![]() |
Ateizm Dindir.
Dinsizlik, niteligi kendine has bir dindir.
Dinsizlik de Dindir. Herkesin bir şeriatı var. "Dinsizlik din ise, sağlıklı olmak bir hastalıktır", türünden anlamsız ve sadece dilbilim için anlamlı olabilecek bir cümle bana antitez olarak söylenebilir. Bir "Aydın Türk" lakaplı mürted, Ateizmi Anlamak isimli derlemesinde 212. sayfada (Haziran 2012, birinci baskı, propaganda yayınları) itiraf niteliğinde bir paragraf yazmıştır. Naklediyorum : "Bir empirist (ve materyalist) olan Hume, herhangi bir şeyin varlığının sadece zihinsel muhakeme ile bulunamayacağını ortaya koymuştur. Rasyonalist filozoflar (ki idealisttirler) bu konuda çok daha iyimser olmuşlar ve pek çoğu örneğin Tanrı'nın varlığı için a priori kanıtlar önermeye çalışmışlardır. (Bu tür bir çabanın boşa kürek çekmek olacağı, çünkü sırf zihinde yapılan muhakemelerle Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışmanın, kedinin kendi kuyruğunu kovalamasına benzer bir şekilde, başladığı yere dönen ve başlangıçta içerdiği gizli kabulleri dönüp dolaşıp kanıt diye sunan döngüsel bir düşünce biçimi olacağı bugün çok daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bu tür bir varlık ile ilgili yargıya varabilmek için dıştan gelen veri kullanmak gerekmektedir)." (Alıntı bitti.) Yani Tanrı ile ilgili yargıya varabilmek için dıştan gelen veri kullanmak gerekmektedir. Tanrı hakkında dıştan bir veri gelmeden, Tanrı'nın yokluğu ve varlığı için düşünceler üretmek, Tanrıdan gelip Tanrıya varır, Tanrı'nın yokluğu düşüncesinde ise Tanrı'nın yokluğundan başlayıp Tanrı'nın yokluğuna varır, yani sırf zihinde Tanrı'nın yokluğunun kanıtlanamayacağı anlatılmaktadır. Dıştan gelen veri olmadan Tanrının varlığını reddetmek ahmakçadır yani. İşte dıştan veri olmadan doğruluğuna inanılan; Ateizm kavramı oluşmaktadır. Doğasında inanmamaya olan inanç vardır. Çünkü dıştan gelen veri yoktur. Yani bir yerden gelen Tanrısızlık belgesi olamayacağından, sakat bir düşünce ile dıştan veri olmaksızın Tanrının yokluğuna hükmetmek ve karar vermek, dıştan gelen bir veri olmadan inanılan bir inanış olmaktadır. Dinsizlik bir inanıştır. Çeşitli ülkelerin kültür ve örflerine bürünerek seküler bir din yapısına ulaşmaktadır. Yani dinsizlik dindir. Ateist ve laik bakışın bir mesnedi, dayanağı yok, dolayısıyla gereği yok, çünkü bir dış veri olmadan inanılan bir 'gaybi (!) bilgi' özelliği taşımaktadır ki bunun ileri formu şizofrenik hezeyanlara (Militan Jöntürkçülük) kadar gider. Oysa ümmet-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vessellem) olarak, bizim inancımızı 'belgeler' belgeler : Al-i İmran (183) : Onlar, "Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti" dediler. De ki: "Benden önce size nice peygamberler açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?" Enam (57) : De ki: "Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah'a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır." Nahl (44) : (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik. Muhammed (14) : Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir? |
Kendi yazımdır.
|
|
Kaçamak yanıtlar.
Dıştan gelen veri bulamadıkça kaçamak cümlelerle gündem değiştirirsiniz. 2004 senesinden beri Ateistforum'un "mantık" nickli admininin yazılarını takip edip özümlüyorum. "Ateizmi Anlamak" kitabını da O derledi, biliyorum. Üslup aynı. Aldığım ve kendime delil olarak kullandığım o paragraf mantık'ın yazısı yani... O yazıya anlamsız demek, admin mantık'ın tüm birikimlerine anlamsız demek anlamına gelir. Kendi çelişkilerinizde boğulun. Tanrısızlığa dıştan gelen veri ne vardır , onu söyleyin asıl.. |
Alıntı:
Antropoloji açısından bakalım önce. "Yerleşik hayata geçiş ve devletlerin kurulmasıyla birlikte birçok toplumda krallar ilahi özelliklerle donatılmış, hatta bazıları doğrudan tanrı veya tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak görülmüştür. Bu durum, tanrı tasavvurunun siyasal otoriteyle iç içe geliştiğini gösteren önemli örneklerden biridir." Fizik açısından bakalım. "Modern fizik, maddenin oluşumunu açıklamak için doğaüstü bir müdahaleye ihtiyaç duymayan modeller geliştirmiştir. Simetri kırılması ve parçacık fiziği gibi mekanizmalar, maddenin nasıl ortaya çıktığını doğal süreçlerle açıklamaktadır." Biyoloji açısından bakalım. "İnsanın diğer primatlarla ortak ataya sahip olması, insanın biyolojik olarak doğanın geri kalanından bütünüyle ayrı ve özel yaratıldığı yönündeki klasik yorumları ciddi biçimde zorlamaktadır." Sonuç; "Bugüne kadar elde edilen bilimsel ve tarihsel veriler, tanrı varsayımına ihtiyaç duymadan evreni, yaşamı ve dinlerin ortaya çıkışını açıklayabilmektedir." |
Bilimde ateist modeller, açıklama bile değildir. Sezgi bile değil, ateist zandan ibarettir. Materyalizmi bilime giydirmek için dayatılır.
Önce , bilim ile bilimsel yöntemi ve teknolojiyi ayıralım. Bilim kesinlik içermez. Ancak değişen bilimsel metodolojinin şu anki dogmalaşmış 'bilimsel yöntem'i yüzde yüz materyalisttir. Ateistler buradan hareket ederek materyalist oluyorlar. Oysaki bilimsel yöntemin materyalist oluşu tamamen bilime bir komplodur: Masonların Fransız İhtilalinin ardından kanlı süreçler sonucunda bilimi tekeline alması ve "bilimsel yöntem" diyerek materyalist yaklaşımı , "bilimsel metod" olarak , tekeline aldıkları bilim çevresine dayatması, sizin gibi mürtedleri sevindirir ve sizin için Allah Teala'ya saldırmak için bulunmaz bir nimettir. Varsayımları bilim diye yutturmaya devam .. İnşallah yakında bilimsel yöntemi , masonların işgalinden kurtarıp Birunilerin, Harezmilerin, Cabir bin Hayyan'ların ortamını tekrar ve daha güzel oluşturacaktır müslüman cesur gençler. Ey sevgili forum okuyucusu! Elimde Kuran var ve kimse dengini yazamıyor Senin elinde hangi belge var ? |
Alıntı:
Cevap verilip irdelenecek bir tutarı da yok saydıkladıklarınızın(zaten konuda ilgili cevaplar verildi, önce okuyun). "materyalizm bilime bir komplodur" sözünüz, zaten bu konularda cehaletinizin derecesini gösteriyor... Bilmediğiniz konularda, birilerinin bir yerlerinden ya cehalet ya da adi menfaatleri adına uydurduğu karalama sloganlarını atmak yerine, öğrenmek olmuyorsa sormak yeğdir... BİLİMİN ESASI, mayası, varlığının sağlayanı MATERYALİZMDİR(gözlem, veri, deney, sınama => bilgi, her şey değişir => materyalizm -bu işin felsefesi, sorgunun, irdenin temelidir. felsefe olmadan sorgulama, irdeleme, soru da olmaz), 3 gram bilinci olan insan o sözü etmez, kısaca bilmiyorsunuz bu açık, ama üfürmekten de, boş lafazan sloganlardan da geri durmuyorsunuz... her şeyden önce DÜRÜST dğeilsiniz işte en önemli sorunumuz da bu, akıli, mantık, düşüncede karakter sorunu.. |
çaresizsiniz.
kelimelerle çırpınışlar.... rezil olmamak için, forum okuyucularına hitaben yazılmış "en son sözü ateistler söyler" kurnazlığı... sizi fazla kızdırmış oldum mantık'ın cümleleriyle... çelişkilerinizde boğulun Sizi Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vessellem'in şeriatına çağırıyorum. Dünyada çuvallıyorsunuz -işte delili: yukarıdaki yazılarınız- ahirette zor duruma düşmeyin bari İman ettirmek Allah'ın vazifesi. Benden bu kadar. |
Alıntı:
Şeriata(bundan anladıkları da genelde despotik Emevi harami saltanatı, yani mana değil, uygulama, despotizm!) çağırıyormuş, sebep? Allah mı istiyor, Allah istediyse olmuştur zaten(değil mi! imanı eksik) sana şirk koşmak düşmez, olmamışsa Allah istememiştir, öyleyse Allah adına hüküm vermek de, bozuk sayıp düzeltme sanrısı da sana düşmez... Önce sen "Allah ne dilerse, isterse gerçekleşir" demeyi öğren, önce imanında kendini düzelt ve böylece şirke de düşmemiş olursun... Bu çapsız, anlamsız, mankurt siyaseti, akıl, mantık dışı, cahil propagandaları bırak, kendine dön ve önce dürüst olunuz... |
Alıntı:
Sana yeni bir tanrı modeli tanımlıyorum hemen. Bu tanrı; kuran kitabına inanan müslümanları öldükten sonra buz gezegenine atıyormuş. Sonsuza kadar soğuktan titreyecekler. Kuran kitabını şeytana yollattı imtihan olsun diye. Bunu fark edemeyenleri dondurarak cezalandırıyor. Şimdi ''dıştan gelen bir veri'' olmadan bu tanrıyı inkar ettiğinizi görüyorum. |
Ateizm din felan değildir. Ateizm tanrı ve inançları reddeder. Ben ateist değilim ama ateistler konusunda hemfikrim olduğu dinler ve inançlar gerçek değildir. Ben deizme inanıyorum. Fakat deizm de ateizm de din olmuyor. Ben Tanrının insana ve evrene müdahale etmediğine ve din, peygamber kutsal kitap göndermediğine inanıyorum. Önceden agnostik ve ondan önceden de ateisttim. Ama evrenin muazzam büyüklüğü bence Tanrıya sonuç olarak götürüyor. Yani kısaca ateizm, deizm, agnostik, panteizm gibi bunlar felsefi akımdır. Ve bunlara din felan bence diyemeyiz.
|
|
Ateizm din degildir; ontolojik anlamda bir inanctir, epistemolojik anlamda ise inancın yokluğu yada reddidir ve ayni zamanda bir dünya-gorusudur. Ateizmi bir din olarak niteleyebilmemiz icin, belirli ve sistemli inanc kalıpları içermesi gerekirdi, halbuki ateizmde boyle inanc sistemleri bulunmuyor. Fakat bu, onun inanc içermediği anlamına gelmez; fakat bu onu din yapmaz.
|
Ateimz inanç değildir, gayet bilimsel, akıl, mantıkla örülmüş bir tercih, görüştür... Tanrı üzerine, tanrıya göre kendisini konumlayan (ateizm harici tümü), duruşu, görüşü artık her ne ise, temeli dogmatik olmakla birlikte bilimden uzaktır... İnanç denebilir, çünkü bu sadece zanlara dayalı... Neden illa her şeye bir inanç kulpu takmalıyız ki, teist miyiz? Bilim inançtır diyenler gibi :)
Birisi çıkıp tanrı bilinemez derse, bu dogmatik bir ifade, inanç olabilir... Çünkü inançlar salt insan hissiyatıyla ilgili değil, dogma, zan, menfaat, ekonomi-politik(fayda!), ideolojik, empoze v.b. temelli olabilir, kaldı ki bilinemez dediği şeyi nasıl tanımladı, bilinemez olduğuna nasıl karar verdi, tanrı dediği şeyin özellik, niteliklerini mi çözümledi, gözlemledi, e ne diyeyim yazık! :). Ateizm ise gayet net ifade ediyor, gözlem, veri, bilgi, bulgu, belge, gerek, olanak koşulları olmayan bir şeye değil inanmak GERÇEKTE(objektif, nesnel, somut, bilgi tabanlı) bahsi bile imkansız. Tanrı tanı-mla-mama konusu neden ısrarla yanlış anlaşılıyor, ateist bir tanrı tanımlayamadığı için, tanrı esası, usulüne göre kendisini konumlayamaz. Çünkü tanı-mıyor, tanı yok. Bir inanç, inanmama, bilme, bilmeme davranışı da gösteremez(Siz binlerce tanrıya inanıyor musunuz? Tümü de insan uydurması, hayal ve kurguları. Bilimsel, akıl, mantık, sağlıklı olanı da, masal, mitolojik v.b. uydurmalara aldanmamak, inanmamak). Burada inanç görmüyorum... Gerçekte bir tanrı hakkında konuşmak, sadece safsata , öznel(subjektif) alanda konuştuğumuz ise;;; ideolojik, mitolojik, masal, kurgu, sanal, politik.... Kurgular, uydurmalar, masallar, gerçekle karıştırmamalı... Birisi Haguguhuhu "evreni yarattı(sanki görmüş, bilgi ve imkanı var, şahitmiş gibi)" dedi diye, oturup inanma veya olasılık verme durumunda değiliz, mecbur da değiliz(sanki mecburmuşuz gibi inanç masalı okumak sağlıklı olmaz). Olasılık için dahi veri lazım... bir kere yaratmak fiiliyle, yalanıyla öne çıktığı an, baştan safsata... Elimizde Evrenin, varlık-yokluğun yaratıldığına dair veri mi var, ki yaratım fiili sonrasına atlayabilelim? Ki varlık-yokluk yaratılamaz, bunlar fiil değil, "mek, mak" alamazlar, tüm fiillere olanak sağlayan, tüm formları, ilişkileri, fiilleri, böylece tüm ölçüleri, "mek, mak" v.b. anlamlı kılan temel denebilir! Kaldı ki bu konu felsefenin konusu olur, masallarla, akıl, mantık, bilim, izan, irfan dışı pozisyonda sonsuza kadar laflamak isteyen laflayabilir, bu O'nun tercihi olur, ama bu tarz bilim dışı, dogmatik, akıl, mantık dışı zaman israfı şeylere meyil vermemek de inanç değil, tercihtir. Dinlerle, ekonomi-politik, ideolojik, sosyo-politik(baskılar, misyonerlikler v.s.) v.b. alanda cereyan eden politik çatışmalar, rekabetler, tartışmalarla karıştırılmamalı... Örneğin AKP'nin politikalarına karşı çıkıyoruz, bir çok bilim dışı görüşü, uygulamayı v.s eleştiriyor, konu ediyor, yerine göre mücadele ediyoruz, ama bu durum bizi, AKP veya karşı çıktıklarımızla aynı kulvara konumlamaz... Bağnazlık, yobazlığın her türlüsü ret edilmeli veya çeşitli ideolojik empozelerle kabullenilmemeli.. Ateizm ne tanrılıdır ne de tanrısız o zemine gir-e-mez, Pinokyo hakkında ne düşünüyorsak veya Zeus hakkında, bu da öyle, tamamen subjektif olur. İdeolojiler, siyaset, politika, dinlerin v.b. subjektif, öznel alandaki varlığı, sosyo kültürel etkileri, sosyal, toplumsal ilişkiler bazında cereyan eden rekabet v.b. ontolojik değil, aslında politik alanı temsil eder... Yani ateizm ile gündelik politik, öznel zeminler karıştırılmamalı... Her ateistin her konuda görüşü, eleştirisi, olumlama veya olumlamama, kabul veya ret etme hakkı vardır ve bu ontolojik değil tamamen ideolojik, politik, sosyo-kültürel, subjektif meseleler :) Bana tanrı soruluyorsa; tanımsız, dolayısıyla ne hakkındalığına sahibim, ne hakkında bir yargı üretebilirim, ne de aslında nev-i şahsına münhasır konuşabilirim, ne bilebilirim ne bilmeyebilirim, ne inanabilirim ne de inanmayabilirim, böyle bir olanağa sahip değilim. Bugüne kadar şu ya da bu tanrıya dair konuşmalarımız nesnel karşılığı olan bir tanrı değil, insan uydurması, masal, mitoloji ürünü hikayelerin, masal-roman kahramanı, masal karakterlerine dair... Pinokyo'yu da, Superman'i, Alaadin'i, Alice harikalar Diyarı'nı v.b. ve yine aynı yerden türetilen sözde mitolojiler ve sözde masal kahramanlarını da konuşabilirim, hepsi de senaryo, kurgu, masala göre tanımlı(subjektif, sanal)... Elde olan tanım subjektif, biz de bu sayede ancak masal karakterlerine dair konuşabiliyoruz, ama bu alan öznel(subjektif)... Çeşitli teist iddiaları v.s. ele alışımızda yine öznel zemindedir, yani bu alan felsefe, fikir, görüş, politik alandadır... Birisi bana "bir tanrı olmak zorunda" falan dediğinde aslında türlü yönden, akıl, mantık, bilim, izan, irfan, bilinç, bütün yönleriyle saçmalıyor, ama saçmaladığını bilmiyor... "olabilir" dediğinde de saçmalıyor, zira elinde, ortada gerçek bir tanrı tanımı dahi yok! Pardon ne hakkında konuşuyoruz? Hiç... Yine saçmaladığını bilmiyor ve bu konular felsefenin konuları, ateizme özgü değil. Ve masallara, dogmalara, uydurmalara, zanlara inanmamak, bir inanç değil, akıl, mantık, bilinç, zeka, bilimdir... Somut karşılığı olan ancak bilinebilir, inanılmaz ve inanç, zan alanında izah edilemezler... Bilinmeyenin ise zaten bir hakkındalığı, bahsi olmaz... |
Alıntı:
"İnanç" dini bir kelimedir, dini temsil eder. Bazen alışkanlıktan dolayı inanıyorum gibi kelimeler kullandığımız oluyor. Ancak ateizmde inancın veya inanıyorum söyleminin yeri yoktur. Bir ateistin inanıyorum kelimesini kullanması hem dünyaya bakışına tersdir hem komiktir. Lakin inanıyorum kelimesinin ateizmde karşılığı olmadığı için güveniyorum, temenni ediyorum, öyle düşünüyorum gibi söylemler geçerlidir. Yanlış iki Ayrıca ateizm dinin reddi de değildir. Ret etmek, onu kabullenmiyorum demektir. Oysa ateizm dinlerin uydurma olduğunu söyler. Yani ret etmek ile onun uydurma olduğunu söylemek çok farklıdır. Bu fark için pek benzemese de siyasetten bir örnek vereyim: Atatürk'ün CHP'sine karşı olduğunda onu retetmiş olursun ama butlan CHP'sine karşı olduğunda onun uydurma bir parti olduğunu söylemiş olursun. Dolayısıyla ateizm dinin retdi de değil, inanç da değil, dinlerin uydurma, kafadan sıkmasiyon, insanları hem zihinsel hem fiziksel hem maddi olarak yolmak için üretildiğini gözlemleyerek, yaşayarak, araştırarak, okuyarak, bilimi baz alarak buna karar verendir. Yani ateizmi ateist mertebesine gelmeyen insan onu çok zor anlar. Zira çok zorlu bir yolculuğun sonunda ulaşılan bir düşünce bütünüdür. |
Oncelikle siz ikinizden de ozur dilerim. Yazilariniza yonelik ben bu yazidan sonra yazacagim zaman olursa. Hemen simdi yazamazsam, gun icinde araliklarla yazmaya calisacagim o sekilde sizin yaziniza yonelik konusur, sohbet ederiz. Oncelikle neyi neden dedigimi aciklamam lazim.
Sunu netlestireyim, ben bir tanriya inanmamanin kendi basina bir inanc oldugunu soylemiyorum. Boyle bir sey zaten olmaz. Mesela senin inanc dunyanda Pinokyo'ya yer yok diye, "Pinokyo'ya inanmamak da bir inanctir, demek ki sen de Pinokyo konusunda inanclisin" demiyorum. Tanri uzerinden bir ornek vereyim. Birisi cikip Zeus var diyor. Sen de dogal olarak Kim bu Zeus? diye soruyorsun. Sonra Zeus'un tarihine bakiyorsun. Hangi toplumun kulturu ve mitolojisi icinde ortaya ciktigini, insanlarin ona zaman icerisinde hangi ozellikleri yukledigini, Zeus hakkindaki anlatilarin nasil sekillendigini felan tarihsel olarak gorebiliyorsun. Yani onunde sadece Zeus yok; Zeus denilen tanri fikrinin insanlar arasinda nasil ortaya ciktigina ve nasil gelistigine dair tarihsel bir BILGI var. Bunlara baktiktan sonra Ben bunun insan tarafindan olusturulmus mitolojik bir tanri oldugunu goruyorum, dolayisiyla Zeus'a inanmiyorum diyebilirsin. Burada ben sana Zeus'un olmadigina inaniyorsun, o halde sen de inanclisin demiyorum. Hayir. Bu anlamda sen Zeus konusunda inancsizsin; Zeus'a dair bir inancin yok. Hatta onu reddetmenin arkasinda tarihsel olarak yaptigin bir degerlendirme de var. Benim ateistin nasil ayni zamanda inancli olabilecegini soylerken kastettigim sey bu degil. Onu biraz sonra ayrica aciklayacagim. Ayni konuya sinirbilimden de bir ornek vereyim. Sinirbilim benim alanim. Benim hayran oldugum uzerine universite okuyup doktora yaptigim alan. Neredeyse 8-9 yildir ogrenirken agzim acikta kalarak okuyorum yani. Insan cok ince detayina girince bu muazzam sistemler icinde sasirmamak, afallamamak, aptala donmemek mumkun degil --kendi acimdan---. Izninizle olfactory'den bir ornek vermek istiyorum. Gene;l okuyucuyu sikamamak ve okumayi zorlastirmamak adina cok detaya girmeyecegim ama en azindan biraz deginmem gereken seyler var. Cok kabaca anlatirsam, disaridan gelen koku molekulleri var. Bir de, burun boslugunda olfactory epithelium denilen bolge var. Bunlar, bu bolgeye ulasiyor ve burada olfactory receptor neuron dedigimiz noron reseptorleri var. Bu arkadaslar gelip buraya baglaniyor. Burada kimyasal olan bir olay noral bir sinyale donusturulmeye baslaniyor. Yani disaridaki bir molekul artik sinir sisteminin tasiyabilecegi elektriksel ve kimyasal bir bilgi haline geliyor ---aslinda veri dememiz lazım. bilgi beyinde islemler sonra bilgi olur., yani dis dünyada veri olur. ama şimdilik kolay anlasilsin diye bilgi diyelim--- Bu reseptor noronlarinin aksonlari vardir. Burada bunlar ne oluyor biliyor musun, kucuk demetler halinde diyelim cribriform plate denilen kemik yapinin uzerindeki cok sayida kucuk delikten geciyorlar. Ve bu sekilde olfactory bulb'a ulasiyorlar. Burada glomerulus denilen yapilar da var. Bunlarla ve baska noronlarla sinaps yapiyorlar. Sonrasinda bilgi mitral gibi hucreler uzerinden olfactory tract boyunca ilerliyor ve piriform cortex, amygdala ve entorhinal cortex gibi bolgelere dagiliyorlar. Iste bu sekilde beyin de butun bu sinirsel aktiviteyi bizim deneyimledigimiz koku algisina donusturuyor. Yani disarida yalnizca belirli fiziksel ve kimyasal ozelliklere sahip molekuller varken, sistemin sonunda bizim icin kahve kokusu veya tanidigimiz bir insani hatirlatan bir koku gibi oznel bir deneyim ortaya cikiyor. Burada bilim bize molekulun nereye baglandigini, sinyalin nasil olustugunu, hangi sinirlerin nereden gectigini ve hangi beyin bolgelerine ulastigini ayrintili veriyor. Ayni ornegin icinde spesifik olarak olfactory cribriform plate'den bahsedeyim. Bu aslinda ethmoid kemigin bir parcasi, yani ismi havali olsa da sonucta kemik yani. Fakat iste uzerinde cok sayida kucuk delik var bunlarin ve olfactory sinir lifleri de var. Bu sinir lifleri burun boslugundan olfactory bulb'a ulasirken bu deliklerden geciyorlar. Ben buna baktigimda ister istemez soyle bir benzetme yapiyorum: Dogada duzgun dikdortgen seklinde kesilmis bir tahta bulsan ve uzerinde belli amaclara uygun acilmis delikler gorsen, bunun bir zihin urunu olabilecegini dusunmen GAYET DOGAL olur. Ya da bir binanin alt ve ust yapisi arasinda beton bir temel dusunelim. Bu temelin icerisinden su, elektrik veya baska borularin gecmesi gerekiyor ve tam onlarin gececegi yerlere OZEL KANALLAR birakilmis. Boyle bir yapiya baktigimizda burada parcalar birbirine uygun sekilde duzenlenmis deriz ve bu bize bir dizayni dusundurebilir. Cribriform plate orneginde de kemik bir tarafta, koku reseptorlerinden gelen sinir lifleri diger tarafta ve bu liflerin gecebilecegi kucuk acikliklar ayni anatomik sistemin icerisinde bulunuyorlar. Ben bunu derken iste bu Tanri'yi kanitliyor DEMIYORUM. Soyledigim sey cok daha basit bir sey: Bir insan boyle birbirine uyumlu biyolojik yapilari gordugunde, bunlarin arkasinda bilincli bir kaynak bulunmasini FELSEFI OLARAK MAKUL gorebilir. Bu bir bilimsel ispat degil DEGIL sonucta; ama ney? Bilimsel olarak gozlemledigin bir yapidan hareket ederek yaptigin felsefi bir cikarimdir. Inanan acisindan inanc dedigim sey de burada ortaya cikabilir. Teistler icin tabii. Soyle resim olarak gostereyim: https://www.sciencephoto.com/image/f0357825/800wm https://ars.els-cdn.com/content/imag...0123750006.jpg https://encrypted-tbn0.gstatic.com/i...5a2qxkhJr&s=10 https://d45jl3w9libvn.cloudfront.net...ages/103-1.jpg Dedigim gibi, yukarida olfactory cribriform plate uzerindeki delikleri goruyoruz. Ve ayni sekilde bu deliklerden gecen sinirler de var. Biz de bir sey tasarlarken mesela degil mi buna benzer seyler yapiyoruz; mesela bir duvarin ya da beton bir zeminin icinden kablo veya boru gecmesi gerekiyorsa, gececegi yerlere uygun acikliklar birakiyoruz. Ornegimize benzer bir sey bulmaya calistim internetten. Bunun tam olarak ne oldugunu bilmiyorum ama benzerligi gostermek icin su resmi paylasayim. https://rhseals.com/wp-content/uploa...-be-used-1.jpg https://automatykab2b.pl/i/images/0/...et_kablowy.jpg https://encrypted-tbn0.gstatic.com/i...5QWoGow9w&s=10 Burada gorebildigim kadariyla celik veya ona benzer sert bir tabaka var- ilk resim---, uzerinde bircok delik var ve kablolar bu deliklerden diger tarafa geciyor. Bir de isin bundan sonraki kismi var ki bence o da ilginc. Bu sinirler sadece bu deliklerden gecip rastgele bir yere dagilmiyor. Yukariya ulastiklarinda belirli yerlerde baska sinir hucreleriyle baglanti kuruyorlar, yani sinaps yapiyorlar ve veri buradan sistemin diger kisimlarina aktariliyor. Burada tasinan sey de sadece anlamsiz bir elektrik hareketi degil; bu noral elektriksel sinyalde veri kodlanmis durumda. Sinyalin kendisi henuz bizim yasadigimiz anlamda kahve kokusu veya gul kokusu degil tabii. Ama koku hakkindaki veri sinir hucrelerinin aktivitesinde kodlanmis olarak beyine tasiniyor ve beyinin belirli bolgelerine ulastiginda islenerek bizim icin anlamli bir koku algisina ve bilgiye ----dogada bilgi bulunmaz; bilgi beyin tarafından olusturulur; dogada veri vardir----donusuyor. Bizim yaptigimiz elektrik sistemlerinde de buna benzer bir sey var. Kablolardan sadece elektrik gecmiyor; mesela bilgisayarda veya internet kablosunda elektriksel sinyaller ayni zamanda veri (daha sonra bilgi) tasiyor. Kablonun dogru yerden gecmesi yetmiyor, o bilginin dogru baglanti noktalarina ve sonunda onu isleyecek dogru sisteme ulasmasi gerekiyor. Birileri de burada bir amac oldugunu dusunebilir. Yani bu yapiyi gordugumuzde, birilerinin once neyin nereden gececegini dusundugunu, sonra buna gore delikleri ve gecisleri olusturdugunu dusunmesi gayet dogal. Kimse bize bunu yapan kisiyi gostermese bile, yapinin kendisine bakarak bunun bir amac dogrultusunda duzenlendigini dusunebiliriz. Cribriform plate orneginde de benim ilginc buldugum nokta ayni sey. Ustelik bu yapi daha ORTAYA CIKMADAN ONCE, mesela gelismekte olan bir bebekte, bu yapinin olusumunu YONLENDIREN BIYOLOJIK BILGI DNA'da bulunuyor. Tabii DNA'nin icinde kucuk bir cribriform plate resmi yada ne bileyim birebir bir mimari plan var demiyorum; gelisim sirasinda hangi proteinlerin uretilecegini, hucrelerin nasil davranacagini ve dokularin nasil sekillenecegini etkileyen genetik bilgi var. Yani efendime soyleyeyim, bir mimar dusunelim tamam mi: bina daha ortada yokken once bir plan hazirlaniyor, bunlar mesela olculer ve bilgiler felan olusturuluyor ve bunlar kagit uzerinde yaziliyor....Yani bir plan cok ayrintili bir plan kagit uzerine ciziliyor. Buradan da bu bilgi kullanilarak yapi ortaya cikiyor. Burada da yapi henuz ortada yokken onun gelisimini YONLENDIREN bilgi mevcut ve zaman icerisinde kemik, delikler ve o deliklerden gecen sinirler birlikte ortaya cikiyor. Iste Tanri'ya inanan insanlarin hepsi oyle hicbir seye bakmadan, gaipten sesler duyup veya havadan bir Tanri uydurup ona inaniyor diye dusunmemek lazim--ki bunu yapan milyarlarca insan var...Sorgulamiyorlar ve kendisine verileni ailiyorlar----Ama herkes boyle olmak zorunda da degil. Bazilari bunlara bakiyor, gozlemledigi seylerden hareket ediyor, bildigi baska sistemlerle karsilastiriyor ve bunun arkasinda bilincli bir kaynak olmasi bana daha makul geliyor diye bir arguman kuruyor. Bunun bilimsel olarak Tanri'yi ispatladigini soylemek baska bir sey; bu gozlemlerden hareketle boyle bir felsefi arguman kurmanin mantikli oldugunu soylemek baska bir sey. Benim soyledigim ikincisi. Simdi asil soylemek istedigim yere geleyim. Benim dusuncem su: Efsaneleri, mitolojik tanrilari, insan urunu oldugunu bildigimiz hikayeleri bir kenara birakirsak, Tanri ihtimalini tamamen ortadan kaldirabilecek bir bilgiye sahip oldugumuzu sahsen dusunmuyorum. Tanri vardir demiyorum, ama Tanri olasiligi her zaman vardir diyorum. Sonucta insanin bilgisi de gozlemi de sinirli bir sey. Bugun cok temel kabul ettigimiz bircok seyi birkac yuz yil once BILMIYORDUK, iki uc bin yil once ise insanlar cok daha sinirli imkanlarla dogayi gozlemleyip birtakim sonuclara ulasmaya calisiyordu. Bugun daha gelismis araclarimiz var. Ama hala bilmedigimiz seyler icin hipotezler kuruyoruz, ihtimaller uzerinde duruyoruz. Yukarida canlilik, DNA veya baska ornekleri vermemin nedeni de buydu; bunlar Tanri'nin kaniti degil ama bir insanin gozlemledigi seylerden hareket ederek bunlarin arkasinda bir bilinc olabilecegini dusunmesi bana gore gayet makul bir felsefi arguman. Dolayisiyla biri Ben Tanri'ya inanmiyorum dediginde bunda bir sorun gormuyorum zaten, burada gercekten bir inanc olmayabilir. Ama Tanri kesinlikle yoktur, boyle bir ihtimal olamaz dediginde durum degisiyor. Cunku insan olarak bilgimizin sinirlari ortadayken, gozlemimizin otesindeki bir ihtimali kesin bir sekilde kapatiyorsan, bana gore artik sadece inancsizliktan degil, Tanri'nin olmadigina yonelik guclu bir inanctan bahsediyoruz. Burada tabii bir ateist de teiste donup soyle bir soru sorabilir: Peki madem etrafimizdaki seylerin bir yaraticisi olabilecegini soyluyorsun ve bu yaraticinin da Tanri oldugunu dusunuyorsun, o zaman Tanri'yi kim yaratti? Ilk bakista gayet mantikli bir soru gibi geliyor. Fakat teist de buna itiraz edebilir ve ben zaten yaratilmis bir Tanri'dan bahsetmiyorum ki diyebilir. Ozellikle Ortadogu dinlerindeki Tanri anlayisina bakarsak, Tanri maddi bir varlik olarak dusunulmez, yaratilan seylerden biri olarak da tanimlanmaz. Tanri'nin ezeli oldugu, baslangicinin bulunmadigi ve yaratilmis olmadigi soylenir. Dolayisiyla bir teist burada Tanri'yi kim yaratti sorusunun daha en bastan yanlis kuruldugunu iddia edebilir. Cunku ona gore yaratilmis olmak Tanri'nin sahip oldugu niteliklerden biri degildir. Efendime soyleyeyim, kirmizi rengin kokusu nedir diye sorsam mesela. Kirmizinin koku diye bir ozelligi yok ki bana kokusunu soyleyesin. Ya da masayi gosterip bu masa su anda mutlu mu, uzgun mu diye soruyorum. Sorunun kendisinde problem var, cunku masanin hissetme gibi bir ozelligi yok. Teist de ayni mantikla Tanri'yi kim yaratti sorusuna, yaratilmak zaten benim Tanri dedigim varligin bir niteligi degil diye cevap verebilir. Bu kendi icinde makul bir cevap gibi gorunuyor. En azindan her seyin yaraticisi varsa Tanri'nin da yaraticisi olmali itirazini otomatik olarak kabul etmek zorunda degiliz. Fakat bana gore asil problem bundan sonra basliyor. Tamam, Tanri'nin yaratilamaz, ezeli, maddi olmayan bir varlik oldugunu soyledin. PEKI BUNU NEREDEN BILIYORUZ? Yani Ortadogu dinlerinin tarif ettigi Tanri'nin gercekten boyle bir varlik oldugunu nereden bilecegiz? Bana gore cevap basit: BILEMEYIZ. En azindan bunu dogrudan gozlemleme sansimiz yok. Burada artik cribriform plate'e baktigimiz gibi gozlemledigimiz bir seyden bahsetmiyoruz. Burada bir duzen goruyorum, bunun arkasinda bir bilinc bulunmasini mumkun goruyorum demekle, o bilinc tam olarak budur, su ozelliklere sahiptir, ezelidir, sunu ister, bunu yasaklar, su insanlarla konusmustur demek ayni sey degil. Ilkinde gozlemden hareket ederek bilinmeyen bir sey hakkinda felsefi bir olasilik ortaya koyuyorsun; ikincisinde ise o bilinmeyen varliga cok spesifik ozellikler yukluyorsun. Bunlari gozlemleme sansimiz yok. O zaman bu bilgilerin kaynagi ne oluyor? Kutsal kitaplar, peygamberler ve dini gelenekler. Iste burada tekrar bastaki Zeus orneginde yaptigimiz gibi bir sorgulama yapabiliriz. Bu metinlerin ne zaman ortaya ciktigina, nasil olustuguna, kendi iclerinde ne soylediklerine, birbirleriyle ve bildigimiz gerceklikle ne kadar uyumlu olduklarina bakabiliriz. Eger kutsal kitaplarda ciddi mantik problemleri, kendi icinde tutarsizliklar veya o Tanri'ya atfedilen niteliklerle celisen seyler goruyorsak, o zaman o spesifik Tanri tasavvurunu reddetmek icin gayet makul gerekcelerimiz olabilir. Yani bir yaraticinin olabilecegi ihtimalini acik tutmak ile herhangi bir dinin o yaraticinin kendi anlattigi Tanri oldugunu kabul etmek ayni sey degil. Ben birincisini olasilik dahilinde gorebilirim ama bu beni otomatik olarak ikincisini kabul etmeye goturmez. Teist yada deist mantiginda bir de soyle bir problem var. Tanri ihtimalini masaya yatirirken gozlemlerimizden yola cikmamiz, bunlar arasinda baglantilar kurmamiz ve buradan felsefi bir arguman uretmemiz bence gayet makul. Ama dikkat edersek bu ihtimalin bir kismi da esasinda BILMEDIGIMIZ BIR ALANDAN besleniyor. Yani diyoruz ki insanin bilgisi sinirli, daha yuz yil once bile bugun cok iyi bildigimiz bir suru seyi bilmiyorduk, halen de canlilik, bilinc, evrenin baslangici gibi konularda bilmedigimiz bir suru sey var; o halde bizim henuz bilmedigimiz bir yerde Tanri yada bilincli bir kaynak ihtimali olabilir. Tamam, olabilir. Ben zaten bu ihtimali kapatmiyorum. Ama burada teistin de kendisine karsi biraz dikkatli olmasi lazim. Cunku BIZIM BIR SEYI BILMIYOR OLMAMIZ, O BOSLUGU TANRI'NIN DOLDURDUGU ANLAMINA GELMIYOR. Hatta dusunursek, insanlik tarihinde daha once aciklayamadigimiz bir suru seyi dogrudan dogaustu guclere bagladik; sonra bilgimiz arttikca bunlarin bazilarinin gayet dogal mekanizmalarini ogrendik. O yuzden bugun aciklayamadigimiz bir seye bakip burada Tanri olmali demek de en az Tanri kesinlikle olamaz demek kadar dikkat edilmesi gereken bir sonuc. Cunku bir taraftan ateiste sen bilgin sinirliyken Tanri ihtimalini nasil tamamen kapatiyorsun diyorsam, ayni durustlugu teiste karsi da gostermem gerekir. Benim bilgisizligim Tanri'nin yoklugunun kaniti olmadigi gibi, Tanri'nin varliginin kaniti da degil. Dolayisiyla Tanri ihtimalini acik tutmamizin nedenlerinden biri gercekten insan bilgisinin sinirli olmasi olabilir, ama tam da bu nedenle bu ihtimali alip kesin bir Tanri sonucuna cevirmek de bana gore fazla ileri gitmek olur. Ama burada da soyle bir soru ortaya cikiyor: Madem bilmedigimiz bir alandan bahsediyoruz, neden Tanri ihtimali diger her turlu ihtimalden daha ciddi ele alinsin? Sonucta biri evrenin bir simulasyon oldugunu soyleyebilir, baskasi bunun arkasinda bizim henuz bilmedigimiz bambaska bir mekanizma oldugunu iddia edebilir. BILMIYORUZ demek, ortaya atilan her ihtimali otomatik olarak makul hale getirmez. Tanri ihtimalini biraz daha tartisilabilir yapan sey sadece insan bilgisinin sinirli olmasi degil, yukarida bahsedilen gozlemlerden hareketle bir arguman kurulabiliyor olmasi. Canlilik var, bilinc var, bilgi var, birbirine bagli calisan karmasik sistemler var. Insanin kendi yaptigi sistemlerde ise bilgi, amac, duzen ve bunlari ortaya cikaran bir zihin arasinda surekli bir iliski goruluyor. Buradan hareketle ACABA DOGADA GOZLEMLENEN BAZI YAPILARIN ARKASINDA DA BIR BILINC OLABILIR MI sorusu sorulabilir. Bu soru kendi basina Tanri'nin varligini gostermiyor tabii. Ama hicbir gozlemden hareket etmeden kafadan herhangi bir varlik uydurmakla da tamamen ayni sey degil. Birinde ortada sadece bir iddia vardir, digerinde ise gozlemlenen birtakim seylerden hareket edilerek bunlarin kaynagina dair felsefi bir cikarim yapilmaya calisiliyor. Problem su ki bu cikarimin nereye kadar goturulebilecegi de belli degil. GOZLEM BIR BILINC IHTIMALINI TARTISMAK ICIN GEREKCE SUNABILIR, FAKAT TEK BASINA O BILINCIN GERCEKTEN VAR OLDUGUNU GOSTERMEZ. bu yaziyi benim tekrar tekrar düşünmem ve yazmam ve editlemem 2 saatten fazla surdu. maalesef isimle ilgili yapmam gerekenleri yapıp teslim edemedim. sanırım burada ara veriyorum ve once islerimi yaptıktan sonra aksam ugrayacagim. Yaziniza iliskin yazamadigim icin ozur dilerim. |
Eskiden inançlar, mitolojiler masumdu. Toplumları köle etmek gibi amaçları yoktu. Korkuya dayalı ve kendilerinden güçlü gördükleri karşısında varlıklarını korumak üzerineydi. Şayet böyle devam etseydi belki bu denli tartışma yaşanmayacaktı. H. sapiens türü dünyada yaşanan çeşitli afetler nedeniyle etçillikten otçuluğa zorunlu olarak düşünce beden gücü ve toprak son derece önemli hale geldi. Bu durum hırsızlığı, gaspı ve işgali de beraberinde getirdi. Böylece zorbalar ve masumlar oluştu. Masumlar üzerinde salt askeri güç yetersizdi. Daha sonra o masum olan inançlar zorbaların imdadına yetişti. Zorbalara bağlı kalmak, onları yarı tanrı veya tanrı saymak üzerine inançları yontarak, biçerek kitaplaştırdılar. Zaman içerisinde bu kitaplar ilahi bir kudretin sonucu olarak görünmeye başlandı. Aynı zamanda masumlar üzerinde çok etkili oldu. Öyle ki, masumlar kendi cellatlarına aşık hale getirildi. Yine zaman içinde farklı kitap ve farklı dinlerle masumları etkisiz tutmayı başardılar.
Bilim ihtimalleri, tahminleri araştırır, gözlemler ama salt ihtimalle karar vermez. Bu nedenle yukarıda kısaca bahsettiğim dinleri, tanrıları çürütmüş ve dinlerin asıl amacını ortaya koymuştur. Şimdi kafaları meşgul eden konulara bakalım. "Ya tanrı varsa" ??? "Biz bir yazıyı bile binlerce yılda ancak tasarlamışken bunca madde kendi kendine tasarlanamaz" ??? "Dinler uydurma ama yaratıcı yok diyemeyiz" ??? "Bilim reel anlamda bu soruların hepsini yanıtlayacak kadar gelişmemiştir, bu nedenle soruların cevabı da yetersizdir." ??? Bu sorular, teist, deist, agnostikler için doğal sorulardır. Çünkü reel bir cevap bulamamaktadırlar. Ancak ateistler için bu sorular anlamsızdır, çünkü tanrı diye birşey yoktur ve dinler uydurmadır. Buna göre bu sorulara takılı kalmanın da anlamı yoktur ve hiçbir faydası da yoktur. Aksine sürekli zarar vermektedir. Cevap bulamayanlar tanrı diye birşeyin olmadığını kabullenmek yerine inancı tercih ediyorlar. Zira hani tanrı nerede, bir ipucu, bir veri yok, tamamen soruya veya hayali inanca dayalı. Ya tanrı varsa, yahu kardeşim varsa düşüncesi mi daha makul, yoksa olmadığı düşüncesi mi? Yani olmayan birşeye ya varsa ile yol döşenmez. Başka deyişle, ya göl yoğurt tutarsa komedisine benzer. Kısaca ya varsa demek başka, onu baz almak başkadır. Dolayısıyla ihtimallerle ateizm yargılanamaz, kesin kanıtlar gerekir ki, bunu inançlılar zaten yapamaz. Bu nedenle günümüzde en geçerli olgu bilimdir. |
Andrew,
İnanç denilen şeyin özü, esası zandır(bilmemek, bilmediğine dair geliştirilen kurgu), ateizmi zoraki, illa ki bir inançlılık gibi göstermeye çalışman sadece ideolojik bir zorlama. Yaklaşımın insanın doğan güneşe bakıp, güneşin doğması bilgisine inanç demekten farksız. Ateizm ise tanrı konusunda BİLMEK fiiline ulaşamıyor, yani ne biliyor ne bilinmiyor, tanı yok, dolayısıyla bir hakkındalık oluşturma olanağı da yok. HAKKINDALIK KURULAMAYAN, tanısı yapılamayana dair nasıl olsun da inanç ve inançsızlık gibi bir durum geliştirebilsin, yok bu da yok, bu da olmuyor, bilgi, inanç, hakkındalık, tanım olanağı yok... Sonrasında teist iddiaların sarılacağı tek şey, masal, kurgu ve METAFİZİK olur, işte orada, bu tarz safsata, uyduruk öznel dünyalarda bulabilirliği, yeri, muhataplığı veya muhatap kılınabilir(!) bir durumu yok, muhataplığı, başkasının, ötekinin öznel, ideolojik iddialarını DEĞERLENDİRMEK üzerinedir(dahili olmak değil)... Kaldı ki tanrı fikri baştan, aşağı safsata, mantık dışı temellere dayandırılmış, oturup üzerinde düşünülse bile bu objektif olmanın dışında, öznel bir zemin halini alıyor ve bu konuda, bu zemin de masal, mitoloji, kurgu, insan uydurması dünyasını içeriyor ve masalsız, yalansız olmuyor... İnanç böyle bir şey değil, inanç insanın bilmediğine dair kurgusu, kuruntusudur, zan-etmek v.b., önce kavramları doğru kullanmalıyız ve zorlama ve dayatma adına iç güdülere, sinir bilime v.s., kısaca safsataya(ilgisiz, alakasız şeyleri öne sürerek illa dediğim dedik zorlaması) girmeye gerek yok. Baştan kavram doğru kullanılmıyor... Kısaca her şey inançtır demenin anlamı yok, o zaman inanç kavramının bir anlamı yok, öznel anlamda da bir şey, her şey olamaz, neyse o olmalı... Tanrı konusu ateizm açısından, ne bilinen, ne bilinmeyen bir duruma tekabül ediyor, yani tanımsız, kısaca bilmek, bilmemek, inanmak, inanmamak gibi bir kıstasa da vurma şansı yok. İnanılan, inanılmayan veya bilinen tanrı masalları ise ÖZNEL, uydurma, yalan, kurgu, senaryo, karıştırılmamalı... Daha nasıl izah edeyim ateist önce ve illa gidip ZEUS'a bakmıyor, bu işin ÖZNEL TARAFI(öncesinde izah ettiğim gibi), bu Zeus konusu insnaalrca uydurulmuş binlerce yalandan herhangi birisi ve öznel, ideolojik ve aslında POLİTİK, siyasi, hamasi bir mesele(bir yerde politika, siyaset(aslen hamaset) alanı). İşte bu yalanlara inanılabilir veya inanılmayabilir, gerçekte ise tanrı tanımsız, böylece gerçekte, nesnel olarak tanılanamayana dair(?), herhangi bir vargı, yargı, bilgi, tespit, özellik, nitelik de olanaksız, "a dair, e dair " kriteri dahi kurulamıyor.... Uydurulan tanrı fikri, masal kahramanları ise, işin ideolojik tarafı ve bu ideolojikliği yansıtan, üreten de yine Zeus üzerine masal yazanlar(ateist burada ne bir iddia üretiyor, ne de ideolojik bir üretimde bulunuyor, ele aldığı konu öznel, ideolojik ve sorumlusu da değil, sadece başkalarının(örneğin teist) konusunu dışarıdan değerlendiriyor)... Ateizmin esası tanrı fikrine dair olan OBJEKTİF yaklaşımıyla ilgilidir. "Elinde 1 tonluk bir ejderha var" dendiğini düşünüleim, tanrı üzerine üretilen kurgular arasında hiç bir fark yok. Burada iddia edenin iddiası, kendi zannı(elinde ejderha?), hatta yalanı v.s için döktüğü dilleri esas, doğrulayıcı(gösterge, delil, kanıt) alamayız, elinde ejderhanın olup, olmamasını sağlayan birilerinin öznel, subjektif lafları, zanları, kurgu ve masalları olabilir mi? hayır, elinde bir ejderha varsa bunu sağlayacak olan bizzat ejderhanın kendisi ve bunu tanılayıp, teyit edecek olan da gözlemdir, elinde ejderha olduğunu iddia etmek ise sadece bir yalandır(görmedi, bilmedi, tanımlamadı, öyleyse elindeki ejderhayı neresinden uydurdu?) ve bu açık, ya bir yalancı ya da akıl sağlığı yerinde olmayan birisi. Öyle her şeye masal uydurup, zan, inanç geliştiren insan sağlıklı olamaz, arızadır... İRADEDEN BAĞIMSIZ temelden, yani objektif bakılmalı, nereye bakılacak(elinde ejderha var mı? o halde eline), ne ile nasıl bakılacak(göz, kulak, burun, araç, gereç, kısaca gözlemle, çünkü ELDE VERİ OLMALI ki HAKKINDA konuşulabilsin... Metafizik masallar uydurmanın da anlamı yok, metafizik de insan hayalidir(zihinsel üfürümler), özellikle bu konuda, bir yerleri sıkıştıkça yalan, dolan, kurgu yetilerine başvuran insanın dayatım veya kaçış rotasıdır) ? Ne tanımlayabilirsin, ne isim verebilirsin ne de özellik, niteliklerine dair bir kıyas yapabilirsin, oturup ya elinde gerçekten bir ejderha varsa, ya öyleyse gibi safsata üretmenin de anlamı yok(elde tanı yok çünkü)... Sonuç olarak esas almamız gereken İRADEDEN BAĞIMSIZ, OBJEKTİF ZEMİNDİR, eğer BİLGİ'yi esas alıyorsak. hal böyle olunca elde tanımlanabilir bir veri, bir şey bulunmuyor, ne bilinir, ne bilinemez, ne vardır, ne yoktur, sadece bu haliyle bunu iddia edenin zırvasıdır. Neden zırvadır çünkü tanım yokken tanımlamış, özellik, nitelik atfedilemezken atfemiş, olmadık safsatalar uydurmuş, neresinden baksan çürük, yanlış... Ateistin meselesi inanmak, inanmamak değil bu komik olur bu tezimden çıkamamak olur, bu şeyi kendi özgülüne göre değil, başkasının(örneğin teist) zihniyeti, kafası, yaklaşımı, kriterleri, kurallarıyla bakmak olur, yanlış olur... Bu öznel, ideolojik olarak teistin dayatımıdır ve bu durumdan ateist sorumlu tutulamaz. Yani ötekini, kendine(tanımlayanın kendisine) göre tanımlamak dediğimiz subjektif hata, safsataya düşülür. Kısaca nasıl ki bir yalana inanamamak diye inanç olmaz ise, tanrı fikri de farklı değil ve aklı başında, objektif, bilimsel, mantıklı yaklaşan birisi yalanlar konusunda inanç kaidesi oluşturmaz, kurgulamaz, ölçüt almaz, alamaz(elde veri yok), elde olan ise ÖZNEL, YANİ SUBJEKTİF, YANİ İNSAN TÜRETİMİ uydurmalar... NESNEL İLE ÖZNEL arasındaki farkı görmek gerekir, ikisinde de soyut ve somut farklı ele alınır. Nesnel somut, gözlem, veri, tespit, tanı, bilgiye dayanmak zorundadır, o somuttur, möznel olan ise somutlama esasına dayanır. Öznel somut bir gerçeklik, gözlem, veriye dayanmak zorunda değil, öne sürülen her ne olursa olsun ona dair yapılan açıklamaya dayanır. O açıklama ile ÖZNEL OLARAK SOMUTLANMIŞ(tanılanmış) olur, hatta iddia edilen %100 yalan, uydurma da olsa... Şimdi eğer birisi Pinokyo'dan söz ediyorsa 1. Pinokyo gerçek değildir. Çünkü hem gerçek olma vasıflarına sahip değil, hem de Pinokyo gözlem, veriye dayalı biçimde tanılanmış değil. 2. İyi de gerçek değilse nasıl olur da burnu var, konuşabiliyor, olmayan şey konuşabilir mi? İşte burada meselenin o öznel, insan hayal gücü, uydurması, sanal(aslında gerçekte olmayan ama üzerine kurgu, hayal veya eğlence, bazıları için ise uyduruk İNANÇ v.b. oluşturabilmek için,SANKİ GERÇEKMİŞ GİBİ kabul edilen)... Bu bağlamda, sen bu konuya yukrıdaki 2 nolu maddeyi esas, SUBJEKTİF, İDEOLOJİK yaklaşıyorsun, oysa sanal, soyut gerçek yoktur, nesnel olan gerçektir, gerçek olan iradelerden bağımsız somuttur(gözlemlenebilir) ve ancak gözlem, veri, bilgi esasına dayanmak zorundadır(yani burada inanç olmaz, inanca yer olmaz, ama buna rağmen kişiler inanç konusunda ısrar ediyorsa bu bir hata, yanılgıdır, akıl, mantık, bilim dışıdır). Ateizmi inanç kavramıyla değerlendirmek komik olur :). Özellikle teistlerin, bilime, bilimsel teorilere inanç demesi gibi, başka türlüsünü bilmiyorlar, başka türlü(safsatasız) ve kendi doğrularını ötekinin sözde yanlışı üzerinden sağlama safsatası olmaksızın kendilerini savunamıyorlar, çünkü kendilerinde veri yok, bilgi yok, gözlem yok, bilim yok :) |
açık konuşalım: ateizm ve teizm neden metafiziktir
Benim aslinda soylemek istedigim su: insan sadece bilimsel bir obje, incelenecek bir nesne degildir. Bundan kastim su: insan sadece molekullerden ve bu molekullerin birbirini itmesi, cekmesi, birbirleriyle etkilesmesi sonucunda ortaya cikan bir sey de degildir. Elbette biyolojik olarak bunlarin hepsi var. Beynimiz var, noronlarimiz var, kimyasal sureclerimiz var ve bilim bunlari inceliyor. Ama insan hayati sadece bunlari tarif etmekle bitmiyor ki. Oyle olsaydi mesela neden bazen bir insan kendi menfaatinin tam tersine hareket ediyor? Neden bir ilkesi, prensibi veya dogru bildigi bir sey icin rahatini, parasini, kariyerini, hatta bazen hayatini riske atiyor? Bunlarin beyinde ve bedende elbette bir karsiligi vardir, ama bir seyin beyindeki karsiligini gostermek, o seyin anlamini aciklamakla ayni sey degil. Bir insanin adalet icin hayatini riske attigi anda hangi beyin bolgelerinin aktif oldugunu gosterebilirsin, hormonlarini olcebilirsin; ama buradan adalet nedir, insan neden adil olmalidir, adalet ugruna hayatini riske atmak dogru mudur gibi sorularin cevabi cikmaz. Cunku bunlar artik sadece olculecek seylerle ilgili sorular degil; degerle, anlamla, ahlakla, insanin kendisini ve hayatini nasil yorumladigiyla da ilgili sorular. Dolayisiyla bilim tek basina insan olgusunun yada canlilik olgusunun butun anlamini aciklamaz. Zaten bilimin boyle bir iddiasi da yoktur.
Bir de ateizm bilime dayanir veya ateizm bilimseldir denildiginde orada da bir problem goruyorum. ATEIZM BILIM DEGILDIR. BILIMSEL HIC DEGILDIR Bilim somut ve nesnel verilerle calisir; gozlem yapar, olcer, deney yapar, hipotezlerini test eder, kontrol eder, check eder ve yanlislanabilecek bir sey varsa onu yanlislamaya calisir. Yeni veri geldikce de bilgisini degistirir. Bilim KONTROL ETMEKTIR, CHECK ETMEKTIR. Tanri'nin varligi veya yoklugu ise bu anlamda laboratuvara koyup kontrol edebilecegin bir bilimsel degisken degil. Dolayisiyla bilimsel yontemin kendisinden kalkip Tanri vardir sonucu cikmadigi gibi, TANRI YOKTUR sonucu da cikmaz. Bunlardan birini bilimin agzina koydugun anda aslinda bilimin soylemedigi bir seyi bilime soyletmis oluyorsun. Bir de insan bilgisinin sinirini dusunelim. Insan birak evrenin tamamini, evrenin ancak cok kucuk bir kismini gozlemleyebiliyor ve bunu da daha dun denecek kadar yakin bir zamanda gelistirdigi aletlerle yapiyor. Tamam, teleskoplarimiz gelisiyor, mikroskoplarimiz gelisiyor, daha once goremedigimiz seyleri goruyoruz. Zaten her yeni arac daha once haberimizin bile olmadigi baska bir gercekligi onumuze getiriyor. Ama bu temel gercegi degistirmiyor: BILGIMIZ SON DERECE SINIRLI. Bilgi dedigimiz seyin belki b'sini bile bilmiyoruz---ki bilmiyoruz.--- Boyle bir durumda bilimden yola cikarak TANRI KESINLIKLE YOKTUR, BOYLE BIR VARLIK OLAMAZ sonucuna ulasamazsin. Cunku bilim sana boyle bir sonuc vermedi. Tanri vardir yada Tanri yoktur demek bu anlamda metafizik bir ifadedir. Tanri'ya inanan kisi gozlemleyemedigi bir varligin mevcut oldugunu ileri surdugu noktada metafizik bir iddiada bulunur. Ama Tanri'nin bulunmasinin imkansiz oldugunu soyleyen kisi de gozleminin ve bilgisinin sinirlarini asarak gercekligin tamami hakkinda bir iddiada bulunur. Bir tarafta Tanri vardir deniliyor, diger tarafta Tanri yoktur deniliyor; ikisi de bilimin dogrudan gozlemleyip laboratuvarda sonuclandirdigi cumleler degil. Soyle olsaydi kabul ederdim: Ben bu Dunya icinde yasiyorum. Bu Dunya'daki birtakim seylere dokunabiliyorum, onlari gorebiliyorum, olcebiliyorum, deneyebiliyorum ve bunlar hakkinda bilgi sahibi olabiliyorum. ----Bu kabul. Buraya kadar zaten bilimsel alandayiz. Fakat buradan hareket edip GOZLEMLEYEBILDIGIM SEYLERIN OTESINDE HICBIR SEY YOKTUR dedigin anda baska bir cumle kurmaya basliyorsun. Cunku artik gordugun sey hakkinda degil, goremedigin alanin tamami hakkinda hukum veriyorsun. Tanri yoktur, herhangi bir Tanri olamaz, gerceklik yalnizca maddeden ibarettir gibi kesin ifadeler de bu nedenle bilimsel bir olcumun sonucu degil, gercekligin ne olduguna dair felsefi ve metafizik iddialardir. O yuzden yine ayni ayrimi yapmak gerekiyor: Tanri'ya inanmak icin yeterli neden gormuyorum demekle, TANRI YOKTUR VE OLAMAZ demek ayni cumle degil. Birincisi kisinin elindeki kanita yonelik tutumunu anlatabilir; ikincisi ise bilmedigi alan dahil gercekligin tamaminin nasil olduguna dair pozitif bir hukum verir. |
"ateizmi zoraki, illa ki bir inançlılık gibi göstermeye çalışman"
Ateizm, benim elle dokundugumun disinda hic bir sey yoktur dedigi icin metafiziktir. Yani META-NIN disi/fizigin-disi ---META-PHYSIKA ---hakkinda kesin hukumler verdigi icin metafiziktir. Ve META-NIN DISI hakkinda ateizm de, teizm de kesin, degismez hukumler verir. Bu belki de verebilecegim en ozet en acik ifade. |
"Yaklasimin insanin dogan gunese bakip, gunesin dogmasi bilgisine inanc demekten farksiz".
Biliyorum burada bir benzetme yapiyorsun ama durdugum pozisyonu daha iyi ifade edebilmek adina bu benzetmeden yola cikmama musade et. Burada ben bu durumda gunesin dogmasina inaniyorum demem, gunesin dogdugunu biliyorum derim. Cunku gozlemledigim, hakkinda veri sahibi oldugum bir seyden bahsediyorum. Ama gozlemledigim Gunes'in hemen arkasinda, benim goremedigim bir yerde bir sey vardir yada kesinlikle hicbir sey yoktur diye bir bildirimde bulunursam, artik bildigim seyden BILMEDIGIM ALANA gecmis olurum. Bir sey vardir dersem varligina, yoktur dersem yokluguna dair bir iddia ortaya koymus olurum. :) BILMEK ile, bilginin bittigi yerde gercekligin nasil olduguna dair kesin degismez hukumler vermek ayni sey degil. "Ateizm ise tanri konusunda BILMEK fiiline ulasamiyor, yani ne biliyor ne bilinmiyor, tani yok" Tamam iste ben de bunu diyorum. Bildigim bu Dunya hakkindadir; gozlemleyebildigim, olcebildigim, kontrol edebildigim seyler hakkindadir. Bilmedigim yerde ise bilmedigimi kabul eder ve orada simdilik dururum --fakat gorus, fikir, inanc bildirebilirim; ama subjektif olur--- Blgi temelinde yani, bir sey vardir demem, ama bir sey kesinlikle yoktur da demem. Cunku ikincisini soyleyebilmek icin de bilgi gerekir. Buradan bir ideoloji yaratmaya da gerek yok. Bildigimi biliyorum, bilmedigimi bilmiyorum. Yani bu kadar basit aslinda. Yarin yeni bir bilgi gelirse ona bakarim. Ama bugun bilgimin ulasmadigi bir alan hakkinda kesin bir yokluk bildirimi yaparsam, o zaman artik bilgiden degil, bilmedigim bir alanin nasil olduguna dair kendi kabul ve kanaatimden konusmaya baslamis olurum. Bilmedigim bir seyin varligini kesinlestirmek ne kadar bilginin otesine gecmekse, yoklugunu kesinlestirmek de ayni sekilde bilginin otesine gecmektir. Bir de burada felsefe temelinde bahsediyorsak, biraz dikkatli olmamız gerekir. Ben yukarıda bilimsel bilgi temelinde hep odaklandım --onceki yazilarinizda bilim, ateizm vb dediğiniz icin--Fakat felsefi anlamda inanc ile bilgi arasina cok keskin bir duvar koymak da doğru olmaz. Epistemolojide klasik olarak Justified True Belief diye bir kavram var; yani gerekcelendirilmis dogru inanc. Klasik anlayista bir seyi bilmek icin o seyin dogru olmasi, kisinin onu dogru kabul etmesi ve bunu kabul etmek icin gerekcesinin bulunmasi gerekiyor. Yani felsefede INANC ve BILGI birbirinin mutlaka ziddi iki sey degil. Hatta klasik bilgi anlayisinda inanc, bilginin kosullarindan biri olarak ele aliniyor. Tabii burada inanc derken dini iman anlaminda inanc demiyorum; bir onermeyi dogru kabul etmekten bahsediyorum. Bu anlamda da ateizm dindir soylemine itiraz ediyorum. Ateizm din degildir ve dini inanc icermez fakat felsefi anlamda inanc icerir. |
Burada tanri fikrine dair OBJEKTIF yaklasim derken objektiften kastin nesnel, olgusal ve gozlemlenebilir olan ise, zaten Tanri konusunda en basta boyle bir nesneye sahip degiliz. Ortadogu dinlerinin Tanri anlaminda Tanri zaten maddi olmayan bir varlik olarak iddia ediliyor; baska goruslerde bu farkli ifade edilebilir, teorik olarak maddi bile olabilir. Ama burada bence baska bir ayrim daha var. Bir seyin soyut olmasi, onun otomatik olarak uydurma oldugu anlamina gelmez. Fikir dedigimiz sey de soyut mesela. Dusunce, anlam, deger, matematiksel kavramlar, hatta bilgi dedigimiz sey bile elimize alip masaya koyabilecegimiz nesneler degil. Bunlarin fiziksel dunyayla ve beyinle iliskilerini gozlemleyebiliyoruz ama dusuncenin kendisini bir noronu tuttugumuz gibi tutamiyoruz. Dolayisiyla burada somut degil = uydurmadir gibi bir denklem kurmak --ki kuruyorsan eger; kurmuyorsan bu paragrafi es gecebilirsin---dogru olmaz. Tanri soyut bir fikir, elle tutamayiz, olcemeyiz o halde boyle bir sey yoktur demek olayi cok basite indirger. Bunu soylemem senin objektif derken tam olarak neyi kastettiginle ne kadar ilgili bilmiyorum ama bu ayrimi yine de yapmak istedim.
** Bir de elinde 1 tonluk bir ejderha var ornegin ile yukarida sinirbilimden verdigim orneklerden hareket ederek kurulan felsefi argumani ayni yere koyamayiz. Aralarinda bence ciddi fark var. Birisi durup dururken elinde bir tonluk ejderha oldugunu soyluyor. Ortada ejderha yok, iz yok, gozlem yok, bizi ejderha sonucuna goturecek herhangi bir veri yada mantiksal cikarim da yok. Dolayisiyla iddia tamamen kafadan ortaya atilmis durumda. :) Ama yukarida bahsettigim durumda once ortada gozlemlenen bir sey var. DNA'daki bilgi var, canlilik var, birbirine uyumlu calisan biyolojik sistemler var, cribriform plate uzerindeki gecislerden sinirlerin gecmesi var, bu sinirlerin belirli noktalarda baglanti kurmasi ve noral sinyallerle veri/bilgi tasimasi var. Bunlarin hicbiri Tanri'nin kaniti degil, bunu zaten soyledim. Ama insan bunlari gozlemledikten sonra, kendi deneyiminde bilgi ve amaca yonelik sistemlerin bilincli varliklar tarafindan da ortaya konuldugunu gorup acaba burada da bilincli bir kaynak olabilir mi diye soruyorsa, bu elinde ejderha var demekle ayni epistemik durumda degil. Burada Tanri gozlemlenmiyor ama GOZLEMLENEN SEYLERDEN GOZLEMLENMEYEN BIR NEDENE DOGRU FELSEFI BIR CIKARIM yapilmaya calisiliyor. Bu cikarim yanlis olabilir, zayif olabilir, hatta baska aciklamalar daha guclu olabilir; bunlar tartisilir. Ama once argumani bu haliyle ele almak gerekir. Hicbir gerekce olmadan ejderha uydurmakla, gercek bir gozlemden hareket ederek onun nedeni hakkinda bir hipotez yada felsefi aciklama dusunmek ayni sey degil. Yoksa ayni mantikla gozlemledigimiz bir olgunun arkasinda dogrudan goremedigimiz herhangi bir nedeni dusunmeyi de ejderha uydurmakla ayni kategoriye koymamiz gerekirdi. Sen eger sadece elimle dokunabildigim, gozlemleyebildigim yada bunlarla dogrudan etki-tepki iliskisine sokabildigim sey gercektir; bunun disinda kalan gercek degildir diyorsan, o zaman aslinda GERCEKLIGI NESNE ILE SINIRLANDIRMIS oluyorsun. Ama bu bilimin sana verdigi zorunlu bir sonuc degil ki. Bu senin gercekligin ne olduguna dair kabul ettigin felsefi bir yaklasimdir. Yani bir anlamda sen de gozlemin bittigi yerde bir dunya gorusu ortaya koyuyorsun. Gozlemleyemedigim icin bilmiyorum demek baska bir sey, gozlemleyemedigim icin gercek degildir demek baska bir sey. Birincisinde bilginin sinirini kabul ediyorsun, ikincisinde ise o sinirin otesinde neyin bulunup bulunamayacagina dair hukum veriyorsun. Seni dogru anliyor muyum? Yoksa yanlis mi anliyorum? |
Bir de su iki resme bakalim. Sag taraftaki sistemde kablolarin belirli yerlerden gecmesi, belirli noktalara baglanmasi ve sistemin belli bir isi yerine getirmesi bize amacsal geliyor, cunku bunun nasil ortaya ciktigini biliyoruz. Sol taraftaki sistem icin ise bunun milyarlarca yil boyunca mutasyon, dogal secilim ve sayisiz biyolojik etkilesim sonucunda ortaya ciktigini biliyoruz. Tamam. Ama burada dikkat etmemiz gereken bir nokta olacak. Benim sordugum sey nasil ortaya ciktigi degil cunku burada. AMACSALLIK ACISINDAN BAKTIGINDA, BUGUN ONUMUZDE DURAN BU IKI SISTEM ARASINDA NE FARK VAR? Ustelik soldaki sistemde sadece sinirlerin bir yerden bir yere gecmesinden de bahsetmiyoruz. Disaridan gelen koku molekulu once kendisine uygun reseptore baglaniyor------ burada TRANSDUCTION dedigimiz olay gerceklesiyor; yani disaridaki kimyasal uyaran, sinir sisteminin kullanabilecegi elektriksel bir sinyale cevriliyor-------- Bu sinyal daha sonra belirli sinir lifleri boyunca ilerliyor-------cribriform plate uzerindeki gecislerden geciyor------olfactory bulb'a ulasiyor -------ve orada rastgele herhangi bir yere degil, belirli baglanti noktalarinda baska noronlarla sinaps yapiyor--------Bilgi buradan da sistemin diger kisimlarina aktariliyor -------ve sonunda disaridaki kimyasal bir molekul bizim icin kahve kokusu gibi anlamli bir deneyime donusuyor.
Yani burada sadece kabloya benzeyen sinirler yok; UYARANIN ALGILANMASI, BASKA BIR SINYAL TURUNE CEVRILMESI, BILGININ TASINMASI, BELIRLI NOKTALARDA AKTARILMASI VE SONUNDA ISLENMESI gibi birbirine bagli bir sistem var. Elbette ikisinin maddesi, ortaya cikis bicimi ve calisma mekanizmasi ayni degil. Ben zaten aynidir demiyorum. Sordugum daha temel bir sey: Ikisinde de parcalar belirli bir islevi yerine getirecek sekilde birbirleriyle uyumlu calisiyorsa, birindeki bu islevsel organizasyonu amacsallikla iliskilendirirken digerinde bilincli amacsalligi daha en bastan neden ihtimal disinda birakiyoruz? Burada dogal secilim mekanizmasini aciklamak, sistemin nasil ortaya cikmis olabilecegini aciklar; fakat asil felsefi soru yine ortada kaliyor: Bu mekanizmanin aciklanmis olmasi, arkasinda herhangi bir amacsallik bulunmadigini da gostermis oluyor mu? Ne dusunuyorsun? https://user25734.na.imgto.link/publ...-18-13-pm.avif |
Alıntı:
Elimizde çok basit bir ifade, yaklaşım var, onu değerlendirmemiz yeterli... TANI-LAYAMAMANIN anlaşılamaz neresi var? Ateizm, "bilinemez" demiyor, "bilmiyoruz" demiyor, "böyle bir yargı üretebilecek kaynak, dayanağa, tanıya sahip değiliz" diyor, ne alaka inançla? Kısaca agnostizm bir sıçramadır, ama ateizm, teist üfürükler kadar insni duygularla da üretilmiş zanlar olsun, objektif yaklaşmayı esas alan daha üst bir evredir. Birisi "bilinemez" demekle yetinirken, ateizm daha da ileri sıçrayarak, bilinip, bilinemeyeceği konusunda da hüküm verilemez demektedir, çünkü bunun için önce tanı gerekir :) Ateizm açısında, TANRI TANI-MSIZ(hayır OBJEKTİF, iradenden de bağımsız, gerçekten tanılamayı sağlayacak BİR veri, gözlem, bilgi, tanı varsa sunmalısın, yoksa sündürmenin anlamı yok. Kaldı ki ne demek varlık-yokluk yaratıldı, tanrı yarattı v.b. safsatası yahu, bunun bile konuyla zerre ilgisi yok, saçmalık, kurgu), o sebeple ne bilinir, ne bilinmez, ne var ne yok, ne de bir HAKKINDALIĞI, DAİRLİĞİ olabilir, inançla ne alakası var(tanı yok, elde yok ki neye göre karar vereyim)? Düpedüz masallar, zanlar,i sanrılar, kabuslar uydurup, kendinizden gayrısını masallara göre içeriklendirmemeli, o masallar ancak sahibini ve körü körüne inananı, tapanı bağlar, ancak onun kriteri olabilir... Yani bu halde bu bilimsellikten uzak ısrar neden? Israrla diyorsun ki, "olsun sen yine de uyduruk tanrılarımdan herhangi birine inan, inanmazsan bu sefer inanmamaya inanmış derim sana!". Aklınızla, mantığınızla dalga mı geçiyorsunuz, bu konuda inanmak, inanmamak meselesini ideolojik, politik bir takıntı etmişsin, hol yok, yumurta yok ama sen yine de illa inandıracaksın, kişinin kendi kendisini aldatmasını sağlayacaksın... Elbette teizmin binlerce tanrısına inanmamızı dayatanlara verdiğimiz cevaplar ile bu konu karıştırılmamalı, ikisi farklı alanlar. Birisi objektif, diğeri öznel politik... Alıntı:
Ateizm bilim yapma işi değildir, bilimseldir.. Bu konuda, taraf olanlar, ateizm dışında kalan hiç bir görüş bilimsel değildir ve bana öyle geliyor ki ateizme de ısrarla inanç deme davranışının altında bu durum, bir çeşit kabullenememe, inançsız yapamama hali durumu, şartlanmışlığı yatıyor. Bilim ve bilimselliği de sırf laboratuvara indirgemek yanlış olur. YANLIŞLAMAYA ÇALIŞMA amacı söylemi de ideolojik olarak üretilmiş, pratikte karşılığı olmayan bir SAFSATADIR ve bu yaklaşım tamamen subjektif(aslında ve kaldı ki içerik değil biçime, sunuma dayalıdır). Gözlem; veri, bilgi edinimi içindir, deney verilerin yorumu üzerinden bir yığın sınamalar, daha ileri gözlem(çok çeşitli koşullarda davranış, değişen, gelişen durum gözlemi de dahil), KANIT, DELİL, EMARE içindir(hol yok yumurta yok, YANLIŞLAMAK AMACIYLA YAPILMAZ!). ÖNCE GÖZLEM, VERİ, YORUM gelir. Öznel İdealistlerin çarpıttığı gibi gökten hazır paket VAHY gelir, SONRA seçilmiş azınlık BİLİM İNSANI RUHBAN TAKIMI(?) oturup yanlışlamak için sınama yapar yaklaşımı absürt ve gerçeği yansıtmıyor, bu tarz yaklaşımlar bilimde gedik açmak, obkjektife, KANITA dayanırlığı ortadan kaldırmak, kısaca her üfürüklerinin irdelenemez, kriterlenemez olması, metafiziği, sanrıları, zanları, dogmatizmi, lakaitliği bilime dahil etmek(bilimi bilinen tanımıyla bitirmek) adına yapılıyor... Aslolan veri, bilgi edinimidir, amaç budur, diğer şeyler ise amaç değil araçtır... illa her bir şeyi öznel ideoloji haline getirmemek lazım, objektif esas olmalı... Neden böyle yapıyorlar ve bilimi de, insanı aşan, inanın erişemeyeceği, insanın sıradan, gündelik hayatında sanki icra edemeyeceği, bilimin konusunu da sırf, sadece Mars'ı, Satürn'ün uydularını araştırmak, sosyal, toplumsal, tarihsel, ekonomi-politik, hukuk v.b. hiç bir alanda suya , sabuna dokunmamak, laboratuvarlarda mikro düzeyde atom altı araştırmalar yapmakmış gibi dar, çok özel sektörel kalıplara sokup, özel seçilmiş ruhban sınıfının gizli odalarda icra ettiği gizli tarikat kurumu gibi gösteriyorlar; bilimi dejenere ederek öznel idealizme, üfürük metafizik sayıklamalarına kapı açmak için. En büyük düşmanları delil, kanıt, kaynağa ve doğrulamaya olan gereksinim kriteri. Kanıta gereksinimi ortadan kaldırmayı başarırlarsa, artık hiç bir üfürükleri için kanıt, sınama, doğrulama kriteri olmayacak, at yalanı öp inananı... Ateizmin gözleme dayanmadığı iddiası ise gerçeği yansıtmıyor, aksine ateizm objektif alanı, bilgiyi esas almakla zaten, gözleme, veriye, dayanmayı esas alır. BİLGİYE DAYANMAK ZATEN GÖZLEME, VERİYE DAYANMAKTIR, GÖZLEM, VERİ, doğal bilim, bilim olmadan BİLGİ OLMAZ... Bunun için hipotez yazmak, laboratuvarlarda kimyasal testler yapmak gerekmiyor, gündelik hayatımızda, politika, hukuk, sağlık, ekonomi, hava durumu, hatta her türlü sosyal ilişkimizde dahi bilimi esas almamız, böylece bilimsel olmamız, yaklaşmamız gerekir(gözlem ve sınamalarda bulunmana engel mi var? İlla kimyasal analiz yapman mı gerekiyor? HAYIR! Bilimi herkes olanakları ölçüsünde icra edebilir, hangi araca, neye, ne kadar gereksinimimiz olduğunu ise konu belirler). Bilim ve bilimsellik, Kont Drakula'nın saraylarında, ancak özel olarak seçilmiş ruhbanların icra ettiği bir tarikat değildir... Sonuç ateizm bilimseldir zaten o sebeple tanı koyamamaktadır... |
"dünya yıkılsa illa kendi bakış açıma göre kategorize edeceğim, tanımlanacaksa ancak ben tanımlarım"
Itirazini anliyorum. Sana belirli bir tanimi yada bakis acisini dayatmaya calismiyorum zaten. Benim bu konuya boyle girmemin sebebi, senin 14 numarali mesajinin daha ilk cumlesinde Ateizm inanc degildir, gayet bilimsel, akil, mantikla orulmus bir tercih, gorustur demen. Yani ateizmi bilimle iliskilendiren sendin. Bilgivehis arkadas da 17 numarali mesajinda yine ateizm, din ve bilim uzerinden bir seyler yazmisti. Ben de o yuzden bilim neyi soyler, neyi soylemez, insani ne kadar aciklayabilir gibi bir yerden girdim konuya. Yoksa insan molekuldur dediğini iddia etmiyorum. O benim yazim...--Bunun disinda dun ne yazdim, ben mi bunu alıp o eksene cektim, hatırlamıyorum suan. Yazdiysam geri gidip bakmam lazım--- Yoksa illa kendi bakis acima gore bir insan tanimi yapayim, sonra da herkesi onun icine sokayim gibi bir derdim yok. ** Bir de elestirdigin, insanin atomlara, molekullere, noronlara falan indirgenmesi meselesini ben kafamdan uydurmadim. Bir kac yil once philosophy of neuroscience kapsaminda bir kac kitap okumustum. Patricia ve kocasi Paul Churchland var, bilirsin belki. Ikisi de sinirbilim ve zihin felsefesiyle ugrasan insanlar. Bunlarin savundugu eliminative materialism diye bir gorus var. Kabaca diyorlar ki, bugun zihin hakkinda kullandigimiz inanc, arzu, niyet gibi kavramlar, beynin nasil calistigini daha iyi ogrendikce degerini kaybedecek, hatta zihin de yoktur ve ileride sinirbilim bunlarin yerini alacaktır diyorlar.. Yani insan zihnini nihayetinde beyin ve fiziksel sureclere indirgeme ve bunin uzerinden aciklamaya calisan oldukca radikal bir materyalist yaklasimlar var. Ben bunlar dogrudur da demiyorum. Tam tersine, vermeye calistigim ornek zaten tam olarak bu. Churchland'lar sinirbilimle ugrasiyorlar ama sinirbilimden hareket ederek kurduklari insan ve zihin anlayisi, sinirbilimin kendisi degil, felsefi bir gorus. Dolayisiyla insan sadece noronlardan, molekullerden ve fiziksel etkilesimlerden ibarettir gibi bir sonuca varildiginda----ki bunu savunan insanlar var----bunu bilim bize soyledi diyemeyiz. Bilim bize noronun ne yaptigini, beynin nasil calistigini gosterebilir. Bundan sonra insan bundan ibarettir denildigi yerde ise bilimsel bulgudan felsefi yoruma gecmis olursun. Benim orada anlatmaya calistigim sey de aslinda ateizm-bilimsel görüştür ifadesini görünce biraz boyle baslamak istemiştim. Ama bu yaklasipi bu tanımları dediğim gibi ben uydurmuyorum, Bati'da boyle anaakim gorusler var. ** Bunun disinda, benim yazdigim hangi ifade senin konumuz insanlarin hissiyatlarini esas, kriter almak veya duygularini veya kaynagini tartismak degil demene yol acti, onu da tam anlayamadim. Eger benim boyle bir sey soyledigimi dusunuyorsan, sanirim burada bir yanlis anlasilma var. Ben herhangi bir yerde X kisinin duygu durumunu alip Tanri tartismasina kanit olarak koymadim. ** Bir de Bilimin her seyi aciklamak gibi iddiasinin olup, olmamasi v.b. konularinin da konumuzla ilgisi yok, SUBJEKTIF, tutarli olmamak adina suregen ilgisiz destek aramak demissin. Bak burada da bir yanlis anlasilma var. Bu baslikta iki uye---- sen ve Bilgivehis arkadas---- ateizm ile bilim arasinda iliski kurdunuz; bilimden, objektiflikten yani nesnellikten, gozlemden ve bilginin ne oldugundan bahsettiniz. Bu konuyu ben disaridan alip tartismaya sokmadim ki, zaten konusmanin icindeydi. Ben de soylenenlere karsilik kendi fikrimi ifade ettim ve bilimsel bilgi ile bilimden hareketle kurulan felsefi sonuclar arasinda bir ayrim yapmaya calistim. Zaten bu yüzden sinirbilimden ornek vermeye calistim. Kimyam, fiziğim pek iyi degil, kendimi rahat hissetmediğim alanlarda konuşmamaya calisiyorum. Bunun neresi sana tuhaf geldi?. Eger buna ragmen konudan ciktigimi dusunuyorsaniz, tamam, orada da israr edecek degilim. O halde meseleyi dagitmayalim. Benim ortaya koydugum temel iddiaya yonelik sorunuz veya itiraziniz neyse onu soyleyin, ben de dogrudan oradan devam edeyim. |
Ateizmin bilimsel olmasi icin, bilimsel yonteme, bilimsel verilere vb. uygun olmasi gerekir. Uygun olmadigi icin tipki teizm gibi bu konuda sinifta kaliyor. Bu kadar basit yani.
*ufak bir duzeltme. Sinifta kaliyor derken, gecerli-gecersiz anlaminda degil; bilimsellik konusunda kriteri gecemedigi, cunku farkli konular, farkli cevaplar. Ateizm de, teizm de dogmatiktir. Bilimde, bilimsellikte dogmatisizm olmaz. |
Tanri tanimlanamaz, tanimlanmadi, tanim ortaya koyulmadi diyorsun; al sana tanim. Dunya disi yasam😀 bunu da begenmezsen sana tanim begendiremiyoruz demektir Spartacus 🙂
|
Alıntı:
Şu konuda dahi birbirimizden bilimsel olma(objektif!), veri, bilgi, kaynağa dayanma talep etme hakkımız var, bilimsellik köhne ideolojilerin çarpıttığı gibi, özel, ayrıcalıklı "tarikatların(sanki tarikat)" seçilmişlerince elde mercek icra edilen, insandan, gözlem, veri, bilgi ve buna dayanırlıktan hariç tutulmuş bir nevi dedektif(Müfettiş Gadget) oyunu değildir. Zaten neye BİLİMSELLİK dediğimi izah ettim, önceki yazımda izahı var. 1.) Konu ne olursa olsun eğer, objektif, nesnel, veri, bilgiye dayanıyorsan, bu bilimsel yaklaşım olur... Bilimsel yaklaşımın esası objektife, nesnele, bilgiye(haliyle gözleme, veriye) dayanmadır, bu YAKLAŞIM MAHİYETİDİR, bilimi İCRA MAHİYETİ DEĞİL. 2.) Daha da ileri giderek bir iddiada bulunuyorsak ve iddia, gözlemlenebilir, deneylenebilir, veri edinebilir ve verileri de açıkça sunmuş(yani önce kendimiz gözlem, veri, dayanağa sahip isek) ve objektif oalrak yorumlamışsak => BİLİMSELDİR, İLLA laboratuvarda, konuyla da ilgisi olmayan biçimde kimyasal testler yapmamız gerekmiyor. 3.) Bir konuda binlerce yıllık insan edinimi, birikimi ve güncel bilgi ve bilimsel materyaller, kaynaklardan yararlanmışsak ve buna göre de verileri sunmuş, veriye sadık olarak yorumlamışsak-> BİLİMSELDİR. 4.) Herhangi bir konuda gözlem, veri, veriler üzre deney ve ileri deney(çok farklı koşullarda tekrar, tekrar gözlem, simüle) ve sınamalar yaparak veriler edinme işi BİLİM, bu verilere objektif olarak sadık kalarak yorumlama eşiği ise bilimseldir. Ateizm BİLİM DEĞİL, bilimseldir, neden bilimseldir, çünkü ilgili konuda gözlem, veri, böylece tanımlanabilirliği, bilgiye, objektife, bilime dayanmayı esas alır, bilime dayanmak, esas almak = bilim yapmak veya bilim demek değildir... Neden bilimseldir, çünkü GÖZLEMLENEBİLİRLİK, nesnel gerçeklik(objektif), DAYANAK, KANITA ve en önemlisi veri, bilgiye dayanması böylece de TANI DA bulunabilme kriteri var. Bunlar yoksa geriye ne kaldı? Alıntı:
|
Alıntı:
tanrı bilinemez konusunda eleştirimde ise tanım diyorum çünkü, işte o zaman nice sonranın lakırtısı olan, tanıma ihtiyaç var... Ateizm ise o nice sonranın lakırtısı, yani tanım meselesine gelemiyor, karşılıklı konuşurken ben geliyorsam bu karşılıklı yazışmanın zaruriyetindendir, çünkü muhataplarım gaipten tanımlar yapmış, bu gaipten tanımlarına göre yargılar üretmiş ve meselenin tanım lakırtısı bölümünden dem vuruyor(ben yapmıyorum, onlar yapıyor. Ben ise tanılayamadığım için tanımlayamıyorum diyorum. Elimden geldiğince izah etmeye çalışıyorum, başka nasıl basitçe izah edilir bilmiyorum, tanım beğenmiyor değilim, tanımlayamıyorum -ki beğenip, beğenmeme olanağım olsun :)) Dünya dışı yaşam = TANIM değil ki, hem beğenip, beğenilmeyecek bir tarafı da yok ve bana göre de, dünya dışı yaşam da kaçınılmazdır, sınırsız uzay, sınırlandırdığımız uzayda dahi katrilyonlarca doğa, bir kere elde evrenin bir parçası, Dünya gerçeği var... :) |
Guzel ama biraz çalısmam gerekiyor. Uygun olursan sonra devam edelim istersen.
|
Senden yanit alamadim..O yüzden devam ediyorum.
Anladigim kadariyla diyorsun ki ---yanlis anladiysam duzelt---Ateizm nesnel olana dayanir, cunku elimizde gozlemlenebilen fiziksel/maddi gerceklik vardir. Teizm ise bunun disinda gozlemlenemeyen bir Tanri kabul eder. Ateizm boyle bir ek varlik kabul etmedigi ve nesnel olarak bildigimiz gerceklikle yetindigi icin bilimseldir..... Benim itirazim ateizmin nesnel verileri kabul etmesine degil. Elbette maddeyi gozlemliyoruz ve onun hakkinda nesnel bilgiye sahibiz. Benim itirazim, nesnel olarak gozlemledigimiz fiziksel gerceklikten yola cikarak, gercekligin bununla sinirli oldugu sonucunun da nesnel ve bilimsel kabul edilmesine. Cunku maddeyi gozlemliyor olmamiz madde hakkinda bize bilgi verir. Fakat bunun disinda herhangi bir varlik veya gerceklik olup olmadigi ayri bir soru. Ateizm sadece gozlemlenebilir maddeyi kabul edip Tanriyi disarida birakiyorsa, burada da sonucta varligin neyle sinirli oldugu hakkinda bir kabulde bulunmus oluyor. Maddeye dair bilgimiz nesnel olabilir, ama gercekligin sadece nesnel olarak gozlemleyebildigimiz seylerden ibaret oldugu sonucu o gozlemin kendisi degildir. Dolayisiyla teizmin Tanri iddiasi metafizik oldugu gibi, Tanri dahil fiziksel gercekligin otesinde herhangi bir varligin bulunmadigi iddiasi da metafizik bir pozisyondur. Basit bir ornek vereyim. Mantiksal formulasyon yapayim. Belki genel okuyucu icin de daha acik olur. Yuzde yuz senin durumunla ayni olmayabilir. Ama soyle dusunelim. Derim ki: 1. Masayi goruyorum. Bu nesnel ve gozlemlenebilir bir gerceklik. 2. Yan odada ne var ne yok goremiyorum. 3. Bu nedenle sadece gorebildigim odadaki gercekligi esas aliyorum. Bunu ateizme uygularsak: Maddeyi gozlemliyorum ve nesnel olarak biliyorum; Tanriyi gozlemleyemiyorum; dolayisiyla ateizm gozlemlenebilir ve nesnel olani esas aldigi icin bilimseldir. Buradaki problem: Benim gorebildigim gercekligi esas almam baska, GERCEKLIGI GOREBILDIGIM ALANLA SINIRLAMAM baska. Ustelik sunu da soylemek sitiyorum. Bilim dogal olarak bilimsel metod ile calisir. 'Bilimsel anlayista' Tanri vardir veya Tanri yoktur diye bir bilgi bulunmuyor. Bilim nesnel olarak inceleyebildigimiz olgulara, nesnelere vb bakiyor. Bilgisayarin yapisi mesela nedir, muhtevasi nedir, nasil calisir, nasil etkilesir, bunlara bakar. Burada nesnel bir gerceklikten bahsediyoruz. Ama Tanri zaten fiziksel ve maddi bir nesne olarak tanimlanmiyor. Dolayisiyla Tanri vardir veya Tanri yoktur sorusu, nesnel olarak inceledigimiz bir seyin muhtevasi veya niteligi ile ilgili/alakali bir soru degil; FIZIKSEL ALANIN OTESINDE--aslinda burada gozlemlenebilirligin de otesi diyebiliriz---- bir varligin olup olmadigiyla ilgili METAFIZIK BIR SORU. Bu nedenle ateizm nesnel olani esas aliyor denilerek Tanri yoktur onermesinin KENDISINI bilimsel hale getiremeyiz. Cunku bilim sadece maddesel gercektir de demiyor. Simdi evlilik yildonumumuz. Bir kac seferdir de esim cagiriyor. O yuzden cikmamiz lazim ama son bir kez bunu formule etmeye calisayim. 1. Premise: Maddeyi nesnel olarak gozlemliyorum. 2. Premise: Sadece nesnel olarak gozlemlenebilir olani gercek kabul ediyorum. 3. Premise: Tanri nesnel olarak gozlemlenebilir degil. Sonuc: O halde Tanriyi gercek kabul etmiyorum. Kafamda olusturdugumda daha baska kurmustum ama yukarıdaki son iki paragrafı yazinca ayni seyi soyledigimi fark ettim. Ama emek verdigim icin silmiyorum :) Neyse. Ayrica sunu da soylemistim: Alıntı:
|
*burada anlattiklarim benim sahsi goruslerim. Dogru da olabilirim, yanlis da olabilirim. Sanirim bu konuda yazacaklarim bu kadar. Kendi adima konuya daha fazla katki sunabilecegimi sanmiyorum. Kendimi tekrar etmemek ve sizi de sikmamak adina.
|
Alıntı:
Bırakalım şu veya bu görüşü, bireyin dahi, doğa, olay ve olgulara yaklaşımı bilismel olmak zorunda. deprem başı açık gezen kızlar yüzündendir, tanrının intikamıdır dememek gerekir değil mi? Tanrı konusunda yaptığın da aslında farklı değil(kriterlerinin merkezinde BİR TANRI KABULÜ, ona görelik ŞARTI VAR). Masal dünyasında, SAFSATALARLA uydurulup, bu sebeple tanrı var gibi iddialar, sözde tanı, teşhislerin değerlendirilmesi ise ayrı bir zemindir. "Zorda kalırsanız Superman yardım edecektir" v.b. iddialara, "Superman masal, kurgu, nesnel bir gerçekliğe sahip değil, gerçekte bulunmaz, yok" deriz, ama bu ve "yok" ifademiz, bir var-yok tartışması değil, ortada olmamasının(ortada olmadığı sürece de böyle olacak), olanak dışılığın, neden bu iddianın gerçekleşemeyeceğinin SEBEBİ, izahı içindir. İlgili iddia ve masal kahramanı nazarına mahsustur ve biz herhangi bir iddia türetmediğimiz gibi, herhangi bir tanımlamada bulunmuyoruz, iddia sahibinin tanımlarına göre değerlendiririz. Ya da, örneğin Zeus'un gerçek olmadığını, mitoloji, insan kurgusu olduğunu bilmemiz gibi... Bilimsellik = bilim değildir, BU yaklaşımın, bilimi de sırf hipotez ve sınamayı da sırf yanlışlamak için yapılan bir şey basitliğine indirgemen, çarpıtma oluyor. Her konuda bilimsel olmalıyız, edebiyat konusunda bile, böylece neyin bilgi, olguya, neyin de insan kurgusuna dayalı olduğunu ayırt etmiş oluruz... METAFOR yapalım, defalarca izaha rağmen anlamaktan uzak olduğunu görüyorum, Bir kan tahlili veriyorum bunu yorumlayabilir misin? Bu kişi kim, hangi kan değerleri ölçülmüş, sonuç neymiş ve gerçekten sırf tahlil dedik diye bu bir tahlil midir, böyle bir ölçüm ve gerçekten de böyle bir kişi mevcut mudur? Aşağıdaki sözde tahlile bakarak kişi, kan değeri, tahlil, teşhis koyma olanağın var mıdır, sözde tanı koyan, bu yalanı neresinden uydurmaktadır? ... kişinin ... kan tahlili... .... ..... .... ..... .... ..... Uzman değerlendirmesi: İspanyol Gribi ISRARLA yukarıda bir kan tahlili olduğu(ki çok çeşitli başlıklarda da yaptın bunu ve sana daima tanrıyı nasıl tanı-mladığın soruldu) ve İRDELEMELERİN, YAKLAŞIMLARINDA, sanki mümkünmüş gibi sözde İspanyol Gribi teşhisini baz aldığın, insan var, kan da var, öyleyse demek ki tahlil de var, olabilir yönlü kabuller geliştirdiğin görülüyor(aslında mantık hatası ve kriterlerinden anlaşılıyor). ATEİZM İSE ORADA bir kan tahlili görmediği, DOLAYASIYLA DA "İspanyol Gribi" TANI-LAYAMADIĞINI, buna dayanarak ortada bir İspanyol gribi vakası olduğunun söylenemeyeceğini ifade ediyor. "Ateizm kişinin İpsanyol Gribi olduğunu ret ediyor, bu kişide İspanyol Gribi yok, dokunmadığıma inanmam v.s." diyor gibi, çarpıtma, gerçeği yansıtmayan ifadeler subjektif, ideolojik, tutarsız, hata olur. İşte bir örnek daha :) Alıntı:
Dogmalar dahi bilimsel yollarla irdelenebilir(irdelenmelidir, gerçekte başka türlü irdelenemez), bu durum bilimsel irdelemeyi, irdeleyeni metafizik veya dogmatik yapmaz. Bu tarz, iddia metafizik ise değerlendiren de metafiziktir yönlü çarpıtamaya dayalı idealist indirgemeci kalıplar geçerli değil. İdealist indirgeme, salt biçime dayandığı için, neyin iddiayı ele aldığı, neyin de iddianın kabulü, ölçüt aldığı, denizine daldığı konusunda farkındalığa sahip olamaz(böylece mantıksız olur). Örneğin Superman'in masal olduğunu, metafizik yollarla, hayal ve kurguyla türetildiğini bilmek, zora düştüğümüzde bizi kurtaracağı gibi iddiaların mesnetsiz olduğu, çünkü Superman'in masal ve gerçekte var olmadığını söylemek, bu söylemi metafizik, söyleyenin görüşünü de metafizik yapmaz(bu ve benzeri bir çok indirgemeci, idealist, ideolojik çifte standart yöntemlerle yaptığın genellemeler safsata oluyor)... Dönelim kan tahliline, NE DEMEK LAZIM SENCE? |
Alıntı:
Tanriyi nasil tanimlayacagiz diye soruyorsun. Burada zaten tek bir Tanri tanimi bekleyemeyiz. Tanriya inanan insanlarin hicbiri Tanriyi karsisinda oturup gozlemlemis degil. Bu yuzden insanlar Tanriyi farkli sekillerde anlamis. Kultur burada etkili olmus. Inanc/sosyal cevre de etkili olmus. Hatta politik ve tarihsel kosullar bile Tanri anlayislarini sekillendirmis insanlarinj. Bazi inanclarda Tanri daha somuttur. uzayda veya belirli bir yerde bulunan bir varlik gibi. Bazilarinda maddi olmayan bir varlik. Ortadogu dinlerinde daha cok ruhsal ve fiziksel dunyanin disinda bir Tanri anlayisi. Zaten inananlar da Tanrinin mahiyetini tam olarak bildiklerini soylemiyorlar. Inan insanlara sorsan, cogu Tanrinin insan bilgisini astigini soyler. Bu nedenle farkli Tanri tanimlarinin olmasini garip bulmuyorum. Ama bu Tanrinin hic tanimlanamadigi anlamina da gelmiyor. En genel anlamiyla Tanri dedigimizde varligi veya evreni yaratan, baslatan ya da onun arkasinda bulunan soyut veya somut bir varliktan bahsediyorlar. Bu varligin mahiyeti konusunda ise cevap yok. Maddi midir? Ruh mudur? Nerede bulunur? Bunlara herkes kendi kafasına gore bir sey söylüyor.. Bir seyin mahiyetini tam olarak bilmemek ile neyi kastettigimizi hic bilmemek de ayni sey degil bu arada. |
Gorebildigim kadariyla temel sikinti su: Sen basta bir gorus benimsiyorsun---sikinti bu degil, anlatacagim---- Ben sadece fiziksel ve nesnel olarak erisebildigim seyi kabul ederim diyorsun. Bunun disinda kalan bir iddiayi da gerceklik hakkinda kabul edilebilir bir iddia olarak gormuyorsun. Ama soyle bir sey var. Bu bilimin bize gosterdigi bir sonuc degil. Bu, gercekligin ne olduguna dair senin bastan kabul ettigin felsefi bir gorus. Bilim nesnel olani inceler. Maddeyi inceler. Fiziksel olaylari inceler. Ama buradan sadece nesnel olarak incelenebilen sey gercektir diye bir kural cikmiyor. Boyle yaptigin zaman bilimin yontemini alip gercekligin siniri haline getiriyorsun. Bu bilimsellikten cok bilimcilik yaklasimidir. Cunku bilimin neyi inceleyebildigi ile neyin gercek olabilecegini ayni sey haline getiriyorsun. Tanri fikri kulturden kulture degisebilir. Bununla ilgili zaten yukarida bahsettim. Ama genel anlamda Tanri fiziksel olmayan veya fiziksel gercekligi asan bir varligi ifade ediyor. Dolayisiyla zaten fiziksel bir nesne gibi ortaya konulmasi beklenmiyor. Fiziksel olmayani fiziksel olmanin kriterleriyle degerlendirip, sonra bu kriterlere uymadigi icin onu bastan dislamak bana bilimsel bir sonuc gibi gelmiyor. Bu daha cok fiziksel olanin disinda bir gerceklik kabul etmiyorum seklinde felsefi bir tercih. Ateizm bu tercihi benimseyebilir. Bunda bir sorun yok. Ama bu tercihe nesnel olani esas aliyorum diyerek bilimsellik kazandirmak ayri bir sey.
*Bu arada, bu konuda anlasamamamizin dogal oldugunu dusunuyorum. Ben felsefeci degilim. felsefeden de anladigimi sanmiyorum. Yazdiklarim, kendi bilgi, birikim, deneyimim capindaki seyler. Dolayisiyla verdigim yanitlar da kendi anlayis kapasitem ile sinirli. Ben yukarida yeterli olcude fikrimi ifade edebildigimi dusunuyorum. Bu konuya daha fazla katki sunabilecegimi sanmiyorum. Soru gelirse elbette cevaplamaya calisirim ama kendi tarafimdan uzatmak istemiyorum aslinda. |
Alıntı:
Örnek vereyim, camdan bakıyorum, "yağmur yağıyor, gezmeye gidecektim, iptal edeyim" diyorum burada yorumun "yağmuru sevmiyorsun" olmamalı ve her defasında ben de "yağmuru sevmediğimi söylemedim, ama bugün güneşlenmek istemiştim" demek zorunda kalmayım.. Bir YARGI ifaden olacaksa, tam da o yargını destekleyen cümleyi, bölümü olduğu gibi alıp, bütün belirleyici kısımlarını değerlendirerek, mahiyetiyle irdelemen gerekir. Bir konuda OLANAĞIMIN olmadığı ve neden olmadığını açıklamaya çalışıyorsam orada kişisel tercih veya kişisel tutumumdan söz etmiyorum ve ölçüt de olamaz. Örneğin bir depremi anlamak için nereye bakarız? Doğaya, olaya, olgulara, bir iddiayı anlamak için de iddianın dayanak ve kaynaklarına ve yeterli olup olmadığına, lazım gelen çeşitliğie dayanıp, dayanmadığına v.b., bu kadar basit. bırakalım kişileri, Ali, Veli'yi, şöyle demiş, dememişi tartışmayı :)... Bir iddia için de; veri, kaynak, dayanak olmalı ki, değerlendiren de YORUMLAYABİLSİN, değil mi ama? Burada ne bir keyfilik durumu söz konusu ne de kişisellik ölçüt alınabilir. Gözlem konusunu da anladığım kadarıyla, "elle dokunmak" gibi aşırı dar ele almaktasın. Örneğin deprem olduğunda yer sarsıntısı olması gözlemdendir, gözlem illa direk kırılan fay hatlarına dair olmak zorunda değil(o ileri gözlem), ama sonuç olarak gözlemlenmiş ve ilişki kurulabilir. Ama "bu dağlar var, öyleyse dedem yarattı, bu evren var demek ki yaratıldı" gibi laflar, ne bir kriter, ne iddia olabilme ne de çıkarım olabilme vasıflarına sahip değil(ben böyle söyledim diye çıkıp "elle dokunmadığımı yok sayarım" gibi absürt şeyler öne sürüyorsun, yahu burada mesele ben miyim? Benle ne ilgisi var?). METAFİZİK konusunda bana göre garip kabullerin var ve aslında kriter meselesine metafiziği dahil etmeye çalışıyorsun gibi(çünkü kriter alınmayan ve alınmayacak olan metafizik) Gözlem dolaylı, dolaysız tüm etkileşim, ilişkileri böylece veri edinimini kapsar. Şimşek, gök gürültüsü, buharlaşma, süblimleşme, değişen atmosfer basıncı, yağmur... Yer sarsıntısı, fay hatları, deprem ilişkileri gibi... Ancak burada gözlemci tutarlı ilişki kurmalıdır, kriterler basit ve net(defalarca detaylandırdım). Bir diğer kriter de, elmanın tadından söz edebilmek için önce ortada insan iradesinden bağımsız elma olmalı, elmadan söz edebilmek için de elmayı tanı-mış olmalıyız(nasıl göz, dokunmak, yemek, tad almak, böylece özellik, niteliklerine erişmek, bir yığın yolu var ve işte tümü de[B] gözleme, veri edinimine dayanır. Ama "elma var o halde yarı ekşi, yarı tatlı gurugur meyvesi de var" denemez, çünkü elmanın varlığı ve lafta meyve demiş olmamızla, gurugur dediğimiz bir sözde meyveyi tanı-m-lamış olmaz, kaldı ki meyve olup olmadığına dahi karar veremeyiz... Basit; 1. Sen "tanrıyı bilmiyorum" diyorsun. 2. BEN İSE TANRIYI BİLME, BİLMEME AŞAMASINA gelme OLANAĞIM bulunmuyor diyorum... Bu kadar basit ve bana göre makul ve tutarlı olan bu!. Sonra ısrarla da -ki sürekli ideolojik olarak çarpıtıldığı için- uyarıyorum, insanlar tarafından uydurulmuş sözde iddialar, masal kahramanlarına ve sözde eylemlerine dair olan yaklaşımımla(yani ÖZNEL alanla ilgili mesele), nesnel, objektif, kendi özgülümdeki hali(NESNEL ALANLA İLGİLİ), durumum karıştırılmamalı. örneğin birisi zorda kalırsak Superman'den yardım istememizi söylerse, ben O'na Superman'in gerçek olmadığını söylerim, gerçekte var olmadığını, değil mi? Bizim uydurulmuş tanrı masalları konusunda da yaptığımız farklı değil, ama bu bizim özgülümüzde olan bir şey değil, BAŞKASININ İDDİASINI DEĞERLENDİRİYORUZ...İnsanların, elde tanı koyacak hiç bir gerçek veriye sahip değilken tanrıdan söz ediyor olması, uydurmadır, masaldır, bunun başka bir izahı bulunmuyor... Bana tanrı'yı bilmiyorum diyorsun, ama "madem bilmiyorum nasıl tanımladım" diye sormuyorsun(maşaus sen hem bilmediğini iddia ediyor ama hem de mesnetsizce tanıyorsun, ateist ise tanılayacak kadar veriye sahip olmadığı ve olanağı da olmadığı için tanı-mıyor, haliyle değerlendirme şansı da yok). Sözde o tanrıyı bilenleri ise hiç sorgulamıyorsun, nasıl bu kadar çok özellik, nitelik, tanı, tanımlar, kesin ifadelerde bulunuyorlar yahu demiyorsun, bütün rahatsızlığın tanımıyorum diyen ateizme karşı... |
Beni konusulan dili kisisellestirmekle itham ediyorsun ama pek cok yazinda senin de bana yonelik ithamlarin oluyor. Benimle ilgili sana on defadir anlatiyorum anlamiyorsun, galiba metafizik inanclarin var vb. gibi ifadeler kullandigin zamanlar oldu. Yukaridaki mesajinda da yine bana yonelik ifadelerin var. Yani tartisma esnasinda boyle seyler olabiliyor. Ideal olan elbette kisileri degil, kavramlari ve gorusleri tartismak. Ki zaten bunu da buyuk olcude yaptik.
Ateizm konusunda da ben defalarca kavrami, kavramin genel olarak nasil anlasildigini ve felsefede hangi kategori icinde ele alindigini anlattim. Ben burada kendi kafamdan ateizmin mutlak tanimi budur, bilimsel olup olmadigi konusunda degismez gercek budur diye bir sey ortaya atmiyorum. Soyledigim sey cok basit. Teizm nasil bilimsel bir gorus kategorisinde degil de felsefenin, metafizigin ve ontolojinin konusuysa, ateizm de ayni sekilde felsefi bir gorustur. Felsefe kitaplarini acip baktiginda da ateizm bilimsel bir gorus degil, tanri vardir diyen teizmin karsisinda tanri yoktur diyen felsefi bir gorus olarak ele aliniyor. Bunu ben soyledigim icin dogru kabul et demiyorum. Zaten burada felsefeden bahsediyoruz ve ben de bunun felsefedeki kullanimina referans veriyorum. Bilim konusunda soyledigim de bundan farkli degil. Bilimin kendi yontemi icinde tanri diye olculebilen, gozlemlenebilen, sinanabilen bilimsel bir degisken veya kavram yok. Dolayisiyla bilim kendi basina tanri vardir da demez, tanri yoktur da demez. Tanri vardir dedigin anda da, tanri yoktur dedigin anda da tanri hakkinda ontolojik bir bildirimde bulunuyorsun. Bu da bilimin degil, felsefenin alanina giriyor. Bilim elbette nesnel gerceklik hakkinda konusur. Nesnel gercekligin belli yonlerini gozlemler, olcer, sinar ve bunlar hakkinda bilgi uretir. Ama tanri konusu bu kategori icinde yer almiyorsa, tanri yoktur ifadesini sirf bilimsel verilerden hareket ediyoruz diye bilimsel bir sonuc haline getiremeyiz. O yuzden beni anlamamakla, carpitmakla veya safsataya basvurmakla itham etmene gerek yok. Ben senin gorusunu zorla baska bir yere cekmeye calismiyorum. Soyledigim sey sadece su: Tanri hakkinda ister vardir diyerek ister yoktur diyerek bir bildirimde bulunuyorsan, artik bilimin kendisinden degil felsefi bir pozisyondan bahsediyorsun. Buna bilimsel felsefe dersin, bilim felsefesiyle temellendirirsin, bilimsel bilgilerden hareket eden bir felsefi gorus dersin, bunlar ayrica tartisilabilir. Ama bilimin kendisi bize tanri vardir veya tanri yoktur diye bir sonuc vermiyor. Benim anlatmaya calistigim sey bundan ibaret. Mesela canlilarin ortak bir atadan geldigi ifadesi bilimsel bir ifadedir. Cunku bunu fosiller, genetik veriler, karsilastirmali anatomi gibi gozlemlenebilir ve test edilebilir veriler uzerinden inceleyebilirsin. Ayni sekilde dunya yaklasik 4.5 milyar yasindadir ifadesi de bilimsel bir ifadedir. Cunku bunu olcebilir, elde edilen verileri sinayabilir ve farkli yontemlerle kontrol edebilirsin. Ama Tanri yoktur dediginde ayni kategoride bir ifade kurmus olmuyorsun. Bu, bilimsel bir bulgu degil, Tanrinin varligina dair felsefi ve ontolojik bir iddiadir. Bilim bize canlilarin ortak atadan geldigini veya dunyanin yasini gosteren kanitlar sunabilir ama Tanri yoktur diye bilimsel bir sonuc vermez. Yapilan ayrim bu. |
Mesela bilimsellik, nesnel ve olgusal olan ile ilgili bir bildirimde bulunmayla da iliskilidir. Ornegin daglar depreme sebep olur ya da olmaz dediginde, burada hem dag fiziksel bir olgu, hem deprem fiziksel bir olgu, hem de ikisi arasinda kurdugun iliski bilimsel olarak arastirilabilir bir iliski. Bilim insanlari oturur, bunu arastirir, verileri toplar, olcer ve gercekten boyle bir iliski var mi yok mu diye bakar. Dolayisiyla bu bilimsel bir iddiadir. Ama daglar var--fiziksel olan gercektir----, o halde Tanri yok dediginde ayni seyden bahsetmiyoruz. Dag fiziksel bir olgu ve bilimin konusu. Tanri ise bilimin inceleyip olctugu fiziksel bir olgu degil. Dolayisiyla burada iki bilimsel olgu arasinda test edilebilir bir iliski kurmuyorsun. Bir tarafta bilimsel olarak incelenebilen bir olgu var, diger tarafta ise metafizik bir kavram var. Daglar hakkinda bilimsel olarak ne kadar cok sey ogrenmis olursan ol, bu tek basina Tanrinin varligi veya yoklugu hakkinda bilimsel bir ifade orataya cikarmiyor. Ayni sey evrim icin de gecerli. Canlilar ortak bir atadan geliyor ifadesi icin de geçerli. Ama canlilar ortak bir atadan geliyor, o halde Tanri yoktur dedigin anda artik bilimsel bulgunun kendisinden degil, o bulgu uzerinden yaptigin felsefi bir yorumdan bahsediyorsun. Bilim ilk kisim hakkinda konusabilir, ikinci kisim ise felsefi bir sonuc cikarmadir.
Burada ateizm bilimdir dedigini iddia etmiyorum. Benim bahsettigim sey, kurulan iliskinin fiziksel ve nesnel olana yonelik olmasidir. Bu bilimsel anlayistir. Tanri konusu ise bilimin kendi alanina ait bir kavram, olgu veya arastirma konusu degildir. O yuzden Tanri yoktur sonucu felsefi bir sonuc olabilir ama bilimsel bir sonuc degildir. |
Mesela bilimsel bir arastirma makalesi yaziyorsun. Method ve Results kisimlarinda kullandigin yontemi, yaptigin olcumleri ve elde ettigin bulgulari ortaya koyuyorsun. Bunlar bilimsel yontemle elde edilen, nesnel ve olgusal dunyaya yonelik bilgiler. Discussion kismina geldiginde ise bu bulgularin ne anlama geldigini yorumluyor, baska bulgularla karsilastiriyor ve bunlardan birtakim sonuclar cikarmaya calisiyorsun. Ama burada bile yaptigin aciklamanin bilimsel kalabilmesi icin bilimsel olarak incelenebilen olgularla ve bu olgular arasindaki iliskilerle bagini korumasi gerekiyor. Mesela beyindeki belirli bir bolgenin hasar gormesiyle belirli bir davranis arasinda iliski bulduysan, bunun ne anlama geldigini tartisabilirsin. Cunku beyin de davranis da bilimsel olarak incelenebilir. Ama ayni bulgudan hareketle Tanri yoktur sonucuna ulasirsan artik baska bir kategoriye geciyorsun. Bilimsel bir bilgiyi kullanarak felsefi bir sonuc cikarmak, o sonucu bilimsel bir sonuc haline getirmez. Tanri yoktur gorusu bilimsel bilgilerden hareketle savunulabilir veya felsefi olarak temellendirilebilir, buna bir itirazim yok. Ama Tanri yoktur ifadesinin kendisi bilimin ortaya koydugu bilimsel bir bulgu degil, Tanrinin varligi hakkinda felsefi ve ontolojik bir gorustur.
Bu benim kisisel gorusum de degil. Benim kisisel tutumum da degil. Beni ilgilendiren bir konu da degil. |
Ben Tanriyi taniyorum ya da Tanrinin ne oldugunu biliyorum diye bir iddiada bulunmuyorum. —-benim adima bu iddiada bulunan ve bana , kavrami degil de beni tartisan sensin—-Sen tani ve teshis konulamaz diyorsun, cunku nesnel olarak elimizde boyle bir varlik yok diyorsun. Tamam ama benim bahsettigim sey zaten bu degil. Din felsefesi diye koskoca bir alan var ve Tanri kavramlari, Tanriya yuklenen nitelikler, Tanrinin nasil tanimlandigi veya nasil bir varlik oldugu iddialari yuzyillardir bu alanin tartisma konusu. Teistler, deistler, ateistler, agnostikler farkli Tanri anlayislari ve bunlara yonelik argumanlar uzerinden zaten tartisiyorlar. Azicik din felsefesi bilen biri bu tartismalarin nasil yurudugunu bilir. Dolayisiyla burada sanki benim once Tanriyi nesnel olarak bulmam, tani koymam, sonra hakkinda konusmam gerekiyormus —yada ruhsal vb de olabilir) gibi bir durum yok. Biz kavramlar ve ortaya atilmis iddialar uzerinden konusuyoruz.
Zaten cocuklugumuzdan beri farkli Tanri gorusleriyle karsilasarak buyuduk. Dini veya kulturel olarak bu kavramlar hayatimizin icinde. Ben Tanri dedigimde de genellikle teistlerin veya deistlerin ortaya koydugu genel Tanri kavramindan bahsediyorum. Yaratici oldugu, irade sahibi oldugu, kimi anlayislarda kisi oldugu, evreni yarattigi veya evrenle belli bir iliskisinin bulundugu gibi nitelikler zaten benim uydurdugum tanimlar degil, tartistigimiz goruslerin Tanriya yukledigi nitelikler. Dolayisiyla bunlari tartismak icin once Tanrinin gercekte var oldugunu ve nasil bir varlik oldugunu teshis etmem gerekmiyor. Bir kavrami tartismakla, o kavramin gercekte karsilik geldigi bir varligi taniyorum demek ayni sey degil. Burada sen ateist oldugun icin dogal olarak senin savundugun gorusu konusuyoruz. Daha once de soyledim, karsimda bir teist olsaydi onun Tanri vardir iddiasini ve bunun gerekcelerini de ayni sekilde tartisirdim. Ama su an tartismanin diger tarafinda bir teist yok. O yuzden butun rahatsizligim ateizme karsiymis gibi bir sonuc cikarmak dogru degil. Ben sadece karsimdaki kisinin ortaya koydugu gorusu ve o gorusun gerekcelerini tartisiyorum. Ki esasinda tartismak da istemiyorum. Bunu da 4 keredir felan yuukarida soyledim. 4 keredir. Soru sorulursa cevap vermeye calisirim dedim. Yoksa tartismayi surdurmek istemiyorum dedim. O halde beni bu konuda rahatsizligim varmis, sanki ateizme garezim varmis gibi gostermeye calisiyorsun? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:46 . |