno]

-
----
İşte buna gözlem- ve -min gücü diyoruz.

----

Alıntı:

Giordano Bruno, Kahramanca Delilikler adlı eserinde varlığın büyük zıtlıklardan yapıldığını,bunun duyguların gelişmesini ölçmeye yaradığını anlatır.
---

Şimdi bu düşünceyi biraz değiştirip alıyoruz.
Duyuların varoluşu ölçmesi tartması, deneyimlemesi..

Duyu ya da duygu deneni bir katalizör bir deneyimleme aracı olarak alıyoruz.
Olaya tersten bakalım.
Yapay zeka geliştirdiğimizde ya da bunu düşündüğümüzde buna adım attığımız da ne yapıyoruz. Duyu ve duygu ekleme ,düşünce ekleme, vicdan ekleme , sarmal ekleme (olasıysa birbirini duyuş ekleme) ya da öğrenme becerisini artıran kombinasyon olasılığına giriyoruz..

Burdan bakın derim.
Burdan (geri) bakın. Kendinize bakın.
İyi bakın...

Yaratsan bir gün kendin gibi bir tür yaratır mıydın?
Peki başıboş ve özgür bir varoluşta seni bir tür yaratır mıydı?
Bir gün bu becerin olsa ne yapardın?
Dener miydin denemez miydin?
Bu bu Tanrılığa soyunmak dedin ama kötü şeylerde olabilir dedin ama..
Ne yapacağını bilmiyorsun. Varoluşu keşfediyorsun bunu yapmaz mıydın?

Yapa yapa ustalaşaksın....
Kimse doğuştan Tanrı doğmaz.

İnsan denene bak bir genom yaratmayı öğrense neler yapardı sence?
Sen duymadan laboratuvarlarda..??

...

"ictenlik" 29-03-2019 00:44

Özgürlük; köleler için değil, köle olduğunu bilenler içindir. / Karl Marx

Bir kimsenin özgür olarak gelişmesi, herkesin özgür olarak gelişmesinin şartıdır. / Karl Marx

Geçici güvenlikleri için temel özgürlüklerinden feragat edenler ne özgürlüğe, ne de güvenliğe sahip olabilirler – Benjamin Franklin

Yeryüzündeki kötülüklerin yeni yasalar aracılığıyla çözülebileceği inanışı, insanlığın kapıldığı en ciddi hezeyanlarından biridir – Thomas B. Reed (1886)

Kendini özgür sanan köleler, en umutsuz biçimde köleleşmiş olanlardır. – Goethe

[Antik Yunan kültürü hakkında]: Onlar özgürlüklerden ziyade güvenlik peşindeydiler. Rahat bir hayat istediler ve sonunda hem güvenliklerini, hem konforlarını, hem de özgürlüklerini kaybettiler. – Edward Gibbon


Özgürlüklerin semeresini almak isteyenlerin onu desteklemenin yorgunluğuna da katlanmaları gerekir. – Thomas Paine

Özgürlük daima tehlikelidir ama sahip olduğumuz en güvenli şey de odur. –Harry Emerson Fosdick

Bana ya özgürlük ver ya da ölüm! – Patrick Henry

İnsanların zihni üzerindeki her tür tahakküme karşı sonsuz bir nefret duyacağıma ve düşmanlık göstereceğime tanrı önünde yemin ettim. – Thomas Jefferson (1800)

Herkes omzunda toplumun bir parçasını taşımaktadır. Hiç kimse başkaları tarafından kendi sorumluluk payını taşımaktan kurtarılamaz. Ve eğer toplum tahrip olmaya doğru gitmekte ise hiç kimse kendisi için güvenli bir çıkış yolunu da bulamaz. O yüzden herkes, kendi menfaati icabı entelektüel mücadeleye aktif bir şekilde katılmalıdır. Hiç kimse kayıtsızlıkla kendini kenarda tutamaz. Herkesin menfaatleri elde edilecek sonuçlara dayanıyor. Kendi seçimi olsun olmasın herkes çağımızın bizi içine soktuğu bu en büyük tarihsel mücadelenin içine çekilmektedir. – Ludwig von Mises

Çürük elmalar arasında pek bir seçim şansı yoktur. – William Shakespeare

Seçim oy sandığı sizin kendinizden başka birilerinin hükmü altına girmeye rıza gösterdiğinizi ifade eder. – Alvin Lowi, Jr.

Eğer seçimler herhangi bir şeyi değiştirecek olsaydı onu yasaklarlardı – Donal Scannell, at the Conference on World Affairs, Boulder CO, 4/6/04

Şimdi milyonlarca insanın kendiliğinden zorba bir iktidara tam bağımlılık için gidip oy vermiş olduğunu görmüş olan bizim neslimiz bir iktidarı seçimle getirmiş olmanın özgürlük güvencesi demek olmadığını artık belki de anlamış olmalıdır. – F.A. Hayek

Bağımsızlığımızı korumak için ülkeyi yönetenlerin bizi hiç bitmeyen borçlar ile yüklemelerine izin vermemeliyiz. Ekonomi ile özgürlük arasında yahut bolluk savurganlığı ile esaret arasında seçimimizi yapmalıyız. .
– Thomas Jefferson, ABD Başkanı

http://liberteryen.org/ozlu-sozler/

"ictenlik" 19-04-2019 02:15

'Psikiyatri Şarlatanlıktır!'
 
Bu abi/arkadaş Bülent Bey yeni idolüm. Buradan erişimde sağlanabiliyor
Dedemden sonra gördüğüm en tatlı adam. Kırk sene sonra aldığım en iyi haber

Psikayatri Sosyal Darwinizm, Öjenik ırkçılık gibi sahte bilimlerden doğmuştur!
Nazizmin Faşizmin ve Kapitalizmin bilimidir. Psikiyatri bir bilim değildir!

Psikiyatri bir numaralı halk düşmanıdır
Kahrolsun Psiyatri Kahsrolsun Kapitalizm Kahrolsun Faşizm







ForumKirpisi 19-04-2019 02:48

bu reizi daha önce koymuştun veya biri koymuştu. avusturyada psik. bilim. çıkışı hk.
ama çok göreceli doğru. yani emin olamıyorum.
ben ne yapsam da iletişim sorunumu çözemedim. insanlar çok agresif, ön yargılı, dar düşünceli, tutucu ve
adaletsiz. bunu da manüpilasyonla bok etmeyi alışkanlık yaptım.

şu anda insan toplumunun uluslararası olarak hiç bi yerine kendimi adapte edemiyorum. sosyal hayata
giremiyorum. benim yalan söylemem mümkün değil, kendimi satmam da mümkün değil.

insanlar kendini çok akıllı zannediyor herkes te böyle baştan aşağı.

en hasta olduğum hatta insanları imha etmeyi planladığım kısım da altın kaka. nedir bu altın kaka
= mesafe. ahahaahah insanlar böyle bi kendini bişeyler sanıyor.

bayadır her saniye 2 metreye yakın toprak. açıyolar gömüyolar. al. ne adın ne sanın.
böyle yalan saçma basit ucuz bi sosyal hayat var. bu bağlamda ben bu hayata adapte olamıyorum.

bildiğim bilgi birikimini de kullanamıyorum çünkü motivasyonum yok. hiç bi konuya da pek iştahım kalmadı.
çok dip bi vaziyetteyim.

ondan dolayı da bayadır yine intihar etmeyi düşünüyom. konuştuğum bazı kişiler de intihar etti veya öldü.
uluslararası olarak 5 kişi. 3'ü intihar, 1'i hastayken evde yalnız başına ölmüş ve 1 hafta sonra bulundu, 1'i de kanserden öldü.

9 yıl içinde durum böyle. çok kısa dönemlerle arkadaşlarım vardı, hiç biriyle konuşmayı sürdürmüyorum. sürdüremiyorum veya sürdürmüyorlar.

bu bağlamda tek çözümüm ilaçlardı, bi kick off etkisi yapsın diye. onlardan da mutsuzum. evden çıkmak için de şu sıralar
bi motivasyonum yok. ilaç değiştirme işini bıraktım başka işlerim var onları da gideremiyorum.

ailem elinden ne gelir başka bişey gelmez. aile olmasa zaten gittiydim.

şu lanet olası seratonin hormonum hiç doğru çalışmadığı için fizyolojik olarak sakatım.

sade pmle kalmasın buraya da yazak.

"ictenlik" 19-04-2019 11:25

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 636932)
bu reizi daha önce koymuştun veya biri koymuştu. avusturyada psik. bilim. çıkışı hk.

Bu reiz gönüllü bir abi. Kendi de her ne çektiyse kendini bu işe vermiş adamış.
İlaç bıraktırmaya herkese hatta birebir telefonla görüşerek, yazışarak yüzyüze görüşerek yardımcı oluyor, dostluk kuruyor. Çorba tarifi vermek dahil..

Nanoteknolojiyle ve makinelerle uğraşıyomuş. Aslen fizikçi ve matematikçi sanırım. Bunları bilimden sayıyor gerisi tırışka diyor.
ODTÜ aşığı bir devrimci de aynı zamanda.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 636932)
ben ne yapsam da iletişim sorunumu çözemedim. insanlar çok agresif, ön yargılı, dar düşünceli, tutucu ve adaletsiz. bunu da manüpilasyonla bok etmeyi alışkanlık yaptım.

şu anda insan toplumunun uluslararası olarak hiç bi yerine kendimi adapte edemiyorum. sosyal hayata giremiyorum. benim yalan söylemem mümkün değil, kendimi satmam da mümkün değil.

insanlar kendini çok akıllı zannediyor herkes te böyle baştan aşağı.

Otizm gibi duruyor Niko
Çocukluk fiskasyonu/kastrasonu
Yani bir yerde duygusal gelişim çakılıyor ve takılıyor
Yani çocuklukta bir yerde duyguların ve duygusal gelişimin takılması, çakılması, tıkanması
Birebir aynının yakın deneyimlemişler adına

Boks felan yap
Diyetler öğren..
En çok işe yarayacak olan ne yazık ki diyetler... çok sıkı bir ağır metal detoksu
Lugol iyot, bentonit kil, propolis, kantaron-çörekotu-hindistan cevizi yağı her şeyi dene,
Bir kere PC den ve sanal yaşamdan kurtul olabildiğine sen
Yani 3 boyutlu alan derinliğinde gerçirdiğin her an, dış doğada geçen zaman sana fayda sağlar

Ayrıca birlikte olunan kişilere göre bu-bunlar gayet değişir ve iyi hissedersin
Hiç aldırmayan destek olan ya da benzer durumda olan ya da sende hiçbir sorun görmeyenler

Belki biz de ne yapsak iletişim sorunumu-zu çözememiştik. Bu iletişim sorunu denen çok karmaşık bir şey. Şirket otorite kast ve hiyeralşi uyumu uyumsuzluğu da var.
Bu bir hassasiyet-duyumsama aynı zamanda başetmek gerekiyor dediğim gibi, güçlenmek gerek
Diyetlerle daha iyi
Şimdi öyle deniyor ama bak gerçekten iyi uygulanmış diyetlerde 3-5 gün sonra 100 milyon kişiye konferans verebilecekmişsin gibi bir durum ve özgüven gelir
Kendi sesini konuşmanı duyuş, ele alış biçimin değişir. Bu gerçek
bu arada OKB den çok Otizme yoğunlaş derim gerçi bunlar hep aynı

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 636932)
böyle yalan saçma basit ucuz bi sosyal hayat var. bu bağlamda ben bu hayata adapte olamıyorum.

bildiğim bilgi birikimini de kullanamıyorum çünkü motivasyonum yok. hiç bi konuya da pek iştahım kalmadı.
çok dip bi vaziyetteyim.

ondan dolayı da bayadır yine intihar etmeyi düşünüyom. konuştuğum bazı kişiler de intihar etti veya öldü.

Sorunlu sen değilsin sorunlu toplum. Hem senin sorununu çözmeyen toplum ,hem seni içien katmayan, hem seni bununla yüzyüze başbaşa bırakıp ne olduğunu sana açıklamayan ve seni böyle ele almayan bununla yüzleşmeyen toplum
Kendini değil toplumu suçla
Sevgisiz, bilgi örgütlü değil
(Adam gibi) Yardım etmeyen, destek sunmayan örgütlü toplumun sorunu.NOKTA

Şimdi bu tip konuşmayı biz onaylamıyoruz Niko gerçekçi de bulmuyoruz
Başka birinin etkisi gibi yıkımı gibi
Yani birinin üzerinde uyguladığı değersizleştirme, küçümseme, aşağılama ve otorite gibi
Biri seni yetersiz buluyor diye öyle değil-sin..
Toplumun sorunu Niko.
Biri üzerinde yıkım uygulamış gibi.
Biri-leri üzerinde çok ağır duygusal yüklemlerde bulunmuş , bunların özümsemişsin kaldır at
Yani yazmayayım diyorum ama arkadaş, anne-baba her kimse
Kendini bir kişiye beğendirmek ya da birilerini bir kişinin özellikle özel bir kaç kişinin değer kantarında tartılmak zorunda değilsin. Objektif neyse odur
Yani bir arkadaşın anne-babanın gözüne girmek sempatisini ve onayını kazanmak ya da istediği/istemediği kişi olmak. Bunlar saçma: Eskilere göre biz daha kolay koşullarda yetiştik.

Toplum bize sorunlar verdi ve şimdi dürüst biçimde buna sahip çıkmıyor çözümlemiyor. Kendimize yardım etmek zorundayız bu kadar

Çocuklukta duygusal olarak çakılma ve takılma, duyguların gelişmemesi
Erkek kimliği obsesyonu her neyse
Tüm toplumun yarısı çocuktur ve en az yarısı o haldedir-senin halindedir bunu bilmiyor musun?
Düşünsel olgunlukla yani mantıkla içsel çatışma ve duygular dengelenmeli sürekli ele alınmalı

Denilen yaşanmadı buralarda onyıllar boyu bununla boğuşulmadı sanma
Geçmez .Bi dengesizle-duygusal dengesizle yaşıyosan kırkta da sorunlar var
Tersinde az sorun
İnsanın kendine değersizleştirme uygulamaması lazım yani varlığı üzerinden bu saçma

TOPLUMU SUÇLA, ÖRGÜTLÜ TOPLUMSAL KURUMLARA KIZ. NOKTA
Kendini rahat bırak ve kendine kızmaktan vazgeç. Senin suçun değil.
Topluma ortak suç atmalı herkese tüm herkese , en köşedeki ücradaki bireye
Hele ki aklı başında eğitimli felansa

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 636932)
şu lanet olası seratonin hormonum hiç doğru çalışmadığı için fizyolojik olarak sakatım.

sade pmle kalmasın buraya da yazak.

Sakat felan değilsn
O diyetlerle çalışır normal insansın
saçma
bunu yazmana sebep olan şeye, şeylere kişilere saldır savaş aç diren
bu saçmalıktan başkası değil

Birileri kendi de büyümemiş seninde büyüyeceğini kabul etmek istemiyor, görmek istemiyor ya da zaten göremiyor. Kendi durumuna acıyor sana acıyor.
Bu bakış olarak üzerine yükleniyor
Aciz bir çocuk olarak kalacakmışsın gibi, hep güçsüz olarak kalacaksın hiç sorumluluk alamayacakmışsın gibi
Çocuğa ya da çocukken sana acziyet hissini yüklüyor ya da kanalize ediyor
Acıyor
Şimdi birinin üzerinde çok ağır duygusal etki ve yüklemleri var

Yani durumla boğuşmaz, özel bir süper kurtuluş aramaz, zamanla başedersen belli bir noktaya aşama aşama zamanla gelirsin

şimdi pm dışına taşma denen olmasaydı bu denli açık açık yazmak zorunda kalmazdım

"ictenlik" 08-06-2019 03:26

Mucize Mineral takviyesi adındaki şey/Buluntu
 
"İddia çok farazi ve uçuk, oldukça up-uçuk uçuk"

Arkadaşlar Merhabalar

Facebookta Bipolar-Borderline, Karşı Psikiyatri, Otizm, Lyme Hastalığı vb. ne kadar grup varsa takılıyorum. Kişisel sorunlar malum.

Burada genişleyen bir anti-Psikiyatri grubunda aktif kullanıcıyım ve oldukça aktif-aktivist arkadaşlar ve bağlı bir çok yan grup açtılar. Yani Otizm'den diğer bir çok soruna kadar (özellikle çocuklar) Psikiyatrik ilaç kullanılmasına karşı bir hareket, bilinçlendirme çabası içeriyor. Bu gruplardan biri için (Anne Bebek Kokusu , Otizm Dedikleri grupları için) paylaşımcı veri derliyordum ve aramalarım beni ordan oraya götürdü. Önce BBC de bir haber buldum. BBC arama alanına ilaç yazdım. Ordan Fransa da çocuk bezlerinde tarım ilaçlarında bulunan glifosat diye bir maddenin bulunması haberini buldum. Bu maddeyi arattım bunun Otizmle bağını buldum. Monsanto felan üretticisi. Burda açtığım haberlerden aldığım pestisit gibi bi kavramla yeniden Otizm araması yaptım işe burda aşağıdaki linke eriştim ve ordan da oradaki-aşağıdaki videoya eriştim.

Yorumsuz bir biçimde bunu sunuyorum ya da kendim yorumlayamadığım için sunuyorum

"İddia çok farazi ve uçuk, oldukça up-uçuk uçuk"

yorumsuz/tarafsız/fikirsiz-no comment

https://vitamingiller.com/kanser-hiv...EJh1o1wH2j_cmI


"ictenlik" 11-06-2019 08:26

MMS Klordioksit Hakkında

Arkadaşlar yukarıda sunduğum bu şey muhtemelen Amerika da tuhaf bir cemaatin uydurduğu bir tür şarlatanlık ve insan sağlığına zararlı bir ürün.
İnternette Türkçe tanıtımları var ve bunu yapanlar bunun farkında değiller.
Tamamen ticari bir komplo,sömürü umut tacirliği ve saadet zinciri ya da kafayı yemiş bunalmış bir avuç insanın iç çekişi ve dünyaya tepki veriş biçimi
Hazırlanan videolar ticari kurgu ya da oyunculuk gibi görünüyor. Arkalarında gerçek kişilerin hayatlarını bulabilirseniz ne mutlu size..
Sağlık Bakanlığı ve ilgililer uyarılmalıdır
Ürünün tıbbi tanıtım ve satışı acilen yasaklanmalıdır
Belirtilen kitap toplatılmalı bunu tanıtan tüm gruplar youtube ve facebook aracılığıyla şikayet edilmeli ve uyarılmalıdır.

Amerika da ürün yasadışıdır ve ilgililerin facebook hesapları engellenmiştir

https://www.bilimma.com/ebeveynler-o...R5lHPz8e3V2L-w

ForumKirpisi 13-06-2019 14:53

Googledan arayıp gelen varsa kafası bozuk olan gidip bilmediği şeyi, internette iyi diyolar diye içmesin.
MMS, Klor, Çamaşır suyu bilmemne içmeyin. Kafanız düzelmez.
Ayrıca 2019 yılında kurt oldu diye mazot içenler var. İçmeyin. Eczanede 3-5 liraya çiğneme tableti var. Kurt düşürür.


ben oraya bi dolu cevap yazdım. td kapandı touchpade elim dokundu mouse bağlıyken onu kapatan şey yapmamış MSI. Her windows
sürümünde yeniden manuel ayar yapmaya üşeniyom.

Aslında, beyin hastalıkları:: viral, bakteriyel veya metal zehirlenmesinden olur diyenler yüzünden (kısmen haklılar) bu tip
su arıtma, çamaşır suyu kimyasallarını içmeye ilgi çıktı.

Şimdi beyin hastalıkları, karaciğerin enzimlerini bozan veya sinir iletimini bozan enfeksiyon ve zehirlenmeden dolayı olabileceği gibi
vücutta genetik bi bozukluktan, yatkınlıktan veya başka eksikliklerin bu yatkınlığı tetiklemesinden olabilir.

yani beyin hastalıkları tetikleyen tek bi faktör yok. o yüzden zaten çözemiyolar.

karaciğer iflası veya bozulması beyin hastalığı yapabileceği gibi, beyin hastalığına yatkınlık veya bi dönem karaciğeri bozan genetik
yapı dolayısıyla da bunlar olabilir.

miracle mineral solution hristiyansı bi misyonerin süper icadım dediği bişey.
afrikada misyonerlik esnasında bazı kişilere düşük doz denettiriyor.
bu aslında çok miktarda suyu arıtmak için çok az miktar kullanılan bi malzeme. çamaşır suyu.

sonra bunu abdde hapistekilere de denettiriyor.

sonra bunu patlatıp siteler açıp kitaplara yazıp küçük iksir şişesi gibi satıyor.
millet suya damlatıp youtubea videolar koyup iyi olduk falan diye şapıyor. (plasebo + zehirlenme)

türkiyede de tabi su arıtma için satılıyordu. Ama bidonlarla litrelerce satılıyor.

bi de bu gökçekli bi ürün satan herif çiçeklere satıyorum diye küçük şişe hepsiburadaya koymuş
sonra onu kaldırmış.

böbrek iflasına sebep olur. süründürür.


sürünen hastanelik olanlar var çünkü. ABDde bu yüzden tepki olmuş.

dozunu tutturamayıp oluyolar ama dozunu tuttursanda bi faydası yok.

2018 yılına geldik ABDde 5-6 yıldır unutulan bu madde gelmiş yine TRde makalemsi şeyler adıyla dağılıyor.

Kurt düşürmek için mazot içmek gibi yanlış bişey. Ne kurdu olan mazot içsin ne kafası bozuk olan bunu içsin.

Sağlık bakanlığına yazmak lazım dimişin nasıl yazabiliriz, CİMER gibi şeyler otomatik cevaba bağladı. Üstüne de eleştirilere hiç bakmıyorlar. Sağlık bakanlığında buna bakcak kimse yok ki. Ona bakacak kişinin kulağına çevresinden gelene kadar gider.

Zaten bi ara engellediler kaldırdılar. Almak isteyenler bidonla havuz malzemecisinden alıp seyreltiyor.

İnatla yapıyolar, yetmedi diye 2 katına çıkarıyolar.

Bakanlık şikayetleri belki sadece fonksiyonel hatalara bakıyolar ne bileyim, bakanlığa gittim şöyle yanlış bişey yapmış diyorsun ona bakıyolar.

"ictenlik" 22-04-2020 19:20

Aslında bilimsel araştırmalara felan eklenebilirdi ancak elimde veri yok ve tek bir ya da iki geveleyen araştırma
Bu yüzden

Ey sigara içenler!
Güvenle tüttürmeye devam edin ve asla bırakmayın zira nikotin geri çekilme sendromu daha zararlı ve sigara içenler Covidden çok çok daha az etkileniyor gibi görünüyor
Her neyse okuyun okutun ve Yeşilaya halk saülığını tehlikeye atmamasını ve bilmediğini gevelememesini söyleyin
Bitlis adıyaman taze tüttürün güzel yapraklı tütün güzeldir tütün insan sağlığına faydalıdır

Buyrun

https://www.sott.net/article/432852-...roving-Pathway

"ictenlik" 10-02-2021 18:46

Covid-19: Social murder, they wrote—elected, unaccountable, and unrepentant
BMJ 2021

https://www.bmj.com/content/372/bmj.n314/rr-8

"ictenlik" 16-06-2021 19:34

Gerçeğin Saldırısı
 
Alıntı:

Yazarlar, "egemen ideolojik tutum muhafazakar olsun ya da olmasın monomanik bir takıntıyla (okuyucunun sevip sevmeyeceği, onaylayıp onaylamayacağı endişesiyle) bir şekilde" kişilerin (okurların) taleplerini karşılamak için otosansür uyguluyor (düşüncelerini ifadesini değiştiriyor).

Herkes 'seçilmiş püriten sınıfın bir üyesi olarak kalmak için [arkadaşlarını] çürük nedenlerle kınamak' için baskı altındadır.

'Sosyal medyada yanlış fikirlere sahip olmaktan çok korkan ve bu durumun kendiliğini çaldığı bir genç neslimiz var. Düşünme, öğrenme ve büyüme fırsatı.'

Yozlaşma kültürü bütün bir neslin yaratıcı yeteneklerini geliştirme ve insan olarak gelişme fırsatını çalıyor:

Bu kültürel yozlaşma bizi insanlıktan çıkarıyor, 'İyi niyet varsayımı öldü… Artık insan değiliz. Artık birbirimizden meleksi görünmek için itişip kakışan melekleriz.

https://www.spiked-online.com/2021/0...ancel-culture/
https://www.chimamanda.com/
*monomani : Monomani, bir fikir, şüphe, zan veya gâyenin esiri hâline geldiği; kişinin bu fikir, şüphe, zan veya gâyeden başka bir şey düşünemez duruma geldiği, bu durumun bir sanrı hâline geldiği aşırı ve abartılı bir ruh hâli, zihinsel bir hastalık.

Yani yazarı kendi düşüncelerini değil de okunma güdüsünün yönetmesi ve okuyucunun istediğini yazar hale gelme

"ictenlik" 04-07-2021 17:12

Tous les pays où l'épidémie est repartie avec des morts ce sont des pays qui ont vacciné massivement "
Prof Dr Christian Perronne

Paris'te bir sandalye üzerinde konuşan ve bunları söyleyen salgın hastalık uzmanı Profesör Perronne medyadan yasaklı olduğu ya da yer bulamadığı için sokakta bunu bir sandalye üzerinden söylüyor ve eğer youtube'dan yasaklıysa bitchute den yayın yapıyor . Bunu az önce düşünürken aklıma şu geldi.
Sokrates'in Atina'sı.....

https://i.ibb.co/RHVTMq5/prpr.png

"ictenlik" 06-07-2021 20:39

Bize şizofren diyenlere...
Birileri de çıktı "us yarılması" diye bir kavram ortaya attı.
Us ya da insan nasıl ikiye yarılır ve bilim sizi/bizi us'u nasıl (en az ikiye) yarıyor!
Buradan gözleyin

Bilim Neva'yı nasıl ikiye böldü ve yine Neva anlatıyor.
Bence üçü de var yani yüzyüze sohbet edebilsek Neva Ver.3 var mıdır? merak ettim .


Singularity 07-07-2021 09:10

Mantıklı konuşuyor gibi, ama çalıştığı yer dandik. Kırmızılı kadın daha akıllı ama beyaz kadın bildiğin küreselci komplocu. ABD'de bu iş olmaz. Nasa'da bu iş olmaz. Hayır yani Türkiye'de koca mı kalmadı gitmiş ABD'ye. Neyse. Sonuç olarak komik. https://turandursun.com/forumlar/ima...lies/smile.gif
Sayın içtenlik, engel süreniz dolmuştur. Umuyorum ki bundan sonraki süreç her iki taraf açısından da verimli geçer.Hiç aklıma gelmedi belki de bu kadın içtenliktir. Hayır yani kadın olsan, bu sensin diyecem. Bir de NASA'da çalışıyor ya arkaya uzay resmi koymuş, NASA ve immun sistem ne alaka? neyse. :)

Singularity 07-07-2021 09:58

İşin ilginç tarafı bu kadını ciddiye alıp televizyona çıkartmış olmaları. Neremle güleyim bilemiyorum şu anda, koptum lan bayaa. Tamam, böyle biri var, Nasa'da çalışıyor da, abi bu kadın normal değil ya.Nerdeyse benim kadar -normal değil-. :D



"ictenlik" 07-07-2021 16:00

Alıntı:

LEVH´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 650180)
Mantıklı konuşuyor gibi, ama çalıştığı yer dandik. Kırmızılı kadın daha akıllı ama beyaz kadın bildiğin küreselci komplocu. ABD'de bu iş olmaz. Nasa'da bu iş olmaz. Hayır yani Türkiye'de koca mı kalmadı gitmiş ABD'ye. Neyse. Sonuç olarak komik.

Fin'li bir ekiple vücutta nanobakteriler buluyorlar ve bunun vücutta kalsifikasyon/kireçlenme gibi bir süreçle böbrek taşı damar plağı başlatması gibi bir şey. Nasa da ki grubu ve ekibiyle kalp damar hastalıkları için "bir şey" geliştiriyorlar defalarca denemelerine rağmen (onlara göre onlarca binlerce hayat kurtarabilecekken) FDA dan onay alamıyorlar . Hikaye bu..

Çalıştığı yer dandik şu anlama geliyor. Sen o işlere bulaşma ,tıp sektörüne ...

komik olan araştırma becerisinden yoksunluk ve oto olarak atıp tutmak

Türkiyeye gelmiş bir üniversite (Bilkent) senin bu işler dandik demiş başka bir üniversite bunlar bizi aşar demiş
Bir üniversitede şansını denemiş sadece sadece gaita tahlili yaptırabilmişler

https://elverissizblog.blogspot.com/...c-mektubu.html

Singularity 08-07-2021 08:15

Alıntı:

İ Ç T E N L İ K´isimli üyeden Alıntı
Fin'li bir ekiple vücutta nanobakteriler buluyorlar ve bunun vücutta kalsifikasyon/kireçlenme gibi bir süreçle böbrek taşı damar plağı başlatması gibi bir şey. Nasa da ki grubu ve ekibiyle kalp damar hastalıkları için "bir şey" geliştiriyorlar defalarca denemelerine rağmen (onlara göre onlarca binlerce hayat kurtarabilecekken) FDA dan onay alamıyorlar . Hikaye bu..

Çalıştığı yer dandik şu anlama geliyor. Sen o işlere bulaşma ,tıp sektörüne ...

komik olan araştırma becerisinden yoksunluk ve oto olarak atıp tutmak

Türkiyeye gelmiş bir üniversite (Bilkent) senin bu işler dandik demiş başka bir üniversite bunlar bizi aşar demiş
Bir üniversitede şansını denemiş sadece sadece gaita tahlili yaptırabilmişler

O manaya gelmiyor, ya da sen manasını yanlış anlıyorsun. Nasa'da çalışıyorsun sen bu işlere bulaşma şu manaya gelir:
"Sen zaten NASA'da çalışıyorsun, küresel yalanın göbeğindesin, küreselcilerin kucağındasın. Sen bu işin zaten içindesin. Bir taraftan küresel NASA yalanlarının oyuncağıyken diğer taraftan küresel yalanlara karşı bir hamle yapman inandırıcı değil". Bunun manası budur.

"ictenlik" 17-07-2021 11:37

Hakikat Bakanlığı

https://upload.wikimedia.org/wikiped..._House_UoL.jpg
(Görsel: Orwell'in eşinin Bilgi Bakanlığı'nda çalıştığı Londra Senato Binası, Hakikat Bakanlığı için onun modeliydi.)

Hakikat Bakanlığı (Newspeak: Minitrue) propaganda bakanlığıdır. Romandaki diğer bakanlıklarda olduğu gibi, Hakikat Bakanlığı adı yanlış bir isimdir, çünkü gerçekte tam tersine hizmet eder. Tarihsel olayların gerekli herhangi bir şekilde tahrif edilmesinden sorumludur. Ancak, diğer bakanlıklar gibi, Okyanusya'da "gerçeğin" ne olduğuna karar verdiği için bu isim de uygun.

Bakanlık, "hakikati" idare etmenin yanı sıra, Newspeak adlı halk arasında yeni bir dil yayar; burada, örneğin, "gerçek", durum gerektirdiğinde 2 + 2 = 5 Çifte düşünme kavramına uygun olarak, bakanlık, kelimenin Newspeak anlamında "gerçeği" yaratması / ürettiği için uygun bir şekilde adlandırılmıştır. Kitap, olayların hükümet onaylı bir versiyonunu göstermek için tarihi kayıtların düzeltilmesini anlatıyor.

Açıklama
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ün ana karakteri Winston Smith, Hakikat Bakanlığı'nda çalışıyor.[2] 300 metre (980 metre) yükselen pırıltılı beyaz betondan muazzam bir piramidal yapıdır. Yerden 3000'den fazla oda içeren havaya. Dışarıdaki duvarda Partinin üç sloganı var: "SAVAŞ BARIŞTIR", "ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR" ve "Cehalet GÜÇTÜR". Ayrıca yeraltında büyük bir kısmı var, muhtemelen belgelerin hafıza deliklerine yerleştirildikten sonra imha edildiği büyük çöp fırınları içeriyor. Orwell, açıklaması için Londra Üniversitesi Senato Binası'ndan esinlenmiştir.[3]

Bilgide rol
Hakikat Bakanlığı haber medyası, eğlence, güzel sanatlar ve eğitim kitapları ile ilgilenmektedir. Amacı propaganda etkisi için gerçekleri Parti doktrinine uyacak şekilde değiştirmek için tarihi yeniden yazmaktır. Örneğin Büyük Birader yanlış çıkan bir tahminde bulunursa, Doğruluk Bakanlığı çalışanları bunu doğru yapmak için kaydı düzeltir. Hakikat Bakanlığının varlığının "nasıl" ı budur. Orwell romanda, varoluşunun daha derin nedeninin, "neden" in Parti'nin mutlak olduğu yanılsamasını sürdürmek olduğunu açıklıyor. Fikrini asla değiştiremez (örneğin, savaş sırasında düşmanlarla ilgili sürekli değişikliklerinden birini yaparlarsa) veya bir hata yaparlar (bir görevliyi kovmak veya büyük ölçüde yanlış değerlendirilmiş bir tedarik tahmini yapmak), çünkü bu zayıflık anlamına gelir ve iktidarı sürdürmek Parti sonsuza kadar haklı ve güçlü görünmelidir.

Minitrue, tarihi değiştirerek, güncel ve geçmiş olaylarla ilgili makalelerdeki kelimeleri değiştirerek haber medyası olarak rol oynar, böylece Big Brother ve hükümeti her zaman iyi bir ışık altında görülür ve asla yanlış yapamaz. İçerik, gerçek haberlerden daha çok bir propagandadır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bin_Do...B1%C4%9F%C4%B1

Pasteur 17-07-2021 12:20

Alıntı:

Minitrue, tarihi değiştirerek, güncel ve geçmiş olaylarla ilgili makalelerdeki kelimeleri değiştirerek haber medyası olarak rol oynar, böylece Big Brother ve hükümeti her zaman iyi bir ışık altında görülür ve asla yanlış yapamaz. İçerik, gerçek haberlerden daha çok bir propagandadır.

Bu değişmez bir dünya gerçeğidir. Büyük birader' e mahsus bir şey değildir.


Misal, x karakollarda işkence ve kötü muamele var mıdır? Vardır.
Bundan 1 asır sonra bu gerçeğe ait bir tarih bulabilirmisin? Bulamazsın.



Güçlülerin, otoritelerin aleyhde gerçekleri her zaman örtülürler. Tarihe temiz geçirilirler.

"ictenlik" 24-07-2021 16:25

Alıntı:

ilahimasal´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 650476)
Sn ictenlik

Kasyopya cılar ne diyor bu aşı icin ?
Gelecekten! Haber var mı ?
İctenlikle soruyor ve merak ediyorum

Şimdi öncelikle Kasyopya iletişimlerinde, Kasyopyalı denen ve yanıt veren tarafın gelecek (gelecekteki biz) olabileceği ihtimali üzerinde duran ve buna kısmen katılan ben bile olayın özündeki subjektiviteyi, yanıt isteyen tarafın biz olduğunu olduğunu ve bunun sınırlamalarını anlıyor ve kabul ediyorum. Yani bu yapının her defasında hatırlattığı şudur. Yanıttan önce soru önemli ama araştırma merak, doğru- uygun soru sorulması ve yanıtın subjektif olarak sınırlamaması herhangi beklenti içermemesi gibi kriterler var..
Yani bana göre bile ve bir çok okuyucuya göre bile soruyu soran bizler yanıtı kendi beklentilerimizle sınırlayıp çarpıtabiliyoruz. Soru soran bizler kişisel bakışlarımızı işin içine katabiliyoruz. Uygun soruları sormayabiliyoruz. Oradan yanıt verilecek diye bireysel araştırmayı sınırlayabiliyoruz.

Metinler bu yorumları kendi içinde içerir ve metne bütünlük olarak %70 e yakın bir doğruluk ve yani subjektiveyi aşarak objektif ya da gelecekten yanıt alabilmişlik değeri biçiliyor. Bu anlamda salgın ve aşı yorumları da diğer metin gibi şaibeli ya da muğlaktır.

Salgın döneminde yapılan 7-8 oturum var ve ben buradan düzgün bir anlam çıkaramadım ama içtenlikle soruluyor dendiği için alıntı eklemek istedim


Şubat 2020

Alıntı:

(Joe) Bize koronavirüsün küreselleşip bir sürü insanın ölmesi, yani GERÇEK bir salgına dönüşmesi ihtimalini söyleyin.
C: Düşük.

S: (L) Tamam, sonraki konu? Yeni koronavirüs şunlardan hangisi:

A) ırka özel bir silah olarak Amerika veya Çin tarafından tasarlandı
B) uzaydan geldi
C) viral evrimin ve / veya mutasyonun doğal bir sonucu

(Andromeda) Veya:

D) kontrolden çıkıp kendi kendine mutasyon geçiren aşı nedeniyle bunların bir kombinasyonu

C: D


Mart 2020
Alıntı:

C: Virüs ilk olarak Çin'de ortaya çıkmadı. Fort Detrick'te insanları daha kolay kontrol edilebilir hale getirecek bir aşının yapımıyla ilgili deneyler vardı. Bu aşının beklenmedik etkileri oldu ve bazı durumlarda amaçlananın tam tersi etkiler yaptı. Geliştirilen virüs halka bulaştı ve yeni mutasyon geçirdi. Gerçekten de Çin'e ABD'li askerler tarafından götürüldü. Çin kısa sürede virüsün türünü ve kökenini tespit etti ve durumu kontrol altına almak için büyük bir seferberlik başlattı. Batılı güçler bunu birkaç faktör daha ekleyerek uygulanabilecek iyi bir model olarak gördüler. Bu arada başka mutasyonlar oldu. Şu anda iki büyük tür var. Elitler kendi "yarattıkları" türün yayılmasını durdurmaya çalışıyor.

S: (L) Kendi yarattıklarını durdurmaları gerekiyor çünkü bazı durumlarda istenenin tam tersi etki yapıyor öyle mi?

C: Evet ve ilginç faktör bu: Virüs DNA'yı değiştirerek bireyleri kozmik bilgileri almaya daha eğilimli hale getiriyor. Uzun zamandır bastırılmış, faydalı türde kodonları da geliştirip etkinleştirebiliyor. Bu yüzden yayılışını can havliyle durdurmaya çalışıyorlar.

(Andromeda) Ne kadar zamandır etrafta?

C: İki yıldan uzun.
-------------

Mart 2020

Alıntı:

S: (Chu) Son defasında Covid-19'un pozitif versiyonunun bulaştığı insanların yüzdesini vermişlerdi. Peki bu virüs toplamda kaç kişiye bulaştı?
C: Yüzde 24.

S: (Andromeda) Yani nüfusun %24'ünün %37'si pozitif virüsü aldı. (Chu) İnsanların çeyreğine bulaştı, yani iddia ettikleri kadar bulaşıcı bile değil. (Joe) Yani virüsün insanlara bulaşmasını durdurma çabaları bir ölçüde işe yaradı mı?
C: Hayır

(L) Trump başta bunun sahte bir salgın olduğunu söyledi. Ama sonra o da malum söyleme geçti.
(Joe) Belki de söylenen yalnızca "Durum kötüleşecek" şeklindeydi. Bu yüzden Trump durumun kötü olduğu ve insanları korumak istedikleri söylemine katıldı. Virüsü insanları kontrol altına almak amacıyla kendileri yarattıklarını ama kontrol dışına çıktığını söylemiş olmalarından daha muhtemel bu.
(L) Çinlilerin genetik mühendisliğinin ürünü olduğunu söylemiş olabilirler. Bir tür açıklama. Sonuçta onlara birşey söylediler.
(Pierre) Tecridin boyutunu görüyorsunuz. Buna göre siyasetçiler gerçekten çok motive olmuş durumda ve bu da koltuklarını kaybetme tehdidini algıladıklarına işaret ediyor. İnsanlar çoğunun hiç…
Pasif bir şekilde çipi kabul edip Yeni Dünya Düzeni / 4Y KH istilasını ve sonunda kendi kendilerini yenilgiye uğratmalarını mı beklemeliyiz?

C: Mümkünse kaçının. Ve ileride başka karmaşık durumlar var!

(Joe) Fransa'daki tecrit ne kadar sürecek?
C: 2 ay.

(Andromeda) Durum daha da kötüleşecek mi?
C: Evet

S: (Chu) Yiyecek kıtlığı olması da muhtemel mi?
C: Evet

S: (L) Bir noktada GERÇEK bir veba veya salgın olması muhtemel mi?
C: Evet

S: (Joe) Önümüzdeki 2 ay içinde mi?
C: Hayır

S: (Andromeda) 2 yıl içinde mi?
C: Evet

S: (L) Kara Ölüm gibi birşey elitlerin işini gerçekten zorlaştırır, değil mi? (Chu) Ama muhtemelen bu olaydan sonra insanlar herşeyin normale döndüğünü sanacak ve vücut sistemleri çok zayıf olacak. Ondan sonra da asıl salgın vuracak.
C: Hayır

S: (Artemis) İnsanlar vebayla baş etmeye hazırlanıyorlar mı?
C: Evet
------------------------------

Mayıs 2020

Alıntı:

Sonbaharda ikinci bir korona virüs dalgasına ne dersiniz? Böyle bir sorun olacak mı?
C: Pek sayılmaz ama gelen şey öyle de adlandırılabilir!

S: (L) Yani bir enfeksiyon dalgasına benzer şekilde gelen başka birşey olabilir ve buna…(Andromeda) …ikinci korona dalgası da denebilir…(L) Ama korona değil başka birşey olacak. Öyle mi?
C: Evet

S: (L) Tam bir veba gibi mi?
C: Henüz değil!

S: (Andromeda) Bir sonraki sezonda bu hastalığın niteliğinin nasıl olacağını sormak istiyor muyuz? Korona virüsün bir mutasyonu mu olacak, yoksa aşılar sonucunda mı birşey olacak?
C: Şu an için belirsiz. Ama koronanın geliştirmeye çalıştırdıkları kullanışlı mimari özellikleri var.
Ağustos 2020

Alıntı:

S: (L) Tamam. Rus Kovid-19 aşısı söyledikleri gibi güvenli mi?
C: Yeterince güvenli. Gates'in planlamakta olduğu şeyden daha güvenli.

S: (L) Koronaya, yani korona tipi virüslere karşı etkili mi?
C: Sürekli mutasyon geçirdiği için çok etkili olmayacak.

(L) Tecritleri artıracak bir 2. dalga olacak mı?
C: O ilüzyonu yaratacaklar.
--------
Aralık 2020

Alıntı:

(L) Pekala. Gaby, Covid konusuyla ilgili bir şeyler söylüyordu... (Gaby) Covid'in Dönüşü gibi bir durum var. Mart ayında bildirilenlere benzer birkaç vaka oldu, yani akciğerlerinde kitle olan insanlar, bir çeşit interstisyel pnömoni, ama şimdi bunlar gençlere oluyor. Acaba bu yeni aşılama programının sonucu mu? Resmi olarak başlamamasına rağmen, binlerce kişi aşılanmış durumda; deney aşamasında yaklaşık 40 bin kişi aşılandı. (L) Yani gerçekten kötü bazı Covid vakaları olduğunu söylüyorsun ve bunun insanların aşılanmasından mı kaynaklandığını öğrenmek istiyorsun?

C: Büyük olasılıkla. Ama korku ve inançsal eğilim anlamında halka neler yapıldığını unutmayın. Dahası, maske takmak hastalığın mutasyonları ve şiddetlenmesi için mükemmel bir ortam yaratıyor.

(Joe) Birkaç aşı var. Bunlardan ikisi, daha önce insanlarda hiç kullanılmamış mesajcı RNA aşıları. Ne yaptıklarını az çok biliyoruz. Standart aşı türüyle karşılaştırıldığında, bu mRNA aşılarının insanlar için özellikle tehlikeli olup olmadığını merak ediyordum.
C: Evet

S: (Joe) İnsanların hastalanma olasılığını artırma açısından mı tehlikeli, yoksa... Bu tür aşının tehlikesi nedir?
C: DNA'yla oynanması her halükarda şüpheli bir durum. Genetik rekombinasyon nedeniyle, her bireyin durumu benzersizdir. Bu örnekteki gibi aşı tedarikçileri, bazı kişilerin Covid'den çok daha kötü bir şeyin mutasyonuna ve çoğalma ve seri üretim fabrikasına dönüşebileceğini pek hesap etmediler.

(Gaby) Ya da daha çok şöyle olabilir mi... Biliyorsunuz, HIV'e benzer bir diken proteini oluşuyor ve ayrıca DNA'mızda zaten bulunan ve aktive olduğunda Kara Ölüm gibi etki edebilen endojen retrovirüsler var. Yoksa daha çok kansere benzer birşey mi göreceğiz?
C: Daha çok Kara Ölüm gibi birşey.

----

Ocak 2021
Alıntı:

(L) COVID tamamen kontrolü kaybetmeyle ilgili.
C: Evet

S: (L) COVID'i yapmak istedikleri neredeyse herşey için kullanıyorlar.
C: Evet

(L) COVID ve karantina gibi önemli konularda açıkça muhalefet eden kişileri hedeflemeye ve potansiyel olarak hapse atmaya yönelik açık çabalar olabilir mi?
C: Çok mümkün.

S: (Pierre) Aylar önce bir sonraki büyük ekonomik krizi sorduğumuzda, her zaman olduğu gibi yapay bir kriz olarak başlayacağını ama kontrolden çıkacağını söylediler. Bu kalıbın mevcut sağlık meselesiyle eşzamanlı olup olmayacağını merak ediyordum. Sahte pandemi, sahte ekonomik kriz ve sonra gerçek pandemi ve gerçek ekonomik kriz mi olacak?
C: Elbette. Bu çok temel bir bilgi sevgili Pierre!

S: (L) Onları zaten Twitter, Facebook ve diğer sosyal medyalardan atıyorlar. ABD içinde bu konuda bir tür demir perde var. Herhangi bir gerçeğin veya bilginin yayılmasını engelleyen bir perde. Baro, Lin Wood'un psikiyatrik muayeneye başvurmasını talep etti. Yani karşı gelirsen işini kaybedersin, delirdiğini söylemek için Derin Devlet tarafından rüşvet verilmiş psikiyatristler tarafından muayene edilirsin, ilaçlar verirler ve eğer doktorsan ve onların COVID söylemleri aleyhinde herhangi birşey söylersen doktorluk ruhsatını kaybedersin… Bu neredeyse küresel bir durum olduğu için çok, çok büyük bir müdahale durumu! Stalin gibi, değil mi? (Chu) Sadece ABD değil, Avrupa da aynı. (L) Neredeyse tüm dünya. (Joe) Çoğunlukla batıda. Bu iyi bir soru. Neden en güçlü kontrol önlemlerinden pek çoğu Avrupa'da, Amerika'da ve diğer Batı ülkelerinde uygulanıyor?
C: Patolojinin yayılmasına imkan tanıyan "iyi zamanlar" ve "özgürlük" onları zayıflattı.

(Joe) Covid için çıkardıkları tüm aşılarda çip vb. var mı? (Niall) Bunu cevaplamışlardı. Biz sormadan bunu söylemişlerdi. (Joe) Ama bu o zamandı. Uygulamakta oldukları aşıların herhangi birinde çip var mı?
C: Evet

S: (Joe) Hangileri? Pfizer mı?
C: Seçimli ve spesifik.

(Joe) Seçimli bir şekilde uygulanan bu çiplerin amacı nedir?
C: Kontrol.

S: (Joe) Bireylerin kontrolü mü?
C: Evet

S: (Joe) Bu çiplerle ne gibi kontroller uygulayabilirler?
C: İzleme ve diğer.

S: (Joe) İnsanların düşüncelerini ve davranışlarını etkileyebilir mi?
C: Düşünceleri değil ama fizyolojiyi.

S: (L) Düşünceleri kontrol etmek için öyle birşeye ihtiyaçları yok. Bunun için başka şeyleri var. Ama etkinleştiğinde hastalık yaratmaya vs. neden olabilecek birşeyler koymuş olabilirler. (Joe) Daha sonra daha fazla sayıda insanda uygulamak üzere deney amaçlarıyla mı yapılıyor bu?
C: Hayır. Kaba kontrol.

S: (L) Deney gerekmiyor. Bunu zaten yaptılar. (Andromeda) Bilgisayar çipi gibi birşey mi yoksa daha yüksek bir teknoloji mi?
C: Nano.
Şimdi mesela burada belirli aşı partilerinde (muhtemelen ABD) %12 sinde teknolojik nanoparçacıklarla insan kontrolüne ilişkin deneyler gibi bir cümle var. Şimdi bu bile muğlaktır. Şimdi bu gibi içerikler içeriği okumayanlarca belirsizdir çünkü bu yüzde 12 rakamı daha önce ABD'lilerin en kadarı düşünebiliyor? gibi bir soruya yıllar önce verilmiş bir yanıttır. Başka bir yanıtta %2'nini %12'si. Sonuç olarak ne ifade ettiğin anlamıyoruz ya da tüm veri ve yorum bütünlüğünü birleştirerek yorumlamalıyız.. Yani ya daha geniş sorular sorulmalı idi ya da Kasyopyalılar bir başka oturum da çıkıp bundan şunu kastettik, geleceği kastettik, subjektif olarak sizin düşüncenizdi/aktarımınızdı vb diyebilir ama celse yorumcusu olarak şu sonuca varırız. eğer tutarlı iddia zaten denetlenemeyen ya da sözde düşünebilen bir azınlığın denetimi ise ve aşı ya da diğer kontroller uzun dönemde bunların kontrolüne ilişkinse bu kaba bir yorum ve göndermedir. Genelde bu metinden yorum üretmek için genel okuma gerekebilir.

------------------

Mart 2021
Alıntı:

(Joe) Konuyu değiştirecek olursak, görünüşe göre grip bu kış en azından Batılı ülkelerden büyük ölçüde kayboldu. Gerçekten öyle mi oldu ve eğer öyleyse neden?
C: Kısmen. Tecritler ana bulaştırma vektörlerini engelledi.

S: (Andromeda) Koronavirüsün gribin yerini aldığı, yani koronavirüse yakalanırsan gribe yakalanmanın daha zor olduğu fikrinin geçerliliği var mı?
C: Hayır.

S: (L) Yani aslında iddia ettikleri kadar çok kişi hastalanmıyor. Öyle mi?
C: Evet

S: (Pierre) Bu aynı zamanda epeyce grip vakasının Covid listesine (L) …kaydırıldığına işaret ediyor.
C: Evet

S: (Chu) Ama çocuklardaki mide mikropları için de aynı şey söyleniyor, okullar kapatıldığı için. Peki bunun genel bağışıklık bakımından anlamı ne? İnsanları evine kapatırsan, kapanma bittiği zaman zarar görmeye daha açık durumda olacaklar.
C: Genel bağışıklık başarısız olacak.

S: (L) Yani insanların sürekli birbiriyle etkileşim kurarak sürü bağışıklığı geliştirmeleri gerekiyor?
C: Evet

S: (Pierre) Ve sürü bağışıklığımız, gerçek pandemiden kısa bir süre önce başarısız olacak…(L) Yani zaten ortada olan ve gelişip değişen şeye karşı bile sürü bağışıklığı geliştiremediysek, o zaman birşey gelip GERÇEKTEN feci bir iş çıkarabilir…
C: Evet. Özellikle de patojen dış uzaydan gelirse ve tüm dünyada herkesin içine çektiği havayla yayılırsa.

S: (L) Bu da akla şunu getiriyor: Bunun planlanan bir sonuç olması mümkün mü? Bu virüs pandemisi saçmalığıyla insanlığın zayıflatılması, bir şekilde dış uzaydan gönderilen bir virüsle büyük bir nüfus kırımı olayına hazırlık olabilir mi?
C: Evet

S: (L) Bu çok çirkin.
C: Evet, bu "evrim".

S: (Joe) mRNA tipi olmayan aşılarla ilgili yanlış herhangi birşey var mı? Herhangi kötü birşey?
C: Daha güvenli.

S: (Pierre) Batılı güçlerin mRNA aşılarını zorlamasının nedeni bu aşıların itaat dizilimleri içermesi mi?
C: Evet
-----

Haziran 2021
Alıntı:

S: (L) Çünkü Gaby hastalarını test ediyor ve hiçbiri manyetikleşmeye dair herhangi bir kanıt göstermedi. (Joe) Gaby bu kontrolü gizlice yaptı.

(Joe) COVID-19 aşılarıyla aşılanmış bazı kişiler aşılanmamış kişilere herhangi birşey bulaştırıyor mu?
C: Evet

S: (Joe) COVID mi bulaştırıyorlar?
C: Evet

S: (Joe) Başka birşey?
C: Pek değil.

S: (Joe) Olayı sürdürebilmelerinin yollarından biri bu.(L) İnsanları aşılıyorlar ve sonra aşılanan insanlar virüsü yaydığı için daha fazla insana bulaşmaya devam ediyor.
C: Evet

(Joe) Bir önceki celsede bazı aşıların insanları kontrol etmek için kullanılacağını söylerken kast ettikleri şey bu muydu?
C: Evet

S: (Andromeda) Peki bu aşı serilerinin yüzde kaçı bu teknolojiye sahip? (Joe) Veya kaç kişi? (Andromeda) Evet, kaç kişi?
C: Yüzde 12.

(L) Kara mantar ölümlerinin COVID aşılarından kaynaklandığını biliyor muyuz? Kara mantar ölümleri COVID aşılarından mı kaynaklanıyor?
C: Hayır

S: (Joe) Hindistan'da kara mantar gibi bir sürü şey ortaya çıkıyor... İnsanları, temelde virüsün bir parçası olan güçlü bir aşıyla toplu olarak aşıladığında, aniden birçok kişinin bağışıklık sistemini baskılamış oluyorsun. (L) Olan bu mu? COVID aşısı bağışıklık sistemini bozuyor ve böylece insanlar diğer istilacı patojenlere karşı savunmasız hale mi getiriliyor?
C: Evet

(Chu) Tamam, Meksikalılardan yeniden ifade edilmiş soru: "COVID-19 aşısını aldıktan sonra insanların yüzde kaçı ölebilir?"
C: Hesaplamak imkansız; çok fazla değişken.

S: (Joe) Yeni virüs varyantlarından bahsederek kapanmaları, seyahat kısıtlamalarını, komşuya sarılma yasaklarını falan sürdürecekler mi...?
C: Evet
---------

Temmuz 2021
Alıntı:

(Joe) mRNA aşısından sonra manyetik hale gelen insanların kollarında gerçekte neler oluyor?
C: Alyuvarlar.

S: (Pierre) Demir içeren hücreler.
C: Evet

S: (L) Yani vücudun kendi demirinin birikmesine mi neden oluyor?
C: Evet

(Pierre) Demir aşıya yapışıyor ama vücudunda demir olsa bile demir demire yapışmaz. Bu alyuvarlar nasıl manyetize oluyor?
C: Manyetit.

S: (Pierre) Manyetit doğal olarak manyetik olan bir taş, ama... (Joe) Aşıda manyetit olması ne anlama geliyor?
(L) Aşının içinde olan bir şey mi yoksa vücudun kendi içinde biriken bir şey mi?
C: Vücut.

S: (L) Yani bu tamamen fizyolojik bir tepki değil mi?
C: Hayır. Nano parçacıklar garip bazı dalgalar için anten görevi görür; bu dalgalar vücuda gönderdikleri sinyallerle fizikselliğin bir sonraki seviyesinde değişikliğe neden olur.

S: (Joe) Yani vücuttaki bazı şeyler nano parçacıkların aldığı bu garip dalgalar yoluyla etkinleşerek bir şeyler yapabiliyor veya üretebiliyor.
C: DNA belirli bölgelerde etkinleştirilerek özel işlevler yapabilir.

S: (Andromeda) Bunun herkes üzerinde aynı derecede iyi çalışmadığını söylediniz. Çalıştığı insanlar ile çalışmadığı insanlar arasındaki fark nedir?
C: Genellikle DNA hasarı.

(Andromeda) Bir kısım insanda DNA'yı değiştiriyor, ama...(Joe) Bazı bireylerde süper güçler yaratıyor bir bakıma (Chu) Peki bu aşıları üreten ecza şirketleri bu teknolojinin farkında mı? Yoksa bu bir yan ürün mü?
C: Kısmen yan ürün.

S: (Gaby) Bu teknolojiyle aşı olacak veya olmuş grup üyeleri kendilerini korumak için başka bir şey yapabilirler mi?
C: Sizin programınız bilgi ve farkındalıkla birleştiğinde iyi. Bilginin kendisi DNA'yı değiştirir.

S: (Joe) Yani aşıların %12'sinde bu teknolojinin kullanılmasının nihai nedeni gelecekte bir noktada insanları etkilemekse, zaten o şekilde davranma eğiliminde olanlar bundan etkilenecektir. Bu nitelikte olmayan insanlarda işe yaramaz.
C: Evet

S: (PoB) Bu videolardan bazıları açıkça sahte görünüyor. Manyetik etkilerle ilgili videoların yüzde kaçı sahte?
C: %70

S: (L) Dezenformasyon yayan ve ortalığı karıştıran bir sürü insan var.

"ictenlik" 14-09-2021 16:00

Diyor ki; (Bence) İsa diye biri yok (yaşamadı) ve bu ad yani İsa/Jesus göksel/dışsal bir meleğin/varlığın isimlendirmesi vb. olabilir.
Bu aklıma bizim ya 'yetiş ya "Hızır" ı' (vb.yi) getirdi.(Daha spesifiği yetiş ya Muhammed/Ali/Hızır .. İki Ali var . Sizin Ali,'niz bizim Ali'miz vb.)

Dr Richard Carrier The History of Jesus

Pasteur 15-09-2021 02:16

@içtenlik, boş ver amk , jusus, god; vardıda/ yoktudayıda...https://turandursun.com/forumlar/ima...lies/pound.gifhttps://turandursun.com/forumlar/ima...lies/pound.gif


Lucifer 6. sezon vizyona girmiş. Bence bu batılılar bu işi gerçekten biliyor.


Ejderhalar, doğa üstü varlıklar, orglar, elfler, şeytanlar, melekler, süperherolar, ifridler' den iyi mizah yapıyorlar...



https://lh5.googleusercontent.com/pr...h630-p-k-no-nu

Olması gerektiği gibi alayına(amerikanya kullarına) attırıyor amk... https://turandursun.com/forumlar/ima...lies/pound.gifhttps://turandursun.com/forumlar/ima...lies/pound.gif


https://1.bp.blogspot.com/-ND4QQbUJ7...boys208-11.png

"ictenlik" 17-09-2021 18:53

Alıntı:

Bacon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 651594)
@içtenlik, boş ver amk , jusus, god; vardıda/ yoktudayıda...

Lucifer 6. sezon vizyona girmiş. Bence bu batılılar bu işi gerçekten biliyor.

Ejderhalar, doğa üstü varlıklar, orglar, elfler, şeytanlar, melekler, süperherolar, ifridler' den iyi mizah yapıyorlar...

Ben 20'li (30'lu) yaşlarda biraz sinema dizi takipçiliği yaptım. O zamanlar 1mbit internetle E-Mule ile film çeker DVD lere yazardık. Divxplanet vardı günlük takip yapardık eli yüzü düzgün herşeyi izlerdik. . Sonra başka p2p ler ve torrent çıktı, sonra internetin kendi açık database oldu ama biz eski izleyiciler indir izleden hiç bir zaman kurtulamadık çünkü görüntü720/1080p olmalı dosya boyutu büyük olmalı dts ses olmalı vs... Her neyse şimdi artık bu işi yapmıyorum. 2012 sonrası (bir mani atağı sonrası muhtemelen ani Prozac kesme sonrası mani ve akatazi ile boğuştum bu beni soğuttu belki bilmiyorum) o işi bıraktım. Bu bana depresyonu çağrıştırıyor. Nadiren seçici film izlerim. Tarkovsky vs.. ki son dönem ben Hint, Avrupa, Kore ve uzakdoğu sinemaları üzerine yoğunlaşmıştım. Bu anlamda buna benzer içerik önerilirse bakayım. O dizilere Amerikan pop içeriklere tahammül etmem mümkün değil (3 dakkadan fazla) . Şöyle düşün klasik müzik ve caz dinlersen artık pop dinleyemezsin..

Alıntı:

Bacon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 651594)
Lucifer 6. sezon vizyona girmiş. Bence bu batılılar bu işi gerçekten biliyor.

Kore, Japon, Çin vs dene. ...Bir İspanyol filmi izle.

Yani TV ve sinema izlemiyorum çok çok nadiren bunlar

https://i.ibb.co/X4rx8gz/nadiren.jpg

Bir edit ve not

Alıntı:

Bacon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 651594)
Lucifer 6. sezon vizyona girmiş. Bence bu batılılar bu işi gerçekten biliyor.
Ejderhalar, doğa üstü varlıklar, orglar, elfler, şeytanlar, melekler, süperherolar, ifridler' den iyi mizah yapıyorlar...

Bu dediğin şeyler öğretmezler zamanla dopamin salımını engeller ve bozar. Dopamin fast ve hack araştır...
İnsan fizik/materyalik varlık...ve aslında fizik/real denen ve bunun deneyimlenmesi doğaüstüne daha yakın...
Yani git ve ekstrem bir spor yap! Aynı zamanda git ve spor yap ve bir dağ ve ormanda yürü ..
Örneğin bir sürüngen görürsen gerçek dopamin ve gerçek hormonlar/duygular salınır.
..
Çöp şeyler izleme adamım...
..
Dopaminine yazık.. bunları izleme:


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:22 .