![]() |
Lisan yetersizliğimiz üzerine alıntılar.
"Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır."
Yukarıda yazan "forum kategorisinin" mottosuna nazaran üç alıntıyla lisanımızın ne kadar kısıtlı kaldığını anlayalım. NOT: Hemen hemen bütün İngilizceyle yazılmış sevgi duygusunu anlatan cümlelerin içinde"Love" sözcüğü geçerken hemen hemen bütün küfürlerde de "Fuck" sözcüğü geçer. Sevmeyi, doğayı, acıyı, hastalığı ve inancı anlatırken kullandığımız kelimeler kendi öbeğinde ne kadarsa, "küfür" lisanımızda apayrı bir yerdedir. Alaylı kalaylı en çok küfür edilebilen, lastikli en çok sözcük üretilebilen lisan Türkçedir. Yukarıda ki mottoyu kriter alırsak, lisanımız olabildiğince sevgiden uzak olduğu kadar küfre de o kadar yakın durduğunu hemen anlarız. Özellikle küfür üretmekte sınırımız yok. İngiliz lisanının "Love"ile sevgi anlatımı ne kadar kısırsa "Fuck" ile de küfür anlatımı yine o kadar kısırken, Türkçeyle az sever ama olabildiğince çok söveriz. Dayarız, döşeriz. İngilizcede ki bu kısıtlılığa rağmen günlük yaşantıda 2000 kelime ile konuşuluyorken, biz yaklaşık 100.000 kelimelik bir havuzu bulunan Türkçe ile, gündelik yaşantımızda 300-400 kelime kullanarak konuşuyoruz. Türkçede ki küfür çeşitliliğine ve lastikli kelime sayısına ulaşabilmiş bir dil biliyorsanız yazabilirsiniz. En azından buna seviniriz. - Franz Kafka'nın alıntısında insanlığın ne kadar "dilini" kullanamadığını, Erich Fromm ve bir makaleden yaptığım alıntıda ise, Türkçe ile ne kadar "bilinci düşük" yaşadığımızı paylaşıyorum... - Franz Kafka; "Dilin, duyusal dünya dışında ki her şey için ancak dolaylı olarak kullanılması mümkündür, ama asla yaklaşık bile olsa benzetme yoluyla kullanılamaz,çünkü duyular dünyası gereğince sadece mülkiyetten ve mülkiyet ilişkilerinden söz eder." - Erich Fromm "...Pek çok duygusal yaşantılar vardır ki bir kültürde bu yaşantıları dile getirecek tek sözcük bile yokken ötekinin bu duyguları dile getirmek için çok sayıda sözcükleri vardır. Örneğin İngilizcede cinsel sevgiden, kardeşlik sevgisi ve ana sevgisine kadar bütün yaşantıları dile getirmek için tek bir sözcük var, «love», sözcüğü. Eğer bir dilde değişik duygusal yaşantılar değişik sözcüklerle dile getirilemiyorsa bir kimsenin böyle bir yaşantıyı fark edip ayırt edebilmesi hemen hemen olanaksızdır. Tersine eğer değişik duygusal yaşantılar için değişik sözcükler varsa bunların bilinçleştirilmesi kolaylaşır. Konuyu genelleştirirsek eğer bir dilde o yaşantıyı dile getirecek bir sözcük yoksa o yaşantının bilince ulaşabilmesi çok az rastlanan bir olasılıktır. Dilin süzgeç olarak yaptığı işlevin bu yalnızca bir yanıdır. Diller arasındaki farklılığın bir tek nedeni belirli duygusal yaşantıları dile getirmek için kullandıkları sözcükler arasındaki ayrılıklar değildir. Bir yan dan da sözcüklerinin söz dizimi, dil bilgisi ve kök anlamı gibi bakımlardan da farklılaşırlar. Yaşama konusunda belirli bir tutuma göre biçim almış olan bir dil bu tutumun dışındaki yaşantıları dile getirebilmek bakımından donmuş, kıvraklığını yitirmiş olur...." - Bu uzunca bir makalenin sonuna eklenmiş sonuç yazısı, Milliyet Blog sayfasından "serhatuna" isimli kullanıcının "Dil-Bilinç İlişkisi" başlıklı makalesinin SONUÇ bölümünden alıntılanmıştır... Kaynak Bilinç " insanın toplumsal ilişkileri ve etkinlikleri içinde kendisini, çevresini anlamasını sağlayan düşünce, duygu, istenç, özyapı, heyecan, zeka gibi anlıksal süreçlerin tümü." diye tanımlanır. Öyleyse bilinçli insan, bilinci var olan insan, yani kendisini ve çevresini anlama yeteneği olan kişidir. Bu yeteneğin kazanılmasında en önemli etken düşünme işlemidir. Kişi, düşünme işlemiyle bilinçlenecektir. Bilinçlenebilmek için doğru düşünmek gerekmektedir. Bu işlemi gerçekleştirebilmek için, kullanılan sözcüklerin iyi bilinmesi, dolayısıyla onların iyi bildiğimiz bir dilin sözcükleri olması gerekir. Kullanılan dil bilinçlenme konusunda çok önemli bir araçtır. Dille yapacağımız düşünce işleminin geniş kapsamlı olması için, dilimizin kavramsal açıdan zengin olması gerekmektedir. Bu çalışmanın sonucunda ulaşabileceğimiz en önemli sonuç, kendi ana dilimize ne kadar çok sahip çıkar, onu geliştirirsek bilincimiz de o oranda gelişecek ve dolayısıyla oluşan toplumsal bilinç birbirimizi daha iyi anlamayı sağlayacaktır. |
Türkiye toprakları üzerinde çok farklı etnik kökenlerin yaşamasının sonucu olabilir. Balkan ve Kafkas coğrafyalarından göç edenlerin Türkçe diline verdikleri özeni ne yazık ki bereketli hilal bölgesi altından gelen göçmenlerde göremedik. Bunun sebebi de sosyokültürel seviye farklarıdır.
Din ve bilim reformlarının gerçekleşmemesi eğitim sisteminin çağdaş hale gelmemesine sebep oldu. Bu da çağa ayak uyduramamaya sebep oluyor. |
Yabancı dil bilmediğim için Türkçe lisanının yetersizliğini ve sağa sola çekilecek bir sürü kelime üretmeye ne kadar meyilli olduğunu ölçemiyorum.
Eski Osmanlı'dan bugün ki latin harflerine tercüme edilmiş bir yığın cümle okudum. Belli ki Eski Osmanlı insanı bugün bizim kullandığımızdan daha gelişmiş bir yelpazede lisan kullanıyordu. Eski Osmanlı harfleri bugün kullandığımız 29 harfli latin alfabesinden anlam ve gramer olarak çok yüksekti. Bunu test etmek isteyenler Osmanlı'ca yazılmış şiirleri okusunlar. Keza Arapça bir o kadar bugün ki lisanımızdan belli ki baya gelişmiş. Bugün ki yaşayan Türkçeye baktığımızda Arapçadan alıntılanmış ve türetilmiş bir yığın kelime görüyoruz. Bilimsel, ideolojik ve felsefi kelimeler genellikle Fransızca ve İngilizce'den Türkçeye geçmiş. Türkçe bir şekilde düzeltilmiş bir alfabe ve yüksek kelime kullanımı ile yeniden yapılandırılmalıdır. Yoksa düşünce dünyamız sürekli dar kalacaktır. Alıntı:
Alıntı:
Ek bilgi; Türkçe kelime sayısı 100.000 / 7.000 Arapçadan geçen kelime İngilizce kelime sayısı 400.000 Arapça kelime sayısı 1.500.000 - Ek bilgi; Alıntı:
|
Alıntı:
|
Konuyla alakadar olanlar buyursunlar.
Taze taze bir köşe yazısı. - Bir zamanlar gayet zarif, mânâlı ve âhenkli bir dil olan Türkçe şimdi niçin böyle fakir, güçsüz ve yerlerde sürünür hâle geldi zannediyorsunuz? Lisanı perişan etmenin öncülüğü maalesef devlet eli ile ve işte bu şekilde yapılmıştı da ondan! Murat Bardakçı'nın yazısını okumak için tıklayın. |
Küfür konusu:
İngilizcede de çok küfür var. Çoğunu biz bilmiyoruz. Bizim duyduğumuz Hollywood küfürleri. Bizdeki sinemayı düşünün "Eşoleşek" 80'li yıllarda komaya girip bugün uyanmadıysanız hemen hemen bilinmeyen bir küfürdür. Veya Amerikan dublajları düşünün "scum" kelimesini "pislik olarak çevirirler. Neyse. İngilizcede ir tek homoseksüelliği ifade eden kelimenin bile 15-20 tane adı var. Yani Türkçe ile eşit. + Dediğiniz gibi, yöresel / etnik grupların kendi küfürleri filan var. Kimse bunları araştırıp, mesela sinemaya kazandırmaya filan çalışmıyor o kadar. Da ilerde o da değişecek bence. Kendimden örnek vereyim. 14-15 yaşındayken yeni küfür öğrenmek için ciddi çaba harcamıştım. Bu çabalarım 20'Li yaşların başlarına kadar sürdü. İyi çevredenseniz, kendi dilinizdeki küfürleri bile öğrenemeyebilirsiniz. :) Osmanlıca konusu - Basit dile daha iyidir. Dili bazılarının dediği gibi "kuşa çevirsen" bile. Gerekirse tekrar geliştirirsin. Yabancı kökenli kelimelerle de mücadele edilmeli. Öz Türkçe daha iyidir. |
Alıntı:
Elimizde ki hazineyi maalesef savurmuşuz. Alfabemiz sıkıntılı, son yıllarda bazı harflerin telaffuzları bu yüzden değiştirildi. K harfi gibi. Yani artık KE yerine KA diyoruz. Bazı yazımlar söylemi karşılamıyorlar. Örneğin HAKKARİ gibi. Aslı Hãkkari olmalı. Yumuşatma işaretini düzgün kullanamıyoruz. Bunlar ufak hatalar gibi görünüyor, asıl hata lisanımızda ki derinliğin ve anlam çeşitliliğinin yok olması. |
Alıntı:
Not: Ama özel isimlerde bu uyum aranır mı, bak bilemedim şimdi. |
- Latin harfi de iyidir.
Bir de diğer dilleri bilen birisi olarak. İngilizce ve Türkçe'nin basitliğini seviyorum. Türkçe 'de mesela Almancadaki gibi basit kök kelimeler var. Kök kelimeleri öğrendikçe bunları lego gibi birleştirerek veya birbirinden ayırarak Yeni kelime üretebiliyorsun, ya da olan kelimeyi anlayabiliyorsun. Mesela "Bilgi-sayar". Süper bir kelime. Arapçaya / Farsçaya değinilmiş. Bunlardan ilki Sami dil, ikincisi Hint-Avrupa dili. Tarihsel nedenlerle dilimize geçmiş çok kelime var. Da Öz-Türkçe daha iyi. Uçak Tayyare 'den daha mantıklı. Ama asıl sorun, Arapça ve Farsçanın eski prestijini yitirmiş olması ile alakalı. Mesela Bugün oturup Osmanlıca öğrenebilirsin. DA din adamı filan değilsen ne işine yarayacak? Dönemin jeopolitiği neyse, kendimizi ona göre şekillendirmeliyiz :) |
Bizim 8. sınıftan mezun ettiğimiz öğrencilerin kelime hazinelerinin diğer ülkelerde daha ana sınıfı düzeyinde olan çocuklarla eş değer olmasına ne diyeceğiz yada benin Hãkkari'yi bile yanlış yazmama ?
Doğrusu=> TDK: Hakkãri Bildiğimiz bir konuda 1.500 kelime ile konuşabiliyoruz. İngiliz ana sınıfı çocuğu yaklaşık 2.500 kelimeyle. Dil ile bilinç ve düşünme üretme arasında bir bağ olduğu aşikãr. Yetersiziz. Arapçadan da yetersiziz, diğer bir çok dilden de. Çok acele günlük kelime kullanımını yükseltmeliyiz. Erdoğan kısır Türkçe'yle felsefe yapılamaz demişti ama hiç bir girişimde göremedik kendisinden. |
Alıntı:
Bunu şöyle düşünürsek, nasıl olur acaba? İngiliz 2500 kelime ile derdini anca ifade edebiliyorsa, bu onun avantajından çok dezavantajı olmaz mı? Diğer yandan 1500 kelimeyle derdini ifade eden varsa, burada 2500 çok anlamlı bir sayı gibi durmuyor, bilakis bir kusur gibi de duruyor. Teknolojide de bu böyle nihayetinde, küçük olan tercih sebebi, dillerde de çok kelime, çok bilinç, çok düşünce yapmasa gerek, daha doğrusu eskiden çok olması anlamlı olabilirmiş ama çağ ilerledikçe, dilin de buna paralel gelişmesi için, onun küçülmesini gerektirmez mi? Daha az kelime ile, daha çok anlam verilemez mi? Ya da verilebiliyorsa, o zaman çok kelime yük olmaz mı? Sonuçta az dediğimiz şeyle de anlaşabiliyorsak, duygularımızı ifade edebiliyorsak, yazıyorsak çiziyorsak, çok kelime sanki fazla yükten başka bir şey değildir gibi duruyor. Bir de tabii bu toplumun 1500 ile, o toplumun 1500 aynı mı? Sanırım değil, o açıdan bakıncada sayılardan ziyade işleve bakmak gerekir ki, aynı şeye denk geliyorsa, çokta mühim olmasa gerek sayılar. Sevgiler |
Alıntı:
Bazı şeylerde evet, dediğin gibi anlaşabiliyorsak tamamdır. Fakat çok kelime bilmek, sanat, edebiyat vs gibi konularda zenginlik katabilir. Siz ve Vefik Sami vardı mesela, ben özenmişimdir sizin gibilere. |
Felãsife; Dil ile düşünce ve bilinç arasında bir bağ var. Az kelime ile dert anlatmak iyi olabilir mi ? Olabilir. Ancak beyin gelişimi açısından yetersizlik emaresidir bu. Teknolojiyi üreten ülkelere ve günlük kelime kullanım rakamlarına bakınca tersliğin bizde olduğu çok açık ortada.
İstatistik kaynağı bulamadım ama aşağıda ki ülkelerde ki insanlar günlük yaşantısında bizden daha fazla kelime kullanıyorlardır. Kaynak vermeden iddia edebilirim, çünkü dil ile bilinç arasında ki bağı biraz anlamaya başladım. Amerika İngiltere Almanya Fransa Japonya Bu ülkeler teknoloji üreten ve kitap okuma oranı bizden misliyle fazla olan ülkelerdir. Bununda kaynağına bakmadım ama bundan şüphesi olan bir Türk bulamayız. Türkçe'miz ne derin ne de deruni. Aslında kelime havuzumuz yetersiz sayılmaz ancak günlük kullanımda sıkıntımız söz konusu. Devrim döneminde Arapçayı dışlarken sanırım çok budandı lisanımız. |
Alıntı:
Ancak günlük kelime kullanımımız o kadar daralmış ki, bildiğimiz sözcükleri bile kullanamaz duruma düşmüşüz. Bu kullanamama durumu bilinç yada düşünce üretme aşamasında da bizi etkiliyor. |
Alıntı:
Yani anlaşılabiliyorsa tamamdır. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Az ve öz olması, onun aynı zamanda daha "kolay" anlaşılabilir olmasını da sağlar. İş zorlaştıkça, anlamda zorlaşır. Birde toplum olarak zor anlayan yapımız varsa, bizim toplum böyledir, az olması kolay olması, neden böyle olduğunuda açıklar aslında. Bazen insanlar çok şey konuşur, elleri kolları ayrı ayrı hareket eder, adeta kendini parçalar ama ne dediğini de anlamazsınız. Ben Orhan pamuğun bir konuşmasını dinlemiştim mesela, ne dediğini, ne demek istediğini anlamamıştım. Söz uzadıkça, kalabalıklaştıkça ona odaklanma da azalır. (tıpkı benim yaptığım gibi, uzattım da uzattım :D ) Alıntı:
Başka dillerle kıyas yapılıyor ama dediğim gibi olay sadece sayılar olmamalı, işlevsellikte işin içine katılmalı. Alıntı:
40 ların 50 lerin kitaplarını roman filan okuduğunuzda hayli zorlanırsınız, çünkü dil oldukça ağdalıdır, günümüzden çok farklı yani. Bu açıdan bakınca ben dillerin de canlı olduğuna inanıyorum, bizler nasıl ki bir yerlere kanalize oluyorsak, dillerde o şekil kendi yatağını buluyorlar. Sevgiler |
Alıntı:
Şunu anlamıyorsunuz: - Bizim dilimizin kökeni Orta Asya, Orta-Doğu değil. ve tarihseel olarak bunlar az şeyi olan göçebe toplumlar. yani 5000 kelime gerekmiyor, 1000 kelime yetiyor. Çünkü 1000 yıl öncesine kadar zaten yazılı ifadesi bile yok. Adı üstünde göçebe. O yüzden tek seçeneğimiz: kelimeleri üretmek. Ve çok da güzel üretiliyor. Arapça / Farsça hayranlığı geri kafalılıktan başka bir şey değil. Ben bu saate Rusça filan öğreneceğime oturup kuran'I-kerim Arapçası mı öğreneyim? - Olmaz bence. |
Alıntı:
Ama Zor bir dili kim neden istesin ki? Mesela Japon çocukları ve Çinliler ilkokul bitmeden Kanji Alfabesinin 1000 - 2000 harfini öğrenmek zorundalar. ve onların alfabesi de öğren öğren bitmiyor. Bana batılı olarak da çok saçma geliyor. Neyse, Romans dilleri de öyledir. Kelime sayısı çoktur. ve Öğrendikçe genişlemektedir. Standart İngilizce / Almanca daha basit. Az sayıda kelime ile derdini anlatabiliyorsun. Bu felsefi bir tartışma biraz da. Dil kendimizi anlatma aracından başka nedir? - Buna birey olarak karar veririz. Benim bir sürü arkadaşım Osmanlıca filan öğrenmişti. Meraklı olan bence öğrensin. Da günlük hayatta yaşanabilecek kabusu hayal bile edemiyorum. Osmanlı gibi her şeyi anlayan azınlık + hiçbir şey anlamayan (ve öz Türkçe konuşan) çoğunluk olur bence. |
/Ben yabancı dil bilen bir insanım. Türkçeyi Türkçe yapan bence dilimizin bu basitliği / modernliği. Belki yakın zamanda Arapça ve Farsçadan kurtarıldığı için böyle.
Ama Panik yapacak bir durum yok. Standart İngilizce, Standart Almancada öyle. Derdini anlatmak (veya yazmak) için sınırlı dil bilgisi artı Türkçe kadar kelime bilgisi yeterli. İleri İngilizce / İleri Almanca yine vardır. Da çağımızda bir tek edebiyatçıları ilgilendirir. Hızlı değişen, pratik çözüme odaklı, basitliği seven bir dünyada yaşıyoruz. Romans dillerinde bu yok örneğin. Öğren öğren bitmiyor. Büyük Fransızca sözlükler Ansiklopedi serisi gibidir. Kelime zenginliklerini çok da severler (O yüzden kimse Fransızca öğrenmiyor, Herkes İngilizceye kayıyor) Yani Atatürk'ün seçimi çağın gereklilikleri ile ilgili. BU zamanda kimse sevgilisine sabaha kadar gazel okumuyor. Gidip direkt "seni seviyorum" diyorsun. Zaman öyle. :) |
Alıntı:
Alıntı:
Bakın İngiliz ana sınıfı öğrencisi 2.000 kelime ile konuşabiliyorken bizim 8. sınıf öğrencimiz yarısı kadar kelimeyle konuşuyor. Çok kelimeyle konuşabilmek karmaşıklık demek değildir, sanat, edebiyat, felsefe, tarih, bilim ve mitoloji dilini daha iyi anlayabilmektir. Lisanın sade olması düz vites araba gibiyken gündelik olarak fazla kelime kullanabilmemiz otomatik vites araç gibidir diye örnekleyeyim. İnsanların gündelik yaşamlarından şiiri, edebiyatı, sanatı, felsefeyi çıkarırsanız doğal olarak 300 kelime yetecektir. Yine örnekleyeyim, inşaat işçisi bir sıvacı yada demirci gündelik 150-200 kelime ile yetinebiliyor diye bu iyi bir şey sayılamaz. |
İngilizceyi ve Latinceyi kolay anlayıp kolay konuşabilirsiniz. Eğer konuşamıyorsanız Türk diline evrilmiş değilsiniz.
Genetik olarak kendinizden şüphe duyun :D . Dish, diş Deep, dip Able, ebil Do, did, dedi, did Go, get, getir, git Summer, sümer Sun, sin (sin inancı) Ata, Ana, mama, mother, mum Baba, pope, papa Çok temel bazı kelimelerde değişimler olmuş s, t olmuş. Cut, ket, kes gibi. Ben böyle 1000'den fazla temel kelime buldum. Leh Osmanlı paşası haklı. |
Turdur: Sanki o zamanlar farklı bir nikiniz varken bu konuyu sizinle Ateist Forumda tartıştık gibi hatırlıyorum. :)
Alıntı:
+ Bu zamanda bu çok saçma bir uğraş olurdu. İş hayatında Japonca konuşabilmek bile Arapça / Farsçadan daha çok fayda sağlar. Alıntı:
300 kelimelik Esperanto dili de değil tabi. Bir de ben ilkokul mezunu gibi olduğumuzu sanmıyorum. "Meraklı olan Osmanlıca öğrensin" dedim. Bunu derken, (bence) mesela Almanca öğrenmenin Osmanlıca öğrenmekten çok daha yararlı olacağı konusunun anlaşılacağını düşündüm :) Osmanlıca öğrenip ne yapayım? Bu zamanda parkte şiir filan okumaya kalksan zaten tokat yersin http://turandursun.com/forumlar/images/smilies/wof.gif /Ben yabancı okula gitmiştim. Sizler gibi bilmem. Ama Türkçede çok sağlam edebiyat çalışmaları var diye biliyorum. Bir de bir şey yapacaklarsa Evrim + vatandaşlık derslerini geri getirip başörtülü hocaları işten çıkarsınlar. - Arapçada: bedava kursa olsa gider miyim emin değilim. Yabancı dil konusunda eksiğim olmadı. Ama Arapça'yı dini amaç dışında kim neden öğrensin ki? her dönemin yükselen medeniyeti var, gerileyen medeniyeti var. Farsçayı benim üniversitemde veriyorlardı. Vaktim olsa belki merakımdan giderdim. Ama bu zamanda zaman da çok kıymetli. Zor iş yani onlar, Ama Tayyipten beklerim. Onu da yapsın A.S'yım. Yapsın da görelim. :) |
Alıntı:
Arapça Farsça fasafiso. Ya da eğer çok devletli bi birliğe zorlamak istiyorsak Rusyaya Rusça. ABye Almanca veya Fransızca olabilir. Güney Amerikaya İspanyolca olabilir. Orta vadeli bi ihracat planı olacaksa. Kimileri Hintçe diyebilir ama ben Hindistanın bu halde bi cacık olabileceğini düşünmüyorum Çin ona göre daha kesin. |
Leonardo; ben o garabet sitede bir şey tartışamadım. Ruh hastası ve küfür eden bir adminin olduğu yerde tartışamayan bir sürü insan burada zaten. Siz beni orada ki konulara katılan birisiyle karıştırdınız.
Leonardo ve NicolaTeslis; Ben Arapça yada Farsça öğrenelim demedim, bu devirin dili İngilizcedir, bende öğrenmiş olsaydım keşke. Demek istediğim, kelime hazinemiz zamanında çok geniş bir yelpazedeyken neden kırpıldı ? Benim düşünceme göre boş ve gereksiz siyasi amaçlarla. Zaten lisanımızda yada lügatımız da bulunuyorlardı. Bu bizim bilinç ve düşün dünyamıza iyi yansımadı. İkinci eleştirim ise günlük kelime kullanım sayımızın çok düşük olması. |
Hatali dusunuyorsunuz bence, dil canlidir, ister istemez mevcut diger dillerle etkilesime girer, bu olurken cesitli akimlarla da desteklenir sanat acisindan.
Kaldi ki oraya buraya cekistirilecek demenizdeki amac, eger Turkce'deki esanlamlilik veya cok anlamlilik ise bu zaten var. Yanisira her dil, kendi argosunu ureterek gelisir. Cunku sokakta guncel yasamda hic kimse kitabi konusma kullanmaz. Pirlantada'dan vergi alinmayip, kitaptan vergi alinan bir ulkede okuma orani tartismalidir. Elbette az kelime ile derdinizi anlatmak guncel hayatta daha gecerlidir, beyin gelisimi acisindan da daha faydalidir, cunku ne soylediginizin onemi, nasil soylediginizden sonra gelir. Tabi ki ozel alanlarda kullanilan dil farklidir, ki onun bile alt argosu vardir. Kufur ise cok ayri bir konu, insanlar kufur ile argo'yu cok zaman karistirirlar. |
Alıntı:
|
Videonun ilk 5 dakikası bizim konumuzla alakalı.
|
İdris Akyüz önemli bir konuya değiniyor. Dr. Sedef Kabaş da güzel açıklıyor.
Benim ekleyebileceğim şu: Fransa'da sarayda Latince yerine Fransızca konuşulması 1 François yani Kanuni zamanına tekabül ediyor. Academi Française, yani bizdeki T.D.K.'nın karşılığı olan kurum da XIII Louis zamanında yani 1635'de kuruluyor. İdris Akyüzün sözünü ettiği problemler var. Ama dile biraz zaman da tanımak lazım. Yani 100 yıl, 200 yıl, 300 yıl. Dil zaten zaman geçtikçe zenginleşen, kelime sayısının filan zamanla arttığı canlı bir varlık diyebiliriz. Dil ırkçılığından öz edilmiş. Da ben çocukken "tayyare" denmesine sinir olurdum. "Uçak" olan bir şeye niye "Tayyare" diyelim? + şu da var. Bizdeki edebiyatçılar Arapça / Farsça / Osmanlıca bilir örneğin ama, Batı dilleri de Latince ve Yunancaya dayanır. Bunlar insanlığın en erken yazılı eserlerini veren dillerdir. Farça dediğin 6 yy'da Arap istilası sırasında tahrip edilmiş. Arapça'da 6 yy'da başlıyor. Latince MÖ 200, Yunanca MÖ 7yy'da yazılı eser vermeye başlıyor. Yani batılıların bölye bir 500 sene diyelim. avantajları var. Bendeki TDK sözlüğü 90,000 kelime. Fransızca'da daha çok kelime olduğu doğrudur. Ama saydığım sebeplerden. Bir de dilimiz "fakir" de değil. İnsanların kendi eğitimsizlikleri / az kitap okumaları belki eğitim sisteminin yetersizlikleri filan da var. |
Alıntı:
İşte yok efendim Fransa zor durumdaymış yardım istemiş, bizimkiler dalga geçmiş ahahaah yardım etmişler falan filan. Ya birader, yardım ettiğin doğrudur. Ama Osmanlı, Fransa'ya kriptolu kitaplarla mesaj iletmiştir. Ne Osmanlı Fransa ile dalga geçmiştir, ne Fransa Osmanlı'dan çaresizce yardım istemiştir. Burada gayet dengeli bir ikili ilişki söz konusudur. Lakin Osmanlı halkı reform geçiremediğinden o kadar karacahil ki sözler nerelere çekilmiş. Birini küçük görüyorsan bil ki küçük olan sensin! ki küçük olmak evrimsel bir avantajdır o kısım bambaşka :D |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:59 . |