![]() |
Dinlerin Kökeninin İncelemesi ve Sorgulanması
METODOLOJİK OLARAK DİNLERİN KÖKENİ İNCELEMESİ YA DA ÇÖZÜMLEMESİ
Dinlerin Kökenine İlişkin Önemeler ve Varlıksal Dünya Görüşlerinin Kabaca Sınıflanması a- Bir baş-yaratıcı vardır ve yerüzünde insan peygamberler seçerek onlarla içsel -içsessel- duyusal yolla iletişimler kurmuş ve ilahi vahiyler ilham ederek kutsal demeçleri içeren kitaplar yazılmıştır. (Metinde kabaca "a" ve "din" diyeceğiz) b- İnsanlığın hayalgücü, varlığını konumlandıramaması, bilgiyi işleyememesi ve anlamlandıramaması, evrende bir dünyada kendini izole ve yalnız halde gözlemi, duyguları, doğal korkuları, kuşkuları vb üzerine tüm mitos ve dinler hayal ürünü olarak doğmuştur. (Metinde kabaca "b" ve "ateizm" ve baskın/hakim bilimsel görüş diyeceğiz) c- Dış uzayda seyahat yeteneği olan, evrimleşmiş ve insan ırkına göre ileri diyebileceğimiz kimi göksel varlıklar zaman içinde dış uzaydan gelerek dünyayı ziyaret etmiştir ve oluşan kargaşalar mitlerin ve dinlerin doğmasına yolaçmıştır ("Kozmik Karmaşa Hipotezi" diyeceğiz) d-e-f ... - Olası diğer başka sebep ve seçenkler (Agnostisizm, Deizm, Gnostisizm, Panteizm, diğer dünya dinleri ve felsefeleri) Sonuç olarak kabaca; Her olasılık için veri toplanır. Alternatif başka sav ve düşünceler varsa ortaya konur. Sorun çerçevelenir ve çerçeve içine alınan veri objektif incelenir. Sonuç okuyucuya ve değerlendirene bırakılır ya da yazar kendi yorumunu katar ve sunar. C KOZMİK KARMAŞA OPSİYONU ÜZERİNDEN SÖYLEMEK İSTEDİKLERİM "c" (Kozmik Karmaşa) seçeneğinin de masada olduğu ya da olması gerektiğini düşünlerdenim. Çoğumuzun eline yalnızca "a" (din) ve "b" (bilimsel ateizm) seçenekleri tutuşturulmuştur ve bunların sınırları belirlenmiştir. İnsanlardan adeta ve ikisinden birini seçmeleri ve seçtiklerine de taraf olmaları istenmektedir yani baskın ve güçlü seçeneklerimiz "a" ve "b" dir. "c" (Kozmik karmaşa) seçeneğini makul bulduğum için Türkiye düşünce grupları ve forumlarında 10 yıldır düşünce açıklamakta zorluk çektiğimi ve absürt, sıradışı tepkiler aldığımı söyleyebilirdim. Bunu açıkladığımda kişiler bunun inanç olduğunu, ele alınamaz değerlendirilemez bir seçenek olduğunu ya da bu tip düşüncelerin sadece alternatif komplo gruplarınca dillendirilen hurafe ve şarlatanlıklar olduğunu söylüyor ve otomatikman bilim-bilgi ve akıldışı alan olarak nitelenip kategorize ediliyor ve bundan açıkçası çok rahatsızım. "c" (Kozmik karmaşa) için sadece "öteki" olan bir azınlığın bunu tartışma hakkı var gibi. Dahası derdimi anlatmakta güçlük çekiyorum. Belirttiğim "c" seçeneği için alternatif kaynaklar çok sınırlı ya da bunu öne süren insanların ve içeriklerin de oldukça bulanık addedilen bir durumu var. "c" (kozmik karmaşa) için kanıt olmadığını söyleyenler "a" ve "b" için de kanıt bulamaz. Sadece "a" ve "b'yi makul ve tutarlı ya da akla yatkın bulmaktadır. Bu tip bir düşünceyi din ve bilim gruplarında açıklamaya kalkmak ya da tartışmaya açmayı denemek neredeyse imkansız ya da oldukça yorucu ve bezdirici oluyor. İmkanı olsa bile görülen ve alınan tepkiler olağanüstü rahatsız edici olabiliyor ve makul bir tartışma ve kendini açıklama zemini çoğu zaman sağlanamıyor. Yazımcı olarak, düşünür olarak, dünyayı hepimizle ortak paylaşan bir insan olarak isteğimiz bu tip düşüncelerin açıklamasına saygı ve tolerans gösterilmesi ve sağlanmasıdır. Doğrulanmaksızın ya da yanlışlanmaksızın neyin doğru ve gerçek olduğunu asla bilemeyiz. Bir seçenek her zaman bir seçenektir ve neyin olası olduğu konusunda da bocalamalar yaşayabilirdik. Çoğumuzun sandığının aksine ne "a" (din) ne de "b" (atezim) seçeneklerinin söylemleri de kanıtlanmış ve bu anlamda diğerinden daha güçlü ve bilgisel tabanı daha geçerli ya da sağlam değildir İşin aslı "a" (din) seçeneği bir inanç olarak görülür ve "b" (bilim/ateizm) seçeneği/yolu ise kabaca bilimsel düşünce ya da ateizm, inançsızlık vb. olarak addedilir. Herşeye rağmen dinlerin kökenini irdeleme ve açıklama anlamında "c" (kozmik karmaşa) seçeneği de güçlü bir olasılıktır ve bunu ortaya koyan düşünce ve verilerde yine tarihten ve onun olgularından beslenir. Çoğumuzun "a" (din) ve "b" (ateizm) dışında bir seçeneği ya da önerisi yok. İşin aslı "a" ya da "b "ye taraf olanlar düşüncelerini çoğu zaman sorguya açmıyor ya da alternatif diğer olasılıklar için veri bile toplamıyor. Bu durumda hepimiz "a" ve "b" ye hapsolur taraf seçerdik. İki tarafta diğerini kendi tarafına çekmeye çalışır arada bocalar ve kavga ederdi. Ayrıca "a ve "b" müritleri üçüncü tarafaların hepsine kendine çekmeye ve toplamaya çabalayacaktı. Bunun dışında dinsel çatışkılar duyanlarımız ve diğer açıklamları yetersiz hissedenlerimiz dinlerin köken açıklamasıyla bağsız olsa da varoluşunu anlama anlamında deizm ve agnostisizm ve panteizm gibi düşünceleri seçebilirdi. Sonuç olarak baskın olan "a ve "b" onların da varlığını da tehdit edecektir çünkü yeryüzünde her zaman azınlık düşünce ve hisleri baskı görüyor. "a ve "b" tarafları birleşerek diğer bütün alternatif düşünceleri yoketemeye ve görmezden gelmeye, herkesi iki seçeneği indirmeye çabalayabilecektir . Bu insanların alternatif düşünmesini sınırlamaya girişmekten ve düşünce açıklamayı zorlaştırmaktan başka nedir? Çoğumuz dinlerin kökenlerinin açıklanması anlamında "tanrı ilhamı" ve "insanın hayalgücü" dışında bir seçeneğimiz olmadığını sanırız. Bunun dışında yine bir çoğumuz da eğer dinlerle çelişirsek ateizmi seçmekten ve katı bilimsel kuramları savunmaktan başka seçeneğimiz olmadığını sanırız. İşin aslı insanın varuluşunu açıklamayı deneyen bir çok alternatif kuram ve felsefe de mevcuttur. Kozmik karmaşa kuramı dinlerin kökenini açıklamayı deneyen kuramlardan sadece bir tanesidir oysa bu açıklama bize yine de insanın varoluşunu anlamlandırma açısından yetersiz olacaktır. Yani kozmik karmaşa kuramının -doğru olacağını varsaysaydık bile- onun açıklamaları dinleri deşifre etmekten öteye gitmeyecekti. Toplum nezdinde baskın/hakim düşüncelerin diğerlerine takakümüne tanık oluyoruz. Kabaca şunu söyleyebiliriz. Resmi ve kısmen kabul görmüş olan ya da çoğunluğun benimsediği söylemler olan "a ve ve "b" dışındaki seçenekleri topluma ve diğer insanlara açıklamak oldukça zordur. Kişi çoğu zaman bunların dışında bir varoluş algısına sahip olsa bile çoğunluk tarafından yine de "a" (dindar) ya da "b" (ateist) olarak kategorize edilmeye devam eder. Bu diyelim sağcı olan bir kişinin kendi gibi kategorize edemediği birini ve örneğin apolitik ekolojik bir pasfizm savunan yeşiller üyesini solcu olarak algılaması gibi olacaktır. Yani örneğin bir dindara göre "c" (kozmik karmaşa) düşüncesine sahip biri kendi tanrısına inandığı için ateisttir oysa bir ateiste göre de "c" (kozmik karmaşa) düşüncesine sahip biri bilimle ters düştüğü için bir çeşit alternatif inanca sahip bir dindar gibidir. İşin aslı "c" türünden düşünceler bağımsızlaşmamıştır ya da bağımsızlıkları diğerleri tarafından yeterince tanınmıyor. Yani çoğunluğun bize dayattığı öncelikli seçenekler şunlardır a - Tanrı bizi varetti, tanrı bizi varetti , dinler tanrı ürünü gerçek (tek koşul) b- Madde bizi varettti, madde bizi varetti , dinler insanın hayalürünü gerçek (tek koşul) Birini seçmeliyiz çünkü baskın "a" ve "b" seçeneklerimiz var ve çoğunluk bunları tercih ediyor. Eğer tanrı bizi varetmemişse herşey maddenin ve evrenin sorunudur ve araştıracak bir gerçek kalmamıştır. Eğer bir tanrı bulamamışsak katı bir determinizm ve maddeselliğe inanmalıyızdır. Tanrı yoksa alternatif paradigmalar aramamalıyızdır ve maneviyatı/içselliği çöpe atmamız gerekir. Yani herkes böylece katı iki yöne ayrılmalı ve seçmelidir. Tüm bunları saçma bulanlardanım. İşin aslı toplumun çoğunluğu sana bunların ikisinden birine biat et ve seç demektedir. Sonuç oalarak bu ikisinden birini seçmeyenlerin sesleri ve düşünceleri "a" (din) "b" (atezim/bilim) gruplaşmaları tarafından kolayca susturulabilir, kısılabilir ve onlar ötekileştirilebilir, marjinalleştirlebilir. Baskın, hakim görüşler "a" (din) ve "b" (ateizm/bilim) dir. Bir "c" (kozmik karmaşa) düşüncen varsa seni hem "a" (din) ve hem "b" (ateizm) karşıt ve düşman olarak algılar. Örneğin "c" (kozmik kamaşa) seçeneği; bilimin ya da bilimsel ateizmin baskın olduğu bir yerde açıklandığında tepkilere maruz kalabilir .Bunun gibi yine "c" (kozmik kamaşa) seçeneği dinin baksın olduğu yerde açıklamaya çalışıldığında susturulmaya girişilebilir. Aynısını, felsefenin baskın olduğu yerde felsefe ve bilgi değeri görmeyeceği olarak öne sürebilirdik çünkü tüm bunlara zaten tanık olduk. Yani "c" ni ve komzik karmaşanın kendine ait bir alanı ve kategorizasyonu olmalıdır. Oysa kendine ait alanıyla ise %98 ilgilenmemektedir ve yien toplumsal alanda açıklanması güçtür ve yeteli bağımsızlı ksağlanamamıştır. Marjjinalleştirilmiş azınlıkların uçarı bilgileri olarak görülecektir. Eminim bana Budist inancımı açıkladığım gibi hoş davranılmayacaktır. Muhtemelen bu tip düşüncelerden bahsetmenin diğelerimizi rahatsız edeceği ve rahatını kaçırabileceği varsayılıyor. Hepimiz "a" ya da "b" ye biat etmek zoırunda mıyız? Özellikle dinsel düşüncenin katılığını anladığımzı varsayalım ama "c" (kozmik karmaşa) olasılığını masaya yatırmaya kalkışmak bilimsel düşünce gruplarından da yoğun direnç gördü. Sağlanabilecek kaynakların sınırlı olduğunun hepimzi farkıdnayız ancak mitolojilerin kendi okuması (Sümerden başlayarak kronolojik dini mitos okuması) yeryüzü buluntu ve kalıntılarını inceleme, eski uyagarlıkları ve mitoloji ve felsefeyi inceleme gibi bize "c" en güçlü seçenek olabileceğini düşündümektedir. Eğer bilimin işi dinlerin kökenini araştırmak ya da bu konularda bize katkı sağlamak değilse bence bu konulardaki tartışam ve sorgulara hiç taraf olmamlıdır. Bunun dışında eğer elinde veri olamdığı için bilmiyoruz ve henüz keşfetmedik diyebilmelidir. Bilimin şu an ki refleksi "c" kozmik karmaşa olasılığını görmezden gelme üzerine kuruludur bu nedenle bu tip düşünceleri dışlayan yayımlar yapılır. Sonuç olarak bilim; şeffaf, açık, objektif ve tüm olasılıklara açık olmalıdır. Bilim bunların hepsini eşit güçte sınayarak değerlendiren bir sorgulama alanı olmalıdır ve ya da taraf olmamalıdır. Mevcut bilim ya da onu savunan baskın kol "b" den yana taraf tutuyor/oluyor ve bu çok açıktır. Eğer konjonktürel bilimin bir bilgi düşmanı olmayacağını ya da özgürlük çelişkisi taşımayacağını düşünüyorsak bunu hatırlatmak istedim ve ilgilelerin özeleştirileri ve kendini düzenlemeleri yine kendilerinin sorunu olacaktır. Dünyanın küre olsuşunu düz oluşunu iddia ederek değiştiremeyeceğimz ya da örtbas edemeyeceğimiz gibi eğer dinlerin kökeni gerçekten "a" ve "b" değilse bunu değiştiremezdik. Şu an bilmiyoruz diyelim ancak bilmiyoruz. İnsanın yapamadığı şudur. Genelimiz çıkıp dünya düz mü küresel mi bunu bilmiyouz demedi. Düz olmalı ve bize düz olduğu öğretildi o halde ben düz diye ısrar edeyim. Çoğunluğun tepkileri yine de böyledir. Eğer yeryüzünde kendinde haklı olmayan ve diğerlerine baskı tahakküm kurmayan bir çoğunluk ya da otoriter resmi söylem angajman varsa tartışmayı tartışmadan kapatabilirdik ama bazılarıımz için hiç açılmadı. Bir gün daha hiç açmadığı yani olasılamadığı bir tartışmaya antitaraf olarak tersini diretme dışında bir katkı/katılım sunabilecek, tartışabilecek, tartışma kültürü olan, medeni çoğunluğu bulabilme umuduyla |
Evrim mesela. Evrim konusunda ya bilim tarafında olursunuz ya da dogma/din/inak tarafında. Siz iki tarafta da olmak istemeyebilirsiniz ama nereye kadar arada kalacaksınız? Zamanla illa bir yana savrulursunuz.
Her iki taraftaki insanların ''hoşgörüsüz'' olması da gayet normal. Çünkü bizim doğamızda hoşgörü/merhamet gibi şeyler yoktur. Biri size ılımlı bir tavır takınıyorsa, bu kişi sizi kendine çekmek için böyle yapıyordur. Din konusunda bir şeyler yazmıştım; https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39470 |
Alıntı:
Bunu geçelim tarafında olunması gereken şey bilgidir. Bilim bilginin tarafında olmalıdır. Ontolojiden ne anladıığımı defalarca kez yazdım. Yoktan varolamayız o halde varolmadık. Varolmadıysak bir başlama yok. Başlama yoksa oluşma yok hep vardık. Benim için ontoloji burada bitmiştir.Başa kbir ontolojik açıklamay bilgi ve bilime de gerek olmayacak. Evrimi eğer şu kökene yapılandırısanız tabi ki çelişirim Varoluş bir tekililkten başlamış doğmuş çoğamış ve gelişmiştir. Bir ilk hareket vardır. Evrim hakkında bir şeyler yazacağım ve sizlere sorularım olacak Alıntı:
|
Alıntı:
Evrim kuramınız bir köken araştııması mı? ya da oluşma ve gelişme kuramı ımı? Eğer öyleyse neye dayanıyor? Evrimin bir çerçevesi var mı? Neyi açıklamayı deniyor? Neden yapılannırıldı? Daha açığı -varlıksal bir- başlangıca dayalı bir modelleme mi? Varlıksal başlangıç dışında yapılandırılabilir mi? Eğer başlangıca dayalıysa ilk tekilliğe mi dayanıyor ya da neye ? Evrim nedensellik arayışıyla ilgili mi değil mi? Evrim varlıksal ilk hareket dışıdna bu olmaksısızn ele alınabiliyor mu? ya da bir kaç cümleyle evrim kuramı nasıl ifade ediliyor? Bu arada ben değil siz taraf olmak/seçmek zorundasınız Benim tarafım belli |
Alıntı:
google a şunu yazdım Evrim bu çıktı Alıntı:
Köken arayışı saçmadır çünkü ilk köken bulunamaz. İlk köken bulunamayacağı için kökenin kökeni kökensizdir Bu bilgisel sorgulama yürütülemez. Varolan her şey bağlantdır/bağlanrılıdır ya da kökendir. Varolanın tamamı... Bunun dışında bir bilgisel araştırma saçma. Eğer evrim sadece insalığın kökeni ile ilgiliyse yani varlıksal ontolojik bir inceleme ile ilgili değilse evrimle benim çelişmem benim için tamamen zaman kaybı. ayırca bunlara bir itirazım olamaz Alıntı:
Rastgelilik rastgele değildir |
Alıntı:
Biyoloji ve fizik kuramları nasıl bağlanıyor şimdi big-bang teoriniz var Varlıksal başlangıç ay da ilk tekilik aramayan döngülü evren modelleriniz varmış kuantum teoriniz var paralel evrenler vb teorileriniz var Şimdi tekil evrem modelleyip varlıksal bir başlangıç paradigması dayatır bunun üzerine evrim çatarsak çatışacağım ama kuantum paradigması içinde bir evrim ya da başlangıç ve tekililk dışında bir oluş modeli ve döngüsellik öneren bir model içinde evimle çatışmayacağım Benim bilgisle yapılandırmamda şöyle bir soun var Kurt köpeğninin kökenini ararken ne bulurum? Köpeğin atasının kurt olabileceği düşünülüyor Kurt kurttur ama köpek ve kurt farklı türlerdir çünkü köpek kurtsa bile insan tarafından evcilleştirilmiştir ve evcilleştirilerek değiştirilmiş yıllarca denetlenmiş bir türle vahşi olan tekrar çiftleştirilmiştir Bir kurt köpeği olsam bu açıklamaya erişemeyebilirdim ama ilk vahşi kökenin doğa/herşey olacağı gerçeği de değişmezdi Bence biliminiz taraf seçmeli |
Alıntı:
İnsan 10 milyar yıl sonra ne yapıyor? Onun torunları? sağ kalabildi mi? Kalsa kim olurdu? 10 milyar uzunsa başka bir tarihleme seçelim 1 milyon yıl diyleim o da uzunsa daha düşüğü Şimdi dış uzayda gelimiş bir tür (tanrı değil ama) 8 ayrı gezegeniin hümaoit tür genetiğini buraya bu gezegene taşısa bunu nereden bileceksiniz? Ben o bilim biiyoloji kendim yapmadıkça inanmam Yaşım az geçti ama özgürce imkan sağlanırsa kapısını açan akademi varsa bilimsel çalışamaya öğrenmeye izin veriyorsa, imkan fırsat tanıyorsa örneğin bana bir DNA nın genetiğin nasıl deşifre edileceğini öğretip göstereceklerse vs bunları inceleyebilirsem merakla sevecenlikle heycanla inceleyip anlamayı denerdim. Kendi umduğum gib ibilgi toplarım. Bunun dışında ben bir kurama neden inanayım.? Bir çok veriye ihtiyacım var. En basit soru insanın çoklu atası varsa nası lgözlemleri hangi veri onu işaret eder Bunu incelemeliyim Onlar incelediler mi bilemem Orjinal doğal evrimsel biyolojik genetik manipüle edildi kırıldıysa tür yozlaştıysa tür dışıyla çiftleştiyse vs bunları nereden nasıl gözlemlerim Ben genetik mi öğreneyim Onların yaptıklarıan güvenemem. Binde 3 değil yeryüzünde ontoloji kavrayabilen. Onların yaptıklarına güvenirdim bak bilim bilgi onlara teslim edilse. En azından ontolojik kozmolojik bir uzlaşma zeminleri olsaydı en azızdan yukarıda kozmik karmaşa dediğim bir kuram oalrak yapılanmış kabul görüyor olsaydı güvenirdik Tarnıyı saf dışı bırakmak ve tutmak kozmollojik diğer olası kargaşaları dışlamayı gerektirmiyıor Kanırlarını toplaması ay da çok önlü bakması gerkenler yine onlar En basiti evrimsel olarak maymun insan olduğuna göre insan insanüstü başka bir türede evrimleşebilecektir İnsan genetik kurcalayacak uzayda koloniler kuracak gezegenler işgal edecek oralarda tür tohumlayacak genetik dağıtacak bir türe bile evrimeleşebilirdi Uzayda bizden önce evrimelşeni ve bize aktif müdahalesi olanı olabilirdi --- Savurma savrulma zamanı o savrulmaya bakacağız...: Banim bu forumun üç-beş yıllık yazarıyım bir kaç içten cümlemi mazur görün, politiazsoyana uğramamış Bilim sizi kurtarmaz |
Evrim konusunda bilgi edinmeye devam edin bence. Yeterince bilmiyor gibi gözüküyorsunuz.
Evrimi öğrenip, evrim üzerine düşündükçe, hayatı daha iyi kavrarsınız. Şu siteler size yardımcı olacaktır; http://www.evrimianlamak.org/e/Ana_Sayfa https://evrimagaci.org/ |
Alıntı:
Kabaca sorularım var, yanıt vermek istenirse verilebilir diğer türlü hiç önemli değil Benim sizin evrim kuramınızı istediğim komplekslikte kavramam ya da aradığım soruların yanıtlarına spesifik olarak eğer varsa erişmem için yazılı herşeyi taramam gerekirdi ve hala orada yanıt olmayabilirdi Bir kum saatini ters çevirin bu evrimdir/zamandır. Benim evrim üzerine okumaya ihtiyacım yok Zaman tek yönlü değil İki yöne de açıktır Gelceğe de geçmise de zaman ileri akmaz Bu tip bir evrim bilgisi/terminolojisi ilkeldir/vasattır |
Alıntı:
Evrim kuramınız tamamen tanrıyı altetmek için oluşturulmuş alternatif bi teori ve bana göre güç barikatı Bu haliyle anlıyorum Yani tanrıya karşı kalkan. Bunu anlıyorum İlk bakışta şöyle gözüküyor. Evrim büyük patlama temelli/tabanlı bir evren anlayışına bağlı bir açıklama sunmayı deniyor Ontolojik fikir birliği yok. Bilim ya da felsefe ile uğraşan insanlarla görüştük. Biri diyor ki maddeden çoğaldık geliştik. (ya da o ezeli) Diğeri uzay zaman sonsuz ama başlangıçta bir töz vardı kuantum dalgalanma vs oldu. Burada bir ontolojik berakklık yok. Orada teori ve varsayımlarla (hipotezlerle) dolu Yani evrimi yapılandıran algıya göre başlangıçta bir ilk tekillik var. Bir madde, hiçlik, bilinmeyen durum var. Bize göre bu olanaksız. Zaman sonzsuzdur. Geçmişte sonsuz. Yukarıdaki kum saati örneği gibi.. Bakın Şunda uzlaşıksak; "yoktan var ve vardan yokolamayız" Yoktan varolmadık, varolan şeyler vardı Bu durumda geçmişte bir kuantum çatlama patlama ilk hareket aramaya gerek yoktur İlk hareket kavramı üzerine düşünün/durun derim İlk hareket olmayan bir evren varlık modelleyin ve ilk hareket olmayan bir evrim modelleyin Tüm herşeyi bir madde, töz, hiçlik vb durumuna indirgemek zorunda değilsiniz Başlangıçta töz vardı başlangıçta madde vardı demekle başlangıçta herşey vardı ve başlangıçta oluşuk bir evren demek aynı şey; İnsanın kökeni varoluşun tamamı tümü ve tüm materyalidir ve herşiyiyle içiçe ve tümüdür Benim için köken incelemesi bitti. Ben bu bilgiyle çelişmem. Başka bir yapılanmaya ihtiyacım yok Yoktan varolmadık o halde bir ilk yoktur o halde köken yoktur, o halde nedensellikte yoktur Varolşun nedeni ve kökeni olamaz. Yoktan varolamdıysak bir şeyler ezeli olarak vardır Ezeli olarak varolan şey sonradan hareket edemez, ilk hareket içeremez Ezeliyet geçmişle zamanla ölçülemez varoluş sonsuzdur. Geçmişte sonsuzdur gelecekte sonsuzdur Ezeliyeti geçmişe işaretleyemezsiniz Ezeli yoktan varolmayan madde, töz, hiçlik vardı desen bile onu geçmişe işaretleyemzsin Ezeliyet şimdi ile aynı... Ezeliyet geçmişte değil Ontoloji üzerine durun. Size yardımı olacaktır. Olanı biteni daha iyi kavrarsınız. |
"Yoktan var ve vardan yok olamayız"
Bu tam bir sonsuzluk Bunda hemfikirsek. :Sonsuz başlayamaz. Sonsuzu bir şey başlatamaz ,ilk madde, ilk töz felan olamaz Sonsuzun geçmişi olamaz. Sonsuzu bir şeyle başlatamazsın. Sonsuzu tekilliğe indiremezsin, geçmişte bulamazsın... "Yoktan varolmayan şeyin geçmişi olmaz, başlangıcı bulunamaz" Sonsuz bir şeyi bir şey önceleyemez. Başlangıcı ve geçmişi bulunamaz. Geçmişse dayalı zaman ölçümü/gözlemi hatalı. Sonsuzu bir ışın doğrusu ve kesitiyle -başlangıçla- modelleyemezsin İleri akan bir zamanla modelleyemezsin Sonsuz sembolünüz yan yatmış bir 8 gibi ve sanırım şöyle "∞" Evrim bir tür tanrısavar Sizi maddenin doğurup çoğalttığına inanmamalısınız Determinizme tanrı gibi geçit vermemelisiniz Nedensellik sizi tanrı gibi hiçler. Maddesellik ,maddeden doğuş hipotezi sizi determinizme hapseder. Nedenselliğe hapseder. İyi bakılırsa tanrıdan az zararlı değil. Tanrıdan kurtulma uğruna başka dogma çoğaltmayın/üretmeyin Sizin evrim kuramınız yeter ki içinde tanrı olmasında çözüp anlayana kadar bu iyi ve yeterli bir cevap demek gibi ama ihtiyaç olmayacak Tamam tanrı yoktur ama bu tam bir sonsuzluk Evrimin bir başlangıcı ve kökeni olamaz. Varolan her şey birbirinin nedeni ve sonucu. Aynı. Tekilliğe dayalı ve tekliğe indirgenen çokluk modelleyemesiniz başa dönersiniz döngü kurmalısın Bir evrime gerek yok. Olan var .Biz varız: Sonsuz varız. Yokolmayacağız. Evrim kuramına ihtiyaç yok çünkü tanrı yok: Yoktan varolmadıysak hiç bir şey bizi önceleyemez. Tanrı da önceleyemez, geçmişte önceleyemez, töz de önceleyemez, madde önceleyemez, hiçte önceleyemez, bunların hiçbiri bizi belirleyemez ve bu sorgulama hatalıdır Varoluş onun oluş koşulları geçmişte ve önce de aranamaz ona doğuş/köken bulunamaz Varoluş geçmiş ve zamanla soruştulamaz Geçmiş varoluşun öncesi değildir Sonsuzca (öncesiz ve sonrasızca) her ne varsa o olur, devinir. Devinimin hareketin ilk ivmesi başlangıcın bulunamaz, aranamaz. Tekillik çoğaldı/varlıklaştı demek sizi büyük bir hataya sürükler. Yoktan varolmamanın geçmişi (ilk geçmişi) olmaz, bulunamaz. Varoluşta başlangıç bulunamaz. İlk hareket bulunamaz. Geçmişte oluşmadık sonsuzuz |
Yoktan varolmayan şeyin zamanda geçmişi, bunun ilk öncesi,bulunamaz. Zamanı sonsuzdur. Sonsuzun geçmişi ya da başlangıcı aranamaz
Nasıl varolduk sorusu hatalıdır çünkü di'li geçmiş zamandır ve geçmişte varolduk ve bu işler geçmişte oldu bitti demektedir Nasıl varolduk? Yok değildik. Yoktan varolmadık. Vardan da varolmadık . Vardan varız ya da var var (vardı). Tersi değil Varolma geçmişe ait/dönük bir sorun değil Yoktan varolunmadıdğı için ilk kez var olma (doğma/gelme) diye bir şey yoktur Olan zuhur etmedi çünkü yok değildi Olan/varlık geçmişte olmamış/oluşmamış bir formda aranamaz Varoluşta hiçbir şeyin spesifik kökeni aranamaz,bulunamaz. Köken varolan tüm herşey için tüm zamanlardaki tüm herşeydir. En basit tabrirle vaoruluşun tüm materyali kökendir. Köken olmayan yoktur Realite. Gerçeklik Eğer bir tekili sonsuz çoğaltan bi evrim ya da varlık modelleniyorsa ki bana göre anlamsız o durum içinde bile gelecekte her şeyin üssel ve sonsuz çoğalınacağaına inanmak isterdim ya da bunu yeğlerdim.. Uygun modelleme değildir. Varoluş sonsuzdur (hem öncesiz hem sonrasız) Eğer yokluk gelecek ya da geçmişte herhangi bir yerde sözkonusu olsaydı şimdi ve bugünü de yutar yokederdi |
' Başlangıçta evren vardı '
Varlığı geçmişe götürüp ve bir ilk madde, atom, bilinmeyen durum (hiçlikten) çoğaltıp genişletirsem (patlama gelişme oluşma vb) bu açıklama Adem ve Havva öyküsünden(tanrı öyküsünden ) farksızdır.
Bu ilk tekillik, başlangıç durumu, arayşışı ve indirgemesidir Varlığın bir tekillikten başlayıp geliştiğini öne sürmek zorunda değilsniz. Dahası bilmediğnizi bilmek (varsaymak) zorunda dğeilsiniz. Varsayım üzerine bilgi kuruluyorsa dengesiyle kurulur. "a" hipotezine zıtı olan denk en az bir "b" hipotezi olur ve olası "c" ve "d" de her açık ve olası tutulur Eğer öyle olduysa yargısı/önermesi eğer öyle olmadıysayla birlikte incelenmelidir Eğer tanrı varsa onu ne yarattı demekle eğer ilk madde (ya da hiçlik) varsa onu ne oluşturdu demek arasında fark yok ve bu ikisi oluşmadı hep vardı diye açıklama yapmak arasında bir fark yok. Bu ilk hareket ve zaman yanılgısıdır Eğer hiçlik, eğer madde, eğer zaman farketmiyor varbulunabiliyorsa şu an tüm varolanda varbulanabilir Eğer başlangıçta ilk ya da tek var bulunabiliyorsa başlangıçta tüm ya da çokta var buluanbilir Eğer başlangıçta hiç var bulunabiliyorsa hepte var bulunabilir Başlangıçta yok var bulunamaz ama var var bulunabilir Başlangıçta sadece ne değil, başlangıçta kim ve her şey vardı Başlangıçta tek ilk bir şey değil de son çok şey de vardı Tanrı kendinden var bulunup yaratabiliyorsa başlangıçta yartılmışı da var bulunabilir Madde kendi var bulunup bunları oluşturabiliyorsa başlangıçta oluşmuşu oluşuk olarakta var buluanbilir İlk şey maddeydi, ilk şey tanrıydı demekle "ilk şey oluşuk/oluşmuş hazır bir evrendi" demek arasında bir fark yok. Başlangıçta evren vardı derim Başlangıçta hiç var olabiliyorsa başlangıçta evrende olur derim. Başlangıçta tanrı var olabiliyorsa başlangıçta evrende olabilir derim. Başlangıçta madde varolabiliyorsa o kendinden varolabiliyorsa başlangıçta kendinden bir evrende varolabilir derim. İyi bakarsan sorunun başlangıcın kendi olduğunu göreceksin çünkü başlangıçsız çünkü sonsuz Tanrı da yok madde de yok kavga yok iyi bakın. |
Başlangıçta annesini arayan bir tanrı ve başlangıçta geçmişini arayan insanlar va
Alıntı:
ÜRETİMLER (DİL ZİHİN MANTIK FELSEFELESİ SINAMA VE DİZGELERİ) Başlangıçta ne vardı? Başlangıçta ne yoktu? Antibaşlangıçta ne yok değildi? Başlangıçta ne vardı? Başlangıçta son vardı. Başlangıçta ilk değil de son vardı ve hemen oracıkta son bulduk. Başlagıçta sonlanış (sonlangıç) vardı Başlangıçta son madde vardı Başlangıçta son tanrı vardı Başlangıçta sonlanmış bir evren vardı. Başlangıçta daha önce evren kurup içe çökmüş bir töz tekilliği vardı Başlangıçta tanrının annesi vardı ve doğurma yetisi vardı. Bir tanrı oğul dünyaya getirdi ve onun yaratmaısnı izledi ona kraışmadı ve müdahele etmedi. Eğer işler kötü giderse bakıp herşeyi düzeltecekmiş. Başlangıçta beş tanrı birden vardı. Hepsi kavga etti. Beş ayrı varlık kurdular Başlangıçta geçmiş değil gelecek vardı geri geri gidiyoruz Başlangıçta sonsuzluk vardı Başlangıçta geçmişsizlik vardı Başlangıçta annesini arayan ağlayan üzgün bir bir tanrı vardı Kimine göre başlangıçta dayalı döşeli dört başı mamur hazır bir bir evern diğerine göre neşe saçan neşeli baloncuklar vardı Başlangıçta geçmişini arayan insanlar vardı Başlangıçta (başlangıcı ya da kendini kaybetmiş) birleşmek ve beraber şarkı söylemek tüm bunları anlamak isteyen insanlar vardı Başlangıçta; "bu konuda kavga etmeye son verin ve beni bulun ve bulursanız size herşeyi anlatacağım" adında bir tanrı ya da şey vardı |
Varlık süreksiz ve çelişkili, yokluk sürekli ve tutarlıdır.
Tanrı hiç birimiz değiliz ve Tanrı hepimiziz. Tanrı hiç birimiz değil ve Tanrı hepimiz. Tanrı hiç bir zaman var olmadı ve hiç bir zaman var olmayacak, ve aynı zamanda hep vardı ve hep var olacak. 2x2 her zaman 4 olmak zorunda değildir. 2x2 hem 4'tür, hem 3'tür, hem sayı kümesindeki herhangi bir sayıdır, hem de belirsizdir. Gerçek diye bir şey yoktur. Gerçek süreksizdir, bazen gerçek olur bazen gerçekdışı. Gerçekdışı diye de bir şey yoktur. Hepimiz gerçeğiz ve aynı zamanda hiç birimiz gerçek değiliz. Bütün bu problemler Tanrı'nın genç olmasından kaynaklanıyor. Tanrı hem sonsuz yaşında hem de yeni doğmuş bir bebeyle aynı yaşta. Hem çok deneyimli hem de hiç bir şey bilmiyor. Hem her şeye muktedir hem de hiç bir şeye gücü yetmiyor. Şeytan hem kötülerin en kötüsü, hem de iyilerin en iyisi. O hem lanetlenmiş ve kovulmuş, aynı zamanda Tanrıyı lanetlemiş ve kovmuş. Hem dünyada aşağılanmakta, hem de dünyayı idare etmektedir. Tanrı hem insanları ve geri kalan her şeyi yaratmıştır, hem de insan ve geri kalan her şey Tanrı'yı yaratmıştır. Bütün bu fikirler zamanla hem değişir ve hem de değişmezler, ama hiç birisi baki kalamaz. Biraz daha deneyimli bir Tanrı bu işleri rayına oturtabilirdi, bu benim şahsi fikrimdir, aynı zamanda anonimdir, aynı zamanda yûtopyadır ve aynı zamanda bilimseldir. |
Alıntı:
Yukarıda bir şeyler yazdım ama Varlık doğuşsuz ve süreklidir, tersini tartışmak bir bocalama Yokluk sadece varolanların yer biçim form değişimlerine ilişkin bir işaretlemedir Gerçeklik/realite olanın algılanma biçimleri, varolanın kendini zorunlu serimlemesi ve açımlaması ya da kutsal devimi Tanrı (yaratıcı) ya bir tane değildir çok (ve sonsuz) tanedir Ya sonlu ve başlanagıçlı değildir sonsuzdur ya da hiç olmayacaktır ve yoktur Yani tanrı ya tüm varolandır ya hiçbirşey hiçkimse |
Varlığın doğuşsuz ve sürekli olması bir teoridir, doğru olmak zorunda değildir. Evrende netice itibariyle herşey sıfır'dan gelmelidir. Ya da en azından aynı anda her şey sıfırdan gelir. 0=+1-1 olmalıdır yoksa hiç bir şey olamaz. Bu herhangi bir şeyin herhangi bir anda karşıtıyla birleşip tekrardan sıfır olması anlamına gelir. Zaman kavramı gerçek olmadığından ve her an her şey olmakta olduğundan dolayı bir şey varsa aynı anda yoktur da. Bu yüzden bir şeyin var olması aynı anda yok olduğu manasına da gelir. Bir şey tek başına ve sürekli olarak var olamaz, bu anlamsızdır. Bir şey tek başına +1 olarak sap gibi duramaz, onun bir -1 karşılığı olmalıdır. Birleştikleri anda, sıfır olur, bu daha tutarlı ve kararlıdır.
Zaman diye bir kavram yok zaten. Zaman bizim uydurduğumuz bir şeydir. Etrafımıza bakarız ve olaylar akmaktadır, o halde bu akış yönüne doğru bir zaman kavramı belirleriz. Her şey durduğu anda zaman da durmuş olur. Aslında hiç var olmamıştı. Zaman kavramı var olmadığı için varlık kavramı da aynı zamanda yokluk manasına gelir. Bunun tersi de doğrudur, fakat varlığın mutlak olduğu iddiası tek başına geçerli değildir. |
Alıntı:
Alıntı:
Daha geniş resimde ise (örneğin dünya yüzeyinde ekvatorda çizeceğim bir doğru kendi ucunu kesebilir ve bu) bir çemberdir ama doğru olmayan doğru değildir ve mantıklı olan mantıklıdır Alıntı:
Alıntı:
Bu anlamlı mı? Bir şey tek başına ve sürekli olarak yokolamaz Bu anlamlı mı? Bir şey tek başına ve sürekli olarak yokolabilir Bu anlamlı mı? Alıntı:
Varlık varolmamıştır var(-dı)(-r) Alıntı:
Anladım Varlığın antimutlak olduğu iddiası tek başına geçerli? mi? Yokluğun mutlak olduğu iddiası tek başına geçerli? mi? |
Alıntı:
Varlığın antimutlak olduğu iddiası tek başına geçerli? mi? sorusu zor, daha doğrusu karışık, ikinciye geçiyorum. Yokluğun mutlak olduğu iddiası tek başına geçerli? mi? = Geçerli değil. Yokluk tek başına mutlak değil, yoksa aynı anda varlık da var olamazdı. O zaman ilk soruya geri dönebiliriz demektir. İkinciden yola çıkarsan varlığın antimutlak olduğu iddiası da tek başına geçerli değil. Alıntı:
Sıfır daha ziyade, var olan bir şeyin karşıtıyla birleştiğinde yok olması durumunda ortaya çıkan, ya da kendiliğinden hiç var olmamış bir şeyi tanımlayan ifadedir. Sıfır bazen frekans da barındırır. Örneğin bir sistem birdenbire karşıtıyla birlikte ortaya çıkıyor ve kayboluyorsa, sonra tam da kaybolduğu noktadan aynı şekilde tekrar ortaya çıkıyorsa bu nokta da yine sıfır noktası olarak tanımlanır. Sayı cetvelinin tam ortasında sıfır bulunur örneğin. Gerçekte sonsuz ve sıfır kavramları matematik açıdan tanımsız olduğundan, limit durumlarla ifade edilir. Sonsuzun limitle ifade edildiği bilinir ama sıfırın da limit durum olduğu genelde bilinmez. Oysa sıfır da pozitif veya negatif taraftan yakınsayıp mutlak sıfıra yakınsar. Gerçek manada sıfır doğada pek bulunmaz ya da nadiren bulunur. Demek istediğimi size başka bir açıdan şöyle anlatayım. Biz bu dünya hayatını yaşadık. Ben bu cümlelerin aynısını, noktası virgülüne kadar sonsuz kez yazdım, ve siz de sonsuz kez okudunuz. Bunlardan en sonucuda, örneğin şimdi, hatalı olarak bir virgül ekledim. ",". Bu virgülü bile sonsuz kez ekledim ve sonsuz kez bu konudan bahsettim. Dolayısıyla yaşadığımız her şey sonsuz kez tekrarlanmıştır. Sonsuz kez yaratıldık ve sonsuz kez hiç yaratılmadık, sonsuz kez kıyamet koptu ve sonsuz kez kıyamet diye bir şey hiç olmadı. Hepsinden ve her şeyden sonsuz kez yaşadık. Şimdi ben size "odada senden başka hiç kimse var mı?" diye sorduğumda, etrafınıza baktınız ve hiç kimse olmadığından dolayı "etrafımnda hiç kimse yok" yanıtını verdiniz. Sizden başka odada kaç kişi var? "sıfır" yanıtı verdiniz. Peki bu mutlak mı? Değil. Bir çok ihtimal var ve en basiti orada birinin daha olup sizin fark etmemiş olmanız ihtimali. Bakın en basiti bu. Daha karmaşık olan yanıtlardan biri, yaşadığımız sonsuz tane aynı deneyimde bu sorulardan bazıları sırasında odada gerçekten de başka birinin bulunmasıydı. Bu durumda "bana şimdi sanki odada hiç kimse yok gibi geliyor ama bu soruyu sorduğunuz sonsuz kez burada birisi vardı" yanıtı sıfır yerine daha geçerli bir yanıt olacaktır. "Şu an kaç kişi var" sorusunun yanıtı da aynıdır, çünkü zaman kavramı geçerli olmadığı için aslında hepsi "şu an"dır. Konuyu basitleştirip başa dönersek; Varlık, yokluk kadar mutlak ve kesin değildir. Çünkü basit mantıkla bir şey herhangi bir anda dış müdahale olmaksızın karşıtıyla birleşerek yok olabilir. Fakat var olan her şey bir anda yok olduğunda ayrıca bir dış müdahale olmaksızın bir daha hiç bir şey var olmayacaktır. Bu nedenle yokluk daha kararlıdır. Matematik ve felsefi açıdan sonsuz ihtimal ve/veya seçenek var zaten, işin o tarafına hiç girmiyorum. Var ve yok arasındaki farkı ve yokun mutlak oluşunu yukarıda iyi anlatamadım. Burada biraz daha açmak istiyorum. Bunu da örnekle anlatayım. Şimdi sen varsın, şu an varsın, her an varsın, aynı zamanda yokum da diyebilirsin, fark etmez, netice itibariyle şu an kendini hissediyorsun, varsın, birsin. Yok edilebilirsin. Yok olabilirsin. Aynı zamanda yok oldun da. Başka bir versiyonda yok olmuştun. Dolayısıyla yoktun da. Ama, yok olduğunda, artık bir daha var olamıyorsun. Neden bu olamıyor? Çünkü yok olduğunda artık sonsuz tane yok ihtimalinden birisisin, veya hiç birisisin. Tekrar sen var edilmek istendiğinde aslında senin aynından başka bir şey var oluyor, o yok olan sen, sonsuz tane yok olan ihtimal içinde herhangi birisi ya da hiç birisi olduğundan dolayı asla tekrar var edilemez. Bu yüzden bir kez yok olduğunda asla geri gelemezsin ve bu daha kararlıdır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Şimdi biz aslında bu hayatı sonsuz kez yaşadık. Sonsuz kez insan olarak yaşadık, sonsuz kez Tanrı olarak yaşadık, sonsuz kez de Tanrı filan yoktu. Sonsuz kez cehenneme gittik, sonsuz kez cennete gittik, sonsuz kez de hiç bir bok olmadı. Ben bunların bir kısmını hatırlıyorum. Çünkü biz bunları şu an, her an, yaşadık, yaşıyoruz, yaşayacağız, hepsi aynı şey olduğu için, halen yaşıyoruz. Deneyimlerime göre yok etmek öyle basit bir iş değil. Sonsuz da öyle ahım şahım bir kavram değil. Matematikle haşır neşir olmayanlar sonsuzun yütopik bir şey olduğunu ve ondan öte bir şey bulunamayacağını iddia ediyor. Oysa biz pratik olarak bunun aşıldığını gözlemliyoruz. Bunu da şöyle bir örnekle anlatayım. Sonsuz matematik olarak genellikle tanımsızdır. Ama biz sonsuzla işlem yapabiliriz. Mesela ∞ x 2 = ∞ ∞ + 2 = ∞ ∞ x ∞ = ∞ Fakat, ∞/∞ = tanımsız. Yani sonucu bilinmiyor. Şimdi 2x∞=∞ olmasına rağmen 2=1 değildir. Fakat pratikte biz bunu çözmek için sonsuzu sadeleştirip 2=1 olarak da çözeriz. Mantıksız gibi görünse de, değil. Sonsuz aslında limit durumdur, matematikte limit durum olarak ifade edilir. Örneğin sonsuz derken kast ettiğimiz şöyle bir şeydir: ∞ = lim (n>∞) n Yani burada limit n sonsuza giderken n, sonsuzdur. Aynı zamanda, ∞ = lim (n>∞) n² Gördüğümüz gibi sonsuzun karesi diye bir şey yok ama limit n sonsuza giderken n'ye bağlı değişken var. Bu nedenle sonsuzun sonsuz olmasından daha önemli olan, sonsuza nasıl yakınsadığıdır. Bu nedenle biz şu işlemi yapabiliriz: Eğer sonsuzların içeriğini biliyorsak, lim (n>∞) n² / lim (n>∞) n = (aslında ∞/∞=belirsiz olmasına rağmen) eşittir deriz = lim [(n>∞) n² / n] = n = ∞ bakın burada ∞/∞ belirsizliğini çözdük. Şu örnekte örneğin; lim (n>∞) n / lim (n>∞) n = (aslında belirsiz olmasına rağmen) eşittir deriz = lim (n>∞) (n/n) = 1+c = c burada tam olarak eşit olamayacakları göz önüne alınarak bir c sayısı sonuca eklenir. Yani bu sayı üç, beş, bir milyon, vs olabilir, ama sonsuz olamaz, reel bir sayı olmalıdır. Görüldüğü üzere sonsuzun muhteviyatına göre sonsuzla işlem yapmaktayız. Sonsuz aslında belirsiz olmasına rağmen biz onunla işlem yapıp sonucu belirleyebiliyoruz. Bu yüzden, bazen "10 sonsuz", "20 sonsuz" ifadeleri tek başına belirsiz olmasına rağmen biz bunu belirleyebiliyoruz. Şimdi bunu anlatıcam. Zaten bunu anlatmak için bu matematiği anlatmıştım. Biz aslında cehenneme gittik ve sonsuza kadar cehennemde kaldık. Aynı anda, aslında cennete gittik ve sonsuza dek cennette kaldık. Aynı anda, aslında sonsuz kez yaratıldık ve aynı anda sonsuz kez Tanrı rolünde diğerlerini cennet ve cehenneme attık ve aynı anda doğa ana rolünde hiç bir şeye müdahil olmadık. Hepsi şimdi şu an oldu, oluyor. Aynı anda şu an buradayız. Demek ki sonsuzluk kesin değildir, baki değildir, öyle olsaydı şu an hala cennete veya cehennemde olurduk veya hiç var olmamış olurduk. Ben mesela kendimden örnek vereyim, sonsuza kadar cennette kaldım, evet hatırlıyorum bunu bak. Ama buradayım gördüğünüz gibi. Ben mesela, sonsuza dek cehennemde de kaldım, bakın bunu da hatırlıyorum. Hatırlıyorum çünkü hepsi şu an şimdi gerçekleşiyor. ve gördüğünüz gibi hala buradayım. Benim mesela sevdiğim biri var, 30 kez sonsuza dek cehennemde kaldı, biliyorum çünkü bunu önceden -sehven- ben istemiştim, sonra vaz geçtim ama ilki kabul gördü ikincisi kabul görmedi, sonra geri geldi. Bir insan 30 kez sonsuza dek cehennemde kalıp nasıl geri gelebilir? Eh, hiç geri gelmemesinden iyidir, right? Soracaksın ki 30 kez cehennemde kalmış biri nasıl oluyor diye. Sormuş ol, sorabileceğin çok şey var da, bunu sormuş ol mesela. Bayaa değişmiş oluyor. Her ne kadar Tanrının iddiası tıpkısının aynısı ise de, bence değil. Ruh muh kalmıyor, hepsi gitmiş her şey sıfırlanmış, bayaa tertemiz bir kişi oluyor. 30 kez cehennemde kalmış birisi artık eskisi gibi olamıyor. Yok etmeyi de mesela ben çok öyle önerdim. Çok sefer önerdim, eğer mümkün olsaydı bu sonsuz hayat içinde illaki bir sefer, bu hayatlardan birinde var olan Tanrılardan birisi bu teklifimi kabul ederdi, illaki önermişimdir, veyahut herhangi birimiz Tanrı rolündeyken birisi bana, sana veya Tanrı rolündeki bir başkasına önremiştir, ve illaki bu sonsuz önerilerden en az birisi hatta sonsuz tanesi kabul edilmiştir. bunda da önerdim zaten, yok ederdi illaki. Buna göre de pratikte yok etme diye bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyorum. Aksi halde bu gerçekleşirdi, hatta Tanrısal olduğu iddia edilen metinlerde "sizi cennete ve cehenneme gönderirim" ifadesinden öte, bir tık ileri bir vaad ya da tehdit olarak "sizi yok ederim" olurdu. Bu yok, çünkü yok etme diye bir şey imkansız. Tanrı açısından bile imkansız, yoksa bu tehdidi boş geçmezdi /m/n/k/lerdi eminim. Bu hayatın anlamını, dinlerin kökenini anlamak için anlamaktan fazlasını yapmamız gerektiğini düşünüyorum. |
Alıntı:
Sizin temel hatanız tekillik Biz yani siz kimsiniz ve ne? Alıntı:
açılamaz, kapatılamaz, başlatılamaz,bitirilemez gibi... Limitlemeler/bölümlemeler diğer ölçümleri/gözlemleri sağlar/sağlıyor Alıntı:
Sonsuzluk kesin değilse sonluluk ve son kensindir, son nedir? Niye bunları yazma ihtiyacı duyuyorsunuz? Anlamadım Türünüzün ya da neslinizin sorunu bu. Anlamadığınız ya da irdelemediğiniz için diğer herkesinde bunu yatığını sandığınız için her şey üzerine serbest atıp tutma Bazılarının fikri var, yavaş ol... Alıntı:
Bu yazı dinlerin kökeni başlıklı olsa da başka bir şeyi açıklıyor. Duygu, düşünce, ifade özgürlüğü sınırları ve topluma bunu ifşa edip açıklıyor.. benim dinlerin kökeni diye bir sorunum yok Benim bir ontolojik bunalımım yok Tekil değilsin, subjektif özerk bölümleme ya da parçalılık tekillik değildir. bu kadar.. |
Alıntı:
Sizin hatanız diye bir şey söz konusu bile olamaz. Konuları gerçekten birbiriyle karıştırıyorsunuz ve kendi yazdığınız kendi içinde bile çelişkili. Yanlış diye bir şey yok. Sizin açınızdan doğru, sizin açınızdan yanlış. Benim hatam dediğiniz şey de size göre hatalı. Dolayısıyla subjektif bir görüşü kesin yargı gibi sunamazsınız. Tekillik bir hata değildir, mantıksal çıkarımın sonucudur. Mantık tekilliği gerektirir. Eğer bir güç olsaydı ve kendisine alternatif başka güçler olsaydı evrensel gücünü korumak için diğerlerini yok ederdi. Başka türlü bir durum söz konusu bile olamaz. Ama ben böyle düşünüyorum diye "sizin hatanız tekilliği reddetmek" diyor muyum? Ben bunu demem. Çünkü o sizin görüşünüzdür, doğru veya yanlış olması duruma ve şartlara göre değişir. Kesin yargıya varmak öyle basit bir iş değildir. Ama bir insan yargı veremeyeceği konularda da çocukça bir cesaretle yargıya varabilir. Ama bunun gerçek manada bir karşılığı yoktur. subjektif özerk bölümleme pek bilindik bir kavram değil. Şimdi sizin hayal gücünüzle oluşan kavramların ne olduğunu bilemediğim için konu hakkında fikrim olmadığı kanaatine mi varıyorsunuz? Çok iyi ya. Önce bu kavramı ortaya atarkan amacınızı, daha sonra ne kast ettiğiniz anlatırsanız bunun hakkında da fikrim varsa söyleyebilirim. Ama öyle hayali bir şey ortaya atıp bak bunu bilmiyordun o halde ne konuşuyorsun ki gibi çocukça tavırlar buradaki felsefi üsluba ve tartışmanın seviyesine yakışmıyor, ve sürekli iğneleyici tavrınız beni yavaş yavaş konudan koparıyor. Söylediklerimin herhangi bir yerinde hatalı şeyler olduğu, ya da sizin görüşleriniz hakkında fikrimn olmadığı için değil, neden yapıyorsunuz bilmiyorum ama üslubunuz sizin seviyenizle orantılı değil. Ya da başkalarıyla tartışa tartışa beni de başkalarıyla aynı kefeye mi koydunuz, onu da anlamadım. Neyse. İnceldiği yerden kopar yapacak bir şey yok. subjektif özerk bölümleme ha, vay bee. |
Alıntı:
Cahilce? Başka? Sen şunu yap. Başkalarına nasıl yazacağını söyleme ve buna karışma (kendi işine karış ve) kendi nasıl yazacağına bak Alıntı:
Başlık: "dinlerin kökeninin incelenmesi" İçeriğim bir konsept sunuyor. Diyor ki; "Çoğunluk 'dinleri bir tanrının gönderdiğini', karşıt ikincil muhalefet çoğunlukta 'yok öyle bir şey bunlar hayal ürünü'nü düşündürülüyor ve bu ikisi dışında üçüncü bir algım olduğu için 10 senedir Türkiye düşünce gruplarında fikir açıklama ve ifade etme sorunu yaşatılıyorum. Son olarak gönderi şöyle kapanıyor. Umarım bir gün bunları karşıt ve taraf olma dışında dürüstçe medeni bir şekilde tartışabileceğimiz günleri görürüz. Açıkçası sen ya da diğer yorumcular içeriğe bu anlamda temas eden bir yorum göremedik. Şu oldu. Bir evrim söylencesi türedi. O türediği için ben köken kavramı üzerine bir açılım ve yorum silsilesi sundum. Sen bu yorumlardan birini alarak bir şeyler yazdın.. Yani bence yazdıklarımı okumalısın hepsi bu... Alıntı:
Ben/biz (ya da tüm varolan herşey) kimiz neyiz? /nasılız? Varolma (yoktan varlığa gelme, yoktan varolma) varlıksal bir doğuş başlangıç olanaklı mıdır? gibi soruları inceleyerek, irdeleyerek ve üzerine serbest düşünerek başlayın derim ben arada foruma uğruyorum tartışabiliriz. Bu yapıldıktan sonra tarıtşmayı yeğlerim. |
Alıntı:
Bu kompozisonunun ana fikri nedir? diye sorardı Bu yazının anafikri şu.. Yazan kişi Türkiye de tartışma gruplarında insanlık tarihi ya da dinlerin kökenine ilişkin alternatif bir paradigma anlayışına ve çözümlemesine sahip olduğu için tartışma zorluğunu açıklıyor, empati istiyor, tarafları empatiye davet ediyor ve bu tip düşüncelerin açıklanmasına saygı/tahammül tolerans gösterilmesini de rica ederek şunu diyor. Umarım bir gün baştan herşeye (koşullu) karşıt ve taraf olmak yerine açık olaslıklarla düşünerek, sunulan alternatif düşünceyi de açık bir sorgulama unsuru ve olasılık olarak görerek uygar tartışamalar görürüz/sürdürebiliriz. Anafikrim yerinde duruyoır. Yani ben tüm yorumcu ve katılımcıları anafikre davet ediyorum Sondan da belirteyim. Aynısı... Başkası değil... |
Yok ben "subjektif özerk bölümleme" konusundan devam etmek istiyorum, mümkünse, öyle bir şey varsa.
En azından bu bahsi bu konuda aydınlanarak kapatmamızın daha uygun olacağını düşünüyorum. Yarım da kalabilir sorun değil. |
Alıntı:
Canınız ne istiyorsa onu yazın ama şunu söyleyebilirim ki ben ontoloji konusunda kişisel olarak kendi içimde çok netim. Yani bu konuda bildirim almak beni yoruyor. Alıntı:
Varlık başlayamaz, yoktan gelip doğamaz (tekilden çoğalamaz) o halde öncesiz ve doğmamış ve sonsuz (başlangıçsız) olarak vardır. Buna verilen filozofik eleştiri değişimin olmadığını söylediğimiz iddiasıdır biz öyle yapıladnrımıyoruz ve algılamıyoruz. Ayrıca monizm eleştrileri var. Zaman yok var mı nasıl sorusu var Hareket yok mu diyorsun gibi eleştiriler var Bunlar tarih boyu sürüyor. Subjektif ve özerk tekillik dediğimizde kavramsal bir kafa karışıklığı ama kabaca sen ve ben ne demektir? senin mülkiyetin benliğin/kişiliğin senin ve sana ait ve benim mülkiyetim benim/benliğim/kişiliğim/varlığım bana ait. Biz ikimiz iki ayrı bağımsız tekiliz ama aynı türden insan ve varlığız... Yani sen ve ben ayırmı olmaması ikisini bir kaya/taş gibi aynı görme objektif seni ve beni tamamen farklı bağımsız iki ayrı özgün tekillik olarak ele alma subjektif bunu diyorum |
Alıntı:
Sen ve ben ne demektir? İşte ben seni sen ve beni ben diye ayırmıyorum. Bu, bir dağın yamacındaki kayanın aynı dağın diğer tarafındaki kayalardan farklı olduğunu iddia etmek gibi. Hepimiz aynı türsek hepimiz aynıyız manasına gelir. Farklı hissetmen bir şeyi değiştirmez. Kayanın da siyahı var beyazı var. Konuya senin bakış açınla bakarsak vücudundaki her hücren bağımsızlığını ilan edebilir ve "ben" diyebilir. "Ben" demek için ayrı bir irade mi gerekiyor? Her hücrenin ayrıca bir benliği olmadığından nasıl emin olabilirsin? Taş parçasında benlik var mı örneğin. Yok. Ama ona taş parçası diyorsun ve üstündeki diğer atomların hiç birinde de benlik hissi olmadığı halde onları ayırmıyorsun. Ama o taşı kırdığında artık iki parça oluyor. Demek ki yaptığın tanımlama şekil üzerinedir, gerçek değildir. Bu yüzden tekillik daha tutarlı ve gerçekçi gibi duruyor. Tabiki siz istediğiniz şeye inanabilirsiniz. Ama bu durumda, "hep vardı" demek, varlığa "ezeli ve ebedi" yaftasını yapıştırmak olur. Bu çok da mantıklı görünmüyor. Varlığın var oluş süresi sonsuz olsaydı keşfedilmedik hiç bir şey kalmamıştı. O zaman bir şeyler için neden uğraşmamız gereksin ki, çoktan tüm sorunları çözmüş olmamız gerekirdi. Şurada yaşadığımız kısacak dünya hayatında bile sayısız keşfe şahit olduk. Zamanın sonsuz olduğunu düşün. O zaman her şey çoktan başarılmış olurdu. Ayrıca zaman nerden çıktı. Hep vardı dersen o zaman yine bir tuhaflık çıkıyor. Her şeye mi "hep vardı" diyorsun. Ne biçim iştir bu. :D |
Alıntı:
Ezeli değilse başlangıcı vardır Başlangıcı varsa ? ilk hareket vardır. İlk hareket açıklanamaz Her şey hep vardı diyorum Evet Alıntı:
Amaçta anlam da dayanaktan yoksun Alıntı:
kalmamıştı (mış lı geçmiş) olurdu (di li geçmiş) yani kalmamıştı kalmıyor ve kalmayacak olurdu oluyor ve olacak Alıntı:
Herşeyin hep olmaması çelişiktir İndirgemeci ilk tekilik ve başlangıç ve ilk hareket çelişktir Varoluşun öteden beri gerçeklikten, hareketten ve zamandan yoksun olması çelişiktir Nasıl iş bu dediğin tam bir sonsuzluk. Gerçek bir sonsuzluk. Sonsuzluk o demek. Sonsuzluk tam da o anlama gelir. doğarsa ölür başlarsa biter ilk hareketle başlarsa son hareketle durabilir yoktan doğamaz vardan batamaz Oluşursa (daha öcne geçmişte) oluşmamış durumdaydı deriz Oluşmamıştan oluşursa oluşmamış nedir? Hem ilk hareket var mı yok mu? Oluşmamış oluşmamıştır (hareketsiz devimsiz) ve oluşmamış oluşmuşa evrilemez Olan vardır olmayan yoktur İlk hareket var mı yok mu? Bunu yanıtlamayı dene. Bunun üzerine düşün... Düşün, sadece düşün, bize düşünülemeyeceği öğretildi tüm sınır bu. Sınırı geçerrsek herşey orada, tüm yanıtlar Ben ya da bir başkasıyla bunu tartışmana gerek yok Sınırın ötesinde manzara herkes için aynı |
Yazım yine bölünmüş. Sinirlerimin yıpranmaması için görmezden geleceğim. Ciddi bir yanıt alana kadar bu tip yanıtları görmezden geleceğim.
Böldüğün yazı yazara değil, sana aittir. Kendi kendine yazdın durdun ben okumadım, beni ilgilendiren bir durum yok. Alıntı:
Belki böyle biraz anlarsın diye bekliyorum, belki, birazcık. Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Sence varlıkta ilk hareket var mı ? |
Alıntı:
|
Alıntı:
İkincisi yukarıda yazılanlar hakkında. Sonsuza kadar sen, ben ya da başkaları bir şeyler yazacak ve bildirimler verecek ve bu hep böyle sürecek gibi görünüyor. Sana ilk hareketin varlığı, olanağı soruluyor çünkü ya bunun üzerine düşünmen öneriliyor ya da bunun üzerine düşünüp durup durmadığın görmek isteniyor ve ya da bu yapılmadıysa belki seninde bunu farketmeni sağlardık çünkü diğer durumda neyi tartışıyoruz Nasıl bir varlık ya da ontoloji tabanı ya da algısı kullanıyorsun bilmiyorum. Aslında bunlar konumla ne kadar ilgili ve bunların bir önemi var mı onu da bilmiyorum. Başlık şu nedenle açıldı. Alternatif, genel toplumca kabul görmeyen, sayılmayan, çoğunca da hiç bilinmeyen ve duyulmamış okuma ve araştırma alanlarına giriştik. Buralarda bulduğumuz fikirlerden biri de şuydu. İnsanların dış uzayın güçlü varlıkları tarafından geçmişte ziyaret edilmiş, kolonizasyon ve köleliğe uğratılmış ve hatta genetik olarakta kırılmış vb. olabileceği düşüncesiydi ki bu düşüncelere yine bizi dış uzaydan bizim bilmeyeceğimiz karmaşık kontrol ediyor olabileceklerine kadar geniş fikirler eşlik ediyordu. Bir kaç yıl bana da saçma gelen bu şey üzerinde durdum ve sonra bana da mantıklı gözüktü. Sonra bunu kaynaklarıyla insanlara sunmayı denedim. Bunların tepki çeken ,alay edilen, ciddiye alınmayan düşünceler olduğunu gördüm ve bu tip bir bilgiyi içeren kaynaklar dışlanmıştı (şarlatanlık hurafe komplo adı alıyor, bilim akıldışı addediliyor). Yani resmi olarak neredeyse bunu sunup tartışamıyorsun. Bunun dışında öyle olmasına rağmen kişi olarak bunu ciddiye alıyorsun yani bu sana göre gerçekten olmuş ve oluyor olabilir. Yani bunu hiç konuşmamak hem kendi duygularına hem kendi kişisel gerçeğine hem de türüne karşı bir duyarsızlık olurdu. Bunun için çıkış çözüm yolları aradım ve bulamadım. Burada yeniden buna dair bir bunaltıyı ifade ettim. İlk istenen bunun çarpıtılmamış bir empatisi. Yani şu anlamda .Tamam sen ya da başkası başka şey düşünür inanır ama en azından ifade edilene bir empati yapabilir. Onun dışında bunlar diğerlerimize ister inanç, ister hurafe ve ister akıldışı gözüksün bu tarafta şöyle algılanıyor. Gerçekliğini ya da hafızasını yitirmiş ve tüm bunlardan kaçan bir kitle... Bunun dışında başlığım bir ontoloji içeriği değildi. Evrim köken kavramından dağılarak oraya geldi. Son olarak sanırım simulasyoncu diye bir kavramınız var . Daha önce de belirttim. Bu olayların kontrolünü ve iradenizi dışa yüklemenizi sağlar ve böyle bir yapılandırmayla nasıl bir ontolojik bilgi yapılandırılabilir emin değilim.. Yani simulasyoncu şu bu kavramı dışında kişi kendi üzerinden bağımsız bir ontoloji soruşturması sürdürmeli. |
Alıntı:
Alıntı:
Neden bunu soruyorum? Çünkü genelde şöyle cevap verilir. Varlık yoktan var ve vardan yok olamaz o halde ezeli -geçmişsiz- (*bir şeyler*) olmalıdıır ve o halde ilk hareket olamaz diye yanıtlanır Ben de bunun üzerinden geçmişin bir başlangıç ya da ölçme noktası olamayacağını -hareketin sonsuzluğunu ve ilksizliğini- tekrar vurgulamaya çabalarım İşin aslı geçmiş geçmişte olamaz. Yani geçmiş hem önce değildir hem de önce de değildir. Zaman tamamen görecelidir. Bunu hem teologlaa hem de bilimsel oluşma gelişme açıklamaya çabalayanlara söylüyorum. Cümlenin doğrusu şudur. Varlık yoktan var ve vardan yok olamaz o halde ezeli -geçmişsiz olmalıdıır (yani varolmaıştır çünkü yok değildi) Gerçeklikte doğamaz beliremez o halde ezeli -geçmişsiz- olmalıdır Bu tam bir sonsuzluktur Açık bir sonsuzluk, Oluşma temellenemez çünkü köken yoktur. |
Sayın İçtenlik,
İki şeyden birini yapmanız lazım. Konuyu çerçevenin dışına çıkarmamak gerektiğini söylediğiniz için çok da fazla bir şey yazmadan sakince bekliyorum. Simülasyon konusu simülasyon konusunda tartışılmalı, onu orada zaten tartışıyoruz. Ancak burada da vermeniz gereken ikinci bir karar var. Ontoloji konusuna girmek veya uzak durmak. Hem uzak durmak isteyip hem argüman geliştirdiğiniz zaman olmuyor, cevap hakkı doğuyor. Burada da eğer amaç dinlerin kökenini incelemekse, ontoloji burada çerçevenin dışında kalır. Bu yüzden, daha doğrusu bu kabulle ben şimdilik ontolojiyi konunun dışında bırakmaya çalışacağım. Ama simülasyon konusu yine ihtimal anlamında konuya dahil olabilir. Çünkü tüm her şeye alternatif seçenekler sunuyor. Bahsettiğiniz dış müdahaleyi dini olduğu iddia edilen metinlerden araştırdım. Çünkü insanlar etraflarından duydukları şeyleri dini metinlere aktarıyorlar ve dini kitaplar bir nevi efsanelerin ve söylentilerin olduğu tarihsel kayıtlar haline geliyor. Bu bağlamda, Enoch'un kitabının düşmüş melekler bahsini irdelemek ciddi yarar sağlayabilir. Ben biraz bakmıştım. Efsaneye göre bunlar bir grup melek, dünyadaki kadınlara tecavüz ediyorlar ve veledi zinalar doğuyor. Bu veledi zinalar üstün yeteneklere sahip, yarı insan yarı cin. Ama tabi, bu özellikleri nedeniyle kendilerini Tanrı gibi görüyor ve etrafa öyle gösteriyorlar. Bunlar sonra zamanla firavunlara dönüşüyorlar. Aslında mucize denen şeyler, bu efsanelere göre, var olmaları gerekiyor. Ben konunun farklı bir boyutundan da yaklaşıyorum. İnsanlar gerçek manada geri zekalıdır, herhangi bir buluş yapacak yetenekleri yoktur. Ben bunu neye dayanarak söylüyorum? Şimdiye kadar bir çok branştan bir çok "konunun en iyisi" denebilecek profesörle tanışmış olmaktan dolayı. Ve baktığında, bir çok buluş aslında rastlantısal şekillerde ortaya çıkmaktadır. Elektrik, ampul, yerçekimi (!) gibi konular buna örnek verilebilir. Yani, içsel başka bir şey mi var? Görünüşe göre bu buluşları salt düşünüp hesap yaparak bulmuyorlar, bir şey tetikliyor. Çünkü, yaptığım gözlemlerde çok bilenlerin aslında çok bilmediğini, sadece çok araştırdığını ve çok yazı okuduğunu, bunun sonunda okuduklarının fazla olduğunu gördüm. Yani, ne kadar çok kitap okursanız ve okuduğunuz konulara hakimseniz o kadar bilgili sayılıyorsunuz. Halbuki bu durum sizi okuduğunuz şeylerin esiri yapıyor. Okuduğunuz her şey sizi aslında yönlendiriyor ve bir çerçevenin içine sokuyor. Çok şey bilmeniz aslında sizi yeni bir keşif yapmakta daha şanslı duruma getirmiyor, sadece bilgi daireniz daha büyük oluyor, ama yine o dairenin dışına çıkamazsınız. Orada artık dış bir müdahale oluyor. Bu dış müdahale belki düşmüş meleklerden, ordan da firavunlardan kalma genetik bir özellik olabilir, araştırmak lazım. Sıfır kan grubu hakkında söylentiler var, bilemiyorum artık, ne derece doğrudur. Kandaki bazı özelliklerden belki bu durum anlaşılabilir. Belki PCR testlerinin gerçek amacı firavun soyunun akrabalarını bulup bir araya gelmeleri için bir yoldur. Her şey olabilir. Hiç kimseye güvenmiyorum, sen dahil, ben dahil. |
Alıntı:
Konuyu çerçeve dışına çıkarmamadan ziyade gelinen tartışmanın aşamalarını anlatmak ya da kaydetmek istedim ki ya da anafikir ve bağlan bir kez daha bilinsin anlasın/tanınsın vb istedim diyelim Sen şimdi; konuda evrim geçtiği ve evrim temel köken belirlediği ve bunun üzerine ben de bir köken temel olamayacağını belirlemek ve açmak için varlık sonsuzdur, kesintisizdir ve süreklidir de dediğim bir iletiye yok öyle değildir yokluk kesindir gibi bir şeyler yazman ve bunun üzerine benim sana (bana göre) kişisel çelişkini gösterebilmek için ilk hareket kavramını getirmem üzerinden sorumu da yanıtlamayarak buraya vardın Yani bu yazılanlar da o halde konu çerçevesi dışında gözüküyor Konunun eğer bir çerçevesi varsa bence şu ya da şuna benzer yanıtlardı Örn. Evet haklısın sadece big-bang öncesini anlamak için 9 ayrı kuram/nazariye/varsayım yapılandıranlar bi varsayım/hipotez olarak bunu bilim gövdesinde tutmalı ya da araştırmalı-soruşturmalıydı çünkü tersi dürüst değil ya da Hayır haksızsın bilim elinde henüz bunu varsayım (hipotez) olarak bile ele alabilecek kadar verisiz olduğu veri kıtlığı çektiği için bunu yapamaz ya da evet haklısın umarım bir gün böyle şeyler alternatif paradigmalar karşı-bilim, bilim karşıtı olarak değil de özgür düşünce ve araştırmalar olarak görülür de komplo şu bu etiketi almadan daha özgürce tartışabiliriz hya da hayır bilim ne amaçla niye kozmolojik bilinemez öngörülemez varlıkların geçmişte bizi denetlemiş bizimle etkileşmiş olabileceğine dair kuram oluştursu nay datartışam yürütüsün ki ya da bilim dinlerin kökeni ya da dinlerin tarihinin incelenmesi gibi tartışmalara tarafsız olmalıdır ya da bu bilimin işi değildir gibi.... |
Açık olalım benim anlattığım başka bir şey. Bu tip düşüncelere komplo şarlatanlık hurafe adı takılması (etiketlemesi yapılması) çok kolay ve bu kurumsal bilim bilgisi ve gücü dayanak gösterilerek/yapılarak (arka tutularak) ( onun verdiği yetki,, cüret ve güce dayanarak bir toplumsal polislik ve sözde sağduyu hatta gövde gösterisiyle de birlikte) yapılır ya da bir çeşit felsefe akımı, ideoloji, dünya görüşü diyelim..
Ben uygun bakış açısıyla olasılık varsayım hipotez düzleminde bu bilim yapılabilir dedim Buna dair de tepki izledim ilgiliye okuyucuya bir şeyler hatırlatma ya da göstermek istedim diyelim Birilerini olasılığı ya da varsayımı (hipotezi) kafasında bilim kapsamına almaya kendini açıp açmayacağına dair çünkü varsayımını bile olasılık kapsamında inceleme çoğu zaman reddedilir Bunun dışında dayanağın otoriterliğine dair bir gönderme var. Şu son dediklerimin anlanması dışında benim buraya kattığım kişisel bunaltıya empati duyulacağını sanmam Yani çerçeveye girmeyeceksiniz. Çerçeveye girme başka bir çerçeveden çıkışı gerektiriyor -muhtemelen konfor bölgesi ve alanı ki sürü/topluluk gücü birikimi seçimleri vs dahil orada baskın vs uzun hikaye: |
Alıntı:
Dış müdaheleyi ben aslında dini olduğu iddia edilen metinlere dayandırmıyorum. Asıl dayandığım metine dayanırsam metin sorgulanmıyor çünkü metnin edinilme biçimi sorgulanıp işin içinden çıkılmıyor ve sonuçta üç beş insanın birleşerek yazdığı bir tür hayalgücü ama daha özelde şarlatanlık addediliyor. Bu gönderi de ona açık atıf yapmadım çünkü bu zeminden sıyrılmanın yolunu arıyordum diyelim ama ben de o bağlamda (Kasyopya denen) bir kaç şey ekleyeyim Kasyopyanın düşmüş insanlar bahsini incelemenin yararı olabilir. Anlatıya göre bunlar bir grup insan bile olmadan önce birlik olarak tasvir edilen bir imgeden koptular ya da zaten akış/süreç böyle işliyor ve düşen melek efsanesindeki düşen melekte insanın kendisidir. Meleğin insanla çiftleşmesine gelince bu düşen bu dünyada bir yardır. %50 gibi. Diğer yarı yerlidir ve bunlarda yine evrensel sembollerdir yani süreç böyle olur işler. Evrim ağacı adlı siteden getirdiğin simulasyon alıntısındaki gelecek geçmişi simule ediyor kavramı gibi düşünelim. Geçmişten geleceğe zaman akışı düşündüğümüz gibi gelecekten geçmişe zaman akışı düşünelim. %50 yerli denilen bölüm doğal evrim diyebileceğimiz şekilde doğanın evrimidir. Bu doğa da evrilerek hayvanın insan olmuşu gibi. Diğer %50 uluslarası vatandaş gibi kozmolojik çeşitlilik ve daha önce belirtilen bu alt evrim sürecinin yaşamış üst benliklerden oluşur. Bu ikisi buluşur harmanlanır ve bu doğal oluş ya da kaderdir: Bu anlatıda hatalıdır çünkü zaman çerçevesi içerir ve zaman çerçevesi ortadan kaldırılırsa bir ayrım yok.. İnsan genetiğinden öyle firavun soyu dediğin gibi bir ayıklama yapamazsın, bilincin kökeni aynı değil, bilinç yakalanamaz, kısmen somutlaştırılabilir. Bu teknoloji simulasyoncularında var. O bağlamda da sizin simulasyon dediğiniz kafa karışıklığını gidermeniz için yine Kasyopya incelmenin yararı olabilirdi çünkü kendi gezegenini terketmiş uzayda otel gezegen arayan ve bu nedenle dünyaya göz dikmiş ama dünya gezegeninin gelecekteki bir zaman mekan sektörü sıçramasını (evrimsel geleceğini) bekleyen kollayan çünkü şu an bizden evrimsel olarak ileri bir zaman mekan sektöründe varolan simulasyoncu dediğiniz şeye benzer bir üst ırktan/uygarlıktan sözediyor. Daha önce de yazdığım gibi bu içerik geçmiş kutsal kitaplarınızın Babil kafesi dediği biçimde gezegenin dış elektromanyetik doğal ızgaralarıın teknoloji değsteğiyle uygun hale getirilerek kullanımı yoluyla oluşturuluş bir yapay zeka kontrol ağından sözediyor: Yani sizi bu yolla simule ediyorlar. En azından söylenenin elleri ayakları yere basıyor çünkü yüksek teknoloji üstboyutsal bir uzay gemisinde güneş yakınında konaklayıp sizi işgale hazırlanıyorlarsa kim olduklarını bilirsin. Ne olduklarını açıklayabilirsin. Fizik varlıklarına atıfta bulunabilirsin. Nasıl simule ettiklerine dair bir fikir sunar ama bu resmi anlatının bir parçası değildir ve o yüzden aktarmana rağmen kulak arkası edilir ve dinlenmez. Yani ,senin simulasyon fikrini birileri sevmesede katlanır ya da dinler ya da resmi bir engele takılmaz. Benim yazdıklarımı yazarsan herkes zırva hayal ürünü şarlatan bilgileri der geçer gider. Yani sende kulak arkası edip geçeceksin çünkü elinde çok güçlü yarı resmi simulasyon hipotezi var. Benim ki gayrı resmi. Tavan arası bilgi. (merdivenaltıın tersi) Bu başlığı sağlayan çerçevenin üst çerçevesi bu ki daha hala ilk çerçeveyi çözemedik. |
Alıntı:
Bu evrenden önce değişik yasalar olabilir. Cosmos "big bang" teorisi ile uzay zamansal gelişmeye- evrilmeye başlamış olsa bile, öncesinde de var olmalı ve ondan önceki yasaların ne olduğu konusu doğal olarak bilinmemektedir. |
Alıntı:
Devimin varoluşun şu an karakteri neyse sonsuz odur Bilim muhtemelen onu da söylemiştir (kuantum teorisi, paralel evrenler, büyük sekme vb) anlıyorum Şöyle bak Alıntı:
Bu evrenden sonra değişik yasalar olabilir Cosmos "big cruch" teorisi ile uzay zamansal gerilemeye- tersi evrilmeye başlamış olsa bile, sonrasında da var olmalı ve ondan sonraki yasaların ne olduğu konusu doğal olarak bilinmemektedir. Zaman nasıl ele alınmalı bilmiyorum ama bana göre zaman başlangıç noktası bulunan bir doğru değil, ileri giden bir şey değil Ses ve ışık şöyle yayılır. Her yönde genişleyen yayılan bir dalga yani yaklaşık bir küre Zamanın doğrusal olduğunu sanmıyorum, nasıl ele alınması gerektiğini de bilmiyorum, kendi algımızla sınırlıyız bunu kabul edebilirdim Realite farklı olabilir yasalar hayır. Duyumsamalar her yerde ve her zaman sonsuza dek döngüsel aynı olmalı Sayısını üslü sayıların bile sürekli üsleriyle artan biçimde tüm evren sığdıramayacağımız kadar kozmos,evren gerçeklik bile olsa ve bu sonsuz sınırsız olasılık ve olanak potansiyeli varmış gibi bile olsa aynı döngü tekrar eder Yani başka bir evren zamanda biri beni varolur, bu evren bu gerçeklik bin kez silinip gitse bile bile aynısı olur Sayısını üslü sayıların bile sürekli üsleriyle artan biçimde tüm evren sığdıramayacağımız kadar alternatif gerçeklik bile olsa yine bir gezegende gelir bunlar olur ben diye biri acı çeker ve belki hiç bana benzemez bile, belki gezegen buna benzemez bile Hiç bir şey bilmenin hiç bir anlamı yok. Nash'in akıl oyunlarında bir sahne vardı başa döndüm yani anlamaya çalışırsan beyninde aynı sorun tekrar eder sınamanın bir anlamı yok yaşamalısın... Ne oluyorsa o ve bazılarımız bununla barışamadık çünkü hep burada bir şeyler hatalı hissederiz. çünkü ya acı vardır ya da başaramamışsızdır ,arzular tatminsizdir vs.. Bir anlam ararız ve arzu anlam gibi. Ahlak, özgürlük yoksunluğu acı çeken bireylere aldırma sorumlu hissetme gibi sorunlar var. Şebnem Ferah bir şarkısında "aslında ben de isterim güzel elbiseler makyaj yapıp dolaşmayı" diyor. Tüm bunların kafamda takılı kalmamasını ben de isterdim. Yazıp düşünüp durup bakıyorum. Ölümü beklemek. Bütün işim bu. Hayattan geldiğim anlam ve beklenti. Tıpkı dersin bitip tenefüs zilinin çalması gibi benim için ölüm anı.. Yani artık dersi dinlemiyorum, içinde olamıyorum bitti ve bu kafa karışıklığıyla hayat gidecek gibi. İşte herkes dersi kaynatsa kazan çömlek felan patlasa diyorsun Zaman çok yorucu ve sırayla herkes için bitiyor Bilim bize duyguları, hayalgücünü, çocuksuz doğallığı kaybetmemeyi felan söylemeliydi Kafamı ve kendimi bu hale getirmemiş olmayı yeğlerdim gibi bir durumdayım Keşke daha ortak daha birleşik, inanç bilim duygu gibi şeylerimiz olsaydı o zaman bu kadar kafam karışmazdı ya da bu kadar derinden anlamak ya da bilmek istemezdim Düşündüm de bilim felan hepsi böyle güzel Bilim güzel |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:44 . |