![]() |
İzmir'in İşgali'nde Gizlenen Güç: ABD!!!
Bundan 30 ya da daha fazla yıl önce okullarda tarih derslerinde "İzmir'in İşgali" konusunu işlenirken, İzmir'i Wilson Prensipleri'nin 7. maddesine göre Yunanlılar'ın işgal ettiğini ve İttifak Kuvvetleri'nin (İngiltere, İtalya, Fransa) Yunanlılar'a yardım ettiğini anlatılırdı.
Hoş, günümüzde de bu anlatım şekli değişmiş değildir. Neden? İzmir İşgal Güçleri'nin Başkomutanı ABD! Fakat Osmanlı İmparatorluğu'na doğrudan savaş ilan etmese de İttifak Kuvvetleri arkasındaki asıl güç, ABD idi (Bkz. "Türk Kurtuluş Savaşı ve ABD"). 17 Mayıs 1919 tarihli yani 100 yıl önce NYT gazetesinde İzmir'in işgaliyle ilgili şu haber yayımlanmıştır: http://www.kpssdelisi.com/sorucevapr...n-isgali-1.JPGhttp://www.kpssdelisi.com/sorucevapr...n-isgali-2.JPG http://www.kpssdelisi.com/sorucevapr...n-isgali-3.JPGhttp://www.kpssdelisi.com/sorucevapr...n-isgali-4.JPG "Smyrna is taken away form Turkey (İzmir Türkiye'den alındı)" başlıklı bu haberin 2. paragrafında "The United States naval forces are the battleship Arizona and four destroyers (ABD Deniz Kuvvetleri'nin USS Arizona ve 4 destroyeri var (ABD Donanması Bayrak Gemisi NAMHA, ABD Donanması Destroyeri GREGORY, ABD Donanması Destroyeri ROPER, ABD Donanması Destroyeri MANLEY))" şeklinde son derece kritik bir bilgi verilmektedir. Haberde geçen destroyerlerden biri, USS MANLEY Savaş Gemisi'nden çekilen rapor şöyledir: "15 Mayıs Perşembe günü sabah saat 08.00'de, Yunan Askerleri karaya çıktılar. Yunan Askerlerinin İzmir’e gelişi Helen toplumunda büyük heyecan yarattı. Kıyılardaki kayıklar, rıhtımdaki Müttefiklerin Askeri Gemilerini karşıladı. Rıhtımdaki Savaş Gemileri süslenmiş ve hepsinin sirenleri çalıyordu. İZMİR'de her yerde Yunan Bayrakları görülüyordu. Karaya ayak basacak Yunan Askerleri güvertede silah çatmış bekliyordu." Rapor devam ediyor. “Yunanlıların, İZMİR’i işgali sırasında İZMİR Liman'ında bir kaç Amerikan Savaş Gemisi de vardı. Ve eğer “ARİZONA” Donanma Gemisinin Kaptanı Albay Dayton’un tavsiyeleri Müttefik Devletleri (ABD-İngiltere-Fransa-İtalya) dinlenseydi, büyük ihtimalle, Yunanlıların TÜRK Katliamları daha az vuku bulacaktı. (Buraya DİKKAT) Çünkü USS ARİZONA Donanma Gemisinin Kaptanı Albay Dayton ”İZMİR’i ÖNCE İtilaf Devletlerinin işgal etmesini daha sonrada İZMİR’i Yunanlılara teslim edilmesi gerektiğini teklif etti.” Rapor devam ediyor. “İngiliz Kruvazör’ünün Kaptanı, bize Yunan Askerlerinin TÜRK’lere karşı yaptıkları vahşet ve saldırılarından duydukları rahatsızlığı iletti. (Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi demek ki İZMİR işgal güçlerinin Başkomutanlığı ABD'dedir). İZMİR Körfezinde deniz üzerinde yüzen yüzlerce ceset vardı. Yunan Bayraklı küçük botlar; deniz üzerindeki bütün cesetleri kontrol ediyor. Cesetlerin, elbiselerinin ceplerini kesiyor sonrada bu cesetlerin elbiselerini ve ayakkabılarını çıkarıyorlar.” Rapor devam ediyor. “Yunan askerleri, esir aldıkları oldukça kalabalık ve içlerinde yüzlerce çocuk, kadın, genç, ihtiyar TÜRK’leri çember içine alarak yürütüyor. TÜRK’lerin tümünün ELLERİ HAVADA yada BAŞlarının üstünde. Yunan Askerlerinin etrafında ve yanlarında da sivil rumlar öfke içinde bağırıyorlar ve TÜRK’lere hakaret ediyorlar. Bu, öfkeyle haykıran kalabalıklardan ürken çok yaşlı bir TÜRK’ün sırayı bozarak yana doğru kaymasına sinirlenen bir Yunan askeri (Buraya DİKKAT) silahının dibciğiyle yaşlı TÜRK’ün kafasınaı vura vura ezdi. Sonra da kanlar içinde kalan yaşlı TÜRK’ü diğer Yunan askerleri tekmeyle denize yuvarladı. Bu olaya karşı gelen BİR TÜRK SUBAYI, Yunan Askerlerince kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. Arkadan gelen sivil Rumlar, öldürülen TÜRK SUBAYININ elbise ve ayakkabılarını aldılar cesedini tekmelerle denize yuvarladılar.” Rapor devam ediyor. “H.M.S Adventure Donanmasının(İngiliz Kraliyet Donanması) Albayı bize gelerek Yunanlıların yaptıklarından tiksindiğini söyledi. Hadiseler ABD’nin İZMİR’deki İstihbarat Temsilcilerine ve ABD Yetkililerine duyuruldu. Yunan Katliamını anlatan epey uzunca olan bu bildirim 17 Mayıs 1919 da yapıldı. Ancak katliam yetkililerce ve Türk Hükümetince epey süre kamuoyuna bildirilmedi. Aylar sonra İstanbul’daki İtilaf Devletleri Komisyonu, bölgede bir inceleme yaptıktan sonra, İstanbul’a döndü. İtilaf Devletleri Komisyonunda (O günden bugüne hiç değişiklik yok. Afganistan, Irak işgalinde de İtilaf Devletleri bu sefer Koalisyon Güçleri oldular) Amerika, İngiltere, Fransa ve İtalya’yı temsil eden dört delege ile yirmi sekreter ve tercümandan oluşuyordu. AMERİKA’nın İSTANBUL’daki Yüksek Komiseri Amiral M.L.Bristol bu soruşturmada Amerika’yı temsil ediyordu.” Hatta Avrupa Basınında katliamlar; iğrenç bir iftira kampanyasıyla TÜRK’lerin İZMİR'de vahşice hem yerli Rumlara hem de yerli Ermenilere saldırdıklarını asayişi bozduklarını yazıyor. İZMİR Valisi İzzet ‘de Avrupa ve İstanbul Basınının bu kahpe iğrenç iftiralarına demeçleriyle katılıyor. Valilik olarak asla “asayişi bozan TÜRK’lere müsamaha edilmeyecek” diyerek işgal güçleriyle işbirliği yapıyor… ”İstanbul Hükümeti”nden aldığı talimatlarla katliamcı, işgalci Yunan askerlerine her türlü kolaylığı gösteriyor (Bkz. "Hükümet inanmıyor!", İstiklal gazetesi, 15 Mayıs 1919). Kaynak: "İZMİR'İN İŞGALİNDE ABD DONANMASI !!...." İşte Alev Çoşkun, bugünkü Cumhuriyet gazetesinde "İşgalde yalnız değillerdi!" başmanşetinde İzmir'in işgalinde gizlenen asıl güç ABD'yi anlatıyor: Not. Alev Çoşkun'un makalesini okuyabilmek için ne yazık ki bugünkü Cumhuriyet gazetesini satın almalısınız. Çünkü Alev Çoşkun 3 Mart 2019'dan beri köşesinde online değil!!! Bize de Alev Çoşkun'u tebrik etmek kalıyor. Çünkü tarih derslerinde sır gibi saklanan bu gerçeği anlatmak herkesin harcı değildir! Hiç unutmam; lise sonda tarih öğretmenimiz, "Memlekette (gerçek) tarihçi yok!" derken bunu kastediyordu! Aslında sadece tarihçi yok değil, hiçbir şey yok. İnanmazsanız araştırınız ve aklınızı kaçırınız!!! |
Başlığa İstanbul'u da eklemeliydiniz.
Güzel bir konu açmışsın. Tarih ne yapacağınıza göre yazılır demiş adını unuttuğum ünlü biri. Bu yüzden ilkokulda çocuklara pek öğretilmez değil mi bu? |
Anadolu işgalinin fikir babası ABD değil mi zaten?
nasıl paylaşılacağı, yoğunluk hesapları falan hep onlar yapıyor. zaten yalan yanlış. bir diğer konu Anadoluya gelenlerin Yunan askerlerinden ziyade Yunan milisleri olması. Gayriciddi gayriresmi haydutlar oluyor. Yunanistanda Anadolunun işgaline karşı "orada ne işimiz var?" veya "gereksiz kayıp vereceğiz" gibi başkaldırılar da itinayla eziliyor. Eskişehir muharebesinde de zirve yapıyor. Kısacası ortada ordudan öte bir terör öncüleri var. İngiltere gibi güçler Türklerle Yunanların arasındaki husumeti canlı tutmak için elinden geleni yapıyor hala da öyle. Biz artık o kadar mal değiliz onlar hala mal ne yazık ki. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Birde şunu ekleyeyim, Yunanistan ve Türkiye'nin o dönemlerde dahil ortak düşmanı emperyal İngiltere'dir. Bu coğrafyadan fiilen çekilirken İngilizler çok uyanık davranmışlar. Yunanistan ve Türkiye'de çok yoğun bir İngiltere düşmanlığı yoktur. Hal bu ki, biraz iyice okuyup emperyallerin dünyada neler yaptıklarına bakınca acaba diyesi geliyor insanın. Türk-Yunan savaşı bir emperyal projedir. Tutmuştur. Ne onlar burayı işgal edebilirlerdi ne de biz onları kovamamazlık edebilirdik. Ne de üst düzey bir İngiltere düşmanlığı olmuştur bu iki ülkede de. |
Alıntı:
onlarda ülkeden kaçış var. bayrak yakma festivali falan boş işler. o kıbrısdan sonra köylerden haraç toplama meseleleri dönemi. çok dingillikler yapıyolar. çiğlik var. adalarında da toplar buraya çevrili falan. böyle ince piç tavırları var. yersiz tatsız malca. sahte bi tehlike yaratıp onu milli dava yapmışlar. sürekli işgal edilme korkusuyla yaşıyolar. 1821den beri. işgal edilir miyiz diye korkuyolar. gerçekten sıkıcı |
bizde nası bu ermeni mi yahudi mi falan olayı var ya onlar da sivrilere türk mü diyolar.
sevmedikleri politikacıları, rakip futbol takımını vs. yunanistanda bilinç problemi var. heriflerin sol anlayışı bile bozuk. çok iyi bildiğim için söylüyorum :D serbest atmıyorum yani. yunanistan ve kıbrıs dediğimiz bu 2 yer götünü hristiyan dünyasının topladığı yerlerdir. milliyetçi bi serseri olarak söylemiyorum objektif analiz. kendilerini kapitalist düzene vurdurmuşlardır. çarkta ezile büzüle gidiyorlar. yıkılmaya mahkumlar. birinin bişeysi olacaklar yani. tampon gibi bişey. çok ta cahiller. kara cahiller. benim bi lafım var aristotelis sizi görse intihar ederdi diye. |
Alıntı:
Zaten Yunan ordusunda bile tartışmaya sebep olmuştu. Yunanlılar tarihi topraklarımızı geri alacağız ikonik yerlerimizi falan ayağına geldiler. 1. tarihte topraklar ne kadar yunan idaresinde kalmıştır, 2. öncüller yunan mıdır, 3. öncüllerin mirasçısı yunanistan mıdır 4.sü neresi ne kadar? kısacası hayal kırıklığına uğradılar. örneğin ankarada çok büyük destek falan bekliyolardı. onlara öyle söylenmiş esaret altında anadolu diye. bizans atlıları türkler diye bizans mirasçısı payımızı alalım değil mi? veya türk nedir? rum nedir? çooook saçma isabetsiz. o zaman biz de türk diye ne bileyim alaskadan rusyaya ordan almanyaya ordan uçalım bolivya bilmemne doğu türkiye macaristan alalım işte her genetik izin olduğu yeri alalım öyleyse yunanistanda akraba çıkar değil mi? böyle saçma sapan aşırı milliyetçi kafatasçı fikirler yani temelsiz kara cahilce. bi genetik çıkarırsın tüm dünya aynı çıkar. |
100 yıl sonra USS Donald Cook ile gözdağı veriliyor!!!
ABD DONANMASI, TWİTTER HESABINDA İSTANBUL BOĞAZI'NI PROFİL FOTOĞRAFI YAPTI
08 Şubat 2019 Cuma 17:14. Sosyal medya hesabı Twitter’ı aktif kullanan ABD, donanmasına ait profile ‘USS Donald Cook’ isimli savaş gemisinin 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün altından Karadeniz’e geçerken çekilen fotoğrafı koyması dikkat çekti. ABD, donanmasına ait resmi Twitter hesabını aktif olarak kullanıyor. ABD Donanması profilinde 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün altından geçen ABD savaş gemisinin fotoğrafının kullanılması dikkat çekti. 19 Ocak 2019'da Karadeniz'e giren ‘USS Donald Cook’ adlı gemiyi gösteren fotoğraflar, aynı gün donanmanın sayfasında "USS Donald Cook, Türk Boğazlarını çevirdi ve bölgesel müttefikleri ve donanma ortaklarını desteklemek için deniz güvenliği operasyonlarını yürütmek üzere 19 Ocak 2019'da Karadeniz'e girdi." notuyla yayınlandı. İşin ilginç yanı, bu profil fotoğraf ve twitter mesajı halen yayımlanmaktadır! Linke tıkladığınızda soldaki ilk küçük resimde bir Amerikan bayan personelinin köprüye doğru nişan almış olduğunu göreceksiniz! |
İzmir'in işgal edilmesine direnip kurşuna dizilen Yunan Komünistler:
aykiriakademi.com Alıntı:
|
Atatürk'ün belgelerinde "Amerika" diye bir kelime geçmiyor!!!
Arkadaşlar, "Atatürk'ün Bütün Eserleri", Atatürk'ün not defterlerinin, imzalı yazılarının, mektuplarının, telgraflarının, kaydedilmiş demeç ve nutuklarının, doğrulukları uzmanlar ve araştırmacılarca denetlenerek tarih sırasına göre bir araya getirilmesiyle oluşturulan ve Kaynak Yayınları tarafından basılan kitap dizisidir ve bugüne kadar 30 cilt yayımlanmıştır.
Alev Çoşkun'un makalesini gördükten sonra ve ilk mesajımı yazmadan önce Atatürk'ün İzmir'in İşgali ile ilgili bir hatıratı var mı diye bir araştırma yaptım ve karşıma şu sonuç çıktı: Alıntı:
NUTUK mu dediniz, onda da sadece şunlar yazılı: Alıntı:
|
1919'un Şifresi!!!
https://i.dr.com.tr/cache/600x600-0/...00255420-1.jpg Kitabı okuyabilmek için resmin üzerine tıklayınız! Yazar: Hulki Cevizoğlu ISBN: 978-975-6613-23-8 Sayfa: 200 Sayfa Baskı: 1. Baskı Yayınevi: Ceviz Kabuğu Yayınları, 2007 Fiyatı: 17,00 TL Hulki Cevizoğlu’nun Kısa Sürede 100.000 Adet Satan “İşgal ve Direniş” Adlı Eserinden Sonra, Dev Bir Çalışması Daha!.. 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı’ndan bugüne kadar bilinmeyenler ne?.. Cevizoğlu, araştırdı, buldu, belgeledi… Fotoğraflarıyla “1919’un Şifresi” olay yaratacak. Olay Yaratacak Araştırma!.. “1919’un Şifresi”ni Hulki Cevizoğlu yazdı!... - 1919’da Türkiye’yi kim işgal etti?... ABD’nin “1919’daki PKK’sı” Yunanistan!.. ABD’nin Yunan ve Rum’la ortak “İşgal Mitingi”!.. - Mustafa Kemal, Amerikan Generali ile niçin gizli görüşme yaptı?.. ABD Başkanına yazdığı mektupta ne vardı?.. - Mustafa Kemal ABD Mandası’ndan yana mıydı?.. İngilizler’den “Anadolu genel valiliği” mi istedi?... Belgeler konuşuyor.. - Gözlerinize inanamayacağınız fotoğraflarla, Türkiye’deki ABD işgal gemileri, bayrakları ve temsilcileri!.. Samsun’a çıkmaya hazırlanan ABD askerleri !.. Samsun’u bombalayan işgal gemileri... - ABD Başkanı Wilson: “Türkiye diye birşey yok ki, büyükelçi göndereyim!.. İstanbul, Vatikan gibi tek devlet olacak!..” - ABD kongresi: “Türkiye birleşik devletleri kuracağız!” - ABD resmi belgesi: “Kürtler her zaman sorun olmuştur!..” - ABD: “Ermenilerin soyu suçsuz değildir!..” - İngiltere: "Kürtleri kullanalım!..” - Atatürk nevruz’u nasıl kutladı?.. - Atatürk’ün Musul-Kerkük ve Süleymaniye’yi istemesinin belgeleri.. - ABD planı: “Yabancı sermayeyi korumak için asker getiririz!..” - AB’yi Amerika mı kurdurdu?.. İşte belgesi... Not. Bu kitabı yıllar önce satın almış ve bir tarih öğretmeni arkadaşıma göstermiştim. Kitabı şöyle bir evirip çevirdi, o kadar. Ama bu kitap İzmir'in İşgali'nde ders kitaplarında anlatılmayan bilgileri veriyordu ve bir şeyler söylemesini bekliyordum. Yani ABD işgali kanıksanmış durumda! |
Sanırım ısrarla Venezuela karşıtlığına karşı yazdığımız yazılar biraz olsun anlaşılmaya başlanacak(sanırım ve tabi yanılabilirim de, zira artık hayretle, sürprizlere açığız)...
Komünistler daima gerçeği ve hak ve hakkaniyeti esas aldılar... Sözde anti-emperyalist olmayanlarda, emperyalist ülkenin vatandaşı dahi olsalar gerçeği bildiler ve haykırmaktan ve savunmaktan geri durmadılar... Alıntı:
örneğin, Çin Japonya ve İngiltere tarafından işgal edilmişti, panama, Nikaragua gibi ülkeler sürekli vuruldu, Latin Amerika tam bir kuralsız kölelik, zembereğindne boşanmış bir talan alanına(arka bahçe) ve uyuşturucu cennetine çevrildi, Endonezyanın bağımsızlık mücadelesini bastırmak için, 3.000.000 komünist, sosyal demokrat, solcu CIA organizasyonuyla, cadı avı şeklinde, siyasal soykırımla yok edildi, ırak ve İran birbiirne düşürüldü, Saddam'ın Kuveyti işgalinin zemini hazırlandı, Saddam bunların petrol yağmasına ses çıkartmazken, "cici" idi, petrolü kamuşlatırdığı ve petrol Irak halkının malıdır dediğinde, birden diktatör ilan edildi ve bombalanarak, harabeve çevrildi(milyonlarca insan öldü ve sakat kaldı), Libya bitirildi, Suriye paravan örgütler eliyle işgal edildi, Sudan gibi vb petrol ülkelerde darbeler yapılıp, neo-liberal kuklalar-diktatörlükler kuruldu, tarım ve sınai üretimi yok edilip, tüketim toplumarı ve pazar sömürsüü örgütlendi, petrol, silah, uyuşturucu, sanayi ve teknoloji devleri-tekelleri vd. paraya boğuldu, ama aç gözleri doymadı, toplumların bilinçlenmemesi uğruna bir çok proje ve toplum mühendisliği üretilip-denendi-uygulandı, tplumalr bağımsızlığı ve demokrasiyi, bilimi kavrayamadığı gibi içselleştirme şansı da bulamadı, yeterince bilinci ve hak, hukuk ve gerçek bağımsızlık, demokrasiyi, sömürgeciliği ve sömürüyü yeteri kadar ve oranda bilselerdi, tüm bu modern çağın kolonyalistleri, yağmacıları başarılı olamayacaktı... Kısaca emperyalizmin işgal tarihi, neredeyse tüm sömürge ülkelerde benzer işgal, talan yağma hegomanya yollarından geçti... Daha başında kaybede ülkeler hiç bir zaman(istisna göstermelikler hariç) normal bir ülke olamadılar, cehpede kazananlar ise, burjuva, ağa, emir vb egemenliğe geçmekle, başta kendi ayrıcalıklı sermayedarlarının, komprador yoldan zengin olması, üretmeyen, pazarlamacı-aracı işbirliği vb etkinlikleri -hükümet olacak denli sermaye gücü, nüfuz etkisi-, aracılığıyla, binbir yolla, tröstlerin, büyük petrol, silah devlerinin, sermaye gücünün de etkisiyle, şantaj, rüşvetler, sözde teşvik, hibe, kredi vb oyunaları da dahil bir çok yöntemle masada kaybetti... işbirlikçiler, azınlık bir kesim yağma, talan ekonomisi boyunca hep kazandı, soydu, semirdiler, halk-lar ise, salt emeği ve hakkını değil, bilincini de, sosyal birlikteliği, sosyal bağlarını da kaybetti. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Bugün bu ülke fiili işgale ugrasa ve tayyip de bu işgali onaylasa inan ki, ona oy verenlerin tamamı da onaylar duruma gelmiş. Bunun altında yatan nedenlerden biri de, bu ülkede yürütülen vatan, milliyetçilik ve islam şuuru işgalcileri onaylama ve hatta sempati duyma şeklinde gelişti. Bu ülke laik olacağına ABD, Yunanistan tarafından işgal edilme seçeneğine dönüştürüldü, milli duygular asimile edildi, artık vatan yok, islam ve emperyalist çıkarları koruma duyusu var. Hatta bu durum öyle bir hal almış ki, bir işçiye şunu sordum, "kapitalistlere karşı savaş mı istersin yoksa uzlaşma mı istersin" dedim "uzlaşma isterim" dedi ve bunu diyen üstelik akpli değil. |
Alıntı:
|
"O gizli el" hala ABD'nin işgalci olduğunu saklıyor!!!
Arkadaşlar, #11. mesajımda 30 ciltlik "Atatürk'ün Bütün Eserleri"nde 15 Mayıs 1919 tarihli herhangi bir belgenin mevcut olmadığını dile getirmiştim. Fakat #12. mesajımdaki Hulki Cevizoğlu'nun kitabını bir kez daha dikkatli okuyunca daha fenasıyla karşılaştım!!!
Hulki Cevizoğlu'nun "1919 Şifresi" kitabının 97. sayfasında (ki bu, PDF'de 85'tir) Mustafa Kemal ABD Başkanı'na şu muhtırayı vermiştir: " Reis Cenaplarına! (Sayın Başkan!) Şifre Erzurum Kişiye özeldir 1 Ağustos 1919 600 yıllık bir imparatorluğa ve 1500 yıllık geçmişe sahip olan Türk milleti, varlıkları tarihe karışmış olan milletimizin uygularınız sayesinde yeniden diriltildiği bir sırada, yok olmaktan başka bir anlamı olmayan kararlarınıza boyun eğmeyecektir... Artık tarafınızdan yok edilişimizin kaçınılmaz olduğunu anlıyoruz. Son kararı vermek bize düşüyor. Ve bu son karar ise onurlu ve namuslu ölmek, atalarımızın yiğitlik kanıyla yoğrulmuş olan bu topraklar üzerindeki egemenliği bizim ve evlatlarımızın kanıyla savunarak, dünyaya yeni bir özveri ve kahramanlık örneği göstererek terk etmektir. Mustafa Kemal" Çok ilginçtir, "Atatürk'ün Bütün Eserleri"nin 3. cildinde bunun yerine şu mesaj yer alır: " BEKİR SAMİ BEYEFENDİ'YE (*) (1 AĞUSTOS 1919) Şifre Erzurum Kişiye özeldir 1 Ağustos 1919 Amasya'da 5. Fırka Kumandanlığı'na Bu telgrafın hemen Bekir Sami Beyefendi'ye ulaştırılması ve cevabının acele olarak alınması rica olunur: Bekir Sami Beyefendi'yedir. C: 30.7.1919. (1) Amerikan mandaterliği hakkındaki son açıklamanızı öğrendik. Bu şartlara göre esas itibariyle korkulacak bir şey olmamak lazım gelir. Bununla beraber daha bir nokta hakkındaki görüşlerinizi de almak istiyoruz. Lehimizde bu kadar şartların ileri sürülmesine müsait bulunacak olan Amerika Hükümeti bu şekildeki mandaterliği kabul etmesine, yani buna katlanmasına karşılık Amerika adına ne gibi faydalar ve menfaatler temin etmiş olacaktır? Bununla kendi hesaplarına olacak gaye nedir? Bu konudaki yüksek kanaat ve görüşlerinizle de süratle aydınlatmanızı bekleriz Efendim. Mustafa Kemal" (*) Kemal Atatürk. Nutuk C. 1, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 1961, s.94. (1) Nutuk'un çeşitli baskılarında 3.7.1919 olarak yazılmıştır. Ancak. telgraf Bekir Sami'nin 30 Temmuz 1919'da verdiği cevabın karşılığı olarak yazılmıştır. Bkz. Kemal Atatürk. Nutuk C. l, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1961 S. 93-94. (Y.N.) Yani Mustafa Kemal'in ABD Başkanı'na gönderdiği yukarıdaki muhtıra "Atatürk'ün Bütün Eserleri"nde yer almaz. Bulana benden şöyle güzel bir ziyafetin verileceği yemek!!! |
15 Mayıs 1919 İzmir’in işgali!!!
15 Mayıs 1919 İzmir’in işgali
Yunan işgal güçleri İzmir’i işgal ederlerken yalnız değillerdi.. Limanda İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan savaş gemileri... 15 Mayıs 2019 Çarşamba, 09:30. Alev Çoşkun. GİRİŞ 19 Mayıs 2019, Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yıldönümü. Türk halkının Ulusal Bağımsızlık Savaşı ve Milli Mücadele’nin 100. yıldönümü. Bu tarihi günün dönüm noktasında destansı günleri kapsayacak ve beş gün sürecek olan bir diziye başlıyoruz. 15 Mayıs 1919’da Yunan işgal güçleri İzmir Limanı’ndan karaya çıktılar. 100 yıl sonra 15 Mayıs 2019’da o günün tarihini ana hatlarıyla yazacağız. Dizimizin ikinci günü Milli Mücadele ne zaman başladı sorusuna yanıt arayacağız. Genel olarak Milli Mücadele Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün ile başlatılır. Ancak Milli Mücadele’yi Kuvayı Milliye kongreleri ile başlatanlar olduğu gibi, Filistin Savaşı sırasında Atatürk’ün çizdiği hattın Misakımilli sınırı olarak kabul edilmesi nedeniyle o tarihten başlatanlar da vardır. Bu konu üzerinde belgelere dayalı olarak durulacaktır. Atatürk, İstanbul’a gelmeden önce yedi gün kadar Yıldırım Orduları Komutanlığı yaptı. Bu dönemde Mondros Ateşkes Antlaşması’na karşı çıktı. İskenderun’a asker çıkarmak isteyen İngiliz birliklerine ateş emri verdi. Bu tavır, aslında Mondros Ateşkes Antlaşması’na fiilen ilk karşı çıkıştı. Pek bilinmeyen bu konu üzerinde durulacaktır. Atatürk Samsun’a gitmeden önce İstanbul’da 6 ay kaldı. Bu sürede neler yaptı, kimlerle temas kurdu? Atatürk’e verilen yetkiler nasıl oluştu? Kimileri bu yetkileri Padişah Vahdettin verdi derler, ama bu yazı dizimizle bu yetki kararnamesini Atatürk’ün kendisinin yazdığını belgelere dayanarak ortaya koyacağız. Ve 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkışı. 100 yıl önceki bu destansı günlerin öyküsüne geçebiliriz. İZMİR'DE YUNAN VAHŞETİ!.... İşgalin ilk günü yaşanan vahşet ve şiddeti tasvir eden ve Avrupa gazetelerinde yayınlanan temsili bir resim. (The Graphic, 21 Haziran 1919, s.83-Atilla Oral, Kazım Özalp) ADIM ADIM 19 MAYIS 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan tam 6.5 ay sonra,15 Mayıs 1919’da Yunan askerlerini taşıyan gemiler İzmir Limanı’na girdiler, askeri birlikler işgal için karaya çıktılar. Onlara limanda demirli olan İngiliz, Fransız ve Amerikan savaş gemileri destek veriyorlardı. Arka plan Şimdi işgalin arka planına bakalım. İzmir’in işgaline 12 Mayıs 1919 Pazartesi günü, Paris’te karar verildi. İzmir’e çıkacak Yunan Birinci Tümeni Selanik Limanı’nda gemilere bindirildi. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe da Yunan işgalini arkadan desteklemek üzere “Iron Duke” adlı amiral gemisiyle İzmir’e hareket etti. 13 Mayıs 1919 Salı İstanbul’dan gelen Amiral Calthorpe, öğleden sonra İzmir Limanı’na girdi. Aynı gün öğleden sonra amiral gemisi Iron Duke’de, İzmir’in işgaliyle ilgili olarak hazırlanmış plan üzerinde bir durum değerlendirmesi toplantısı yapıldı. Bu toplantıya İngiliz Komodor Fitzmurice, Fransız Tümamiral Duvauroux ve İtalyan Albay Maglino, Amerikan US Arizona gemisinin komutanı Albay J.H Dayton, Yunan Averof gemisi komutanı Albay Mavroudis katıldı. Toplantıda işgal öncesi ve sonrası yapılacak işler görüşüldü. Bu önemli toplantıda aşağıdaki kararlar alındı: 1. Fransızlar Foça’daki bataryaları, 2. İtalyanlar Karaburun’u, 3. İngilizler Kösten Adası’nı (Uzun Ada), 4. Yunanlar Sancakkale’yi, askeri birliklerle ve ivedi olarak 14 Mayıs günü) işgal edeceklerdi. Bunun anlamı İngiliz, Fransız, İtalyan birlikleri Yunan işgalini kolaylaştıran destekleri veriyorlardı. Konu Yunan birliklerinin İzmir’e çıkıp kenti işgal etmesine ilişkin planların incelenmesine gelince Amiral Calthorpe’un başkanlığında durum değerlendirmesi yapan komutanlar arasında ilginç öneriler ortaya atıldı. Amerikalı Albay’ın önerisi Amerikan “ US-Arizona” gemisi komutanı Deniz Albay Dayton, daha da ileri giderek İzmir’in Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan kıtalarının ortak hareketiyle 14 Mayıs 1919 günü işgal edilmesini ve 15 Mayıs günü Yunan birliklerine teslim edilmesini önerdi. Bu öneri ciddiyetle tartışıldı, kabul edilmedi ama Yunan işgaline kolaylık sağlamak amacıyla işgal devletleri donanmalarına bağlı birçok gemi İzmir Limanı’na çağrıldı. 13 Mayıs Salı günü gemilere bindirilmiş Yunan Birinci Tümeni 18 gemiyle Selanik’ten hareket etmiş, İzmir’e doğru yol alıyordu. Gemilere, 13 bin er, 4 bin hayvan ve 750 adet tekerlekli top yüklenmişti. Tümen Komutanı Albay Zafiriu, “Esaret altında yaşayan kardeşlerimizi kurtarmaya gidiyoruz” diye başlayan bir emirname yayımlamıştı. İzmir’de yaşayan Rumlar İzmir’in Yunan birlikleri tarafından işgal edileceği haberini öğrenmişlerdi. Aya Fotini Kilisesi’nde düzenlenen bir toplantıda Yunan konsolosluğunda görevli Mavredi, Venizelos’un bir mesajını okudu. Venizelos mesajında, “Yunanistan İzmir’i işgal etmek üzere Paris Barış Konferansı tarafından memur edildi. Asırlarca beklenen emelimiz gerçekleşmiştir” diyordu. 14 Mayıs 1919 Çarşamba İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’un emriyle İngiltere’nin İzmir Başkonsolosu James Morgan sabah saat 9.00’da Vali İzzet Bey’e, Yarbay Smith ise Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’ya bir gün önce alınan kararları bir nota ile resmen bildirdi. Buna göre Foça, Karaburun, Urla ve Sancakkale istihkâmları İngiliz, Fransız ve Yunan birlikleri tarafından Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayanılarak işgal edilecekti. İzmir’deki Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa, durumu hemen bir telgrafla Harbiye Nazırı (Savaş Bakanı) Şakir Paşa’ya bildirerek ne yapması gerektiğini sordu. Bakan'ın Nadir Paşa’ya verdiği cevap, aymazlığın anıtlaşmış örneği olarak tarihe geçmiştir. Savaş Bakanı, aynen şu cevabı veriyordu: “Babıâli’nin işgal hakkında bilgisi yoktur. Amiral'in notasının mütareke gereği sayılıp karşı gelinmemesi lazımdır. Halk arasındaki söylentilere önem vermeyiniz.” Tam bir Osmanlı paşası olan İzmir’deki kolordu komutanı işbirlikçi Ali Nadir Paşa, birliklere yayımladığı emirde, “Bugün istihkâmları işgal edecek işgal kuvvetlerine karşı konulmamasını, gereken kolaylığın gösterilmesini” emrediyordu. Emperyalizmin koruması altında Öğleden sonra 16.00’da Üsteğmen Perraud komutasında bir Amerikan silahlı birliği Arizona zırhlısından karaya çıktı. Böylece, ertesi gün gerçekleşecek olan Yunan çıkartması güvence altına alınıyordu. Gece saat 20.00 civarında, Amiral Calthorpe, Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’ya ikinci notasını gönderdi. Bu notada, ertesi gün (15 Mayıs 1919) saat sabah 07.00’de, İzmir’in Yunanlar tarafından işgal edilmesine karar verildiği, üzücü olaylara neden olunmaması için Türk askerlerinin kışlalarından dışarıya çıkmamaları isteniyordu. Notada ayrıca, telgrafhanenin bir İngiliz piyade birliği tarafından işgal edileceği de belirtiliyordu. Aynı gün Rum Metropoliti Hristosmos, Rum cemaati ileri gelenlerini, saat 16.00’da Aya Fotini Kilisesi’nde toplantıya davet etti ve gelenlere Venizolos’un bildirisini okudu. İzmir’de olup bitenler yıldırım hızıyla halk arasında duyuldu. Vali Konağı’nın etrafında toplanan gençler, valiye nota veren İngiliz yetkililerin gidiş gelişlerini gözlemliyordu. Günlerdir tedirgin olan halkta gerilim ve öfke son kerteye varmıştı. Kuvayı Milliyeciler toplanıyor Konak Meydanı ne yapacağını bilemeden sağa sola koşuşan insanlarla doluydu. Bu sırada, genç bir öğretmen olan Mustafa Necati’nin çağrısı üzerine gençler Sultani Mektebi’nde (lise) toplanmaya başladılar. Kentin tanınmış kişileri, aydınlar, Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti ile Türk Ocağı üyeleri son bir çare olarak toplantıya koşmuşlardı. İlk konuşmayı yapan Mustafa Necati Bey, Yunanlara karşı koymak için bir direnme örgütü kurulması gerektiğini ileriye sürdü. Toplantıda bulunanlar kendi içlerinden seçtikleri bir heyeti Vali İzzet Bey’e gönderdiler. Bir “Reddi İlhak Heyeti Milliyesi” komitesi oluşturdular. Komitenin hazırladığı bildiri halka dağıtıldı. Tarihsel değeri olan bildiri şöyledir: Alıntı:
Halk Maşatlık adıyla anılan yerde toplandı. Miting çok heyecanlı geçti. Genç, yaşlı, her kesimden binlerce İzmirli miting meydanına koşmuştu. Sabaha kadar ateşler yakılarak limandaki işgal güçlerine Yunan işgalinin protesto edildiği gösteriliyordu. Amiral Calthorpe ise olan bitenleri gemisinden izliyordu. O gece Maşatlık’ta protesto mitingi sürerken başka bir yerde, Amalthia Matbaası’nda ise Yunan işgal ordusu komutanı Zafiriu’nun ertesi sabah işgal sırasında dağıtılacak bildirisi basılıyordu. İzmir’deki yerli Rumlar, ertesi sabah başlayacak olan tarihin dönüm noktasının gerçekleşmesini bekliyorlardı. Yunan çıkartmasını karşılamak amacıyla evlerde temizlik yapılıyor, balkonlar beyaz-mavi Yunan bayraklarıyla süsleniyordu. Herhangi bir önlem almak için kendisini sorumlu görmeyen İzmir Valisi İzzet Bey, olaylara karışmamaya çalışıyor, temel görevini, işgal kuvvetlerine yardım etmek olarak algılıyordu. İzmir telgrafçıları sabaha kadar çalışarak İzmir’in işgal edileceği haberini tüm Anadolu’ya duyurmayı başardılar. Gece yarısı Türk Ocağı’nda hazırlanan telgraf çok sade ve anlamlıydı: “İzmir Yunanlara veriliyor. Bütün ümitlerimiz sizdedir. Vatan ordusuna katılmaya hazırlanınız.” Bu haber "kudurmuş bir alev" gibi bir anda tüm Anadolu’ya yayıldı. Kurulan “Reddi İlhak Komitesi”, yapılan miting, halka dağıtılan bildiri ve çekilen telgraflar emperyalistlerin işgal hareketlerine karşı Kuvayı Milliye ruh ve heyecanının doğmasında ilk kıvılcımı oluşturmuştur. Mustafa Kemal, Nutuk’ta İzmirli genç yurtseverlerin bu hareketini “reddi ilhak” ilkesinin ilk kez ortaya atılışı olarak değerlendirir. 15 Mayıs 1919 Perşembe 15 Mayıs sabah, saat 7.30’dan itibaren 1. Yunan Kolordusu’na bağlı 1. Tümen (Larissa Tümeni) İzmir’e çıkmaya başladı. Emperyalist devletlerin savaş gemileri de işgale bekçilik yapmak üzere İzmir Limanı’nda topların ağızlarını kente çevirmiş olarak bekliyorlardı. Değerlendirme Görüldüğü gibi, Yunan işgal güçleri İzmir’i işgal ederlerken yalnız değillerdi. İzmir Limanı İngiliz, Fransız ve İtalyan savaş gemileriyle dolmuştu ve işgale destek veriyorlardı. Bunların başında da İngiliz Amiralı Calthorpe vardı. Çok az bilinen bir gerçeği bu yazıda belirttiğimiz gibi, Amerikan US Arizona savaş gemisi de İzmir Limanı’nda işgale destek veriyordu. Gemi komutanı Albay Dayton, İzmir’in önce İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan askerleri tarafından işgal edilmesini, güvenlik sağlandıktan sonra Yunan askerlerinin karaya çıkmasını isteyecek kadar ileriye gitmişti. İzmir Valisi İzzet Bey ve Kolordu Komutanı Nadi Paşa acizdi ve işgalcilere yardım ediyordu. Bugünkü yazıda belirtilen olayları belgeleriyle izlemek için yeni yayımlanan Kuvayi Milliye’nin Kuruluşu kitabımıza bakınız. 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıkan Yunan birliklerinin en önünde Yunan bayrağını taşıyan sancaklar ilerliyordu. Olayı gözlemleyen gazeteci Hasan Tahsin, tabancasını ateşleyerek bayrağı taşıyan Yunan Efzon Alayı’nın merasim kıtası önündeki sancaktarı öldürdü. Hasan Tahsin’in bu cesur hareketi İzmir’de İlkkurşun Anıtı ile tarihe geçmiştir. O gün İzmir’de şehit olanların listesini hatıraları önündesaygı ile eğilerek veriyoruz: Gazeteci Hasan Tahsin Bey, Miralay Süleyman Fethi Bey, Kaymakam Dr. Şükrü Bey, Kolağası Hüseyin Necati Bey, Yüzbaşı Nazım Bey, Yüzbaşı Ahmet Bey, Dr. Fehmi Bey, Mülazım Faik Bey, Mümeyyiz Nadir Bey, Mümeyyiz Ahmet Hamdi Bey. Sen Başla Bitiren Bulunur... İzmir on beş mayıs bin dokuz yüz ondokuz İskele önünde durdum, Ben Hasan Tahsin, namı diğer Nevres, Yanımdaki zata vakti sordum, Saat dokuz Düşünüyordum. Ne laflar edilmiş hukuku beşer üstüne, ne laflar etmişim. Ne laflar etmişim de son sözümü bu güne bırakmışım. Hak, özgürlük, kardeşlik, Bir güce dayanmayan tüm savların içine tükürmüşüm, Bir ses var kulaklarımda, tok bir ses Sen başla, bitiren bulunur. Ben Hasan Tahsin, namı diğer Nevres, Hukuku Beşer gazetesi başyazarı. Benim bugün, burada bu halka bir özel sözüm var. Kalabalık, kalabalık, kalabalık... Bayraklar mavili aklı, palikarya şamataları, alkışlar, ıslıklar... dudakları öpücüklü Rum kızları... Düşünüyordum: Paris’te, Londra’da, New York’ta en büyük başkentlerinde dünyanın, yayıyor şu anda gazeteler tarihin en iğrenç yalanını, “Yunanlılar bir kurtarıcı gibi alkışlar içinde çıktılar İzmir’e.” İzmir; hey benim gözüyaşlı anam. Ve o ses: o kulaklarımdaki “Sen başla, bitiren bulunur.” .... Sonra bir patlama, sonra o kırık ses. “Sen başla, bitiren bulunur.” Orhan Asena |
Yunanlıların İzmire çıkartma yapması ABD ve İngilterenin desteği ile olduğunu kim bilmez ki Yunanistan daki Komünistlerin bu
Çıkartmaya karşı olduğunu da her kes bilir. Kim neyi kimden gizleyebilir arşivler ortada Hatta Yunanlılara izmirin ötesine gitmemelerini de ABD söylüyor ama onlar dinlemiyor Kütahya Gediz e kadar geliyor Gedizde güçlü direnişle karşılaşınca bu savaş Yuanan hükümetine ve destekçilerine pahalıya geldiğini Ve bu yükü taşımak istemeyen Yunan halkı hükümeti devirip kral ı başa getiriyor. Lojistlik desteği azalan yunan ordusu bozuluyor ve daha fazla dayanamayıp bozguna uğrarcasına geri çekiliyor . Hatta bazı askerler ordudan kaçıyor. Geri çekilirken de bir çok silahını bırakıyor. Bunlar biliniyor. Ama bilinmeyen çok şey var. 1919 dan 1921 e kadar bu cephede sıcak savaş içinde kimler var Kimler yunandan Kilometreler dercesin de uzak. İşte bunlar bilinmiyor. Veya bilinmesi istenmiyor. |
Yunanistan gladyo tarafından paramparça edilmiş bi ülke böyle şeyler bilinmiyor.
Çipras bile emperyalistlere teslim oldu. Üç kuruş borç para bulmak için tarafını ABD'den yana aldı. Ki Nazım Hikmet hayranlığıyla bilinir.......di. Ki bu Çipras gelmeden önce ve geldiğinde "halkların kardeşliği", barış, Türkiyeyle çok yakın iyi ilişkiler, hatta Türkiyeyle birlik olmak, sınırları kaldırmak gibi uç fikirleri olan biriydi. Çiprasın dönüşümünden kendini dışarı atan ilk sırt çantalı yayan maliye bakanı, Türkiyeyle sınırlarımızın olmadığı bir zaman elbette gelecek demişti. Kıbrısta full eşitlik fikrini getiren Çiprastır. Peki Çipras hükümeti ne oldu da Almanyadan gelen emirle Kıbrıs masasını dağıttı? Almanyadaki emperyal yalayıcıları ne yapmaya çalıştı? 160 milyar euro + tüm yunan ekonomisini ele geçirip ne yaptılar? 2 millet tek devlet gibi fikirleri olan insanlar şu anda tamamen düşmanca konuma geldiler. Noldu şimdi? Beni desteklerseniz ben bu pisliği düzelteceğim halkım. |
Şu ya da buna has esasıyla bakarsak, belirleyici olmuyor. Nasıl ifade edilir, örneğin Evrim teorisinde 1.000.000 yılda hiç bir değişim geçirmediği iddia edilen bir örnek bulunur. Analiz biçimseldir(yani canlının formuna dairdir, görünümüyle). Sonra bunun üzerinden demek ki evrim yok olsaydı bu canlı değişirdi denir. Elbette bu sorun, sıklıkla üzerinde durduğumuz özelden-genele safsatasıdır. Bütüne baktığımızda ise gerçek hiç de öyle değildir, binlerce tür değişmiş ve değişmekte. Örnek alınan canlı, form değil, yapısal bakıldığında, değişmiş ve evrim teorisinde değişimin şartları-koşulları da vardır. yani illa değişmek zorunda değil, eğer verili form-yapısı değişen koşullara rağmen etkilenmiyorsa, değişmesi, gerekirlik çerçevesinde ele alınamaz. Bu bağlamda, evrim bir kanun değil, olgudur.
Şu ya da bunun özelinde baktığımızda ya da öngörülerde, tablonun bütününü esas almak gerekir. Yukarıdaki örnek gibi. Olaylar, türler değişebilir ve birbirinden farklılık arzedebilir öyle değil mi? Ama hakim olan, yani bütün de anlam kazanan olgu ortada, merkezde ise, özelde gerçekleşen olayalr, bütünü belirlemez. Siyaset çıkar üzredir. Bu açıdan bakarsak, hangi siyasetin, hangi temellere ve neye hizmet ettiği konusunda, öncelikle yapmamız gereken temeldeki çıkarı tespit etmektir, aynen bu bir hastalığın teşhisinde temelde yatan organizmaların tespiti gibidir(bu sebeple örneğin kan örneği alınır, tahlil edilir) Kısaca emperyalist yağmayı anlamak için -bir bütün halinde detaya inemiyorsak dahi- daha basit çağlara da gidebiliriz. örneğin ekonomin savaş ekonomisi olduğu köleci ve feodal çağlara gidelim, savaşların tanımı açıktır, ganimet savaşı. ganimet savaşına girişenler kimler, savaşta ölen-öldürenler ne uğruna tutulmuştur(belirli bir ücret vb), ağa ve derebeyleri ve marabalar, ve marabalardan, esirlerden, kölelerden oluşturulan ordular ne anlam ifade eder, ganimetler kimler için toplanır, ganimet edilen coğrafyada toprak kimler arasında paylaşılır, servet sahibi kimler olur... toprak mülkiyeti kime ait ise, o savaşlarda çıkarı olanlarda onlardır ve ne kadar fazla toprak, o kadar fazla servet demektir. yani o çağlarda servet birikimi ve yayılımı temeldir. Burada motor gücü olarak din, mezhep vb kullanımı ise esası değil, gerekçe alanını temil eder, esas motor güç, servet birikimidir. Ya şimdi? Şimdi ise sermaye birikimi... Hasılı ister Türkiye, ister Yunanistan, ister Libya, ister Somali, ister Irak, ister Panama vd. ve hakim siyasetin ve anlayışların gerekçeleri olsun, yerler, zaman, olaylar, yaktik platformlar, sopa ya da havuç vb farklılık arzetse dahi, temelde yatan asıl olgu ve siyaset değişmemektedir. ganimet alanı ve siyaseti ise yelpaze gibidir, diplomasiden, cephe savaşına kadar bir taktik alanı kapsar... İlk paragraf... Elbette bu bir sarmal gibidir, yani salt dış etken olarak görülemez, yani iç ve dış, aynı bütün üzredir ve birbirlerini anlamlı kılarlar. Yani üst paragraftaki örneğe göre bakarsak, yerelde ganimet ve servet birikimi ülke içinde ve sistem olarak hakimdir, bu hakimiyet aynı doğrultuda dışa yönelir, yani ganimetçilik salt dıştan gelen ya da dışa ait, kısaca YABANCILARIN, barbarın şahsına has meziyeti olarak görülemez, aksine esas olarak bünyede anlam kazanır. Bu bağlamda, ülkelerin bağımsızlık ve özgürlüğü, bütünde olanı ret etmekle mümkün hale gelebilir(Yunanistan örneği açısından). Kısaca bu, bir oyundan çıkmadıkça, o oyunun dışında olamayacağımız gibi.. Bu halde doğru soru -ki öyle olmalı diye düşünüyorum-, kimlerin çıkarı? Burada kim diye soruyorum çünkü siyasetin temelinde olgular yatıyorsa da, strateji ve uygulama-uygulayıcı temeli irade ve müdahale gerektirir. Aynı oyunu oynayıp, şikayet etmenin anlamı yok, olsa dahi, nihai bir sonucu yok. Nerede hata yapılıyor diye sorulacaksa, önce ve en basit olanı görmek gerekir. oyunun dışına çıkmak ama başarılı olabilmek için, sermayenin ve sermayeciliğin bitirilmesi gerekir. feodal sistemle bakarsak, ağalık koşullarının, servetçilik ve servet birikiminin anlamsızlaşması-bitirilmesi, toprağın toplumsallaşması gibi, aksi taktirde hakim olan ağalık ve marabalık olacak ve çıkarlar ve direniş yine toplumsal karakter yerine, ganimet savaşlarına dönüşecek, siyasetin de belirleyeni olacaktır) |
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:19 . |