Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Gri Propaganda.. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4203)

mhmd 09-06-2007 15:55

Gri Propaganda..
 
Birkaç yıl önce Psikiyatrist Prf. Dr. Nevzat TARHAN hocanın, Psikolojik Savaş, Gri Propaganda isimli kitabının kritiğini yaptığı bir seminere katılmıştım.

Propagandanın ve gri propagandanın inceliklerini değerli hocamızın ağzından dinlemiştim. *
Güzel ve aydınlatıcı veriler aktarmıştı.
Bu izlerin gösterdiği yollar ile elime geçen birkaç kitabın, birkaç makalenin değerlendirmesini yapacağım.

Verilen haberin, nasıl yanlış aktarılabileceğini, hangi amaçlara hizmet edebileceğini beraberce göreceğiz.
Bazen; Hz. Ali'nin "-Ne kadar doğru bir lafı, ne kadar yanlış bir amaç için söylüyorlar" sözünü hatırlayacağız. Bazen de kap kara bildiğimiz şeylerin nasıl da ak pak! olduğunu göreceğiz.

Kısaca, propaganda ve gri propagandanın inceliklerini göreceğiz.

Başlarken, konumuzun filolojik anlamı ve tarihsel gelişimine çok kabaca bir bakalım.

"Propaganda bilinen çok eskiden beri kullanılan bir yöntemdir. Livy gibi Roma İmparatorluğu yazıları Roma yandaşı propagandanın baş eserleri olarak kabul edilir.
Terimin kendisi Katolik inancının yayılması ve Katolik olmayan ülkelerde kiliseye ait işlerin düzenlenmesiyle görevli papalık makamı olan, İnancın Yayılması için Roma Katolik Kutsal Meclisinden (sacra congregatio christiano nomini propagando veya kısaca, propaganda fide) gelmektedir.
Terimin kendisi "yayılması gereken" anlamına gelen propagand- Latince kökünden gelmektedir."
Kaynak ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Propaganda )

"Modern anlamda propaganda Fransız devrimi ile başlamıştır. Şehirleşme, iletişim araçlarının gelişmesi, propagandanın etkinliğini ve geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. Matbaanın icadı, kitâp, el ilanı, gazete, afiş, mikrofon, radyo, sinema, televizyon ve onlara paralel olarak ulaştırma araçlarındaki hızlı gelişmeler, propagandayı sınır tanımaz güce kavuşturmuştur."
Kaynak ( http://www.sadakat.net/ansiklopedi/P/10.htm )

Devam edecek...

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

mhmd 06-07-2007 10:06

Re: gri propaganda
 
Propaganda reklamla birçok benzer tekniği kullanır. Reklama, bir ticari ürün için yapılan propaganda denilebilir. Ancak, propaganda genellikle politik veya milliyetci temalar içerir. Propaganda broşürler, posterler, TV veya radyo yayınları ve bunların dışındaki her türlü bilgi taşıyan medya aracılığıyla yapılır." Der http://tr.wikipedia.org/wiki/Propaganda site yazarı.

Aslında, en ilkelinden bile her türlü iletişimin başladığı andan itibaren propaganda var olmuş ve var olmaya da devam edecektir.
Tekk insanlar için de geçerlidir demek eksik olur. Bir kobra yılanının boyun kısmını enlemesine açarak rakibine daha büyük ve güçlü bir görüntü vererek korkutmasından tutun da, tavus kuşunun eş seçmek için açtığı kuyruğuna kadar da genişletebiliriz yelpazemizi.

Tüm bu bilgi yayma işlemlerinin nedenlerine indiğimizde, propagandanın çeşitleri gözümüze çarpar.
Yine aynı kaynaktan aldığımız bilgilerle devam ediyoruz.

Korkuya başvurma:Korkuya başvurma genel nüfusta korku yaratarak bir konuya destek sağlamayı amaçlar. Örneğin, Joseph Göbbels Teodore Kaufman'nın Almanya yok olmalı sözlerini kullanarak Müteffiklerin Alman halkını yok etmeyi amaçladığını iddia etmiştir.

Bir otoriteye referans: Bir fikri, görüşü veya hareket planını destekelemek için bir otorite veya makam sahibini referans vermek.

Tren etkisi:Hedef kitleye "herkes bunu yapıyor" diyerek bir hareket tarzını kabul ettirmek.
Kalabalığa katıl: Bu teknik insanların kazanan tarafta olma dürtüsünü kullanır. Bu teknik hedef gruba bunun bir kitle hareketine döndüğü ve onların da katılmasının kendi çıkarlarına olduğunu söylemeyi içerir.

Kaçınılmaz zafer: Trene henüz katılmamış olanlar, kesin zafere giden yolda gidenlere katılmaya çağrılır. Hali hazırda trende olan veya kısmen trende olanlara da kalmalarının en iyi hareket olduğu fikri verilmiş olur.

Direkt emir: Bu teknik karar verme sürecini basitleştirmeyi amaçlar. Propagandacı resimler ve kelimeler kullanarak dinleyicilere tam olarak ne yapmaları gerektiğini söyler. Diğer olası seçenekleri ortadan kaldırır. Emri vermek için otorite figürleri kullanılabilir ama şart değildir. Sam amcanın "seni istiyorum" resmi bu tekniği örnektir.

Reddin elde edilmesi: Bu teknik, bir fikrin nefret edilen, korkulan veya küçük görülen bir grupta pöpüler olduğu imajının verilmesiyle bu fikrin reddinin temin edilmesinin içerir. Dolayısıyla eğer, nefret edilen veya küçük görülen bir grup insanın da aynı fikri savunduğu inandırılırsa hedef kitle bu görüşü terk eder.

Parıltılı genellemeler: Parıltılı genellemeler bilgi veya akıl yürütme gerektirmeden kabul edilmesini sağlamak için yüksek değer taşıyan olgular ve inançlarla alakalandırılmış, yoğun, duygusal olarak çekici sözlerdir. Yurt sevgisi, memleket; barış, özgürlük, onur, v.s. gibi duygulara alakalandırılır. Sözler muğlak ve herkes için başka bir manaya gelebilecek olsa da anlamları hep olumludur: "Propagandacının olguları ve programları her zaman iyidir, tercih edilir, erdemlidir."
Rasyonalizasyon: Bireyler veya gruplar tartışılır davranış veya inançları bazı genellemelerle akılcı yapmaya çalışabilirler. Muğlak ve hoş sözler genellikle böyle hareket ve inançları haklı göstermek için kullanılır.

Kasıtlı muğlaklık: Genellemeler kasıtlı olarak muğlaktır ki, hedef kitle kendi yorumlarını katabilsin. Amaç kitleyi gerçekliğini analiz etmeden veya uygulanabilirliğini veya mantıklılığını incelemeden bazı belirsiz sözlerle harekete geçirmektir.

Transfer: Aynı zamanda ilintilendirme olarak da bilinen bu teknik, bir birey, grup veya bir değerin iyi veya kötü özelliklerini bir diğerine hedef kitleye kabul ettirmek veya red ettirmek için aktarmaktır. Bu teknik genellikle suçu problemin bir üyesinden diğerine transfer etmek için kullanılır.

Nedeni aşırı basitleştirmek: Karmaşık sosyal, politik, ekonomik veya askerî sorunlara popüler genellemelerle cevap vermek.

Sokaktaki adam: Sokaktaki adam yaklaşımı propagandacının görüşünün sokaktaki adamın sağ duyusu tarafından da desteklendiğini göstermektir. Hedef kitlenin güvenini kazanmak için gayri resmi bir havada ve tarzda sunulur. Propagandacılar sokak dili ve davranışı kullanarak kendi görüşlerinin ortalama bir kişinin de görüşü olduğu izlenimi verir.

Tanıklık: Tanıklıklar alakalı veya alakasız alıntılardır. Özellikle bir kişiyi, politikayı, hareketi veya programı desteklemek veya yermek için söylenmiş sözlerden yapılan alıntılardır. Alıntı yapılan kişinin (uzman, halk tarafından saygı duyulan bir kişi v.b.) şöhreti sömürülür. Tanıklık saygı duyulan bir kişinin propaganda mesajına resmi desteğini içerir. Bu hedef kitlenin kendini bu saygı duyulan kişi ile özdeşleştirmesi ve onun fikirlerini kabullenmesi amacıyla yapılır.

Damgalama: Bu teknik propagandanın hedefini nefret edilen veya istenmeyen bir şeyle damgalayarak onun hakkında bir önyargı oluşmasını sağlamayı içerir.

Günah keçisi: Suçu aslında suçlu olmayan bir kişiye veya gruba atmak. Böylece gerçekten suçlu olanlar korunur veya sorunun çözümüne harcanacak çabalardan dikkat başka yere çekilir.

Erdem sözleri: Bunlar bir kişi veya konuya başlandığı zaman hedef kitlede olumlu bir imaj sağlayacak sözlerdir. Barış, mutluluk, güvenlik, akıllı liderlik, özgürlük v.b.

Sloganlar: Slogan kısa, çarpıcı bir söz veya cümledir. Damgalama içerebilir. Slogan haline getirilmiş fikirler ikna edicidirler.

İfade edilmemiş kabuller: Bu teknik propanda mesajınız açıkça ifade edildiği takdirde kabul görmeyecekse kullanılır. Bunun yerine mesaj sürekli farz edilir veya kabul edilir. Pazar popülizmi bu şekilde yayılmıştır. Çok az insan çıkıp pazarın demokrasinin yerine almasını söylemiştir ama bir çoğu pazarın ne kadar etkin olduğunu ve nasıl eski düzeni ortadan kaldığından söz etmiştir.

Çok güncelimizdeki, seçimler için ve her türlü haber çeşidinde görebileceğimiz propaganda çeşitliliği konusunda sizlerden örnekler talep edeceğim.
Yazımızın ilerleyen kısımlarında da kendi örneklerimi tartışmalarınıza sunmayı düşünmektiyim.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd 13-11-2007 11:08

Re: gri propaganda
 
Konumuzun tam da burasında bir örneklendirme şart oldu.

Kasıtlı muğlaklık: Genellemeler kasıtlı olarak muğlaktır ki, hedef kitle kendi yorumlarını katabilsin. Amaç kitleyi gerçekliğini analiz etmeden veya uygulanabilirliğini veya mantıklılığını incelemeden bazı belirsiz sözlerle harekete geçirmektir

Gerçekten de günümüzde, pek çok iletim bu muğlaklık üzerine bina edilmektedir.
Beyinlerde yer bulmuş olan kavramların benzerleri, eşitleri, mutantları sunulur.
Sunum içinde zaman önemli bir etmen olarak göze çarpar.
Tedrici ve ısrarlı iletimler süre sonunda kavramların ilk algılamasını bozar. Kimi zaman aynı kavramı tam ters bir kavram ile yer bile değiştirebilir.
Özgürlük ve Demokrasi adına yapılan Körfez savaşı buna en güzel örneklerden biridir.
Bir milletin, bir devletin ya da egemenin (ne kadar beğenmesek de) özgürlüğünü elinden alırken verilen ileti buydu. "Özgürleştirme ve demokratikleştirme hareketi"

Bu kavrayışa ulaşabilmek için, gri propaganda onyıllar boyu kullanılmıştır.
Öncelikle insanların, yerel özellikleri dikkate alınarak, yönetimleri ile problemler oluşturulmuştur. İran Irak savaşında, tüm batı Irak yönetimine destek vermesi topluma unutturulmuştur. Kasti olarak Kuveyt işgal ettirilmiş ve de desteklenmiştir. Tüm bunlar olurken, özgürlük ve demokrasinin esamesini dahi okumayan ABD'nin, BOP zamanı geldiğinde artık halkı yanına almak zamanı gelmiştir. Özgürlük adına işgal, demokrasi adına terör yerleştirilmiştir. İşin garip tarafı da halka bu özgürlük ve demokrasiyi sunmasıdır. Sunmuştur ve de tutmuştur.
Çanak antenlerin itmesiyle halk özgürlüğü ABD yaşam tarzı, demokrasiyi de ABD taraftarlığı olarak algılamıştır.
Özgürlük ve demokrasi algısı değişmiş yöre insanını kimi zaman Şii, kimi zaman Sünni kimi zaman da Kürt aşireti olarak görmekteyiz.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd 16-11-2007 18:35

Re: Gri Propaganda..
 
Propaganda'nın araç olarak kullanıldığı en geniş alanlardan bir diğeri de Psikolojik Savaştır.
Bu tip savaşlar asker ve silahla değil, sivil ajan ve sivil kuvvetler ile yapılır.
SSCB nin dağılmak üzere olduğu yıllar idi. Televizyonda siyasi bir tartışma programı seyrediyorum. Şu an hatırladığım 3 konuğun da üzerinde hemfikir olduğu bir konu vardı.
CIA önemli bir yöneticisinin açıklaması;
"Daha önceleri, İngiliz MI5, Fransız BCRA, Alman BND, İsrail MOSSAD, İran SAVAMA gibi bizim (CIA) ajanlarımızın da harekat alanı SSCB üzerine yoğunlaşmıştı. Bu yeni oluşum ile (SSCB'nin açıklık ve demokratikleşme politikası) buradaki ajanlarımızın işleri %90 oranında bitti. Biz de bunları Ortadoğu ve TÜRKİYE üzerine yoğunlaştırdık!!!
Kısa süreli psikoloij savaş metodlarında tercih provokasyondan yana kullanılırken;

"1978, 11 Mart - Bedrettin Cömert
1978, 24 Mart - Doğan Öz
1978, 17 Nisan - Hamit Fendoğlu
1978, 20 Ekim - Bedri Karafakioğlu
1978, 8 Aralık - Necdet Bulut
1979, 1 Şubat - Abdi İpekçi (gazeteci)
1979, 7 Aralık - Cavit Orhan Tütengil
1980, 11 Nisan - Ümit Kaftancıoğlu
1980, 27 Mayıs - Gün Sazak
1980, 19 Temmuz - Nihat Erim
1980, 22 Temmuz - Kemal Türkler
1990, 31 Ocak - Muammer Aksoy
1990, 7 Mart - Çetin Emeç (gazeteci)
1990, 4 Eylül - Turan Dursun (yazar)
1990, 26 Eylül - Hiram Abas
1990, 6 Ekim - Bahriye Üçok
1993, 17 Ocak - Eşref Bitlis
1993, 24 Ocak - Uğur Mumcu (gazeteci)
1994, 30 Aralık - Onat Kutlar
1996, 9 Ocak - Özdemir Sabancı
1998 - Gonca Kuriş
1999, 21 Ekim - Ahmet Taner Kışlalı
2001, 24 Ocak - Ali Gaffar Okkan
2002, 18 Aralık - Necip Hablemitoğlu (yazar)
2006, 17 Mayıs - Mustafa Yücel Özbilgin
2007, 19 Ocak - Hrant Dink (gazeteci)"
Kaynak http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye'deki_Suikastler_Listesi

Uzun süreli psikolojik savaş metodlarında daha çok propaganda tercih edilmektedir. Mesela bazı ülkeler hakkında insanların aklında bir izlenim oluşturulmak istenir.
Kimyasal silah üreten IRAK
Saldırı amaçlı nükleer bomba üreten İRAN
Topraklarında, uluslararası terörist eğitip gönderen AFGANİSTAN
İç savaş katliamcısı SOMALİ
v.s.
Ülkemiz açısından uzun süreli propaganda, genelde ayırım için çıkarılarak güçsüzleştirme ve kolay yönetme adına yapılır.
Bir zamanlar Osmanlı-Türk, Müslüman-Gayrımüslüm, Demokrat-Devletçi, Komünist-Faşist, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, gibi.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd 23-11-2007 17:57

Re: Gri Propaganda..
 
"Parıltılı genellemeler: Parıltılı genellemeler bilgi veya akıl yürütme gerektirmeden kabul edilmesini sağlamak için yüksek değer taşıyan olgular ve inançlarla alakalandırılmış, yoğun, duygusal olarak çekici sözlerdir. Yurt sevgisi, memleket; barış, özgürlük, onur, v.s. gibi duygulara alakalandırılır. Sözler muğlak ve herkes için başka bir manaya gelebilecek olsa da anlamları hep olumludur: "Propagandacının olguları ve programları her zaman iyidir, tercih edilir, erdemlidir."

Konumuzun bu bölümünde; "Yapmayın beyler, etmeyin ağalar, yazı dizimizin" *Cum Kas 23, 2007 9:09 am, tarih ile yazdığımız bölümüne atıf yaparak devam edeceğim.
Yazı dizimizde kaldığımız yer;

Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.

Bu cümle, toplumun ezici çoğunluğu tarafından kabul görülesi öğeler içerir.
Öncelikle bu cümleyi kelime kelime açalım.

Vatan için, hz. Wikipedia: Bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yeryüzü parçası ve onun havası ile karasularına denir. Der.
Burada karşımıza Ulus karvramı çıkar.
Ulus: 1.Oymakların meydana getirdiği topluluk, 2. Cemaat, halk, kavim, millet
Kaynak, M. DOĞAN, Büyük Türkçe Sözlük, 1097s.
O halde toparlar isek belirli bir coğrafyada yaşayan kavimlerin, oymakların toplamını oluşturan halkların/milletlerin yaşam sahasına verilen isimdir VATAN.

Teferruat:1.Dallar, bölümler, 2.Aslından ayrılan ikinci dereceden bölümler, taraflar, ayrıntılar. Bu açıklamanın da kaynağı yukarıdaki ile aynıdır.

Söz konusu olduğunu ileri sürdüğümüz şey, dinlisi, dinsizi ile, kürdü, lazı, türkü ile, yoksulu, fakiri ile velhasıl kelam coğrafik birliktelikteki tüm yaşayanlar ile vazgeçilmez ve en üst değer konumundaki vatandır diyoruz. Niçin?

Çünkü; Parıltılı engellemeler, bilgi veya akıl yürütme gerektirmeden kabul edilmesini sağlamak için yüksek değer taşıyan olgular ve inançlarla alakalandırılmış, yoğun, duygusal olarak çekici sözler olmak zorunda olmalıdır. Yurt sevgisi, memleket; barış, özgürlük, onur, v.s. gibi duygulara alakalandırılmalıdır.
VATAN kelimesi, tam da bu açılım için biçilmiş kaftandır.

Gerisi, tabiri ile anlatılmak istenen şeyler! küçük şeyler! değildir. Vazgeçilecek olan her şeydir.
Bunca hit bir kelime seçilmiş ise, bilinç altına yerleştirilmek istenen şeyler de büyük olmalıdır.

Cümlemizi tümden okuyup altındaki verilmek istenen gizliye dikkatinizi çekiyorum.
Söz konusu olan şey VATAN ise, hiç kimsenin hiçbir itirazı kabul edilmeyecek ve toplumun önünde Vatan hainliği ile eşit pozisyona gelecektir.
Çok ağır değil mi?

Zaten propagandaların amaçları da budur. Halkın bilinçaltına verilen mesaj. Ve bu mesajların kaldırılamayacak kadar ağır ceza imaları.
Bu lafın önünde hiçbir beyin duramaz. Çünkü bu laf duyguya hitap eden romantik bir laftır. Mantık tanımaz, değer bilmez, izan anlamaz. Bıçak kadar keskin, ok kadar delici, siyanür kadar öldürücüdür.
Gri propaganda olarak ileri sürülen bu laf esasen herkesin zihnindeki yer olarak muğlak, lakin renk olarak, siyah beyazdır.
Hiçbir ara tonu kabul etmez, dinlemez, anlamaz ve istemez.

Niçin bu kadar ağır?

Nedeni çok basittir aslında.
33.143,88 *metre *uzunluğunda otobüs konvoyun izahıdır bu ağırlık. Hepsi bu...

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd 03-12-2007 17:35

Re: Gri Propaganda..
 
Geçen gün, bir radyo kanalında haberleri dinliyordum. (Menşei yurt dışında olan bir kanal)
Günün her saati, yurdun ve dünyanın pek çok yerinden haber verdiğinden dolayı radyomda hafızalı bu kanalı dinlemeyi hoş ve aydınlatıcı buluyorum. Neyse konumuz bu değil.

Hemen her gün, gün ortası verdiği haberlerin sonunda bir bölüm yayınlanmakta. Yayınlanın o bölümde; güncel olaylardan dolayı oluşan gündem hakkında halkın! ne düşündüğü, canlı yayında haber yapılmakta.
Buraya kadar herhangi bir gariplik yok.
Ancak yorumcuların yorumlarını dinledikçe, ne kadar da objektif sokak roportajları olduğunu fark ediyorsunuz.
Yorumlar çok açık ve tepkisel, doğal olarak.
Ancak taraftarlıkları da bir o kadar açık görülüyor.
Yok mu hiç farklı yorum yapan diye düşünürken. Arada bir, o da mutedil bir insanımıza da rastlıyoruz, numunelik de olsa.
Batıda çok daha profesyonelleri yapılmakta ve hatta, kurumsallaşmış kamuoyu anketleri, anketörleri, piyasa araştırıcıları da mevcut olmakla birlikte yaptıkları işlerin bu kadar sırıtacaklarını hiç zannetmiyorum.
Propagandanın bir çeşidi de budur.

"Sokaktaki adam: Sokaktaki adam yaklaşımı propagandacının görüşünün sokaktaki adamın sağ duyusu tarafından da desteklendiğini göstermektir. Hedef kitlenin güvenini kazanmak için gayri resmi bir havada ve tarzda sunulur. Propagandacılar sokak dili ve davranışı kullanarak kendi görüşlerinin ortalama bir kişinin de görüşü olduğu izlenimi verir."

Konuyla ilgili yasal bir derneğin sitesine girdim. Söz konusu derneğe bağlı tam tamına elli iki araştırma şirketi saydım, ülkemizde boy gösteren.
Çok bilinen ve yine yurt dışı kaynaklı bir tanesinin sitesine girdim. Hangi ülkelerde araştırma yaptığını bakınca aşağıdaki listeyi buldum.

Dominican Republic, Australia, Croatia, Lebanon, Mexico, China, Cyprus, South Africa, Venezuela, Indonesia, Greece, Malaysia, Hungary, New Zealand, Ireland, Philippines, Italy, South Korea, Poland, Taiwan, Romania, Thailand, Serbia, Slovenia, Sweden, Turkey, United Kingdom

Söz konusu bu ülkelerden en az üç tanesi, bu şirketin üssü olduğunu düşünür isek (ki; bunlar da gelişmiş batı toplumundan sayabiliriz) kalanlarının ortak paydası sizce nedir?
Sokakta size hiç ropörtaj yapıldı mı?
Bu ropörtajın yayınlandığını gördünüz mü?
Hiç anket programlarına katıldınız mı?
Bu anketlerin sonucu sizce tarafsız olarak veriliyor mu?

Serbest piyasa ekonomisinin özelliklerini gösterdiğimiz günden bu güne, ticari kaygılar ve amaçlar doğrultusunda kurulduğunu düşündüğümüz bu şirketler sizce yeterince masum mu?

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 04-12-2007 04:14

Re: Gri Propaganda..
 
Haaa, tamam şimdi anlaşılmıştır gri propagandaya olan ilginin sebebi.

Meğer "Vatan" kelimesinin arkasındaki gri propaganda yakalanıp *böylece teşhir edilecektir bu kelimeyi kullananların gerçek yüzleri.

Kim "vatan" derse ya gri propagandacıdır ya da gri propagandanın oyununa gelmiştir.

İşte özetle budur hadise.

Tabii bu da gri propagandanın "parıltılı genellemeler" alt başlığında değerlendirilmektedir.

Hayret ki ne zaman "hak/hukuk/demokrasi/insan/özgürlük" vb. kavramları kullanılsa ve bu kavramlar ile katil Pkk'nın borozanı DTP'li milletvekilleri ilişkilendirilse hemen aklıma bu tip "parıltılı sözcükleri kullanarak yapılan bir tür propaganda gelir.

Ne garip değil mi?

Gri propagandayı yapan kişi kendi anti tezlerini ortaya koyan kişileri veya görüşleri gri propaganda yapmakla suçlayabilmektedir zaman zaman.

Demek ki, "en iyi savunma saldırıdır" şeklinde özetlenebilecek olan bu yöntem de bir tür gri propaganda yöntemi olarak çıkmaktadır karşımıza.

Vatan mı dediniz? Sizi gidi gri propagandacılar sizi...

Bir "gri propagandacı" kül yutmaz. Böyle boş laflara karnı toktur ama bu vatan sözcüğünün toplumda yarattığı güçlü hisler gri propagandacının asabını bozmaktadır. Adeta kendi önünde engel gibidir.

--Çekin şu sözcüğü ! Gri propagandama engel oluyor" der gibidir.

Sadece "Vatan" değil tabii DTP'li *vekillere *olan derin saygı ve sevgisinden dolayı eminim "Mehmetçik" sözcüğüne de bayağı tilt oluyordur gri propagandacılar.

--Güvenlik görevlisi diyelim şuna canım !"

Sadece o mu?

Bayrak, al sancak, ayyıldız ve şehadet gibi sözcükler de eminim ki "pırıltılı sözcükler" alt başlığında değerlendirilecek türden bir gri propaganda biçimidir.


Nereden mi biliyorum?

"O halde toparlar isek belirli bir coğrafyada yaşayan kavimlerin, oymakların toplamını oluşturan halkların/milletlerin yaşam sahasına verilen isimdir VATAN"

deyişinden.

Hem de vatanı büyük harfle yazmış. Kör gözümüze parmağını soka soka öğretmek istemiş bizlere VATAN sözcüğüne aldanmamız gerektiğini.

Ne de olsa alt tarafı bir coğrafya parçası.

Hemi de sözlüğe bakarak tarif etmiş ki, tanımda bir şüphe olmasın.

Alt tarafı bir coğrafya parçası, üst tarafında da oymaklar, kavimler falan yaşar canım.

Çok da möhim değeel...

Böylelikle sözcüğün içindeki ruhu çekip çıkarıvermiş.

İyi de problem şurada: Gri propagandacı VATAN derken bir şey hissetmeyebilir veya onun DTP'li vekiller gibi Pkk borazanlarının haklarını savunmak gibi daha möhim bir ilgi alanı da olabilir amma velakin herkes gri propagandacı gibi olmak zorunda mıdır canım?

Bir gri propagandacıya manasız gelen bir kelime başkasına ve dahası bütün TÜRK milletine pek de manalı geliyor olabilir ve dahası bu VATAN denilen mefhum için TÜRK insanı canını, kanını, aşını ekmeğini feda ediyor olabilir. Ve o millet gri propagandacı gibi bu sözcüğü sözlükten öğrenmemiş bilakis sözlüklere bizatihi kendisi yazdırmış da olabilir.

Yani herkes gri propagandacı gibi düşünmek zorunda mıdır netice itibarıyla?

Düşünmeyenler de "gri propagandacı" olmak zorunda mıdır netice itibarıyla?

Bu da gri propagandanın *"damgalama" alt başlığında değerelendirilecek bir durum yaratmaz mı sonuçta?

Neyse fazla da yüklenmeye gelmiyor gri propagandacıya.

Hemen "kişisel" takılmayın, "özel mesaj" ile attım size cevabı diyerek sahayı terketme manevralarında da üstüne yoktur gri propagandacının. *

Çok hassastırlar canım.

Kendileri herkesi "damgalayacak" hem de en "genellemeli" gri propanadalar ile ama hiç kimse onları eleştirmeyecek.

Dikensiz bir gül bahçesidir istedikleri.


--Söz konusu VATAN ise gerisi teferruattır. *(M.Kemal Atatürk)


Bütün kalbimle sahip çıkıyorum bu söze.

Neyseki hâla kalbim var.

mhmd 04-12-2007 10:40

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. Vatan,

Katılımınız için teşekkür ederim.
Eleştirel yaklaşımınız, doğruyu daha iyi bulmamıza neden olacağına da eminim.
Bizim gözümüzden kaçanları siz, sizin gözünüzden kaçanları biz görebiliriz.
İşin güzelliği de bu olsa gerek.

M. Kemal ATATÜRK, o lafı söylediğinde; zaman, mekan ve olaylar silsilesine bakarak değerlendirilir.
Kanser olduğumuzda aldığımız kemoterapi ve radyoterapi o kişiyi, o an için durumuna binaen hayatını kurtarırken, aynı ilaç ve ışın tedavisi sağlıklı bir insanı sakat bırakabilir veya öldürebilir.
Neyin nerede kullanılacağına ise düşünerek, mantıkla karar verilir, romantik bir şekilde duygularla değil.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 04-12-2007 16:04

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. mhmmd

Ben de size ayrıca teşekkür etmek isterim.
Bana duygusal olduğumu gösterdiğiniz için.
Realiteden kaçarak ne kazanabiliriz ki?

Sonuçta herşeyin bir tanımı var, değil mi?

Vatan: Sınırları belirlenmiş bir toprak parçası
Millet: Onun üstünde yaşayan insanlar topluluğu
Mehmetçik: Asker
Türk: Kürt olmayıp da Türkiye sınırları içinde yaşayan diğer millet
Kürt: Türk olmayıp da Türkiye sınırları içinde yaşayan diğer millet
Türkiye: Şimdilik adını "Türk" milletinden alan ama bilahire batılı dostlarımız tarafından ayrıca isimlendirilecek olan sınırları belirlenmiş bir ülke.
Şehadet: Askerlerin düşman ile çarpışırken hayatını kaybetmesine verilen dinsel içerikli bir adlandırma.
AB: Bizim en sadık dostumuz
ABD: Dosttan da öte babamız, anamız
Bölücülük: Kürtlerin en doğal ülke kurma hakkına bunu istemeyen Türk vatandaşlarının verdiği isim

vb...


Neticede herşeyin yeri var, mekanı var, tarihi var, zemini var.
Ne o öyle, milli mücadele yıllarına ait *"vatan", "bağımsızlık", "Türklük" gibi kavramları kullanıyoruz ki?
Devir değişti artık görmeliyiz bunu.
Artık Amerikanın komşumuz olduğu *bir çağda yaşıyoruz ve *AB'si ABD'si bütün batılı dostlarımızın da hoşuna gitmeyen şeyler söylememeliyiz.
Sonra bütün batılı dostlarmızın hışmını üstümüze çekeriz.

Vatan dediğiniz alt tarafı bir toprak parçası.


Kusura bakmayın ben fazla duygusal takılmışım.
En büyük arzum sizin gibi gerçekleri tanımlayarak, analiz ederek anlama yeteneğine sahip olabilmek.
Ama işte hassasiyetlerim buna engel oluyor.
Tekrar tekrar özür dilerim efendim.
İlk fırsatta sizin gibi realist olacağım.
Umarım affedersiniz beni.

Saygılarımla

mhmd 04-12-2007 17:12

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. Vatan,

Kalbi olduğunu iddia edip de "Neyseki hâla kalbim var.",
Romantik yazılarınızı hatırlatmamız "Bütün kalbimle sahip çıkıyorum bu söze"
Sizde olumsuzluk yarattı ise üzgünüz.
Yazımız/yazımız açıktır. Okuyanların, gerekli düşüncelere sahip olacaklarını düşünüyorum.
Ben, kazan-kazan taraftarıyım. Kazan-kaybet görüşü bu başlığa olduğu gibi hiçbir konuya da ilaç olmaz.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 04-12-2007 17:41

Re: Gri Propaganda..
 
Neyse müsade ederseniz daha fazla saçmalamadan ve başlığı amacından saptırmadan bu "gri propaganda" hakkında kendimce yorumlar yapmak isterim.

Burada asıl önemli olan kitle iletişim araçları.
Özellikle günümüzde yüzlerce tv kanalı, gazete ve daha da ötesi internet gibi kitle iletişim araçları ile yaşamaktayız.

Hal böyle olunca kitle iletişim araçlarına sahip olan her kim ise "gri propaganda"da bir üstünlük sağlamaktadır.

Örneğin bugünün Türkiyesinde hükümet neredeyse kitle iletişim araçlarını %90'ını kontrol etmektedir. Tabii aslında sadece AKP hükümeti değil AKP gibi bir hükümeti ömrü hayatında görmemiş ABD ve AB gibi emperyalistler ülkeler büyük çapta bir medya atağına geçmiş bulunmaktalar.

Nedir bu?

Medya üzerinden Türk milletinin değerlerini eritmek, medya üzerinden DTP ve onun bölücü propagandalarını halka aksettirmek, medya üzerinden Cumhuriyetin temel değerlerini aşındırmak ve "tam bağımsızlıkçı" ruhu yok etmek veya bu değerlere sahip insanları çeteci, katil vb. iftiralarla toplumun gözünden düşürmek vb. binlerce atraksiyonun içinde olduklarını artık kör gözler bile görmektedir.

Türkiye'de şu anda yedi tip yazılı ve görsel basın mevcut.

Birincisi Doğan grubu.

Bu grup hükümet ile girdiği yakın ilişkiler neticesinde ve aldığı bir çok ihale karşılığında hükümete göbekten bağlanmıştır.

Bu grupta hemen hemen AKP aleyhine ihale öncesi dönemler hariç hiçbir olumsuz haber çıkmamakta ve ne kadar Soroscu, Barzanici, DTP'li, sözde demokrat özde hain adam var ise onları kendi TV'lerinde çıkarmaktadır.

İkinci grup Sabah-Atv gibi bifiil TMSF üzerinden hükümete bire bir bağlı olan ve adeta hükümetin resmi yayın organı gibi çalışan Sabah kurumu.

Üçüncü grup ulusalcı/milliciler tarafından fitne fesat grubu olarak adlandırılan F tip yayın organları.

Samanyolu tv, Zaman gezetesi, Bugün gazetesi vb...

Zannedersem son dönemde Kanal A adıyla bir yayın organı daha eklendi bunlara.

Efendim bütün ulusalcı kişi ve kurumlara atılan her türlü iftirayı bu kanallardan pek rahat biçimde izleyebilirsiniz.

Mesela onlara Pkk'lı derler, homo derler, çocuk istismarcısı derler vb...

"CHP'nin seçim otobüsünde fuhuş pazarlığı" haberi bile yaptılar seçim öncesinde.

Yani üstlerine yoktur. Bir numaradırlar.


Dördüncü grup Fox tv, TGRT gibi Murdoch yani bir ABD kuruluşunun sahibi olduğu TV'lerdir.

Beşinci grup ise Star, Kanal 24 gibi zenginliğini İngiltere'deki yaşamına borçlu ve kim olduğu da kamuoyu tarafından bilinmeyen isimlerin sahip olduğu medya kuruluşları.

http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haber...er_119709.aspx

Not: Ayrıca Star grubunun Barzani ile olan ilişkisi geçmişte Yalçın Küçük tarafından ortaya atılmış bir iddia idi.

http://www.youtube.com/watch?v=171B4OfqGjk

Ve altıncısı Karamehmet'in Çukurova grubunun sahip olduğu yayın kuruluşları:

Sky tv, Show tv *gibi.

Ve ufak, marjinal izleyici kitlesi bulunan ulusal/milli karaterli yayın kuruluşları:

Art tv, ATA tv, Başkent TV, Kanal Türk vb


İşte Türkiye'ye karşı gri propagandanın her türüne rastlayabileceğiniz (son iki grup hariç) kitle yayın organlarının durumu budur.

Bu yayın organlarının yürüttüğü propagandaya gri propaganda demek bile çok hafif kalır çünkü artık grisi falan kalmadı düpedüz kara propaganda yürütmekteler.

En son örneği malum Barzani gazetesi Star'da *çıkan Dağlıca taburunun komutanının görevden alındığı yönündeki tamamen yalan olan manşet haber buna örnektir.

Devam edeceğim..

mhmd 04-12-2007 18:32

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. Vatan,

Bütün kalbimle teşekkür ediyorum. Bir paragraf hariç tümüne katılıyorum.
Mutlaka devamını bekliyoruz. Sizlerin yardımı ile gah Sn. okinono'nun tariflediği taraftan gah karşı taraftan köprüler kurulmaya başlandı.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

hornet512 04-12-2007 18:58

Re: Gri Propaganda..
 
sayın mhmmd yazınzı bilgilendirici buldum sağolun
özellikle çok duyduğumuz "Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır" sözü üzerine yazdığınıza katılıyorum. *Kürt kökenli değilim ama nedense bu söz beni rahatsız ediyor.
"Devam edecek..." demişsiniz, devamı varmı?

mhmd 04-12-2007 21:33

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. hornet512,

Biz de kürt kökenli değiliz. Aslını sorarsanız Türk milliyetçiliğinin en radikal yapıldığı bölgedeniz desek yeridir. Hata secere saymaya kalksak birilerinin savunduğu değerlerin vatanına bile çıkmaktadır ya, meselemiz bu da değildir.

Asıl meselemiz, kendimizledir.
Bildiğimiz doğruların yanlış, yanlışların doğruluğundandır.
Gösterilen hedeflerin yokluğu, yok olduğunu düşündüğümüz hedeflerin varlığındandır.

Sitemiz, din ve felsefe sitesidir.
Yazılarımız ise din ve felsefenin oldukça uzağından geçtiği sanılmaktadır.
Oysa ki, günümüz değerlerinin ne kadar hoyratça ve yanlı olarak aktarıldığını verirken.
Aslında yüzyıllar öncesinin değerlerine ve o değerlerin aktarımına, neler olabilirliği hakkında da düşündürmeye çalışırız.

Bir tefsir dersinde, çok kıymet verdiğim bir hocamızın sözünü aktarmak isterim.
"Asıl olan, haktır, adalettir. Dinler bile bu alemde adaleti ve hakkı sağlamak üzere vardır"
Bu sözden yola çıkarsak dinlerin bir araç olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Amacımız ise açıktır.
Güzellik, doğruluk, hak, adalet.
Başlığımızı ve konumuza uygun bir de slogan üretirsek *:wink:
Söz konusu hak ve adaletse gerisi teferruattır. *:)

Fırsat buldukça yazılarımızı sürdürmeye çabalayacağız.
Biz çalışacağız, gerisi bizi aşar.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 05-12-2007 03:18

Re: Gri Propaganda..
 
CNN-Türk ve Soroscu TESEV güdümlü programların baş aktörü *NTV 'yi de unutmayalım.
Özellikle bu iki televizyon tam anlamıyla birer kara propaganda araçları gibi çalışmaktalar.

Evet, gördüğünüz gibi durum hiçte iç açıcı değildir.

Peki nasıl çalışır bunlar? Nasıl kara propagandanın baş aktörleri haline gelmişlerdir ve nasıl bu kadar pervasızca Türk milletinin gözünün içine baka baka Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne apaçık saldıran yayınlar yapmaktalar?

Herşeyden önce AKP iktidarı ile parelel olarak bu yayın organlarının çoştuklarını unutmayalım.
Propaganda biçimleri oldukça çeşitlilik göstermektedir.

Mesela anketler.
İlginçtir ama bu tv'ler Tesev gibi Soros vakıflarının belirli propaganda amaçlarına yönelik anketlerini adeta bir sansasyon havasında yayınlamakta ve yayınladıkları bu anketler ile hedefledikleri amaç doğrultusunda bir kamuoyu yaratma konusunda eşsiz hüner göstermekteler.

Bunun en son örneği malum "türban" anketi oldu.

http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=238781

Hatırlarsınız seçimlerden önce de bir "türban" anketi yapılmış ama ne ilginçtir ki o ankette çıkan sonuçlar bu son anketin tam tersi olarak gösterilmişti.

Yani son ankete göre türbanlı sayısında AKP döneminde 4 kat artış var iken
22 Temmuz seçimlerinden önce yapılan ankette türbanlı sayısında azalma gösterilmişti.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=116766

Anketi kimin yaptığının burada bir önemi yok aslında. Asıl önemli olan bu tip anketlerin bu bağımlı ve güdümlü yazılı ve görsel medya kuruluşları tarafından nasıl propaganda aracı olarak kullanıldığı. Daha doğrusu anketlerin kullanılarak kamuoyunun belirli bir fikre inandırılmaya veya yönlendirilmeye çalışılması.

Efendim, seçimden önce türbanlı sayısındaki azalmaya dikkat çekilerek halka irtica tehdidi olmadığını kanıtlayarak AKP'ye yönelik tedirginliklerin giderilmesine çalışılırken şimdide toplumda tekrar alevlendirilmek istenen bir "türban" tartışmasının önünü açmak için kullanılmakta.

Peki neden toplum tekrar "türban" odaklı bir tartışmanın içine çekilmek istenir?

Çünkü son dönemlerde Türk milleti pkk'lı ihanet şebekelerinin saldırıları ile gündeme gelen PKK-terör konusunda neredeyse tam anlamıyla kenetlenmiş durumdadır.

Türkiye'nin 81 vilayetinde 7'den 70'e herkes büyük bir tepki ile Pkk'ya ve onu destekleyen emperyalistlere karşı yekvücud olmuşlardır. Hatta öyleki bu tepki Hakkari ve Gabar dağları eteklerine kadar uzanmıştır.

http://www.haber10.com/haber/99953/

İşte Türk milletinin kendi ordusunu, mehmetçiğini bu kadar büyük bir içtenlikle bağrına bastığı ve vatanın bölünmez bütünlüğünü konusunda taviz vermeyediğini ve her birinin gerekirse birer mehmetçik olarak seve seve şehadete koşacağını görenler böylesine bir kenetlenmenin huzursuzluğunu toplumun içine bir "türban" nifağı sokarak toplumu bitmek bilmez yapay *tartışmalara ve bölünmelere itmek istemektedirler.

Bunun ilk adımını RTE ödül alamayan bir türbanlı öğrenciye (bu şovun gereği olarak) sahip çıkarak atmıştır.

Sözümona ağlayan bir ufak kız çocuğu kullanılarak ve onun ağlaması bir mazlumculuk siyasetine alet edilerek ve sahte şefkat gösterileri düzenleyerek adeta toplum tekrar eskisi gibi "türban" odaklı tartışmaların içine itilmek istenmiştir. Bu provakasyonun baş aktörü de bizzat başbakanın ta kendisi olmuştur.

Ama aynı başbakan dini baskılar nedeniyle okulundan uzaklaşmak zorunda kalan kız öğrencilere sahip çıkmamıştır.

http://www.ntvmsnbc.com/news/427054.asp

Görüldüğü gibi başbakan mağdura ve mazluma sahip çıkmak gibi bir niyetle değil tamamen kendi provakatif siyasetinin gereği olarak bu "sahip çıkma" hareketinde bulunmaktadır.
Eğer mesele mağduriyet olsa idi bütün ülkenin başbakanı olması sebebiyle dini baskılar nedeniyle okullarından uzaklaşmak zorunda kalan öğrencilere de sahip çıkardı.

Bu olayın hemen peşinden türban anketi yapılarak toplumda türbanlı sayısının 4 kat arttığının dile getirilmesi ve bunun bu işbirlikçi, bağımlı ve güdümlü medyada bir propaganda malzemesi olarak kullanılması hiç de rastlantı değildir.

Bu son anket olayı bile bize anketler yolu ile yapılan "kara propaganda"nın en sıradan örneğini sunmaktadır.

Tabii bu tip anketlerin bir çok konuda yapılmaktadır.

Mesela "Türkiye'de kaç tane Kürt var, kaç kişinin ana dili Kürtçe" anketi.

http://www.aktuelbakis.com/news/822.html

Bakın hele şu çıkan sonuçlara:

yüzde 78.1 Türk, yüzde 13.4 Kürt, yüzde 1.5 Laz ve Türkmen.

Gördünüz mü? Konda bir anklet yoluyla toplumu Türk-Kürt-Laz-Türkmen diye bölüvermiş hemencecik.

Peki bunu neye dayanarak söyleyebiliyor?

Yani Türk olmak Kürt-Laz olmak gibi ayrı bir etniste oluyor ve Kürt-Laz-Türkmen olmak Türk olmamak anlamına geliyor.

Allah allah.. Bu Konda'yı aşan bir yorumdur halbuki.
Yani nedir Kürt olmak diye sorsan Konda buna cevap verebilir mi?

Bence bir Türk-Turan boyudur Kürtlük.

Konda bunun aksini ispatlayabilir mi? Veya Konda bunun aksini ispatlamadan nasıl olur da toplumu böyle etnisteye göre bölerek anket yapma hakkını bulur kendinde. Hem de bilimsel olduğunu iddia ederek.

Neymiş efendim "ana dil" kriter alınmış.

Özrü kabahatinden büyük.

"Sen Kürt müsün Türk müsün" diye soracak ama vatandaştan tokat gibi cevap alacak diye korkmuşlar onun yerine çaktırmadan, dolambaçlı, sinsi bir yöntem ile onların ana dillerini sorup oradan da Kürt oldukları yorumunu kendileri çıkartmışlar. Yani ortada "ben Kürdüm" diyen de yok böyle bir soru da yok.

Sormuşlar "ana dilin nedir" diye, "Kürtçedir" diyenleri hemen Kürt diye yazmışlar.

İyi de ana dilim Kürtçedir diyenlere sor bakalım kendisini en iyi hangi dilde ifade ediyor diye.

Sordun mu?

Ya o insanlar Kürtçeden çok daha etkili ve akıcı bir şekilde Türkçe konuşuyor ve Kürtçe dertlerini anlatmakta zorluk çekiyor ama Türkçe şakır şakır konuşuyorsa veya kendi aralarındaki konuşmaların %90'ı Türkçe ise o zaman ana dillleri Kürtçe midir Türkçe midir?

Burada defalarca dile getidiğim gibi "ana dil" anadan öğrenilen dil değildir, kişilerin kendilerini en rahat, en etkili, en akıcı bir şekilde ifade ettikleri dildir.

Hadi onu geçtik, madem "dil" konusunu kriter alıyorsun o zaman Kürtçe konuşan bu insanlar Kürtçe konuştuğu için Kürt oluyor da Türkçe de konuştuğu için aynı zamanda neden Türk olamıyor?

Yani bir mani mi var hem Kürt hem TÜRK olmalarında? İllaki ya Kürt ya Türk olmak zorunda mıdır?


O kadar ileri gitmişler ki Türkmeni bile ayırmışlar Türk'ten.

İşte ben buna bal gibi hem de göstere göstere yapılan "kara propaganda" derim.

Tabii bu anket daha hazırlık aşaması. İkinci aşama da bu işbirlikçi, AB-D'ci, Soroscu, Barzanici tv'lerde bu anketin sansasyonal bir anketmiş gibi yayınlanması ile "kara propaganda" ciddi ciddi amacına ulaşır da.

Artık hekesin aklına tek bir TÜRK milletini etnisteye göre bölerek düşünme alışkanlığını yerleştirmişsindir.

Onlara Ozan Arif'ten muhteşem bir parça ile cevabımızı verelim:

Hasan, Haso olmuşsa bu bir fark mıdır yani? (Ozan Arif)

http://www.youtube.com/watch?v=nyrM2tcrD08


Tabii bu anketörlerin bir de Aleviler ile ilgili çalışmaları var ki evlere şenlik.

O da Alevileri AB'nin isteği doğrultusunda "azınlık" gösterme amacı ile yapılmıştı.

Aleviler birbirlerine sorup öğrenmeye çalışıyorlardı "KONDA size uğradı mı?" nereden çıkarttı bu rakamları falan diye :)



Devam edecek...

InVitatio 05-12-2007 04:34

Re: Gri Propaganda..
 

Vatan, gönüllerin bir olabildigi yerdir
ayaklari anadolunun kizil topragina basip kollarini insanliga acabilen arkadaslar dinlesin....


http://www.youtube.com/watch?v=QwQXz...eature=related


Not : eger "anlamiyorsaniz" kulaklariniz ile degil , bir'de gönlünüz ile dinlemeyi deneyin

Vatan 08-12-2007 03:33

Re: Gri Propaganda..
 
Evet, ilk bölümde anketlerin "kara propaganda" aracı olarak nasıl kullanıldıklaırnı ve son güncel "türban" anketinin de aynı şekilde bu amaca hizmet ettiğini göstermeye çalıştım.

Şimdi özellikle üzerinde durmak istediğim konu bu kara propagandanın "değerleri" nasıl kullandığıdır.

Evet kara propaganda aynı zamanda bir değerler istismarcısıdır.

Toplumda yerleşik tarihi ve kültürel ne kadar değer var ise bu propaganda biçimi bu değerleri alır ve kendi lehine olacak şekilde hedefini imha etmek için kullanır.

Bunların içinde en temel tarihsel ve kültürel değerlerden olan din gelir.

Hem bireysel hem de toplumsal yaşama yön veren, onu şekilldendiren ve ona bir öz kanadıran din de kara propagandıcaların kullandığı bir silaha dönüşür.

Din bizim gibi nüfusunun çoğunluğu müslüman olan bir toplumda neredeyse başat bir role sahiptir "değer" üretme konusunda.

Çok yönlü bir konudur. Bir kaç cümle ile geçiştirilecek gibi değildir.
Kara propagandacının toplumu bölmek, onu kendi istediği hedefler doğrultusunda yönlendirmek ve hatta devlete karşı veya devletin kurumlarına karşı olan güveni yıkmak vb. ülkeyi güçsüzleştirecek ve kendi hizmetine sokacak bir amacı sağlama konusunda eşisiz bir oyun alanı haline gelir din.

Özellikle Türkiye için biz bunu adeta gözlerimizin önünde cereyan edecek kadar canlı izlemekteyiz.

Kara propagandacıların Türkiye'de dini kendi amaçlarına ulaşma konusunda kullandıkları en büyük araçları "tarikatler", "cemaatler" olmuştur.

Hemen hemen emperyalistlere hizmet etmeyen bir tarikat veya cemaat kalmamıştır.

Tarikatlerin gücü onların ruhani liderlerinde yatmaktadır. En somut anlamı ile bu "mehdilik" kurumu olmuştur.

Adeta bir peygamber gibi peşinden gidilen bu insanlar ellerine çok büyük ekonomik, sosyal ve siyasi gücü toplamışlardır.

İşte kara propagandacılar bu ruhani liderler yoluyla yani onlara bizzat hizmet eden ve kelimenin tam anlamı ile "işbirlikçi" olan *bu kişiler yolu ile kestirmeden, hiç yorulmadan toplumun geniş kesimini yönlendirebilmektedirler.

Peki nasıl yapmaktadırlar bunu?

Geleneksel, yerleşik dinsel-kültürel yaşamı bizzat bu işbirlikçilerinin organizasyonları ile yıkarak.

Düşünün eskiden Türkiye'de oldukça masumane ve hoş bir dinsel kültürel bir yaşam biçimi vardı.
Bu en saf *haliyle halkın kendi dini inancını yine kendi belirlediği sınırlar içinde yaşayarak ama daha çok o inançtan bir *kültür üreterek yaşadığı ve dinin bu yönüyle toplumsal dayanışmayı perçinlediği, insanlara güzel insani değerleri öğrettiği (yardımlaşma, ahde vefa, büyüklere saygı vb.) bir olgu olarak karşımıza çıktığı bir dinsel-kültürel iklimdi bu.

Fakat bu tarikatlerin büyümesi ile sıradan halkın kendince yaşadığı dinsel yaşam küçümsenmeye, horlanmaya ve eksik görülmeye başlandı.
Adeta halkın inançları ile dalga geçildi.
Din sadece emir ve yasaklar bağlamında katı kurallar bütünü olarak algılatıldı ve dinin o manevi özü kaybettirildi, adeta içi boşaltıldı.

Ve tarikatler yoluyla etki altına alınan halka şu mesaj verildi:

Dinini yaşamak mı istiyorsun?

O zaman kaynağı Kuran olan bu emirleri harfiyen uygulayacaksın.

Ve ortaya sadece emirlerden ibaret tamamen şekilci bir din çıkartıldı.
Bunu en uç örneği de türban oldu.

Evet "türban" tek başına bu toplumu bölmek için ortaya konulmuş bir nifak idi.
Bunu bu günlerde çok daha net olarak anlıyoruz.

Tam toplum kenetlenmiş iken tekrar "türban" kavgasına yapay bir biçimde itilmeye çalışılması adeta daha önceden net olarak göremediğimiz bu durumu bize çok açık bir şekilde göstermektedir.

Burada kasıt vardır.

Bu türban konusu tamamen "toplumu bölmek" için karar propagandacıların kullandığı bir araç haline gelmiştir.

Bunun başlangıcı da dinin siyasallaşma sürecine denk düşer.

Siyasallaştırılan İslam, Cumhuriyetin temel ilkeleri ile ters düşünce adeta bir refleks tepki olarak ortaya çıkan türban yasağı kendi karşı-refleks tepkilerini üreterek toplmu derin bir biçimde bölmüştür.

Genel anlamıyla sorunun kaynağı islamın siyasallaştırılma çabalarında yatar.

Peki ama kim İslam'ı siyasallaştırdı?

Cevabı bence çok açık:

Emperyalistlerin kuklası haline gelmiş olan ve mehdilik yoluyla tepeden aşağıya tek adam sistemi içinde yönetilen tarikat ve cemaatler.

Bunların başında da İngilizlerin kullandığı Nakşibendilik ile Amerikalıların kullandığı Nurculuk gelmektedir.

Bu bağlamda Prens Charles'in müslüman olması espirisi de yerine oturmaktadır.

Bu da bu kara propagandanın içinde ayrı bir detay olarak karşımıza çıkar.

Napolyon da *Mısır halkını kendi kontrolüne almak için onlara "Ben de bir Müslümanım" demiş ve Mısır halkını İslamın zaferi için savaştığına ikna etmişti. Hatta o kadar ki, Mısır'ı bile Tanrı'nın emriyle İslam davasına hizmet etmek için işgal ettiğini söylemişti.

Halbuki Napolyon dinlere inanmazdı.

Bizzat Napolyon'un kendi ağından okuyalım:

"...Bana Papalık taraftarı olduğumu söyleyeceklerdir; hayır ben hiçbir dine inanmam. Mısır'da iken Müslümandım, burada Katolik olabilirim. Ben dinlere inanmıyorum"

(İlhan Arsel-Arap Milliyetçiliği ve Türkler--Historie de Libre-Pensee, *Paris-1959 kitabından alıntı ile)

Ne dersiniz, *Prens Charles'in müslüman olması ile Napolyon'un müslüman olması arasında "amaçlar" açısında bir fark var mı sizce?

Bu din-islam konusuna devam edeceğim ve peşinden "vatan", "mehmetçik", "millet", "Türklük" vb. bu toplumu diri tutan ve ona ruh veren diğer değerlerin de nasıl aşındırılmaya çalışıldığını anlatacağım.

3.yol 08-12-2007 04:25

Re: Gri Propaganda..
 
Sevgili Vatan,
Guzel ifade etmissin. Ben de senin belirttigin turban hakkinda yapilan arastirmalarin sonuclarindaki tezati tesbit etmistim onceden. Yanlis hatirlamiyorsam ilk arastirmanin sonucu , yani turbanlilarin sayilarinin RTE hukumeti zamaninda azaldigini belirten arastirma Radikal gazetesinde yayimlanmisti. Halbuki arastirmanin yapildigi zaman sureleri icinde Turkiye'ye her gelisimde sokakta bu insanlarin sayisinin arttigini gozlemlemistim. Herhalde benim hatamdir arastirma daha dogrudur diye dusunmustum o zamanlar. Simdi ise diger arastirmayi okuyunca tamamen propaganda oldugunu anlamistim. Bakalim daha nelere sahit olacagiz.

Saygilar,

mhmd 08-12-2007 13:00

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. Vatan,

Katkılarınızın, ezici bir çoğunluğuna katılıyorum. Siyasi yönlerden vermiş olduğum örneklemeler dışsal çerçevedir. Amacımız olan içsel çerçeveyi de aşağı yukarı sizler çizmektesiniz.

Sizin kaldığınız yerden bizler devam edelim.

"Reddin elde edilmesi: Bu teknik, bir fikrin nefret edilen, korkulan veya küçük görülen bir grupta pöpüler olduğu imajının verilmesiyle bu fikrin reddinin temin edilmesinin içerir. Dolayısıyla eğer, nefret edilen veya küçük görülen bir grup insanın da aynı fikri savunduğu inandırılırsa hedef kitle bu görüşü terk eder."

Irk olarak belirli bir özelliği taşıyan herkes biyolojik olarak benzerdir. Ancak bu benzerlir fikirsel ve eylemsel olarak da benzer anlamı taşımaz.

Bir üst paragrafta verdiğimiz siyasal örneği inançsal düzlemde verir isek; Aynı inanç silsilesini taşıyan insanlar benzerdir, ancak bu benzerlik fikirsel ve eylemsel olarak da benzer anlamı taşımaz diyebiliriz.

Bu böyledir ancak gerçekte, hükmedenlerin kat edeceği yolları açma uğruna, Reddin elde edilmesi tekniği vazgeçilmez olmuştur.

Siyasi olarak bir kısım ayrılıkçı ve teröristleri bahane edilerek, Kürt ırkının tamamı ayrılıkçı ve/veya terörist olarak gösterilir.
"Kürt müsün, PKK lısın"
Her ırkta bulunan kişisel özellikler, hedefteki ırk için genelleştirilir;
"Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete"

İçsel tablo da farklı olmaz.
Kişisel yanlışlar genelleştirilir.
Dün akşam televizyonda, bilmem ne şeyhinin kadınlara cinsel tacizi gösterilir.
Bir gurubun hataları verilir.
Bilmem hangi tarihte, Aczimendiler, ellerinde 2 metrelik sopalar ile yürürken çekilir. Bilmem hangi tarikatın inanırları uzun saçları ile kendilerince zikrederken yayınlanır.

Amaç farklı değildir aslında. Verilmek istenen mesaj açık ve nettir.
Hem siyasal hem de inançsal olarak insanları küçük bir gurubun yanlışlarını göstererek o kişi ve guruptan nefret ettirmek sonrası ise genel ve mutedil amaçları da nefret ettirmektir.

Güneydoğuda yaşayan insanlarımıza aş, ekmek, iş dediğimizde.
Aman haaa, PKK ya yardım mı?
Eğitimlerini düzgün ve eşitlikçi bir şekilde verelim dediğimizde.
Kardeşim ne verirsen ver bunların hepsi böyle, nato mermer nato kafa. Der.

İnançlarını yaşamaya çalışan insanlara da gösterilen tarikat ve şeyh bozmalarının çekimleri ile, esasta.
İnanç sisteminin ne kadar boş ve yanlış olduğu imalanır.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 09-12-2007 03:30

Re: Gri Propaganda..
 
Alıntı:

ucuncuyol";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 102424)
Sevgili Vatan,
Guzel ifade etmissin. Ben de senin belirttigin turban hakkinda yapilan arastirmalarin sonuclarindaki tezati tesbit etmistim onceden. Yanlis hatirlamiyorsam ilk arastirmanin sonucu , yani turbanlilarin sayilarinin RTE hukumeti zamaninda azaldigini belirten arastirma Radikal gazetesinde yayimlanmisti. Halbuki arastirmanin yapildigi zaman sureleri icinde Turkiye'ye her gelisimde sokakta bu insanlarin sayisinin arttigini gozlemlemistim. Herhalde benim hatamdir arastirma daha dogrudur diye dusunmustum o zamanlar. Simdi ise diger arastirmayi okuyunca tamamen propaganda oldugunu anlamistim. Bakalim daha nelere sahit olacagiz.

Saygilar,

Sevgili ücüncüyol

Sokaklarda türban sayısının arttığını gözlemlemeyen bir kişi bile yoktur ama işte bizler artık kendi gözlemlerimize değil bize sunulanlara inanmak zorunda bırakılıyoruz hem de en "bilimsel" yöntemlerle.

Anketlerin hepsi "bilimsel olarak" yapılıyormuş gibi sunulur. İşte yok hata payları yok dağılım frekanslar yok bilmem ne sapmaları yok örnekleme yöntemleri vb... bir çok allandırılmış pullandırılmış ifadeler ile önümüze konulmakta bu anketler. Bu sözde araştırma şirketleri bu şekilde bizlere "bakın bilimsel olarak bulduk sonuçları eğer karşı çıkarsanız bilime karşı çıkmış olursunuz" der gibi küstahca yaklaşırlar her daim.

Fakat gelin görün ki, yaptıkları araştırmaların "bilimsellik" ile hiç ilgisi de yoktur.
Herkesin bildiği gibi anketlerde sorulan sorular öyle bir ayarlamaya tabi tutulur ki, sonuç her daim araştırmacının istediği gibi ortaya çıkar. Anketçiler her ne kadar kendi
yaptıklarına "araştırma" deseler de ortaya çıkan sonuç bir araştırma ürünü olmaktan uzaktır.
İşte en basiti ile Türkiye'deki etnik kimlik anketleri bu tip anketçilerin çok iyi bildikleri hileler ile yapılır.

Eğer soruyu "siz Kürt müsün Türk müsünüz" diye sorarsanız o zaman cevap da ya Kürt ya Türk olarak alınacaktır. Çünkü üçüncü bir şık ortaya konulmaz. Yani hem Türk hem Kürt olma seçeneğini sunmazlar "denekler"e.

Evet, deneklere diyorum çünkü onlar için insanlar "denek"tir.

Veya "ana diliniz nedir" diye sorarlar ve "Kürtçe" diyenleri de hemen Kürt olarak sınıflandırılar.

Yani direkt sorduklarında alacakları tokat gibi cevaplardan kurtulmanın sinsi bir yöntemidir bu tip endirekt sorular sormak ve üzerinden ikincil yorum çıkartma çabaları.

Bir de kişiler kendi iradeleri ile kendi kimliklerini sınırsızca seçme şansına sahiplermiş gibi kişilerin kendi beyanlarını nihai gerçeklik gibi ele alırlar.

Ben 80 bin kere "ben Almanım" dersem bu beni Alman yapar mı?

Alman olup olmamam tamamıyla kendi isteğime göre mi oluşur?

Kimlik konusu sadece bireysel tercih konusu mudur?

Ve bunun gibi *yüzlerce çözülmesi gereken konu her daim askıdadır ve bu güdümlü "anketörler" sanki bütün bunları çözmüş gibi hedefledikleri siyasi propagandaya uygun biçimde sonuçlar ürettirler ve 80 ayrı Tv ve gazeteden de bu anketler adeta bir sansasyonal haber gibi duyrulur ve üzerine saatlerce süren tartışmalar yapılır. Yani anket iyice yedirilerek sunulur topluma.
Düşünsenize TESEV bir anket yapıyor ve sonuçları her TV'de saatlerce süren açık oturumlarda tartışılıyor. Yani anket sonuçları adeta topluma "kabul etmek zorunda olduğu" ve buna göre düşünmek zorunda olduğu en kati bilimsel verilermiş gibi sunuluyor.


Sorsan "ana dil nedir" diye bilmezler. Sorsan "Kürt nedir" diye bilmezler. Sorsan "etnisite nedir" diye bilmezler ama bu kavramlar üzerinden siyasi sonuç üretecek hinoğlu hinlikleri bilme konusunda üstlerine yoktur.


Bakın bu anketlerin arkasında da genellikle ya TESEV gibi Soros'tan mali yardım aldığını bizzat yöneticileri tarafından açıklanmış kuruluşlar vardır ya da bizzat AB *tarafından fonlanan ve bu yüzden onların istediği gibi sonuçlar üreten yerli araştırma şirketleri vardır.

Not: Soros'un Türkiye'deki merkezi kuruluşu Açık Toplum Enstitüsüdür.
http://www.osiaf.org.tr/

Daha önce de Alevileri azınlık gibi gösteren anketler yapmışlardı.
Peki neden AB'nin hedefleri doğrultusunda azınlık gibi göstermek istediler?
Çünkü adamlar bütünü parçalamak istiyor da ondan.
Azınlık olan bütünden ayrı olandır.
Bir ülkeyi bölmenin ilk aşaması o ülkede yaşayan milleti bölmektir. Toprak bölünmesi daha sonra gelen bir sonuçtur.

İşte yaptıkları da budur. Milletin öz evlatlarını "azınlık" göstererek onları bütüne yabancılaştırmak ve bütünden bir parça daha koparmış olmanın zaferini yaşamak. Böylece bir taraftan kendi milletine yabancılaşan ve kendi ülkesinde yabancı gibi yaşayan insanlara onların içine düştüğü sahipsizlik ve aidiyet bunalımından çıkaracakları ümidiyle yardım ederek onları kendilerinin kolay yönetebilecekleri bir kitle haline getirmek ve onları kullanarak ulusal devlete baskı yapmak. (Bakın 1. ve II. Meşrutiyete ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız)

Bugün için bir çok TÜRK Kürdü artık bu topraklarda "yabancı" gibi yaşamakta ve her sıkıştığında da AB kapılarında onlardan "hak dilenciliği" yapmaktalar.

Kendi ulusal devletlerine karşı AB kapılarını aşındırmakta ve ABD'nin büyükelçisinin kahvaltı masalarında ulusal devletlerine ve kendi öz yurtlarına karşı ihanete varan konuşmalar yapmaktalar.

İşte bütün bunlar uzun yıllar boyu süren bir milleti "ayrıştırma" politikalarının ve bunun parelelinde giden propagandaların sonucudur. Sonuçta bütün bu poltikalar birer emperyalist projedir ve emperyalizm ile "ulus devlet" arasındaki çatışmaları göremeyenler bunun farkına da varamazlar.

Artık bu insanlar Almanya'da yaşayan Türkler kadar kendi yaşadıkları topraklara yabancıdırlar.
Bu onların kendi tercihleri oldu ve şimdi bu tercihilerinin en maraz sonuçlarına da katlanmak zorunda kalmaktalar. Durum onlar için bir psikiyatri kliniğine gitmek zorunda kalacakları kadar dramatiktir.

İlerleyen yazılarımda *Türkiye'yi bir örümcek ağı gibi saran emperyalist merkezli yönetilen
"sivil toplum örgütlerine" ve bunların nasıl birer "kara propaganda" aracı olarak kullanıldığına da değinmek istiyorum.

mhmd 09-12-2007 12:27

Re: Gri Propaganda..
 
"Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur"

Gerçekten de durum bu mudur?
Uluslararası ilişkiler ve toplumsal yapılara baktığımızda, dünya coğrafyasında, dengenin ve çıkarların güç ve etkin eylemsellik ile devamlı bir şekilde değiştiğini görmekteyiz.
Daha açık anlatım ile bu gün faydalı bir edinim için riske edeceğimiz şeyleri, yarın faydasız bir hal alması ile riske etmeyebiliriz. Yani her daim bu dengelerde rasyonelli aranmaktadır.
Rasyonelliği biraz araştırır isek;
"Rasyonellik, akılcılık ya da usçuluk anlamında felsefi terim ve önerme. Duyusal deneyimi ikincil kılar ve dahası önemsizleştirir. Deneyciliğe ( amprisizm ) karşı, gerçek bilginin deney-dışı bir yapıya sahip olduğunu ve akla dayandığını ileri sürer. Tümdengelimli düşünce yöntemine dayanır."
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Rasyonellik

Gerçi, rasyonellik kavramının bilinmesi ve öğreti halini alması ancak birkaç yüz yıllık bir olay olmasına karşın, insanın var oluş gününden itibaren görüldüğü anlaşılmaktadır.

Uluslararası ilişkilerdeki bu kuramı göz önüne alırsak, üretmiş olduğumuz slogan;
"Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur." doğrudur.

Ancak, bu slogan, bu gerçekliği ortaya koyma amacı taşımaz. Bu sloganın bireysel amacı korku, toplumsal amacı yanlızlaştırmak, genel amacı ise toplumu, baskıcı bir zümrenin eylemlerine mecbur kılmaktır.

Korkuya başvurma:Korkuya başvurma genel nüfusta korku yaratarak bir konuya destek sağlamayı amaçlar. Örneğin, Joseph Göbbels Teodore Kaufman'nın Almanya yok olmalı sözlerini kullanarak Müteffiklerin Alman halkını yok etmeyi amaçladığını iddia etmiştir

Kendi sloganımızı biraz daha açalım.
Bu slogan ne zaman ve kimlere karşı kullanılmaktadır.

Ülkenin, uluslararası toplumlara ve kurallara adaptasyon süreçlerinde (A.B., NATO v.s.)
Komşu ülkeler ile bağlaşık kurulma zamanlarında, (Türk Cumhuriyetleri, Rusya v.s.)
Her zaman sorunlu olan uluslararası sorunlarda değişik düzlemlerde yapılan yeniliklerde. (Kıbrıs, Ermeni sorunu v.s.) *
Uluslararası, büyük ekonomik projelerde (Petrol boru hatları, Doğalgaz hatları, enerji transferleri v.s.)
İç politikada yapılan büyük değişiklerde (Devletçi politikadan liberal politikalara geçişte, İthal ikamesinden, ithalat ağırlıklı alıma geçiş v.s.)
Gibi olayların eşiğinde toplum üzerinde, korku yaratmak ve yanlızlaştırmak amaçlı olarak bol bol kullanılmıştır.

Gün gelmiştir Milliyetçi taraf, milli duygular ile kullanmıştır. Gün gelmiştir Sosyalist taraf, yurtseverlik adına kullanmıştır. Lakin her iki taraf da bol bol bu sloganı, kendi izdüşümlerine uygun vasıflarda ve toplumu kendilerine çekme gayesi ile kullanmıştır.
Günün anlam ve önemine binaen bu sloganın türevleri de çıkmıştır.
"Domuzdan post, Almandan dost olmaz."
"Yunanla girme kola, sokarlar hançer sonra." v.s.

Sonuç olarak diyebiliriz ki;
Rasyonellik temelinde olan uluslararası ilişkilerde; dostluk, yarenlik, kardeşlik, ağabeylik olamayacağı gibi, ezeli düşmanlık, kin ve nefret gibi duygusal terimlere de yer verilmez.
Bu temelde, içerik olarak doğru olan "Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur." sloganımızın üreticileri bunu, Gri propagandanın bir amacı için, korku üretmek, yalnızlaştırmak ve böylece baskıcı iç egemen kuvvetlerin yönetimine istekli topluluklar var etmek amacıyla kullanmışlardır.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd 10-12-2007 14:05

Re: Gri Propaganda..
 
"Ya Sev, Ya Terket"

Üçüncü bir şık var mıdır?
Terketmeden, az sevebilir miyiz?
Hem sevip hem terketmek enayilik mi olur?
Sevmeden kalınmıyor mu?
.
.
Az pilav üstü döner gibi oldu ya neyse.

Cümlemizde, esas sorunun sevgi olduğu gibi bir izlenim verilerek, karşılığı belirlenmiş.
Kaldı ki; sevgi, subjektif bir kavram olmasına rağmen verilmiş. Özellikle verilmiş.

Dün akşam, "Bir Tutam Baharat" isimli bir film seyrettim. Seyretmemiş olan arkadaşlar için tavsiye ederim mutlaka seyredilmesi gereken bir film.
Satır aralarında pek çok propaganda gidip gelmekte. Ancak öz olarak bence güzel bir film.
İstanbullu Rum bir ailenin hayatını konu almışlar. Yıllar öncesinde başlayan acılar elemler ve göç. Gidilen yerde yabancılık duygusu ve memleket özlemi. İstanbul özlemi. İstanbul'da kalan ve orayı terketmeyen büyükbaba ve ailenin çocuğu arasındaki ilişkiler.
Lafı uzatmayayım.
Orda da aynı konu üzerinde durulmakta. Ve iki şıklı çok basit bir tercih yapılmakta.
"-Ya Müslüman ol, ya terket...."
Kıbrıs çıkarması yıllarında, göçmeye zorlanan bir gayrımüslüm aileye söylenen de aynı.
"-Ya bizdensin ya düşman..."

"Nedeni aşırı basitleştirmek: Karmaşık sosyal, politik, ekonomik veya askerî sorunlara popüler genellemelerle cevap vermek."

Evet, ulaşılmak istenen sonuç için uygulanan çok basit bir propaganda örneğidir bu örnek.
Ve olguların temeline inilemez, sorgulanamaz, suçlu bulunamaz kılmak için ön kabul ile sonuca direkt varmanın bir tezahürüdür.

Niçin, terk etmemiz istenmektedir?
Sorun nedir?
Bu sorunun nedeni/nedenleri nelerdir?
Bu sorun nasıl çözülür?
.
.
Gibi mantıklı, objektif, adil, hakkaniyet ölçüsünde olan ve fakat belki biraz uzun süreli lakin çok uğraş verilen bir yol izlemek gerektirir.
Bu yola baş koyduğunuz zaman, sorumluları ve sorunları bulacak dürüstlük gerekir.
Hem kendimizin hem karşımızdakinin faydasını sağlayacak kadar akıllı olmak gerekir.
Gerekirse kendi lokmasından kopartıp karşındakine hakkını teslim edebilecek cesaret gerekir.
Velhasıl kelam gerekir de gerekir!
Sonuç.
Sonuç mükemmeldir.
Belki kayıplı, yaralı, biraz yoksulca ama başı dimdik ve kimseye ve hiçbir şeye karşı eyvallahı olmayan bir duruş.

Ama bizim bu kadar uğraş verecek zamanımız yoktur!
Biz haklıyız!
Biz harici herkes haksızdır!
Bu yüzden bizim dediğimiz gibi olacaktır.
Başkasının durumu bizi ilgilendirmez.
Kesin bir sonuç vardır bunda.
Diretmeye de lüzum yoktur.

"-Ey ulu yıldız." der Zerdüşt.
"-Aydınlattıkların olmasaydı! Ne olurdu senin mutluluğun?"
Kaynak, Böyle Buyurdu Zerdüşt, F. Nietzche, 3.s.

Aydınlattıkların olmasaydı?

Yönetici erk olarak, aydınlatılanlar ne derece önemliyse, davranışlar da o derece önemli olmalıdır.
Bu şu sonucu da kendiliğinden üretir.
Aydınlatılanlar olmadığı sürece ULU YILDIZın bir anlamı yoktur.

Nedenleri aşırı basitlerşirip sonuç almak, kısa dönemde çok kesin ve tatminkardır.
Hatta bu sonuçlar oldukça da parlaktır ilk zamanlar.
Ancak bu yöntemin en büyük düşmanı zamandır.
Zaman geçtikçe önce parlaklık söner, sonra kesin olan sonuçlar muğlaklaşır, işler karışır ve içinden çıkılamayacak duruma gelir.

Devam edecek...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 20-12-2007 16:56

Re: Gri Propaganda..
 
Alıntı:

mhmmd";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 102629)
"Ya Sev, Ya Terket"

Üçüncü bir şık var mıdır?
Terketmeden, az sevebilir miyiz?
Hem sevip hem terketmek enayilik mi olur?
Sevmeden kalınmıyor mu?

Üçüncü bir şık var: Ya sev ya da efendi ol.

Efendi olmalarını istedik ama onlar "Cudi'yi arkamıza aldık" dediler, 30 vatandaşımızı intihar saldırısı ile şehit eden terörist kadına kahraman muamelesi yaptılar ve "Apo önderimizdir" dediler.

Şimdi soralım: Efendi olmak bu kadar zor muydu?

Vatan 20-12-2007 17:49

Re: Gri Propaganda..
 
Şimdi Kara propaganda'nın değerlerin istismarı veya değerlerin yok edilmesi sürecinde nasıl çalıştığına bir kaç örnek vermek isterim:

Bu konuda sorulacak ilk soru şudur:

Değer olanlar nedir?

Hiç konuyu soyutlaştırmadan çok net bir şekilde Türkiye üzerinden anlamaya çalışalım:

Bizim değerlerimiz nedir diye soralım:

Birincisi İslamiyet Türklerin tarihsel bir değeridir.

Bu çok yönlüdür. Siyasal islam'dan bahsetmiyorum. İslam'ın bizim toplumumuzdaki geleneksel yaşam biçimimize olan kültürel katkıları önemli.

Daha doğrusu geleneksel islam'ın siyasi islam tarafından baskı altına alınması tam anlamıyla değerlerimize yönelik bir saldırı olarak başlamıştır.

Siyasal islam'ın doğduğu yer tarikat/cemaat ortamları olmuştur.

Daha önce tarikat/cemaatlerin nasıl AB-D tarafından kullanıldıklarına değinmiştim.

Türkiye gerçeğinde FG cemaatinin bir CIA kurumu Nakşibendiliğin de İngilizler tarafından kontrol edildiğini ve ekseriyetle diğer cemaatlerin de başta Almanya (Kaplan grubu vb.) gibi batılı ülkeler *tarafından kontrol edildiğini ve bu cemaatlerin aynı zamanda Yahudi sermayesi ile içli dışlı olduklaırnı ve adeta herbirinin Judaize olduğunu söylemek tam anlamıyla doğru bir tespit olacaktır.

Peki bunun sonuçları ne olmuştur?

Dikkatle gözlemlediğimiz sonucu bu tarikatlerin gelenekse islam'i kültür üzerinde çok ağır baskı oluşturduklarıdır.

Geleneksel islami kültürümüzde var olan ve bize manevi bir çok özellik kazandıran öğeler bu cemaatler kanalı ile aşındırılmıştır.

Bu da daha çok şekilci/kuralcı/kuralkoyucu/ tepeden inme bir islami anayışın Anadolu kültürü tarafından yumuşatılmış ve insan merkezli hale getirilerek bir çok insani özelliği de bünyesine katan ve temeli sevgiye dayalı islam kültürünü yok etme süreci ile kendini göstermiştir.

Yunusların, Hacı Bektaşların, Mevlana'ların sadece isimleri kalmış onlar bile amaçları dışında bu siyasi islamın çarpık yorumları ile dejenere edilmiş ve öze ilişkin değil de gelenksel sünnetçi anlayış ile bağlantılı şekilde ele alınmış ve sevgiye/hoşgürüye dayalı bir din anlayışı terkedilmiş ve sadece Kuran/sünnet merkezli kurallar bütünü gibi islam'ın algılanmasına yol açarak Türkiye'de İslam'ın mezhepsel bölünme yaratacak şekilde kullanılmasına neden olmuştur.

Şunu unutmayalım: Kara propaganda çabalarının hepsinin bir tek ortak amacı vardır:

Toplumu çeşitli farklılıkları öne çıkararak birbirine düşman hale getirmek ve bozulan bütünlüğün üzerinden toplumun bu farklılaştırılan parçalarına hâmilik rolü oynayarak onları kontrol altına almak ve uzun vaade de ülkeyi siyasi olarak bölmek.

Yani kara propaganda emperyalist ülkeler tarafından "ulus devlet ve onun çatısı altına yaşayan ulus" hedef alınarak uygulanır.

İşte temel çelişkinin emperyalizm ile ulus devletler arasında olduğunu görmek bu sorunu anlamaya yönelik doğru bir başlangıç olacaktır.

Evet bu amaçla da toplumu birarada tutan bütün değerler kara propagandacıların ana hedefidir.

Toplumu bir arada tutan değerler ya yok edilir ya da *toplumu birarada tutuyorsa o zaman o değer toplumu birbirine düşman haline getirecek şekilde kullanılır.

Sonuçta yapılan tam anlamıyla ya değerlere saldırıdır ya da değerlerin istismarıdır.

Söz konusu İslam olunca bu daha çok değerlerin istismarı olarak çıkar karşımıza.

Siyasi islam cemaat/tarikat ortamlarında yetişmiştir ve ilk hedefi de geleneksel islam olmuştur ama bununla da yetinmemiş siyasal olması sebebi ile de devleti ele geçirmeye çalışmaktadır.

Bu amaç doğrultusunda gösterilen çabaların bütünü zaten AB-D merkezli kontrol edilen cemaatlerin devleti ele geçirmesi olarak somutluk kazanır.

Bir cemaatin tek başına sadece lideri sana bağlıysa onun bütün üyelerini de yönetme kolaylığını kazanırsın. Tabii o cemaatin ikliminde yetişen üyelerin senin istediğin tarzda "milli kimlikten yoksun" ümmetçi bir *birikime sahip olması da işin kaymaklı kadayıf tarafıdır.

İşte ulus devlete ve bunun doğal sonucu olarak bir milletin bağımsızlığına yönelik saldırının
başladığı nokta da burasıdır sözkonusu olan İslam ve cemaatler olunca.

Türklük bilinci yerine ucu köşesi belirsiz bir "din kardeşliği" lafazanlığı ile yaratılan ümmetçilik milli bilincimize yönelik temel saldırılardan birisidir.

Halbuki tarihsel deneyimlerimiz aynı dine bağlı Arapların nasıl da bizi terkederek İngilizler ile işbirliğine girdiklerini gösterir bize. Yani ümmetçilik tek başına bir aldatmacadır siyasi alanlarda.
Lakin gelin görünki bir sunni Türk sadece aynı dine sahip olduğu için kendisine bir Arabı kendi milletinin bir üyesi olan bir Alevi Türk'ünden 'den daha yakın görüyorsa amaç başarıya ulaşmış demektir. Çünkü bir millet kendi içinde bölünmeye başlamıştır.

Sonraki yazımda yok edilmek istenen bir dğer olarak Atatürk ve onun devrimlerini anlatmak istiyorum.

Evet, artık bizi birleştiren temel değer olarak *Atatürk'ün de yok edilmek istendiğini görmemiz gerekmektedir. Bu konuda daha somut örnekler vereceğim sonraki yazımda.

Şimdili özetle "Kara propaganda" hakkında söyleyeceğim şunlardır:

a-Bir merkezden yönlendirilir: Başta ABD olmak üzere bütün emperyalsit mahfiller

b-Belirli araçları kullanır: Cemaatler, sivil toplum örgütleri, medya, siyasi partiler vb.

c-Ve belirlenmiş hedeflere doğru gider: Türkiye'nin bölünmesi veya istikrarsızlaştırılması.

mhmd 21-12-2007 02:54

Re: Gri Propaganda..
 
Ya sev ya da efendi ol.
:)

Sn. vatan,

Bu sloganınızı en kısa sürede değerlendirmeye çalışacağım.
Yazınız yine çok güzel.
Pek çok yerine imzamızı rahatlıkla atabiliriz.
Katkılarınız için teşekkür.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan 21-12-2007 03:09

Re: Gri Propaganda..
 
Bir milli değeri ya kendi amacı doğrultusunda kullanırsın ya da onu yok etmeye çalışırsın.

İşte söz konusu Mustafa Kemal olunca bunun ikisini de görmek mümkündür.

Mustafa Kemal İngilizler'den genel valilik mi istedi?

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=142583

Ya da Atatürk Amerikan mandasından yana mıydı?

türünden tamamen gerçek dışı şüphe uyandırmaya yönelik çabaların haddi hesabı yoktur.

Tabii burada bilimsel anlamda sorgulayıcı bir tarih anlayışından bahsetmiyoruz.
Burada bahsettiğimiz yaygın medyanın kullanılarak ve hiç *bu tip iddiaları çürüten bilgi ve belgeye dayalı cevapların yayınlanmadığı, tek taraflı olarak ve "şüphe uyandırma" amacıyla yapılan karalama faaliyetlerini bashediyoruz.

Eğer bu tip aslı astarı olmayan*iddialar tek taraflı olarak *Hürriyet, Vatan gibi gazetelerde yayınlanıyorsa o zaman karşımızda bir "kara propaganda" faaliyeti var demektir.

Birleştirici bir milli kimlik, bir ulusu ulus yapan ve onun kalbinde en seçkin yerini alan bir değer olarak Atatürk son dönemde olağanüstü kara propaganda saldırılarının ana hedeflerinden birisi olmuştur.

Bir birleştirici değer, bir ulusal lider ve bu ülkede yaşayan herkesin bir çok şeyini ona borçlu olduğu isim maalesef hedef altındadır.

Özellikle Rıza Nur'un iftiraları bugüne kadar çok önemli kaynak olarak kullanılmıştır Atatürk düşmanları tarafından.

Bu patolojik vâka Turgut Özakman tarafından incelenmiş ve kitaplaştırılmıştır.

http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=zBK983305ZK752



Aşağıdaki yazı alıntıdır:

------
"Hayatım ve Hatıralarım" adlı 2005 sayfalık baştan sona iftira ve uydurma ile dolu kitabında, "İhtiyar Teselyaların rivayeti şudur." diye başlar ve Mustafa Kemal'in annesinin genelevde çalıştığına ilişkin iğrenç iftirayı atar. Rıza Nur tipindekiler de, yani yeni Rıza Nurlar, bu iftiraya sarılırlar.

Bu iftiranın ortaya çıkış nedenini anlayabilmek için Rıza Nur'u biraz tanıtmamız gerekecek. Ayrıca uydurma ve iftiraların %90'nın kaynağı da bu kişidir, belirttiğimiz kitabıdır. Saldırganların pek çok kaynak dediği de bu kitaptır.

Rıza Nur, tıp doktorudur. Birinci ve İkinci Meclis'lerde iki dönem milletvekilliği yapmış, iki kez hükümette görev almış, Lozan Konferansı'na İsmet İnönü'nün maiyetinde katılmış bir kişidir. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra 14 ciltlik Türk Tarihi adlı bir eser yazarak burada Kurtuluş Savaşı'nı överek anlatır.

Eylül 1926'da Türkiye'den ayrılarak ve Fransa'ya yerleşir. Buna karşın milletvekilliği maaşının ödenmesi sürdürülür. Gidişi de kendisinden, hastalığından kaynaklanır. 1927 yılında Atatürk, Nutuk'u okur ve yayımlar. Nutuk'ta bu kişinin Balkan Savaşı sırasında yurda ihanet etmiş olduğu, herkes yurdu kurtarma çabası içindeyken bunun Arnavutları isyan ettirme çalışmalarında bulunduğu açıklanır.

Rıza Nur 1928 yılında, Nutku okur ve "Hayatım ve Hatıralarım" isimli anılarını yazmaya başlar. Yazarken kullandığı kaynak Nutuk'tur. Nutuk'u ters yüz ederek ve hiçbir belge kullanmadan yazar. Yazdıkça da kalemi iyice kayganlaşır, hayallerini, kafasından geçenleri, fütursuzca kağıda döker. Böylece hainliğinin ortaya dökülmesinin karşılığını verir.

Anılarını, 1935 yılında, Biritsh Museum'a "1960 yılına kadar okuyuculara sunulmamak" koşuluyla gönderir. Yani olay tanıklarının ölmesini bekler. Anılar, 1967/1968 yılında 4 cilt olarak Türkiye'de yayımlanır. (Bu iftiraların yayımlanmasına göz yumanlar da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hainliktir.) İşte bundan sonra Atatürk düşmanları, Türk ve Türkiye düşmanları, kendilerince bir kaynağa kavuşurlar. Atatürk dönemi tarihini belgelere, gerçeklere dayalı değil, Rıza Nur'a dayalı işlemeye başlarlar.

Rıza Nur’un anılara göre Atatürk, her türlü kötü özelliğe sahip bir kimsedir. Kurtuluş Savaşı Rıza Nur sayesinde zafere ulaşmıştır. Lozan'ı yapan, saltanat'ı kaldıran, Cumhuriyet'i kuran, halifeliği kaldıran devrimlerin düşünce babası sözde hep Rıza Nur'dur.

Peki bu Rıza Nur nasıl bir kişidir? Anılarında kendini tanıtıcı çok bilgi verir ve kendi kendine hekim olarak koyduğu tanı "Kuşkusuz ki ben nevrastenik idim". Evet hasta bir kişidir.

Turgut Özakman, bu kişinin kişilik yapısını "Dr. Rıza Nur Dosyası (Bilgi Yayınevi)" adlı yapıtında ayrıntılarıyla ortaya koyar. Ve bir doktordan, yazdıklarının incelenmesiyle bir tanıya ulaşmasını ister. Ruh ve Sinir hastalıkları uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol'un, Rıza Nur'a ilişkin tanısı şöyledir:

"Bu kişide bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalık var. Teşhisim; psikopatik bir zemin üzerinde paranoit reaksiyon, yani çok ağır bir ruhsal bozukluk tablosu. Bu tür hastalar, zeka fakülteleri tamamen bozulmadığından kısa süreli de olsa olumlu işler yapabilirler. Anılarını; son duygu, düşünce ve yargılarına göre değiştirerek, geriye dönüp yeniden kurgulayarak, sanki gerçekmiş gibi aktarmış ki, bu tutum, bu tür hastalara özgü bir telafi ve tatmin yoludur. Böyle bir hastanın anılarını ve tanıklığını ciddiye almak tıbben olanaklı değildir.

"Doktorun, Rıza Nur'da belirlediği hastalık adları da şöyle: İzolasyon (kendini çevreden soyutlama), depresyon (ruhsal yavaşlama, içe kapanma, çöküntü), homoseksüel eğilimli, Obsesif- kompülsiv sendrom (toz, mikrop korkusu), depersonelizasyon (aşağılık duygusu), agresif ve hostil (saldırgan ve kızgın), psikopat (kişilik bozukluğu), mitomani (yalan söyleme), fabulasyon (masal uydurma, hayali hikayeci), fanteziler (hayal ettiği olayları gerçek sanma), megalomani (büyüklük fikirleri), narsisizm (kendine hayran olma), paranoid reaksiyon (takip edildiğini sanma duygusu, öldürülme korkusu), egosantirizm (kıskançlık, herkesi karalama, güvensizlik, devamlı övünme, sahte gurur). Gerçekten bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalığa sahipmiş.

İşte yeni Rıza Nurların peşinden gittiği, hep kaynak gösterdikleri kişi bu. Turgut Özakman'ın eserinden Rıza Nur'u biraz daha tanıtalım : Rıza Nur, bir uçtan bir uca sürekli gidip gelen bir kişidir. Balkan Savaşı'nda Arnavutları ayaklandırır, Kurtuluş Savaşı'nda milliyetçidir, anılarını yazarken ırkçıdır. Anılarında hem sultanlık ile halifeliği kaldırmış olmakla övünür; hem de hazırladığı parti programında halifeliği yeniden kurmak ister. "Türk Tarihi" adlı kitabında Mustafa Kemal'in hakkını teslim eder, onsuz zaferin olamayacağını belirtir. Anılarındaysa Mustafa Kemal'e olmadık iftiralar atar.

Rıza Nur cinsel yönden de sağlıklı değildir. Kendi anlatımıyla gençliğinde bir kez cinsel tacize, bir kez de tecavüze uğramıştır. Sonrasında bir Harbiyeliye aşık olur. Kadın olmak ister. Husyelerini aldırtmayı düşünür.

Rıza Nur'un "Hayatım ve Hatıralarım" adlı kitabının bazı cümlelerini aynen şöyledir :

"Karımdan şu mektubu aldım: 'Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkan bırakmıyorum.' Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı (s.1785). Galiba bu işte (M. Kemal'in) ve İsmet'in (İnönü) de parmağı var (s.1786)."

"(Karımın) ahlakı da bozuldu. Evdeki kızları benden gizli çırılçıplak soyuyor, dans ettiriyor (s.1346)"

"Bir Rus doktor, zampara mı zampara. Karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış (1410)."

"Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım (s.7."

"Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana, 'Çöz! Yoksa öldürürüm!' dedi... Boğuşma başladı... Nihayet bayılıp kalmışım... Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu (s.84)."

"Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım... Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüne bakamıyor, içimde heyecan duyuyordum... Anladım ki bu çocuğa aşık olmuştum... Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir. (s.22)"

"Kadın, erkekten aşağı bir mahluktur. (s.1530)"

"Ne hayvan, ne de insan sevmem. Hele insanlar, iğrendiğim şeylerdir. (s.1531)".

"Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir (s.37. Bugün de bununla iftihar ederim. Bana büyük şereftir. (s.1305)".

"Ahlak ve temiz adetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terke mecbur oldum. Yalanda söyledim (s.105)."

Rıza Nur'un hazırladığı bir parti programından saçmalıklar :

* İdare sistemi laik ve sosyaldir. Fakat devletin resmi dini vardır.
* Eski yazıya dönülecek ve Latin harfi ile ikisi beraber yürüyecek.
* M. Kemal'in Nutuk'u toplattırılıp, imha edilecek .
* Partiye mistik bir şekil verilip, üyeleri Türkçülük hususunda tarikat ve dervişlik gibi ilahi bir ideal ve gayrete sahip olacaktır.
* Halveti tarikatına müsaade etmeli.
* Hilafetin yeniden tesisi hayati bir ihtiyaçtır.
* Başbakanlığa bağlı bir ırk müdürlüğü kurulacak, Türk olmayanlar memurluktan çıkarılacak.
* Kadını erkekle eşit saymak, ona memuriyet vermekten büyük hata olamaz. Kadın çocuk makinesidir. Dans yasaklanacak. Kalıtsal hastalığı olanlar kısırlaştırılacak.


------------------------

Rıza Nur artık yalnız değildir. Ve dahası Rıza Nur'a da gerek kalmamıştır çünkü günümüzde "tabuları yıkalım" sloganı ile işe girişen bir tarihçi, sosyolog, araştırmacı, siyaset bilimci yoktur ki Rıza Nur'dan aşağı kalmış olsun.

Adeta Atatürk'e saldırılar otomatiğe bağlanmış durumdadır.
Kimi zaman bu "O da bir insandı, onunda aşkları vardı..." gibi girişlerle başlayan cümlelerde bir "sıradanlaştırma" faaliyeti olarak ortaya çıkar kimi zaman topyekün imha propagandasına dönüşür.

Asıl amaç her daim bellidir:

Emperyalizmin ulusun direnç noktalarını ve onun "bağımsızlıkçı" duruşunu yok etme çabasına denk düşer bu.

Unutmayalım ki, asıl mücadele emperyalizm ile ulus devlet arasındadır.

Tabii hedefte sadece Atatürk değil onun ilke ve devrimleri de vardır.

"Statükoculuk" suçlamaları ise bu hedefe uygun propagandanın sonucudur.

Düşünebiliyor musunuz ki, tamamen batıda oluşan bir evrensel değer olan "laiklik" *ve "laik olmak" bile batılılar tarafından statükoculuk olarak değerlendirilmektedir.

Çünkü onlar laik, çağdaş bir Türkiye yerine S.arabistan benzeri batı güdümlü bir islami rejimi tercih etmekteler.

Asıl önemli olan "bağımsız" olmamasıdır onlar için ve "bağımsızlığımızın" temel felsefesi olan Kemalizm hedeftedir.

Asıl amaç ulusun bağımsızlığını yok etmek ve onu köleleştirmektir.

Devam edecek...

mhmd 19-01-2008 12:37

Re: Gri Propaganda..
 
"Türban, Siyasi Simgedir."

Sn. Vatan'ın uzun süredir sitede olmadığını düşünüyorum. Nick inin üzerinde bir kısıtlama geldiğini okumuştum. Yazdıklarıma cevabı olamayacağı için gri propaganda başlığımdaki milliyetçi sloganları, farklılaştırmak istiyorum. *
Güncel sloganlarımıza devam ediyorum.
Yazımın başında verdiğim sloganı açmadan önce bu slogan için başvurulan teknik şekli bir kez daha görelim.

Damgalama: Bu teknik propagandanın hedefini nefret edilen veya istenmeyen bir şeyle damgalayarak onun hakkında bir önyargı oluşmasını sağlamayı içerir.

Siyasi simge ne demektir?
Türban gerçekten de siyasi simge midir?
Siyasi simgeler yasak mıdır ya da nasıl yasak olur?

"Siyaset, Arapça kökenli bir kelimedir; at eğitimi, at talimi anlamına gelmektedir."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Siyaset (18.01.2008)

“Siyaset (Politics): Bir ülkeyi veya şehri yönetmekle ilgili iş ve fikirler. Bu kavram niyetler ve inançları da içerir.
Politika (Policy): Bir ülkeyi, şehri veya organizasyonu yönetme konusunda amaç ve fikirlerin açıklanması veya bunlara yönelik eylemler planı.”

KISA A. (2006). Sağlık Politikası, A. Yesevi Ünv. TÜRTEP

Yapmış olduğumuz alıntılardan, siyasi kavram için; Tüm amaç, fikir, davranışların gerek eylemsel gerek görsel gerekse düşünsel ifade tarzlarının, yönetim konusundaki düşüncemiz ile benzerlikleri, eşitlikleri diyebiliriz.
Simgesi ise bu benzerlik ve eşitliklerin göstergeleridir.
Yani?

Taktığım yüzüğün şekli, giydiğim pantolon, saç şeklim, giysim, sakalımın şekli, esasen kafamdaki dünyanın göstergeleri olan siyasi simgelerdir. Bu simgelere, renkleri, yazıları, şekilleri, resimleri de çok rahatlıkla ekleyebiliriz.
O halde, günlük, basit, rutin eylem ve göstergelerimizin dışındaki her şey, siyasi simgedir.
Bir zamanlar, Sn. Deniz GEZMİŞ’in üzerindeki parka, sol görüşün siyasi simgesi konumundaydı. 90 lı yıllarda okuduğum üniversitede dahi (İklim ılıman olmasına rağmen) belirli görüşlerdeki arkadaşlarım bu parkaları övünçle giyerlerdi.

Türbanı, ister, “Dini inanç” adı altında ister “Simgesel” amaçlar uğruna taktığını söyleyen herkes bilmelidir ki, Türban siyasi bir simgedir.

Bunu kabul ettikten sonra işin ikinci basamağına geçmeliyiz.
Siyasi simgeler yasak mıdır?
Ya da nasıl yasak olur?

Bu sorunun cevabı, ülkeden ülkeye, toplumdan topluma değişiklik gösterir. Yönetim erkinin, yönetimi elinde bulundurduğu güce karşı koyan ve dahası bu gücü tehdit eden her türlü simgeye, hemen hemen her türlü yönetim şeklinde rastlanır. Ancak güçlü yönetimlerde bu tip simgelerin varlığı yönetim erki üzerinde bir anlam ifade etmediği için, ya çok azdır ya da yoktur.

Liberal-Demokratik sistemin öncülerinden ABD’de kişisel simgelerden öte ticari yasaklamalar vardır.
Egalitaryan-Otoriter sistemlerdeki kapalı devre yönetim aleyhine oluşabilecek tüm düşünsel simgeler yasaktır. Küba ve Çin Halk Cumhuriyetinde yönetim aleyhine yazılara, eleştirilere izin verilmez. Devrim öncesinden kalan kişisel uygulamalar (bebek ayak v.b.) yasaktır.
Geleneksel-İnegalitaryan sistemlerde bu baskılar en şiddetli şekliyle ve kişisel olarak hissedilir. Suudi Arabistan gibi ülkelerde kılık kıyafet tarzlarına getirilen yasaklar kadar, bazı işlerin bazı cinslerce yapılmasına kadar yasaklar vardır.
Popülist sistemlerde ise tek kişinin düşüncelerine karşıt her türlü simge yasaklanabilir. Bu sistemlerdeki yasaklar genelde çok ama sürelilik gösterir. Güney Amerika ve Afrika yönetimlerini bunlara örnek olarak verebiliriz.
Otoriter-İnegalitaryan sistemlerde ise ordunun karşısındaki tüm güçler için baskı söz konusudur. Pakistan’daki dikta rejimde bulunan yasaklar buna örnektir.

Tüm bu sistemlerin incelenmesi ile de, siyasi simgelerin yasaklanmasındaki esas etmenin bu simgelerin kendilerinden kaynaklı olmadığı, yönetimin güçsüzlüğü ve halktan kopukluğundan kaynaklı olarak karşımıza çıkar.

Sonuç olarak diyebiliriz ki.

Evet, Tüban siyasi bir simgedir. Ülkemiz yönetimince yasaklı görülmesinin sebebi de bu simgenin gücü değil yönetim erkinin güçsüzlüğünden kaynaklanmaktadır.
Yönetim bu güçsüzlüğünü kamufle etmek için halkına, “TÜRBAN SİYASİ BİR SİMGEDİR” sloganı ile damgalama yapmakta ve anlamın aslının doğruluğuna rağmen içeriğindeki negatifliği gri propaganda aracı olarak kullanmaktadır.

Devam edecek...

Hatalarım, cehaletimdendir

mhmd 13-03-2008 13:05

Re: Gri Propaganda..
 
"Türban da türban..."

Esasında tüm taraflarca başkaca olgulara kurbandır türban.
Saçları örtmekten öte bir işlem de görür türban.
Günah örter, suç örter, kabahati de örter türban
Velhasıl kelam kendisi harici her bir şeyi örter türban.

Güzel bir atasözü ile de süsleyelim yazımızı.
"Bir şey yapmak isteyen yolunu bulur bir şey yapmak istemeyen nedenini bulur." Demiş bir Arap atasözü.

Durumumuza uygun teknik tabiri bir kez daha hatırlayalım.

Günah keçisi: Suçu aslında suçlu olmayan bir kişiye veya gruba atmak. Böylece gerçekten suçlu olanlar korunur veya sorunun çözümüne harcanacak çabalardan dikkat başka yere çekilir.

Gerçekten de türban, günah keçisidir her bir taraf için.

Muhalefet için günah keçisidir.
Aslında umurlarında bile değildir türban. Ha var, ha yok onlar için çok önemli değildir. Ancak büyük bir kurtarıcıdır muhalefet için türban. Türban olmaz ise;
Seçmenlerine son iki seçimin hezimetini anlatmak zorunda kalır.
Yönetimde geçirilen bunca yıla rağmen iktidarı hala hırpalayamadığını açıklayamaz.
Kendisine oy veren topluluğun git gide küçüldüğünü, kalıplaştığını, yeni oy kitlesinin olmadığını anlatamaz.
Halkın önüne çıkıp da yeni bir vizyon öne süremediğinin korkusuyla yaşar.
İyi ki vardır türban ve takanlar.
Ya olmasa?.....

İktidar için günah keçisidir.
Gerçekten de önemsediğini düşünmeyin sakın. Onlar için de türbanın varlığı ya da yokluğu pek önemsenmez. Onlar içinde kurtarıcıdır. Türban olmaz ise;
Bunca yıldır kaldıkları iktidarın hesabını vermek zordur.
İşsizliğin hesabını vermek gerekir.
Suç oranlarının kabarmasının hesabını vermek lazımdır.
Akraba ve dostlara sağlananlar ortaya çıkar Maazallah..
Verilen ihaleler nasıl açıklanır sonra.
Dış siyasetteki başarısızlıklar nasıl izah edilir.
Bunca yıl hükümet ol da hala iktidar olama! Bunun izahı var mıdır?
Çocuklara sağlanan imkanlar!
Şahsi hesapların matematiksel olarak değil de aritmetiksel olarak artması!!!
Yok yok, iyiki var şu türban.
Ya olmasa?...

Üniversiteler için günah keçisidir.
Hangi rektör ya da dekan için önemlidir ki? Hiçbiri için beş paralık değeri ya da değersizliği yoktur türbanın. Kız öğrencilerin değil tamamı erkek öğrenciler dahi türban taksa sizce sesleri çıkar mıydı? Bakmayın külhanbeyliklerine onların şimdiki en büyük kurtarıcıları türbandır onların da. Türban olmasa;
Bilimde, dünyada Patagonyadan bile geri olduğumuzu izah edebilirler miydi?
Dünya eğitim camiasında tek adımızın aşırmalar olduğunu nasıl anlatırlardı?
Hele hele, seçmece araştırma görevlisi olaylarına hiç giremezlerdi.
Ha bi de sorarlardı o zaman üç kuşak akademisyen nasıl olunur diye, değil mi ya.
Hemi de aynı üniversitede!!!
Sen dekan oldun, hele bilimsel çalışmalarını bir dök bakiiim ortaya derlerdi. Kim cevaplardı onları.
Rektörüm, hangi bilim dalında dünyaya sunum yaptınız, sorusu ne olacak.
Ya Rektörlük döneminizde, üniversitenizin dünya üniversiteleri arasındaki yeri nedir, deseler.
Üniversite harcamalarını didikleseler!
Ya.
Ya.
Ya özel gelir durumunu didikleseler!!!
Yok yok.
İyi ki var şu türban.
Ya olmasa...

Din bezirganları için günah keçisidir.
Zannetmeyin ki bu bezirganlar bu denli içten ve takva ile sahip çıkar türbana. Onların da kurtarıcısı türbandır esasen.
Her yönü ile dünyadan kopmuşluğun açıklamasını veremezler çocuklarına.
Ceplerine koyamadıkları harçlıkların, sorularına veremedikleri cevapların.
Niçin dünyanın her yerinde ölmekteler dindaşlar ve niçin bunların kılları kıpırdamaz diye ya sorarlarsa.
Ya derlerse "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." olgusuna niçin uymayız diye!
Bir tarafta Grand Cherokilere binenlerin vaaz ettiklerinin ağız kokusunu nasıl duymaz diye.
Jet Ski lere binen pos sakallıların cemaatleri, giyecek ayakkabı bulamaz diye ya sorarlarsa!!!
-Rabbim ile arama girme, diye ya diklenirse körpe beyinler.
Ya derse, - Şanı yüce, sonsuz kudret ve kerem sahibi ALLAH'ımızın türbandan başka bir emri yok mudur? Diye..
Olur mu olur.
İyi ki var şu türban.
Ya olmasa...

Devam edecek...

evrensel-insan 15-03-2008 22:57

Re: Gri Propaganda..
 
Saygideger mhmmd;

Aciklayici yazini okudum ve tam da amerikan idealizmi butununun bunun icine cuk diye oturdugunu gordum.Ayrica kendi dusuncelerimi de degerlendirdim.dusunce yapima gore(ben negatif ve ters-alisilagelmise-dusunen ve evrensel sorunu kendimden baslayarak cozmek icin 1994'ten beri yola cikmis olan ve bir birey olarak bireyci akilciliga karsi cikan biriyim.

Senin bu yazindan algiladigima gore,benim kendime ve iliskide oldugum cevreme verdigim ters ve negatif propaganda,zaten 1994'ten beri yaptigim,yapmaya calistigim dusunsel ve davranissal-uclem ve em kokenli positif dahil-calismaya bir isim veremedim-cesitli dallar temelinde cesitli ama ayni paralellikteki isimler fakat propagandayi hic mi hic sevmeyen bir birey olarak bu konuda hic dusunce uretmemistim.

1994'ten beri her turlu akademik ve mesleki dalda sosyal iliskim oldu.Hicbiri benim dusunce temeline birak katkiyi algilama bile cogu zaman gosteremediler,hatta profesyonel filozoflar bile benim bu uretmek istedigim dusunce ve davranisa dunyanin hazir olmadigini ve en az bir 300 yil gecmesi gerektigini soyleyip,beni bu dusunce ve davranis yapisindan vazgecirmeye calistilar,,ben de" benim vucudum bana yeter bende onu kullanirim",dedim.

SENIN BU SON YAZIN -PROPAGANDA UZERINE- 1994'TEN BERI BENIM DISIMDA BENIM DUSUNCE VE DAVRANISIMA ILK KATKI,BUNUN SU ANDA BANA VERDIGI DUYGUYU ANLATAMAM.

yALNIZ BENI UZEN GRI RENGI NIN BU PROPAGANDAYA UYUMU OLDU,CUNKU GRI(SIYAH-BEYAZ KARSITLILIGININ KOKENI) BENIM DUSUNCE TARZIMIN TEMELINI TESKIL EDEN OGELERDEN BIRI,BUNU AYRICA TEKRAR DEGERLENDIRECEGIM.

Kusura bakma sahsina bu kadar uzun yazi yazmak amacinda degildim,aslinda ben bir yerde bu yaziyi kendi dusunceme bir katki olarakta yazdim,benim icin bugun tarihi birgun.Kendim disinda ilk defa disaridan dusunceme katki aldigim gun

Dusuncene,bilgine,ellerine ve emegine saglik.
Tekrar senden bu yaziyi bu kadar uzun tuttugum icin ve belkide senin acindan yazina bir katkisi olamayacagi icin-umarim oyle dusunmezsin-ozur diliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

mhmd 17-03-2008 00:02

Re: Gri Propaganda..
 
Sn. evrensel-insan,

Yazımıza yazmış olduğunuz tüm içten ve güzel duygulara teşekkür ediyorum.
Ancak bizim düşüncemiz, bu kadar orijinal düşünceler değil.
Uzun süredir yurt dışında olmanız nedeni ile ülkemiz düşünce seyrini takipte zorlanmış olabilirsiniz.
Yazdıklarımızın çok daha derinlemesine denkleri mevcuttur.
Bizim yaptığımız birleştirip yazıya dökmek.
Hepsi bu.

Ancak başlığa uygun düşüncelerinizle yapacağınız katkılarınız ile çok daha renkli bir dizi olacağını umuyorum.
Katkılarınız için de şimdiden teşekkür ediyorum.

mhmd 05-10-2008 14:45

Gri propaganda konumuz için mükemmel bir haber okuduk.
Şu an için sadece linkini aktaracağız.

http://video.google.com/videoplay?do...94107023396223

Açıklamasını bilahare yapmayı düşünüyoruz.

Not: Yayın; 'video.google.com/videoplay?docid=-6331994107023396223' adresinden alınmıştır.

qw19 05-10-2008 16:16

Mhmmd;

İslam bu ellerde olduğu müddetçe toplumlar daha da gerileyecektir, Amerika'nın şu yada bu yolla bulaşmadığı bir tek radikal İslamcı grup yoktur. Bunun için radikal islamcıların eylemlerinin sonuçlarına bakmak yeterlidir. Hepsi Amerika'daki silah tüccarlarının işine yaramıştır.

Her İslami terör, müslümanların tamamına yönelik karalama kampanyasına dönüşmektedir. Bunda bu terörü onaylamadıklarını söyleyen müslümanların payı herkesten çoktur. Açıktan açığa teröre karşı olmamaktadırlar. Aynı DTP'nin PKK teröristtir diyememesi gibi.

O nedenle yorumlarınızı teröre karşı olduğunu söyleyen müslümanların suçu nerde üzerine de oturtmanızı öneririm.

Selamlar.

sargon 05-10-2008 16:48

Bu filmde muslumanlarin tumu hedeflenmemis. Radikal gruplarin yapmaya calistiklari sergilenmis. Ancak ayrim yapmaksizin butun muslumanlari hedefleyen filmler de yapiliyor. Hollandadaki irkci partinin liderinin yaptigi film boyleydi mesela.

Bence ABD'nin tepesindeki iktidar gucu radikal islamcilari silmek istemiyor. Tersine bunlarin surekli var olmasi gerekli ki kendi dunya uzerindeki egemenligini surdurebilsin. Bu yuzden Afganistan'da Taliban iktidardan dusuruldu ama bulunamadi. Sehirlerden cikarildi, kirlik bolgelere itildi sadece. Taliban'a en buyuk destegi veren Pakistan ile ise iyi gecinmeye devam edildi.

Bu politika Israil'in de izledigi bir politikadir. Daha reformist kesimlere sert sekilde saldirilir ve radikallerin bu kesimlere ustun gelmesi saglanir ki, bu sayede icerde tepki surekli ayakta tutulsun. Bu yuzden FKO gucten dusurulup HAMAS'in guclenmesi saglanir.

Ayni politika Turkiye'de de surdurulmektedir. PKK ile savas verilir, ama yokolmasi yada savasi birakmasi istenmez. Bu savasi yok edecek seyin demokratik acilimlardan yana ve barisci olan kesimler oldugu bilindigi icin ornegin DTP'nin ensesinde surekli boza pisirilir. Yada Islamcilar icinde daha radikal olan Milli Gorus, Hizbullah gibi yapilara arada bir yol acilir, ama daha reformist olanlarin ustune saldirilir. Ornegin Fethullah Gulen islamcilar icinde en reformist kesim oldugu halde yilanin basi gibi gosterilmeye calisilir.

Bu orneklerin hepsinde ortak olan sey sudur. Asil sorun kendi iktidarini surdurmeye calisan kesimlerin varliklarini surdurebilmeleri icin gerekli olan "dusman"i surekli var kilabilmek. Bu igrenc politikalar ancak iktidarlarin gercek anlamda halka ait olmasi ile cozulebilir.

qw19 05-10-2008 19:28

Alıntı:

sargon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 132142)
Bu politika Israil'in de izledigi bir politikadir. Daha reformist kesimlere sert sekilde saldirilir ve radikallerin bu kesimlere ustun gelmesi saglanir ki, bu sayede icerde tepki surekli ayakta tutulsun. Bu yuzden FKO gucten dusurulup HAMAS'in guclenmesi saglanir.

Ayni politika Turkiye'de de surdurulmektedir. PKK ile savas verilir, ama yokolmasi yada savasi birakmasi istenmez. Bu savasi yok edecek seyin demokratik acilimlardan yana ve barisci olan kesimler oldugu bilindigi icin ornegin DTP'nin ensesinde surekli boza pisirilir. Yada Islamcilar icinde daha radikal olan Milli Gorus, Hizbullah gibi yapilara arada bir yol acilir, ama daha reformist olanlarin ustune saldirilir. Ornegin Fethullah Gulen islamcilar icinde en reformist kesim oldugu halde yilanin basi gibi gosterilmeye calisilir.

Sargon FKÖ kendi kendisini bitirmiştir. Yolsuzluklar FKÖ zamanında had safhaya ulaşmıştır, İslam ülkelerinden gelen tüm yardım paraları Arafat ve çetesinin kişisel servetlerine eklenmiştir.

İşin diğer yanı da Yaser Arafat, Ehud Barak'la yapılan zirveden çekilerek tarihi barış fırsatını Filistinlilere ve kendisine kaybettirmiştir.

Ariel Sharon'un ekmeğine yağ sürmüştür, Ehud Barak'a seçimi kaybettirmiştir. Ki İsrail genel kurmay başkanlığı yapmasına rağmen Barak Kibutzlardan gelme sol eğilimli bir siyasetçiydi. Ve inanılmaz tavizler vermişti o zirvede, sosyalist İsrail'lilerle sohbetlerimizde onlar bile Barak'a çok fazla taviz verdiği için kızıyorlardı. Clinton vardı, çok üzülmüştüm, kaçacak fırsat değildi, başarı şansı çok yüksekti.

O nedenle Filistin'lilere Arafat'ın ettiği kötülüğü kimse yapmamıştır. Biz çok 79,80 lerde FKÖ'lilerle tartışırdık, sol falan kesinlikle değillerdi, tek meselelerinin toprak olduğunu beyan ederlerdi. Tesbit için söylüyorum. Hamas kıçlarını gösterdi şimdi.

DTP'nin kendine ettiğini de kimse yapmıyor. Pek de senin söylediğin gibi değil meseleler.

Selamlar.

sargon 05-10-2008 20:16

vgm, yukardaki iddiama bir noktayi daha eklersem sanirim daha iyi yerine oturmus olur. Senin verdigin ornek bu kisma giriyor cunku.

Bahsettigim yontemi izleyen iktidarlar genellikle burokratik, baskici yada sertlik yanlisi olan iktidarlardir. Buna karsilik Israil'de dedigin gibi daha ilimli olan kesimler sorunlari cozme gayreti icinde oluyorlar. Israil ornegindeki Ehud Barak gibi. Gerci Filistin konusunu senin kadar yakindan bilmiyorum, ama anlattiklarindan cikardigim sey benim tespitime aykiri olmadigi.

Buna karsilik bu iktidarlara karsilik mucadele icinde olan gruplarda da farkli politikalar soz konusu oluyor tabii ki. Bunlarin da sertlik yanlilari ve ilimlilari oluyor. Bu kesimlerde de ilimli olanlar digerleri tarafindan surekli hainlikle, isbirlikcilikle, satilmislikla suclanirlar. Hamas, FKO'yu isbirlikci olarak suclayip, aslinda bunu onemli olcude kabul de etirdi. Islam dunyasinda da benzer gruplar var ve ilimlilara saldirmaktan cekinmiyorlar. Kurtler orneginde de ayni sey gecerli. Gecen gunku saldiriyi kinayacak olan bir DTP'liyi PKK'lilarin hemen afaroz edecekleri ve hain ilan edecekleri asikardir.

Yukardaki ornekte FKO'nun tutumunun bundan kaynakli olabilecegini dusunuyorum. Elbette bu kadar buyuk bir genelleme icinde aykiri ornekler de cikabilir.

Senin ornegindeki Ehud Barak sol ve ilimli bir egilimi temsil ediyor. O yuzden benim yukarda ileri surdugum iddiada anlatmak istedigim kesimleri degil tam onlarin tersini ifade ediyor. Yukardaki iddiayi genel bir egilim olarak degil de sertlik yanlisi, gerici ve burokratik iktidarlar veya bu egilimler diye ifade etmem daha dogru olurdu. Simdi bir de boyle bakarak iddiami degerlendir bakalim, ne diyeceksin?

qw19 05-10-2008 22:08

Tamamen katılıyorum öngörülerine ve saptamalarına, evet söylediklerinin hepsi olacaktır. Fakat siyaset, cesaret olmadan yapılamıyor, özellikle bizim gibi geri kalmış ülkelerde, insanlar çok büyük bedeller ödemek zorundalar.

Barak afaroz edildi, %65'le Sharon aldı seçimi. Ama barış sağlansa tersi durum da kuvvetle olasıydı.

Barış zamanında 250,000-300,000 civarında Filistinli çalışmakta İsrail'de. Şimdi bunların hiç biri yok. Bu da en çok Hamas'ın işine geliyor. Araplar üniversitelere sınavsız girebiliyor, onlara askerlik yok. Valla savaş olmasa İsrail'de arap olmak çok avantajlı.

İlginç gelebilecek bir bilgi, İsrail ordusunda dürzi'ler askerlik yapabiliyor.
Dürzi'lerin görüşleride ilginç, yaşadıkları toprak onların vatanları ve devlet kimin elinde olursa olsun onu korumakla yükümlü tanımlıyorlar kendilerini.Ya da bir bölümü böyle, İsrail ordusu üniformalı dürziler gördüm.

Selamlar.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:05 .