![]() |
ChatGPT ile sohbet: TANRI
yapay zeka chatgpt ile sohbetim;
ben: Alıntı:
chatgpt: Alıntı:
ben: Alıntı:
chatgpt: Alıntı:
Alıntı:
chatgpt: Alıntı:
ben: Alıntı:
chatgpt: Alıntı:
|
Ne duymak istersen onu söyletiyorsun, öyle söylemesi için zorlayan sensin...
Peki senin tanrın kimin kodlaması... Bütün paradoksların altında mantık hatası var... Bilinen en basit safsatalar, bir tasarımcı olmalı, karmaşık sistemler evrende oluşamaz vb. vb. (katrilyonlarca üssü katrilyonlarca ilişki*milyarlarca yıl, olasılık+ gayet normal), gerçekten çok saçma... |
Bilinen en basit safsatalar, bir tasarımcı olmalı :::
olamaz safsata zaten : rüzgarın esmesi rüzgar türbini yapabilir, yada itme ve patlama kuvveti bir roket yapabilir. onlar,, rüzgar; itinerary bilir, algoritma bilir, skecthupda çizim yapabilir, simulasyon yapabilirler, hatta bug, fix, vs bilip jira programında issue takibi yapbilirler, dev, qa ortamlarıda vardır, quality engineeringde yandan destek verir, rüzgara, project management ne demek, teammanagement ne demek en iyi rüzgar bilir. hangi rüzgar bu zamana kadar yarayışlı bir alet yapmıştır. bak bakalım. rüzgar yapmıştır deyip işin içiinde çıkıyorsunuz, ama bir tane örneklem yok. asıl safsata bu. zero bilim. |
bir mühendis / bilim adamı için bir projenin amacı, gereksinimleri, uygunluğu, uygulanabilirliği, ve bütün bunların bilimsel koşullar ile harman edilmesi vardır,
bir rüzgar eser, bu sadece bir doğa olayı, bir araçtır. çekiç çakar, ama nereye hangi açıyla, kaç defa, neye, ne kadar, bunlarsız çekiç sadece kafanı kırar :) bir proje mühendisi, önce amacı belirleyecek: amaç: min 4-5 kişinin, arazi şartlarından etkilenmeksizin, bir yerden bir yere, taşınması. gereksinimler. taşıma, süre, enerji sarfiyatı değerleri, araç üretimi için maks maliyet, ve diğer koşullar. Bunlar hangi bilimsel doğa kanunu çetele yapıp araştırıp, doğru kombinasyonu bulabilir, bilimden anlamayan, hayatında hiç proje geliştirmemiş biri diyebilir, mesela darwin gibi. doğada, parkta gezer gibi gezip hayallenebilir elbette, ama ne yapmış bakalım, roket mi yaptı, araçmı yaptı, kameramı yaptı, bilgisayarmı yaptı, hücre nedir biliyormuydu ? heç biri yok. parkda gezen adam.. hayallenmeler.. aş bunları aşın.. elektrik vardır, ama elektrik bir bilgisayar yapamaz, bilgisayardan trilyon kez daha karmaşık olan insan beyni rastgele olabilir ama :) |
AMK maymunları
Şu forumda birileri sizi insan yerine koyup bi de cvp veriyo ya Aslında en çok bu duruma bozuluyorum. Köleci düzenin ******i. |
ben projeme geri döneyim, mühendis olarak :) ne de olsa benim basit projelerimi rüzgarın esmesi ile olmasını beklersem olmayacak, haa sen olacak diyorsan, tüm mühendislere söylede iş bıraksınlar..
|
İmanın arttı mı.
Database query mantığıyla, derleme yapan bi zırva mı olmayan tanrını var etti. O tanrın yüzyıllardır sömürü ve köleliğin ideolojisi. Hiç mi zorunuza gitmiyo. Ne çeşit bi ****siniz lan siz Bi bak ulan etrafına Tanrı dediğin nedir Mühendis mi Böyle mi avunuyprsun AMK ****si |
Alıntı:
Milyonlarca yılda oluşarak gelişen -ki en ilkelinden gelişerek, evrilerek, çeşitlenerek- organizma(tepkiyi değerlendirebilen örgütlü yapı) ile, rüzgarı kıyaslıyor, kim yapıyor bunu? Hayali bir masal kahramanı uydurup(böyle saçmalıyorum ve nasıl sorusu yerine kim diye soruyorum da, bu uyduruğu kim, nasıl yaptı diyemeyen), her bir şeyi o yaptı, ol dedi oldu diye üfürene ne denebilir ki... Ol dedi oldu, keyfi nasıl istedi ise öyle oldu, -nasıl, neden vb- sormayalım da, amipler gibi mal olalım kafası... O mal kafa hem bilime karşı savaşır hem de savalştığı bilimden nemalanmaya çalışır, o amip kafa öyle bir kafa ki, hala daha yıldırımları Tanrı'nın(Zeus'un), insanları cezalandırmak için fırlattığı mızrak, yıldızların da şeytanlara atımlık taş olduğuna inanan bir kafadır. Nasıl oluşur diye sormaz, tanrının keyfi bilir der ve bunu da bilmek, bilinç sanır, cehalet böyle bir şey... İnsan gelişen organizması sayesinde doğayı taklit ederek de bir şeyler yaptığında ve bunu kısa sürede yaptığında, sanıyor ki, organizmalar da böyle bir kaç günde, yılda gelişti, bu düzeyde cahil, bu düzeyde düşünme yetisindne mahrum... Evrende, dünyada bile milyonlarca kombinasyon, an itibarıyla milyarlarca ilişki söz konusu -an itibarıyla!, şeyler biribiriyle ilişki, hareket ve değişim halinde. yeterli ısı, oksijen kısaca ortam ve bazı elementlerin olduğu koşulda, ilkel formların oluşması da, bu koşullar -doyum veya baskılanana değin- yeryüzünde katrilyonlarca*katrilyon formların açığa çıkması ve yeni formların oluşumuyla, yeni tür ilişklerin de oluşması, asimetrik biçimde çeşitlenmesi de kaçınılmazdır. A+A ilişkisinden A' A+A' ilişkisinden B B+B ilişkisinden B' A+B ilişkisinden C B+C ilişkisinden D ......... +AA+AB ilişkisinden AC....+(binlerce) kombinasyonları asimetrik ilişkilere dönüşür. Yani ilk halde A ile A olanalr kombine olabilirken, kombinasyon sonunda artan çeşitler, ilişki ve ilişkilerin nesne, öznelerinin de çeşitlenmesiyle asitmetrik bir hal alır... (o sebeple Dünya ve Doğada canlılığın gelişimi ve evrimi, sıçramalı dönemler, çeşitli ilkel formlardan, gelişmiş formlara yol almıştır -kaçınılmazdır.) Neyse kime anlatıyorum, 3 gram akıl, mantık, zeka yetisi kullanamayan, evreni dünya atmosferinden ibaret sanan, bunca sonsuz uzay(üfürük tanrının da içinde olduğu!), yıldız, galaksi, gök adaları da yok sayıp, sırf insanı sınava tabi tutmak için bir yeryüzü inşa edildiğini sanan -bunca şey bunun içinmiş!-, empoze ile yetişmiş, Zeus saplantılı ilkel bir robota... |
Chatgpt'ye Tanrı var mı yok mu tek kelime cevap ver diye sordum. Bakın ne cevap verdi:
https://i.ibb.co/2cV3Gv7/1.png Bu da sana kapak olsun. Arkadaşlar bu görseli indirip istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Az önce yükledim ve ilk yükleyen ben olduğum için tüm hakları bendedir. İsteyen istediği yerde kullanabilir. Ayrıca aynı soruyu, benzer ifade şekilleriyle sorun, chatgpt'ye yüklenen hazır bilgileri dışarda tutmasını ve mevcut duruma göre hesap yapmasını isteyin, siz de aynı soruyu sorun, çok yüksek ihtimalle aynı cevabı alırsınız. Çünkü aklın yolu bir. Akıl derken tabi, herkeste olmayan bir şeyden söz ediyoruz. |
Sorunun yapısı, Tanrı'nın varlığını insanlara tepki verme zorunluluğuna bağlayarak bir önkabul yaratıyor. Bu, yanlış bir çerçeve. Tanrı'nın var olup olmadığını değerlendirmek için, Tanrı'nın mutlaka insanlara müdahale etmesi gerektiği fikri bir zorunluluk değil. Bu, Tanrı'nın varlığına ilişkin nesnel bir yargı değil, ön kabul ve beklentiye dayalı bir çıkarımdır.
|
Alıntı:
Ön kabul dahi değildir, çünkü çocukları korkuttuğun öcü, bücüler gibi, önce yaratılmış olduğuna şartlandırıyor, sonra madem yaratılmış, demek ki yaratan var diye şartlandıryorsun, sonrada binbir çeşit yalan, dolan masal, buyruk, nasıl bir akıl, mantık ise. :) Varlık yaratılmış değil ortadadır, devinir, namına başlangıç diye bir şey söz konusu olamaz, çünkü zaman ortadaki devinimden açığa çıkan değişime bağlıdır vb. bakınız çıkarım böyle yapılır... Yoksa sen sonsuza kadar tanrı uydurabilirsin... Daha nasıl izah edilir ki... Neyin kabulü, ne gereği var, mantık örgüsü dahi temelden yanlış, safsata. Şimdi soracam tanrıyı kim yarattı diye, o yaratılmadı vb. direk üfüreceksin, böyle ön kabul, çıkarım olmaz... Başta burada yanlış olan YARATMAK kelimesidir, böyle bir şey yok, bu sadece farazi... |
Alıntı:
Yaklaşımın, felsefi anlamda diyalektik bir yapıdan ziyade tek boyutlu bir materyalist anlayışa dayanıyor. Dialektik bir felsefi sistem, karşıt tezlerin ve daha derin anlamların bir arada değerlendirilmesini gerektirir. Oysa burada, Tanrı'nın varlığı bir varsayım olarak reddediliyor ve bilimsel ispat talebiyle sınırlı bir argümana indirgeniyor. Ancak bu, dialektik bir sorgulama değil, daha çok indirgemeci bir düşünce tarzıdır ve metafiziksel soruları ele almada yetersiz kalır. Argümanını, "metafiziksel bir varlık ancak fiziksel dünya üzerinden anlaşılabilir" ön kabulüne dayandırıyorsun. Bu, mantık hatasıdır çünkü metafizik bir varlığı fiziksel dünya üzerinden açıklamaya çalışmak yanlış olur. Bu yaklaşım, Tanrı'yı tamamen fiziksel bir varlık olarak anlamaya çalışarak metafizik doğasını göz ardı eder. "Varlık yaratılmamıştır, devinir" gibi bir önermede bulunuyorsun ama bu önerme de herhangi bir nesnel kanıt sunmuyor; metafizik bir iddia sadece. Eğer Tanrı'nın varlığına dair kanıt istiyorsan, kendi iddianı da aynı şekilde kanıtlaman gerekir. Bunu yapamıyorsan, argümanın geçersiz olur. Metafiziği dışlayarak, aslında bilginin doğasına dair çelişkili bir tutum sergiliyorsun. Metafizik soruları göz ardı ederek, insan aklının "neden?" sorusuna verdiği anlam arayışını bastırmak istiyorsun. Oysa varoluşun temelinde yatan "neden?" sorusu, bilimin cevap veremediği bir konudur. Bu nedenle varoluşun nedenine dair sorular, daha çok metafizik ve felsefi bir sorgulama gerektirir. Argümanın, hem yöntemsel hem de mantıksal açıdan sorunlu. Materyalistler genellikle Tanrı'nın varlığı için somut bir kanıt isterler, ancak aynı zamanda her şeyin şans eseri olduğunu iddia ederler. Örneğin: "Her şey tesadüfen olmuştur." Bu iddia, gözlemlenebilir veya nesnel bir kanıt gerektirmez mi? Eğer şansa dayalı bir açıklama, kanıt olmadan kabul edilebiliyorsa, neden Tanrı'nın varlığı için metafiziksel bir açıklama kabul edilmesin? Bu çelişki, materyalistlerin tutarlılığını zedelemiyor mu? Somut kanıt talep edip, "tesadüf" gibi soyut ve gözlemlenemez bir kavramı bilimsel gerçeklik gibi sunmak hem mantıksal hem de yöntemsel bir çelişkidir. "Tesadüf", olaylara yüklenen bir yorumdur; kendi başına ne fiziksel bir olguya işaret eder ne de nesnel bir açıklama sunar. Öte yandan, Tanrı'nın varlığını düşünmek, rastgele bir inanış değil, diyalektik bir kıyaslamanın sonucudur. |
Ulan ibine
Metafiziksel "varlık" nası oluyo. AMK kaşarı, kaç kuruşa entri giriyosun söyle, aylık gelirini bi saatde kazandırayım sana. |
Alıntı:
Tanrının varlığı, yokluğu bilimin ötesinde bir meseledir demişsin doğru, çünkü masaldır ve orada bilime şans, yer yoktur. Yani bilim mümkün olamadığı gibi bu zırvalarında akıl, mantık da mümkün değildir... Bari yalan söyleme, çarpıtma, aslında konu edilebilir bir tarafı dahi yok... Kafa şişiriyorsun... Hadi buyur, varlığı ve yokluğu ben yarattım, al sana kaya, nerene dayarsan daya... İnkar mı edeceksin? Edemezsin, şimdi uslu bir köle, hatta koyun ol - zira bu benim buyruğumdur... Nasıl, şimdi vardın mı tanrı olduğum çıkarımına? Alıntı:
Ağaç varsa o halde Pinokya vardır diyorsun, ne diyalektiği, ne felsefesi, seninkisi düpedüz akıl, mantık dışı bir safsata saplantısı... Kötü edebiyatı bırak, nesnel bir veri sunamayacaksan masallara karnımız tok... Tanrı yaratmışmış, neyi? Tamam her şeyi geçtim, varlık-yokluk yaratılamaz, zira tüm fiillerin(eylemlerin) bu sayede, haliyle bir başlangıçtan söz etmek dahi saçmalıktır, zira bir başlangıçtan söz etmek için varlığın devinimlerinden soyutladığın zaman kavramına muhatçsın -bak bilim demiyorum, gayet basit mantık yürütüyoruz... Peki başka bir soru, diyalektik(bu kelimeyi de istimar ediyorsun) kıyasınla cevap ver, tanrı bu sınırsız uzay(sınırında şu var desen dahi, o da bütünün(uzayın) parçası olur) ve evreni ne zaman yaratmış? Ne kadar zaman beklemiş? Ona bu irade, yeti, masal üfürüğü metafizik uydurukları dahi gerçekleştirdiği iddia edilen absürt yetenekleri kim, ne zaman, nasıl vermiş? ...+n(sonsuz) |
Alıntı:
Senin algıladığımız tanrı kavramı bu olmayabilir. Mutfak robotu olarak kullanilabilecek köle sınıfından bir varlıktır da diyebilirsin. Ama bu, genelin anladığı Tanrı kavramıyla örtüşmez. Bu senin kafandaki Tanrı kavramıdır. Bu kavramı genelden ayırmak için ona başka bir isim verebilirsin. Örneğin benim dünya görüşümde Tanrı kavramı dünyaya müdahale etmez ve bir simülasyoncu dünyayı idare eder. Elon Musk'a göre bu ihtimal bir milyarda 999.999.999'dur. Elon Musk'cu değilim bu arada. Ama bu konuda benim gibi düşünüyor. Sen de ayrı bir Tanrı kavramı yaratırsan onun üzerinden konuşabiliriz. Ben varsayılan Tanrı kavramını, insanların en genel tanımına dayanarak ChatGPT'ye sordum ve tanrı yoktur cevabı aldım. Mutfak robotunu sorsaydım muhtemelen yanıtı farklı olacaktı. |
Alıntı:
Hiçbir şekilde maddenin yokluğunu ya da hareket ve etkileşimlerin geçersiz olduğunu iddia etmiyorum. Söylediğim şey şu: Maddi dünya, anlamını ve işlevselliğini metafiziksel bir bağlamda kazanır. Maddi varlık ve metafiziksel kavrayış birbirini tamamlar; biri diğerinden tamamen bağımsız düşünülemez. Senin verdiğin örnekler, örneğin dünyanın dönmesi veya bir elektronun varlığı-yokluğu, tamamen fiziksel süreçlerle ilgili ve ben buna karşı çıkmıyorum. Elbette ki bir şeyin varlığı ya da yokluğu bizden bağımsızdır, ve fiziksel gerçeklik biz fark etmeden de işliyor. Ancak burada vurgulamak istediğim şey, fiziksel gerçekliğin anlam kazanabilmesi için zihinsel bir kavrayışa, yani metafiziksel bir boyuta ihtiyaç duyulduğudur. Daha açık bir örnekle anlatayım: Dünya dönüyor. Bu fiziksel bir gerçek. Ama 'dönme' kavramını ve bunun anlamını biz zihnimizde oluşturuyoruz. Fiziksel hareket orada, evet, ama bu hareketin bir anlam kazanması, bir 'dönme' olarak algılanması metafiziksel bir süreçtir. Dolayısıyla, maddi dünya ve metafiziksel algı birbiriyle iç içedir. Tabiki dediğin gibi örneğin, bireysel özelliklerimiz, niteliklerimiz ve bunların sergilenmesi, varoluşumuzla birlikte anlam kazanıyor. Ancak bu, maddi ve metafiziksel süreçlerin birbirini tamamladığı gerçeğini değiştirmez. Maddi süreçler, tek başına bir 'anlam' taşımaz; bu anlam, zihinsel ve metafiziksel düzeyde şekillenir.Benim derdim çarpıtma yapmak değil; tam tersine, her iki boyutun (fiziksel ve metafiziksel) birbiriyle ilişkili olduğunu göstermek. Dialektik bakış açısına göre, hem metafizik hem de madde, birbirlerini tamamlayan iki yönü temsil eder. Her ikisi de tek başına bağımsız, kendiliğinden var olabilen şeyler değillerdir. Birbirleriyle olan etkileşimleri, hem anlam hem de varlık düzeyinde birbirlerini şekillendirir. Metafizik ölçülebilir bir şey değildir çünkü o soyut bir kavramdır, form, anlam, düşünce gibi unsurları içerir. Fiziksel dünya ile doğrudan bağlantısı olmadığı için, deneyimlediğimiz soyut gerçeklikleri tam olarak ölçmek veya somutlaştırmak mümkün değildir. Bu, metafiziği fiziksel dünyadan ayıran bir özelliktir. Madde de, kendiliğinden var olan bir şey değildir. Maddi dünyanın bileşenleri de, örneğin atomlar, parçacıklar, bunları oluşturan enerji ve süreçler, bağımsız bir şekilde tam anlamıyla "kendiliğinden" bir şey değildir. Bu bileşenler, bir araya geldiklerinde anlam kazanır, etkileşimleri bir bütünü oluşturur. Yani, madde de tıpkı metafizik gibi, varlığını anlamlı kılacak bir bağlama ve ilişkiler ağlarına ihtiyaç duyar. Metafizik ve madde arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaya çalışayım. A ile B'nin etkileşimi fiziksel. Ancak benim vurguladığım nokta, bu fiziksel etkileşimlerin bir anlam ve düzen kazanmasının, gözlemci (yani 0) tarafından mümkün kılındığıdır. A ve B, madde olarak birbirleriyle etkileşime girer; ancak bu etkileşimlerin, bir düzen ya da hareket olarak kavranması ve anlamlandırılması gözlemci tarafından yapılır. Burada gözlemciyi (0) harekete geçiren bir faktör olarak ele alıyorum. Gözlemci, kendisi "doğrudan" fiziksel degil, çünkü fiziksel süreçleri ve etkileşimleri 'anlamlandırma' işlevi, fiziksel varlığın ötesinde, metafizik bir bağlam gerektirir. Bu nedenle 0, sadece etkisiz bir 'hiçlik' değil, aynı zamanda anlamlandırmanın kaynağıdır. Bu, dialektik bir ilişkiyi gösterir: A ve B'nin maddi etkileşimleri kendi başlarına anlamlı değildir; 0 (gözlemci) bu etkileşimleri anlamlı hale getirir. Dolayısıyla, ne 1'ler (madde) ne de 0 (gözlemci) tek başına yeterlidir. Her ikisi de birbirini tamamlayarak, hareketin ve anlamın var olmasını sağlar. Aynı şekilde bir gözlemci olmadan (0), dünyanın döndüğü bilgisi anlam kazanamaz. Dünya, fiziksel olarak dönmeye devam ederdi, ancak bu hareketin bir anlam ifade etmesi ve kavranması için bir gözlemci gereklidir. Yani, '0', yalnızca gözlemciyi temsil etmez; aynı zamanda anlamlandırma, farkındalık ve kavrayış sürecini de temsil eder. Bu olmadan, '1'lerin (maddenin ve etkileşimlerin) varlığı anlamsız ve düzensiz olur. Sıfır olmadan, birler kendi başına sadece bir yığın veri ve hareket olurdu. Dünyanın dönmesi, yıldızların parlaması ya da suyun buharlaşması gibi olaylar 'var' olabilir, ancak bunlar gözlemcinin (0) varlığı olmadan hiçbir anlam taşımaz. Bu yüzden '0', maddenin düzenini ve anlamını ortaya çıkaran kritik bir unsurdur. Sadece madde ile açıklanan bir dünya dönüyor olabilir, ama sıfır (gözlemci ve anlamlandırıcı) olmadan bu dönüş 'kavranamaz'. Bu açıdan, 0 ve 1 birbirini tamamlayan unsurlardır; biri diğerine öncülenemez. Zaman ve mekan, madde ve metafizik gibi, birbirine öncelenemez. Çünkü biri olmadan diğeri bir anlam ifade etmez; adeta bir denge ve tamamlayıcılık ilişkisi içindedirler. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
ENERJİ -> MADDENİN İŞ KAPASİTESİDİR, elbette eylem, iş olmadan, değişimler, oluşlar gerçekleşmez. Örneğin bir annenin doğurması -> eylemdir, bu halde doğan kişiye sadece doğum ürünü, salt bir bir eylemin sonucudur diyemeyiz, öyle değil mi?, diyorum ya bir yığın maddi ilişki, süreçlerten geçiyor! yani son süreçte, sen annein doğum yaptığını görüyorsun diye, annenin varlığını ve evvel süreçleri de yok sayarak, salt bir doğum anına indirgeyemezsin. o doğum anında sarfedilen kuvvet, güç, iş->enerjiye de indirgeyemezsin öyle değil mi? Yani bir insan doğruruken büyük bir güç, kuvvet, enerji sarfediyor diye, o kişi salt o an gerçekleşen İŞ'İN(haliyle enerji sarfının) ürünü olmuyor... Bak o kadar basit izah ediyorum ki, lütfen artık çarpıtma, cümleleri anlamıyorsan -hala daha!- çarpıtma, uydurma, anlamadığın noktayı sor... Bir daha yazıyorum; ENERJİ -> İŞ KAPASİTESİNE DENİR, haliyle İŞ'e bağlı anlam kazanan her türlü değişim, eylem-uygulamada, sarfedilen ENERJİDİR(iş kapasitesidir), abuk, subuk sözde bilimcilerden, öznel idealist dar kafalılardan yalan, yanlış, kavramları çarpıtmış biçimde aldatılıp buralarda ahkam kesmemeli. A, B ye etki ediyor, kuvvet uyguluyor ve böylece açığa İŞ çıkıyorsa, bu A VE B'nin var olmadığı değil, aksine A'nın var olduğu ve B'ye kuvvet uygulayabildiği anlamına gelir. Yani iş, enerji, frekans, ilişki, etki, tepki, hareket vb. vb. vb. vb. maddeden ayrı, bağımsız olarak düşünülemez... Neden farazi, saçma da olsa, maddeyi yok etmek için bunca ısrar? Maddeyi(varlığı, muhtevayı) yine madeye bağlı, maddeden bağımsız düşünemeyeceğimiz kavramlarla yok etmeye çalışyorsunuz? bu kadar mal mısınız? Bu andan sonrası yazdıklarına cevap vermek gereksiz, çünkü gidişatın baştan yanlış ve 1 gram olsun akıl, mantık, ilerleme göstersen, ben de bebeklere izah eder gibi izah etme derdi, çilesi, stresinden kurtulsam... |
Öznellik insan deneyiminin tartışılmaz bir parçasıdır, ancak bu, bir şeyin gerçekliğini geçersiz kılmaz. "Merkezde farkında olmak" bile düşünen bir öznenin varlığına işaret eder. Bu bilinç, fiziksel olanın ötesinde düşünmeyi ve yaşamda bir Yaratıcı'nın izlerini görmeyi mümkün kılar. Dünya hareket etse de bu hareketin yorumlanması örneğin fiziksel yasalarla açıklanması düşünen bir zihni gerektirir. Bu yorumlama yeteneği, evrenin yasalarının ve düzeninin arkasında bir ilke veya zeka olabileceğini gösterir.
Tanrı yaşamın bir eseri, düşündüğün gibi yalnızca bir hipotez değil. Çünkü ben bu sonuca yaşamın düzenine, karmaşıklığına ve amaçlılığına bakarak ulaşıyorum. Yani, iddiam bir hipotezden daha fazlasıdır: Dünyanın açıkça gözlemlenebilen düzeninden çıkarılmış bir sonuçtur. Bu düzen, tesadüflerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve anlamlıdır. Bu yüzden Tanrı'nın varlığını düşünmek, basit bir "hipotez" değil, gerçekliğin doğrudan gözlemlenmesinden gelen bir çıkarımdır. Yorum için verilere ihtiyaç olur. Ancak verilerin kendisi, anlam kazanmadan önce bir zihne ihtiyaç duyar. Soru şu: Verileri yorumlama yeteneği nereden gelir? Verileri düzenleyen zihin, sadece maddi süreçlerin ürünü değildir. Aynı şekilde, verilerin düzenli bir biçimde var olması da bu düzeni mümkün kılan üstün bir zekaya işaret eder. Bilinç ve irade maddi süreçlerle ilişkilendirilebilir, ancak tamamen onlara indirgenemez. Madde tek başına özgür iradeyi ya da özbilinci açıklayamaz. Ruhani deneyim, maddeden daha fazlası, belki de ilahi bir kaynak olduğunu gösterir. Hem veriler gerçekten yalnızca maddi midir? Hayır, her veri maddi değildir. Örneğin, "adalet" veya "güzellik" gibi kavramlar fiziksel olarak ölçülemez, dokunulamaz veya tartılamaz. Ama bu kavramlar, insan düşüncesinde gerçek bir anlam taşır. Peki bilgi ve fikirler maddi midir? Hayır. Bilgi veya fikirler maddi süreçlerden kaynaklanabilir (örneğin beynimizdeki sinirsel aktiviteler), ama bunların anlamı sadece fiziksel süreçlerle açıklanamaz. Anlam, bir zihnin bu verileri yorumlamasıyla ortaya çıkar. Fiziksel süreçler tek başına bir anlam taşımaz. Örneğin, bir taşın yuvarlanması bir süreçtir ama bu, taşı anlamlı bir şekilde yorumlayacak bir zihin olmadan sadece fiziksel bir olaydır. Maddeye indirgemeci bir yaklaşım sergiliyor, her şeyi maddi süreçlere bağlıyorsun. Ancak ben diyorum ki, maddi süreçler tek başına anlam veya değer yaratamaz. Anlam, fiziksel olanın ötesindedir ve zihinsel bir yorumlama süreci gerektirir. Bu da bizi, evrenin düzenini ve anlamını açıklamak için fiziksel olanın ötesinde bir ilkeye veya yaratıcıya işaret etmeye götürür. Bir insanın "kırmızı" rengi görmesi ya da Dünya'nın "dönüyor" olduğunu anlaması, beyindeki sinirsel aktivitelerle açıklanabilir. Ancak bu süreçlerin nasıl bilinçli bir deneyime dönüştüğü hala bilinmiyor. una "bilincin zor problemi" denir ve bu bilimsel olarak henüz çözülememiş bir gizemdir. Materyalistler, fiziksel süreçlerden bilince geçişi açıklayamadıkları halde, zihni tamamen maddi süreçlere indirgerler. Ancak burada kanıt sunmaları gereken taraf onlardır, çünkü deneyimin öznel boyutunu bilimsel olarak gösteremiyorlar. Sadece 'beyin faaliyeti bilinçtir' ön kabulüne dayanıyorlar ve bu şartlanmışlığa adeta tapıyorlar. Dünya'nın dönme hareketi, elbette bizim ona verdiğimiz anlamdan bağımsız var. Ancak burada anlamlandırma süreci önemlidir. Biz, dünyanın dönmesini "anlıyoruz" çünkü fiziksel gözlemlerimizden elde ettiğimiz verileri zihinsel olarak yorumluyoruz. Yani, hareketin varlığı objektif olsa bile, bu hareketin "ne anlama geldiği" ancak bir zihin tarafından kavranabilir. Örneğin, bir taşın yuvarlanması bir hareket olarak vardır, ama bu hareketin anlamı sadece bir zihin tarafından belirlenebilir. Dünya'nın dönmesini gözlemek, o hareketi anlamlandıran bir zihin olmadan "bilgi" haline gelmez. Dünya var olmayacak ve hareket de etmeyecekti demiş olmuyorum. Bu yanlış bir çıkarım. Dünya'nın varlığı ya da hareketi, bizim onu isimlendirmemizden veya anlamlandırmamızdan bağımsızdır. Ancak "var olduğunu" ya da "döndüğünü" ifade etmek için bir gözlemciye, bir zihne ihtiyaç vardır. Şöyle düşün: Bir film oynatılırken bir izleyici olmadan da film var, ama filmdeki olaylar, onları anlayacak bir izleyici olmadıkça "bir hikaye" haline gelmez. Benzer şekilde, dünyanın dönme hareketi objektiftir, ama bu hareketin ne olduğunu tanımlamak ve anlamak için bir zihin gerekir. Nesnel olan, gözlemden bağımsız olan şeydir (örneğin, dünyanın dönmesi bir gerçekliktir). Öznel olan ise bir kişinin bu gerçeğe verdiği anlamdır (örneğin, "bu dönüş gece ve gündüzü oluşturur" ifadesi bir yorumdur). Bilgi, nesnel gerçekliğe dayanır, ancak bu gerçekliği kavrayıp yorumlayabilmek için zihinsel bir süreç gerekir. Yani bilgi, sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir süreçtir. Dolayısıyla bilgi ile kurgu arasındaki fark, bir kavrayış ve yorumlama sürecine dayanır. Senin iddianın aksine, bilgi tamamen maddi süreçlere indirgenemez. Edebiyat dediğin şey bile aslında bir düşünce ve anlamlandırma sürecidir. Bu süreç olmadan dünyanın dönüyor olduğunu bilmen ve anlamaman mümkün olmazdı. Anlamak, fiziksel gözlemleri zihinsel bir çerçevede işlemekten geçer. Metafizikde, sadece boş bir "üfürük" değil, bilimin ve felsefenin sınırlarını zorlayan önemli bir alandır. Maddi süreçlerin "anlam taşıması" doğru, ama bu anlamın "neye göre" olduğu önemli.Örneğin, bir yemek tarifinde tuzun ölçüsü, bir hedefe göre anlam taşır (yemeğin tadını dengelemek). Bu anlamı veren ise, ölçüyü anlamlı bulan bir zihindir. Ancak bir taşın yuvarlanması gibi bir süreç, bir zihin olmadan sadece fiziksel bir olaydır. Maddi süreçler kendiliklerinden anlam taşımaz; bir amaca, bağlama veya yorumlayıcıya bağlıdırlar. "Örneğin bir yemek tarifinde dahi tuzun ölçüsü anlam taşır." Evet, ama bu ölçünün anlamlı hale gelmesi bir zihne bağlıdır. Tuzun miktarı, bir yemek tarifinde sadece bir zihin bunu bir hedefle (lezzetli bir yemek yapmak) ilişkilendirdiğinde anlam taşır. Eğer bu süreci yorumlayan bir zihin yoksa, tuzun ölçüsü yalnızca bir fiziksel değer olarak kalır. Yani "anlam", fiziksel sürecin kendisinde değil, bu süreci yorumlayabilen bir zihnin deneyimle değerlendirmesindedir. "bağlamından koparmiyorum" aksine cümlelerinin altındaki anlamı sorguluyorum. "Maddi süreçler anlam taşır" dediğinde, bu anlamın yalnızca fiziksel süreçlerde mi yoksa bir zihin tarafından yorumlandığında mı ortaya çıktığını açıklığa kavuşturuyorum. "-E göre" dediğin şey, aslında benim de savunduğum noktayı destekliyor. Maddi süreçler bir bağlama veya amaca göre anlam kazanır; bu bağlamı oluşturan ise bir zihin veya bilinçtir. Enerjide, bir süreç veya hareketin arkasındaki araçtır, ama sürecin tamamını açıklamak için tek başına yeterli değildir. Örneğin doğumda, anne ve bebek arasındaki biyolojik etkileşim, kasların kasılması gevşemesi, hormonlar, sinir sistemin tepkileri gibi çok sayıda faktör enerjiyle ilişkili. Doğum, bir bütün olarak sadece enerjinin transferi veya harcanması değil, aynı zamanda organizmanın işleyişi, yapıların işlevi, bilgilerin işlenmesi ve düzenlenmesiyle de ilgilidir. Dolayısıyla, evet, olayın özünde enerji var ve tüm süreci buna indirgemek, olayı anlamada eksik bir yaklaşım olur. Ama bu enerjinin her şeyin temeli olduğu gerçeğini değiştirmez. Dogumda o enerjinin nasıl kullanıldığı, ne şekilde etkileşimde bulunduğu ve bu etkileşimlerin nasıl organize olduğu da önemli. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Sonuç olarak 3 gram aklın, mantığın, zeka işletimin olsaydı tanrı üfürüğünün tesafadüfen(! madem sen söyledin) oluşamayacağını söylerdin, oysa zaman, temel olarak maddedin değişiminden soyutladığımız bir kavram, varlık oluşan değil ortada olandır ve varlığın çeşitli kombinasyonalrı da çeşitli form-yapıalra, ilişkilere meydan verir, bu kadar basittir, ne karmaşığı, ne düzeni, ne tesadüfünden söz ediyorsun? 3 Okjisen atomu bir araya gelir ozon oluşur, envai tür kombinasyonalrla, çok çeşitli yapılar, biçimler, ilişkiler açığa çıakr, halkiyle bir dingil olarak buna baktığında, karmaşık oalrak görmen normal, çünkü karamşıklık nedir, düzen denidr, kaos nedir, neye göredir bilmiyorsun, sagte bir mükemmelik uydurmuşsun... :) İşlevli, mantık yetilerine sahip aklın olsa, Tanrı masalanın saçma-sapan yetiler, özellikler, niteliklere (ol diyecek olduracak, yok efendim düzen olsun diyecek düzen oalcak, hokus, pıkus, bunalr masal dünyasının uydurukları yahu- sahip olmayacağını da söylerdin, ama zeki, akıllı, bilinçli değilsin... Sıkıntılısın.. Gerisi zırva, son olarak boşa zırvalama... Ağacın varlığı, Pinokyo'yu gerçek kılmaz ve buradan da çıkarım, yorum olmaz, akıl, mantık dışı safsata olur... |
Akıl ve zeka fiziksel bir şeye indirgenemez. Onların fiziksel bir boyuta indirgenmesi durumunda, diyalektik felsefe çöküşe geçer çünkü bu sistemler soyut düşüncenin dinamizmine dayanır. Dolayısıyla o üç gramı ortaya koyabiliyorsan koy ki bu ıstırabımız bitsin.
Öncelikle, 'üfürük' tabirini kullanarak meseleyi küçümsemen, bir argümandan ziyade bir önyargıdır. Tanrı'nın varlığına dair düşüncelerim, varlık ve düzenin rastgele bir süreçten çok daha ötesini ifade ettiği üzerine kurulu. Üç oksijen atomunun birleşip ozon oluşturması kimyasal bir süreçtir, ancak bu bizi daha derin bir soruya, bu süreçlerin ardındaki yasaların, sabitlerin ve koşulların neden bu denli fonksionel bir şekilde işlediği sorusuna götürüyor. Yasalar, maddi varlıklar değildir; bunlar evrenin nasıl işlediğini tanımlayan soyut prensiplerdir. Bu prensipler, yalnızca zihinsel bir modelin ifadesidir; düşünülmüş ama fiziksel olarak var olmayan şeylerdir, tıpkı senin Tanrı'yı dışladığın gibi. Yasaları kabul ediyorsun, ama Tanrı'nın var olamayacağını söylüyorsun. Peki ya bu yasalar, bir Tanrı'nın koyduğu düzenin ifadesiyse? Düşünsene, aynı bizim bedenimizi bilinçli şekilde hareket ettirdiğimiz gibi, Tanrı da maddeyi ve evreni forma sokuyor olabilir. Bu neden olanaksız olsun? Görülemez ve üst bir kudretin var olamayacağını söylüyorsun, ama yasaları 'üfürük' diye nitelemiyorsun. Neden? Ayrıca, canlılığın oluşumunu açıklayan yasalar olduğunu iddia ediyorsan, bu yasalar Tanrı'yı dışlayacak kadar basit midir? Yoksa, bu yasaların varlığı bile o yasaları koyan bilinçli bir kaynağın varlığını mı ima eder? Bunları da sorgulamak gerekmez mi? Tanrı'ya dair masal dünyası benzetmelerin de meseleyi anlama çabasından ziyade küçümsemeye dayalı. Tanrı'nın "ol der ve olur" gibi ifadeleri metaforik anlamda insan aklına hitap etmek için üretilmiştir. Bu ifadeleri mecaz anlamları dışında bir düzeyde ele almak, meseleyi anlamadan reddetmene eşdeğer. |
Alıntı:
Alıntı:
3 Oksijen atomu bir araya gelirse -> OZON oluşur mu demişim, işte tanrıya gerek yok, demek ki form-yapılarla ilişki, etkielşim, bileşiklerle oluyormuş. 3 Oksijen atomu da, tanrı maddenin çeşitli ilişki, etkileşim ve bileşik yapsından oluştu, bir alt basamak mı? Evrenin %96'sı plazma(düzen değil kaos), görece çeşitli oluşumlar meydana geliyor. Bunlar arasındaki çeşitli farklar, muhteva yükü, mesafeler, ilişkiler vb. farkı oluşturuyor vs. kısaca bir alt basamakta muhteva maddenin plazma hali... Madem tanrıcılık oynamak istiyorsun, buyur sana tanrı=>madde, eylemleri de maddi ilişki, etkileşimler... Kısaca bu yaklaşımınla sen tanrı=madde, maddi ilişkiler-etkileşimlerdir de diyebilirsin? Sana zararı ne? Tanrı yaratılmamıştır diyeceksin, tamam, madde yaratılmamıştır diyebilirsin. Efendim bunca şey, düzen,, müzen vb...; maddenin-muhtevanın, varlığın- çeşitli ilişki, etkileşim, bileşimlerinden mütevellit olduğunu söyle -ki zaten gözlemlediğimiz bu!... Koskoca "tanrı maddeden" daha mı iyi bileceksin? Bakınız saplantılı, açmaz sorun ve paradoklarınız nasıl da çözülmüş oldu. (ki bunu da tavsiye etmem, zira tanrı yaklaşımı baştan saçma, ama madem illa tanrı masalı saplantısı, en ideali bu) Alıntı:
Kısaca öznel idealizmin gerçekten akıli mantık dışı -ki buna asla bakmazlar-, orada, burada sergilediği kirleri okuyup, okuyup saçmalıyorsun. Bana bir tane yasa söyle ki temelde maddi süreçler, zihinden bağımsız nesnel dayanaklar olmasın, buyur 1 tane. Yıllardır söyleriz soyutlamak nedir, ne değildir, bilgi, yorum, çıkarım, önerme nedir, ne değildir, nesnel, öznel nedir, ne değildir öğrenin diye!... Alıntı:
Neden mi? Yukarıda kısaca değinmişim, yeterli. Kısaca sormuşsun da, bunların üfürük olan Pinokyo(masal tanrı) ile ne alakası, ilgisi var?. Alıntı:
Alıntı:
Peki bir kez daha sorayım; Tanrı benim ve benden başka da tanrı olmadığını söylüyorum. Aksini iddia edebilir misin? |
Tanrı kavramını Pinokyo ya da Zeus gibi mitolojik figürlerle aynı kefeye koyman, aslında konunun derinliğini göz ardı etmekten başka bir şey değil. Benim bahsettiğim Tanrı, fiziksel süreçlerin ardındaki yasaları, düzeni ve varlığın kendisini açıklama çabasıdır, bir masal kahramanı değil yahu.
Tanrı'nın varlığı, gözlem ve deneyin ötesinde, varlık ve düzenin temelinde yatan bir metafizik sorundur. Gözlemlemediğimiz halde var olduğunu kabul ettiğimiz birçok şey var, örneğin matematiksel prensipler ya da fizik yasaları. Bu, Tanrı'nın varlığını doğrudan gözlemleyemediğimiz halde mantıksal olarak tartışamayacağımız anlamına gelmez. Sen matematiği ya da soyut kavramları kabul ediyorsun, ama sıra Tanrı'ya gelince bu birden saçma oluyor.Yerçekimi yasası da soyut bir kavram; bu yasayı görmedin, sadece etkilerini gözlemledin. Buna rağmen yerçekimi yasası diye bir isimlendirme yaparak kendini buna inandırıyorsun. Sanki yerçekimi yasasını gerçekten görmüşsün gibi. Bu durum tam da "orada bir köy var uzakta" misali; sen o köyün varlığını görmeden inanıyorsun ama Tanrı'nın varlığına gelince bu inancı saçma buluyorsun. Bu yaklaşım tutarsız değil mi? Tanrı'yı maddi bir şeyle eşitlemek, kavramın özünü yanlış anlamaktır. Benim Tanrı anlayışım, maddeyi ve hareketi aşan, onların varlık bulmasını sağlayan bir temel kaynaktır. Bu yüzden "bir alt basamak mı?" sorun, Tanrı'nın niteliğini anlamaktan uzak bir yaklaşım. Evrenin %96'sının plazma olması ya da kaotik görünüyor olması, kaosun ardında bir düzen olmadığını göstermez. Kaos olarak algıladığımız şeyler bile belli matematiksel ve fiziksel yasalarla işler. Plazmanın varlığı, onun kaynağını ya da düzenleyicisini sorgulama gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Tanrı'yı maddeyle özdeşleştirmen, Tanrı kavramını eksik bir çerçeveye oturtmaktır. Madde, fiziksel varlıkların bir formu; Tanrı ise bu fiziksel varlıkları mümkün kılan metafizik bir temeldir. Yani, Tanrı maddeyle sınırlandırılamaz. Tanrı=madde demek, metafizik bir kavramı fiziksel bir olguya indirgemektir ki böyle bir tanım, hem Tanrı'nın kavramsal derinliğini kaybeder hem de maddenin varlık kaynağını açıklayamaz. Maddeyi yaratılmamış kabul ediyorsan, onun neden kendi başına hareketsiz, durgun ve bağımsız bir şey olamadığını açıkla. Neden madde sürekli hareket ediyor ve bu harekete muhtaç? Hareket etmeyen bir madde anlamını kaybeder; durgun bir maddenin varlığı fiziksel olarak bile bir şey ifade etmez. O halde sormak gerekir: Madde neden hareket ediyor ve bu hareketin kaynağı nedir? Bu sorulara yanıt vermek için hareketi ve varlığı anlamlandıran daha derin bir gerçeklik gereklidir. Tıpkı bizim bedenimizi bilinçli olarak harekete geçirmemiz gibi, Tanrı da evrendeki kanunlara göre maddeyi harekete geçiriyor olabilir. Aslında, maddeyi açıklarken kullandığımız 'kuvvet' gibi kavramlar, metafiziksel bir dayanak olmadan anlamını yitirir. Kuvvetin kendisi, ne doğrudan gözlemlenir ne de elle tutulur; bu bir ölçüm ve matematiksel formüllerle ifade ettiğimiz soyut bir kavramdır. Ancak varlığını kabul ederiz çünkü etkilerini görürüz. Burada önemli olan, metafiziksel bir temel olmadan ne fiziksel yasaların ne de maddenin varlığının tam anlamıyla açıklanamayacağıdır. Ancak bu metafiziksel boyutu göz ardı etmek, sınırları aşan soruları görmezden gelmek ya da ideolojik nedenlerle reddetmek, meseleyi çözmek yerine daha karmaşık hale getirir. Senin ideolojik olarak bu sınırı görmezden gelmen, felsefi ve bilimsel açıdan eksik bir açıklama sunmana neden oluyor. Felsefe, bu sınırları aşarak tüm varlık ve hareket meselelerini bir bütün olarak toparlamaya çalışır; bu yüzden metafiziği dışlamak yerine, onu dikkate almak gerekir. Gözlemlediğimiz şeyler, düzenin ve yasaların varlığıdır. Bu yasalar ve düzen, kendiliğinden açıklanamaz. Mesele bu süreçlerin nasıl olduğu değil, neden olduğu sorusuna dayanır. Maddi düzen, ilişki ve yasalar üzerinden açıklanan her şey, bu düzenin varlık sebebini sorgulamayı gerektirir. Tanrı kavramı, bu sorulara bir düşüncedir, masal değil. Masalsa madde de masal "mesela" yani. Bi akıl hocası yeni bi kafa mı mesela ters yüz bi tarafın düzüne de sor mesela Kazansan da kaybetsen de hiç hiç hiç hiç Kendine karşı durmayı bilmek iş iş iş iş Başını belaya bile bile soktun da Noldu namın şanın oldu mu .... Heves de casus saklanmaz bi de cins Akacak kan da damarda durmaz fix Sen daha gelcen de Geççen de buraları Çoktan döndük biz Gömdük biz oraları Hey Hey yavrum hey |
Alıntı:
Söyledim ya illa bir tanrı arıyorsan o da maddenin hareket, ilişkileri, etki, tepki, iş, iş kapasitesi(enerji), bir bütün olarak düşünmeli, en mantıklısı, fakat yanlış, gereksiz... Yoktan, var ettiği iddiası saçmadır, ceryan eden ise maddi hareket, ilişkilerle oluşlardır. Matematik ne alaka? Zaten açıkladım, fizik yasaları GÖZLEMLEDİĞİMİZİN, deneyimlediğimizin, verinin kıyası, YORUMUDUR, bizzat tanık oluyoruz. Ne alaka senin çarpıtman, yalan, dolanlarınla? Oysa sahtekarlık yaptın, sanki zihinsel türemlermiş gibi sunmaya kalktın, foyan ortaya çıktı hala yalan, dolan sürdürüyorsun. Sen ise TANRI diye HEM UYDURUYOR, HEM YALAN SÖYLÜOR HEM ÜFÜRÜYOR HEM DE MASAL YAZIYORSUN -ki yalan, dolan sahtekarlığa başvuryorsun. Tanrı nasıl var oldu, nasıl oluştu? Özellikleri, nitelikleri nedir, nasıl tespit ettin bu nitelikleri? yenir mi, içilir mi, sert mi, yumuşak mı, iri mi, ufak mı, kaşı, gözü, burnu, kulağı, beyni var mı, duyar mı, konuşur mu, yer mi, içer mi, arkadaş elinde olan sıfır, yazdığın masal, kurgu, masal kahramanı 1 ton... :) Zeus -tanrı- masaldır.. Neden öyledir defalarca izah ettim. Madem matematik dedin buyur; cevapla; (A)?(X)?(X)?(x) = ? Sonucu nedir? cevabını bekliyorum... |
Alıntı:
Sorduğun soru, tıpkı elektronun varlığı gibi bulanık ve belirsiz; konumu mu, hızı mı, yoksa her ikisi birden mi? Tıpkı senin "tesadüf" diye adlandırdığın kavram gibi eksik, tıpkı varlığının fiziksel süreçlere indirgenmeye çalışılan boyutu gibi yetersiz. Bu arada sorundaki "A", "X" ve diğer semboller aslında fiziksel ya da maddesel bir şeyin doğrudan yansıması değil, bir tür yorumlanmış veridir. Dialektik bakış açısından, bu tür bir belirsizlik, yalnızca dialektiği anlayabilecek ve sorunun eksikliğini kavrayabilecek bir zihin ile aşılabilir. Ne yazık ki, bu derinliği anlamaktan oldukça uzaksın. Sadece fiziksel süreçlere dayalı kısır bir anlayışla, hem varlığı hem de hareketi kavraman mümkün değil. Tanrı'yı eleştiren bir soruyu ortaya koyuyorsun, ancak bu sorunun tesadüfle mi, yoksa bir iradeyle mi oluştuğunu kendin kanıtlayamıyorsun. Bu, tıpkı varlık ve hareketi yalnızca fiziksel süreçlere indirgeme çaban gibi eksik bir yaklaşım. Oluşum sözde"tesadüf," ama bu tesadüfün varlığını ve işleyişini açıklayacak bir temelin yok. Aynı şekilde, bu sorunun hangi irade veya mekanizmayla zihninde belirdiğini de netleştiremiyorsun. Oysa elektronun hareketiyle bir soru sorma arasındaki benzerlik, her iki durumda da belirsiz ve olasılıkların rol oynadığını gösterir. Çift yarık deneyi, elektronu gözlemlemekle onun konum ve momentumunu etkilediğimiz bir durumu temsil eder. Benzer şekilde, bir soru sormak ve buna cevap aramak, bilgiye olan isteğimizin bir yansımasıdır. Bu durumda, dialektik bir süreç işler; yani, bir etki (soru sorma) fiziksel bir tepkiyi (cevap verme isteği) tetikler ve bu süreçte metafiziksel bir anlayış oluşur. Dolayısıyla, etkiler fiziksel düzlemde görülürken, tepkiyi veren bilinçli zihin, metafiziksel bir düzlemde çalışır. Bu, dialektik yöntemin temelini oluşturur; her etki bir tepkiyi doğurur ve bu tepki, sadece fiziksel değil, aynı zamanda metafiziksel bir boyuta sahiptir. Dolayısıyla, etkiler fiziksel düzlemde görülürken, tepkiyi veren bilinçli zihin metafiziksel bir düzlemde çalışır. Bu, dialektik yöntemin temelini oluşturur; her etki bir tepkiyi doğurur ve bu tepki, sadece fiziksel değil, aynı zamanda metafiziksel bir boyuta sahiptir. Çünkü tümün özü frekanstır. frekans hem enerjinin hem de maddenin temel bir yönüdür. Enerji dalgalarının veya titreşimlerinin frekansı, hem maddenin hem de enerjinin davranışını ve hareketini belirler. Bu bağlamda, frekans harekete geçiren, şekillendiren ve düzenleyen bir unsurdur. Frekansın veya hareketin kendiliğinden bir varlık biçimi olması, ya da bir şeyin olması için ek bir müdahaleye gerek olmaması, doğrudan varoluşun dinamiğiyle ilgilidir. Hareketiyle varlık kendini gerçekleştirir. Bu, tıpkı bir parçacığın ya da enerjinin varlığını belirleyen şeyin hareketi olduğu gibi, bir şeyin olması sürecinde de herhangi bir dışsal onaya veya "ol" demeye bile gerek olmadığını gösterir. Hareketin kendisi, bir şeyin varlığına, anlamına, hatta işlevine dönüşür. Hareketin kendisi, varlığın bir tezahürü olduğu gibi, bedensel hareketler de benzer bir mantıkla işler. Kolun ya da bacağın hareket etmeden önce, senin 'ol' demene gerek yoktur. Frekans ve hareket gibi kavramlar zaten doğaları gereği varlıklarının ortaya çıkmasını sağlayan içsel dinamiklere sahiptir. Örneğin, bir dalganın titreşmesi ya da bir elektronun hareket etmesi, onları tanımlayan özleridir; bir şeyin hareketi, zaten o şeyin varlık biçimidir. |
Pinokyo örneği üzerinden gitmende ilginç ama aslında yanıltıcı. Masallar, gerçekten de kurgu ve hayal içerir. Ama burada karıştırdığın şey, masallarla gerçekliği birbirine karıştırmak. Tanrı'nın varlığı ya da bir varlık fikri, masallarda olduğu gibi uydurulmuş bir karakter değil. Bu, fiziksel ve metafiziksel dünyayı anlamakla ilgili bir mesele.
Biliyoruz ki, her şeyin sadece madde ile açıklanamayacağını düşündüğümde, bunu sadece fiziksel boyutla sınırlamıyorum. Bir olayın, bir hareketin ardında daha derin, daha temel bir anlam ve düzen olabilir. Zihinsel ve ruhsal deneyimler gibi şeyler de var, bunlar maddeyi anlamamızı etkileyen faktörler. Yani, maddi dünyanın hareketi tek başına her şeyin açıklaması olamaz. Evet, bir şeyin varlığını kanıtlamak, gözlem ve deney ile mümkün. Ama gözlemlediğimiz her şeyin, görülemeyen bir boyutunun, bilinçli bir düzeninin olabileceğini de göz ardı edemeyiz. Yani, sadece maddi ilişkilerle her şeyi açıklamak yetmez. Düşünce ve anlam, zihinsel bir düzeyde işlemektedir, bu yüzden Tanrı'yı ya da başka bir metafiziksel varlığı sadece maddi ilişkilerle sınırlamak dar bir perspektif olur. Sonuçta, Pinokyo bir masal, fakat gerçeklik de başka bir şey. Gerçeklik, bizim ona verdiğimiz anlam ve farkındalıkla şekillenir. Tanrı gibi kavramlar, bu anlamlandırma sürecinin bir parçasıdır. Zihinsel deneyimler ve metafiziksel varlıklar da ‘görmediğimiz' ama hissedebileceğimiz bir dünyayı işaret eder, bu da masallardan öte bir şeydir. |
Alıntı:
Seni ciddiye almıyorum çünkü masal uydurup gerçeklikten söz ediyorsun, ağacın varlığı Pinokyo'nun ispatı olabilir mi?... Gerçeklik BİZİM ona verdiğimiz anlam değil, İRADEMİZDEN, zihnimizden BAĞIMSIZ var, ortada olan, BİZE ETKİYENDİR, yani, gerçek ve gerçeklik ZİHİNDEN BAĞIMSIZ gözlemleniyor, gözleme taban veriyor, etkiyorsa..., etkisi, gözlemi, nesnel veri esasıyla yorumlanır, illa anlam dersen, yoruma, nesnel gerçeğe(gözlem, etki tabanı, zihinden bağımsız varlığı kriteri), NESNEL TESPİT, GÖZLEMLERLE çelişmeyecek biçimde anlam verilir... şeyin KENDİSİ, VARLIĞI, ORTADALIĞI, çevre ile ilişkileri, hareketi, etkileri, değişimleri vb., GERÇEKLİĞİ BAŞKA, O'nun şu ya da bu özellik, nitelik, etki, tepki, biçimlerinden yola çıkarak YORUMLAMAK(!) başkadır, amaç ANLAM VERMEK DEĞİL, ELDEN GELDİĞİNDE UYUMLU AÇIKLAMADA BULUNMAKTIR, bununla KİŞİLERİN KEYFİNE GÖRE YAKLAŞIMI bir tutulamaz. Yani gerçek fiziktir, SOMUTTUR, SOYUT GERÇEK olmaz, senin kafandakiler timsahlı göle gişrip kendine bir şey olmayacağını, silahla kendini vurursa ölmeyeceğini vs. iddia edip mefta olan kafalar, gerçekliğe öyle kafana göre anlam veremez, eğip, bükemezsin artık ne içiyorsan. :) madem gerçeklik SİZİN ONA VERDİĞİNİZ ANLAMDIR BEN DE senin TANRIYA ANLAM VERDİM -> MASAL. Anlayacağın kafa şişirme, bu da senin gerçekliğin... İtiraz etme, şikayet etme, amacım seni, 6 hörgüçlü deveyi (sana bu anlamı verdim, gerçek olduğunu kabul et!!) üzmek değil, üfürük dünyanı göstermek... Her şeyi, açıklamak zorunda değiliz, Tanrı'nın ise açıklama ile de ilgisi yok, zaten hiç bir şeyi de açıklayamaz -çünkü bilgiye, veriye, yoruma, gözleme dayalı bir temeli, tabanı yok -masal, kurgu, senaryo, TABU, TAPIM, İNANÇ, MENFAAT, İSTİSMAR VB. ürünü... var mı insanlığın emeği, alınteri, felsefe, bilimle binlerce yılda ulaştığı, açıkladığı tek bir olguya dair açıklaması? YAHU İNSNALIK SENİN KÖHNE TANRI SAPLANTILARIN, bilim, veri, bilgi düşmanlığın, BASKILARINA RAĞMEN ancak ilerleyebildi, tanrı masal ve saplantılarının rolü,,, değil bir şeyi açıklamak, insanın bilinçlenmesinde en büyük engeli teşkil etti. Ne yani senin tanrına olan 10.000 yıllık inançla, insanlar 10.000 yıl önce örneğin depremi mi çözmüş, yıldırımı mı çözmüş, tanrı kızdığı için mızrak(yıldırım) mı fırlatıyor, yeri mi sallıyor, en yakın gökteki(?) yıldızlar şeytana atılan taş mıdır, evren Dünya atmosferinden mi ibarettir? Buna ınandığın an açıklamış mı oluyorsun?! :) Tanrı SAFSATALARLA, AKIL, MANTIK DIŞILIKLA uydurduğun bir masal, nasıl oluştu, nerede, hangi eylemini, özellik, niteliğini gözlemledin -ki tanrı dedin, tanım verdin, isim verdin diyorum cevap vermiyorsun, bre dingil o halde sen yalan söylüyorsun. |
Genel dilde ve bilimlerde açıklama, gözlemlenen bir olgu veya fenomenin nedenlerini, mantıksal ve nedensel ilişkilerinin dilsel sunumu yoluyla anlaşılır kılma girişimidir. Ancak öznel deneyimler hiçbir şekilde maddi bir temele dayalı olarak açıklanamaz. Senin öznel deneyimlerin de açıklanabileceğini düşünmen, sadece bir varsayımdır. Bunu anlamıyorsun çünkü bu tür deneyimler, hisler ve duygular gibi unsurlar, ölçülebilir veya nesnel bir şekilde gözlemlenebilir değildir. Madem öyle hacı hocalık okuma.
Sen Tanrı inancını eleştirirken, bir yandan bilimi ve veriyi savunmakla birlikte, Tanrı'nın varlığını bir engel görüyorsun. Oysa bilim, Tanrı'nın varlığıyla ilgili doğrudan bir şey söylemez çünkü bilimsel metot, doğrudan gözlem ve deney üzerine kuruludur. Ancak, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu, daha çok felsefi bir tartışma alanıdır ki bu bilimsel yöntemle açıklanması çok zor olan bir konudur. Tanrı inancının, bilimsel ilerleme için bir engel oluşturduğunu söylemezsin. Bilim ve tanrı inanç birbirini dışlayan iki alan değil. İnsanlık, hem bilimsel düşünme hem de inanç ve anlam arayışıyla ilerlemiştir. Gerçek budur gerisi senin şartlanmışlığındır. Bilim, maddi veriler ve etkileşimlerle ilgilense de, bu verilerin anlamlandırılması, kavranması ve yorumlanması, bir metafiziksel boyutla ilişkilidir. Çünkü bilimsel keşifler ve gözlemler, yalnızca fiziksel süreçler ve materyal dünya ile sınırlı değildir; bu veriler, insanlar tarafından anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır. Muhalifler Suriye'de şama girdi. Sana kalsa, kitaplar ve yazılı olanlar ortada, demek ki Tanrı kıyameti koparacak. Niye böyle diyorum? Etki-tepki diyorsun. Tam anlamıyla dayaklık adamsın. Ne verisi, kaosu, tepkisi? Senaryoyu etki-tepki üzerinden okursan kendiliğinden oluyor yahu veya tanrı yaptırıyor deyip, dinleşir kaybolursun, aklı devreye sokamazsın. Ben sana metafiziksel bir zemin hakkında konuşuyorum, sen veri, kaos, tepkilerden bahsediyorsun. Boş lafları bırak. Bu karşı tarafın hoca fış fıslarına ne kadar geçerliyse, bu sana da geçerli. Tanrı inancı, kişinin içsel bir düşüncesi ve inancı, başkalarına doğrudan bir şey söyleme zorunluluğu yoktur. Her birey, kendi içsel dünyasında Tanrı'yı nasıl anladığını, Tanrı'ya nasıl inandığını ya da inanıp inanmadığını kendisi bilir. Bilim olmazmış yahu, zemini zaten metafiziksel bir boyut. |
Alıntı:
Cahilsin anlaşılır, ancak sahtekarlığın, adiliğin, yalancı, düzenbazlığın, karaktersizliğin, asıl meselemiz bu.. Zaten yazılarımda örnekledim, dedidim ki depremin sebebini araştıyorsdak "maddedir, maddi süreçlerdir de ondan" denmesi açıklaama sağlamaz, bu taban şu ya da bunun özelini açıklamakla veya şu ya da bunu salt bu genel tabana İNDİRGEMEKLE ilgili, mahiyetinde bir ifade değil ki... Nasıl oluştuğuna dair bilgi, yorum, açıklama başkadır, DEPREMİN TEMELİNDE masallar değil, MADDİ SÜREÇLERİN OLMASI(örneğin:öyleyse gözlemlerin, verinin, yorumalrın da verilerle uyumluluğu kıstası, önemin kavranması) başka... Sahtekarlığı, geri zekalılığı, trollüğü, çarpıtmayı ne zaman bırakacaksın? Senin 1 gram olsun onurlu, karakterli, dürüst, insan gibi davranmanı sağlayacak bir iksir var mı?... Gerinden fiziği, nesneli, madde ve maddi süreçleri FARAZİ YOK edip, akıl, mantık dışı saçmalıklar üfürüp, MASALLAR uydurup, tersin geri, bırakın masal olmasını, ne idüğü, nasıl var olduğu belirsiz-saçma(madem varlığın ortadalığını kavrayacak kapasitede değilsin ve sorunlusun), hiç bir gözlemi olmayan, böylece özellik, niteliğine dair verisi de olmayan, haliyle masal kurgusu haricinde tanımlanıp, isimlendirilmesi mümkün olmayan, adına tanrı dediğin üfürüğe tekrardan yarattıyorsun(bu kadar akıl, mantık özürlüsün), haliyle maddi süreçlerden söz etmek elzem oluyor... Kuguaguharıva nedir? Bekliyorum, bana bunun ne olduğunu açıkla, madem sana göre açıklamak dübürden sallamaktır, o halde buyur açıkla... Alıntı:
Sen insan değilsin, bak öncelikse sorunumuz bu... Her cevabın yalan, dolan, çarpıtma, adi bir trolsün... Tanrı -> Cehalet, inanç ve inanç istismarının, toplumsal sömürü, kitleleri köleleştirme, sürüleştirme, ister politik ister ticari olsun, maliyeti en düşük menfaat kaynağı olması, hükmün en önemli sorunlarının tanrı adıyla kolayca aşılması(bu yasadır herkes uymak zorunda -> çünkü tanrı buyurdu! taktikleri) vb. vb. ürünüdür. Yani evet insanın cehaleti, ihtiyaç, gereksinim, çeşitli arzuları(sonsuz yaşam, memeleri yeni tomurcuklanmış kızlar, ne dilersem gerçek olsun beklentileri -kısaca masalları- vb. içinde), yönetme, hükmetme dürtüsü vb. ile üfürülmüştür, ancak bu inanç ekseniyle teslim alınanın köreltilmişliği dışında bir anlam taşımaz... Her masalın, senaryosu, kurgusu olur, bu senaryo ve kurguyu cehalet, çeşitli menfaatler, arzu, istekler namına yazan insan. |
Sen, deneyimlerin maddi süreçlerle mümkün olduğunu iddia ediyorsun. Doğru, ancak mümkünlük, bir şeyin kanıtı değildir. Örneğin, bir ilacın metafizik bir his uyandırması, metafiziğin var olmadığını kanıtlamaz. Aksine, bu hislerin daha derin, maddi olmayan bir düzeyle etkileşim yoluyla mümkün olduğunu gösterir ve metafiziğin varlığını işaret eder.
Sorun, meseleyi diyalektik bir bakış açısıyla ele alamaman. Her şeyin tamamen maddi süreçlerle açıklanabileceğini düşünüyorsun, ancak her açıklamanın kendisi bir diyalektik bileşen içerir. Bir ilacın metafizik hisler uyandırabilmesi, bu hislerin maddi olmayan bir temele ,örneğin frekanslar veya maddi olmayan bir boyuta ,sahip olduğunu gösterir ki bu süreçler, maddi süreçler aracılığıyla etkinleşebilir. Sadece maddi düzeyde kalıp, bu maddi süreçlerin yalnızca metafizik bir şeyle etkileşim içinde işlev gösterebileceğini inkâr edemezsin. Bu, bir radyo sinyali gibi: Frekans görünmezdir ama olmadan ses yoktur. Maddi süreçler metafiziği gereksiz kılmaz, aksine, onun varlığını kanıtlar. Senin "mümkün" olarak gördüğün şey, aslında yalnızca etkinin kendisiyle ilgilidir, yani maddi süreçlerin bir şeyleri harekete geçirebilmesiyle. Ancak asıl deneyim, hissetme ve algılama maddi bir olgu değildir. Bu deneyimi neden kanıtlayamayacağımızın nedeni, bunun maddi bir şey olmamasıdır. Maddi süreçler , biyokimyasal reaksiyonlar veya sinirsel aktiviteler gibi – bir deneyim için temel oluşturabilir. Ancak bu, neden bilinçli bir şekilde hissettiğimizi, neden korku duyduğumuzu veya sevgiyi deneyimlediğimizi açıklamaz. Asıl deneyim, bu hisleri algılayan bilinç, elle tutulur veya ölçülebilir değildir. Araştırabileceğimiz bir nesne değil, yalnızca deneyimleyebileceğimiz bir şeydir. İşte bilimin sınırlarına ulaştığı nokta burasıdır: Maddi temeli ölçebilir, ancak öznel deneyimi açıklayamaz. Deneyimin kanıtlanamıyor olması, onun var olmadığını değil, yalnızca maddi düzlemin ötesinde, metafizik bir düzeyde gerçekleştiğini gösterir. Bu nedenle, senin yaklaşımın yalnızca etkinin kendisine odaklanırken, deneyimin gerçek doğasını, maddi ötesini, göz ardı eder. Diyalektiği doğru kullandığımızda şunu fark ederiz: Maddi süreçler, yalnız başına varlık gösteremez; metafiziki bir boyutla sürekli etkileşim halindedir. Bu etkileşim olmadan deneyim veya bilinç mümkün olamaz. Bu bakış açısıda, senin indirgemeci yaklaşımından daha kapsamlı ve gerçekçi bir anlayış sunar. |
Alıntı:
TEMELDEN, SAĞLAYANDAN(!) söz ediyorum, ne alakası var çarpıtmalarınla? MESAJIMDA BİLE DİLE GETİRMİŞİM, ÜSTELİK EVVEL MESAJLARIMDAN DA VERDİĞİM ÖRNEĞE DEĞİNEREK. Depremin maddi süreçlerin(örneğin temel faktörlerden fayların birbirine etkisi faktörü) ürünü olması ve bunu bilmek başka, depremin nasıl olduğu veya herhangi bir yerde gerçekleşip, gerçekleşmediğini kanıtlama çabası başkadır. Nasılsa mallık, sahtekarlık sana bedava. Sana göre depremin maddi bir temeli süreçleri yok, dünya kaplumbağanın sırtında, o sallandıkça deprem oluyor, çünkü metafizikmiş(!?),,,, hadi oradan rezil... Gördün mi yine çarpıtmaya çalıştın, yine zırvaladın... Metafizik insan hayal gücünün tasavvurundadır, burada matafizik olan ne insan, ne beyin, ne düşünme eylemi, ne çeşitli veriler arası kombinasyonlarla türetim becerisi, yetisi değil, hayal gücüyle türettiğine, sanki ÖYLEYMİŞ GİBİ(sanal) YÜKLEDİĞİ özellik, nitelik vb.dir. Bunu -türetimleri, bir bilgisayar dahi yapabilir, hatta bir manzara çiz dersin, sana gerçekte var olmayan manzara çizebilir(görüntü türetebilir), ekranda gördüğün ise sadece görüntüdür(fizik kuvvetlerinden en azından birisinin yansıtılması ve gözlerinde oluşturduğu etkiye dair yaptığın yorumdur, öyle bir yer yoktur ama varmış gibi düşünebilirsin. Tanrı gerçeklik, varlık değildir, ancak senin varmış gibi düşünmen ve bunu da varlığın sağlayanı olarak "metafizik, kendine, zhin, hayal gücüne bağlı" öne sürmen, geri zekalılık, itiraftır). Örneğin Zeus insanın, yine insana, doğaya ait bir çok özellik, yeti, eylem, davranış, etki, tepki vb.nin kuraldışı(!) bir biçimde çeşitli saplantı, arzu, inanç, menfaat, köleleştirmek, hükmetmek, kolay hüküm verebilmek, olanaksızı, olanaklıymış gibi kurgulayabilmek, hayal edebilmek, kendini kandırmak, afyon etkisi vb. namına taklit, kombinasyonuyla, hayali olarak türettiği bir masal kahramanı olarak metafiziktir. Burada fiziğin dışındalık, ötelik, mesafe türünde bir dışındalık, ötelik değil, akıl dışı, mantık dışı söylemlerimizdeki dışındalık gibi, uyuşmayan, bağdaşmayan türündedir. Elbette Pinokyo'da metafiziktir ve senin metafiziktir o halde vardır yönlü saçmalıklarının, gerizeka, akıl, mantık dışı zırvalığından başka tarifi yok... Kısaca insan, özne, zihin metafizik değildir(fizik, organizma, organlar(örneğin beyin), maddi yapı, süreçlerden bağımsız(onlarsız) icra edil-e-mez, burada maddi süreç söylemi bir şeyin kanıtı olarak sunulmuyor, bir gerizekalı bile bunu böyle anlamaz), metafizik zihince türetilenlerin mahiyetinde aranır. Ağaç fiziğin dahilindedir, Pinokyo ise meta-fizik, kurguda Pinokyo'nun ağaçtan yontulmuş olması, masal kahramanına ne gerçeklik, ne fizik ne de bu yönde bir VARLIK sağlamaz, tanrı masalları da aynı... Şeyin varlığı, ancak fizikledir, metafizik olarak adlandırlan hiç bir şey gerçek değildir... Sonuç: Tanrı gerçeklik değil, insanın hayal dünyasında türettiği bir masaldır... Sen de 6 hörgüçlü, 40 boynuzlu kör bir devesin, bu akıl, mantık dışılığınla, insan ne kurgular, hayal eder, türetirse gerçek odur yönlü zırvalıklarınla, buna da itiraz etmemelisin... |
ben geldim.. :D
çok felsefeye dalmışsınız bence, ben mühendisim, gerçekçiyim, akılcıyım, bilgi sistemlerinde üst düzey kıdemli uzmanım, ben felsefeden anlamam, sonuca odaklanırım, hesap yaparım, probability ölçerim,, sizlere saygılıyım. ama direk sonuç benim için simule edilebilir bir matematiksel analitik problemi. Evrenin fiziksel sabitleri (örneğin, kütle çekim sabiti, Planck sabiti, elektromanyetik kuvvet sabiti alfa) belirli değerlere sahiptir ve bu değerler, evrenin oluşumu ve yaşamın varlığı için inanılmaz derecede hassas şekilde ayarlanmıştır. olasılık P ise ; P = YAŞAMI DESTEKLEYEN SABİT KOBİNASYONLAR / MÜMKÜN OLAN TÜM SABİT KOMBİNASYONLAR p: şey olur: yaşamı mümkün kılan fiziksel sabitlerin rastgele oluşması durumunda neredeyse p yaklaşık olarak 0 olur. Bu durumda ise şunu sorabiliriz: "eğer bu sabitler rasgele belirlenmediyse, belirleyen bir mekanizma / yada düzenleyici olmalı mı ?" bir mühendis gözüyle söyleyebilirimki hassas bir sistemin rastlantısal olarak oluşması yerine bir "tasarımcı" ihtimalinin daha yüksek olduğu düşünülebilir. ---------- entropi olayına bakarsak eğer: termodinamiğin ikinci yasasına göre, kapalı bir sistemde entropi (kaos) sürekli artar. Ancak evrende gözlemlenen yapılar (galaksilerden atom altı düzenlere kadar) entropi artışına rağmen düzenlidir. Ancak, evrenin belirli bölgelerinde lokal olarak düşük entropili düzenlerin nasıl ortaya çıktığı açık bir "yönlendirme" fikrini düşündürür. Bu, mühendislikte bir kontrol mekanizması gibi düşünülmelidir. -------------------------- evrensel matematik : Evrenin davranışlarını açıklamak için kullanılan matematik, insan aklından bağımsız bir gerçekliktir. e = mc2 gib benzeri formüller evrenin tüm köşelerinde geçerli görünüyor. Eğer matematik, evrensel bir dilse, bu "dil" kimin tarafından "yazılmıştır"? Bir mühendis bakış açısıyla: Bir sistemin işleyişini anlamak için yazılmış bir kılavuz gibi düşünebiliriz. heryerde aynı kural.. sonuç olarak şunu demek istiyorum, honestly olarak: Bir mühendislik perspektifinden baktığımızda, evrenin karmaşıklığı, düzeni ve matematiksel uyumu, bir tasarımın ya da yönlendirici bir gücün varlığına işaret ediyor olabilir. Bu, bir "tanrı" fikrine dair bilimsel bir kanıt oluşturmaz; ancak mühendislikte olduğu gibi, sistemin işleyişine bakıldığında bir "tasarımcı" fikrini makul bir hipotez haline getirir. Bu bakış açısı, inançtan çok mühendislik sezgisi ve olasılık analizi temellidir. |
Alıntı:
Bir bardağa su koyup buzluğa at, sonra içindeki buzu çıkarıp buzun şekline bak. Bardağın şekli buza göre mi ayarlandı yoksa buz bardağa göre mi şekillendi? |
Alıntı:
Çarpıtma. A ve B'nin etkileşimi sonucunda C (örneğin bilinç) oluştu diyelim. Ancak bu süreci sadece fiziksel neden-sonuç ilişkisiyle açıklamak yeterli değildir. Çünkü burada asıl sorgulanması gereken, moleküler oluşumlar zincirinin neden devam etmediği ve bu dengenin, yani C oluştuktan sonra, nasıl durup korunduğudur. Milyarlarca olasılıkla farklı kombinasyonlar oluşabilir, zincirleme süreçler devam edebilirdi iyide niye durdu?. Ancak ne hikmetse bu süreçler birden durup, kusursuz bir denge içinde kalıyor ve bilinç gibi kompleks bir düzeyi mümkün kılıyor. Bu, tamamen kendiliğinden mi oldu? Böyle bir iddiaya, en basitinden 'şans' kavramını anlayanlar bile güler. Bir ilacın bile bilincin dengesini bozabilmesi veya belirli duygular oluşturabilmesi, bu sistemin rastgele işlemediğini, aksine çok ince bir düzenin varlığına dayandığını gösteriyor. Bilinç gibi karmaşık bir yapının oluşması ve bu hassas dengenin bozulmadan sürmesi, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir argümandır. Eğer bu süreç tamamen tesadüflere dayalı olsaydı, bilinç dediğimiz bu hassas yapı asla korunamaz, kaosa sürüklenirdi. Bu düzen ve hassasiyet, fiziksel mekanizmaların ötesinde bir düzenleyici ilkeye işaret ediyor. Deprem diyorsun, iyide bu taşların hareketinden ibaret fiziksel bir süreçtir. Ancak bu hareketin sende korku, heyecan veya endişe gibi duygular uyandırması, tamamen metafizik bir düzeye aittir. Çünkü bu duygular fiziksel süreçlerle tam olarak açıklanamaz. Daha da çarpıcı olan, rüyalarında bir depremi deneyimlemen ya da uçma hissini yaşaman gibi durumların tamamen bilincin metafizik boyutunda gerçekleşmesidir. Bu da bize şunu gösteriyor: Bilinç gibi karmaşık bir yapının varlığı, fiziksel bir düzenin ötesinde bir düzenleyici gücün varlığını gerektirir. Bu güç, hareketi başlatan, etkileşimleri mümkün kılan ve dengenin korunmasını sağlayandır. Tanrı'nın varlığına işaret eden temel argüman tam da budur. Sadece fiziksel neden-sonuç ilişkisiyle bilinç ve deneyim olgusunu açıklamaya çalışmak eksik kalır. Bu dengeyi ve hassas düzeni sağlayan bir iradenin varlığı, Tanrı'nın varlığı üzerine düşünmek için yeterli ve anlamlı bir sebeptir. |
Alıntı:
MADDİ SÜREÇLER OLMAKSIZIN salt oluşumlar, değişimler, olaylar, olgular, etkileşim, ilişkiler vb. değil DÜŞÜNME EYLEMİ de MÜMKÜN DEĞİLDİR, yani burada madde yok, düşünce var yönlü yalanlarını fütursuzca savunman cehaletin, sahtekarlığının, yalan, dolan anlayışının bir göstergesidir. Yani FARAZİ OLARAK ve zaman, frekans vb. kavramları çarpıtıp VARLIĞI YOK EDİP, SONRA DA masal dünyanda uydurduğun ve peki bu masal kahramanı nasıl yaratıldı, demek ki yaratmak tabirinde yanlışım, böyle bir durum söz konusu olamaz diye sormayıp 1 masal kahramanına(sadece 1 isim verme işi) tersin geri FARAZİ OLARAK YARATTIRMA TELAŞIN saçmalıktan öte, akıl, mantık, zeka sorunundur.[/B] Alıntı:
Kombinasyon dediğimi ise yine hem anlamamış hem çarpıtmışsın, kombinasyon ifadesine 2 biçimde değindim; 1. Şeylerin form-yapı oluşturması sürecindeki kombinasyon -örneğin 2 A'nın birlikteliğinde ortaya çıkan A'ya eşit değildir, yani farklıdır. Bu halde 2 A ile 1 A bileşiği, kombinasyon olarak ifade edilebilir, demek ki envai çeşitlilik, form-yapılar, muhtevası, yapı taşı aynı olsa bile oluşabiliyormuş. 2. İnsanın verileri değerlendirmesi, hafıza etmesi ve bu hafıza edilmiş verileri kombine ederek ürete-türetebilmesi. :) %96 kaos, "ama altında yatan düzen" diyen hamlık, akıl, mantık sorunludan da böyle üfürükler duymak normaldir, cehaleti, saplantılı olmanı, takım tutma fanatikliğini vb. geçtim, cümleleri anlama kapasitesi yok. Evrende, doğada hassas düzen, işleyiş var vb. sahte -göümüze baka, baka yalan- söylemleri sarfeden sensin, oysa bu biçimde genelleyerek zırvalayamazsın. Sahtekarlığını bu sözünde dahi görmüştük. %96 kaos hakim ortamdan söz ediliyor, düzen diyorsun, o halde sana göre düzen olmayan nedir? İşte iki yüzlü, çifte standartlısın (sahtekarsın), aynı biçimde düzenin altında yatan kaos da demeliydin, sonuç olarak evrende salt kaos, salt düzen var diyemezsin, kaldı ki neye göre, kime göre zırvaladığın da önemli -sana kaos, şuna göre düzendir, buna düzen, şuna göre kaostur... Bu tür aldatıcı edebiyatı, vaazları git masal bölümünde yap, tabi insanları aldatmak için yapıyorsun -ki- orada da bunu yapma. Bilimsel konuş, sürekli üfürüp, uydurup, kaydırıp, eğip, büküp, masal edebiyatıyla zırvalama... |
Alıntı:
Buzun ve bardağın oluşumunda olduğu gibi, bu iki gerçeklik birbiriyle çelişmez; aksine, birbirini tamamlar. Fiziksel sabitler, nesnel koşulların ortaya çıkmasının temelini oluşturur. Dolayısıyla, bir bakış açısı oluşturulacaksa bu, hem fiziksel sabitlerin metafiziksel doğasını hem de nesnel koşulların maddi gerçekliğini bünyesinde barındırmalı ve bunları bir bütün olarak değerlendirmelidir. |
Adam nesnel, fiziğe dayalı, fiziksel sabitler derken bile metafiziksel diyebiliyor -daha metafizik nedir, fizik, fiziksel, nesnel, ölçülen nedir, neye göredir bilmiyor, fizikseli, fiziğe dayalı :)-, kısaca cahilin dibinin, akıl, mantıktan da yoksun, orada burada okuduğu cümleleri de anlama kapasitesinden yoksun lakırtıları(örneğin şu ya da bu koşulda, şu ya da bu kuvevet değerleri -etki ölçümüyle-, 0,3, 0,5 değerleri arasında gidip geliyorsa, hesaplarda ortalaması alınabilir, yani metafizik değildir, ortada gerçekleşen fiziki etkileşim, ilişki vardır, bu hesap, ölçme, değer de o sayededir, ona dairdir) . Kısaca bu derecede zırvalamayı başaran, aşırı çarpıtarak sahtekarlıklar yapan sirk faresi gibi kendiyle oynuyor... Örneğin A'nın hareketinin ölçülmesi diyelim. Burada hızın, harekete değil, metafiziğe dayandığını ve önce hız lafzının geldiğini, sonra aracın bu sayede var olup, hareket ettiğini iddia ediyor, yani adam resmen ayaklı kör cehalet, masal. İnsanı, özneyi, yeti(düşünme kaabiliyeti dahil), nitelik, özelliklerini de ilahi, hokus, pokus, fiziğin, organizmanın dışında bir masal, farazi şeyler sanıyor, oysa tümü de maddi ilişki, etkileşimlerin, şu ya da bu biçimde yorumuyla ilgilidir (yani metafizik değildir, olamaz da).
Kaç kez söyledim, çık bir evin çatısına, ben düşmeyecem çünkü kütle çekimi yok ya da bir ateş yak, nasılsa ısı dediğimiz ve ölçtüğümüz maddi ilişki, etkileşimler değil, metafizik, düşüncemin, keyfimin tezahürü, nesnel gerçek değil diye böyler sayıklarken at kendini... Cümleleri şöyle okuyor; Örneğin birisi çeşitli hayvanların biyolojik yapısından söz ederken -e göre, -e dair-, domuzun sindirim sistemi, yapısından söz ediyorsa dönüp diyor ki; hayır domuz organik bir şey değil, o haram, o metafizik. Yani çağdışı islam anlayışına göre günahlar sayılırken(E GÖRE, E DAİR kriteri önemli), cümlenin birisinde birisi domuzun haram olduğunu söylemiştir. Tamam işte domuzun hayvan değil, haram olduğunu kanıtladı... (bu düzeyde akıl, mantık, zeka özrü) Başka bir örnek; birisi "Ahmet iyidir", diğeri "Dine mine ne kötüdür" vb. demiş olsun -işte yine e göre, e dair krtierini kavramanın önemi. Bu halde Ahmet somut, işaret edilebilir, hakkında konuşulabilir, bir insan ise, diyor ki, hayır Ahmet diyer birisi yok, insan diye bir formdan da söz edilemez, bunlar metafiziktir, kötüdür vs. Oooo, ardına ne edebiyatlar, ne masallar diziyor, nasıl oynuyor, nasıl kafa şişiriyor, hem de nasıl, düşman başına... Ahmet'in kötülüğündne söz ediyorsun bak, bu iyeliktir, bu metafizik değil, Ahmet'in eylemlerini şu ya da buna göre değerlendirip vardığın bir değerlendirme(!), metafizik değildir(Pinokyo değildir), Ahmet'i de var eden, senin ona iyi ya da kötü demen, nitelemen değildir, aksine Ahmet'in varlığı, eylem ve davranışları, yani nesne, nesneler, nesnel, fiziki, bu bağlamda sosyal ilişkiler dünyasına göre değerlendirilir diye bin kere de anlatsanız anlamaz, cümlenizden bu ve benzeri yeni çarpıtmalar türetir, her türlü bilimsel cümleyi de böyle okur, bilgi bilinç, birikim, karakter, kapasite bu kadar.. Kısaca 2 satır cümleyi anlamaktan aciz, bilgi, bilinç, akıl, mantık, zeka, kara cehalet sorunu... Geçmiş olsun :) |
Alıntı:
Madde, elbette fiziksel gerçeklikte temel unsurlardan biridir. Ancak konumuz ve benim vurgulamaya çalıştığım nokta, maddenin kendi başına bir "kendi-özüne varlık" taşımadığıdı. Madde, varlığını hareketine ve etkileşimlerine borçludur. Eğer madde durgun olsaydı, bir gerçeklik taşımazdı. Bu, maddenin varlığını reddetmek değil, onun metafizik bir çerçevede değerlendirildiğinde bağımlı bir öz taşıdığını gösterir. Madde yok, düşünce var' demiyorum. Ben böyle bir iddiada bulunmuyorum. Aksine, maddeyi reddetmek yerine, onun metafiziksel boyutunu anlamaya çalışıyorum. Madde elbette var; ama onun "varlığı" hareket ve etkileşimler üzerinden anlam kazanır. Düşünme eylemi için maddi süreçler gereklidir, bu doğru, ancak bu gereklilik, maddenin özünün maddi olduğunu ispatlamaz. Hareketiyle, anlamını ve gerçekliğini oluşturur, tıpkı bir görüntünün varlığının ışığa bağımlı olması gibi. Hareket halinde olduğu için Maddeyi yok saymıyorum. Kendisini sadece fiziksel bir gerçeklik olarak değil, metafiziksel bir çerçeve içinde ele alıyorum. Bu, maddenin kendine özgü bir duragan varlığa sahip olmadığı, hareket etmesiyle gerçeklik kazandığı anlamına gelir. Bu yaklaşımi, maddeyi anlamanın bir yolu olarak düşünmelisin, varlığını reddetmek olarak değil. Sonuçta maddeyi reddetmekten çok, onun metafiziksel ve felsefi boyutlarını anlamaya çalışmaktir. Bu, maddeyi daha geniş bir perspektifte değerlendirmek içindir ve eksik veya yanlış bir iddia değildir, bilimseldir. " Varlığı hareketine bagimli yoksa madde yok olur" ifadem, özellikle fiziksel anlamda bilimsel bir temele dayanır. Kaos ve katrilyonlarca ilişki elbette var, ancak bu kaosun altında kesinlikle bir düzen ve denge bulunuyor. Çünkü bu düzen olmasa, bilinç gibi son derece hassas bir yapı ortaya çıkamazdı. Basit bir örnekle: İnsan vücudundaki dengeyi düşün. Örneğin, bir ilaç aldığında bile vücudundaki biyokimyasal denge bozulabilir, ve bu bozulma zihinsel süreçlere bile yansıyabilir. Eğer bu denge sağlanamazsa, bilinçli bir varlık olarak işlevini sürdüremezsin. Hava durumu gibi birçok şeyde karmaşık ve dinamik süreçten oluşur. Kaotik görünebilir, ancak belirli örüntüler olduğunu göstermektedir. Kaosun altında düzenin olmadığını iddia etmek, bu hassas dengeyi görmezden gelmek anlamına gelir. Kaotik bir sistem, bir noktada dengelenmediği sürece bilinç gibi karmaşık ve düzenli bir yapı mümkün olamaz. Evet, bir şeyin oluşması için hareket gereklidir, çünkü hiçbir şey durağan bir şekilde var olamaz. Fakat, bu hareketin sadece başlangıç ya da oluşum süreci olduğunu unutmamalıyız. Bir şeyin varlığını sürdürebilmesi, yani dinamik bir şekilde varlığını devam ettirebilmesi için dengede tutulması gereklidir. Bir insanın vücudu örneğini ele alalım: Vücuttaki biyolojik süreçler sürekli bir hareket içindedir. Ancak, bu süreçlerin düzgün çalışabilmesi için vücutta bir denge olmalı. Mesela, vücut ısısının 37°C civarında kalması gerekir. Eğer bu "denge" bozulursa, vücut işlevlerini yerine getiremez, çünkü hareketin bir amacı ve yönü vardır. Ama hareketin de dengenin sağlanmasıyla sürdürülmesi gerekir. Bilinç için de aynı şey geçerlidir. Hareket ve değişim, bilincin oluşumu için gereklidir; ancak bilincin sürekliliği, dengenin korunmasıyla mümkün olur. Dengenin bozulması, bilincin de etkilenmesine neden olabilir. Örneğin, bir ilaç veya dışsal bir etken dengenin bozulmasına yol açarsa, kişi bilinç kaybı yaşayabilir. Sonuçta, hareketle oluşan şeylerin sürdürülebilmesi, ancak bir denge içinde tutulmasıyla mümkündür. Denge bozulduğunda ise o şeyin varlığına devam etmesi imkansız hale gelir. Durmadan kastım, ilaç misali farklı etkilesimlerin oluşup bilinci neden bozmadığıdır. Madem düzen yok, kaos var diyorsun, buna cevap vermelisin. Bir şeyin oluşabilirliği ile olusmus bir şeyin dengede tutulması ne alaka? Neden çarpıtıyorsun? Oluşabilirliği ayrı dengede tutulması ayri. Oluşabilmiş mi bilmiş ama sen bir düzen yok diyorsun, o zaman kaosla nasıl ayakta durduğunu açıklayabilir misin? Onca karmaşıklıktan oluşup dengeyle varlığını sürdürebiliyorsan, yaratılışından söz etmek niye saçmalık olsun? |
Alıntı:
Fiziksel sabitlerin etkisi olsa da, onların değişmezliği ve evrenselliği metafizik bir düzenin varlığını gerektirir. Fiziksel sabitler kendinde bir şey değil, dayandıkları ilkeler metafiziktir. Sabitlerin doğrudan gözlemlenememesi ve etkilerinin matematiksel modellerle doğrulanması, onların fiziksel değil, soyut bir düzene ait olduklarını gösterir. Bu sabitlerin kökenleri fiziksel neden-sonuç ilişkileriyle açıklanamaz, bu da metafizik bir çerçeveyi zorunlu kılar. Nesnel gerçeklik somut ve ölçülebilirken, metafizik bu somut temellerin arkasındaki soyut ilkeleri anlamamıza yardımcı olur. Dialektik düşünceyi anlamadan etkileşim ve metafizik arasındaki ilişkiyi doğru kuramazsın. sabitlerin neden bu şekilde olduğunu sorduğumuzda, sadece fiziksel gözlemlerle yanıtlanamayan daha derin bir soruyla karşılaşırız. İşte o noktada metafizik devreye girer. "Cünkü bu sabitlerin kendiligi, kendi başlarına bir nesnel varlığı yoktur. "Bu sabitler neden böyle?" sorduğumuzda, sabitlerin kendiligi yoktur, kendi başlarına bir nesnel varlığı yoktur. Ama etkileşimi sağlarlar, soruyu soran gibi; gözlem ve ölçümle açıklanabilen bir şey değildir kendileri. Fiziksel sabitler, nesnel varlıklar değil, daha çok hareket ettirici unsurlardır. Daha çok hareket ettirici ilkelerdir ve madde gibi harekete bağlı değildirler. |
Alıntı:
Daha kuvvet nedir, sabit nedir bunu bile bilmiyorsun, sabit diye bir şey yok, bunu da bilmiyorsun(ortada devinen varlık ve varlıktan meydana gelen çeşitli form-yapı ve ilişkileri, etkileşimleri... var). Sabitler dediğimiz, şu, bu koşulda şu değerlerde diyerek gayr-ı resmi olarak ve hesaplarda mecburen kullandığımız değerlerdir. Gerçekte ise bu değerler koşullara, nesnel ilişki, etkileşim, ortam, yapı bileşenlerine göre değişkendir, görecelidir, yani sabit değildir ve bizim bu değerler de ÇEŞİTLİ koşul, bileşik, ortamlar içerisinden herhangi birini, olası bize göre tercih edilebilir koşulu esas alıp, bunu sabit değer almamızdan dolayıdır. Bu kendinde şeyler, ilişki, etkileşimler bizim irademizden bağımsız (nesnel) ortada olduğu için biz ölçüp, değerler alabiliyoruz, yani gerçek, iddia ettiğin zırvalığın tam tersi, sen dünya dönüyor dediğin için dünya dönmüyor, hesapladığın için de dönüyor değil, döndüğü, kendinde şey olduğu hareketinin de, ilişkilerinin de nesnel ve yine kendinde şeyliğiyle ve iradelerimizden bağımsız ortada olduğu, gerçekleştiği için hesaplayabiliyor, değer verebiliyorsun... Bu kadarını anlayaman bir akıl, mantık, zeka özürlü değilse nedir?. Üstelik itiraz edilen kişi de zaten bu akıl, mantık dışı tersine çevirme zırvalığına dair, doğru açı, yaklaşımı dile getirmişken. Ve ortada da sabitlerden mamul bir düzen, Pinokyo ve eylemleri de, sabit de yok, çeşitli etkileşim, ilişki, yoğunluk vb.... göre farklı, değişken koşullar mevcut... lak, lak, lak, lak, lak, lak... kara cahil seni... |
Alıntı:
Dünya güneşe biraz daha yakın olsaydı yanardık, var olamazdık argümanı gibi. Daha yakın olsaydı canlılar da o sıcaklığa uygun evrilebilirdi ya da başka gezegenlerde evrilebilirdi. Ellerim olmasaydı şu an sana yazamazdım, ne güzel ayarlanmış. Oysaki ellerim olmasa başka bir iletişim metodu evrilip gelişebilirdi, farklı canlılarda olduğu gibi. Fiziksel sabitler farklı olsaydı evren şu anki haliyle var olamazdı, başka bir haliyle var olabilirdi. Farklı evren denemeleri bu sabitleri sağlayamadığı için uygun biçimde var olamamıştır, bizimki olmuştur. Farklı gezegen denemelerinin canlıları eviremeyip bizimkinin evirebilmesi gibi. Noob1 ve diğer tanrıcıların dönüp dolaşıp geldiği yer ayarlar/tasarımlar oluyor hep. Mantık hepsinde benzer. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:39 . |