![]() |
'Neden?' kelimesi her soruda kullanılabilir mi?
Merhaba;
"Neden?" sorusu, her soruda kullanılabilir mi? Ben, "neden" kelimesinin her soruda kullanılamayacağını, daha doğrusu "neden" soru kelimesinin altında yatan "niyet" kavramının her yerde kullanılamayacağını düşünüyorum. Çünkü bazı sorular var ki, soru hatalı olmasına rağmen o soruyu çözmeye çabalıyoruz ve belki de vakit harcıyoruz. Ve bırakın vakti, yapısı hatalı sorulardan hatalı sonuçlara da gidebiliyoruz. Spoiler: "Evren 'neden' var?" "Neden" sorusunun altında yatan kavramlar; niyet ve sebep. Belki başka da vardır. Bir soruda "neden" kelimesini kullandığımızda ya niyet ararız, yada sebebini ima ederiz. 'Niyet' sorusunu sormak içinde, bu soruyu cevaplayacak varlığın zamanı idrak etmesi, düşünsel faaliyette bulunup muhakeme etmesi gerekir. Çünkü zaman; hareketi 'algılayan' varlıklar için varsa, muhakeme ise düşünsel faaliyette bulunanlar için var ise "neden" sorusu sadece düşünsel faaliyette bulunup muhakeme eden varlıklar için sorulmaz mı? Mesela bir insana "Neden matematik çalışıyorsun?" diye sorduğumuzda bize "Çünkü bugün ilkten köklü sayılar konu anlatım çalışıp sonra da soru çözdüm" diye bir cevap vermez. Çünkü verdiği bu cevap matematiği 'nasıl' çalıştığının cevabıdır. Fakat ben ona "neden" sorusunu sordum ve altındaki kavramda niyet idi. Bu yüzden bana gelecek cevap aslında şu olmalı: "Çünkü, ben x bölümünü okumak istiyorum. Bunun için gelecek zamanda sınava girmem gerek. Hem gireceğim sınavda, hemde okuyacağım bölümde matematik olduğu için, ben matematik çalışıyorum" Soruyu cevaplayan kişi zamanı idrak edecek ve düşünsel faaliyette bulunup muhakeme edecek donanımını taşıyor. Dolayısıyla "neden" sorusu sorulabilip cevap alınabiliyor. Fakat bazen bu neden sorusunun yanlış yerde kullanıldığını düşünüyorum. Mesela "Evren neden var?" Bu soruda evrenin ancak 'nasıl' olduğu ile ilgilenilir. Bu da "neden" kelimesinin diğer alt kavramı olan sebep ile alakalıdır. Fakat böyle sorulardan 'nasıl'dan başka bir şey aranamaz ki. Çünkü neden(niyet) anlamında soracağımız sorular, zamanı idrak eden ve düşünsel faaliyette bulunanlar için sorulabilir? Evren veya başka bir madde; zamanı algılayamıyor ve düşünsel faaliyette bulunacak bir mekanizmaya da sahip değilse, neden diye bir soru sormakta hata olur. Aynı şekilde "Doğa yasaları neden var?" veya bunun gibi maddeye sorulan ve özellikle arkasında teolojik bir anlam arayan 'neden' sorular hatalıdır. Mesela bir ağaç için "Ağaç neden çiçek açar?" diye sorduğumuzda olayın 'nasıl' olduğunu açıklarız. Oradaki "neden" kelimesi ancak 'nasıl' olduğunu açıklayabilir, niyet veya anlam değil. Başka bir anlamda kullanamayız. Çünkü ağaç, zamanı idrak edip düşünce faaliyetinde bulunan bir varlık değil. "Evren neden düzen içinde?" gibi sorularında ardında anlam ve niyet aramayı kavramın özelliğinden dolayı hatalıdır, değil mi? Ancak böyle sorular bize 'nasıl' cevabını verebilir, niyet veya amaç değil. Çünkü onu karşılayabilecek mekanizmaya sahip değiller. Fakat bazı istisnai durumlar da var. Mesela "araba neden var?" diye sorabiliyoruz. Arabanın kendisinde düşünce yetisi olmasa bile, onu tasarlayan ve bir amaca göre işlev kazandıran bir özne var, insan var, yani zamanı idrak edip düşünebilen bir varlık var. +"Araba nasıl frenler?" -"Pedala bastığımıza pistonlar harekete geçer, pistonun hareketi ile balatalar diski sıkıştırır ve tekerleklerin dönmesini engeller"(doğru yada yanlış) +"Peki, araba 'neden(niyet)' frenler?" -"Çünkü yavaşlaması için." Araba zamanı idrak edebilir mi? Düşünsel faaliyette bulunacak bir donanıma sahip mi? Hayır. Bunun sebebi, bunu kontrol eden bu donanıma sahip bir varlık var, bu da insan. Yani vurgulamak istediğim şey şu; düşünsel faaliyet taşımayan varlıklara "neden" sorusunu sorduğumuzda cevaplayabileceğimiz şey 'nasıl' ile ilgili olmalı. Diğer türlü kullanılan kavramlarda soru hatalı duruma düşüyor. Bu yüzden "Evren neden var?" tarzındaki sorular hatalıdır çünkü niyetin/ anlamın olduğu önkabullerini içerir ve bu önkabuller hatalıdır. Siz ne düşünüyorsunuz? |
Evren neden var gibi sorularda mesele sadece niyet de değil. Evreni aşkın unsur varsayımı yapılıyor. Bir şeyin nedeni o şeyin dışındadır. Evrenin dışı diyebilir miyiz, dışı olsa evren değil parça olurdu gibi geliyor.
Bazı noktalarda da sürekli neden ve nasıl diye sorulabilir. Açıklarsanız tekrar sorulur. Sonsuza kadar sorulabilir, belli bir yerde durmak lazım. Çünkü neden diye sorunca koşulların içkin unsuru soruluyor. Nedenler koşulların dışına çıkamaz, içinde anlam kazanır. Koşullar çerçeveyi çizer ve o çerçeve dahilinde şu neden bu neden anlam kazanır. Peki o koşulların da nedeni demek anlamsız olur. Konusuna göre çerçeve belirlemek gerekli. Cansız varlıklara dair neden sorusunu sorunca kastedilen amaçsal neden de olabilir faktörel neden de olabilir. Neden sorusu illa amaç ya da faktör demez, ikisini de kapsar. Ama cevaplarken bunun varoluş amacı yok fakat faktörü var denebilir, o yüzden sormak yanlış olmaz. Evrenin nedeni ya da taşın nedeni diyorsak amaçsal da olabilir faktörel de olabilir soru. Cevaplarken ayırıp belirtmek lazım. Soran kişi genel soruyor, amaç ya da faktör demiyor, dolayısıyla hatalı değil soru ama cevaplarken dikkatli olmak lazım hataya düşmemek için. Ayrıca neden kavramının ne olduğunu da düşünmek lazım. Fiziksel etkileşim ile doğrudan alakalı görünüyor neden kavramı. Tartışmaların ve soruların verimli olması açısından tanımlanıp sınırının çizilmesi faydalı olur nedenin. Neden olmak ile korelasyon farklı. Olaylar birbirini izleyince neden oldu diyoruz ama neden olmayıp korelasyon da söz konusu olabilir. Peki bir şeyin diğer şeyi etkilemesi ne demektir o zaman? İlla güç uygulayıp değiştirmesi mi gerekir? Bu soruya hayır diyebiliriz. Bir şeye dokunduğumuzda bile etkileşiyoruz ve güç uygulayıp değiştirmedik, hareket ettirmedik. Sadece mekanik olarak düşünmemek gerekiyor ama o zaman da etkileşim kavramı muğlaklaşabiliyor. Tanrıya varmak açısından sonsuza kadar neden sorusu sorulur. Burda amaç tanrıya varmaktır genelde. Burda kaçırılan nokta her soruya cevap verme çabasının hatalı olduğudur. Soruya muhatap olan kişi bildiği yere kadar soruyu götürür. Halbuki nedeni nedir sorusunun kastettiği şey spesifiktir. Spesifik fiziksel şeylerden fiziksel olmayan varlığa varılmaya çalışılır. Burda spesifik fiziksel şeyleri tek tek bilmeye ve cevaplamaya gerek yok. Fiziksel bir şey vardır ve sebep oluyordur deyip fizikte durulabilir neden sorusunda. Neden zaten fiziksel olarak tanımlanıyor ve çerçevesi de o. Yani temel çerçeveyi çizip durulabilir ve illa spesifik unsuru bilmek gerekmez. Bu şuna benziyor. Diyelim birisine soruyorsunuz. Baban kim? Cevap veriyor şu. Onun babası kim? Cevap veriyor. Bir yere kadar cevap veriyor ve sonra bilmiyorum diyor. Neyi bilmiyor? Orda bir insan olduğunu ve daha da geriye gittikçe farklı türe ulaşacağımız belli ama spesifik olarak hangi birey ve adı ne bunu bilmiyoruz. Ama spesifik olarak kim diye bilmesek bile insan var ve daha da geriye gidince başka türün bireyi var denebilir. Spesifik ile genel çerçeveyi böyle ayırmak gerekli. Hatta büyük anne büyük anne diye geriye gidip ordan tanrıya bile varan vardı bir videoda. Videoyu bulursam asayım buraya. Adam soruyor büyük büyük büyük anne diye geriye gidiyor ve karşıdaki adam cevaplayamıyor. Diyor ki gözlem yapmasak bile mantıksal olarak büyük büyük büyük annenin var olduğunu biliyorsun. Tanrının da aynı mantık olduğunu söylemeye çalışıyor. Halbuki değil. Üremeden bağımsız kimsenin ortaya çıktığını görmedik ve herkes üreme ile ortaya çıktı. Dolayısıyla kimin ürediğinden ziyade biri orda var diye bilebiliyoruz tümevarım ile. Kim olduğu, biri olmasını bağlamıyor. Biri olması, kim olduğunu önceliyor ve belirliyor. Faktörel neden ile nasıl aynı şey değil gibi. Rüzgarın çok şiddetlendiğini düşünün, hatta arabaları ve evleri bile sallayabiliyor öyle durumlarda. Rüzgar taşı arabaya doğru atsa ve camı kırsa arkasında amaçsal bir şey yok, faktörel neden var. Ama bu demek değil ki nasıl ile faktörel neden aynıdır. Faktörel nedeni şu ki rüzgar taşı arabaya doğru bilinçsizce savurdu ve camın kırılmasına sebep oldu. Peki nasıl? Şu şekilde diyerek cevap veririz burda da, çok şiddetli ve süratli bir şekilde yaptı. Bir diğer nasıl çeşidi var, onda da rüzgarın böyle bir özelliğinin olduğunu ve bir şeyleri fırlatabildiğini söyleriz. Bir de şöyle bir mesele var ki mesela siz bir olgudan, olaydan falan bahsediyorsunuz. Mesela birinin hırsızlık yaptığını söylüyorsunuz. Sorulan soru şu, neden yapsın? Bu sorunun altında şöyle bir varsayım var. Birisinin bir eylem yapması için amacının olması gerekir. Yaptıysa amacı söyle ki yaptığından emin olalım gibi bir anlayış var. Anlayış güzel ama atanan noktalar var. Amacının olması ayrı, amacının ne olduğunu bilmek ayrı şey. İlgili eylemi bilmek için neden amacını bilmek gereksin? Amacını bilmesek bile bir eylemi yaptığı tespit edilebilir. Amaç ile sonuç hem birbirine bağlıdır hem birbirinden bağımsızdır. Amaç olmasa eylem olmayabilirdi ama spesifik amacı bilmeden ilgili eylem bilinebiliyor. A'nın B'ye sebep olmasını düşünelim. A olmasa B vücuda gelmeyebilirdi ama B'yi A'dan bağımsız olarak bilebiliyoruz, çünkü gözleme yansırken bağımsız yansır. Dolayısıyla eylemi yaptığını bilmek için amacının ne olduğunu bilmek gerekmez. Bu durum faktörel neden için de geçerli tabi. İlla amaçsal neden olması gerekmiyor. Cam kırık ise onu ne kırdı bunu bilmek gerekmiyor mesela. Rüzgar taşı atıp camı kırıyor örneğinde amaç değil faktör var ama rüzgarın taşı attığını falan bilmeden bakıyoruz ki cam kırık. Camın kırık olması gözlemi onun sebebinin bilinmesine bağlı değil. Bağımsız olarak gözlemlenebiliyor. Bu meseleyi birçok kişi atlar ve peki nedeni ne diye sorar. Neden başka sonuç başka. Nedeni bilmeden sonucu bilebiliriz. Çünkü burda da mesele nedeninin olup olmaması değil, nedenin ne olduğunun sorulmasıdır. Spesifik olarak nedir bilmesek de nedeni sonucu biliyoruz. Hatta nedeni olup olmadığını bilmeden de sonuç bilinebilirdi. Camın nedensiz kırıldığını düşünün. Ama gözlemci nedeni var mı bunu bilmese bile kırığı görüyor mesela. Nedenin var olup olmaması ve varsa nedenin ne olduğu ile sonucu bilmek ayrıdır. Peki o zaman neden ne işe yarıyor, nerde kullanılıyor? Sonuç meydana gelmemişse sonucun ne olacağına dair nedenlerden öngörü yapılabilir. Mesela bir insan o kadar fakir ki açlıktan çöpleri karıştırıyor ve artık dayanamıyor. Bu kişinin hırsızlık yapacağını öngörebiliriz. Tabi gerçekleşmeden önce o faktörler koşuldur, gerçekleştiren sonra neden deriz. Bir de sonucu bilsek bile nedenini merak edebiliriz. Bu merak sonucu sınamak değil nedenini merak etmektendir. Anlattığım üzere sonuç ve neden gözlemsel olarak bağımsız. Ama insanlar birbirine karıştırıyor ve sonucu bilmek için nedeni de bilmek gibi saçma hatalar yapıyorlar. Halbuki sonuç gözlendiyse sonucun kendisinden değil de nedenini meraktan araştırma yapılır. Sonucu bilmek ayrı, sebebi bilmek ayrıdır. Sonucu bilmek için sebebi bilmek gerekmez dolayısıyla. |
Neden sözcüğünün iki karşılığı var. Biri amaç diğeri sebep.
Her şeyin bir sebebi (açıklaması) vardır. Ama sadece irade içeren şeylerin amacı var olabilir. Her şey irade içermediğine göre her şeyin amacı da yoktur. Kaos içerisindeyiz. İrademiz de kaotik. |
Alıntı:
|
Neden sorusu nesnel zeminde faktöreldir, harici her türlü kullanım safsata, saçmadır. Neden sorusunun muhatabı formdur, şeylerdir, temeldeki faktörler ise ilişki, hareket, etkileşim vb...
Evren neden var? -> False (yanlış, geçersiz) yanlış zira faktörel değil. Hatta Evren nasıl var -> false. Yağmur neden yağar -> True, ama burada neden sorusu faktörel alınmalı, örneğin depreme yola açan faktörlerin ne olduğu->sebepler. Yağmur nasıl yağar -> True, depreme yol açan faktörlerin kavranması-açıklanması hedeflidir. Yağmur neden yağar->Felesefe sorar, bu bağlamda nesnel olana dair, iradi biçimde, bir irade-özne-l ve davranışını amaçlayan biçimde sorulması idealist ve zırvadır. Yağmur nasıl yağar? Felsefe sorar bilim açıklar-açıklamaya çalışır. Bilimin işi nasıla cevap bulmaktır(bu soruyu sormak değil!), bilgi isteminin tetikleyeni ise neden ve nasıl sorunsalıdır ki, işin bu kısımı felsefedir, bilgi arayışı, bilgi edinme çabası, istenci, soru-sorgulama=>felsefe. Elbette birde işin bilim dışı tarafı, yani idealist tarafı da vardır ki, idealizmde neden sorunsalı esas-ana temel olarak İRADİDİR, niyet-davranış eksenlidir. İşin bu bilim dışı tarafı, bizi ilgilendirmiyor ve bağlamıyor, muhatabı da değiliz. İdealizm yağmurun NASIL yağdığını sormaz, kimin yağdırdığını sorar, bu bağlamda o metafizik sözde fizik üstü gücün böyle bir eyleme hangi AMAÇ YA DA DAVRANIŞ sebebiyle yöneldiğini bulmaya çalışır. Sonuç olarak örneğin, ürünlerin sulanması ve boy vermesi içindir gibi niyet mahsulü, ereksel ve öznel zırvalar üretir ve döner dolaşır evrenin varlığını(esasında evren ne vardır, ne de yoktur) dahi başta belirttiğim yanlış soruyla öne sürüp, ardında Zeusvari bir mutlak geistin(zihin, ruhun) fikri-zihinsel, iradi zeminde şu ya da bu amacı doğrultusunda(örneğin insanlar için!) açığa çıkan bir tezahürü olarak öne sürer vs... |
Alıntı:
İnsan doğası gereği her şeyin arkasında bir niyet arıyor, nihai bir niyete dayandırmaya çalışıyor. Niyetsiz açıklamalar saçma geliyor doğası gereği. Fonksiyon ve niyeti ayırmak gerekiyor. Mesela canlıların uzuvları amaca göre değil fonksiyona göredir. Ama amaca göre tasarlanmış aletlere benzediği için yanıltır. Organize olabilme anlaşılırsa sorun çözülebilir. Organize olma sonucu fonksiyon gelişiyor ve niyete benziyor. Niyetten başka aklına bir şey gelmeyenler ya başka açıklaması olabilir mi diye bakması lazım bence. Birçok konuda başka açıklama arayışı işi çözebilir. Ama bazı durumlarda başka açıklaması olabilir lafzı keyfi olarak kullanılıyor. Kanıt gösteriliyor ama başka açıklaması olabilir, gelecekte bilgimiz değişebilir denebiliyor. Bu başka açıklama ve gelecekte değişmeyi nasıl çözmeliyiz sizce? |
Alıntı:
|
bu arada Yıldıztozu "herşeyin açıklaması" dememiş, sanırım "şeylerin [olağan bir] açıklaması"ndan, yani sadece mevcut insan kavramıyla anlam kazanan "açıklama olgusu"ndan bahsediyor...
herşeyin açıklaması var demek empirik falan değildir , çünkü birşeyi tamamen açıklamak mümkün değildir (kuantum /elektromagnetizm vs). ben de zaten sorumda şeylerin -açıklama olgusunun kendisi de dahil olmak üzere- doğası gereği eksik olan empirisizmler içerisinde açıklanmasından bahsetmemiştim, sadece "bütünsel anlamda her-şeyin bir açıklaması yoktur" , ya da "oluş açıkla[n]amaz" olarak da düşünebilirsiniz. şöyle ki; kavram[a] doğası gereği kısıtlama demektir, yani her kavram Adorno'nun söylediği gibi kavramsal olmayan içeriğin mental bir kompresyonu olarak mümkün olur.. Yıldıztozu'nun ifadesindeki "şeylerin açıklanması" üzerinden gidersek; "birşey ne[reye] kadar açıklanabilmektedir ve bu açıklamaya verilen değerin belirleyeni a priori kavramlar mıdır?"-----şu şekilde bakılırsa sorum anlaşılır; bir kavramın a priori olduğu söyleniyorsa, bu "a priori" diye nitelendirdiği doğrulamayı yapabilen aklın yine de "neden [kavramı] ve sonuç [kavramı] arasındaki bağlantıyı" kurabilir durumda olduğunun göstergesidir (sentetik doğrulama) ve "bağlantı"nın kendisi de bir biçimdir (koyutlamadan kastım bu).. dolayısıyla ancak "bağlantı içerisinde" bir "anlam"a sahip olabilen "neden"in kendisi, bir kavram olarak "biçimleyebilir" olmalıdır da (Kant'ın analitik yargıları gibi). yani herhangi bir kavramın gözlemlere dayandırılmasının bir önemi yok, çünkü görüldüğü gibi gözleme verilen anlam zaten a priori değildir, o ancak ontolojik kurulmuşluklardaki bağlantılar içerisinde yapılan indirgemeler olarak kavranabilir ve bunun için herşeyin bir açıklaması da ontolojik anlamda yoktur, o sadece kendisi de bağlamsal çalışan "aklın [bir] kurgusu" olarak mümkün olabilmektedir , başka bir tabirle akıl böyle kavramları kurgular ve onlara inanır ("irade" veya "akıl" gibi kavramların kendileri gibi, onlar da aynı şekilde bağlantılar içerisinde kendilerini kurgularlar)... |
Pyrron
Bir şeyi tamamen açıklamak ile o şeyin açıklamasının olması aynı şeyler değil. Tamamen açıklanamasa bile açıklaması varsa var demeliyiz. Bazı şeyleri bilemeyiz, kafamız almaz. Bu durumda açıklaması yoktur mu demeliyiz yoksa var da biz algılayamıyoruz mu demeliyiz? Açıklamaya verilen değeri gözlemler ve ondan ne anlayacağımız belirler. Gözlemleri biraraya getirip yorumlayamayan birisi açıklamaya değer biçemez. Gözlemin yanında yorum yetisi de gerekir ama bu a priori olmaz yine de. A priori diye niteleyen ve doğrulama yapabilen akıl neden-sonuç ilişkisini kurabilir durumda gibi dediğiniz üzre. Mesela matematikte belli bir sonuca varıyor ve nedenini açıklıyor, sağlama yapıyor. Neden-sonuç ilişkisini kurabiliyordur, bu yeti vardır. Empirik olarak da kurabilir ama empirik konularda yetişmek de lazım elbette. Gözleme verilecek anlam ontolojik indirgemelerle alakalı olabilir. Ontolojik anlayış belli bir bakış açısı oluşturur ve bu açıdan gözlemler anlam kazanabilir, neden-sonuç bu anlayışa göre biçimlenebilir. Ama her şeyin açıklaması ontolojik olarak yoktur sonucuna varamayız gibi görünüyor. Epistemik açıdan bazı şeyleri kafamız almaz ve açıklaması bizim açımızdan olmaz desek bile ontolojik olarak açıklaması olabilir gibi görünüyor. Bizim anlayamayacağımız açıklamalardan ötürü her şeyin açıklaması yoktur demek yanlış gibi. Açıklamadan kasıt illa neden-sonuç olmak durumunda da değil. Nedir, nasıldır, nelerle ilişkidedir, hangi bağlamdadır, neyi açıklar vb şeyler de açıklama kavramına dahildir. Mesela varlığın açıklaması demek nedeni demek değil. Varlığın nedeni yoktur diyebiliriz fakat varlığı yine de açıklayabiliriz,ontolojik modeller oluşturabiliriz. Açıklama kavramını sadece epistemik olarak mı düşünmek gerekiyor yoksa ontolojik mi bu kilit nokta gibi. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Elbette idealizmin asli sorusu kim sorusudur. Görünen ve duyulanan her şeyin ama her şeyin, zihinin ürünü, tezahürü olduğunu en temele koyan bir anlayış ne diye soracaktı ki? Neyi sorsa tutarlı olurdu? (KİM? sorusunu!) Şimdi buraya videolar koysam nasıl olur :) Örneğin, bir anahtar kelime veriyorum; "Sen beden değilsin beden senin içinde(zihninde)" Esas noktaya kısaca değiniyorum; Hiç bir şey yok, her şey senin zihninde, fikir olarak peyda olur. Gördüğün ve duyumladığın ne varsa, sadece zihnin-düşüncenin tezahürüdür. Bir örnek daha; Nesnelerin özü, algılanmış olmalarından başka şey değildir". "Bence, duyumsal şeylerin, bir anlayışgücünden başka bir yerde var olamayacakları apaçıktır. Buradan, onların gerçek bir varlıkları olmadığı sonucuna değil, benim düşünceme bağlı değillerse ve benim tarafımdan algılanmış olmak nitelliğinden apayrı bir varlıkları varsa, onların, içinde var olmaları gereken bir manevi varlık bulunması gerektiği sonucuna varıyorum. Demek ki, duyumsal dünyanın var olduğu ne ölçüde kesinse. onları kapsayan ve destekleyen sonsuz ve her yerde bulunan bir manevi varlığm var olduğu da o ölçüde kesindir"(Berkeley) Kısaca nesneler düşünceden başka bir şey değildirler ve aslında nesneler mutlak zihnin yansıması-sözü, tezahürüdür bu anlayışa göre. dolayısıyla kim-in sorusunun muhatabı nesneler değil, o düşüncenin sahibidir. zira anlayışa göre, her bir olay düşüncenin eylemi-sözünden ibarettir ve sorgulanması ve kavranması gereken zihin ve iradedir(neden böyle yaptının-yani yapmak fiilinin!- muhatabı olarak neden sorusu sorulur!). her bir olay zihinsel bir eylemin tezahürü olmakla birlikte, esasında nesnel gerçek de değillerdir(düşünceden ibarettirler, öyleyse herhangi bir olaya dair asli muhatap kim'dir->düşünün sahibi, düşünce, zihin/kendisi->muhatap) |
Alıntı:
Senin yazılarını okuyanlar idealizmi çürüttüğünü falan düşünebilir, işin filozofik temeline girmiyorsun aslında, anlaşılacak seviyede ele alıyorsun. İşin filozofik kısmına girsen kimse anlamaz, çok ağır temelleri var materyalizm ve idealizm tartışmasının, özellikle idealizm ağır. Tabi bunu eleştirmek için söylemiyorum yanlış anlama, belirtmek istedim sadece. Günümüzde idealist birini pek bulamayız. Her şeyin zihnin, düşüncenin yansıması olması(kaba haliyle) akla yatkın gelmez insanların ve teknik kısmını anlayamazlar. Hakim zihniyet evrim karşıtı ve teisttir, yaratılışçı yani. İdealizm yaratılış görüşünden çok daha teknik ve önemli bir konu, felsefenin direğidir idealizm, yaratılışın ise felsefe ile bağlantısı kuşkulu. Tabi bu iletinde hakim zihniyet falan demiyorsun da değinmeden geçemiyorum, sorun idealizm değil yani. Direk bu konu özelinde değil de daha genel şeylerden bahsettim, çarpıttığımı düşünme lütfen. Günümüzdeki sorun cahilliktir diye düşünüyorum. Bilgi ve bilim konuları dahi kavranmamıştır. 3-5 ezberlenmiş basit lafla 3-5 yaş seviyesinde tartışmalar olur genel olarak, bir taraf cevap veremeyince sinirlenir ve atışmaya dönüşür, sesler yükselir, kavga çıkar, kişiselleşir vs. Bu cahilliği aşmak çok zor gibi görünüyor. Ama cahil gözükmemeyi sağlayan ve her kapıyı açan bazı kelimeler var. Mesela siz neyi anlatırsanız anlatın denebilir ki "başka bir açıklaması olabilir" "bilginin değişmesiyle farklı bir sonuç çıkabilir, kesin yargıya varmamak lazım", "bu dediklerin tahmin, kesin kanıt değil" vs. Bu sözler her kapıyı açar ve 3-5 yaş seviyesinde olur tartışmalar. Hatta size kanlı canlı örnek vereyim. 2013 yılında bir TV kanalında evrim tartışması vardı. Evrim profunu çağırmışlar, evrimsel tıpçı da vardı, bir de meşhur felsefe profu vardı ve hem paleontolog hem jeolog olan bir adam vardı. Evrim profu bir şeyler anlattı anlattı ve söz hem paleontolog hem jeolog olan adama gelince hep aynı şeyi söyledi: "Tahmin bunlar efendim, gözümüzle görmedik ki, gözümüzle görmüş gibi bahsedemeyiz, orda değildik." Hep bu tarz şeyler söyledi hem paleontolog hem jeolog olan adam. Evrim profu ve evrimsel tıpçı tıkanıp kaldı mesela. Evrim profu diyor ki 150 yıllık bilimsel verileri çöpe attınız, hönk. Ee attıysa yanlışını izah etsene be adam, neye göre yanlış, doğrusu nasıl olmalıydı vb. Onun yerine demagoji yapmaya çalıştı ama hiç de başarılı değildi, sonra zaten konu değişti ama aynı konu gelince hiçbir savunma yapamadı, karşıdaki adam hep tahmin kelimesiyle nakavt etmişti. Bilimsel olması gereken bir tartışma 3-5 yaş seviyesinde kalmıştı, insanın midesi bulanıyor öyle tartışmalar görünce, hemde akademisyen kılığıyla oradalar! Bu mu bilim, bu mudur yani. Bilgi, bilim böyle bir şey olmamalı. Mesela idealizm falan diyorduk, idealist filozofların kitaplarına baksak çok ağır bir metinle karşılaşırız, işi bilmeyen anlayamaz, uzmanlık lazım anlamak için. Ama aynı uzmanlığı bilim adamı diye geçinenlerde göremiyoruz, akademik etiketlerin arkasına sığınmışlar ve cehaletlerini gizleyebileceklerini düşünüyorlar. Zeus aşkına hiç akıl mantık olmaz mı yahu, 3 yaş seviyesini aşmıyorlar. Bilgiyi de geçtim muhakemesi olan sıradan birisi bile etiketli şahsiyetleri geçiyor seviye olarak. Hatta halk şöyle böyle deriz ama halkın en azından kafa çalışıyor ya da ezberlediği şeyleri iyi satıyorlar. Mesela halka sorsanız ekonomi nası, icraatlar ne falan adamlar bir şekilde savunuyor ve tıkanmıyor, nerdeyse ikna edecekler, yok yol yaptı bilmemne savunuyorlar bir şekilde. Akademisyen denilen yaşam formlarında bu hiç yok, sıfır hatta eksilerde akıl mantık var. Bazıları yok alanı değil falan diyor da alandan bağımsız olarak akıl hiç yok, ezber bilgisi ile bile savunamıyor sıradan vatandaş kadar, kendi alanını bile anlat desen yapamaz, seviye yerlerde. Akademiler klişe şeyleri enjekte eden kurumlardır, tartışma ortamından ziyade kitapta yazanlara aynen uymayı emreder, uymayanlar dersi geçemezler, mezun olamazsın korkusu verilir. Böyle bilim olabilir mi? Bilim teknolojiye ya da laboratuvara indirgenemez, akıl mantık, zihniyet önemli, bu olmadığı takdirde klişe ezber bilgisinden öteye gidilmez. Formata uygun dandik makale ve kitaplar önem arz etmez, herkes yazar bir şeyler, masal bile yazıyorlar çok uzun bir şekilde. Hegel'i okurken nasıl aciz kalınıyorsa bilim adamını(akademisyen) dinlerken, okurken aynı derecede aciz kalabilmeli okuyucu-dinleyici. Bilim adamı geçinen şahıs 3-5 yaş seviyesini aşamıyorsa orda bilim yoktur, cehalet vardır. Akademi demek bilim kurumu demek değildir, dar kafalıların biraraya gelip oluşturduğu bir kuruluştur, insanları bilim adı altında uyutma yeridir. İnsanlar bilim beklerken hazırlıksız yakalanırlar ve istismar edilirler. :shocked: |
İdealist mi desem , tanrıya , puta tapar mı desem , ki biribirinden farkı olmayan bu görüşlerini burada kimseye anlatamayışın ve ciddi söylüyorum zırva fikirlerin seni acınası bir duruma sokuyor.
Kaldı ki konu " neden " ve bağlamında nasılın cevabını ararken. Kapının arkasında ne var diye bir soru soruyorsan KAPIYI AÇMADAN SALLAYIP SIKMAYACAKSIN kapıyı açıp bakacaksın. Kapıyı açmayıp arkasında cin var peri var diyorsan seni aklı olan insanlar ciddiye almazlar. Aç bakalım o kapıyı ( DENEY ) arkasına bak ( GÖZLEM) ve ne bulduğunu incele ( bilim) Neden ; cevabı düşüncede sonsuza gider. Nasıl ; cevabı uygulamada bulduğun kadardır Geçmisdeki felsefecilerin karmaşık fikirleri önünde ki imkanlarla doğru orantılıydı. Evet çok iyi düşünüyorlardı ancak SINAYAMIYORLARDI . sınamada ki eksiklikleri onları sonuca giderken aciz bırakınca TANRI yada benzeri saçma fikirlerle son buluyordu. Düşünüyorum öyleyse varım diyene bu gün diyeceğim tek laf , varlığını fark edip İLAN eden bir şâşkındır. Varlığı , yani o bedeni olmasa , düşünecek ORTAMI MEKANI olmadan düşünemeyeceğini dahi DÜŞÜNMEKTEN aciz oluyor. Direksiz kubbe olduğunu sanan tipler bu duruma en iyi örnek olur. Düşüncede varacağın yer idealizme göre HAYALLER MASALLAR , Materyalizme göre ise BİLİM oluyor. İdealist veya tanrıya puta taparlar hep aynı soruyu DÜŞÜNÜRLER Nedennnn , nedenn ama cevabı bulamazlar. İdealiste tanrıya tapar putcularda aynı yolun yolcularıdır. |
Velhelebe özü odur, o olması gerekir, temeli odur, "kim" diye ya da "kim'in eylemi-davranışı" diye sorarken, tutarlıdır(idealist anlayışın kalbidir burası).
Hasılı temelden söz ederken bunca gereksiz boş laf kalabağı vakit israfı. "Duyulur dünya bizim çeşitli duyularımızla algıladığımız dünyadır; duyularla fikirlerden başka hiçbir şey algılanamaz; ve bir fikir ya da fikir anatipi, bir zihin içinde olmaktan başka hiçbir yerde var olamaz." Berkeley. "Algıladığım şeylerin benim kendi fikirlerim olduğu ve hiçbir fikrin benim zihnim dışında var olamayacağı besbellidir. Şurasıda yine besbellidir ki, benim algıladığım fikirler ya da şeyler, gerek kendileri, gerek anatipleri, benim zihnimden bağımsız olarak vardırlar, çünkü onları meydana getirenin ben kendim olmadığımı, gözlerimi ya da kulaklarımı açtığımda hangi özel fikrin etkisi altında kalacağımı dilediğim gibi belirlemek gücüne sahip bulunmadığımı biliyorum. Şu halde, bu fikirlerin ya da şeylerin başka bir zihinde, iradesiyle onları bana görülür, duyulur kılan bir zihinde var olmaları gerekir." Berkeley Uzatıyorsun boş, anlamsız, bilmiyor, anlamıyorsun, anlayamazsın, önce birikim gerekir, emek, temeli öğrenmek. "Algıladığım şeylerin benim kendi fikirlerim olduğu ve hiçbir fikrin benim zihnim dışında var olamayacağı besbellidir. " İlk muhatap! (Kim!? sorusunun ilk muhatabı) "başka bir zihinde, iradesiyle onları bana görülür, duyulur kılan bir zihinde var olmaları gerekir." İşte kim sorusunun ASIL muhatabı! Vakit israfına gerek yok, ben en temelde olan ve önünde, sonunda asıl bağlayıcı olan temelden söz ediyorum basit, anlaşılır ve kısaca... Yani idealizm özetle ifade ettiğim gibi yaklaşmıyorsa, tutarsızdır! Lafazanlık edebiyatı felsefe değildir velhelebe... |
spartacus
Alıntılarla desteklemişsin ve iyi olmuş. Tamam özeti bu ama ben başka bir şeyden bahsediyorum. Günümüzde idealizm sorun olmaktan çıktı, teizm ve yaratılışçılık sorunu var, onlar soruyor kim ve neden sorusunu artık. Bilimi de alıyorlar ve işlerine geldiği yerde kullanıyorlar, işlerine gelmeyen yerlerini inkar ediyorlar. Plazma evren diyorsun değil mi? Teizme uyum açısından büyük patlama önem kazandı, uyumlu idi çünkü. Bir şeyin bilimsel olup olmaması bile artık yaratılışa göre belirleniyor. Mesela evrim bilimsel olgu olmaktan çıkarıldı yaratılışa uygun olmadığı için, en azından şüpheli hale getirmeye çalışıyorlar. Ama mesela büyük patlama uyumlu olduğu için kesin oluyor. Gözlem deney hiç önemli değil, uyuyorsa tamamdır, yeter ki para etsin ve kitlelerin hoşuna gitsin, arz-talep meselesi. Teizm büyük bir dava oldu. Anladığım kadarıyla iyi para da getiriyor ve ordan yürüyorlar. Bilgi peşinde koşan bir insanın teizme meyletmemesi zordur. Çünkü teistler öyle güzel laf yapıp diğer görüşleri eleştiriyorlar ve kendi görüşlerini öyle güzel sunuyorlar ki etkiliyor gerçekten. Ha mesele içerik değil, içerik ne olursa olsun çıkar olduğu için motivasyon var ve mecbur iyi savunmak durumundalar. Eğitimin kötü olması, yetkin olmama gibi sıkıntılar teizm tarafından gideriliyor, yetkin olmak durumundalar çıkar elde etmek için. Teizm ve yaratılış idealizmin tadını elbette veremiyor. Etkili laf oyunlarıyla tartışmalarda öne çıkıyor ve işi bilmeyeni etkiliyor sadece. Doğru ve yanlışı ayıranlar etkilenmiyor ama çok azlar. %99'u etkileyebilirler dünya genelinde. Bu arada şuna değineyim. İdealizm zihni esas aldığı için matematiği ve mantığı öne çıkarıyor. İdealizmin bu yönünü doğru buluyorum. En azından metodolojik olarak akıl deneyden bile ön plandadır. İnsanların tartıştığı konular deneyden ziyade mantıkla alakalı, yani neyi nasıl anlayacağın ve kavramsallaştıracağın ile alakalı. Yoksa dışarı baktım yağmur yağıyor mu gibi bir tartışma dönmez, kavrama sorunu yüzünden tartışma döner, keyfi itirazlar yapılır, sorun mantık sorunudur, akıl sorunudur. Bilim akıl ve mantığı kapı dışarı ettiği için kaybediyor ve yerinde sayıyor. Bilimin idealizmden ciddi dersler alması lazım. |
Alıntı:
Kuantumdaki işleyişler de dahil olmak üzere her şeyin (şeylerin) birer açıklamaları ve nedenleri olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemi, duyularla elde ettiğim verilerin tümevarımına dayandırıyorum. Ayrıca herhangi bir şeyin nedeni olmadığını söyleyemeyiz zaten. Çünkü bilgi; açıklamadır, açıklama ise nedenin kendisidir. O halde nedensiz olan bir durum varsa bile ona dair bilgiye sahip olmamız mümkün olmaz. Nedensizlik bilgisizliktir. Nedensiz işleyiş varsa bile bilginin doğası gereği nedensizlik ''bilgisine'' ulaşamayız. Örneğin kuantumdaki bazı işleyişlerin nedensiz olduğunu söyleyenler var. Bu bir bilgi değil.. Bilgi, nedeni bularak elde edilir. Neden bulunamaması, nedensiz olduğu bilgisini vermez. |
Alıntı:
Teizm ve yaratılışçılık sorunu var diyorsun, yaratılışçılık -> idealizmden temellenir zaten. Veee KİM sorusudur merkeze koydukları... NEDEN sorusuna dair ise zaten ilk mesajımda yazdım; Neden sorusunu biz nesnel olarak, FAKTÖR(!), bilgi tabanlı kullanırız. Elbette kişilerin davranışalrı söz konusu olduğunda yani alanımız öznel ve muhatabımız da nesnel, somut(!), gözleme ve veriye açık olduğunda öznel olarak da sorarız, ama taban bellidir, fail tabanı, faili, eylemi bellidir. Onlar ise GAYE, AMAÇ(EREK), İRADE, KİŞİ EYLEMİ temelli sorarlar. yani onlardaki neden sorusunun muhatabı nesneler ve ilişkiler, objektif faktör değil, NİYET temellidir. Tanrı bizi neden yarattı, neden yağmur yağdırır, efendim neden bu dünya, sonsuz cennet için sınav gibi idealist tabanlı sorular bir yana ve bunlardaki asıl belirleyici olanın NİYET-ÖZNEL, EYLEMİN FAİLİ'ni bulmak gibi amaçları bir yana," neden varım?" gibi peşin hükümlü soruların ardında dahi, kim'in var ettiği ama NE İÇİN(BUNU neden(!) YAPTIĞI TEMELLİ SORUSU!) merkezli soru vardır, yani her halükarda teizm de, yaratılışçılık da, evrim karşıtlığı da İDEALİZMDEN beslenir. temeli idealizmdir, idealist temelden yola çıkılmadıkça teizm zaten mümkün değil. İdealizm günümüzün sorunu değildir dediğin an, teizmi de, yaratılışçılığı da zaten sorun olmaktan çıkarttığını iddia etmiş olursun. Kısaca 2 cambaz 1 ipte oynamaz. İlk ve diğer mesajımda gayet özet ve net olarak açıkladım, aynı şeyleri tekrar, tekrar izahın gereği yok. Subjektif, öznel, kendi kafana göre kabullenememe gibi bir sorunun varsa, o sorunu ancak kendin aşabilirsin. Neyse o... Materyalizm de elbette nüfuz etmiştir ve bazı sorular sanma ki idealizmden temelli soruluyor. kişi idealist bile olsa, mesele bilim, doğa ve olayları olduğunda materyalist sorulardan kaçamıyor(farkında olmasa bile materyalistçe sorabiliyor, zira başka çaresi olmuyor.) |
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:07 . |