![]() |
Ateizmin Aciklamakta Zorlandigi Konular
Bu yazıda materyalizmin/ateizmin ----kendimce-----neden bazi noktalara yeterince cevap veremedigini anlatacagim. Yazacagim yazida materyalizm yanlistir onermesi yok; amac materyalizmin nerede yetersiz kaldigini kendi algim, bilgim, fikrim ve deneyimimce ortaya koymak. Simdilik yazarken 2 tema uzerinde durmayi dusunuyorum; bunlardan ilki bilinc ve madde, ikincisi ise near death experience uzerine olacak. Aklima baska seyler gelirse zaman icinde, farkli temalar olarak onlari da eklerim.
A. Madde ve bilinc ile baslayalim Materyalizm bilinc icin sunu soyler: Evren*de ne varsa enerji/madde, maddenin organize olmasiyla ortaya cikar---ki yuzde yuz dogrudur----, bilinc de bunun disinda degildir. Beyin yeterince karmasik hale geldiginde, noronlar arasi etkilesim belirli bir duzeye ulastiginda bilincli deneyim ortaya cikar. Burada haklilik payi vardir. Cunku sinirbilimde bildigimiz sey su: beyin hasar gordugunde bilinc degisir, anestezi verildiginde bilinc kaybolur, elektriksel uyarimla algi bozulur. Bunlar beynin bilinc icin gerekli oldugunu gosterir. Buna itirazim yok. Ama bence burada cok temel bir nokta atlanıyor gibi geliyor. Beyin dedigimiz sey, kendi basina dusunen, hisseden bir sey degil. Noronlar elektrik sinyali uretir, sinapslarda kimyasal iletim olur, talamus ve korteks bilgi tasir. Bunlarin hicbiri kendi basina duygu, dusunce ya da deneyim icermez. Yani beyin maddesel bir altyapi, bilinc ise maddesel bir sey degil. Beynin bilinc icin gerekli olmasi, bilincin maddenin kendisi oldugunu yada maddenin urunu oldugunu gostermez. Bu ayrim cok onemlidir. Cunku Tanriya inanan insanlar yada reistik gorusler de beyni bilinc icin gerekli bir arac olarak kabul eder. Dolayisiyla bilinc beyne baglidir demek, materyalizmi ya da ateizmi dogrudan kanitlamaz. Simdi burada bence materyalizmi zorlayan asil nokta ortaya cikiyor. Bazi beyin vakalarinda, beynin cok buyuk bir kismi yoktur. Yuzde seksen, hatta bazi durumlarda yuzde doksan civarinda BEYIN YOK Kortikal yapilar cok incelmistir, subkortikal yapilar buyuk oranda yer degistirmis. Buna ragmen bu insanlar bilincli. Konusabilir, dusunebilir, cocuk sahibi olabilir, hergun ise gidip gelebilir, gunluk hayatlarini surdurebilirler. Ama yüzde seksen yüzde doksan beyin yok ortada. Simdi dogrudan soruyorum: Eger bilinc organize olmus maddenin urunuyse, bu bilinc nereden geliyor? Yuzde doksan beyin yoksa, ama bilinc yuzde yuz gibi gorunuyorsa, materyalizm bunu nasil aciklayacak? Burada bazen deniyor ki, kalan beyin dokusu daha verimli calisiyor ya da beyin gelisimsel olarak uyum sagliyor. Evet, sinirbilimde plastisite diye bir sey var. Beyin kendini yeniden organize edebilir. Ama bu aciklama problemi cozmuyor ki. Cunku bak esasında yine ayni soruya geliyoruz: Bilinc tam olarak hangi maddeden cikiyor? Kalan doku cok cok cok azsa, ama bilinc devam ediyorsa, demek ki bilinc ile madde miktari arasinda basit bir iliski yok. Ustelik bu vakalarda beyin icinde buyuk oranda SU var. Biz buna sinirbilimde cerebrospinal fluid diyoruz. Ama BEYIN SIVISI KENDI BASINA BILINC URETEN BIR SEY DEGILDIR. Sivi yada su aksiyon potansiyeli uretmez, sinaptik iletim yapmaz. Ani, hatira tasimaz, fikir uretmez. O halde ortada bilinci uretecek klasik maddesel yapi buyuk olcude YOKKEN, bilincli deneyim nasil devam ediyor? Bu yuzden ben materyalizmin bu noktada zorlandigini dusunuyorum. Bu, materyalizmin tamamen yanlis oldugu anlamina gelmez. Ama bilinci sadece maddenin organize olmasina indirgemek yeterli degildir. Beyin bilinc icin gereklidir, ama bu gereklilik bilincin maddenin kendisi oldugunu gostermez. Yuzde seksen ya da doksan beyin dokusu yokken bilinc devam ediyorsa, bu durum materyalizmin bilinc aciklamasini bence zorlastirir. Bu birinci noktaydi. Ikincisi ise su: Sinirbilim bize, bazi islevlerin beyinde oldukca net sekilde yerel olarak karsilik buldugunu gosterdi. Hareket, dokunma, gorme ve konusma gibi islevler korteksin belirli ve sinirli bolgelerinde temsil edilir. Hareketle ilgili sinyaller frontal lobun arka kisminda, dokunma duyusu bunun hemen arkasinda, gorme oksipital lobda, konusma ise frontal ve temporal loblarin belirli alanlarinda yogunlasir. Ustelik bu temsil gelisiguzel degildir; vucut, korteks uzerinde duzenli bir harita seklinde dizilir. Bacak ustte, govde ortada, kollar onun altinda, yuz ve agiz en altta temsil edilir. Bu duzenlilik, beynin maddesel isleyisinin ne kadar sistematik oldugunu acikca gosterir. Ancak tam da bu , baska bir sorunu gorunur hale getirir. Hareket ve algi bu kadar net sekilde haritalanabiliyorken, dusunme, akil yurutme ve anlama gibi zihinsel gucler icin ayni tur bir haritalama yapilamiyor. Soyut dusunce, mantik kurma ya da karar verme gibi surecler kortekste sabit ve tutarli bolgelere denk gelmiyor. Bu fark genelde gozden kaciyor. Ama burada cok onemli bir şey var: Beyin, bedensel ve duyusal islevleri yerel ve parcali sekilde tasirken, bilincin rasyonel yonleri ayni sekilde dagilmiyor. Bu eksikligi kapatmak icin gelismis goruntuleme teknikleri devreye giriyor. Canli beyinde, belli bolgelerdeki kan akisi degisimlerine bakilarak noronal etkinlik tahmin ediliyor. Bir kisi zihinsel bir gorev yaptiginda, hangi bolgelerin daha aktif oldugu gorulmeye calisiliyor. Fakat soyut dusunce soz konusu oldugunda ortaya cikan sonuclar duzensiz. Ayni tur zihinsel gorev farkli kisilerde farkli bolgeleri etkinlestirebiliyor. Hatta ayni kiside bile, farkli zamanlarda farkli desenler gorulebiliyor. Bu da, dusunmenin beyinde net bir mekansal karsiligi oldugu fikrini zayiflatiyor. Buradaki sorun yalnizca olcumle ilgili degil, daha derin. Dusunme, anlama ya da yargilama gibi sureclerin ne oldugu bile tam olarak tanimlanmis degil. Ne oldugu net olmayan bir seyin beyinde nerede oldugunu aramak, basli basina problemli hale geliyor. Hareket icin boyle bir belirsizlik yoktur; kas kasilir, sinyal gider, sonuc gorulur. Ama bilincin rasyonel yonleri boyle calismaz. Bu nedenle, kortikal haritalama sinirbilimin en buyuk basarilarindan biri olsa da, bilincin en temel yonlerini aciklamakta sinirli kaliyor. Bu da materyalist bilinc anlatimini ikinci kez zorlayan bir nokta olarak karsimiza cikiyor. B. Materyalizm, Near Death Experience olaylarina cevap verebilir mi? Near death experience genelde, olumle cok yaklasilan anlarda bildirilen bilincli deneyimler icin kullaniliyor. Insanlar bedenlerinden ayrilmis gibi hissettiklerini, baska bir yerde olduklarini, tanidik yuzlerle karsilastiklarini, tunele girdiklerini, zamanin farkli aktigini anlatiyor. Materyalist yaklasim bu deneyimleri beynin asiri stres altindaki tepkileriyle aciklamaya calisir. Oksijen azalmasi, norokimyasal patlamalar, degisimler, bilincin cozulmesi gibi mekanizmalar one surulur. Bunlarin bazilari makul gorunur; cunku beyin zorlandiginda alisilmadik deneyimler uretebilir. Ama ben materyalizmin bu olguyu tam olarak aciklayabildigini dusunmuyorum. Bu, materyalizmin yanlis oldugunu kanitlamaz. Fakat yetersiz kaldigi hissini bende guclendiriyor. Cunku bazi vakalarda anlatilanlar, sadece icsel bir halusinasyon ya da karmasik bir beyin durumu olarak gecistirilemeyecek kadar belirgin ve somut ayrintilar iceriyor. Simdi sizlerle iki ornek paylasacagim. Aslinda uc ornek vermek istiyorum. Ilk ikisi icin kaynak gosterebilirim. Ucuncu ornek su an kafamda, ama once bu ikisini yazip, uygun bir kaynak bulabilirsem onu da ekleyecegim. Simdi basliyorum. 1. Ilk olayda dokuz yasinda ciddi sekilde hasta olan bir cocuk var. Uzun sureli yuksek ates geciriyor, saatlerce bilinci dalgali bir halde kaliyor. Iyilesme surecine girdigi anda, odadaki herkese cok net bir sey soyluyor: cennete gittim ve geri dondum diyor.. Sadece soyut bir his degil, gormus, konuşmuş, bunu iddia ediyor... Daha once vefat etmis buyukbabasini goruyor. Onunla birlikte olen diger akrabalarini goruyor. Onlari taniyor, isimleriyle ayirt ediyor. Bunların HEPSI OLAN INSANLAR....Buraya kadar biri cikip diyebilir ki, cocuk hayal gormus, bilincli ruyalar yasamis olabilir. Ama sonra cok farkli bir sey oluyor. Cocuk, hayatta oldugu bilinen ablasini da orada gordugunu soyluyor. Ablasi universitede, baska bir sehirde. Cocuk, ablasinin kendisine cok acik sekilde konustugunu anlatiyor. Diyor ki, ablam bana donmen lazim, SEN GERI DONMELISIN diyor. dedi. Burada bir belirsizlik yok. Ablasi sadece oradaydi demiyor; konusuyor, mesaj veriyor. Aile bu noktada sasiriyor, cunku ablayla kisa sure once gorusulmus. Babası konuşmuş. Bba burada sasiriyor tabii. Yani endişelenmeye başlıyor ve okulu arıyor. Kizim iyi mi diye. Ama daha sonra ogreniliyor ki, abla bir gun once trafik kazasinda hayatini kaybetmis. Aileye ulasilamamis cunku cocuk hastanede. Yani cocuk, o an icin kimsenin bilmedigi bir olumu anlatiyor. Benim icin burada zor olan sey su: cocuk bunu nereden biliyor? Bunu hangi beyin mekanizmasi uretiyor? 2. Ikinci ornek ise farkli bir tur deneyim. Bu kez saglikli ve bilinci acik bir genc var. Evde ailesiyle birlikteyken, kilometrelerce uzakta kardesi trafik kazasi geciriyor. Olay aninda bu genc, aniden kardesini gordugunu soyluyor. Kardesinin aractan firladigini, havada dondugunu, yere dustugunu ve o anda oldugunu bildigini anlatiyor. Bu bir ruyada gibi degil; bilinci acik, konusabiliyor, etrafindakilerle iletisim halinde. Ailesi onun o an kardesiyle konustugunu duyuyor. Kardesiyle sozsuz ama net bir iletisim kurdugunu, kardesinin ona bir sey gostermek istedigini anlatiyor. Daha sonra bu deneyimde birlikte yukari dogru yukseldiklerini, kaza yerini yukaridan gorduklerini ve daha once vefat etmis akrabalarla karsilastiklarini soyluyor. Kardesi geri donmuyor, cunku olen o. Ama genc, geri dondugunde ailesine o an kimsenin bilmedigi bir bilgi veriyor. Kardesi ona, halalarindan birinin hamile oldugunu ve erkek cocuk bekledigini soyledigini anlatiyor. Aile bu bilgiyi o an icin bilmiyor. Daha sonra bunun dogru oldugu ortaya cikiyor. Yani hem es zamanli bir olay anlatiliyor hem de dogrulanan bir bilgi veriliyor. Benim burada zorlandigim nokta su: saglikli, bilinci acik bir beynin, fiziksel olarak bulunmadigi bir mekandaki olayi nasil deneyimledigi ve dogrulanabilir bilgiye nasil ulastigi. Eger bilinc yalnizca beynin icinde olup biten elektrokimyasal sureclerden ibaretse, bu tur es zamanli ve dogrulanabilir ayrintilar nasil ortaya cikiyor? Materyalizmin bu soruya net bir cevabi oldugunu soylemek zor. Bu yuzden bu vakalar, en azindan benim icin, materyalizmi zorlayan seylerdir. Bu iki olayi surada okudum: https://mindmatters.ai/2024/02/near-...-briefly-dead/ 3. Ucuncu ornek de su. Burada mesele siradan bir ameliyat degil. Hastada beynin icinde, damarin duvarinda baloncuk gibi genislemis bir bolge var. Buna anevrizma deniyor. Problem su: Bu baloncuk patlarsa beyin icine kanama olur ve bu cok kisa surede olumcul olabilir. Ustelik bu vakada anevrizma zor bir yerde. Normal yontemlerle girmek riskli, cunku cerrah damara dokunurken patlatabilir. Bu yuzden ekip, kanamayi sifira yaklastirmak icin Boyle bir metoda basvuruyor. Yapilan islem su sekilde ilerliyor: Vucut bilerek cok sogutuluyor. Amac, metabolizmayi iyice yavaslatmak. Sonra kalp durduruluyor ve beyne giden kan dolasimi tamamen kesiliyor. Daha da ileri gidip, beynin icindeki kan dolasimi bosaltiliyor. Yani beyin adeta kuru bir ortamda birakiliyor. Bu, cerraha cok buyuk bir avantaj sagliyor: Anevrizma bolgesi kanamasiz kaliyor, damarlar gevsek oluyor, gorus alani aciliyor ve cerrah anevrizmayi daha guvenli sekilde onarabiliyor. Fakat bunun bedeli su: O anda beyin, normalde bilincle iliskilendirdigimiz hicbir faaliyeti yurutemeyecek durumda oluyor. Burada sinirbilim acisindan kritik nokta su: Bu tur bir surecte normalde bilgi isleyen devreler calismiyor. Korteksin genel aktivitesi bastiriliyor. Temporal lob gibi hafiza ve anlamla ilgili bolgelerde, normal sartlarda elektriksel islem olur; anilar etkinlesir, sesler ve goruntulerin temsil edilmesi icin devreler calisir. Mesela temporal lob epilepsisinde asiri elektriksel aktivite oldugunda insanlar bazen cok canli anilar, sesler, yuzler, sahneler yasadiklarini soyler. Yani hafiza ve deneyim dedigimiz sey, genelde calisan devrelerle birlikte gelir. Ama bu ameliyatta hedef zaten bunun tersidir: Elektriksel aktiviteyi ve metabolik isleyisi minimuma indirip sistemi askiya almak. O yuzden bu noktada insanin aklina su soru geliyor: Eger bilinc tamamen bu devrelerin anlik calismasindan ibaretse, bu kosullarda deneyim nasil olusabilir? Olayin carpici tarafi su: Hasta daha sonra, ameliyat sirasinda yasadigini soyledigi bir dizi seyi anlatabiliyor. Bunu bir ruyaymis gibi anlatmiyor, kadin havalandigini soyluyor, olan biteni izledigini soyluyor, hangi kemiklerin nasil cikarildigini anlatiyor, odadaki hareketleri, ekibin davranislarini anlatiyor, odaya giren cikani anlatiyor, bazen aletlerle alakali ayrintilari anlatiyor, kimi zaman da konusmalarin akisini anlatiyor. Bence cok ilginc bu. Bu anlati sadece duygusal bir his olarak DEGIL. Yani, hastanin beyni oksijensiz, kansiz birakiliyor. vucut sogutuluyor, kadinda o an beyin yok. Yani konu sadece isik gordum degil; daha somut tarifler var. Kani cekilmis beynin, oksijen moksijen yok. Onu da burada ve baska bir yerde daha okumuştum.: https://mindmatters.ai/2025/11/scien...ce=chatgpt.com Benim materyalizme yonelik elestim bu orneklerle bu kadar simdilik... Materyalizm bilinci, beynin organize calismasinin bir sonucu olarak ele aliyor. Burada ise beyinde organizasyon morganizasyon yok. Kan yok, dolasim yok, oksijen tasinmasi yok, metabolik surecler minimumda. Bu durumda iki secenek var: Ya bu deneyimlerin tamami daha sonra, beyin yeniden calismaya basladiginda olusuyor ----ki bunun aciklamasi ne?-----; ya da deneyim gercekten o kritik aralikta meydana geldiyse, o zaman bilincin sadece anlik beyin faaliyetiyle aciklanmasi zorlasiyor. . Bence materyalizm buna tatmin edici cevap veremez. Deneyim tam olarak ne zaman olustu mesela, nasil olustu bunu hangi mekanizma aciklayacak? Yukaridaki 1. ve 2. cocuk vakasını nasil hangi mekanizma açıklayacak? |
iki benzetme
Bir analoji yapmak istiyorum beyin vakalari ile ilgili. Bazi vakalarda beynin yuzde sekseni hatta yuzde doksani ortada yokken, kisinin bilincli yasami, dusunmesi ve farkindaligi, yuzde yuz beyni olan bir insanla neredeyse ayni gorunuyor. Burada bahsettigim sey hafif bir hasar degil; kortikal ve subkortikal yapilarin buyuk olcude kayip oldugu durumlar. Kafatasinin icinde buyuk oranda beyin omurilik sivisi var. Ama bu sivi kendi basina dusunce uretmez, bilgi tasimaz, anlam kurmaz. Sivi aksiyon potansiyeli uretmez, sinaps olusturmaz, hafiza devresi calistirmaz. Sinirbilimde bildigimiz sey su: Dusunce, hafiza ve bilincli deneyim, calisan noral devrelerle iliskilidir. Ama burada devrelerin buyuk kismi yok. Buna ragmen bilinc var. Bu noktada su benzetmeyi kullaniyorum: Diyelim ki kis ayindayiz, karli bir gundeyiz. Bir ev var ve bu evin saglam duvarlari icindeki insanlari soguktan, kardan, yagmurdan koruyor. Bu, yuzde yuz saglam bir ev olsun. Simdi ikinci bir ev dusunelim. Bu evin duvarlarinin yuzde sekseni, hatta yuzde doksani yok. Duvarlar acik, catisi neredeyse kalmamis. Normal sartlarda iceri karin, sogugun ve yagmurun girmesi gerekir. Ama bir sekilde iceri hicbir sey girmiyor, icerideki insanlar normal sekilde yasamaya devam ediyor. Simdi eger bilinc sadece maddenin organize olmasindan ibaretse, burada organize olacak bir madde yok. Duvar yoksa, cati yoksa, ev nasil hala koruyucu bir islev goruyor?
Bir bilgisayar dusunelim. Icinde anakart, islemci, RAM, depolama birimi ve kablolar var. Bu parcalarin belirli bir duzen icinde calismasi gerekir ki sistem islesin. Simdi diyelim ki bu bilgisayarin islemcisinin ve anakartinin yuzde sekseni fiziksel olarak yok. Devrelerin buyuk kismi kopmus, sistemin cogu cikartilmis. Kasada sadece bosluk ve birkac parcacik kalmis. Ama buna ragmen bilgisayar aciliyor, programlar calisiyor, internete baglaniyor ve hicbir performans kaybi yok. Bu durumda herkes su soruyu sorar: Bu sistem nasil calisiyor? Birak neredeyse hepsini, bir kablo ceksen bilgisayar belki calismaz. Burada bilgisayarin calismasi icin gerekli olan fiziksel altyapi ortada degil. Hatta kasanin icinde devre yerine sadece 'sogutma sivisi' kalmis diyelim. Burada klasik materyalist modele gore bilincin ciddi sekilde zayiflamasi gerekir. Cunku model sunu soyluyor: Bilinc, organize olmus maddenin sonucudur. Ama burada organize olacak madde yok. Yani islev gorecek madde yok ama bilinc var. Simdi bu durumda bir ateist nasil dusunur? Muhtemelen soyle der: Madde maddeyle iliskiye girer, noronlar birbiriyle etkilesir, devreler kurulur ve bilinc ortaya cikar. Ama ben zaten bastan su noktayi koydum: Ortada iliskiye girecek yeterli madde yok. Devre kuracak yapisal butunluk yok. Yuzde seksen, yuzde doksan kayip var..... Ikinci bir cevap su olabilir: Madde hala organize olmustur, az ama verimli bir sekilde calisiyordur. Fakat yine ayni soruya geliyoruz: Organize olacak madde yok diyorum. Kortikal alanlar ciddi sekilde incelmis, subkortikal baglantilar buyuk oranda kayip, ic kisim buyuk oranda sivi ile dolu. Sivi organize olmaz, sivi bilgi islemez, sivi anlam tasimaz. O halde hangi madde, hangi organizasyon? Bir diger itiraz soyle gelebilir: Beyin plastiktir, kendini yeniden duzenler. Evet, beyin plastiktir. Noral aglar yeniden organize olabilir. Ama plastisite de yine maddeye dayanir. Plastisite icin de calisan devreler gerekir. Eger devrelerin buyuk kismi yoksa, yeniden organize olacak altyapi da yoktur. O zaman su sav ortaya cikar: Belki de kalan kucuk kisim, sandigimizdan daha fazla isi yapiyordur. Bu da mantikli gorunebilir. Fakat burada mesele sadece isi yapmak degil; mesele ayni bilincli kapasiteyi gostermek. Yuzde yuz beyni olan bir insanla neredeyse ayni farkindalik, ayni dusunme, ayni bilincli tecrube nasil ortaya cikiyor? Sonunda sav genelde su noktaya dayanir: Bir sekilde madde vardir ve o madde yeterlidir. Ama ben tekrar soruyorum: Hangi madde? Nerede o devreler? Hangi sinirsel organizasyon? Eger bilinc yalnizca maddenin organize olmasindan ibaretse, burada organize olacak yeterli yapisal butunluk yok. Bu nedenle, ateist bir materyalist aciklama sunabilir, ama o aciklama her defasinda ayni yere geri doner: Madde maddeyle etkilesir. Oysa burada, etkilesime girecek yeterli madde olmadigini soyluyorum. Iste tam da bu noktada, materyalizmin en guclu gorunen iddiasi en zayif gorundugu noktaya donusuyor. Sizin buna cevabiniz var mi? |
Bu yazdıklarından ne anlamalıyız?
Tanrı'nın devreye girdiğini mi? :) ''Beynin büyük bölümü yok ama bilinç yerli yerinde. Demek ki spiritüel bir şey var'' demek istiyorsun ama yanılıyorsun.! Bir kere ateist birisinin bilimden anlamasına gerek yok. Teolojik zorlamalara karşı, bir geri tepkidir ateizm. Bir ateisti karşına alıp, ''fizikte/biyolojide şöyle bir şey var, hadi bunu açıkla'' diyemezsin. Beyin konusunda da şunu söyleyeyim. Mesela Türkiye'deki X partisine üye olan milyonlarca insan var. Bazılarına göre bu insanların beyni yok. Peki, bu insanlar nasıl oluyor da bilinç sahibi oluyorlar? Anlatabildim mi? Gevezelik bu konular. ''Ama nasıl oluyor bunlar?'' deme sakın. Her şeyi anlamak zorunda değilsin bu hayatta. Gizemli konular ateistleri zora sokamayacağı gibi, bilinen konular da (mesela Dünya'da yaşanan tecavüz/cinayet gibi olaylar) teistleri zora sokamaz. Ben bir teisti karşıma alıp, ''Dünya'da şu kadar zaman aralığında şu kadar çocuğa tecavüz edilirken, senin inancının öznesi ortadan kalkar'' demem ki. Yani var olan bir şeyle, var olmayan bir şeyi örtüştürmem. Sen de gizemli/anlayamadığın/var olmayan bir şeyi düşünüp, bir şeyin varlığından bahsedemezsin. |
Beyin üzerine beynin %80'i yok, busu yok gibi genellemeler doğru olmuyor, bu yanlış...
Sonra beyini, kan, sinire indirgemek de doğru değil. Bu şartlarda -çeşitli zedelenme, travma, hasar vb. durumlarında- beynin hiç bir fonksiyon kaybına uğramadığını düşünmek veya öne sürmek de doğru değil... En ideal test basit bir uyuşturucu-afyon testidir, öyle beyinin işlev merkezlerini söküp atmayan -ki atamayan-, bir biçimde şu ya da bu açıdan olabildiğince az zarar verecek yüzeysel cerrahi işlere gerek yok... Sonuç olarak Bilinç = insanın bir bütün halinde çevre(!), organizma ve merkezi olarak da (tek başına değil) beyin -işemci- aktivitelerinin bütünlüğünde açığa çıkar, edinilir. Bunun aksini tartışmak zaman kaybı ve bir çok öznel-idealist, metafizik iddianın da detayına indiğimizde baştan indigemeci, seçici, perdeleyici, çaprıtılarak yaklaşıldığını görüyoruz... |
" Bu yazdıklarından ne anlamalıyız?" -Nolan
Bunu, sahip oldugun ideoloji cercevesinde sen soyleyeceksin. Atheism/teism bir ideolojidir, ya ideolojik cerecvede ya da bilimsel cercevede —veri, analiz, gozlem—aciklaman gerekir. Yazida ne anlaman gerektigi degil, ne derece naturalist aciklama getirebildigin sorgulaniyor ve size soru yoneltiliyor. Ayrıca yazi, yargılama yada itham altında bırakma amacıyla yazılmadı. Cok net bizi noktalar verdim. |
"Beyin üzerine beynin %80'i yok, busu yok gibi genellemeler doğru olmuyor, bu yanlış...
Sonra beyini, kan, sinire indirgemek de doğru değil. Bu şartlarda -çeşitli zedelenme, travma, hasar vb. durumlarında- beynin hiç bir fonksiyon kaybına uğramadığını düşünmek veya öne sürmek de doğru değil..." ---spartacus Yorumun ve bakis acin icin tesekkur ediyorum. Gercekten de soylediklerin genel olarak dogru; ancak benim yazida vurguladigim noktaya dogrudan bir karsilik olmadigini dusunuyorum. Ben hicbir yerde beyin zedelenmelerinin, travmalarinin ya da cerrahi mudahalelerin fonksiyon kaybi yaratmadigini soylemiyorum. Aksine, yazimin baska kisimlarinda anestezinin, ilaclarin, travmanin ve farkli beyin mudahalelerinin bilinci ve algiyi etkileyebilecegini acikca belirttim. Bu konuda ayni sayfadayiz. Benim asil dikkat cektigim nokta su: bazi ozel vakalarda, beynin bilinci tasidigi dusunulen yapisal altyapinin buyuk olcude var olmamasina ragmen, bilincli yasamin beklenenden cok daha korunmus gorunmesi. Yuzde seksen ya da yuzde doksan gibi oranlarla kastettigim sey bir genelleme ya da benzetme degil. Gercekten, bayagi bayagi, beynin buyuk bolumunun klasik anatomik yapi olarak ortada olmamasi. Kafatasi icinin buyuk kisminin beyin omurilik sivisiyla dolu oldugu, kortikal dokunun ciddi sekilde inceldigi ya da neredeyse tamamen kayboldugu vakalardan bahsediyorum. Ama mesele sadece korteks de degil. Subkortikal duzeyde de bilincle dogrudan ya da dolayli iliskilendirilen pek cok yapi yok. Mesela talamusun buyuk bolumleri yok; oysa talamus duyusal bilginin kortekse aktarilmasinda merkezi bir rol oynar. Gorsel bilgi icin kritik olan lateral geniculate nucleus yok. Bazal gangliaya ait caudate nucleus yok, putamen yok, globus pallidus yok. Frontal lob yok, occipital lob yok, temporal lob yok; bu loblarin icindeki yapilar da yok. Gorme merkezleri yok, duyma merkezleri yok, dusunmeyle iliskilendirilen alanlar yok. En genel ifadeyle, bazi vakalarda serebellumun buyuk kismi da klasik katmanli yapisiyla mevcut degil. Yani mesele sadece ustteki kortikal tabakanin incelmesi degil; bilinc, dikkat, duyusal entegrasyon, hafiza ve motor planlamayla iliskilendirilen genis bir hem kortikal hem de subkortikal agdan soz ediyoruz ve bu agin buyuk bolumu ortada yok. Ben burada beyni kana, sinirlere ya da tek tek hucrelere indirgemiyorum. Ama beyni beyin yapan seyin, yani bilgi isleyen, anlam ureten, entegrasyon saglayan ve aglar kuran bu yapisal butunlugun buyuk olcude --yuzde 80, yüzde 90 BULUNMADIGINI, ama yine de 100'de 100 senin bilincin kadar bilincli olduklarını soyluyorum. Bu durumda sordugum soru cok net: Eger bilinc yalnizca bu yapilarin birbirleriyle kurdugu fiziksel iliskilerin bir urunuyse, bu iliskileri kuracak altyapi bu kadar eksikken, bu insanlar nasil seninle benimle ayni seviyede bilincli yasama sahip olabiliyor? Universite ogrencisi olarak derslere girebiliyorlar, anne baba olabiliyorlar, is hayatini surdurebiliyorlar, kosu atleti olabiliyorlar. Yani bilincli yasam sadece var degil; oldukca islevsel ve tutarli bir sekilde devam ediyor. Benim sorguladigim nokta bu: Bu durumda bilinc nasil hala bu kadar belirgin olabiliyor? Bunu bir ateist nasil açıklar? |
Alıntı:
Hristiyanlık ya da budizm bir dindir. Ateizm ne ideolojidir, ne dindir. Ateist dernekler var veya ateist ünlü kişiler var diye ateizmi bir şey zannetmekten vazgeçin artık. Ateizm bir şey değildir. İçinde yaşadığımız toplumun, bize dayattığı dogmaları toptan reddettiğimiz için kendimizi inançsız anlamında ateist olarak tanımlıyoruz, hepsi bu. Ateizm bir küme ve biz de bu kümenin içindeki bireyler filan değiliz. Sigarayı bırakanlar ya da futbolu takip etmeyi bırakanlar gibiyiz. Sigarayı bırakmak, bizi sigarayı bırakanlar kulübüne üye yapmaz. Sigarayı bıraktığımız için sigarayı bırakanlarla ortak bir noktamız var gibi ama yok. Çünkü sigara da din gibi dayatılan bir şey ve dayatılan bir şeyi terk etmek, aynı yoldan gidenlerle sizi yoldaş yapmaz. Ya da futbolu takip etmeyi bırakanlar, takım tutmayanlar kulübüne otomatik olarak üye yapılmıyor. İdeoloji ya da din, sizi bir grubun üyesi yapar. Ateizm de böyle bir şey yok. |
Alıntı:
Hepimiz doğada yaşayan hayvanlarız ve bazı hayvanların inanılmaz özellikleri/avantajları olur. Chat gpt'ye inanılmaz hayvanları sordum. Alıntı:
|
Alıntı:
Oyle gorunuyor ki, sanirim aramizda karsilikli bir anlasilma problemi var. O yuzden kendi adima, daha acik ve net bir sekilde yazmaya calisayim, belki gereksiz bir tartismanin onune gecer. Elbette hic kimse belirli bir X konusunu anlamak, ilgilenmek ya da tartismak zorunda degil. Sadece bu konu degil; ilgini cekmeyen, begenmedigin, tartismaya deger gormedigin ya da bilgi sahibi olmadigini dusundugun herhangi bir baslik icin zaman, emek ve enerji harcamak zorunda degilsin. Seni buna zorlayan kimse de yok. Insanlar genelde ilgilerini ceken, merak ettikleri ya da onemsedikleri konulara dahil olur, gorus bildirir ve tartismaya katilir. Eger ilgini cekmiyorsa, bu tamamen senin tercihin; dahil olmazsin, konu kapanir. Ben kimseyi bir seye zorlamiyorum. Yazdiklarim genel okuyucu kitlesine yonelik. Ilgilenen olursa, basim ustunde yeri var. Umarim bu kisim anlasilmistir. Bunun disinda, hala inanip inanmama meselesine takildigini goruyorum. Seni herhangi bir inanca davet eden yok. Sen bir ateistsen, ben de genel anlamda ateistlere yoneltilmis bir soru soruyorum. Cevap vermek istersin ya da istemezsin; bu da senin tercihin. Ayrica, ateizmin bir inanc ya da hatta bir teoloji olup olmadigi gibi bir tartismaya girmek de istemiyorum. Inancli biriyle bu tur tartismalar genelde zor ilerliyor. Son olarak sunu net bir sekilde soyleyeyim: Sen istedigine inanmakta ya da reddetmekte tamamen ozgursun. Bu ozgurlugune saygi duyuyorum. |
Konuya katki olmasi ve iyice anlasilmasi icin bir seyi netlestirmeme izin verin. Daha sonra sanirim kendimi tekrar etmemek adina yazmayacagim. Bu yazida kimseye inan/inanma demiyorum. Bu yazi inanip inanmama meselesi degil. Kimin neye inandigi yada inanmadigi benim ilgilendigim konu degil. Kisileri degil, meseleyi konusmaya calisiyorum ve sorular soruyorum. Ilgilenenler sorularima yanit verebilir, ilgilenmeyenler vermez. Saygi duyarim.
Ayrica burada soylediklerim oyle gizemli bilgiler de degil. Soylediklerime inanmayan biri isterse gidip istedigi ansiklopediyi acabilir---gerci ansiklopedi dedik ama ne yazik ki, ansiklopedi de kalmadi simdilerde----noroloji ya da beyin cerrahisi ders kitabina bakabilir, akademik kaynaklara bakabilir ya da guvenilir internet sitelerinden kontrol edebilir; beynin hangi bolgelerinin mutlaka korunmasi gerektigi, hangilerinin nispeten daha guvenli oldugu konusu klinikte COK TEMEL ve iyi bilinen bir ayrimdir. O yuzden bunu vurgulamam lazim. https://cdn.powerofpositivity.com/wp...ng-brain-1.jpg https://images.newscientist.com/wp-c...0&upscale=true Beynin islevsel olmasi, yani bir insanin uyanik kalmasi, bilincli olmasi, iletisim kurabilmesi, hareket edebilmesi, duyum almasi, gormesi, hafiza kurabilmesi, yasamsal duzenini surdurebilmesi vb. icin her beyin dokusunun ayni derecede gerekli oldugu dusuncesi dogru DEGILDIR. Klinik noroloji bize bunun boyle olmadigini soyluyor zaten... Ama mesela beynin icinde bazi bolgeler vardir ki adeta dokunulmazdir. Konusma uretimi icin sol frontal lobun alt yan kisimlarindaki Broca bolgesi vardir; bu bildigin kritik oneme sahip. Bozarsan orayi, gitti. Dilin anlasilmasi icin temporal ve parietal loblarin belirli kisimlari da var. Onlar da cok ahyati derecede onemli yerler. Hareket icin frontal lobun arka kismindaki motor korteks, duyum icin parietal lobun on kisimlarindaki somatosensor korteks vazgecilmezdir. Bunlar boyledir. Gorme icin oksipital loblarin arka bolgeleri gereklidir. Bellek icin temporal loblarin medial kisimlarindaki hipokampuslar onemlidir ve genellikle de en az birinin saglam kalmasi gerekir. Bunun yaninda korteksin derininde yer alan yapilar var, yani bazal ganglionlar var, talamus var, hipotalamus var, beyin sapi ve omurilik var, bunlarin hepsi yasamin ve bilincin surdurulebilmesi icin olmazsa olmaz seyler. Bu benim YORUMUM DEGIL; isteyen okuyucu kendi check edebilir. Bunlar ne yapar? Bunlar, temel olarak, solunum, kalp atimi, uyaniklik duzeyi, hormonlar, vucut sicakligi ve sivi dengesi gibi bizi hayatta tutan duzenlemeleri saglar. Bunlar OLMAZSA BITTIN. Hatta optik sinirler ya da hipofiz bezinin sapi gibi bazi yapilar vardir ki cerrahi olarak dokunulmasi bile ciddi risk tasir. Yani beyin icinde korunmasi her kosulda gerekli olan cekirdek alanlari saymaya calistim burada. Bunlar bazilari ama en onemlileri. Buna karsilik, beynin oldukca genis kortikal bolgeleri vardir ki cerrahi olarak cikarildiginda ya da buyuk olcude kayip yasandiginda, insan yine de bilincli kalabilir, iletisim kurabilir, kisiligi buyuk oranda korunabilir ve gunluk hayatini surdurebilir. Bu durum, beynin nasil calistigina dair daha ince bir noktaya isaret eder: Beynin islevsel olmasi, toplam doku miktarindan cok, belirli kritik sistemlerin ve aglarin ayakta kalmasiyla alakali bir sey. Yani beyin bir butun olarak degil, islevsel dugumler uzerinden calisan bir sistem gibi. Ben bunu acikca soylemek istedim cunku bazi vakalarda insanlarin beklenenden cok daha islevsel kalmasi, bu cercevede daha anlasilir hale gelir. Ancak burada durup sormak gerekiyor: Eger bilinc yalnizca organize olmus noral etkinligin bir sonucuysa, kritik yapilarin korunmasi islevleri aciklayabilir, ama bilincin butunlugu ve surekliligi nasil aciklanacaktir? Mesele yalnizca refleksler, hareket ya da duyum degildir; insanin kendini zaman icinde ayni ozne olarak algilamasi, anlam kurmasi, karar vermesi ve bilincli bir yasam anlatisi icinde var olmasi gibi daha ust duzey ozellikler vardir. Materyalist yaklasim bunlari dagitik aglar, plastisite ve yeniden orgutlenme gibi kavramlarla aciklamaya calisabilir ve bu yaklasimlar belli bir olcuye kadar makuldur. Ama benim asil merak ettigim sey su: Bu aciklamalar beynin calistigini gostermek icin yeterli olabilir, peki bilincin neden bu kadar tutarli ve surekli gorundugunu da ayni gucle aciklayabiliyor mu? Inanmayan birinin de rahatlikla acip kontrol edebilecegi bu klinik ayrimlar isigi altinda soruyorum: Beynin bazi kisimlari dokunulmazken, bazi genis kisimlari kayba ragmen insanin bilincli ve islevsel kalabilmesi, materyalistlerce nasil aciklanir? Yukarida saydigim o cekirdek yapilarin, yani konusma, hareket, duyum, bellek ve yasamsal duzen icin kritik oldugunu bildigimiz bolgelerin bazilarinin ya ciddi sekilde incelmis, ya yer degistirmis yada neredeyse tumden beyni olmayan vakalar var. Buna ragmen bu insanlar bilincli bireyler olarak hayatlarini surduruyor. Aralarinda ogretmen olan var, universite ogrencisi olan var, ailesi olan, cocuk buyuten insanlar var. Bazi vakalarda bu durum tamamen tesadufen ortaya cikiyor; kisi baska bir nedenle beyin goruntulemesi yaptiriyor ve kafatasinin icinin buyuk oranda sivi ile dolu oldugunu ogreniyor. Evet, bazilarinda motor sorunlar, el ya da yurume kisitlamalari olabiliyor. Ama bilinc, farkindalik, mantik yurute bilme ve gunluk zihinsel islevler anlaminda islevsizlik yok. Belki en son soyle bir ornek verebilirim. Dogustan iki gozu de yuzde 90 oraninda kor olan, yada yuzde 90 oraninda gozu olmayan birini dusunun. Ama bu kisi cikip ben yuzde 100 goruyorum desin ve gercekten de tam saglikli biriyle ayni sekilde gorsel performans gostersin. Siz boyle bir tabloda nasil oluyor diye sormaz misiniz? Bu akla ve deneyime uygun mu diye dusunmez misiniz? Bunun materyalist aciklamasi nedir diye sormaz miydiniz? Ayrica yukarida sadece bilinc meselesine deginmedim; farkli ornekler verdim ve belirli sorular sordum. Kendi adima, ateizmin ya da kati materyalist bilinc anlayisinin cevap vermekte zorlanabilecegini dusundugum noktalarin bir listesini cikardim. Oturdum, saatlerce okudum, dusundum ve yazdim. Ilgilenen olur, cevap verir. Ilgilenmeyen zaten vermez. Ama suana kadar ya anlasilmadim, ya da tatmin edici yanit alamadim. Almak zorunda da degilim gerci. Bu da beni basligin ismine goturuyor. Tabii ilgilenenler olursa baska sorular da sorabilirim. Dur bakalim nasil ilerleyecek.. |
Materyalizm neden cevap veremesin ya da bu derecede spesifik detaylara insin ki? Materyalizm genel-geçer olanı ifade eder, detayları bilme ve kavrama işi, elbette bilimsel çalışmalarla mümkündür ve bilim de(bizim anladığımız dilde bilim) ilgili felsefeye içkindir. Organizmaya bütün olarak bakmak lazım demek; herhangi bir organın her hangi bölgesine dair ifade edildiği anlamına gelmiyor(aşağıda açıklayacağım). Burada bütünlük hangi konu açısından ve neye göre, nesine göre ifade edilmiş bunu ayırt etmek önemli. Bütün kelimesi düzinelerce farklı biçim, yapı, parça, işleyiş, hatta, beher birim olarak ayrı ayrı da kullanılabilir. Bilincin organizma ve çevreden bağımsız olmaması, materyalizmle, katılıkla veya materyalist olup, olmamakla veya kişinin hangi görüşte olup, olmamasıyla ilgili bir mesele değil, bu bir gerçeklik ve genel-geçer hal-durumudur....
A->B->C->D->E A ana kategorisi ise ve konu A ile ilgili ise -> B,C,D,E toplam bütündedir. Konu B ile ilgili ise, C,D,E de B bütündedir. Konu C ile ilgili ise, D,E de C bütünündedir... Mateyalizm ise genel anlamda madde ve maddi ilişkiler düzlemine dair bütünlüğü, A ile ilgili ifade eder. Bu spesifik değildir. Ne zaman spesikleşir, B, C,D,E...Z diye genel kümeye dahil alt kümeler ve alt kümelere dahil alt kümeler vb. beher birimde ifade edileceği zaman, her birinin kendine özgü minvalinde ifade edilir. Sonuç olarak materyalizm beyinin bilmem kaçıncı mikrometresini bilmem kaçıncı noktası diye bir ifade kurmuyor. Organizmalar da, maddi, örgütlü yapıdır, bu genel olandır ve bilinç de maddi yapı, maddi ilişkiler, maddi form-yapılar, etkileşimler vb. çerçevesi, dahilinde anlam kazanır. tümüne dair konu-ifade tümünü kapsayan ifadedir, şu ya da bu parça, ilişki diye ayrılmıyor, indirgenmiyor. "%90 Görme kaybı olup da, normal bir insanla aynı derecede ve hatta %100 sorunsuz gördüğüne" dair iddianın kaynağı ne? Bu ifade kendisiyle de çelişiyor, %90 görme kaybıvarsa %100 göremez... Sonuç: Materyalizm ne demiş ki çelişmiş, bir açıklama yok. Neye dair demiş bir belirteç yok. Benim anlamadığım;;; iddia ne? Karşı iddia ne? Beyinde bir bölge dediğiniz yerde kaç milyon hücre, ilişki vardır? Milyarlarca hücreden bir kaç bini kaybedilse ne kadar etki eder(elbette bu hasarın veya işlev kaybının nerede olduğuna göre değişir)? Örneğin farelerde yapılan testler var, gliya hücresi enjekte ediliyor. Ve bu fareler daha zeki davranmaya başlıyor ve bu deneyler yapılalı, 10 yıldan fazla oldu. Yine başka çalışmalar da var; https://bilimvegelecek.com.tr/index....li-akilli-fare Sanırım herhangi bir işlevin sağlanması için gerekli olan TOPLAM İLİŞKİYE=BÜTÜN(AĞ) dememiz konusunda bir yanlış anlaşılma var, AĞ dediğinizde zaten toplam bir ilişki ağından yani yine BİR BÜTÜNDEN söz etmiş olursunuz ve şu ya da bu işleve dair sözü edilmiş, yeri gelmiş ilişkisel bütünlük veya ilişkiler-etkileşimlerle açığa çıkan işlevlerden söz edilmişse, orada kastedilen İLİŞKİ ağıdır(ilişkiler toplamıyla kastedilen ağ=bütün olarak. yani tek bir parça değil, çok sayıda parçanın ilişkisiyle anlam kazanan işlevler açısından dile getirilir. Bu ilişkiler toplamı ağı meydana getirir, böylece salt bir parçada değil, ancak çok sayıda ilişki bütünlüğünde(ağ) açığa çıkan anlam, işlev vasfı yüklenir. Bunu dile getirmek için de bütünde(ağ sayesinde) açığa çıkan yeti, işlev vb. salt 1 parçada değil,,, bütünde(ağ) anlam kazandığı söylenebilir, bu bakımdan BÜTÜN(toplam ağ) ifadesi kullanılır. ki başka başlıklarda söylemiş, o başlıkta bütünle(ilişkisel AĞ) kastımı da açıklamışımdır. Bu konunun başındaki tüm form, yapı, ilişki, etkileşimleri kapsayan organizma bütünlüğü, organizmanın da dahili olduğu çevre, doğa bütünlüğü FARKLI bir şey, şu yada bu işlevin nasıl gerçekleştiği konusunda İLİŞKİ, ETKİLEŞİM VE AĞ'dan söz edilerek, kastedilen ilişki, etkleşim, tepkileşim = ağ bütünlüğü lafzı başka bir şeydir. YANİ AĞDAN SÖZ EDİLDİĞİ AN beher parça ilişkisi de olsa, toplamda açığa çıkan BÜTÜN=AĞDIR. Sonuç olarak İŞ varsa, temelde etkileşim ve ilişki ve etkileşecek, tepkiyecek form-yapılar vardır. Bu da diğer bütünü temsil eder ve burada bütün ifadesine başvurma ZORUNLULUĞUMUZ hem işlevin olmazsa olmaz taban-temel ve bileşenleri ve ilişkileri namına hem de çeşitli hayali, metafizik iddiaların İNDİRGEMECİ, DIŞLAYICI, PARÇALAYICI, YOK SAYICI, böylece özelden-genele genelleme hataları(safsata), söylem, yargıları vb. nazaranıdır da(mecburen, yoksa nasıl açıklanacak?). Neyi neye göre, neye dair söylemişiz bakmak gerekmiyor mu? Kaldı ki genel konularda dile getirişlmiş ifadeleri, parçalara indirgeyip ele aldığın biçimde herhangi bir özele (çevreden de yalıtarak) indirgememek gerekir. BÜTÜNLÜK en küçük parçadan(formdan), en karmaşık formlar ve ilişkileri ve ilişki ağlarına değin geniş yelpazeyi kapsar ve her biri ancak kendi özgülünde değerlendirilmelidir.. 1 Hücre dahi kendi halinde bütündür(form), 1 atom da kendi özgülünde bütündür(form), ancak bir organizma açısından, dahilinde parçadırlar. Nereden, neye göre ve nasıl baktığımız önemli. Bir çok ilişki de İLİŞKİLER BÜTÜNÜNE DÖNÜŞÜR, buna AĞ diyoruz. katılımcılar kendi özgülünde yetenekli, parça dahi olsa, ilişkileriyle TOPLAMDA bir bütünü temsil eder ve biz burada A parçasının -kişisel- marifetinden ziyade, milyonlarca parçanın ilişkisiyle açığa çıkan marifet, yetiyi ele aldığımızda bütünde(toplam ilişki, ağ sayesinde) açığa çıkan nitelik, özellik, yetiden söz edebilmek adına BÜTÜN ifadesine başvuruyoruz. Başka türlüsü de mantıklı olmaz ve bu iki sebepledir, birincisi böyle olduğu için, ikincisi indirgeme hatalarına düşülmemesi-düşmemek için... En basit mekanik bileşenlerde dahi bu böyledir, bir işlemci için 1 transistör bir anlam ifade etmez, ama milyar transistör olduklarında muazzam sonuç elde edilir ve bu yeti, herhangi bir tansistörün kendi nevi şahsına ait değildir, ancak onların ilişkisi -toplam ağ, ilişki, çıktıyla- bütünde(çok sayıda parçanın etkileşimi, girdi-çıktısı TOPLAMI(bütün ağ)) çok daha farklı sonuçlar elde edilir. 1 transistörden elde edilemeyecek olan özellik, nitelik vasıf, artık her ne ise, binlercesinin dahil edildiği bir bütünde(ağ-yapı-organizma) muazzam sonuçlar açığa çıkar(1 elin nesi var 2 elin sesi var). Teorik olarak eğer AĞ, organik, telafi edilebilir veya doğrusal değil, spiral yaygın ağ yolları, tabana sahipse, 1 milyar transistörden, bir kaç milyon hatta 100 milyon kayıp, hissedilir bir fark oluşturmayabilir, bilgisayar her zamanki gibi çalışır, ancak gerçekte kayıp vardır. Bilgisayar yine karekök alır, milyarları birbiriyle çarpar, çıkartır, ancak eskisi kadar hızlı olmaz, kaldı ki hasarın hangi üniteleri etkilediği de önemlidir. Yani bilgisayar bazı yetilerini kaybedebilir veya hiç bir yetisini kaybetmeyebilir, ancak eskisine nazaran daha yavaş sonuç verecektir ve bu insanın farkedemeyeceği veya farkedebileceği düzeyde de olabilir, önemli olan illa -ünite zararının düzeyleri görmezden gelinerek- istisnalar üzerinden yol almamak, seçici-dışayıcı davranmamak... Kısaca BÜTÜN kelimesi GENEL ve -e göresiz anlam taşımayan bir ifadedir, bu biçimde parçalara inerek, genel ifadeleri, parçalara(üstelik sanki bütünden bağımsızlarmış gibi) indirgemek hatadır... |
"Burada bütünlük hangi konu açısından ve neye göre, nesine göre ifade edilmiş bunu ayırt etmek önemli. Bütün kelimesi düzinelerce farklı biçim, yapı, parça, işleyiş, hatta, beher birim olarak ayrı ayrı da kullanılabilir. "
Burada butunluk kavramiyla neyi kastettigimi netlestirmek istiyorum, cunku sanirim bu noktada bir kavram kaymasi oluyor. Ben butunluk derken cok soyut ya da her seyi kapsayan belirsiz bir butunden bahsetmiyorum. Iki farkli ama birbirini tamamlayan butunluk turunu kastediyorum. Birincisi organ butunlugu. Yani bir organi organ yapan sey nedir sorusu. Beyin dedigimiz sey, belirli yapilardan, aglardan, sistemlerden ve bu sistemler arasindaki iliskilerden olusan maddi bir butundur. Kortikal alanlar vardir, subkortikal yapilar vardir, bunlari birbirine baglayan iletim yollari vardir. Normal sartlarda bu yapilarin bir arada ve belirli bir mimari icinde calismasi beklenir ki organ islevsel olsun. Benim dikkat cektigim vakalarda ise bu organ butunlugu ciddi sekilde bozulmustur. Anatomik anlamda beklenen yapi, hacim ve mimari yoktur ya da cok farklidir. Buna ragmen bilinclilikte bir dagilma yoktur. Kisi benlik duygusunu kaybetmez, teklik hissini kaybetmez, algilayis bicimi, farkindaligi, oznel deneyimi butun kalir. Yani organin maddi butunlugu zedelenmisken, bilinc anlaminda bir butunluk devam etmektedir. Ikinci olarak kastettigim sey davranis butunlugudur. Bu kisiler cevrelerine verdikleri tepkilerde, yasayis bicimlerinde, sosyal uyumlarinda, is hayatlarinda, okul performanslarinda genel bir tutarlilik gosterirler. Parcalanmis, daginik ya da islev disi bir davranis profili yoktur. Gunluk hayatin gereklerini yerine getirebilirler, kosullarina uyum saglayabilirler, plan yapabilirler, sorumluluk alabilirler. Benim icin burada onemli olan nokta su: Organ butunlugu kaybolmus olmasina ragmen, hem bilinclilikte hem de davranista gozlenen bu butunluk nasil aciklanacaktir? Ikinci olarak, sanki olgulari sadece materyalistlerin butun olarak ele aldigi, diger yaklasimlarin ise parcalayici davrandigi gibi bir izlenim olusmus olabilir. Boyle bir sey ifade ediliyorsa, ben buna katilmiyorum. Kendi cevremin deneyimi uzerinden konusuyorum: Tanriya inanan, dini bir kimlige sahip olan ve ayni zamanda bilimle ugrasan pek cok insan taniyorum. Doktor, akademisyen, klinisyen, arastirmaci olan bu insanlar ne bilim yaparken ne de pratik hayatta olgulari baglamindan kopararak ele aliyorlar. Mesela depresyon uzerine calisan arkadasim var. Bu kisi sadece biyolojiye bakmiyor; norokimyasal sureclere bakiyor, psikolojik dinamiklere bakiyor, sosyal kosullari, yasam olaylarini, cevresel stres faktorlerini birlikte degerlendiriyor ve tedaviyi de buna gore sekillendiriyor. Ayni durum obsesif kompulsif bozukluk ya da sizofreni gibi alanlarda calisan tanidigim bilim insanlarinda da var. Ben zaman zaman bu tur laboratuvar ortamlarinda da bulunmus biriyim. Bu insanlarin bir kismi dine inanan insanlar ama ne bilimsel calismalarinda ne de klinik yaklasimlarinda olgulari ortamindan, kosullarindan, baglamindan kopariyorlar. Yani butunlukle bakmak, yalnizca materyalist bir refleks degil; teist yaklasimlar da en az bunun kadar baglamsal ve cok boyutlu olabilir. Benim vurgulamaya calistigim sey, taraflarin benimsedigi bu baglamsal bakisin, soz konusu bilinc oldugunda, organ butunlugu ile bilinclilik butunlugu arasindaki bu dikkat cekici ayrimi aciklamaya yetip yetmedigi meselesidir. Peki ikincil anlamda kullandigim butunluk ne burada? Butunden kastettigim sey yalnizca beynin kendi ic yapisi degil. Organizmanin bir butun olarak icinde yasadigi cevre, maruz kaldigi kosullar ve bu kosullarla kurdugu karsilikli etkilesim de bu butunlugun bir parcasi diyorum. Yani insan yalnizca beyin dokusundan ya da sinir hucrelerinden ibaret bir varlik degildir; sosyal iliskileri vardir, ortak yasam icinde diger insanlarla baglari vardir, daha dogrusu cevresine uyum saglayan, beklentilere ve sorumluluklara cevap veren bir varliktir. Benim bahsettigim vakalarda boyle bir sey: Beyni beyin yapan maddi butunluk ciddi sekilde zedelenmis ya da beklenen anatomik yapida degilken, bu kisilerin ne kendi bireyselliklerinde ne de cevreleriyle kurduklari iliskilerde belirgin bir kopus gorulmez. Bunu diyorum. "A ana kategorisi ise ve konu A ile ilgili ise -> B,C,D,E toplam bütündedir. Konu B ile ilgili ise, C,D,E de B bütündedir. Konu C ile ilgili ise, D,E de C bütünündedir..." Tamam, oncelikle soyleyeyim. Bu sekil ifade etmen hosuma gitti. Buna benzer ben de yazmaya calisayim, yapabilirsem. Senin ifadene uyum saglamak istiyorum. Belki birbirimizi daha iyi anlariz. Simdi A madde ve maddi iliskiler genel cercevesi olsun, tamam mi, B organizma butunlugu, C organ butunlugu yani beyin, D yapisal ve fonksiyonel aglar, E ise davranis ve bilincli deneyim olsun---formulu kuramadiysam affola--- Yine de simdi bu formul uzerinden bakalim. Burada meseleyi dar anlamda materyalizm etiketi altinda tartismak istemiyorum; cunku ister kendini materyalist diye tanimlasin ister tanimlamasin, ister marksist, sosyalist, ateist, naturalist ya da teist olsun, bilim yapan herkes olgulari maddi iliskiler icinde inceler---en azindan incelemeli diyelim---, organizmanin maddi kosullarini dikkate alir ve yazdiklarini bu maddi iliskiler cercevesinde temellendirir. O yuzden bunu belirli bir ideolojiye degil, genel insanlik ve bilimsel yaklasim duzeyinde ele alalim. En genel seviyede A'ya baktigimizda organizma maddidir deriz, B seviyesinde insan organizmasi bir butundur deriz, C seviyesinde beyin bu organizmanin bir organidir, D seviyesinde bu organi organ yapan yapisal ve fonksiyonel aglar vardir ve E seviyesinde bu aglar sayesinde davranis ve bilincli deneyim ortaya cikar deriz. Normal sartlarda bu zincir bi butunluk icinde calisir. Fakat benim bahsettigim vakalarda C ve D seviyesinde, yani beyni beyin yapan tissue, yapisal butunluk ve klasik noroanatomik mimari ciddi sekilde yoktur ya da beklenen formda degildir. Omurilik sivisindan bahsetmiyorum; beyni beyin yapan dokudan, kortikal ve ilgili yapisal orgutlenmeden bahsediyorum. Buna ragmen E seviyesinde, yani bilinc, benlik hissi, algi, dusunme ve davranis butunlugu korunmustur. Benim sordugum sey de buydu: Eger bu zincirde E, zorunlu olarak C ve D'nin maddi orgutlenmesine bagliysa, C ve D'de bu kadar buyuk yapisal eksiklik ya da degisim varken E nasil bu kadar istikrarli kalabiliyor? Bu soruyu belirli bir ideolojiye yuklenmeden---ki baslangicta sadece materyalistlerin cevabi var mi diye sordum, ama simdi genelden gidelim madem---genel maddi iliskiler anlayisi icinde soruyorum. "Organizmalar da, maddi, örgütlü yapıdır, bu genel olandır ve bilinç de maddi yapı, maddi ilişkiler, maddi form-yapılar, etkileşimler vb. çerçevesi, dahilinde anlam kazanır." Sen diyorsun ki organizmalar maddi ve orgutlu yapilardir ve bilinc de ancak bu maddi yapilar, maddi iliskiler, maddi form ve etkilesimler cercevesinde anlam kazanir; ben de buna itiraz etmiyorum. Zaten bastan beri soyledigim sey bu. Fakat bu basligi acmamin sebebi de bu bir yandan. Bahsettigim vakalarda, bu soyledigin maddi iliski ve orgutlenmis yapi fiilen ortada yok. Ben bunu genel gecer hersey icin soylemiyorum. Belirli vakalar icin yani case study icin soyluyorum bunu. Yani teorik olarak olmasi gereken maddi altyapi yokken, ortaya cikan sey hala bilinc, fikir, benlik hissi ve algisal butunluk. Burada parcaya indirgeme yapmiyorum, tam tersine butune bakiyorum. Ama baktigim butunde, beyni beyin yapan tissue yok, klasik anlamda yapisal orgutlenme yok, fonksiyonel etkilesim aglari yok ya da beklenen bicimde degil. Su var, biraz da tissue var bir iki yerde. "Beyinde bir bölge dediğiniz yerde kaç milyon hücre, ilişki vardır? Milyarlarca hücreden bir kaç bini kaybedilse ne kadar etki eder" Haklisin, elbette bir bolgede kac milyon/milyar hucre oldugu, bu hucrelerin nasil iliski kurdugu ve toplam hucre sayisindan ne kadarinin kaybedildigi onemli bir sey; Cok hakli bir ifade yani. Fakat spartacus, verdigin bu ornek, -----yani milyarlarca hucreden bir kac bininin kaybedilmesiyle ne kadar etki olur sorusu--------bahsettigim vakalar icin uygun degil. Yani gozlemin, akil yurutmen dogru ama benim verdigim durumlardaki insanlarin kosuluyla uyusmuyor. Cunku benim verdigim orneklerde soz konusu olan sey marjinal bir hucre kaybi degil, beyni beyin yapan dokunun buyuk bir kisminin yapisal olarak bulunmamasi. Burada yuzde doksanlardan bahsediyorum ve bunu mecazi degil, goruntuleme bulgularina dayanan bir durum olarak soyluyorum. Istenirse vakalarin MRI verilerini paylasabilirim. Simdilik ag/network ile ilgili paragrafina girmiyorum cunku zaten ag/network'a itirazim yok. Ne anlatmaya calistigimi yukarida ifade ettim. Eger uygun olursa ancak o zaman girerim. |
Bu arada, konu basligi "Ateizmin Aciklamakta Zorlandigi Konular". Ateizmin/materyalizmi/naturalizmin cevap veremeyecegi degil. O sekilde bir yargida bulunmuyorum, ne bu sitede ne kendi kafamda. Ben, kendimce dusuncemi soyluyorum.
|
Önceden hadi ateistler bunu da açıklasın denirdi ama artık her şeyi yapay zeka cevaplıyor;
Şöyle dedi bana; Alıntı:
|
İnsanın yapabileceklerini hafife almayın.
İki kolu olmayan bu sporcu, koşuyor, yüzüyor ve bisiklete biniyor. Bunun arkasında spiritüellik aranmaz, sadece takdir edilir. |
Alıntı:
Öyle anlar, yapılar vardır ki, %3 hasar görür, işlev kaybı farkedilemez düzeyde düşük kalabilir(ancak işlev kaybı olur, farkı ölçemiyor olmak, farklı olmadığı anlamına gelmez), ama öyle anlar, yapılar vardır ki %0,01 hasar görür, feleği şaşar ve bunlar arasından görmezden gelmek, seçici/dışlayıcı davranmamak gerekir. Her durumun bir biçimde açıklaması yapılabilir -o an eldeki imkanlar el vermiyorsa, bu açıklanamaması değil, açıklayacak donanıma veya olanağa sahip olmamamızla veya farkı ölçemiyor olmamızla ilgilidir... Vücuttan ayrılmış bir beyinin ihtiyaç duyduğu oksijen ve kimyasallar sağlansa, çalışmaya devam edebilir, ancak o beyinin %100 kayıpsız olacağı iddia edilemez. Bütün duyu sinirleri taklit edilse bile... Microsoft'un "sessizlik odası" odası vardı, yanlış hatırlamıyorsam odada 1 saatten fazla kalana ödül verilecekti... yani o koşulda bile(beyinden uzuv kaybı bile olmadan) beyin normal çalışmıyor, anormallik, yeti kayıpları ister hissedilsin, ister hissedilmesin sonuç oalrak etki oluşturuyor... Yani hangi sistem, yapı oluırsa olsun, koşullar değişirse->işlevler de değişir, farkedilir veya edilmez, %100 aynı kaldığı-olduğu iddia edilemez... Materyalizmle ilgili ise ifade ettiğim biçimde, hatta parçalı biçimde ele almakla ilgili de, bir kaç yazında değindin... Bu noktada piyasada indirgemeci mantıkla öne sürülen iddia veya söylemler yanıltıcı rol oynuyor olabilir. Örneğin bütünü(tüm organizmayı), networkü (ağı) yok sayıp, indirgemeci yaklaşan (işi yapan nörondur vb.) türünde yaklaşımlar aslında indrigemeci, idealist yaklaşımlar -> materyalist yaklaşım değiller. Ama elbette geri planda illa felsefik, ideolojik bir temel, yaklaşım da vardır, ama illa materyalizm olduğu anlamına gelmez, bir çok ateist gündelik hayatında materyalist değil idealisttir ve doğrusu farkında da değildir, kendi özgüllerine baktığımızda bu tür ayrımları bulunmuyor veya kendileri namına önem-lilik arzetmiyor, umurlarında da değil, yani bu konularda çoğu insan detaylara inmiyor, kültür, yaşam biçimleri gereği de önem arzetmiyor(gündelik hayatlarının %99'u sıradan şeyler adına geçiyor)... Burada genel ve çıktı ile elde edilen işten söz ediyorsak, nörona indirgenemez, ama sistemde nöronun önemine değini (A,B,C,D ye görelik) ise, bu halde açı dardır ve açı darlaştıkça, şeylerin de önemi artar. Aynen bir işlemcide transistörün önemi gibi, önemlidir çünkü girdi-çıktı değerleri bir biçimde üzerlerinden geçer-sağlanır, ancak elde edilen iş(bir bütün halinde sistemin sergilediği), sırf transistör(kendi şahsına has veya şahsi nitelik-özellik olarak) damıtılmaz/sağılmaz, sağlanmaz(transistörün bundan haberi bile yoktur) ve toplamda elde edilen işe dair, kendi şahsına özel davranış sergilemez, sergilemiş olmaz(örneğin elektrik kablolarından ısrarla ve yoğun biçimde, süreklilik arzeden biçimde sevk edilen elektronların(böylece yapıların tepki verdiği oranda salınım-sarf-üzerleine gelen fazla elektronları dışlaması-salması veya kimyası vb. değişiyor), form-yapılarda oluşturduğu etki, değişim, tepkimelerle sebep olduğu işlerden (elektronun) haberinin olmaması veya salt onlara isnat, atfedilemeyeceği gibi. İşi yapan burada salt elektron değildir, birbirine etki eden veya girdi-çıktılarla etkilenen, tepkilenen yapıların açığa çıkarttığı etki-tepki-tepkime-reaksiyon->çevreye verdikleri etki vb. ->iş. Doğada ise serbest dolaşımlı elektronlar yine vardır ancak aktı ve debi, açı, yön ve doğrultu dağınık ve düşük seviyededir, olağanüstü etki oluşturacak değişime yol açmaz, ama bir sistem eliyle yoğun aktı sağlanırsa, bin yılda olası olan etkileşim, değişim, dönüşümler, anında gerçekleşebilir ve muazzam farklar meydana gelir. Yani burada SİSTEM VE BÜTÜN'den söz etmek durumundayız ve aktının düşmesi veya milyar parçada eksilme, sistem dahilinde düşüşe oranla ve mahiyeti, yeri, muhatabına göre değişken sonuç, etki gösterir). İş ve işlem organizmanın veya sistemin, bütünlüğünde(bu bütüne salt form-yapı değil, aralarındaki tüm ilişkiler, ağ da dahil) anlam kazanır, yorumlanabilir. Yani örneğin bir bilgisayar bir matematik hesabı yaptığında, hesabı yapan transistörler değil, ama girdi-çıktı-etki-tepki, tepkili, tepkisiz hali durumlarının kıyası işlemininin, bir noktada(tümüyle transistör değil ve sistem salt onlardan oluşmaz) sağlanmasında önemli rol alır(üzerlerinden, ama hem transistörlerin hem de tüm diğer bileşen, parçalar ve total ilişkileri/merkezileşmesi/sağımından açığa çıkar). Sistem salt onlardan(transistör) oluşmadığı gibi, bu parçalar ilgili sistemin dışında veya ondan ayrı tek başına o anlamı, toplamda elde edilen işi yansıtamaz, taşımaz, ama bir sistemde bir kez bulunmuşlar ve ağın-organın önemli bir parçası haline gelmişlerse, ilgili sistem-yapı onlarsız da olmaz(parçanın bütüne, bütünün parçaya olan bağı, bağımlılık, bağlılıkları).. Ama elbette ilgili parçalar sistem için önemlidir ve bu halde eskiden bir kaç yüz, bin, milyon transistör içeren işlemciler, bugünün milyarlarca transistör içeren işlemcileriyle aynı kapasite, yeti, olanağa sahip olduğu söylenemez, demek ki sistemde salt ilişki ağında yaşanan kayıplar değil, o ağı anlamlı ve işlevli kılan parçalar eksilirse, kayıba yol açar(ölçülebilsin veya ölçülemesin farketmez, her durumda kayıp olacaktır çünkü bütünü meydana getiren parça, uzuvlar, bağlı ilişkiler eksilmiş, sistem bu hal üzre, bir biçimde zayıflamıştır)... Milyarlarca parçadan birisinin eksilmesi hissedilmez, ama milyarlarcasının bağlı olduğu ağ işlevsiz kalacak biçimde kesilir veya menipüle edilirse, olumsuz sonuçları ve kayıp muazzam düzeyde büyük olacaktır(önemli olan nerenin işlevsiz kaldığı, ana arter mi, tali yollar mı, tek başına önemsiz parçalar veya ilişkilerin telafi edilebilir kaybı mı, yoksa, bu parçaları bütünün dahilinde tutan ve böylece işlevli kılan bütünün aldığı kayıplar, hasar mı? vs... çek fişi bitir işi). Belki bu tür, indirgemeci, işi yapan nörondur yönlü hatalı yaklaşımlar kafa ve kavram kargaşalarına yol açıyor olabilir... Tabi ayırmak gerekir, neye göre nörondan söz edilmiş, sistemin en önemli parçalarından birisi olduklarından söz ediliyorsa bu bir indirgeme değil(transistör örneği gibi), ama atıyorum örneğin piyasada dolaşan, "siz karar vermiyorsunuz nöron karar veriyor, nöron düşünüyor" yönlü indirgemeci efsane, saçmalıklar ise; evet bu yaklaşım arızalı-sorunludur(transistör örneğinde dile getirmeye çalıştığım gibi, iş bütünde, organizmaca(beyin de bir organ ve elbette dahil)açığa çıkıyor, özelde herhangi bir parçada değil)... Materyalizm konusunda da teistler, öznel idealistler özellikle aldatıcı algı oluşturur, materyalizmi, her şeyi kutsal, tabu, mistik amaçlar yükleyip, salt maddeye -salt birey-kendine- indirgeyen anlayış gibi görür veya gösterirler. Oysa gerçekte öyle değildir. Materyaliszm açısından madde amaç değil araçtır ve "nevi şahsına" dair mistik, tabu, kutsal, olağanüstü bir anlam, irade atfetmezler(aksine atfedilen doğal olmasıdır). Madde, ilişki/etkileşim, çelişki, hareket, değişim, formlar-yapılar... vs. bir bütün halinde "doğal görülür", ele alınır ve madde burada temel (özde olan, muhteva, materyal, töz) sağlayıcıdır(yani çok çeşitli şeyler, formlar, ilişki ,etkileşimler vs. vs. namına temel(de) olan sağlayıcı, araç'tır), daha genelde ise "varlık-yokluk, ilişki, etki, tepki, hareket, değişim" ayrı düşünülmez, birlikte ve sayeleri-sağlacıyı temel olarak düşünülür... |
Mesela diger bir baslikta buna bir cumleyle deginmistim ama konusu gectigi icin bu basliga dondum ve burada yazmaya karar verdim.
Materyalizmin neden gunumuze ayak uydurmakta zorlandigini anlatirken---kendimce yani----, bazi ornekler verdim. Gercek oldugu iddia edilen ve tekrar tekrar, binlerce, milyonlarca kez karsimiza cikan belirli deneyim turleri var. Bunlari bana kalirsa materyalizm, aciklamakta zorlaniyor. Mesela sunlar: Dokuz yasinda bir cocugun hastane yataginda yasadigi bir deneyimden soz etmistim: bedenden ayrilma hissi, bir isikla karsilasma, bir tunelden gecme, ardindan olmus akrabalarla karsilasmak ve son derece huzurlu bir ortamda oldugunu hissetmek. Donmek istemiyor ama geri donmesi gerektigi soyleniyor ve daha sonra cocuk bilincine geri donuyor. Elbette buna yalan diyebilirsiniz, hayal diyebilirsiniz, beyin kimyasallariyla aciklayabilirsiniz; bunlar ihtimal disi seyler degil. Ancak mesele tek bir vaka degil, iki degil, bes degil. Binlerce, hatta belki milyonlarca insan birbirinden bagimsiz olarak cok benzer seyleri anlatiyor. Klinik olarak uzun sure olu kabul edilen, ceset torbasina konan, saatler sonra geri dondurulen insanlar da ayni temalari soyluyor. Tunel, isik, huzur hissi, olmus yakinlar, geri donmen gerekiyor mesaji. Trafik kazalarinda ayni arabada bulunan iki kisinin ayni sekilde deneyim yasadigi, birbirini gordugu ve birinin digerine geri donmesi gerektigini soyledigi anlatilar var. Bazen cocuk hastanede hayatini kaybediyor belirli bir dakika, o sira ablasini gordugunu soyluyor; ablasinin oldugunu, ama kucuk cocugun geri donmesi gerektigini soyluyor abla. cocuk kurtarildiktan sonra babasi ablayi ariyor ve ablanin o gun daha once baska bir kazada hayatini kaybettigi ortaya cikiyor. Anne babasi hayatta, onlari gormuyor cocuk. O gun trafik kazasinda habersizce olen ablayi sadece goruyor. Bu anlatilar tekil, daginik ve tamamen rastgele degil; tersine, yapisal olarak birbirine son derece benziyor. Materyalizm bu tablo karsisinda ne soyluyor. Insanin varligini yalnizca maddeye, beyne ve maddi iliskilere indirgemeye calisiyor. Fakat insan deneyimi bununla sinirliymis gibi gorunmuyor. Burada mesele benim hakli olmam ya da birilerinin yanlis olmasi degil. Asil mesele su: Bu kadar cok insan ayni seyi neden anlatiyor. Olum esigindeki insanlar neden benzer deneyimlerden bahsediyor. Hangi beyin kimyasi, hangi norolojik surec, birbirinden bagimsiz milyonlarca insani ayni semboller, ayni sahneler ve ayni anlatilar etrafinda topluyor. Bu sorularin kesin cevaplari oldugunu iddia etmiyorum. Bunlar gercek mi, gerceklik tam olarak nedir, bilinc neyi ve nasil deneyimliyor; acik konusmak gerekirse ben de bilmiyorum. Burada genellikle soyle bir itirazda bulunabilirsin, dersin ki, Bu tur deneyimler, efendime soyleyeyim, beynin belirli bolgelerinde meydana gelen aktivitelerle aciklanmali. Ornegin temporal lobun uyarilmasiyle gorsel imgeler ortaya cikmaz mi? Cikar... parietal lobdaki islev bozukluklari bedenden ayrilma hissi yaratmaz mi, yaratabilir, bu arada limbik sistemin duygusal yogunluk ve huzur hissini de tetikleyebilecegi soylenebilir. Hatta tunel goruntusunun gorme korteksindeki periferik gorsel alanlarin baskilanmasiyla iliskili olabilecegi gibi yorumlar da yapilabilir. Bunlar teorik olarak mumkun gorunebilir. Ancak burada ciddi bir sorun var. Bahsedilen deneyimler daginik, parcalanmis ve kaotik degil. Aksine son derece net, tutarli ve ayrintili. Kokular tarif ediliyor, goruntuler tarif ediliyor, konusmalar aktariliyor, mekansal yonelimden bahsediliyor. Oysa halusinasyon dedigimiz sey genellikle rahatsiz edicidir, parcali olur, korku ve kaygi uretir, cogunlukla kisinin bilissel kontrolunu zayiflatir. Burada anlatilan deneyimler ise duzenli, anlamli ve genellikle sakinlestirici. Insanlar ne gorduklerini, ne hissettiklerini ve ne yasadiklarini cok net bir sekilde ifade ediyor. Bu noktada su soru kacinilmaz hale geliyor: Beynin farkli bolgelerindeki parcali aktiviteler nasil oluyor da bu kadar butunluklu, hikayesi olan ve tekrar tekrar ayni yapisal ozellikleri gosteren deneyimler uretiyor. Ustelik bu deneyimler kulturel farkliliklara ragmen cekirdek unsurlarini koruyor. Bilimsel aciklamalar burada bir yere kadar geliyor ama anlatilan seyin tamamina karsilik gelmiyor gibi duruyor. Benzer bir sorun, daha once verdigim baska bir ornekte de var. Bir kadinin kalbi bilerek durduruluyor, ameliyat sirasinda beyindeki kan akisi ve oksijen tamamen cekiliyor. Bu noktada norobilimsel olarak beynin bilinc ureten islevlerinin askiya alinmasi beklenir. Kan yok, oksijen yok, kalp durmus, beyin elektriksel aktivite uretmesi gereken kosullardan yoksun. Yani klasik anlamda beyin artik beyin gibi calismiyor. Calismiyor degil, butun aktivite DURMUS..Buna ragmen hasta daha sonra suna benzer seyler soyluyor. Bedenden ayrilma hissi, ameliyathaneyi yukaridan gozlemleme, konusulanlari duyma, iceri giren cikanlari fark etme, tarif etme, belirli bir yone dogru cekilme ve geri donmesinin istendigini hissetme. Burada kritik soru su oluyor: Bilinc hangi mekanizmayla bu bilgileri isliyor. Beyin o anda islevsiz kabul ediliyorsa, bu deneyim nasil kaydediliyor ve daha sonra nasil bu kadar tutarli bir sekilde aktariliyor. Bilim burada da cogu zaman su cevabi veriyor: Tam olarak bilmiyoruz, bilinmeyen norolojik mekanizmalar olabilir. Zaten mesele de tam olarak bu. Bilim elbette bilmedigini kabul edebilir ve bu onun gucuyle celismez. Ancak materyalizm, bu tur deneyimlerin varligini ya tamamen goz ardi etmek ya da erken aciklamalarla kapatmak zorunda kaliyor. BIR BASKA DEYISLE, HIC ACMADAN KAPATIYOR. Oysa bu anlatilar, insan deneyiminin sadece maddi sureclerle sinirlandirilmasinin simdilik yeterli olmadigini dusunduruyor. Bunlarin gercek olup olmadigini kesin olarak soyleyemeyiz, gercekligin dogasi hakkinda dedigim gibi ben de kesin bir iddiada bulunmuyorum. Keske gercegi bilebilsem... Fakat su acik: Bu deneyimler var ve bu deneyimler karsisinda materyalizmin elinde su an icin tatmin edici bir aciklama yok. Bilimin burada durup dusunmesi, yeni cerceveler gelistirmesi ve insan bilincini daha genis bir baglamda ele almasi gerektigi hissi giderek gucleniyor. Yani, uzatmayayim, uzatmayayim diyorum ama sunu da soylemem lazim. Bu deneyimleri yasayan insanlarin tamami konuya uzak, bilime yabanci ya da saf kisiler degil. Aralarinda norologlar, beyin cerrahlari, MD derecesine sahip doktorlar var. Hayatini beyin uzerine calismaya adamis olan adamlar var, her gun beyne dokunan, onu ameliyat eden, nasil calistigini ve hangi kosullarda calismadigini bilen insanlar bunlar. Ustelik bazilari acikca ateist oldugunu da soyluyor, olumden sonra hicbir sey olmadigini hayatlari boyunca savunan insanlar var. Anlatilan gercek vakalardan bahsedeyim. Kitap da yazdi ama suan kitabin ismini hatirlayamadim. Ateist noroloji cerrahi bir doktor bu. Bu adamin basina bir sey geliyor ve klinik olarak vefat ediyor. Ama bilincin mumkun olmamasi gereken bir durumda bambaşka seyler deneyimledigini soyluyor. Kendi ifadesiyle, oldukten sonra bilincli bir sekilde var olmaya devam ettigini, baska varliklarla konustugunu, olumden sonra bir yasam oldugunun kendisine nasil olduguyla birlikte anlatildigini ifade ediyor. Daha sonra doktorlar tarafindan geri donduruluyor ve bu deneyimi kitaplastiriyor. Burada dikkat cekici olan su: Bu insanlar beyni bilmeyen, bilimsel dusunceye yabanci kisiler degil. Tam tersine, eger biri beyin kimyasi, noronal aktivite ve bilincin biyolojik temelleri konusunda supheci olacaksa, bunlar olacak. Buna ragmen yasadiklarini bu sekilde anlatmalari basli basina dusundurucu. Ayrica anlatilarda tekrar eden cok belirgin bir detay var: Bu insanlar tanidik ama hayatta olan kisilerle karsilasmiyor. Gecmiste vefat etmis akrabalar, buyukanneler, buyukbabalar, teyze, amca gibi kisiler goruluyor ve onlarla konusuluyor. Hayatta olan arkadaslar, komsular, tanidiklar hicbir vakada ortaya cikmiyor. Eger bu yalnizca beyin uydurmasi olsaydi, neden hayatta olan ve zihinde cok daha taze olan yuzler degil de sistematik olarak olmus kisiler goruluyor. Bu nasil oluyor. Burada yine materyalist aciklamaya donuluyor ve deniyor ki beyinde bir aktivite oldu, bilinmeyen norolojik surecler devreye girdi. Iyi ama bazi vakalarda beyin aktivitesi neredeyse tamamen durmus durumda. Kan yok, oksijen yok, kalp durmus. Beynin bilinci uretmesi icin gerekli kosullar ortadan kalkmis. Buna ragmen deneyimler anlatiliyor, detaylar aktariliyor, dis dunyaya ait gozlemler yapiliyor. Bu noktada mesele artik inanc ya da inancsizlik meselesi olmaktan cikiyor. Burada ciddi bir aciklama boslugu var. Bilim bu boslugu henuz dolduramiyor olabilir, bu normaldir. Ama materyalizmin bu anlatilar karsisinda sanki hicbir sey yokmus gibi davranmasi da ikna edici durmuyor. Hayir efendim, yok oyle bir sey, boyle bir sey olamaz diyen yasli, sinirli, mizacini kaybetmis dedeler gibi davraniyor. En azindan su soruyu sormak zorundayiz: Eger bilinc yalnizca beyin faaliyetinin bir yan urunuysa, beyin fiilen durdugunda bu deneyimler nasil ortaya cikiyor. Buna verilecek net bir cevap henuz yok gibi gorunuyor. Ben diyorum ki: Alıntı:
Efendim beyinde kimyasallar ateslendi, bilimsel anlamda bir seyler oldu. yada tesaduf iste. Iyi de, beyin aktivitesi durdurulan, kalbi durdurulan, hatta bu da yetmemis, beyindeki butun kani cekilmis hasta var. Amelyat oncesinde....beyinde kani bile cekmisler doktorlar. Dolayisiyla oksijen de yok. O da ayni seyi soyluyor. klinik olarak beyinde hic bir aktivite yok. Bu nasil aciklanacak? Isteyenler arastirabilir kaynaklari bulabilir. Ki gerekirse ben verirrim, verdim de. Burada kimseyi ikna etmeye calismiyorum. Kendi gozlemim ve dusuncem cercevesinde, materyalizmin neleri aciklayabildigini ve nerelerde sinirli kaldigini ifade ediyorum. Belki de cok yaniliyorumdur....Siz neye inanirsaniz inanin, neyi reddederseniz reddedin; bu benim icin bir sorun degil. Zaten birbirimizi kisi olarak tanimiyoruz ve birbirimizi ikna etmek gibi bir gorevimiz/zorunlulugumuz da yok. Ben kendi fikrimi paylastim, benden bu kadar. Bundan sonra soylenecek olanlar buyuk olcude tekrara duser ve ayni seyleri tekrar tekrar yazmak istemiyorum. |
Alıntı:
A-teizm şu anlama gelir. anti-teizm yani teizm karşıtlığı ve zıtlığı. Teizm orada olmasaydı olmayacaktı ya da gerek yoktu, doğal durumdu Anarşizm (anti-yönetici) devlet ve her türden otorite ve hiyeralşi karşıtıdır. Zaten bunlar olmasaydı olmayacaktı, gerekte yoktu, doğal durumdu Ben materyalizmi böyle görür ele alırdım. Yani, Marks dünyaya baktı dini ve dinleri -tanrıyı- gördü onu bütün günahların ve suçların en önemli nedenlerinden biri olarak algıladı -ki çoğumuzda böyle yapardık. Din ve tanrı kavramını kovmak için kovan karşıt bir kavram olarak bunu ele aldı. Din tanrı tartışmasını kapatacak bir anti olarak materyalizmi koydu. Bu basittir ve oldukça da basitçedir. Din, ruh, maneviyat hepsini bir bütün olarak görüyor, dünyayı kirleten düşman -kötülük- olarak algılıyor ve onunla bu kavram yoluyla savaşıyor. Bu temel karşıtlık Metaryalizmin hiç bir şeyi açıklaması gerekmez. Materyalizm bir tepki ya da sonuçtur. Materyalizm dinden bıkmak, dini terslemek/dışlamak ve dinin kötü bir şey olması nedeniyle onun bütün kavramlarından uzaklaşmak gibi bir tepkidir. Dine yakın, benzeyen, onunla geçişen diğer temel kavramları da bu nedenle reddeder. Ruh gibi kavramları dine -tanrıya- kapı aralayacağı ve tanrı kavramına geçit vereceği için dışlar. . Materyalizm bir tutum gibi. Bir materyalist senin verdiğin bu kavramları tartışmaz çünkü tanrıya kapı aralar, bilince kapı aralar, bunlara kapı aralarsa ona göre kötülüklere kapı aralar Materyalizm sinek kovucu gibi tanrı-din kovucu zihinsel icat-gereç. Bir yapılandırma, kavramsal yapılandırma Bir materyalistle ancak ve ancak asla tanrı ortaya konamayacak biçimde -tanrının reddi net sabitken- onları mantık zeminine -rasyonel açıklanabilecek bir zemine alabilirsen geçişebilirdin. Materyalizm tanrıyı iptal etmektir. Tanrıyı insanlığın başbelası olarak gördüğün ve elinde onu iptal edecek başka bir ontoloji ve araç olmadığı için ortaya konmuştur. |
Alıntı:
Yani dindara göre ateist ama ateiste göre bulanık bir diyardayım Senin getirdiğin kavramlara açığım ama kimin nasıl yapılandıracağına bağlı Ben şunu anlıyorum Ateist. Afganistan da kadınlar özgür olsun istiyor bunun için ateist ya da din kötü onun için ateist İnsanların özgürleşmesini istiyor, onun için ateist Din tanrı zaten vardı veriliydi ve onlar yanlıştı bunu gördü onun için ateist. Şimdi bu nedenle senin o sorduğun herşeyi açıklayabilmeli mi? Marks aynıydı. İnsanların başbelası dinden ve hristiyanlıktan müslümanlıktan özgürleşmesi istiyordu. Bugünleri görmek istiyorlardı. İnsanların daha eşit adil ve özgür bir dünyada yaşaması Ne ateistin ne de materyalistin herşeyi bilmesi ne de açıklaması gerekir. Bunlara açıklamaları olması gerekmiyor. Karşının karşısındalar. Verili yanlışın karşısında doğdular. Yani tepki tepkime gibi bir şeyler. Bunlar din tanrı zemini olmasa orada olmayacaktı. Bana göre bu kişilerin sana vereceği yanıt onlar bırakta Afganistan da dinin yarattığı eşitsizlikler, dinin sınırlamaları nedeniyle özgürlük fırsatını kaçıran insanlar demeleri gerekirdi. Alıntı:
Michael Newton adında bir adamın üç ayrı kitabı var. İnsan hipnozları ve hipnoz yoluyla ölüm ötesinin soruşturması. Sadece çağrışımlar ve bilgi çalma istenci olarak görmeyi yeğlerim ve yani soran hırsız ve oradan bilgi aşırıp aşıramayacağını ve belki de buna ticari değer, kendine prestij kazandırıp kazandıramayacağını bile düşünüyor olabilir. Tavuk yumurtlar ona bakıp hiç bir şey anlamayabiliriz ve yumurtalar yemek içindir. Alıntı:
İnsanların geneli bunu yapar, hem tanrıya tapar hem de bunu yapar Bilinç gibi bir kavram bağlı ve açık ben bile en son bölmeme konusunda uzlaştım. Yani madde ve bilinç diye bölmeme Alıntı:
Bu bulmaca üzerine çok kafa çatlattım Alıntı:
Alıntı:
Bir derede iki kere yıkanılmaz deyişindeki gibi ruh olup ölüp yeniden doğsaydık ikinci subjektifimiz yine de birinciyle aynı olmazdı Bir şey açıklamaya gerek yok çünkü burada iki yok non-dualizm Atom altı ve kuantum denendeki gibi temelde hepimiz aynı şeyiz Ölümden sonrası öncesi diye bir şey yok çünkü doğmuş doğacak hepsi aynı Bütün doğanlar ölecekler doğmuşlar ölümlerden önceki ve sonraki yaşantılarımız |
Ictenlik,
Paylasimin icin teşekkür ediyorum. Benim konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadardı. Kendi adıma yani. Kendi okuduklarimdan, düşündüklerimden yola çıkarak, sunu söyleyebilirim. Gercek dediğimiz şey basit degil ve tek boyutlu degil. Nrdir, ne degildir, onu ben bilebilecek biri degilim. dolayisiyla paylasimlarim sadece okuduğum düşündüğüm seyle ilgili. Herhangi bir ideolojiyi, Dunya gorusunu sahiplenmek yada reddetmek temelli olmamasına gayret ediyorum. Bazen iyi beceriyorum, bazen yapamıyorum istediğim gibi ama bilgidim şey, ideolojilerin insanin bakış acisini daralttigi, bireye belirli bir gözlük taktiği. Cevreyi, insani, doğayı belirli gözlüklerden görmemizi istiyorlar. Ben bu ideoloji ve izm'lerden bıktım. Insanin insani kandırmasından bıktım. İster teizm olsun, ister ateizm olsun, cahil adamdan bıktım----kendi adıma. Bana insan gerek, insan gibi insan gerek. |
Alıntı:
Bir tanesi de şu, Kabaca. Perdenin arkası. Ölüm bir tiyatro penceresi gibi pencereyi kapatıyor ve perdenin arkasına gidiyoruz. Orada yokluk ya da yalınlık dede var, derin bir uyku çekiyor. Daha sonra bir projeksiyon cihazı var, üzerinde denklemler ve sayılar kayıyor ve bu kabaca evreni yaratan optik bir ilüzyonu/denklemi/matematiği bir şeyleri temsil ediyor. Aslında olan sadece yokluk ya da yalınlık ya da matematik dedenin uykusu Yani perdenin arkası ve tüm arkası Aynı rüya ile içiçe geçen diğer şey de şu oldu. Yokluk ya da yalnızlık ya da yalınlık ya da sıfır halindeki tekillik ve kendilik dede çıldırıyor ve çıldırtıda sanrı ile bu gerçeği üretiyor. Gerçeğin kaynağı tamamen sanrı ve sanrının gücü yani sanrı ona güç sağlıyor. Kabaca yokluk delirerek varoluyor ya da yokluk bir tür rüya görüyor ya da "yokluk yalnızlıktan çıldırıyor" en yakını sanırım sonuncusu, yalnızlıktan çıldırdığı için kendini rüyasal sanrısal çoğulluyor Denklem makinesi bizi koruyan şeydi, çıldırmamamız için ve bu subjektiviteyi de temsil eder yani hepimiz yokluk dede olduğumuzu anlamamalıyız -kendimizi ayrı ayrı benler/kişiler sanmalıyız ki- yokluk dede kendini çok sansın |
Alıntı:
Yani yokluğun yalnızlığının dışavurumları gibiyiz ya da yalnızlığın antileri ve değilleri gibiyiz Bilmemiz gereken yokluk ve yalınlık olunduğunun bilinmemesi ve tek bilinmesi gerekende o. Burada kendini çok ve diğerini o öteki -kendi olmayan- sanmak için varız ve bunu bozmamalıyız Bir şey bulunması gerekmiyor, eğlence ve çoğunluk duygusu çeşitlilik algısı için buradayız Yokluk sadece huzur içinde uyuyor ama biz varız Bizler yokluğun sanrılarıyız, yalınlığın da denebilir Yani ben tünele felan girmedim ve benim gittiğim öbür tarafta çoğunluk felan yoktu ve ben uyanıktım ve benim ki ortak değil anlıyorum. Öbür tarafta yalınlıktan başkası yoktu Sadece yalınlık ve projeksiyon makinesi ya da ondaki subjektivite denklemi, yeşil akan sayılar. .bu subjektivite denklemi. Matematik dede Yokluk yalnız olmayı kavrayabiliyor buna getirilmiş anti gibiyiz Yokluk yalnızlıktan delirip sanrı görüyor Yok yok olsa bile yani olmasa bile ayrıca yalnız ve bu da delirtici (yani yokluğun sıfatlarından biri de yalnızlık ve yokluk yaratmak değil de yalnızlık sıfatını-durumunu gidermek istiyor) |
Alıntı:
Alıntı:
Benim sende gördüğüm; yanılıyor da olabilirim, dayanskız iddiaların veya söylemlerin var veya inancın, kendini var edebilmek adına, ateizme veya materyalizme genel geçer ve ilgisiz indirgemelerle süreğen -dayanaksız- bir olumsuzlama yapıp, buradan da kendini olumlama çabası görüyorum. Yani nasıl ifade edilir, kendini olumlamak için başkalarını olumsuzlama yöntemine düşüyorsun, bu temeli çürük atmak veya kendini ancak başkalarını öne sürerek tanımlama, başkalarına dayanma acziyeti-çaresizliği olur... İnsan hayal de görür, halüsünaysonda görür, şifozrenik vb. sorunlar da yaşar, istemli, istemsiz kurgu da yapabilir, uyur gezerde olur, yarı uyanık rüyada görür, uyanık rüyada görür, serap da görür vs. vs. olur da olur, çünkü iddia etitğin gibi materyalistler binlerce konuyu ele alırken, her konu için oturup TEMELDE YATAN MUHTEVA, MATERYAL VE İLİŞKİLERİ SÖYLEYİP, çıkmıyor, maddedir de ondan falan demiyor. Temelde olan madde ve maddi ilişkilerdir ve EĞER BİR KONU BU ZEMİNE DAYANIYOR VEYA KONU ANCAK BU BAĞLAMDA ÇÖZÜLÜYORSA elbette değinilecek. Hamurdan söz ederken su ve undan söz ediyorsaki, mumdan söz ederken de oturup undan söz ediyor değiliz, sen önce NEYE GÖRELİĞİ ayır.... Temelde madde, maddi ilişki süreç ve etkilşimelrin olması, seni neden rahatsız ediyor? Benim anlamadığım neden madde ve maddi ilişkiler, yapı, form, organizmalar ve yeti, olanaklar, doğa, fiziğe bu kadar karşısın? üstüne de gaipten söylemler üzre ısrarını hala daha anlamış değilim. Binlerce kez de anlatılsa nazarında bir değeri olmayacak. Hem neden anlatılsın ki, sen temelde(!!!) farklı bir şey mi görüyorsun, o halde KOY ORTAYA ve açıkla!, hayır görmüyorsan gördüğün seni neden rahatsız ediyor, illa bir hurafemi olmak zorunda, tanrının kadri mi şart, tanrıya yüklediğin onca hayali kurguyu, neden maddi dünya, ilişkiler, etkileşimleri sağlayamıyor olsuni, hurfaenin kendine özgü ayrılaclığı, gereği mi var? Masal dünyalarında varlığı mümkün olmayan(! çünkü kendisiyle çelişir) tanrı namına kabul ettiğin ne varsa, maddi dünya için de olası görmek daha mı zor?) İnsan bir kez metafiziğin batağına düşmüş ise, hiç bir mantıklı cevap o kişiler için zerre anlam taşımıyor Andrew, yapacak bir şey yok ve bizim senden dayanak istemekten başka çaremiz de yok, boşver materyalisti, ateisti, sen ortaya ne koyuyorsun?... Alıntı:
Gerçek, bilincinin dışında ve senden -iradenden-kurgudan, düşüncene bağlı olmaksızın var olan- bağımısz- ne varsa veya neyse odur... Gerçek budur ve öyle beylid madde, cisim de demiyorum, düşüncemizden bağımısz olabilen her şey, olgu, ilişki artık her ne ise=gerçektir ve gerçek ancak somuttur da. A şöyle hissetmiş, B böyle hissetmiş, düşünmüş değil, gerçek kriteri öznel olmayan. Örneklerin eleştiri veya şöyle böyleler yönlü iddialarına dair, ilgili, alakalı örnek de teşkil etmiyor, bunu yapmaktansa SORSAYDIN da, muhatapalr adına da sen karar verip, onlar adına da sen yargı üretmek yerine, muhataplar cevap verseydi?? Kimse de seni tatmin etmek zorunda değil, böylesi bir beklenti, görüş alışverişi zaten sağlıklı olmaz. Alıntı:
2 tren yan yana durduğunda, sırtı dönük yolculuk eden yolcu, diğer tren hareket ettiğinde kendi treninin hareket ettiğini sanabilir, bu kadar basit görsel yanılgılar bile bu kadar basit sonuçlar doğrururken, insanların çeşitli hissiyatlarından yola çıkıp, sanki öyleymiş gibi kabul etmenin iler tutar bir yanı var mı? Alıntı:
Bırak materyalisti, ateisti, ortaya ne koyuyorsun? neye dayanıyorsun? İMGELER Mİ, ZATEN İMGE, simgeleme YETİSİNE SAHİP İNSANIN, sırf bu yetileriyle, ister istemli ister istemsiz ve isterse çok çeşitli sebepler, koşullarla olsun, imgeler üretmesi(yani zaten yapabildiğini yapmış olması) ve sonra bunlara anlam vermesi veya öyleymiş gibi(sanal, "miş gibilik hali") atıflarda bulunması ANORMAL BİR HAL-DURUM DEĞİL Kİ! Koşullar sandığınız gibi daim stabil değildir ve her daim farklıdır ve değişken koşulların, değişken, beklenen beklenmeyen sonuçları olur, bu da doğaldır çünkü sandığınız veya umduğunuz gibi insan doğadan ayrı ve dışında bir varlık değildir. Öyle bir an vardır ki, kişi farkında olmadan bir çok uyarana maruz kalabilir, olmadı bir çok etken, sebep, rahatsızlıkla Halüsinojen durumlara değin yaşanabilir ve buradaki deneyim, iç hissiyata veya çeşitli sanrılara dairdir. Dış dünya, insnaın sanrı, zan veya benzer salt öznel iç hissiyatlarıına indirgemez veya öyleymiş gibi tanımlayamaz, davranamayız. Bu arıza durumların sebeplerini de öyle ruhani gaip alemlerin etkisi, varlığına delilmi şgibi öne süremeyiz, nateryalistler sebeplere bakalım, insan biyolojisini, fizyolojisini, çerveyi, ilişkielrini, bu tür durumalra neyins ebep olduğunu inceleyelim der, belkide bu yaklşaım, tutum seni rahatsız ediyor... Yani ne yapmamızı istiyorsun, örnekleri mi irdeleyelim(elbette kaynak vermen gerekir), yoksa materyalistler şöyle tu, ateistler böyle ka, sonuç tukaka diye laflayalım mı? Yağmurun nasıl yağdığından söz edip, doğal yollarla olduğunu söyleyen materyaliste, ateiste çatmak gibi, tutumun; neymiş işte su varmış, güneş varmış, buharlaşma oluyormuş, ısı farkyımış vs... ee işte hepsinde de maddi temele, ilişkiye vs. vurgu var, yok maddeymiş, yok tesadüfmüş(ne alaka ise), ya ruhani bir irade bunu yapıyorsa demeye varmak gibi bir hal alıyor. Adamın derdi yağmurun nasıl oluştuğunu gözlemleyip, çözümleyip açıklamak, senin derdin madde veya maddi ilişkiler, doğa, fizikten söz etti diye hasım olarak görmek ve her şeyi böyle açıklıyormuş gibi "maddedir de ondan?!!!- bir yanılsama durumuna düş-ür-mek... Ben bu yaşıma geldim iddia ettiğin türde materyalist de bakış açısı da görmedim, aksine bu tarz alaksız, ilgisiz, mesnetsiz "tanrıdır da ondan, zihnin tezhürüdürde, zihin böyle teahür ettirmiştir, tanrı böyle dilemiştir de ondan" vb. yaklaşımı idealizm veya teizm sergiler, materyalizmi de öyle bir yol izliyor sanıp, karıştırıyor olabilirsin. İnsan kendinin vücüdundan ayrılmış hissedebilir, bu anormal değildir, sebebi de bilinir. İnsan kendisini vücudunda nasıl hisseder? İşte nasıl hissediyor ve bunu hangi organizmalar ve ilişkiler, yetiler vs. ile sağlıyorsa, işte tam da o aynı organlar, yetiler, DIŞINDA DA hissetmesini sağlar, burada teknik olarak anormal bir durum yok, anormal olan yetinin sağlıklı sonuç vermemesi hali-durumudur ki bu da bir rahatsızlıktır-bekleneni değil beklenmeyeni yapmış olmasıdır... Ve sırf kendini bünyesinde algılayan mekanizma arıza durumuna düşüp dışında hissediyor veya beyin böyle işliyor, imgeliyor, motifliyor, kurguluyor diye, öyle gaipte, masallarda gezen ruh olduğu anlamına gelmiyor, belli ki sağlık problemleri veya sağlıklı çalışmaya engel olan koşullar, etken ve etmenlere maruz kalma, şartlanmalar, şartlanıdırlmalar, bağımlılıklar, biyolojik sorunlar vs. var... Neyse neye cevap vermeli ben de şaşırdım ve benim anladığım, net-açık etmediğin veya benim göremediğim veya yanlış anladığım, artık her ne ise; senin meselenin temelinde yatan sorun, metafizik, gaipte bilinç, ruhani (nasıl mümkün olur???) inak-inanç-zana dayalı olması ve bu yönde davranış gösterme çabasıdır -yanılıyor da olabilirim, ama maddi zemini, ilişki, etkileşimleri ve sağladığı(aracı olduğu) temeli ret etmeye meylediş, bana göre tabi tutarlı görünmüyor ve ortaya da bir şey sunamadığını bildiğin için hasımlar üzerinden kendin var etmeye çalışıyormuşsun gibi bir hal-duruma dönüşüyor. |
Birseye cevap vermiyorsun; yanıtın ney ilgili ilgisiz bir dünya şey sialamak ve maddeye iman emek. Materyalizmi din gibi goruyorsun, sorgulamayı bilmiyorsun, arkadaşım. Atomu önünde parcalasam, yine ayni söylemlerle geleceksin. Tahminimce 60-70 varsindir. Eminim, bu 70 yılda hep ayni seyi soylemissindir. Bir gram öteye gittiğini sanmıyorum. Bir gram farklı bir şey söylediğini sanmıyorum.
Ben de sana 100 kere izah ettim. her seferinde bir gram farklı bir seyle gelmedin. Sen her 100 kerede hep ayni seyi söyledin. Seninle biz anlasamayacagiz. Niyet okumayı sectim, psikolojik olarak saldırmaya calisiyorsun. Bu isi kisisellestirmeye dondurdun ya, En iyisi ayrılalım. Bitti yani. Sonra da Andrew niye kaçtın oluyor. Bi de öyle yargılamaya calisiliyor. Ama kimse de demiyor ki niye Boyle itham ediyorsun insanları. Demezler. Sonra ben suclu olurum. Burada sadece bu hesapla 1000 tane yazi yazmisim. 19 yıl gençliğim burada gecmis. 19 yıl yazdigim yazıları toplasam ciltlerce kitap yazardım. Enerjimi versem, baska bi dünya şey yapardım. :D Niye rahatsız oluyorsunuz arkadaşım sormaktan? Niye rahatsız oluyorsunuz dogmalarinizin kuyruğuna basınca ayni idealistler gibi? Ayni testler gibi? Sen bilim yapmiyorsun, ben yapıyorum. Bir de kalkıp beni hurafecilikle itham ediyorsun. |
Sana adamda beyin yok diyorum, kafatasini açıyorsun bir gram beyin dokusu var diyorum. Hiçbir işlevsel kayıp yok diyorum, yine bana indirgemeci diyorsun. Cocuk olum döşeğinde, deneyim yaşıyor, şöyledir boyledir diyorsun, ki zaten doğru mu diyor, yanlış mi diyor, ruya goruyor, bunu ben de bilmiyorum. Ama insanlar bunu yaşıyorlar ve bu dünyaya 2000 yıllık atomcu dogmayla bakanlar rahatsız ediyor.
sana beyin yok diyorum, organizasyon yok diyorum sen bana madde ve iliskileri diyorsun. madde yok yok diyorum, yine madde ve iliskilerinden ve ağlarından bahsediyorsun. ag mag yok diyorum. ama anlamıyorsun yine bana maddi iliskilerden bahsediyorsun. Adamda beyin yok kardeşim :) Niye anlamıyorsun. Ingilizce mi konuşayım daha, ne konuşayım. :) 100 kere söyledim, kendimi tekrar etmek istemiyorum dedim. hala ayni seyle bana cevap hakki doğuruyorsun. anlattim ya, acikladim ya, beyin yok kardeşim. Kafatasinda beyin yok. bir gram beyni var. Aglar yok, organizasyon yok, örgütlenme yok dedim bin kere. Normalinde elbette ki seninle ayni seyi söylüyorum. Sana bunda benim bir itirazım olabilir mi? olabilir mi Boyle bir şey? Beyin maddedir, ve maddi iliskilerle calisir. Bilinc de buradan çıkar. İki kere iki Dort. Bundan baska bir açıklama yok. Fakat elimizde anomali midir, artık, nasil adlandirilir, farklı vakalar var. Bak burada ne demisim: Alıntı:
|
Alıntı:
Hamurdan söz edersen, elbette un ve sudan söz ederiz, ama bu senin çarpıttığın gibi, materyalistler elmaya un, armuta hamur diyor şeklinde olmuyor, bu tarz indirmeler karakter taşımıyor... Örnekler verdin, ama hepisni de ALAKSIZ BİÇİMDE, materyalistler şöyle, ateistler böyle demek için kullanmış oldun, cihada kalkmış gibisin... kaldı ki öncesinde ne bu örneklerini birileri çıkıp yorumladı ne muhatapların müdahil oldu ne de iddia ettiğin gibi davranmış kimse yok, burada değil, senin -öne sürdüğün veya böyle cevap verirlerdir- şeklinde "sığ yaklaşmış" kimse yok... SEN NE İDDİA EDİYORSUN, ya da ne düşünüyorsun bunu ortaya koy, bırak başkaları da örneklerine bakıp, fikrini yazsın... O kadar alakasız şeyleri eşleştiriyorsun ki, temizlemesi, izahı da zor oluyor, çünkü idrak edemeyecek düzeyde kaba davranıyorsun(10 kere söylendi, izah edildi yine sürüdüryorsun, bu niyetten bağımsız bile olsa, art niyetli davranış göstergesi olabiliyor.) Alıntı:
Beynin bilmem neresine müdahale olmuş da, kişi şunu bunu hatırlamış da(ölmemiş sonuçta, elbette şu ya da buna dair kayıtlar alınabilmiş, böylece geriye dönük hatırlaması da mümkün, normal), yok %100 çalışmış da(ki sıfır kayıp iddiası gerçeği yansıtmıyordur) ben bunlara dair ve ayrıca senin yine mesnetsiz, teistçe materyalistler madde der geçer, yok BÜTÜN der tarzında YANLIŞ atfetmelerine dair konunun o yönüne girdim, yazdım(oturup iddia ettiğin gibi maddedir de ondan, yok tesadüftür falan demedim, neyse onu söyledim. ha başka alemlere dalmışsın, senin sorunun ve hiç bir şeyin ölçütü sen değilsin, kendini her şeyin merkezine, ölçütü olarak koyman, sırf laftan öte gitmez sözde iddialar, hiç bir şeye, ne dayanak ne kaynak, ne de ölçüt teşkil etmiyor -laf değil dayanak, kaynak, kanıt, öncül, muhatap herneyse ortaya koyman gerekir, o böyle demiş, şu şöyle hissetmiş, bu böyle iddia etmiş bunlar kurgu, söylem veya laf, hezeyan, sanrı vb... ben ise organizmanın bütün ilişki, koşul, ortam, yapı, dokusuna değin irdelemeye çalışıyorum, sen ne yapıyorsun? Laf ve bu çabayı itibarsızlaştırmaya, çapsızlaştırmaya, gereksizleştirmeye, önemsizleştirmeye çalışıyor, onlar, bunlar şöyle böyle diyerek de hem konudan sapıyor, saptırıyor hem de güme götürüyorsun). Çok çeşitli biçimde hedef alıyorsun, yerine göre açıklaması yapılıyor, her ayrı konuyu birbirine boca edip genelleyip, hepsini de tek bir söyleme indirgemeyi bırak, üstünlük kompleksinden çıkmak gerekiyor. Ortaya laftan başka koyduğun bir şey yok. Sanırım kendi, akıl, mantığınla dalga geçtiğin gibi, herkesle dalga geçiyorsun, ya da ne bileyim gerçeklik algısı kaybediliyor da oalbilir.. Hadi bekliyorum, "beyni olmayan, ama normal insan" vakasının dayanağını, kaynağını sunacaksın. Adamda beyin yokmuş... öyleyse koy ortaya... |
Her cumlede bir itham, her cumlede, sen, sen,sen.. oyle olsun. Ailevi bir olay yasadim biraz once. Yarin yada gece uygun olursam yazarim. Istedigin kaynaklari..kal salametle
|
Tamamdır geçmiş olsun, keşke yapabilecğeim bir şey olsa...
Hayır sen, sen üzerinden itham temelli bir yaklaşımım veya öyle bir amacım yok. Her örnek ve bağlı cümle de, materyalistler kaka, ateistler koka, onlara sorsak böyle cevap verir "maddedir de ondan, tesadüf" vb. böyle sürdürdün(sanki her şeye tesadüf deniyormuş gibi)... YANİ milyar ifade, milyon konudan, YERİNE VE OLMASI KAÇINILMAZ kullanılmış bazı ifadeler, kelimeleri, minvalinden, ilişki, bağlamından kopartıp veya cpmbızla sunmak sağlıklı bir sonuç sunar mı? O halde aynı yöntemle "bilim=cisime tapan da" dersin, çünkü yok enerji, yok boyut, yok kütle, yok bilmem neyin ölçüsü, kriterini tanımlarken cisim diyor da diyebilirsin, aynı mantıkla maddeden söz edilmişse olmazsa olmaz bir konu, zemin, detaya dairdir. "Bilim cisim diyor, cisimleri gözlemleiyor, cisimlerle çalışıyor, o halde cisim demekten başka bir şey yapmıyor" tutumu doğru olur mu? Bu halde, bilimi cisime, materyalizmi salt maddeye indirgeyen kim olur? Oturup kendini ifade etmek isteyene de yukarıdaki biçimde eziyet etmiş oluyorsun veya alıntı yapıp irdelemek yerine yine benzer örnekler öne sürüp aynı şeyi yapıyorsun(önce örnek, sonra materyalistler, ateistler... şöyle böyle, öyle böyle derdi), bilim cisim der, bilim cisime tapar gibi bir propagandaya dönüşüyor... demek istediğim verdiğin örnekleri, kendi özgülüyle, oraya buraya bulaşmadan irdelesen-irdelesek daha sağlıklı olmayacak mı? Bu şekilde bize yararı ne? Eğer sen, sen, sen fazla ise, bu halde belki de kendini gözden geçirmen gerekir... Alıntılayabilirim, bir yazıya has değil ve bu sen, sen ifadeleri, birikimli çıktı ve şahsi değil, davranışa dair-yanlış da anlamış olabilirim veya bazen öyle bir hal alırki, bazı davranışalr sağlıklı düşünmemize engel olur, artık her neyse... Burada yukarıda örnekde dile getirdiğim gibi, şunu yaptığında, bu oluyor diyorum, çünkü yapan-edensin ve bende tepki veriyorsam -tepkim yanlış da olabilir- muhatabım senden başkası olabilir mi? Sen bana sen, sen diyebilirsin, şunu yaptın, ettin diyebilirsin -yeterkli yaptığım bir şey olsun-(yapmadıysam veya yanlış anlaşılma varsa alıntılar cevap veririm, değilse, davranışımı sorgularım, yanlış anlamışım derim), her davranışımı eleştirebilirsin, ben bununla, yapılıp, edilenin irdelenmesiyle, kişinin kendisini tartışmayı-tartıştırmayı ayrı tutuyorum... Beyinsiz adam diye kastettiğin Alex ise elbette kaynak olabilir, ancak "beyni yok" ifadesi namına hiç zorlamayalım. çünkü o vaka beyinsizlik değil, organik(organ bağlamında) yetersizlik-eksiklik, yetersiz gelişme, oluşma vakasıdır. Organ, ağ, doku vs. yok değil vardır ancak bir çok yönden(ebad, işlev, biyolojik beklenti, olması gereken gelişim oranı vs. vs.) beklenenden daha zayıftır ve bu durumda kimse iddia etmez ki, kişi tüm yetilerinden %100 yoksun olsun veya olmak zorundadır veya illa şu yetisi olmayacaktır vs. denemez(sonuçta öyle veya böyle ortada işleyen bir yapı var). Kaldı ki biyolojik gelişim süreçleri ile hali hazır bir beyinin çıkartılıp atılması aynı anlama gelmiyor... (güvercinin de mercimek kadar beyni var. ama bir çok yeti, işlevini sağlamaya devam ediyor). yani tukaka materyalistler kimslerse artık, organ, ağ, doku, ilişki, etkileşim vs. demişse, bir yerlerindne uydurmuyorlar, önemli olan da önce bunu -uydurmadıklarını-, ortada olana dair-dayandığını kavramak(ortada olanı söylemek ne zamandan beridir eksiklik, suç sayılır oldu? Dünya'nın dönüyor iddiası gibi, iddia ve kişi sırf kendine, keyfiyetine değil, ortada olana dayanıyor. Yani burada esas, temel belirleyen, taban, ölçüt Dünya ve hareketi, kimin ne dediği, demediği değil. Ama bu demek değil ki, kişileri ve söylemlerini umrusamıyorum... Bu konuda, "Dünyanın ekseni etrafında dönmesinden" söz ediyorum. Ali düz demekle düz, Ayşe üçgen dedi diye üçgen olmuyor, "neye dair konuşıuyorsak, ona bakmalyız" demek istiyorum, ama birileri çıkıp benim bu cümlemi cımbızlayıp, işte bunlar böyledir, insana, görüşüne değer ve önem vermezler dediğinde ne yapayım? Benim irademde değil, onun ağzı, onun lafı, engel olamam, ama denk gelirsem hakkımı savunurum...)... |
Tesekkurler. Benim 5 yasinda cocugum ile ilgiliydi. 6 aylikken bazi sorunlarla dogdu, 3 aydan fazla sure yogun bakimda kaldi. Bazi problemler var asmaya calisiyoruz hergun. Yine de tesekkurler. Biraz cellallendim, hadsizlik yaptim. Ozur dilerim.
Konumuza doneceksek, Biraz arastirma yaptim. Okudugum bir kitap bu ornekleri veriyordu; tek tek internetten bulmadim, direkt referans bolumune gidip oradan kaynaklari ve bilgileri aldim. Onlari asagiya aktariyorum. 1. Bu ornekteki kisinin ismi Emilia Clarke. Hayatini tehdit eden beyin anevrizmalari nedeniyle beyninin onemli bolumleri alinmis. CBS habere reportaj vermis, demis ki, "Beynimden ne kadar cok seyin artik kullanilamaz oldugunu dusununce, konusabiliyor olmam ve hayatimi normal sekilde yasiyor olmam inanilmaz." Buna ragmen konusuyor, calisiyor ve hayatina devam ediyor. Bahsettigim gazetenin linki assagida. CBS News, 2022 https://www.cbsnews.com/news/emilia-...lity-to-speak/ 2. Bu ornekteki kisi Mora Leeb. Henuz 9 aylikken, cok agir epilepsi nedeniyle tum sol beyin yarimkuresi ameliyatla aliniyor. 15 yasina geldiginde, bazi konusma ve hareket sinirlamalari disinda tipik bir ergen gibi yasiyor. Okula gidiyor, sosyal hayati felan var. Kaynak: NPR, 2023 https://www.npr.org/sections/healths...half-full-girl 3. Bu bir calismaya dayaniyormus. 2019 yilinda yapilmis. Beyinlerinin yarisina kadar alinmis 6 kisi inceleniyor. Sonuc soyle bir sey: Beynin buyuk kismi yok ama insanlar uyum sagliyor ve gunluk hayatlarini surdurebiliyor. Kaynak: ScienceNews, 2019 https://www.sciencenews.org/article/...al-connections Ayrica: Cell Reports (Kliemann ve ark., 2019) 4. 2022 yilinda yapilan baska bir calismaymis. Cocukken beyninin yarisi alinmis 40 yetiskin inceleniyor. Bu kisiler yuz ve kelime tanima testlerinde, saglikli bireylerden yalnizca yaklasik yuzde 10 daha dusuk performans gostermisler. Yani ciddi bir zihinsel cokme yok. Kaynak: MedicalXpress, 2022 https://medicalxpress.com/news/2022-...core-word.html Ayrica: PNAS (Granovetter ve ark., 2022) 5. Bazi insanlar dogustan corpus callosum olmadan doguyor. Burada ondan bahsediyor. Cenevre Universitesi'nden birileri yapmis bunu. Yaklasik her 4000 kisiden biri boyle. Ilginc olan su: Bu kisilerin yaklasik yuzde 25'i hicbir belirti gostermiyor. Yani beyin anatomisi eksik ama zihinsel islevler normal. Kaynak: ScienceDaily, 2020 https://www.sciencedaily.com/release...1030122550.htm 6. Helen Santoro adli bir kadindan bahsediyor, sol temporal lobu olmadan buyuyor. Doktorlar konusamayacagini ve agir engelli olacagini soyluyor. Sonuc olarak konusuyor, yaziyor ve hatta NEUROBILIM okuyor. Bunu New York Times'ta bizzat anlatiyor. Kaynak: New York Times, 2022 https://www.nytimes.com/2022/09/04/s...-research.html 7. 2014 yilinda Cin'de 24 yasinda bir kadinin beyincigi olmadigi ortaya cikiyor. Cocukken yavas gelismis ama yetiskinlikte evlenmis, cocuk sahibi olmus ve normal bir hayat suruyor. Benzer baska vakalar da literaturde mevcut. Kaynak: New Scientist, 2014 https://www.newscientist.com/article...-in-her-brain/ 8. Bir kiz cocugu dogustan sol beyin yarimkuresi olmadan doguyor. 14 yil boyunca takip ediliyor ve mekansal, sayisal ve akil yurutme becerileri ortalama ya da ustu cikiyor. Ilginc. Kaynak: Cortex, 2020 (Asaridou ve ark.) 9. Son olarak oldukca carpici bir vaka: Fransiz bir memur, yetiskinlige kadar normal bir hayat yasiyor (evli, cocuklu, calisan biri). Goruntulemelerde ortaya cikiyor ki beyninin yuzde 50 ila 75'i yok ve yerini sivi almis. IQ degeri biraz dusuk ama klinik olarak engelli sayilmiyor. Gunluk hayatini surdurebiliyor. Kaynak: Lancet, 2007 (Feuillet ve ark.) 10. Peki ya iki beyin yarimkuresi de yoksa? Assagidaki ornekler de boyle bir sey. https://ars.els-cdn.com/content/imag...0444529770.jpg Bazi cocuklar iki yarimkure olmadan doguyorlar. Buna hydranencephaly deniyor. Eskiden doktorlar bunu, bebegin kafasindan isik tutarak anliyormus; cunku yarimkureler olmadigi icin, kafa icindeki sivi isigi hic engellemeden geciriyormus. Genelde anne karninda gecirilen cok buyuk bir damar tikanmasi sonucu, beyin sapinin ustundeki neredeyse tum beyin dokusu yok oluyor. Geriye beyin sapi ve bazi alt yapilar kaliyor. Kaynak: National Library of Medicine, 2023 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK558991/ 11. Burada da ilginc bir sey var. Bu cocuklarin durumu bazen aylarca fark edilmiyor. Cunku dogumdan sonra ilk davranislari, beklenenden daha normal gorunebiliyor. Tani genelde gelisim basamaklari tutmayinca konuyor. Kaynak: National Institute of Neurological Disorders and Stroke https://www.ninds.nih.gov/health-inf...ydranencephaly https://www.radiologytoday.net/images/0518_otc1.jpg MRI bulamadim buna iliskin ama bazi carpici resimler buldum. Onu buraya koyuyorum. 12. Bu cocuklar agir engelli, evet. Ama bilincsiz degiller. Guluyorlar, agliyorlar, korkuyorlar, seviniyorlar. Tibbi literaturde 19 yasina kadar, hatta 22 yasina kadar yasamis hydranencephaly vakalari kayitli. Kaynaklar: McAbee ve ark., Pediatric Neurology, 2000 Bae ve ark., Clinical Neurology and Neurosurgery, 2008 https://prod-images-static.radiopaed...ig_gallery.jpg Burada hic bir sey yok. Ama adresi surada: https://radiopaedia.org/articles/hydranencephaly 13. 2004 yilinda Isvecli norobilimci Bjorn Merker, hydranencephaly'li cocuklarin gunluk hayatini daha yakindan gormek icin, bes aileyle birlikte bir hafta Disney World'e gidiyor. Cocuklar 10 aylik ile 5 yas arasinda. Merker'in gozlemine gore bu cocuklar uyanik, cevrelerine tepki veriyor ve duygusal reaksiyonlar gosteriyor. Kaynak: Merker, Behavioral and Brain Sciences, 2007 14. Bu cocuklar sadece pasif degil. Cevrede olup bitene duygusal olarak karsilik veriyorlar. Science News yazari Bruce Bower, 3 yasindaki bir kiz cocugunun, kucagina kardesi verildiginde yuzunde belirgin bir mutluluk ve heyecan ifadesi olustugunu anlatiyor. Kaynak: Science News, 2007 https://www.sciencenews.org/article/consciousness-raw 15. Merker diye biri bir gozlemde bulunmus burada. Ev ortaminda bu cocuklar tanidik yuzleri taniyor, bazi oyuncaklari, muzikleri ya da videolari digerlerine tercih ediyorlar. Ilginc sekilde, isitme korteksi olmamasina ragmen, isitme tepkileri genelde korunmus durumda. Kaynak: Merker, 2007 16. Merker bu gozlemlerden su sonuca variyor: Beyin sapi, temel bir bilincli farkindalik turunu destekleyebilir. Yani bilincin en azindan bir kismi, korteks disi yapilarla ayakta kaliyor olabilir. Kaynak: Merker, Behavioral and Brain Sciences, 2007 17. 1999 yilinda pediatrik norolog D. Alan Shewmon ve ekibi var bunda da. Onlar calisma yapiyorlar. Korteksin tamamen ya da neredeyse tamaminin olmadigi 4 cocugu rapor ediyor. Buna ragmen bu cocuklar tanidik ve yabanci kisileri ayirt edebiliyor, sosyal etkilesim kurabiliyor, muzik tercihleri gosterebiliyor ve uygun duygusal tepkiler verebiliyor. Kaynak: Shewmon ve ark., Developmental Medicine & Child Neurology, 1999 Bunlar da internetten buldugum bir iki ornek: 19. Bu ornek Kanada'da incelenen bir adam. https://i.cbc.ca/ais/1.3679464,14685...BResize%3D1179 Bilim insanlari, beyninin yaklasik %90'i olmayan bir erkegi arastiriyor. Buna ragmen adam normal bir hayat suruyor. Calisiyor, sosyal hayati var, gunluk islevlerinde ciddi bir sorun yok. Bu durum bilim insanlarini bile sasirtiyor cunku goruntulemelerde beyin dokusunun cok buyuk bolumu yerinde degil. Kaynak: CBC, 2016 https://www.cbc.ca/radio/asithappens...life-1.3679125 20. Bu vaka literaturde "beyninde delik olan adam" olarak da aniliyor. 44 yasinda bir adam, Fransa'nin Marseille kentinde hastaneye sol bacaginda gucsuzluk sikayetiyle basvuruyor. Yapilan taramalarda, beyninin buyuk bolumunun yerinde olmadigi ortaya cikiyor. Beynin icinde, neredeyse tum hacmi kaplayan sivi dolu buyuk bir bosluk var. Geriye sadece ince bir beyin dokusu tabakasi kalmis. Kaynak: Nature, 2007 https://www.nature.com/news/2007/070...070716-15.html https://prod-images-static.radiopaed...ad2ad3af15.png https://encrypted-tbn0.gstatic.com/i...bvNRBxByL0eg&s https://prod-images-static.radiopaed...g_gallery.jpeg https://prod-images-static.radiopaed...092_thumb.jpeg https://www.researchgate.net/profile...x-and_Q320.jpg Bu son resimlerin vaka bilgilerine bakmadim. Internette carpici gorunuyordu diye aldim, buraya aktardim. |
Ruh-bilinç denilenin yerçekimi gibi olduğuna inanıyorum. Yani güneşin ve dünyanın yerçekimi olanının insanın bedeninin yer çekimi olanı çünkü ben bir şeyin gelip gittiğine inanmıyorum
Yer çekiminin de deniz okyanus gibi olduğu -her yeri doldurduğuna-kapladığına inanıyorum, tüm varoluş, çünkü ben bir şeyin koptuğuna inanmıyorum Bilincin benim olduğuna inanmıyorum Diğer taraftan evet yalnızlık ve yalınlığın (yalnızlık ve yalınlık o kadar bunaltıcı ve çıldırtıcıdır ki) gerçekten de sanrılar üreterek bunu değillediği ve bizi ürettiğine-düşlediğine inanıyorum Yalnızlığın sanrısı o kadar güçlüdür ki; bu nedenle varız Sanrı gerçeği besler Sanrının varlaşması olarak realite Hiç bir tanrı yok, tanrı bunaltı oyun eğlence isteği, tanrı istenç istençler ve dilekler Bunlar yokluğun zihninin kurgusu ve düşleri ve tabi ki yokluk yalınlık yalnızlık bunlar aynı şeyler Yokluk kendi yokluğunun sınır ve sınırsızlığına kendi kendi zihnine çarpışarak devinir Yokluğun dokunabileceği tek şey yokluk/kendi olduğu için kendi kendine dokunmak gibidir |
Ormanda orman ortaktır, derede su ortaktır
Okyanusta okyanus tüm balıklara ortaktır ve güneş ışığı tüm bitkilere ortaktır Ruh-bilinç-tin bu senin değil /senin malın değil. Bizim. Bilincimiz ruhumuz bu ortaktır, bu bizimdir Psike Bir insan öldüğünde doğada bir yıldızın ölümü gibi bir izler,iz,izsi,bulut,hafıza bırakır. Psike budur. Bu dünyanın malıdır ve katılımın malıdır ve zaten bizimdi Sahne önü sahne arkası ve perde önü perde arkası ve .. arkası spoyler ya da sonrası Bu bir kitabı sondan okumadığımız ve bir filmi sondan izlemediğimiz anlamına gelir ve açıklama spoylersa o halde açıklama çabası niye? Olmak durumunu buradan, bu şimdiden, olduğumuz durumda, bu buradaki durumdur. Durum olmaktır. Olanı olduğu gibi olmaktır, olanı sürdürmektir. Algılanan gibidir. Nasıl algılanıyorsa öyledir. Tanrı diye bir şey yok |
Adrew bu kaynakların hiç birisİ BEYİNSİZ değil - Bazı çekim resimleri de kanıt oluşturmaz, bunun bir çok sebebi var, cihaz arızaları, personel hataları, kişileri karıştırma hataları, cihazın özellikleri, bunların haricinde ise piyasaları dolduran sahtelikler, sahtekarlıklar vs... Beyninin yarısı alınan insanlar tabi ki yaşayabilir, bir bölümü kayıp olanlar da yaşar, yeri gelir bir küçük tümör öldürür yeri gelir, dokudan bir portakal kadarı eksilir yaşar vs... Bunlar öne sürdüğün gibi, beyin yok, doku yok, ağ yok, hiç bir şey yok, madde yok(organ yok), ama insanlar NORMAL YAŞAMA devam ediyor ifadeleriyle örtüşmüyor... Bir MR cihazında, bir biçimde yaşadığı öne sürülen bir kişinin kafasının içi tamamen boş görünüyorsa(beyincik bile yok!), o halde ya o cihaz arızalıdır, ya kişiler hastayı karıştırmıştır, ya sahtedir ya da başka bir dolu sebepledir.
Saf, saltık, mutlak(!) bir iddiada bulunulduğunda aksi durumların, göreceliğin olmaması gerekir -> eğer bu bir kıyas ise; Bir yılda, 1 milyon insan beyin tümörleri, kanser vb. yeti, ilşev kayıpları yaşar, hayatı sonlanır -> görmezden gelinir... Aynı yıl bir kaç insan beyninin yarısı TIBBİ(!) operasyonla alınır, işte yarısı yok ama yaşıyor denir, kişi buradan yargı üretip, beyin işlevsizdir hatta organ da değildir, hatta beyin, organ, doku diye bir şey yok gibi sonuçlara varıyorsa ne demeli, geçmiş olsun... Öyle bir şey yapacaksın ki, bütün beyini, beyinciği söküp atacak, sonra kafatasını TAMAMEN KAZIYIP, BOŞ olarak dikecek, bütün şah damarlarını, omur iligiğinden kafaya giden sinirlere değin kesecek, yani boş bir kafatası bırakacak ve gözlemlememize izin vereceksin. İşte beyin hiç bir işe yaramıyor, insanın hiç bir işlevi beyine bağlı veya ilgili değil, bak kafası boş, [B]ama görüyor, konuşuyor, duyuyor, problem çözüyor, plan yapıyor diyecek ve gösterceksin... Var mı böyle bir çalışma, iddian? İşte MR'da çekilmiş boş görünüyor şeklinde SPEKÜLATİF, tutarsız olmamalı. beyincik formasyonuna değin düşmüş vakalarda dahi kişiler veya bünye, beden yaşam belirtisi gösterebilir;.... Benim iddialarda gözlemlediğim; 1. Beyin yok diyorsun = >Var. 2. Beyin tamamen boş diyorsun -> değil... 3. Organ doku, madde yok diyorsun => Var(Düzinelerce faktörü hiçe sayıyorsun kabul, bırakalım temel iç faktörleri, olmayan beyine mi kan pomplanıyor? O halde kes o damarları, bütün omurilik sinirlerini, bakalım ne olacak?). 4. Beynin bir bölümü kesiliyor kişi hala aktivite gösteriyor -> GÖSTERİR. 5. NORMAL BEYİN ile KESİK VEYA UFALMIŞ BEYİNLİ İNSAN arasında hiç bir fark olmuyor diyorsun => GERÇEĞİ YANSITMIYOR. 6. Beyinden söz edip, beyin üzerine konuştuğumuzda bizi beyinden bahsetmekle eleştiriyorsun, bu tutarsız. 7. Bilinçsel işlevlerin organizma olarak nasıl anlam kazandığı konusunda en temel, basit detaylar ifade ediliyor, başka ve ne olduğu belirsiz -artık neye dayanıyor, yaslanıyorsan belli değilken- muhatabı suçluyorsun.. Organ, doku, ağ, sinir vb. dediğimiz için bilmem ne olduğu belirsiz bir anlayışla itham ediyorsun, kelimeyi bilinen (materyalist, ateist, yakında muhtemel bilimi de yanlarına ekleyip, bilim karşıtlığı da yapacaksın) görüşlerden seçiyorsun, ama içeriğin muhataplarla veya muhatapların, onalr adına atfettiğin iddialarınla ilgisi yok. organ yok, madde yok, ilişki yok, ağ yok bunu diyor ve buna inanıyor veya inanmak istiyorsun, ne diyebilirim ki? Organ kayıplarında SIFIR KAYIP İDDİLARI GERÇEĞİ YANSITMAZ, yalandır, bilimle, mantıkla, akılla da bağdaşmaz, telafiler dahi kayıplara nazarandır, telafi durumu kayıpla anlam kazanır.zamanla meydana gelen küçük kayıplarla dahi, milyonlarca kez gözlemlenen belirtiler; 1. Hafıza kayıpları 2. Koordinasyon ve odaklanma sorunları, dikkat dağınıklığı 3. Zayıflayan problem çözme yetenekleri. 4. Denge problemleri 10. ........................... Bunlar bir biçimde telafi edilebilir veya yaşam desteğiyle sürdürülebilir en basit belirtiler... Örnekler arasındaki fark da TESADÜF DEĞİLDİR, hasarın, organların, koşulların, kişilerin hepsinin de tamamen aynı koşul, aynı süreç, aynı biçimli hasar, tıpa tıp aynı beden, ortam, kan, organlar, organa sahip olmaması gibi, bir çok etkene, etmene, faktöre dayanır. Hiç bir insanın beyni, organları vb. diğerinin tıpatıp aynısı ol-a-maz, çünkü her insan farklı koşullarda gelişip, yetişmiştir, hatta her organ bile, hatta bağırsaklar bile, farklı koşullara, farklı maddelere, farklı girdi, çıktılara maruz kalır, A nın bağırsağı = B'nin bağırsağı olarak bakılamaz. Benzerlik GENEL kıyasladır, özele indildiğinde durum değişir. En basit faktörler dahi etkili rol oyanabilir, bütün faktörleri, en basit faktöleri bile dışlayarak ne yapmaya çalışıyorsun?. Şimdi böbrek yetmezliği olan insan da vardır, olmayan da, bu iki böbrek aynı değildir. FARKI OLUŞTURAN DÜZİNELERCE FARKLI koşul, sebep, hatta öyle ki, kişilerin kan tahlillerinde eksik veya fazla olan maddeler dahi olumlu, olumsuz etkendir, bu kadar iç, dış, ince, kaba etkenin olduğu organizmayı, bütün etkenlerden yalıtıp, sanki kağıttan yapılmış işlevsiz, yapısız şekillermiş hatta o da yok, inleri,cinler, HOKUS-POKUSLARMIŞ gibi ele almak her şeyini geçtim, ne kadar mantıklı?. İşte yine "bütün" demek zorunda kaldım, çünkü bu tarz indirgemeci, yalıtımcı yaklaşımlar, hayali, kurgu olarak bütünü yok etme, saçmalama eğilimi-yolunu tercih ediyorlar. TESADÜF konusuna gelirsek, A nehrinden geçen 100 Antilopdan, herhangi bir antilobun timsahlarca yaklanması gaipten tesadüf değildir, ama neden 100 antilop varken K antilobuna rast geldiği sorusunun cevabı tesadüftür, Z'ye de denk gelebilirdi(!). Genel bakarsak 100 antiloptan hiç birisinin yakalanmaması da tesadüftür, herhangi birinin veya bir kaçının yakalanması da, nerede, hangi açı, merkezden, neye göre baktığımız da önemli. Burada tesadüfe konu edilen olaydır, timsahın varlığı, yokluğu, organizması, dokusu, biçimi, cinsiyeti, kuyuruk uzunluğu vb. değil, olayın bağlamıyla bu başka türden konuların ilgisi-alakası yok. TESADÜF -rastlantı, olasılık ve rast gelme vb. - KAVRAMI DA hokus, pokus, gaipten, masallardan çıka gelen, mesnetsiz, temelsiz bir mahiyet taşımaz, en basit kavramları bile doğru tanımlayamayan insanların varlığı da ölçüt değil, aksine rezalettir... Bu kadar basit ifadelerin de artık kavranması, anlaşılması lazım, yüzlerce kez tekrar etmek zorunda kalmayalım. Bu olasılıktı ve geçrekleşti. TESADAÜF konusu ve neye tesadüf dediğimizi DEFALARCA KEZ ANLATTIK ve K antilobu timsahalarca yakalandı çünkü Zeus veya üstün zihin vb. öyle istedi, böyle planladı, başka türlü olamazdı gibi zırvalara karşı da bir cevaptır. Bu bir itham değil, kişinin metafizik önyargıları şartlanması ve bu tür şartlanmalara bağlı inançları, zan-sanrıları varsa detayı yeterince hatta hiç düşünülmemiş bir çok -%99'u sağlıksız, geçersiz, sahte- örnek bulabilir, örnek bulmak zor değil ve bu tarz yaklaşan kişiler bilinçli olarak da örneklere dair yorumlarda olası bütün faktörleri, temelleri, temelde yatanları, temelde olan sebepleri de yok sayma, dışlama eğilimi gösterir, binlerce sayfa araştırma, yazı, cevap da verilse, hatta binlerce kez örnekler sunulup, gözleriyle görse bile, kişi yöntemini, önyargılarını, şartlanmaları aşmadığı, değiştirmediği sürece, o kişi için anlam ifade etmez... Kaldı ki temel mesele örnek meselesi değil, örneği nasıl değerlendirdiğimizle ilgili... "Beyni %40 oranda küçülmüş, normal ebadlarda değil, normal insan beyninden %60 daha küçük, vs, BEYİNİN BİR İŞLEVİ YOK veya beyin yok, madde yok, organ yok, doku yok, ilişki yok" gibi iddialar -sanrılar- geçerli değil. Geçerli ve tutarlı iddiaları ele alacaksak, alalım, ama önce iddialarınız tutarlı, geçerli, sağlıklı olması gerekir, havanda ve hayalde su dövmenin anlamı, yararı yok... |
Ölümden sonra diye bir şey olamaz çünkü zaman bu değildir çünkü o sonra değildir ve ben bu değildir
Ben o'dur ancak o olma halindeki ben bu subjektif gibi belirlenemez Daha ziyade ölüm doğum yoktur, tüm bunlar yanılgı, yanılsama ya da görece, ilüzyon vb demeliyiz Ölümden sonra denen diyarda bir sonra yok, geçmiş bura değil çünkü orada zaman bu değil ve ben bu değilim Doğan bedendir ancak bilinç varoluşun Bedene doğan ben değilim, bilinç varoluşun Bilinç var, havada asılı dolu gibi olan, heryeri dolduran gibi olan ve bunu ortak kullanırız Bunları açıklamak açıklamak değil, anlamak anlamak değil sadece teşbih ya da dil düzeyinde sembolik algı yakınlaştırmaları Bilincin tam emin değilim ama çekim dalgaları gibi açık temsili olduğunu düşünüyorum. Başka da olabilir. Bedenin doğası gereği değişken yapılarıyla ilişkiye girdiğine -birleştiğine inanıyorum. Bu bana göre boşluktan ateşi ışığı kullanmak çekmek odaklamak toplamak vb gibi Bir şey bilmeye gerek yok, açıklamaya da. Aynı kapıya çıkar Atomaltı ya da kuantum denendeki farksız aynılık, biz aynı seyiz başka şeyi bulamayız. Muhtemelen hayvanlar bile bunu biliyor. Burası subjektivite bölgesi, tersinde bu yok Açıklanamaz çünkü kapaklı ya da kapalı değil, gizli ya da saklı değil, açıklı açıklanamaz ya da açık açılamaz anlamında ,kapalı değil anlamında |
O zaman tek bir ornek uzerinden gidelim. Bu anlattigim sey rastgele secilmis bir hikaye degil; bizzat kitabini okuyarak ogrendigim, gercek bir kisinin kendi deneyimini anlattigi bir vaka. Ateist olan bir noroloji cerrahi dusunun. Acik kafatasi ameliyatlari yapiyor ve bu tur ameliyatlarda bazen hastayla ameliyat sirasinda konusarak ilerlemek zorunda kaliyor. Bunun nedeni, hastanin bilincinin ve konusma yetisinin zarar gormediginden emin olmak. Yani cerrah, beynin onemli bolumlerini cikarirken ---assagidaki ornekte temporal lob'u cikariyor----hasta hala konusuyor, sorulara cevap veriyor, bilinci yerinde kaliyor. Bu durum, yillarini beyinle calisarak gecirmis biri icin bile dusundurucu bir sey olsa gerek. Beynin bir bolumu alinirken bilinc nasil korunabiliyor sorusu onu sorgulamaya itiyor, fakat buna ragmen inanc anlaminda bir degisim yasamiyor ve ateist olarak kalmaya devam ediyor. Daha sonra hayati baska bir yerden siniyor. Kucuk cocugu, henuz bir iki yaslarindayken, otistik belirtiler gostermeye basliyor; goz temasi kuramiyor, bakisini kaciriyor, ebeveyn olarak insanin icini parcalayan seyler. Bu durum onu derinden sarsiyor tabii. Bir gun, yine uzun bir ameliyatin ardindan, hastanenin icindeki kucuk kilise odasina iniyor ve hayatinda ilk defa dua etmeyi deniyor, belki cocugum iyilesir diye. Bu sirada, kendisinin cok belirgin olarak tanimladigi bir ic ses duydugunu anlatiyor. Burada durup acikca soylemek gerekiyor: Birinin boyle bir ses duydugunu soylemesi gercekten de duydugu anlamina gelmez. Yogun stres, korku, caresizlik ya da arayis icinde olan insanlarin boyle deneyimler yasadiklarini hissetmeleri insani bir durumdur. Bunu yalan ya da sahte olarak gormuyorum; ayni zamanda psikolojik olarak aciklanabilir olabilecegini de goz ardi etmiyorum. Zaten bu kisim oznel bir deneyim oldugu icin, asıl tartisma noktasi olarak buraya tutunmuyorum. Benim icin asil onemli olan sey, yillarini beyin ameliyatlari yaparak gecirmis, beynin nasil calistigini ve nasil zarar gordugunu yakindan bilen birinin, ameliyat masasi uzerinde, beyin dokusu azalirken bilincin ve konusmanin korunabildigine defalarca sahit olmasi ve bunun uzerine durup bu durumu felsefi olarak sorgulamaya baslamasi. Bu hikayesini kitabinin giris bolumunde arkaplan bilgisi olarak paylasiyor ilk sayfalarda.
Neyse, bu beyin cerrahi, kitabinda, bu kez bizzat kendisinin bir vakadan bahsediyor. Yeni dogan bir bebek, adi Katie. Kitapta ismi degistirmis mi, yoksa hastanin gercek ismini mi kullaniyor, hatirlamiyorum. Ama Katie diyor. MRI goruntulerine bakildiginda gorunen sey su: On loblardan sadece ince bir parca var, derin beyin dokusundan ince bir tabaka ve beyin sapi duruyor. Parietal, temporal ve oksipital loblar ise neredeyse tamamen yok; kafatasinin icini buyuk oranda beyin omurilik sivisi doldurmus durumda. Disaridan bakildiginda Katie normal bir yeni dogan gibi gorunuyor, ama kafasinin icinde neredeyse beyin yok, yerini su almis. Neredeyse diyorum cunku az da olsa var. Yanindaki cift yumurta ikizi kuvözde yatiyor ve saglikli gorunuyor; Katie icinse normal bir hayat ihtimali cok dusuk gorunuyor. Cerrah, ailesiyle konusmaktan cekiniyor. Aslinda dogum oncesi ultrasonda bu durum gorulmus ve anne babaya cocuklarinin beyninin sadece cok kucuk bir kisminin gelisecegi soylenmis. Aile, derin bir engellilik bekliyor. Cerrah yine de az da olsa umutlu konusuyor, cunku yillar icinde sunu ogrenmis: Ultrason ya da MRI'da gorulen beyin yapisi, bir insanin kim olacaginin tum hikayesini anlatmiyor. Dogduktan sonra bekleyip gormek gerekiyor. MRI goruntuleri cok ic acici degil ama hayati bir karar alinmasi gerekiyor. Normalde bu kadar cok sivi olan bebeklerde shunt takilmasi gerekir; aksi halde sivi artar, kafa siser ve bebek hayatini kaybedebilir. Shunt, onu hayatta tutabilir ama eksik olan beyni geri getirmez. Cerrah daha sonra yogun bakima iniyor. Katie'yi kuvözde degil, normal bir besikte, sakin bir sekilde uyurken goruyor. Bu onu sasirtiyor. Yogun bakim doktoru, bebegin hasta olmadigini ve makinelere ihtiyaci olmadigini soyluyor. Kafasini olcuyor, cevresi tamamen normal. Sivi basinc yapmiyor. Bu kucuk ama onemli bir kazanc. Ilk gun shunt gerekmiyor. Daha da sasirtici olani, hicbir zaman ameliyata ihtiyac duymamasi. Gunler ve haftalar boyunca kontroller yapiliyor ve her seferinde Katie'nin gelisiminin normal oldugu goruluyor. Buyudukce parlak, mutlu bir cocuk oluyor. Her yil bu Dr. Egnor'a (olaylari yasayan ve kitabi yazan beyin cerrahinin ismi) rutin kontrole geliyor ve her asamada beklentilerin uzerinde performans gosteriyor. Oturuyor, konusuyor, yuruyor; hatta ikiz kardesinden bile daha erken. Lisede onur listesine giriyor. Yani MRI'da neredeyse olmayan bir beyinle yada cok buyuk bior bolumu olmayan beyinle diyelim daha dogru olsun, gercek hayatta fazlasiyla var, okulda onur derecesi kazanan zeki bir kiz ortaya cikiyor. Assagidaki resmi de bu beyin cerrahinin kitabindan aldim. Kizin butun yasamini belirli senler ve araliklarla gozlemlemis, check etmis. Kendi hastasi....Internetten URL'ye cevirdim buraya eklemek icin. https://image2url.com/r2/default/ima...d5bd957d4e.png Normalde beynin bu denli buyuk bir bolumunun olmamasi, o kisinin zihinsel islevlerini ciddi sekilde olumsuz etkileyebilirdi; hatta buyuk ihtimalle zihinsel engelli olurdu diye dusunuruz. Zaten gercek hayatta bu tur vakalarin buyuk kisminda da gordugumuz sey budur: Hastalarin ilerleyen yillarina baktigimizda pek cogu engelli olarak hayatini surdurur. Ancak burada kritik nokta su: Kisi engelli olsun ya da olmasin, bilinc dedigimiz seyde otomatik bir kopus ya da yok olma gorulmuyor. Ben burada akil sagligi ya da zeka duzeyinden bahsetmiyorum. Zeka, bilinc demek degildir. Zeka; problem cozme, ogrenme, dil, mantik gibi becerilerle ilgilidir. Bilinc ise bireyin dis dunyasinin, cevresinde olup bitenin farkinda olmasidir. Bu ikisi farkli kavramlar. Benim dikkat cektigim nokta su: Bu insanlar zihinsel olarak engelli de olabilir, olmayabilir; ama her iki durumda da dis dunyaya yonelik bir bilinclilik sergiliyorlar. Beynin buyuk bir kismi yokken bile cevreye tepki veriyorlar, farkindalik gosteriyorlar. Mesela yukaridaki ornekte birden fazla lob yok; gorme ile iliskili oksipital lob yok, parietal lobe yok ve temporal bolgeler de hic yok. Ama yine de cok mutlu, zeki, caliskan, hayat dolu bir kiz. Buna ragmen bireyin dis dunyayla kurdugu temel bilincli iliski tamamen ortadan kalkmiyor. Benim vurguladigim sey buydu. |
kisa bir aciklama
"bu kaynakların hiç birisİ BEYİNSİZ değil - Bazı çekim resimleri de kanıt oluşturmaz, bunun bir çok sebebi var, cihaz arızaları, personel hataları, kişileri karıştırma hataları"
Evet, boyle hatalar elbette olabilir; cihaz arizalari, personel hatalari ya da kisilerin karistirilmasi gibi ihtimaller her zaman vardir. Ancak bahsettigim goruntuler hatali cekimler degildi, klinik olarak degerlendirilmis ve raporlanmis goruntulerdi. Yine de sanirim burada konustugumuz konuyla alakasi olmayabilir o resimlerin. Ben acikcasi o yazilari yeterince dikkatli okumamisim; gece 1 miydi, 2'miydi.. yogun zor gun gecirmistim, zaten pek cok ileti yazmistim saatlerce buraya, yorgunlugumdan okumadim. dolayisiyla goruntunun tam olarak neyi gosterdigi ve hangi amacla kullanildigi farkli bir mesele olabilir. Bu nedenle elestirinde kismen haklisin. Bir de soyle haklisin. Ben cellallenip yazinca biraz abartili yazmisim. Bir gram beyni var yada madde yok derken kastim, beynin buyuk bolumunun olmamasi ama bilinc yada farkindalik konusunda her zaman ciddi bozulma olmamasini kast ettim. Yani sifirdan bos bir kafatasindan bahsetmiyorum. Boyle vakalar zaten olmaz. Beyin olmadan bir insan yasayabilir mi? Bilinc derken aritmatik islem yapabilen, problem cozebilen yetilerden degil; insani farkindaliklardan bahsediyorum. Cevresine yanit verebilen farkindaliklardan. Bu noktalari acikca soyleyeyim ki, yanlis anlasilma olmasin. |
Alıntı:
Alıntı:
Benim bahsettiğim ise, beyin küçüldüğü halde bile nasıl oluyor da şu ya da bu yetiler olabiliyor sorusuyla ilgiliydi, çünkü dedim, beyin herhangi mekanik bir tertibat gibi değil, bilinç eylemi de bir yerde sabit bir şey var, veya indirgemecilerin (mekanik materyalist mi, indirgemeci idealist mi denir, artık her ne ise) iddia ettiği gibi kerameti kendinden menkul nöron denen başı bozuklar, koltuğa oturup, gaipten türetiyor veya üretiyor değil, milyalarca hücre, milyarlarca etkileşim, ağ, girdi, çıktılardan "sağılıyor, damıtılıyor"................ daha geniş oranla "dağıtık, ağ-sinir" sistemleri vb. çok geniş yelpazede gerçekleşen aktiviteler içerdiği için, bir bölgesinin kaybı, beynin bütünüyle işlevsiz kalmasına yol açmıyor ve bu diğer taraftan da telafi edilebilir durumlar da sergileyebiliyor veya kayıplar oluyor... Farkındalık bağlamında, yani kişinin en azından kendi farkındalığı, en ilkel benlikden geliyor veya ilgili organ zaten en temelde bu vasıfla anlam kazanmış. Bir çok yeti kaybedilebilir, ama bu yeti diğer karmaşık fonksiyonlar gibi ele alınamaz, diğerlerine nazaran daha sıradan yetilerden birisi olarak da düşünülebilir. Kayıplardan etkilenir mi? Bence etkilenir, yani nasıl ifade edilir, kendinin farkındalığı söz konusu iken algı, yorum kayıpları da söz konusu olabilir... Mesela görmenin, işitmenin belirli bir bölgesi var ve bazı bir çok veya farklı algılar veya kompozisyon namına, ama iş benliğe gelince durum dağıtık bir hal alıyor... Kısaca organın nasıl bir yapısı var ki, şu ya da bu oranda kayıplara rağmen bazı farkındalık yetilerini sağlayabiliyor, bana göre irdelenmnesi gereken ve sorulması gereken ve cevap aranması gereken soru bu... Belkide bilmiyoruz, olabilir... |
Alıntı:
Evrim ne demek, ya da iddiaları ne? Cansız madde öğrendi, bilgi topladı, evrimleşti. Oysa beyni yok Evrim demek madde- cansız madde- bilinçlidir, öğrenebilir evrimleşebilir organize olabilir vb demek Bitkiler öğrenir, evrimleşir, oysa beyni yok Doğa akıllıdır, rastgelelik dışında çok açık seçimler vardır. Mesela doğada yaşıyorsan, çiftçiysen, orman köylüsüysen çok iyi bilirsin, her gün tanık olurdun Mısırı taklit eden bitki vardır (sorum halepense) ve neredeyse tek hedefi ya insan gözü olabilir ya da insana çile verme olabilir. Virüs gibidir, zorluk meşakket demek. Doğayı bilgisayar gibi inceleseydik insanı çileden çıkarma virüsü gibiydi. Orman kırıp kestiğimizi düşünelim. Fındık fidanı dikelim. Çevresindeki gevşek en akışkan toprağı kökü örgü gibi toprağı saran bitkiler kuşatır. Toprak sertleşince aynı ot gider başka ot gelir. Hemen çevrede toprağın sert örtü olduğu yerde o ot yoktur. Ben buna her gün şaşırıyorum. Aynı arazide nem güneş farklarına göre bitki dağılımı gözlemleriz. Bazı meyve ağaçlarının altında hindiba yoğunlaşır çünkü meyve dökülüp çürüyor ve organik madde mineraller dolu Doğa asla tümüyle rastgele değildir, kısmen rastgelelik vardır yani rüzgar savurur tohum biter oysa çok açık organize işler ve rasyonel seçimler var ve orada bir bilinç var ve görürüz yani. Toprağın yüzeyinde bu. Buna toprağın beyni diyemezdik. Mesela fındık mı yapıyorsun? Fındık ağacı çalılık olmayı öğrenmiştir. Bu tamamen evrimsel beceridir. Bu dip bölümündeki çalılar ve onların yapraklarıyla dibini gölgeler, nemli tutar, sonra kışın bunların yapraklarını döker ve örtü oluşturur. Dip çalılar o kadar yoğundur ki yaprağı rüzgar bile sürükleyemez. Fındığın çalı yaprağı dibine yığılır.. Fındık bitkisine insan müdahale etmeseydi kendi çalı ve yapraklarıyla çok kadar yoğun bir yaprak ve çalı örtüsü oluştururdu çok ciddi kuraklarda ve çok az bir toprak örtüsüyle bile dibinde nem bulabilirdik. Fındık bakımı -dip temizliği- yaparken her defasında fındığa zorbalık yapıyor gibi hissederim Tüm bunlar tanrı demek değildir. Biz buna bilinç diyoruz. Marks'ın materyalizmi kendi yabancılaşma dediği gibi doğaya yabancılaşmanın bir ürünüdür. Yani salon müziği gibi doğadan kopmuş, kentleşen insanın düşüncesi, salon düşüncesi. Doğa insanı materyalizmi üretemez ve kent insanı Marks vermeseydi de üretecekti. Buradaki asıl sorun materyalizm değil doğaya yabancılaşmadır ve doğa dışı kalma. Hiç bir zaman doğa insanı materyalist olmayacak. İktidarların ne dediği önemli değildir. Doğada bilgi gözlemden gelir, deneyimden gelir.. Tanrı diye bir şeye de ihtiyaçları yok. Materyalizm ..... (silindi, demek istediğim bazı şeyleri demedim sildim anlamında) |
Alıntı:
Bitki insan tarafından mısır tarlalarından sökülerek uzaklaştırılmaya çalışıldığı için olabilir sökülmeye karşı olağanüstü bir savunma/direnç geliştirmiştir. Kök gövde ve parçalı kökler. Yani kökte 4-5 cm uzunluğunda eklem yapıları vardır ve herbiri bağımsız kendi filizlenebilen yapılardır. Kökü parçalamak bitkiyi çoğaltmaya yol açar. Tek bir eklem bile filizlenebilir. Yani onu elle çekerseniz kökü kopar, bir miktarı geride kalır ve kök yeniden filizlenir. Kökü toprağı eşeleyerek sökmeye ve topraktan ayırmaya çalışsanız bile kök olağanüstü derinlere iner, kırılgan kökler kopar ve tek bir parça bile topraktan ayıramasanız yine başarısız olacaktınız. Bitki mühendislik harikasıdır Bu bitki mısırla birlikte filizlenir ve ilk büyürken onu mısırdan ayırt etmek neredeyse imkansız. Ayrılabilir ancak çok dikkatli inceleme ve emek gerektirir. Yani tarlaya bir kez bulaştıysa çapa ve seyreltme işini adeta bir lanete çevirir ve bu abartısızdır. Bilen de bilir. Yani bu bitki mısır tarımını bulaştığı tarlada neredeyse felç edebilirdi. Eğer pirinç buğday gibi mısırla beslenen bir topluluğun tarlalarına bulaştırılsaydı bu biyolojik savaş olurdu. Sertleşmiş toprakta azalıyor ya da yokoluyor. Sürülen gevşek topraklarda aşırı çoğalıyor. Bitki resmen sana toprağı sürme ya da mısır ekme der gibi Endemik Bitki Eşitliliği Bulunduğum ve üzerinde yaşadığım arazi fındık tarımı kısmen elverişli ve nispeten taşlık. Bu nedenle bir dönem başıboş bırakılmış, atıllaşmış yabanlaşmış ve ormanlaşmış. Kimse dikmemiş ama her yer orman ağacı ve çalı çeşitliliği. 20-30 yıl içinde birden oluyor. Çevrede fındık parselleri ve tarlaları var. Burada da kısmen var. Bizim sınırdan içeri girince çevredeki fındık parsellerine göre yerdeki dahil bitki çeşitliliği abartısız 10 kat ve fazlası. Bu abartısız. Ben çocukken Türkiye orkidelerinin 3/4 ü burada yetişiyordu. Vatanı akdeniz, toroslar, ılgaz vs denenler dahil. Bazılarını artık göremiyoruz. Çocukken oradaydı. Bilmiyorum ama belki de Türkiye de endemik ot yer bitkisi denenin 2/3 ü (üçte ikisi) ya da en az yarısı burada tek bir parsel de varoluyor olabilir. Çevrede yok ya da varsa bile fındık parseli uçlarında kalmış sarp ormanlık arazi parçalarında var. Yerdeki bitki bıçak gibi kesilir değişir. Aynı parselde uçlarda orman varsa orman altı ya da yakını da aynı. Eşek dikenlerinin, orkidelerin gittiğini gözümle gördüm Buradan 50 metre ötedeki bir fındık tarlasına gideyim -sınırın karşısına gideyim- çöle gitmiş gibi ya da yağmur ormanından çıkıp boz tarlaya gitmiş gibi . Çevrede sadece fındık ve yerde 5-10 çeşit bitki var. Burada yerdeki ot çeşidi sayılamaz. Bu abartısızdır. Kahverengi Kokarca Böceği Böcekle tarım yapan biri olarak karşılaşırsanız ve bir an modern böcek ilaçlarının orada var olmadığı bir senaryoyu düşünürseniz neredeyse tarım diye bir şey olamayacağını farkediyorsunuz. Doğa buna resmen izin vermezmiş gibi. - Yabanıl'ı bilen birinin materyalimin m' siyle uzlaşısı bence mümkün değil ancak tanrı karşıtı teknik işbirliği yapılabilir. Yani tanrı demeyi kapatmayacaksanız o zaman materyalizmi yeğlerdik . |
Bir yerde bir dere başlat, kendi elinle başlat ve 100 km içinde dere göl olmadığına emin ol ve (olmayadablir denemek lazım ama bana öyle geliyor ki) yaşamın sonuna doğru o dereye git ve o derede balık, yengeç, karides, su böcekleri, her şeyi bulma olasılığın çok yüksek
Denizden taşınır diyorsan arada yüksek şelalaler olduğuna emin ol. Orman ve doğada böyle, buna benzer olmalı Çorak bir gezegen bulup atmosfer başlatabilseydik? DNA denilen biçimde yaşamın temel mimarisinin bir şeyleri olabilir. Cansız madde de bile Yapay zeka dediğimiz şey var. Bunun kendi kendine öğrenmesini istiyoruz. Temelde veri ve komutlar, bütün herşey bu. Şimdi veri internet alemi. Bağlantı kablolu ya da kablosuz. Beyin yerine işlemci ve bellek, hafıza vb var. Gözlere ihtiyacı yok, deneyime de ihtiyacı yok. |
ictenlik, çok fazla kelime oyunu yapıyorsun ve bütün anlam, öz hiç bir anlam taşımıyor, hikayeleştirmekten öteye de geçmiyor. kendindelik doğadır zaten. İnsan da doğanın bir parçası böylece bütünde doğayladır, ister olumlu, ister olumsuz rol oynasın ayrıştırılamaz (doğa da -kendiliğinde- iyi-kötü, olumlu, olumsuz ayrımı bulunmuyor). İnsanın kendisine (doğa-sına) yabancılaşması da, doğaya yabancılaşmadır... Neyse çok fazla kelime oyunu var ve ayrı ayrı ele almak boşa çaba gibi...
"Bilinç, irade" doğa veya maddenin salt kendinde olan bir şey değil, bu maddenin, maddi yapıların, bilcümle her şeyin ilişkilerinden doğar, açığa çıkar ve ilişki; form, yapıların yapısına göre de değişken yetiler sergiler. Örnek verdiklerin ise organizmalar, yani örgütlü yapılar, o örgütlülük bir çok nitelik, özelliği de anlamlı kılıyor, bilinç de buna dahil. Elbette yukarıda ifade ettiğim gibi, basitten, muazzama farkları da, örgütlü yapıların organik yapısı, içeriği, bileşiği, iç, dış, çevre ilişkileri ve elbette kazandırdığı yetileri... bir çok faktöre bağlı formasyon, yapı, çevre ile girlebilen ilişki düzeyleri vb. farkları belirliyor... Beyinden söz edildiğinde bahse konu edilen beyinli canlılardır, bitkiden söz edilecekse illa beyin gerekmiyor ve çeşitli etkilere karşı örgütlü tepki verilmiş olması da canlılığı ifade eder, ancak bu "benlik-farkındalık bilinci" anlamına gelmez... Bütün ömrü boyunca şubatta 1 hafta güneş açtı diye çiçeğe duran ağaç, henüz şubat ayında olduğunu idrak edip, bir sonraki sene bu hataya düşmeyim diyemiyor -tepkilenim ağırlıklı ve temel olarak kimyasal-fiziki oto tepkimeler bağlı. Bu sene aldanmayım gibi bir bir seçimde bulunamıyor. Bilinç olgusu, öncelikle farkındalık, ölçme, yorumlama, SEÇİM YAPABİLME gibi çeşitli temel faktörlere dayanır, ilkel benlik ise önce gayrısının -dıştan gelen algıların-duyularca verilen tepki ölçümü, kıyas ve farklları ayrıt etmek- sonra-ve böylece, alıcının-kendisinin farkındalığıyla anlam kazanır. Temelde verici(etkiler) ve alıcı(tepkiler)... Birnot: Bilimsel metinlerde, bir ç.ok başka kavramlarda olduğu gibi hatalı biçimde, -etkileşime -> o da doğal olarak yayılıma ve aktıya yol açıyor, aktıya da bilgi derler, ama kullanım kastını bilmeyen veya kavramayan insanlar, bu ifadeyi ancak alıcının, vericiden elde ettiği etkiyi yorumladığında anlam kazanan bilgi-farkındalık ile karıştırıyorlar. Örneğin masada duran bardağın devrilmesine de "davranış" derler, yani bardak bir seçim, davranışta bulunmuş gibi, oysa bu tür kelime ve kavramları bilinçli olarak kullananlar, burada kullandıkalrı kelimenin gerçek anlamda bir davranış değil, ama açıklayan ve okuyacak ve yorumlayacak olan insan olduğu için, insanın yüklediği anlam üzerinden ifade ederler. Gerçekte ise bardak bir davranış göstermiyor, o sadece dengesiz bir zeminde olduğu için kütle çekimiyle düşüyor. İstem veya seçime dayalı değil, bardak o durumda, "hadi bakalım inat ettim düşmeyeceğim, şu kulpumu çevirip zeminden tutunayım, canım öyle istedi" davranışı, keyfilik sergileyemez, düşmesi de bilgi-bilinçli bir davranış değildir. Bardağın düştüğünün farkında olmamız" ve böylece bilgi, bizim bir dolu kıyas, farkındalık ve yorumlama eylemimizle hayat bulur", ama bardağın "düşmesi" -düşüşün kendisi- bilgi değil, olaydır. Bilgi bu düşüşün, olayın(gözlem nesnesi, olgusunun vs.) farkındalığı ve yorumuyla anlam kazanır. Hatta açlık, tokluk hissi, bütün duyular da olay ve olayların farkındalığıyladır , böylece etki-tepkiler, çekimlerden, itimlerden, olaylar(etkiler, tepkiler, sonuçlar) meydana gelir ve bu da hisiyat ve hissiyatın farkındalığı bilgisini sağlar. Bardağın düşmesi olayına, "davranış" anlamını yükleyen ben-merkezci, özneliğinden(mecburen), kendisini referans almaktan kaçamayan, merkeze kendisini koymaktan sıyrılamayan insandır ve bu tür yakıştırmalar bize bir kaç bin yılın ilkel mirasıdır. Ağaçla, taşla, karıncayla konuşan peygamberinin, hatta gece ve gündüzü bile konuşturanların masallarıyla pekişmiş bir kültür var. Hatta bir çok nicelik de, sanki kendinden menkul nitelikmiş gibi kullanılıyor bunlar da bir sürü anlam ve kavram kargaşasına, yanlış anlaşılmalara yol açıyor. örneğin zaman, boyut, hız, uzunluk, kütle(miktar-nicelik), enerji(örneğin elektrik => elektron akışı ve musalalt olduğu formlarda oluşturduğu etki-tepki, ses enerjisi => ortamda maddeler üzerinden yayılan etkileşim ve oluşturduğu basınç farkları vs.). Doğaya sanki özel bir kişi, şahıs, Zeus, Ali, Ayşeymiş gibi yaklaşıp, kişisel anlamlar yükleyen de yine insan. Oysa şeyleşebilmek, özne olmak için ayrışmak, formlaşmak, özgülük-içkinlik, sınırlayabilmek ve sınırlananabilmek -böylece kendileşebilmek, temsil ve işaret edilebilir olmak, bireyleşebilmek vb. vb. gerekir, bunun olanağı da en temelde nevi şahsına münhasırlık içermeyen -kendindne başka parça ihtiva etmeyen parça- muhtevaya muhtaçtır. Bütün, parçayladır, bütünde anlam kazanan özellik, nitelik ve yetiler, ancak o bütünün çelişkilerinden -içkinliğinde ve çevresinde kapsadığı farklı parçalardan- doğar. Hiç bir parça ihtiya etmeyenin içsel, öz çelişkisi de olmaz, çelişki, öz-içsel çelişmeyen-ler-in, ilişkisi-çelişmesiyle, biçimsel çelişki de ötekiyle (kendinden başka parça ihtiva etmese de, diğer parçadan ayrı olma çelişkisini anlamlı kılarak) başlar. Düzen-kaostan, biçim-biçimsizden anlam kazanır. Bilinç-bilinçsiz-lik-den, ilk-elden form-form olmayandan, boşluk-doludan, dolu-boştan, var-yoktan, yok-vardan, bilinç-bilinçsizden(mümkün olur) anlam kazanır ve ayrı-gayrı olamazlar(birbirlerine içkindirler)... Çelişki varsa, çelişmeyen, düzen-kaosla, kaos-düzenle, "yok" ancak "varla" mümkün olur, tek başına olamazlar. Doğada hazır gezen bilgi mi var? Nerede ve neyde barınıyor, taşınıyor, hafıza ediliyor, üretiliyor? Bir organik yapı, yapısına göre davranış sergileyecektir, bu yapısal olarak kaçınılmaz, ancak işin içine irade girmişse bu tepkinin ölçülüp, yorumlanma, seçebilme, kıyas edebilme ve mekanik-fiziki etkileri yorumlayarak(ki yorum da bir eylem, tepkidir) asgari de olsa bilinçli tepkiler verebilme yetisine vakıf olunduğu anlamına gelir. Canlı bunu yapısına borçuludur, doğada hazır paket gezen hurafeden kanatlı bilinç meleklerine ve bilgi tanrısına ya da bizlerin masalları, anıştırmaları, yakıştırmaları değil (biz bir taşa anlam yükledik diye taş o anlamı taşımış olmuyor)... Bu tarz yaklaşımlar, doğada metafizik bilgi, bilinç vardır anlayışı salt idealizm, insan uydurması, kurgu, sanrıları, kompleksi, doğa ve kendisine yabancılaşmasının ürünü... Nitelik, özellik, yeti, ilişki, etki, tepki, kıyas, farkındalık, yorum, bilinç... Ateşle, barut gibi, şeylerin-form-yapıların- birbiriyle olan ilişkisinde, form-yapıları(bileşiği, muhtevası, bileşenleri veçeşidi) gereği birbirinden ayrı olma vasıfları, ilişki anında birbirlerine etki, nüfuz etmelerini sağlar, bu durumda her form, yabancı girdilere karşı(dış ve iç akrabalar-yabancılar -envai çeşit formlar), kaçınılmaz, doğal olarak tepkilenir, tepkime gösterir. En temelde mesele, formların ve formlardan oluşan daha geniş form-yapıların, bu doğal etkileşimleri ve verilen tepkiyi ölçebilmesiyle anlam kazanır. Bilinç bu ve bir çok temel faktöre dayalı olarak, formca verilen tepkilerin, asimetrik olarak daha büyük formun parçası olmalarıyla, form dahilindeki diğer iç-dış formlarla(en kaba uzuvdan, hücresine, molekülüne, atomuna değin, hepsi de birer form) ilişkileri düzeyinde etki etmesiyle etki ve tepki biçimleri de çeşitlenir. Çeşitlenen etki, tepki biçimleri de ilkel yorumdan ziyade, örgütlü yorum olanağı sağlar(ve temel girdi-çıktılar, bir ve sıfırlar gibi değil, çok çeşitli fiziki etkileşimler gibi, çeşitli kimyasal reaksiyonlar, formsal dönüşüm, değişim ve etki-tepkileride kapsayan zengin bir tabana sahip olur). A bir kümedir ve içinde ve kabuğunda binlerce B,C,D,E,F,G,H... başka formlar bulunur. Diyelim ki, K ise başka bir şey ve A kümesinin dışında olsun. K, A kümesinin kabuğunda olan C formuna etkidiğinde, C formu patlama reaksiyonu veriyor olsun. C formu bu etkiyi içe doğru yansıttığında, A'nın kümesi olan D formuna etkiyor, D formu da C'nin patlama reaksiyonuna, patlama değil, büzülme reaksiyonu gösteriyor, o diğer D'ye, E'ye böylece zincirleme bir reaksiyon, aktıya(etki yayılımı) yol açıyor, bir çok değişken, dğeişen, farklı ilişki ile yayılıyor, çeşitleniyor vs. Oysa dıştaki K'dan gelen etki, C'ye değil de; direk D'ye etki etseydi, D formu, C formudan daha farklı tepki veririrdi. Yani ateş(K), baruta(C) etki edince barut patlar, ama barut(C), "su'ya(D)" ilişince barut(C) patlamaz, ancak bu durumda da barut ile su karışımı, hamurlaşma oluşur -birisinde patlama etkisi yayılımı vardı, diğerinde ise karışma ve etkileşimin süregiderliği. Yine ateş(K), suya iliştiğinde daha farklı tepkime oluşur... Yine değişen ortamlar, değişen etkileşimler de, 2 aynı tür olan 2 parçanın dahi etkileşimleri değişken olur, A, B'ye 3 şiddetinde etki eder -çünkü K da A'yı 3 şiddetinde etkileyip iteklemiştir, ya da birisinin bileşiğinde 50 adet olan X formu, diğerinde o anda 40 adettir... Yani aynı türden 3 parçanın bile etkileşimleri stabil ve daim aynı seviyede, çevre etkisi, ortam, yoğunluk, armosfer, basınç düzeyinde değildir, buradan dahi çeşitlilik, farklar doğar... Kısaca çok farklı formların, çok farklı ilişki, etkileşimden çok farklı tepkiler meydana gelir ve böylece farklar ve farklara nazaran kıyaslar, ölçüm-e, dolayısıyla, milyarlarca yılda RASTLANTISAL OLARAK DA değişim eğrisi gösteren organizmalarda; "OLASI TÜM DURUMLAR" belirli oranda gerçekleşmiş olur. Doğada rastlantı demek sırf rüzgar eser, yaprak savurulur demek değil. 4 Haneli bir rakam kaç kez kombine edilebilir? 4 farklı form, kaç kez kombine edilebilir? Peki 4.000.000 farklı parça kaç türlü kombine olabilir? Rüzgar eser, dalga vurur, şimşek çakar .................... basit sandığınız rastlantı bile, 400.000.000.000 farklı basit organizmadan olası kombinasyonlardan binlercesinin gerçekleşmesini sağlayabilir. Rastlantı, tesadüf kelimesi, kavramını bir çok insan yanlış biliyor veya doğru kavrayamıyor... Bunda dinlerin de ağır etkisi var (yoktan var etmek, üflemek, üfürmek, gaipten belirmek gibi sanılıyor, algılanıyor) 4 elementle bir ortam oluştu diyelim. Bu 4 element, ortamdan da ilk, ilkel organik formlar gelişti diyelim. Bu formlar 24 saat içinde 1.000 organizma oldu diyelim. Bu durumda ortam da değişti, şimdi birbiriyle ilişki halinde olan 4-5 element değil, onlar üzerinden gelişen binlerce başka form da oluştu... Bu halde kalan 24 saat içinde bölüne, bölüne 10.000 oldu diyelim. Sonraki 24 saat, sonraki, sonraki? Oldular 1 milyar diyelim. Çevre, kendi ve ilişki sayısının asitmetrik artışı, çok daha farklı form, biçimlere, çeşitlenmeye kapı açtığı gibi, bu süreçte beher formun ilişkisi de diğerlerine eşit olmamaklam birtlikte çeşitlendi. Örneğin, A formu ömrü boyunca B ve C formu, ortamı ile ilişki, etki, tepkimeye girdi, ama A ile aynı türden olan K formu, C,K,L,M formları veya ortam değişkenleriyle ilişkiye, tepkimeye maruz kaldı, girdi-çıktılar oldu...... Burada A formunun B ve C formu, ortamıyla ilişkisi olası iken, C formunun da 4 farklı form, ortam değişkeniyle ilişkisi de olasıdır, böylece RASTALNTISALLIK DEDİĞİMİZ OLASILIKTAN BAĞIMSIZ BİR KAVRAM DEĞİLDİR. Katrilyonlarca ilkel form, sular balçıklar, karalar, bütün satıha yayıldı, çoğaldıkça ilişkiler de çeşitlendiği gibi yayıldıkça ortamlar da değişti. Burada artık hayat var, ölü değil diri, hem de en agresif diri... Ne olsaydı da canlı formu farkındalık kazansaydı? Farkındalık vasfına, yetisine sahip olabilecek düzeyde bir FORM-YAPIYA SAHİP OLARAK. Bunun olasılığı nedir? Katrilyonlarca kez katrilyon da 1 bile olsa, bu olasılık için katrilyonlarca kez katrilyon "deneme" gerekecekse, o halde tüm satıha yayılmış katrilyonlarca organik form ve 24 saatte bile katrilyonlarca ilişkisi söz konusu. yani hatta 1 saate bile katrilyonlarca ilişki, farklı ilişki, farklı rastlantı, FARKLILAŞMA, rastlaşma... 1.000, 10.000, 100.000 yılda ne olur peki? peki ya aniden değişen etkiler, bir şimşeğin bile çevresine olan etkisi? ............. düzinelerce farklı faktör... Peki sizce, Ay'daki ceviz ağaçlarınız bu sene ceviz verecek mi? Yoksa Hz. Bilinç(CC) meleğiniz, görünen evrenin %99,99'unda kaytardı veya 20 milyar yılllık izine mi çıktı? Yoksa Hz. Bilinç(CC) meleğini, inci dişli Hz. Reptilianlar(RA) falan mı yedi? Herneyse, bilinç sizin şuna buna, lafzen, kurgu ile atfettiğiniz türden bir ilahilik, ne idüğü belirsiz -neresinde tutacaksın?- bir varlık biçimi değil, organizmaların en temelde etki-tepki düzeyinden, tepkilenim zincirinin ölçüm, kıyas ve yorumuyla anlam kazanmakta... Ve canlı organizmalar da doğanın bir parçası, doğadan ayrı ve dışında değiller ve insnaın kendisine yabancılaşması salt DIŞINDA GÖRDÜĞÜ DOĞAYA DEĞİL, KENDİ YETİ, GERÇEKLİĞİ, HALİ, DURUMU, TALEP VE HAKLARINA da yabancılaşmasıdır... şehirli şimarıkalrın uydurduğu bir şey değildir, ama sizin gibi kentli öznel şimarıklar doğayı üzerinde yürüyüp, yiyip, içip, sıçtıkları çiftliği, insanı, canlıları da doğanın dışında, ayrı bir garabet sanıyor, neyse nasılsa hakim olan sizin anlayışınız, dünyanın da kah öyle, kah böyle öznel idealizm, komplekslerle, cahilce ve bilmeği konularda ahkam kese kese içine sıçtınız... O kompleksleriniz, vurdumduymazlığınız, ciddiyetten uzaklığınız, kelime oyunlarına değin basitleştirip, her şeyi basit kelimelere ve alaksız çözümlere indirgeyip, yüzeyselleştirdiğiniz halinizle, size anlatmak, duvara konuşmak gibi.. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:58 . |