Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Uykuda olmadığınızı ispatlayabilir misiniz? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4401)

Aliminyum 27-07-2007 13:35

Uykuda olmadığınızı ispatlayabilir misiniz?
 
Materyalizmin yanıtlayamadığı ya da yanıtlarken de çelişkilere düşüp eline yüzüne bulaştırdığı sonra da yanıtladım zannettiği varlıkbilimsel (ontolojik) basit bir mesele; Gerçeklik ve Hayal... En başta Gerçekliğin neliği, ölçütleri, neyin gerçek neyin hayal (gerçek dışı) sayılabileceği, aradaki sınırın neye göre ve nasıl çizileceği konularını materyalizm genelde görmezden gelir, çünkü kendi materyallerine, argümanlarına göre bu gibi işlerin içinden çıkamaz, çıkamadığı için de böyle şeylere "Metafizik" damgası vurur geçer, sonra da meseleyi hallettim zanneder, halbuki hiçbir materyalist gene de bu soruları kendi kendine sormaktan yine kendi kendini alıkoyamaz.

İnsanlar rüyalarından uyandıklarında o ana kadar görmüş olduklarının hayal olduğunu anlarlar, ama "uyanma" görüntüsüyle başlayan ve adına "gerçek hayat" dedikleri hayatın bir hayal olabileceğinden nedense hiç kuşkulanmazlar. Oysa, "gerçek hayatımız" dediğimiz görüntüleri algılayış şeklimiz, rüyalarımızı algılayış şeklimizle tamamen aynıdır. Her ikisini de zihnimizde görürüz. Ve rüyalarımızdan uyandırılmadığımız sürece, onların bir hayal olduğunu anlamayız. Ancak uyandığımız zaman "demek ki gördüklerim bir rüyaymış" deriz.

RÜYADAKİ DÜNYA İLE ŞİMDİ ALGILADIĞIMIZ DÜNYA ARASINDAKİ FARK NEDİR?

İnsanlar için gerçek olan; elle tutulan, gözle görülen şeylerdir. Ama *duyu organlarımızın bizi yanılttığından söz ettik. Dış dünyanın gerçeğine bilimsel olarak da hiçbir zaman ulaşamayacağımızı vurguladık. Bilimsel açıklamaların yanı sıra içinde yaşadığımız bu algılar evrenini rüya benzetmesiyle açıklamak da mümkündür. Rüyada da "elinizle tutar, gözünüzle görürsünüz", ama gerçekte ne eliniz vardır, ne gözünüz, ne de görülüp-tutulacak bir şey. Bütün bunları beynin dışarısında sağlayan hiçbir maddi gerçeklik yoktur. Açıkça aldanırsınız.

Peki gerçek yaşamla rüyayı ayıran nedir? Gerçek yaşamın sürekli olup, rüyanın kopuk kopuk olması ya da rüyada farklı sebep-sonuç ilişkilerinin bulunması mı? Bunlar temelde önemli farklar değildir. Çünkü sonuçta her iki yaşantı da beynin içinde oluşur.

Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı şey pekala içinde bulunduğumuz dünya için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir rüyaya başlamadığımızdan hiçbir şekilde emin olamayız. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır.
Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. İşte bu nokta çok önemlidir ve üzerinde mutlaka düşünmek gerekir.

Bunun için rüya örneğini biraz daha derinlemesine düşünmekte yarar vardır. İnsan, rüyasında çok gerçekçi olaylar yaşayabilmektedir. Merdivenden yuvarlanıp bacağını kırabilmekte, ciddi bir trafik kazası geçirebilmekte, bir otobüsün altında kalabilmekte, acıktığında bir pasta yiyip doyabilmektedir. Günlük yaşamda rastlanan olayların benzerleri rüyada da aynı inandırıcılıkla, aynı hislerle yaşanmaktadır. Bu da göstermektedir ki yemek yemek, dokunmak, sertlik hissetmek gibi algılar hiçbir zaman maddenin somut varlığının ispatı olamazlar. Çünkü bu hisler aynı netlikle rüyada da yaşanmaktadır. Ancak maddeyi mutlak varlık olarak kabul eden materyalistler bu noktada büyük bir kavrayış bozukluğuna sahiptirler. Maddenin varlığını ispatlamak için yukarıdakilere benzer örnekler verirler. Çarpık mantıklarına göre taşlara tekme attıklarında ya da tokat yediklerinde acı hissetmeleri, pasta yediklerinde doymaları, insanların otoyolda otobüs gördükleri zaman ezilmemek için kaçmaları maddenin fiziksel varlığının ispatıdır. Anlamakta zorluk çektikleri nokta ise, taşa vurduklarında duydukları acı, pastayı yerken aldıkları tat, otobüs çarpması sırasında yaşanan sertlik ve ağrı gibi bütün algıların da yalnızca zihinde oluştuğudur.

Oysa rüyasında kendisine otobüs çarptığını gören bir kişi yine rüyasında, kaza yaptıktan sonra gözünü hastanede açabilir; sakat kaldığını anlar ama aslında bu bir rüyadır. Yine rüyasında; bir trafik kazasının ardından öldüğünü, ölüm meleklerinin canını aldığını, ahiret hayatının başladığını görebilir. (Bu olay, rüya gibi bir algı olan gerçek dünya hayatında da aynı şekilde yaşanır.)

Rüyasında yaşadığı tüm bu olayların görüntülerini, seslerini, sertlik hissini, acıyı, ışığı, renkleri, her türlü hissi gayet berrak bir şekilde algılamaktadır. Rüyada muhatap olduğu algıların tümü gerçek yaşamdaki kadar doğaldır. Rüyasında yediği bir pasta algılardan ibaret olmasına rağmen karnını doyurur. Çünkü doymak da bir algıdır. Oysa ki, gerçekte o anda kişi karanlık bir odadaki bir yatakta uzanmış durumdadır. Ortada ne merdiven, ne trafik, ne otobüs, ne pasta bulunmaktadır. Rüyadaki kişi, dış dünyada karşılıkları bulunmayan algı ve hisleri yaşamakta ve görmektedir. Rüyada, "dış dünya"da hiçbir maddi karşılığı bulunmayan olayların yaşanıyor, görülüyor, hissediliyor olması, "dış dünya"nın tamamen algılardan oluştuğunu çok net biçimde ortaya koymaktadır. İster rüyada olsun, ister günlük yaşamda olsun, görülen, yaşanılan, hissedilen şeylerin hepsi birer algıdır.

Trafik kazası örneğini ele alalım: Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır. Daha doğrusu, kaza geçiren adamın yaşadığı hislerin tamamını, bir müzik teybine bağlanan iki ayrı kolondan aynı şarkının dinlenmesine benzer biçimde, evinde oturmakta olan kişi de yaşamaya başlayacaktır. Bu kişi evinde oturduğu halde otobüsün fren sesini, otobüsün vücuduna değmesini, kırık kol ve akan kan görüntülerini, kırık ağrılarını, ameliyathaneye sokuluşunun görüntülerini, alçının sertliğini, kolunun güçsüzlüğünü hissedecek, görecek ve yaşayacaktır.

Kazadaki adamın sinirleri kaç kişiye bağlansa bunların hepsi, kazayı başından sonuna kadar yaşayacaktır. Kazadaki adam komaya girse, hepsi komaya girecektir. Hatta, söz konusu trafik kazasına ait algıların tümü bir alete kaydedilse ve bu algılar bir başka kişiye sürekli başa alınarak verilse, bu kişiye de defalarca otobüs çarpacaktır.

Peki o halde, hangisine çarpan otobüs gerçektir? Materyalist felsefenin bu soruya verebileceği çelişkisiz bir cevap yoktur. Doğru cevap, trafik kazasını hepsinin kendi zihinlerinde tüm ayrıntılarıyla yaşadığıdır.

Pasta ve taşa tekme atma örnekleri için de durum aynıdır. Pasta yiyince karnında pastanın şişliğini ve tokluğunu hisseden kişinin duyu organlarına ait sinirler paralel olarak ikinci bir kişinin beynine bağlansa, birinci kişi pasta yediği ve doyduğu anda o kişi de pasta yiyecek ve doyacaktır. Taşa tekme atınca ayağı acıyan materyalistin sinirleri paralel olarak bir başka kişiye bağlansa, bu kişi de taşa vuracak ve canı acıyacaktır.

Peki hangi pasta ve hangi taş gerçektir? Materyalist felsefe, buna da çelişkisiz bir cevap veremez. Doğru ve çelişkisiz cevap şudur: Her iki kişi de pastayı kendi zihinlerinde yiyip doymuşlardır. Her iki kişi de, taşa tekme atış anını tüm detaylarıyla kendi zihinlerinde yaşamışlardır.

Bu durumda insanın algılarını aşması ve dışarı çıkması mümkün değildir. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bir insanın ruhuna, gerçekte bir bedeni, maddi varlığı ve ortada maddesel herhangi bir ortam olmadığı halde tüm bunları seyrettirmek mümkündür. Öyle ki kişi bunu kesinlikle anlamayacak ve izlettirilen 3 boyutlu mükemmel görüntüleri gerçek zannedip, varlığından da son derece emin olacaktır. Çünkü her insan duyu organlarına bağımlıdır. Ayrıca rüya ile gerçek yaşam arasında belirgin bir fark olmadığı da bu örneklerde açıkça görülmektedir. Bunun gibi şu an yaşadığımız hayatın da bir tür rüya olmadığından hiçbir zaman emin olamayız.

spartacus 27-07-2007 14:09

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Bu kadar uzun yazmaya gerek yoktu, cidden sadece başlığa göre soruyorum.

UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?

Bunu Uykunda mı soruyorsun ? *:lol:

spartan-troy 27-07-2007 14:21

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
spartacus anlıya bilecegini zannetmiyorum...elma armut olayı değil cunku... :D
zeusa da benzedigini zannetmiyorum.

aliminyum ateist mi musluman mı bilmem ama.
maddeci felsefenin zokayı yuttugu bir konudur bu.

spartacus 27-07-2007 14:29

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Yanılıyorsun Sevgili Troyya,

Uykuda olduğunu ispat etmeyenden, uykuda olmadığını ispatla gibi bir önerme beklenemez.

Birilerinin birilerine uykuda olmadığını ispat etmemesi(hoş bu bir saçmalık ki girmiyorum bile) diğerinin uykudayız söylemini kanıtlamaz.

Gördüğün gibi mesele daha kafadan sallama materyalistlerin söylemi ile elma armut meselesi ama seninkisi biraz yumurta tokuşturma olmuş, sanane yada banane, konuya ne Aliminyum'un ne olduğundan?

Ben bu konuya yazmayı sorduğum sorudan daha gerekli bulmuyorum, "UYKUDA MI SORDUNUZ BU SORUYU?" diye sordum, ve sanırım bu soruma mantıklı bir yanıt gelmediği sürece iddia sahibinin iddiası kuru gürültüden öte geçmeyecektir, yanılıyormuyum?

D.E 27-07-2007 14:31

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alimunyum hoş bir yazı ancak;

*ilk olarak normal olarak yaşadığımız hayatı bir rüya kabul edersek uyandığımızda ne göreceğimizi nerden biliyoruz.

*Hani bu rüyada mucize görmüş olsan aslında böyle bişey yok çünkü bu bir rüya değil mi?

*Biraz matrix filmine benzemiş

*Ama örneğin şimdi dünyada bu dünyanın uzaylıların bilgisayar programı olduğuna inananlar var.

*Bu bi rüya diyelim.

*Ya hakikaten o doğruysa.

*Şimdi sen *dini imanı bırakıp sırf ya o doğruysa diye onamı geçiceksin.

*Sonuç olarak istersen allah sana gözüksün ben allahım desin bu yinede bir rüya değil mi?


*Gelelim 2. konuya;

*Materyalistler açıklayamıyor demiştiniz ya,

*Elbette ilk çarpana çarpmıştır denir ama şöyle bir soru sanırım-eğer bu yazıyı yazan sen isen- kafandaki

*O zaman o otobüs çarpan kişiler nasıl anlayacak

*Onlar sadece rüyadan uyandıkları zaman anlayacak

*Burdan sonrası yazının ilk bölümüne giriyor kafanda soru varsa sil baştan oku..

*Peki öyle ise bu dünyadaki taşın pastanın gerçek olup olmadığına nasıl emin olabiliyoruz

*Elbette yine duyu organlarımızla

*Çünkü taşı algılamamızı onlar sağlıyor.

*Şimdi biz bu taş orada olmayabilir diye -hani duyu organları yanılmış olabilir- o taşı orada farzetmeyelim mi

*Daha büyük bir taş olsun mesela dünyaya çarpacak bir meteor

*Ne diyelim,

*Aman bea bu bir rüyada olabilir en iyisi uğraşmayalım mı diyelim?

*
*Yazı güzel, hatta olabilirliği bile var -bana göre-

*ancak bu yazıyla birşey kanıtlayamazsın çünkü rüyadaysak tek rüyayı biz görmüyoruz.

*Gerçeklik belkide çok farklı bir alemde olabilir.

*Neden rüyadaki dinlerin veya inançların veya rüyada yaşadığımız dünyanın etkisinde kalalım ki.

*Tamamiyle farklı bir fiziksel bir ortam bile olabilir.

*Ancak şimdi biz rüyadamıyız değil miyiz kanıtlayamadığımız için dünya işlerinden elimizimi çekmeliyiz?

*Sen istiyorsan çekebilirsin...

D.E 27-07-2007 14:40

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Troyya işte seninde kafana sokamadığın bir konu var.

*Materyalizm, ateizm veya her ne dersen de bir inanç değil

*Her şeyi kanıtlamak zorunda değil

*Her zaman doğru olmak zorunda değil.

*Neden mi

*çünkü o insanlar tarafından üretilmiş değil mi?

*Peki dinler?

*işte onlar öyle değil

*her zaman doğru olmalılar

*1 cümlelerinde dahi kusur olmamalı

*1 tek yerde hata yapmamalılar

*neden?

*Çünkü onları sözde o büyük allah/tanrı/zeus bilmemne yazmış değil mi?

*Peki şimdi sen materyalist felsefe 1 yerde biraz tıkandı diye

*zamanı gelir onuda çözeriz demektense

*acaba neden direk oraya atlayıp kendini kanıtlamaya çalışıyorsun.

*Ve neden ilkinde de ikincisinde de sonsuza kadarda anlamıyorsun.

*Kimse zaten materyalizm tamamiyle doğru demiyor.

*Bilim olaylar ışığında gelişir değişir ve daha çok şeyi anlamamızı sağlar.

*Bunu kafana sok

*Bunlar din değil

27-07-2007 15:01

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
sn alinminyum

sizin rüya görmeyi ayrı bir yaşam sanacak kadar boş olduğunuzu tahmin etmezdim.
rüya ayrı bir dünya, ayrı bir yaşam değil, ruya kaynağını günlük yaşamdan alır, gün
içinde yaşadıklarınızın her anı her karesi beyinde depolanır, depolama esnasında
yaşam konforunuza göre sevinçler korkular endişeler yer alır.

beyin en çok enerji sarf eden organdır, dolayisi ile mutlak dinlenmeye ihtiyaç duyar.
kendisine yetecek kadar enerji yoksa vucutta, yönetimindeki vucudun enerji giderini en
aza indirmek için vucudu uyku haline sokar ve kendisini yoran gereksiz depolamayı
dışarı atar, işte biz buna rüya diyoruz.

kesik kesik görüntülerin nedeni soracak olursanız, küçük bir hesap makinesi alıp bir
deney yapabilirsiniz, makine içinde kısa devreler oluşturduğunuzda var olan ama anlamsız
olan rakamlar çıkacaktır, beyinde de buna benzer kısa devreler ile boşaltma sözkonusu.

siz hani otobus çarpması kol kırılması vs. den bahsetmişsiniz, hayatında hiç otobus görmemiş
biri ruyasında otobus kazası göremez, daha iyi açıklamak için körlerden örnek verelim.

her insan gibi körlerde rüya görür, ancak yaşam konforları ölçüsünde rüya görürler, yani
körlerin rüyaları seslerden ve elleri ile dokundukları şeylerden ibarettir, asla renk yoktur,
asla insan yüzü yoktur, asla araba vs yoktur. *demekki şunu anlıyoruz rüya denen bir
şey yok, bu beynimizin dinlenme biçimi.

tabi şimdi hemen atlayacaksınız '' ben rüya nedir diye sormadım '' *siz yazmadan ben kendim yazayım dedim, sizin yaşam biçiminizde tıpkı bir rüya gibi, aslında olmayan bir şeyi kabul
edip, tüm yaşamınızı bu şekilde yönlendiriyorsunuz, ömür boyu bir esaret, sizin iradeniz dışında
zoraki beyninize depolanan yanlış bir bilgi, ve boşa heba olan bir yaşam.

ozgur_beyin 27-07-2007 15:19

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Sevgili Aliminyum, yazınızı biraz daha kısa tutsaydınız, gereksiz zorlamalara girmeseydiniz, daha iyi olurdu, kanaatindeyim.

* Söylemek istediğinizde *kısaca şu olmalı.
*'' Dünyadaki hayat ,gördüğünüz bir rüyadan ibarettir. Gerçek hayat (yani maveralarda) *ahiret hayatıdır.
Rüya kadar değeri olmayan, *şu dünya hayatında yaptığınız hatalar, gerçek hayatınızın mahvına neden olacak''
*
Yazdığın ''kıssadan hisse'' babındaki yazı, kimleri etkiler bilemem ama kuranını bile etkilemediği insanları,
yani bizim gibileri , müstehzi bir edayla sadece güldürür.

thunderpoint 27-07-2007 15:24

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Sevgili Ali,

Bence otobüs sana çarpmış! Sırf bu yüzden Materyalistleri çarpık düşünmeyle suçlayacak bir yazı yazmışsın. 'Zihin' kavramı üzerine düşünmeni dilerim; o da herşeyiniz gibi aslında yok, çünkü bir yaratı...

Sevgili gandalf,

Ne bekliyordun ki?

Sevgiler...

bayraktaro1 27-07-2007 17:03

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Sevgili Aliminyum;

Yazdığın yazı bir çok filozof tarafından açıklanmaya çalışılıp bir yerlere takılmış bir konu olsada merak etme senin yanıtlarını Bilimde araştırmış. Ancak, senin yaptığın hata algı çerçevesi içerisinde kalmasıdır.

KUANTUM TEORİSİ diyen şeyi açıklayayım sizlere; Albert EİSTEİN tarafından anlatılan ve şu an bütün bilimleri biraz alt üst etmiş bir konu. Benim de ilgi alanıma girmektedir; E = MC2 ile yürüyen bir durum.

Başlıyorum;

Einstein'e kadar var olan bütün müsbet bilimler, maddeyi tanımlamaya çalışmışlardır ve demişlerdir ki. MADDE; Uzayda (boşlukta) yer kaplayan ve hacmi olan herşeye madde denir. Diye hareket edilmiş bütün bilimsel ölçümler bunun üzerinden yapılmıştır. O kadar ki, maddenin içirisi bile incelenerek, atom denilen mikroskoplarla görülemeyen bütün maddelerin oluştuğuna varılmıştır. Atomu da inceleyerek; tahmini olarak, ortada çekirdek ve çekirdek içerisinde yüksüz nötron, artı yüklü proton ve çekim kuvveti etkisi ile çevresinde dönen elektronlardan oluştu. Elektron sayıları değişimi ve bağlar sonucunda farklı maddelerin ortaya çıktığı çıkmıştır ve bütün bilimlerin temelini oluşturmuştur.

Ancak; Einstein demiştir ki, madde ile enerjiyi biribirinden o kadar ayırmayın. Madde + Enerji = Sabit'dir. Bütün maddeleri ışık hızına yaklaştırırsanız enerji dönüşür. demiştir.

Daha da açıklayıcı yaparsak; Atom dediğimiz şeylerin aslında, atom altı parçacıklarından oluştuklarını ve bu atom altı parçacıkların ana kaynağının enerji olduğunu ve bu enerjinin belirli bir uyum dalgalanmasıyla, aslında gördüğümüzü zannettiğimiz atomu oluşturduğunu söylemiştir.

Yani; Enerji denilen kavram; Bir güç tarafından veya kendiliğinden birşeyi yapabilme ya da var edebilme yeteneğidir. Elle tutulup, gözle görülemez. Aynı, anda enerjinin hem hızı ve hem de konumu ölçülemez. Kısacası, bir maddeyi yukarı kaldırıdığınızda ona bir potansiyel enerji yüklemiş olursunuz. Potansiyel enerji de onun hareket edebilme yeteneğini içinde tutma gücüdür. O hareket ederek (bıraktığınızda), kinetik enerjiye dönüşür.

Bu aynı, vantilatöre benzetilebilir. Vantilatöre uzaktan baktığımızda (eğer çalışıyorsa) yuvarlak bir nesne gibi görürüz. Elimizle dokunsak bile kenarları varmış gibi hissederiz. Aslında öyle birşey yoktur. Bu durum ne MATRİX filmine benzese de merak etmeyin "NEO'lar gibi hapı yutup algı ile çözülebilecek bir durum değil." Algı ile çözülmesi de imkansız....

SONUÇ OLARAK; Evren ya da herşey, enerjinin uyumlu hareketinden başka birşey değil. (Madde ile enerjiyi birbirinden farklıymış gibi düşünenler sakın hataya düşmesin, Enerji ve madde dönüşümlüdür). Aslıda bizim algılayamayacağımız bir yoklukta, var olan herşey uyumdan başka birşey değil.

Bu uyumun oluşması için bir itici güç varmıydı? Ya da kendiliğinden mi oluştu? Soru burda. Öyle Armut Armut, Peygamber safsatalarıyla Evreni açıklamakla olmuyor. Şu peygamberler, ne diye gidip biraz Fizik, Kimya okumuyorlar ki?

Aliminyum 27-07-2007 17:20

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
ozgur_beyin içmeden yazınca daha iyi yazıyon haberin olsun :)

herşeyi maddede arayan ve bulduğunu zanneden arkadaşlar herhalde uyku kelimesini horlayarak gerçekleştirilen bir eylem zannettiler ki maddeciliğin insanı ne kadar körleştirebildiğinin basit bir örneği, uykuyu şuurun/bilincin kendinden geçmesi ya da şuursuzluk/bilinçsizlik durumu değil de bilincin başka bir boyutu olarak düşünüp yazıyı tekrar okumalarını isterdim. her neyse konu devam edecek, materyalizme gelen vurmuş giden vurmuş, vurulacak pek bir yeri kalmamış, düşene vurmak delikanlılığa sığmaz gerçi ama biraz da biz vuralım bakalım, ölmüş mü, ölmemiş mi, tepki veriyor mu anlayalım.

bayraktaro1 27-07-2007 17:25

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alüminyum arkadaşım;

Sakın ha Materyalist düşünceyi o kadar küçümseme, aslında biraz farklı boyuttan sen de bakarsan onlarında doğruya yakın olduklarını görebilirsin. Çünkü;

Kimya'nın Temelleri kitabını incelersen (Üniversite'de okutulandan);

MADDE + ENERJİ = SABİT

diye bir formül vardır. Bu sabitin hiçbir zaman değişmeyeceği yazılır. Madde enerjiye, enerji de maddeye dönüşerek bu sabitin korunduğu açıklanır. Buna en güzel örnekte, yıldızların yoktan doğumudur.

DreiMalAli 27-07-2007 18:41

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alıntı:

Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır.
Tabi ki ancak hayal dünyasında mümkün böyle bir şey. Ya da rüyalar ülkesinde.
Gerçek dünyada ise ne "paralel bağlama" mümkündür. Ne seri başlama. Ne de karmaşık bağlama.

Elektrik devrelerinde bu terimler var. Ve elektrikde bağlantılar gündelik olaylar.
Gözden kaçırılan konu ise, her bağlantı devreye etki eder ve bazı özelliklerin az veya çok değişmesine yol açar.

Hal böyle iken, "sinirleri paralel" bağlayacak babayiğidin ilk başta bu bağlantıyı nasıl gerçekleştireceğini ortaya koyması gerekir. Hayal veya rüya alemlerine girmeden.
Ancak ondan sonra, bu bağlantıların neyi nasıl etkileyeceğini, değiştireceğini... konuşabiliriz.
"Paralel bağlanın" neyi "algılayacağını" da ancak ondan sonra konuşabiliriz.

2 ayrı beynin aynı sinyali aynı algılaycağı önyargısı, önkabulu ise yine gayet çürük temel üzerinde duruyor.

Hadi "praralel bağlantıyı" gerçekleştirdiğimizi kabul edelim. Ayrıca 2 ayrı beynin aynı sinyali aynı şekilde algıladığını da varsayalım.
1 numaralı insana otobüs çarptığında her iki (1 ve 2 numaralı) insanın beyni de bazı aynı-şeyleri şeyleri algılaycaktır. Ama 3 (4, 5, 6, ..., 1 000 000) numaralı insan(lar) 1 numaralı insanın ezilmiş, parçalanmış cesedine şahit olurken 2 numaralı insanın sapasağlam cesedini(!) algılaycaklar. Hem de ortaklaşa.

Reel yaşam ile rüyayı birbirinden ayırt etmek o kadar zor değil.
Rüyada; hiç sorun olmadan bir duvardan karşı tarafa geçilebildiği halde, bu, gerçek hayatta şimdiye dek kimseye nasip olmadı.
Rüyada; uzun süre ölmüş kişilerle karşılaşıldığı, onlarla sohbet edildiği halde, gerçek hayatta tarih olmuş insanlar tekrar kalkıp, gelip kimseyle sohbet etmediler henüz.
Rüyada; kanatlarımız olmadığı halde uçabildiğimiz halde, gerçek hayatta deneyelenler sağlıklarında/hayatlarından oldular.
Rüyada; korkulu, sıkıntılı bir sahne esnasında uyanarak kurtulduğumuz halde, gerçek yaşamda bu gibi durumlardan aniden "uyanıp kurtulan" olmadı.

Ayrıca bazı teknikler uygulayarak, hem rüya görüp hem de rüya gördüğünün bilincinde olmak becerisine erişmenin mümkün olduğunu ciddi kaynaklardan okumuştum. (Luzid (=berrak, saydam) rüya.) Bunun *psikolojide uygulama alanlarının olduğunu da.

Sevgiler

spartan-troy 28-07-2007 10:41

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
diğerlerine cevap yazacak kadar zamanım yok....sadece sevdigim saydıgım bir buyugum olarak spartacus a kısacık cevap yazmak isiyorum

değerli spartacus hocam,ben uykuda olup olmamayı tartısmıyorum...o halde beyinde ki kortex elemanlarının işlevlerini de soramazsın...beynine sor bakalım cevap vercek mi gibi bir durum senin kisi...her seyin psikolojik yada biyolojik bir gorevleri bilimsel olarak literature gecmiştir.

neyse fazla tartısmak istemiyorum...ama anlatmaya calıstıgım sudur: *beynin elektriksel iletiyi yorumladıgı alanların sadece bir protein parcasından meydana geldigi ve bu protein parcasının sadece karanlık bir alanda saklı oldugudur...ama biz nedense uc boyutlu bir dunya goruyoruz...uykuda aynı buna benzer...maddecilerin asla acıklayamacagı,ruh beden ilişkisi vardır


ruh beden ilişkisi uzerinden yorumlama yaptım ben yani.
maddecilere ters duser...onlar her seyi nesnelleştirdiği için,her soruya net cevap veremezler.

hadi kalın saglıcakla
bu ara baya yogunum....

spartacus 28-07-2007 10:57

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Ben sorduğum soruda diretmeye devam edeceğim...

"UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?"

İşte soru bu, bu soruyu soran arkadaş bu sorusuyu UYKUSUNDa mı soruyor.... Değilse böyle bir ispat peşinde koşmak gündem bile edilemez.

Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır.

İşte bu alıntıda çürük tahtayı görüyoruz, son kelimede. "oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır."
Dediğiniz gibi olsa bile birinciye Otobüs çarpacaktır ikinciye değil. Birisi otobüstür diğeri algı. İşte buradan başlayacağız düşünmeye, otobüs var otobüs var değil mi?

Bir sinema filmi izler gibi mi? Acaba perdede oynayan oyuncu mu gerçek yoksa oturduğum koltuk mu? Sorulan soru bu ama perdede oynayan oyuncular sizinle iletişime geçebiliyor mu, geçemeyecektir çünkü algılarımız ve iletilen görüntüler her ne kadar maddesel bir düzeyde sağlansada izlemekte olduğumuz kurgu sanaldır? İşte otobüs ile algısal otobüs arasında ki, uyku ile gerçek arasında ki farka basit bir örnek.. Refleks mi buda tamamen algısal olana maddi bir tepki verme durumudur. Buna bakarak (verilen tepkiye) yani tepkinin nesnelliğine, algının nesnelliğine nesnel olanıda(rüyayı göreni) metafizik(fizik ötesi, sanal) bir hale sokmak abuktur...

Algı ve tepki deneyi için sinirsel bağlantılara gerek yok, bu deneyler 150 yıl öncesine kadar zaten yapıldı. Elinize bir zil alırsınız ve zili çalarak köpeğinize et verirsiniz, belirli bir müddet sonra et vermez zil çalarsınız köpeğin ağzı sulanır, olmadı Ayı küçük iken ona işkence eder ateş üzerinde yürütür ve def çalmaya başlarsınız, o acılı hali ile duyusal algısı olan def sesi arasında kurulan bağ ileride Ayı'yı iyi bir danscı yapacaktır..... İşte ayının def sesi ve beraberinde duyduğıu acısal algıdan yola çıkarak, ayının her duyduğu def sesinde oynamasından sonra bakın Ayıda gerçek değildir demeye benziyor bu konunun sorusu... Öyleya bizler rüya görüyoruz, o halde neden her şeyimizle bir rüyada olmayalım değil mi? Hadi ispatlayın rüyada olmadığımızı! Edemezsiniz hehehe başınız dertte, bittiniz siz bittiniz... *:lol:

Aslında maddede yoktura varacak bu konu tabi iddia sahipleri diretirler ise, o zaman en yakın tren istasyonunu referans vereceğimden kuşkum yok, gidiniz en yakın tren istasyonuna, rayların tam ortasına şöyle gönülk rahatlığı ile oturunuz, *ALGIyı dinleyin, çuf çuf çuf düüüüüüt, tren sizin beyninizin içinde! Hiç merak etmeyin o sadece bir görüntü, bekleyin kaçmayın hiç bir şey olmayacak, tren sadece sizlerin beyninizin içinde yol alıyor, trendekiler mi? Ha sizde onların beyinleri içerisinde rayların ortasında oturuyorsunuz, onlar öyle gördüğü için sizde o haldesiniz : ). Kutu kutunun içinde :D *Çuf çuuf çuf, düüüüt............... Bu gün öğle saatlerinde Haydarpaşa Garında bir kişi intihar etti! işte buda bu olaydan sonra benim ve haberi izleyen(haberde birilerinin rüyasıdır) 500.000 kişinin beyninin içindeki algı, yok aslında böyle bir şey lakin şöyle bir şey var: UYKU :)

spartan-troy 28-07-2007 11:08

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
spartacus cevap yazamadan tutamadım kendimi


Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır.

:D *spartacus asıl bunu yazarak buyuk gaf yaptın.
bu kadar komik bir sey olamaz...ben biyoloji hayatımda ne boyle bir sey duydum ne de gordum....protein ve enzim benzerliği diye bir sey duydum ama,aynı reseptörlerle alıntı alan elektiriksel iletiyi farklı bir baglantı kablosuyla aynı yorumu yapan beyini ilk defa senden duyuyorum...helal olsun siz td cilere...bravo....yakında siz bilim tarihine de gecersiniz...sparta hocam...sen bari yapma gozunu seveyim....ben ateist olun yada musluman olun demiyorum...enformasyona saygı duyun bari...


:D *:o

28-07-2007 11:11

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
"İnsanlar rüyalarından uyandıklarında o ana kadar görmüş olduklarının hayal olduğunu anlarlar, ama "uyanma" görüntüsüyle başlayan ve adına "gerçek hayat" dedikleri hayatın bir hayal olabileceğinden nedense hiç kuşkulanmazlar. "

Ben rüyamda sık sık rüya gördüğümü farkediyorum, bazen rüyadan uyanmak için çabalıyorum. Bazen tehlikeli bir durumda olanlardan ve olacaklardan hiç korkmuyorum. Mesela üstüme dev bir otobüs geliyor ve ben kaçmaya çalışıyorum ama kaçamazsam bunun dünyanın sonu olmadığını biliyorum. Çevremdeki olaylar ve cisimler saçmalaşırsa hah bu rüyaymış diyorum. Bir koridor yürüdükçe uzayamaz bunun bir açıklaması yoktur, yada ben pantolon giymeyi unutup sokağa çıkmam. Koridorun gittikçe nasıl uzayabileceğini anlat bende rüya ile gerçeğin birbirine yakınlığına inanayım.

spartacus 28-07-2007 11:15

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Sevgili spartan-troy

Benim tartışdığım mevzu bu değil, dediklerin ayrı bir şey ele alınabilir, benim sorduğum soru çok açık ve net. Hadi uykuda olmadığımızı aslında her şeyin bir rüya olmadığını ispatlayın diyor konu o halde soru basit, siz bunu uykunuzdamı soruyorsunuz yani bu sorularınız bir rüyanın parçası mı, burada bir netlik arıyor benim sorum... Bilmem anlatabildim sanıyorum..

Senin dediklerine gelince dediklerinden ruh beden ilişkisi gibi bir yargı çıkmıyor sadece ezberi bozmamış oluyorsun o kadar. Sırf bunu söylemek için öncekileri yazmış olmanda bence son paragraf açısından hiç bir anlam ifade etmiyor.... Aynen dediklerin akar suya bakıpda su akıyor o halde suyu akıtan birisi var demek gibi bir şey. Ruh ve beden ilişkisi... Helede "karanlık " kelimesini kullanman garibime gidiyor, böyle dahamı etkili oluyor, iyide aydınlık nedir karanlık nedir.....

Bir televizyona bakıpda işte bakın bunlar Kablo, kablo telleri karanlık bir ortamda, bakın televizyon karanlık bir kutu, ama bakın nasılda aydınlık gösteriyor işte bu bize televizyon ile kablolar arasındaki ruh ve beden ilişkisini açıklar... Televizyonlarında bir ruhu olduğunu bilmezdim sayende öğrendiğimi düşünüyorum... Algılayıcı algılar, yorumlayıcıya iletir, algılayıcı 3 boyutlu falan görmez, algılanan -iletilen- şeyde 3 boyutlu olmaz bir radyo sinyali dahi yeterli, asıl iş yorumlayıcıda biter, oda Ruh değildir.

spartacus 28-07-2007 11:20

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alıntı:

Aliminyum";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84014)
RÜYADAKİ DÜNYA İLE ŞİMDİ ALGILADIĞIMIZ DÜNYA ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Oysa rüyasında kendisine otobüs çarptığını gören bir kişi yine rüyasında, kaza yaptıktan sonra gözünü hastanede açabilir; sakat kaldığını anlar ama aslında bu bir rüyadır. Yine rüyasında; bir trafik kazasının ardından öldüğünü, ölüm meleklerinin canını aldığını, ahiret hayatının başladığını görebilir. (Bu olay, rüya gibi bir algı olan gerçek dünya hayatında da aynı şekilde yaşanır.)

Trafik kazası örneğini ele alalım: Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır.

İyi yaptın Spartan-Troy, gülmekle iyi yaptın bak zaten bende buna gülmüştüm... Hayırdır sen bu konuları okurken elinde Gırgır dergisi mi var? Benim söylediğim bir şeymiş gibi alıp birde TD ciler demen yok mu, benim ifadem tam tersi bak yukarıda alıntıladığım paragrafı kırmızıya boyadım, aksine bu düşünce sakattır dedim.. Ya ne kadar zor çocuklarsınız, her söylediğimize birde rehberlik etmek zorunda kalıyoruz...

Alıntı:

spartan-troy";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84116)
spartacus cevap yazamadan tutamadım kendimi


Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır.

:D *spartacus asıl bunu yazarak buyuk gaf yaptın.
bu kadar komik bir sey olamaz...ben biyoloji hayatımda ne boyle bir sey duydum ne de gordum....protein ve enzim benzerliği diye bir sey duydum ama,aynı reseptörlerle alıntı alan elektiriksel iletiyi farklı bir baglantı kablosuyla aynı yorumu yapan beyini ilk defa senden duyuyorum...helal olsun siz td cilere...bravo....yakında siz bilim tarihine de gecersiniz...sparta hocam...sen bari yapma gozunu seveyim....ben ateist olun yada musluman olun demiyorum...enformasyona saygı duyun bari...

:D *:o

Sakın Kıvırma olur mu :)

spartan-troy 28-07-2007 11:36

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
spartacus abi,neyse kavga etmiyelim senle
televizyon kablolarla calısır....ve her gordugunu gostermez...sadece kablolara ve uyduda ne varsa onları iletir...ama insan gozunu televizyonla bagdastırıyorsun orda katılmıyorum sana

insan gozu,her baktıgını kablosuz gosterir...sen renkleri kablo yardımıyla mı alıyorsun...tv kablosuda karanlıktır...atomun icinde ki elektronlarda karanlıktır..


televizyonun ici karanlık bunu kabul ediyorum ama ...televizyonun icine baska bir vasıta aracıyla goruntu gonderen yok mu ? elbette bu boyle....

o halde insan beynine gelelim....bir kablo aracılıgıyla goruntu gonderen varmı ? asla yok...o halde beyin nasıl gosteriyor bize uc boyutlu dunyayı...bunu boyle dusunmen gerekiyor...yani tv yle alakası yok yakından uzaktan


biri dıs vasıta aracılıgıyla ve kablolu calısır...diğeri....hiç bir kablo vasıtası olmadan elektriksel iletiyle calısır....insanları maddeden uzak dusunun biraz...


soruna gelince ; o soruyu bu konuyu acana sor...ama sen midene soyle bakalım...pepsin enzimi olmadan calısır mısın de bakalım ne cevap verecek? *bu tur bir soru seninkisi....beyine soruyoruz cevap vermi,yor..... o halde ispatlanamaz diye bir sey yok....


bakın olay su : *hangi madde nesnelligini getirirsen getir karsıma spartacus...

soylecegim cok acık ve net....


1.cisi : net ve opsiyonsuz olarak elektriksel iletiye dayalı bir goruntu sunumu


2.cisi: madde nesnelligine dayalı,dıs vasıta *ve yardımcı opsiyonlu goruntu sunumu



arasında daglar kadar fark var

spartan-troy 28-07-2007 11:40

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
spartacus ne diyorsun anlamadım...cevap verecegine kıvırma yontemi kullanıyorsun


dediklerin biyolojik acıdan imkansız .....ne dedigini net olarak yaz okuyayım ona gore cevap yazayım....bir kablo yardımıyla baska insana ver baska insanda kaza gecirir....bunları nerenden salladın yada hangi ortamda deney yaptın....bunları acıkla bana...boyle bir sey yok....elektriksel iletiler farklı reseptorlere farklı yollardan gitmezler...tek bir yol ve tek bir caddeden giderler...


olay bu...net acıklama bekliyorum senden

spartacus 28-07-2007 12:32

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Sevgili spartan-troy

Ben söylediklerimi iyi düşünüp söylüyorum, Televizyon için yaptığın her eleştiri özünde kendi mantığına olan eleştirilerindir bende bunu söylüyorum zaten ama ne için yapıyorsun bunu en son paragraftaki ezberin için (ruh ve beden ilişkisi, gerisi kuru kalabalık oluyor). Orada zaten ben senin bakış açının bu olduğunu söylüyorum, algılayıcı ayrı şey, algılayıcının yorumlayıcıya ilettiği ayrı şeylerdir, öyle biçime, yok ışığa karanlığa, yok kabuğuna kılıfına bakarak bir şey ifade edemezsin.. Heleki atlama Ruh ve Beden ilişkisi ahhanda demekde çok abuk oluyor, anlamaz isen kendi mantığını eleştirdikçe anlayacağından hiç şüphem yok, tabi işine gelir mi orasını bilemem.....

Bak paragrafda zaten göndermeyi yapıyorum nereye ruh ve beden adı altında *ezbere odaklanmış mantığına aynen insana böyle bakıyorsun bir televizyon gibi.

"Bir televizyona bakıpda işte bakın bunlar Kablo, kablo telleri karanlık bir ortamda, bakın televizyon karanlık bir kutu, ama bakın nasılda aydınlık gösteriyor işte bu bize televizyon ile kablolar arasındaki ruh ve beden ilişkisini açıklar... "

"insan gozu,her baktıgını kablosuz gosterir...sen renkleri kablo yardımıyla mı alıyorsun...tv kablosuda karanlıktır...atomun icinde ki elektronlarda karanlıktır.. " demişsin, mantığından dolayı tartışmayı da burada kalabalık yapmayıda düşünmüyorum bile..... Algılayıcı, yorumlayıcı, ileten, iletilenden hiç bir şey anlamıyor iletenin kabuğuyla, kılıfıyla, karanlık yerde oluşuyla vs ruhları buluyorsan daha fazla kalabalık yapma gereğini duymuyorum. Karanlık nedir arkadaşım böyle saçma bir şeyi söyleyip duruyorsun, ışık dalgalarının giremediği her yer karanlıktır. *Televizyondaki kablolarda karanlık ortamdadır ha göz mü dedin kameranın içinin aydınlık olduğunu iddia eden mi oldu? O halde kamera ve ruh ilişkisi mi diyecez sırf karanlık ortam diye? (işte beden ve ruh ilişkinin mantığı bundan ibaret ve bu mantık senin için yani ezberin için yetiyor)

Göz toplar, algılar, yansıtır ve iletir ve yorumlanır... Göz kablosuz görürmüş, dediğin bile abuk, çünkü algılayıcı kabloya iletmek vede enerji için ihtiyaç duyar.... Algılanan ne of nede pof mu hayır ışık dalgaları! Kesersiniz gözdeki sinirleri bakarsınız görüyormusunuz. *Ruh ve beden ilişkisiymiş.. Ahhanda Televizyon ile ruh ilişkisi demek bile sizin beden ve ruh ilişkisi demenizden daha basit değildir heleki "karanlık" "kuytu" gibi etkili kelimeler kullanılır ki yutulsun. İletilen veriler ister aydınlık ortamda olsun ister karanlık isterse kuytu olsun önemli olan verilerin yorumlayıcıya iletilmesidir gerisi hikayedir.

spartacus 28-07-2007 12:39

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
spartan-troy

Kızdırmaya başladın beni, sende okuma özrü mü var, yoksa algılama sorunu mu yaşıyorsun... Yoksa falzamı fanatiksin..

"dediklerin biyolojik acıdan imkansız .....ne dedigini net olarak yaz okuyayım ona gore cevap yazayım....bir kablo yardımıyla baska insana ver baska insanda kaza gecirir....bunları nerenden salladın yada hangi ortamda deney yaptın..."

Bak önce oku sonra yaz, bunları yazan ben değilim, okumuyorsan okumadığın forumlarda kalabalık yapma arkadaşım... Zahmet ediyoruz önce saçmalıyorsun sonra sana alıntı yapıyoruz bu dediklerini bu konuyu açan Aliminyum söylüyor, işim gücüm yok sen okumadığın forumlara sırf nicklere göre yazıyorsun diye seninle uğraşamam... Ne kadar düz mantıklı insanlarsınız yahu!!!!!!! Git şimdi ilk sayfaya önce konuyu açan kişinin yazdıklarını adam gibi bir oku ondan sonra ne kalabalığı yapacaksan yap. Yahu daha 2 yazı önce sana alıntı yaptım gösterdim bak diyor ki;

Aliminyum demiş ki (Mesaja Bak): *� Seçim � � Genişlet � *

Okuman yok ise söyle ses bandına alayımda yollayım!!! *Abuk, subuk diye bana yüklediklerinin hepside konuyu açan arkadaşa ait. Yeter ama ha! Dinlerin mantığı(mantıksızlığı, kuşkusuz, şüphesiz vs) gereği Körleşmenin bu kadarıda fazla!!

spartacus 28-07-2007 12:55

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alıntı:

Aliminyum´isimli üyeden Alıntı
"Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır."

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı
İşte bu alıntıda çürük tahtayı görüyoruz, son kelimede. "oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır."
Dediğiniz gibi olsa bile birinciye Otobüs çarpacaktır ikinciye değil. Birisi otobüstür diğeri algı. İşte buradan başlayacağız düşünmeye, otobüs var otobüs var değil mi?

Buda okuma özrü gösteren Spartan-Troy'un en üstteki alıntıyı bana mal edip gülmesinin geçtiği yerin hemen altındaki yorum yazım... Eğer bir daha okumadan sallamalara devam edersen, senin sırf konuları dağıtmak düşüncesi ile yazdığını düşünmeye başlayacağım! Ne kablosu ne insana takması benim yazılarımda şu sabahtan beri saçmaladıklarına ait bir örnek göster bakalım!

Şu son saçmalamana bak

Alıntı:

spartan-troy´isimli üyeden Alıntı
dediklerin biyolojik acıdan imkansız .....ne dedigini net olarak yaz okuyayım ona gore cevap yazayım....bir kablo yardımıyla baska insana ver baska insanda kaza gecirir....bunları nerenden salladın yada hangi ortamda deney yaptın...

Adam gibi oku yazılanları adam gibi cevap yaz, sana cevap yazdık gösterdik bu saçmalık dediklerini kimin söylediğini hala zırvalamaya devam ediyorsun.... Ne demişimde biyolojik açıdan imkansız olmuş, ne zaman bir kablo bağlamışımda insan başka insanın kazasını söylemişim.... Bu dediklerin KONUYU AÇANIN ÖNERMELERİ, KONUYU OKUMADAN BİR İNSAN nasıl ona buna laf yetiştiriyor! Yoksa bu kişinin sorumluluk ve bilinci ile mi alakalı. Cehalet bile denemez bu saçma sapan yazdıklarına, insan okumadan eleştiri yazar mı? Fanatik dinci olursa yazar, nede olsa dünya Yeşil ve Gri... Dünyada iki çeşit insan var 1 Müslüman olan 2 olmayan mantığı... Kendi din kardeşinin yazdıklarına saçma deyip duruyorsun bakalım ne olacak! Hele birde szi Td ciler demiyormusun, o çok gülüp biyolojik olarak imkansız, saçma dediklerinin yazarı TD ci değil Muhammedçi! senin gibi! Biyolojik olarak İmkanlı(?!!!!) olan parmakla AY'ı ikiye bölmeye inanırlardan.. Saçmalanması doğal değil mi?

28-07-2007 13:50

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
cigarayı içip yatağa yatığınız zamanda yıldızlar arasında geziyorsunuz? gezmediğinizi ispatlayabilir misiniz?

NedimYilmaz 28-07-2007 15:29

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Başka işimiz yok mu ?

desem pot mu kırmış olurum ? :lol:

Nebenbuhler 28-07-2007 16:10

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Sanirim Galu Bela da uykudaydik..simdide uykudayiz..ölünce gidecegimiz(!)ahirette bir uyku alemi olabilir..ne..olamazmi..niye..olmasinki..hersey öyle olacagini göstermiyormu?Biraz mizah gibi olduya ..idare edin uykudayim;-)

beelzbb 28-07-2007 16:22

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alıntı:

D.E";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84021)
Alimunyum hoş bir yazı ancak;

*ilk olarak normal olarak yaşadığımız hayatı bir rüya kabul edersek uyandığımızda ne göreceğimizi nerden biliyoruz.

*Hani bu rüyada mucize görmüş olsan aslında böyle bişey yok çünkü bu bir rüya değil mi?

*Biraz matrix filmine benzemiş

*Ama örneğin şimdi dünyada bu dünyanın uzaylıların bilgisayar programı olduğuna inananlar var.

*Bu bi rüya diyelim.

*Ya hakikaten o doğruysa.

*Şimdi sen *dini imanı bırakıp sırf ya o doğruysa diye onamı geçiceksin.

*Sonuç olarak istersen allah sana gözüksün ben allahım desin bu yinede bir rüya değil mi?


*Gelelim 2. konuya;

*Materyalistler açıklayamıyor demiştiniz ya,

*Elbette ilk çarpana çarpmıştır denir ama şöyle bir soru sanırım-eğer bu yazıyı yazan sen isen- kafandaki

*O zaman o otobüs çarpan kişiler nasıl anlayacak

*Onlar sadece rüyadan uyandıkları zaman anlayacak

*Burdan sonrası yazının ilk bölümüne giriyor kafanda soru varsa sil baştan oku..

*Peki öyle ise bu dünyadaki taşın pastanın gerçek olup olmadığına nasıl emin olabiliyoruz

*Elbette yine duyu organlarımızla

*Çünkü taşı algılamamızı onlar sağlıyor.

*Şimdi biz bu taş orada olmayabilir diye -hani duyu organları yanılmış olabilir- o taşı orada farzetmeyelim mi

*Daha büyük bir taş olsun mesela dünyaya çarpacak bir meteor

*Ne diyelim,

*Aman bea bu bir rüyada olabilir en iyisi uğraşmayalım mı diyelim?

*
*Yazı güzel, hatta olabilirliği bile var -bana göre-

*ancak bu yazıyla birşey kanıtlayamazsın çünkü rüyadaysak tek rüyayı biz görmüyoruz.

*Gerçeklik belkide çok farklı bir alemde olabilir.

*Neden rüyadaki dinlerin veya inançların veya rüyada yaşadığımız dünyanın etkisinde kalalım ki.

*Tamamiyle farklı bir fiziksel bir ortam bile olabilir.

*Ancak şimdi biz rüyadamıyız değil miyiz kanıtlayamadığımız için dünya işlerinden elimizimi çekmeliyiz?

*Sen istiyorsan çekebilirsin...


Ancak şimdi biz rüyadamıyız değil miyiz kanıtlayamadığımız için dünya işlerinden elimizimi çekmeliyiz?

''Hiç ölmeyecekmiş gibi,yarın ölecekmiş gibi yaşa''

SAYGILAR

beelzbb 28-07-2007 16:24

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alıntı:

enkidu";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84133)
cigarayı içip yatağa yatığınız zamanda yıldızlar arasında geziyorsunuz? gezmediğinizi ispatlayabilir misiniz?

cigara derken :roll:

gEcCeCi 28-07-2007 18:09

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
dini ve olmayan saçmalıkları savunanlara soruyorum madem bu hayat bir rüya atın kendinizi damdan aşağı madem uykudan uyanacaksınız neden çabuklaştırmıyorsunuz ki?? siz bu fani(?) dünyadan kurtulun biz de sizin gibi dengesizlerden...!

28-07-2007 19:33

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Gerçeklik bilincimizden bağımsız olarak vardır ancak onu bildiğimiz ölçüde anlamlıdır.

Bu açıdan baktığımda aslında şu an bir rüyanın içinde olduğum gerçekse bile bu bir anlam taşımamaktadır. Algılarım ve düşüncelerim bu yönde kanıtlar bulamadığı sürece *içinde bulunduğum dünya her ne dünyası ise onu gerçek kabul ederim. Şu an klavyemin tuşlarına basıyorum, onların varlığını gerçek kabul ediyorum. Basıyorum ve ekranda karşılıklarını görüyorum, bunu binlerce kez yeniden gözlemliyorum. Evet, bu binlerce gözlem bile onun mutlak gerçekliğinin kanıtı değil, herşeye rağmen hipotez olarak matrix dünyasında veya rüyada bulunma olasılığım var. Ancak gözlemler ve deneyler bu olasılığı desteklemediği için sıfıra çok yakın oranda bu. Böyle olduğu sürece de göz ardı ederek günlük yaşamıma huzurla devam edebilirim.

Bilimsel olarak desteklenmeyen iddialara dayanarak bir yaşam anlayışı ve inancı çizmek doğru görünmüyor.

Aliminyum 29-07-2007 02:58

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
hele şükür beklediğim netlikte bir cevap Cem'den geldi. yok sen uykundayken rüya gördüğünü nasıl biliyon, uykuda olduğunu ispat edebilir misin gibi maddeciliğin zorunlu sonucu olan yüzeysel sözlere göre iyi geldi.
Demek gerçeklik bilincimizden bağımsız olarak vardır. İyi güzel.
Demek ki gerçekliği biz belirlemiyoruz, gerçeklik zaten belirlenmiş bir şekilde var.
Peki gerçekliği bildiğimiz ölçüde anlamlı olması neye göre? Biz bilmiyorsak gerçeklik anlamsızdır diyemeyiz herhalde. burasını geçelim, ayrı konu.

mesele gerçekliğin, gerçek olanın, daha doğrusu evrensel gerçek ya da mutlak hakikatin belirlenmesi meselesi. bunun için ise hakikati kavramada neyi ölçüt olarak kullanacağımızın belirlenmesi hayati bir önem taşıyor.
maddenin hareketi ve değişimi dışında hiçbirşey yoktur dersem gerçeği bulmuş olur muyum? Bu inanç beni gerçeğe götürür mü?
eğer bunu kabul edersem maddeyi insan zihninden bağımsız varolan bir şey olarak kabul etmem gerekecek. materyalizmin en büyük iddiası da bu zaten; madde, insan zihninden bağımsız olarak vardır.
batılı kafa bu önermenin karşısına idealizm denilen bir ucube çıkarmış ve "hayır efendim, madde insan zihninden bağımsız değildir, madde, zihin onu algıladığı için vardır" demiş.

jeoloji, insan varoluşundan önce maddenin varolduğunu kanıtladı.
bu kanıtlamaya göre idealizmin çökmesi beklenir doğal olarak, değil mi?
ama idealizm çökmedi.
neden?
çünkü idealistler şu şekilde bir savunma verdiler; Jeoloji, maddenin insandan, dolayısıyla da insan zihninden bağımsız olduğunu göstermiş olabilir; ama bu, maddenin bir başka zihin, insan zihnini aşan ve onu önceleyen bir büyük zihnin bulunmadığı anlamına gelmez.evet doğrudur, o anlama gelmez. insan zihninden bağımsızlık, insan zihnini önceleyen bir zihnin yok olduğunu göstermez. idealistler bu öncül zihne Tanrı'nın zihni diyorlar ama benim derdim buradan batı kafasına göre şekillenmiş bir Tanrı tasavvuruna ulaşmak değil.

Cem'in yazısında örtük olarak bilimselliğin materyalizme zemin hazırladığı gibi bir iddia da var, yani bilimsel olmayan Cem'e göre dikkate şayan değildir.
Ancak dikkat edelim, BİLİM dediğimiz şey, önermelerini kurarken aynen din ve sanat gibi insan zihni tarafından TANIMLANAMAZ olanlardan yola çıkar. Zaman,uzam,atom vs.. diğer taraftan mevcut bilimsel yöntem istikraîdir, yani tümevarımsaldır. tümevarımlarda ise hepinizin bildiği gibi sonuç, öncülleri aşan bir genellemeyle elde edilir. sonuç hiçbir zaman zorunlu olarak doğru değildir, ve her genellenmiş bilimsel önermenin istisnaları mutlaka çıkıyor. o halde bilimsel önermeler tıp,teknik,kimya,fizik vs. gibi alanların insan hayatını verimli kılması amacını gütmeli ve haddini aşıp da bütün bir varlık dünyası hakkında genelgeçer zannettiği teoriler ileri sürüp durmamalı. ampirizm gerçeklik için son derece kifayetsiz bir şeyin adı.

işin bu kısmında deney ve gözleme tabi tutulamayan ama gerçekliğini bize dayatan bazı durumların varlığı kaçınılmaz, işte birbirinden alakasız görünse de bu duruma birkaç örnek;

1) İnsan, bir nevi ekranda 3 boyutlu, son derece net, son derece gerçekçi bir film seyretmektedir. Bu ekrana adeta yapışık olduğundan bir türlü filmden sıyrılıp, içinde bulunduğu durumu göremez. Mutlak/Tüketilmiş bir kavrayış insan için mümkün değildir. Neden?

2) Parçalanmış bir köpek cesedini gören 3 kişiden biri "Mide bulandırıcı" diğeri "köpeğe yazık olmuş" sonuncusu ise "bakın, ne güzel dişleri var" diyebilir mi? Diyebilir? Hangi değerlendirme gerçektir, (Yani olması gerekene uygundur)

3) "Bir yüz veya manzara gördüğümüzde, tam aslını görmeyiz, gördüğümüz orjinalinin bir yorumu veya tamamen yeni inşa edilmiş bir versiyonudur... Bunlar her ne kadar çok iyi kopyalar olsa bile orijinalinden eksik veya farklıdır." bu durum bilimsel olarak da zorunlu doğrudur. Materyalizm burada susar.

İçinde büyük bir televizyon ekranı olan kapkaranlık bir odaya girdiğinizi düşünün. Dışarıdaki dünyayı yalnızca bu odanın içindeki ekrandan seyredecek olsanız, doğal olarka bir süre sonra sıkılıp çıkmak istersiniz. Bir an düşünün şu anda da bulunduğunuz mekan farklı değil. Bir kutu gibi kapkaranlık ve küçük kafatasınızın içinde dış dünyaya ait görüntüleri bir ömür boyu seyredersiniz. Ama beyninizdeki ekranda oluşan görüntüleri, bu dar yerden hiç çıkmadan ve hiç sıkılmadan izlersiniz. Üstelik size herşeyi bir ekrandan seyrettiğinizi söyleseler buna kesinlikle inanmazsınız. Görgüğünüz görüntü, o kadar inandırıcıdır ki, binlerce yıldır milyarlarca insan bu büyük gerçeğin farkına varmamıştır.

her neyse lafı fazla döndürüp dolandırmayalım.


Kapkaranlık bir mekanda, bir göze, retinaya, merceğe, göz sinirlerine, göz bebeğine ihtiyaç duymadan, elektrik sinyallerini rengarenk bir bahçe olarak gören, bu gördüğü manzaradan zevk alan kimdir?

Hiçbir sesin giremediği beyinde, bir kulağa ihtiyaç duymadan, elektrik sinyallerini hoşuna giden bir melodi olarak duyan, bundan zevk alan kimdir?

Beynin içinde bir ele, parmaklara, kaslara ihtiyaç duymadan kadifenin yumuşaklığını hisseden kimdir?

Sıcaklık, soğukluk, kıvam, biçim, derinlik, uzaklık gibi dokunma duyularını aslının aynısı olarak beyinde kim yaşamaktadır?

Hiçbir kokunun giremediği beynin içinde, çeşit çeşit çiçeklerin kokusunu kim ayırt etmektedir ya da sevdiği yemeğin kokusunu duyunca iştahı açılan kimdir?

Beynin içinde oluşan bu görüntüleri, bir televizyon ekranından izler gibi izleyen, izledikleri ile sevinen, üzülen, heyecanlanan, hoşnutluk duyan, telaşlanan, merak eden kimdir? Tüm gördüklerini ve hissettiklerini yorumlayacak bilinç kime aittir? Ve bu görüntüleri izleyen, düşünen, sonuç çıkaran, karar veren bilinç sahibi varlık kimdir?

Khazar 29-07-2007 03:58

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Aliminium,

Seninle bundan yaklaşık 2 yıl önce "İslam bir Arap Dinidir" başlığı altında, bu başlıkta üstünde durmaya çalıştığın bir takım ontolojik sorgulamalara değinmiştik. Anlaşılan şimdi yeri gelmişken aynı frekanstan devam etmek gerekiyor.

Öncelikle, Cem'in cevabındaki "gerçeklik *bilincimizden *bağımsız *olarak *vardır *ancak *onu *bildiğimiz *ölçüde *anlamlıdır" önermesi de, her ne "-izm"in temel taşı olursa olsun, sadece bir kanaati - tabii önce bir algıyı, algının öncülüğünde şekillenen bir inancı, ve bu inancı temel alan bir ihtimal hesabı neticesinde ulaşılan bir kanaati - işaret etmektedir. O nedenle bence eksiktir ve bu tartışmayı gitmesi gereken yere götürmeyecektir. Zira eğer kesinlik arz eden bir önermenin inanç temelinden yükseldiği kanıtlanırsa, inanç temelinden yükselen diğer önermelerin meşru kılınması noktasına rahatlıkla ulaşılabilir, ve bence bu da oldukça prematüre bir seviyede tartışmayı kilitler. Nitekim Cem'in cevabına verdiğin cevapta da hızla bu doğrultuda ilerlediğin göze çarpıyor. Kısacası, "gerçeklik vardır" ifadesine bir agnostik olarak katılmam mümkün değildir. Hissi olarak katılabilirim, ancak bu mantığımı bağlamaz.

Esas sorudan yola çıkılacak olursa: Hayır, kimse uykuda olduğunu ya da uykuda olmadığını ispatlayamaz. Matematiksel olarak da bu mümkün değildir.

En temel prensiplerden biri şudur: Bir şeyin kanıtlanması aşamasında, o şeyin kendisine referans verilemez. Dolayısıyla gerçekliği kanıtlamak için gerçekliğin dışından referans almak gerekecektir, ki bu da mevcut mantıksal sistematiğimize göre mümkün gözükmemektedir.

Düşünce denilen şey, farkında olunsun ya da olunmasın, ihtimal hesapları ile hareket eden bir sistemin ürünüdür. Hergün sabahın 8'inde kapının önüne gazete bırakılıyorsa, bir süre sonra saat 08:05'te, daha kapıyı açmadan gazetenin paspasın üzerinde olduğundan neredeyse emin gibiyizdir. Buradaki temel hata, gazetenin orada olduğuna 100% ihtimal biçmektir, çünkü evrende herhangi bir şeyden 100% emin olabilmek için, veri zamanda tüm var oluştaki tüm informasyona hakim olmak gerekmektedir, bunu da ancak Tanrı soyutlaması ile kişiselleştirilen kavram yapabilir. Bu noktada esas soruya dönersek, kapıyı açıp, gazeteyi alıp okurken dahi, bir süre sonra kendi ölüm ilanını görüp, sonra yataktan nefes nefese fırlayıp, "oh be, rüyaymış" diyip demeyeceğinden 100% emin olamazsın.

Şimdi, bu noktanın idrakinden sonra sıkça yapılan bir başka temel hata da şudur: "Hiçbir şeyden 100% emin olunamıyorsa" diye başlanıp devam edilen düşüncelerin pek çoğu insanı hemen "hayatın anlamsızlığı" noktasına götürüp korkunç bir manevi baskı altına sokar. Bu manevi baskı altında, pek çok "entellektüelin" maneviyat temelli akımlara savrulduklarına şahit olunmuştur.

Unutulmaması gereken nokta, bu yolculuğa "gerçeklik arayışı" adını vereceksek, bunun çeşitli derecelerdeki sınavlardan müteşekkil olduğudur. Bir dereceyi geçmek, yolun daha da zorlaştığı anlamına gelmektedir, ve bu yolda ne kadar yüksekten düşülürse, o kadar ağır yara alınır. Sadece bu bile temelde "risk-averse" (riskten kaçan) insan doğasının genel temayülünün neden "kanaat önderlerinin peşinden gitmek" şeklinde tecelli ettiğini açıklamaya yeter.

Bunları dedikten sonra artık pozisyonumu şu noktalar ışığında netleştirebilirim:

1) Herhangi bir gerçeklikten emin olmak mümkün değildir, ve insan, kendine en muhtemel gelen gerçekliği, daha makul bir alternatif tarafından değilleninceye kadar doğru kabul ederek hareket eder,

2) Bilim / materyalizm / pozitivizm vesaire, bizlere kesin bir gerçeklik sunamıyor diye, bilim ve mantık dışı yöntemlerle bize kesin gerçeklik sunduğunu iddia eden maneviyatçı akımlara yönelmek, gerçeklik arayışının diyalektik sürecine balta vurmak demektir,

3) Bilim son dönemde, uluslararası manipülatörler tarafından amacından oldukça saptırılmış, dahası, felsefi temellerine ve ruhuna ihanet etmeye zorlanmıştır; böyle bir noktada yapılması gereken bilimden soğumak değil, ona ruhunu, heyecanını ve neşesini geri kazandırmak için mücadele etmektir.

spartan-troy 29-07-2007 13:04

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
tamam yaa kusura bakma spartacus,okumadım coğunu o yazında,
tamam hatamı goruyorum.eyvallah.eksik okumusum...ne yapayım sizin yanınızda dura dura eksik okumaya mı basladım nedir? :D *:D

spartacus 29-07-2007 14:28

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
:D

Sevgili Aliminyum Senin amacın fikir alışverişi mi ? hayır.
Senin amacın bir konu başlığında konuyu tartışmak mı? Hayır.
Senin amacın eleştirel bir yaklaşım mı? Hayır.

Yazdıklarını ciddiye alıpda konuya göre yazmak bence Lüksdür. Çünkü saçmalıyorsun. Nasıl mı?

Önermene bakalım tabi ciddiye alınabilecek düzeye sahipse.

Materyalistlerin şapa oturduğu(işte bütün mesele bu) bir konudur aslında bir rüyadamıyız yoksa değilmiyiz, uykuda olmadığımızı yada olduğumuzu her neyse İSPATLAYAMAMIŞTIR... İşte Senin bunu söylemek için doldurduğun onca önermede zerre kadar bir ciddiyet görmedim. Cidden başlığı mı tartışmak istiyorsun yoksa DEMAGOJİK bir kalabalıkla üste çıkma çabasına mı sahipsin. Yoksa aşırmamıdır bu içerik, bildik piyasa yönetmi mi? Bakalım!

Diyorsun ki materyalizm şapa oturdu, eveeet materyalizm şapa oturdu çünkü UYKUDA OLMADIĞIMIZI İSPAT(!)layamamıştır? Bunu söyleme lüksüne sahip olabilmen için öncelikle elindeki donenin aksine sahip olman gerekir. Sanki birileri UYKUDA OLDUĞUMUZU ispatlamışda, materyalistler bu konuda yaya kalmışlar edası ile verip veriştiriyorsun. Ciddiye alınmasını mı istiyorsun bu önermelerinin, adına eleştiri dersek "materyalistler uykuda olmadığımızı İSPATLAYAMaMIŞLARDIR" sözünde aramamız gereken temel özne ne olmalıdır? Uykuda olunduğuna dair sizin BİR İSPATINIZ MI VAR? Var ise o halde önce bunları yazın bakalım, öyle belkiler, olabilirler vs varsayımlar ile adına kesinlik dediğimiz İSPAT kelimesini yırtık dondan çıkartır gibi çıkartamazsınız. Bu yöntemle yola çıkana ya gülünüp geçilir yada ciddiye bile alınmaz.

Demagojiyi bırakın ve daha ilk günden sorduğum soruya yanıt verin, nede olsa sorunumuz İSPAT değil mi?! Siz bu soruyu uykunuzda mı soruyorsunuz yada rüyanız da mı soruyorsunuz ? ! İşte bu yanıtı vermediğiniz sürece sizin ciddiyetinizden şüphe duymamam için elimde hiç bir nedenim yok demektir. Kısaca sırf çamur atmak çabasıdır..

Rüyada olunup olunmadığı konusunda ise SÖYLEDİKLERİNİ ANCAK bir varsayım olarak ele alabiliriz ama böylesi varsayımlar için ne tersi nede düzü ispatlı olmayan bir konuda İSPAT kelimesini baz almak ancak bir art niyet ürünü olabilir, zaten yazındada devam açıklamalarında da bu art niyetin aleni ortadadır.

Hadi Aliminyum İSPATLA bize rüyada olduğumuzu, hadi İSPATLA her şeyin bir UYKU olduğunu hadi!

Materyalizmin alanı nesnel alandır, her kurgusallığa bir ispat sunma gibi bir amacı yoktur, böylesi -örnek senin başlık- kurgusal yada varsayımlardan yola çıkılarak ne materyalist dünya görüşü ama nede bilimin nesnelliği sorumlu tutulamaz, bir yükümlülük yüklenemez. Senin en büyük hatan eleştirdiğini sandığın referansları kendince sorumlu tutup ardınca verip veriştirmendir.

Bir uykuda değiliz, elbette bir rüyada da değiliz eğer bizim nesnel gerçekliğimiz dışında bir gerçek var ve bizim tamamen dışımızda ise o şey her ne ise ZATEN materyalist gözleminde dışında, adına rüya dediğin her ne ise materyalizmde zaten onun içinde demektir. Bilmem anlatabiliyor muyum, ya konuyu tartışalım yada tombaladan kurgu çekip, çekip materyalizme çamur atmaya devam edelim. Hadi bir seçim yapalım konuyu mu tartışalım yoksa hiçde alanı olmayan bu kurgusallık ile materyalizmi köşeye mi sıkıştıralım?

*Uyku ve rüya tabirinde referansımız zaten nesnel dünyadır, yani somut alandır. Bir kere bu tanımda ana referansımız nesnel alan iken, nesnel alanıda soyutlayıp bir rüya noktasına götürür isek, rüya dediğimiz şeyin tanımınıda zaten referansınıda kaybederiz.

Bizlerin rüya görüyor olması ve rüyalarımızda nesnel dünyanın, eşyanın vs görüngüsünün varlığı, bizlerin bu nesnel dünya görüngüsünde verdiğimiz refleksler, tepkiler ve aldığımız etkiler baz alınarak nesnel dünyada bir rüya olabilir heleki kesinlikle hiç *diyemeyiz. Bu noktada bir kesinlik aramak için elimizde varsayımlardan öte hiç bir şey yok demektir, bu durumda ne bir ispat nede kesin bir yargı kriteri ile hernagi bir felsefi görüş eleştirilemez. Çünkü eleştiri varsayımlarla değil somut bulgular ile yapılabilir. O halde rüya ile nesnel dünmya arasındaki FARKLARI bir bir ortaya koymak gerekir ve elbette benzerlikleride.. Siz sadece varsayımsal bir şekilde 3-5 benzerlik koyup aradan çekilmeyi düşünüyorsunuz.

Bir sinema salonunda izlediğiniz bir filme göre, diyorsun ki, bakın filmde arabalar var, insanlar konuşuyor bakın aynen bizim gibi her şey bizim gibi, o halde bizlerde bir filmin parçasıyız diyorsun. İşte bütün söylediklerin budur ve bunu ifade edebilmen için önce gerçeklik, somut ve soyut, kurgu vs tanımını ortaya koyman gerekir. Görüntünün bizlere benziyor olması, seslerin vs olması kısaca bu, somut olanın -> soyut taklidinin olması, somutuda birer taklit yani salt bir görüntü noktasına indirgemez. Her şeyden evvel Filmin ne olduğunu tanımlayacağız her şeyden evvel Rüya'nın ne olduğunu tanımlayacağız ki doğru önermelerde bulunabilelim. Bu konuda Gandalf bence bu çerçeveyi çizmiştir. Bu çerçeveden yola çıkarak uykuda olup olmadığınızı somut bir şekilde anlamak istiyorsanız hangi yönünüzde duruyor ise duvara şöyle güzel bir kafa atınız. O size cevabı verecektir.... Hayır kurgusal ve varsayımlar açısından konuyu tüm katılanlar ile birlikte soyut irdeleyelim diyorsanız -ki benimde uzun zaman önce yoğun bir şekilde kurgusal düzlemde düşündüğüm konulardandır bu konu- konuya birilerine hiç de alanı olmadığı ve hatta böyle bir yükümlülüğü olmadığı halde varmış gibi çamur atma düzlemini terk ederek yeniden bir giriş yapmanız gerekiyor. Ancak o zaman gönül rahatlığı ile önermeler ve savlarımızı ortaya koyabiliriz.......

"mesele gerçekliğin, gerçek olanın, daha doğrusu evrensel gerçek ya da mutlak hakikatin belirlenmesi meselesi. bunun için ise **hakikati kavramada neyi ölçüt olarak kullanacağımızın belirlenmesi hayati bir önem taşıyor.
maddenin hareketi ve değişimi dışında hiçbirşey yoktur dersem gerçeği bulmuş olur muyum? Bu inanç beni gerçeğe götürür mü?" Aliminyum


Mutlak hakikatin belirlenmesi meselesi, mutlak bir hakikatin olmadığı meselesidir. Mutlak kelimesi zamansal yani değişimsel ve dönüşümsel sürecin dışında var olabilen bir kelimedir. Bu haliyle idealist felsefe Antik çağdan bu güne 1001 kılığa bürünüp 1001 taklalar atmak zorunda kalmıştır. Galileo yada Kopernik Güneşinde yerküreninde sabit olmadığını söylerlerken görecekleri büyük baskının, işkencenin yada daha kazığa oturtularak öldürülmüş onlarca aydının karşısına çıkılırken, temel önerme MUTLAK kelimesi ile süsleniyordu. Dünya mutlak sabittir çünkü Tanrı yani MUTLAK HAKİKAT bize bunu söylüyordu.
Hakikat kelimesi kendi başına hiç bir anlam ifade etmez, **hakikati kavrayamazsınız, bu kelime için bir ölçütde koyamazsınız, çünkü bu kelime sadece birer kavramdır ama nesnel gerçek ise somuttur. Kavramların temel ölçütü ise somut olmak zorundadır bir kavramın ölçütü yine bir başka kavram ile ele alınamaz. Kriter ancak somut ve nesnel gerçek üzerinde inşaa edilebilir ve bu bir İNANÇ meselesi değildir. Kısaca insanları gerçeğe ancak gerçeklere erişim sağlayan gözlemler ve bu gömzlemlerde elde edilen doneler götürebilir, inanç değil. Hem diyorsunuz ki neyi ölçüt alacağımız hayati olarak belirliyor ama hemde diyorsunuz ki inanç öznesi. İnsan neye inanmak isterse ölçütlerinide ona göre koyar ve artık bu ölçütler ve birimlerle neresinden ölçerse ölçsüzn neresinden biçerse biçsin daha başından inanmak istediği için oluşturduğu soyut gerçeğe erişir. Vay be der neresinden bakarsam bakayım mutlak hakikate ulaştım derken aslında bir ahmak olduğunuda farkedemez.

Aliminyum 30-07-2007 00:48

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
spartacus elinde niyet ölçer bir alet mi var? nasıl okuyon kafamın içindekileri. yazılanlardan bişey anlamadıysan cevap yazmak zorunda değilsin, meseleyi ucundan bucağından kavramaya çalışıyoruz, 10 kişi yazdıysa 3'ü anca okunmaya değer zaten, sen niye kalabalık yapıyon ki? Hala daha "hadi,hadi uykuda olmadığını ya da olduğunu ispatla" diye tepinmene gerek yok, en iyisi sen sadece oku, bişey yazma.

sevgili KHazar. evet birşeyin matematiksel ispatı mümkün değil, anlarım. konunun başlığına takılmayın lütfen, ispatlamak gibi bir derdim yok, sadece sorguluyoruz şurada.
"kesinlik *arz *eden *bir *önermenin *inanç *temelinden *yükseldiği *kanıtlanırsa, *inanç *temelinden *yükselen *diğer *önermelerin *meşru *kılınması *noktasına *rahatlıkla *ulaşılabilir, *ve *bence *bu *da *oldukça *prematüre *bir *seviyede *tartışmayı *kilitler."

aha mesele burada. düşüncenin temelinde inanç vardır. bütün önermelerimizi inançlarımızla oluştururuz. inanç=varsayım değil tabi. kavramları yerli yerine çok iyi oturtmak lazım. Batılı bugün DİN,BİLİM,SANAT diye 3 ayrı bilgi alanı sınıflıyor, ama 3'ünün de temel noktalarına bakınca tanımlanamazlardan yola çıktıkları görülüyor, tanımlanamazı tarife kalkışırken de her kalkışma öyle ya da böyle bir inancın merkezinde oluşuyor. Bilim diye tepindikleri ve ayrı ve gerçek bilgi kaynağı olarak gördükleri sınıflandırma jargonunun da temelinde bu tanımlanamaz inançlar bütününün varlığı apaçık görünüyor. ama iş burada bitmemeli, tartışma kilitlenmemeli.

bilim,mantık, metodoloji kısaca batı kaynaklı düşünce kaynağı ve hedefleri bakımından bugün kendine yeniden çeki düzen vermek zorundadır. bunu yaparken yüzlerce yıldır hiç olmadığı kadar kendini sorgulamalı, Aristo'yu bitiren Kant, Kant'ı bitirdiğini zanneden Hegel, hepsini gömdüğünü iddia eden Hermenötikçiler ya da yapıbozumcular, postmodernler bilmem neler. hepsi her şeyden önce insana dönmek zorunda. özne-nesne ayrımı gibi bir saçmalığı terketmek zorundalar. bunu yaparsa belki o çok beklediğin felsefî neşe ve heyecanı evrensel düzlemde yeniden elde edebilirsiniz.

30-07-2007 16:01

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Alıntı:

Alüminyum´isimli üyeden Alıntı
Peki gerçekliği bildiğimiz ölçüde anlamlı olması neye göre? Biz bilmiyorsak gerçeklik anlamsızdır diyemeyiz herhalde. burasını geçelim, ayrı konu.

Biz bilmiyor isek gerçeklik bizim için anlamsızdır. Örneğin şu an aslında güneş sistemindeki gezegen sayısı 15 ise ama bilim henüz bunu keşfedememişse, bir bulgu yok ise, "güneş sisteminde 15 gezegen vardır" demenin hiç bir anlamı yoktur.

Başka bir örnekle anlatayım: Hayatı boyunca öz babasını A adlı şahıs olduğuna inanan birisini farz edelim. Bu kişinin A adlı kişinin öz babası olduğundan hiç şüphesi olmasın ve bu kişi bu bilgi ve inanç ile ölmüş olsun. Bu koşullarda aslında babasının B adlı şahıs olduğu gerçeğinin o kişi için hiç bir anlamı yoktur. Çünkü o bilgiye ulaşamadığı gibi şüphe duyacağı her hangi bir bulguya da yaşamı boyunca rastlamamıştır.

Şu anki yaşamımızın aslında bir rüyaya benzediği, mutlak gerçeğin ölümümüzden sonra ortaya çıkacağını (rüyadan uyanacağımız) iddiası da hipotez düzeyinden öteye gidemiyor. Ancak yaşamın ölümle sonlanacak olması soruyu çoğu insan için ciddi kılıyor.

Bir an için tanrının ve öteki dünyanın gerçek olduğunu tüm bunları ve şu anki yaşamımızı dıştan gözlediğimizi düşünelim. Bu koşulda bile şu anki seküler yaşam anlayışımızı doğru buluyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz ortam, bu dünya ve evren bunu gerektiriyor. İçinde bulunduğumuz şu "rüya" yaşamımız tanrı tarafından kurgulanmış bile olsa tanrısız bir yaşam anlayışını savunmak için yeterli verilerim olduğunu düşünüyorum.

Mutlak gerçeği aramak dinin ilgi alanıdır. Alüminyum zaten arayışının başında bilimden kopuyorsun. Bilim mutlak gerçeği aramaz. Elindeki verileri baz alarak buna göre "relatif" doğruları araştırır.

Alıntı:

aha mesele burada. düşüncenin temelinde inanç vardır. bütün önermelerimizi inançlarımızla oluştururuz
Katılmıyorum. Öznel düşünen veya dindar kişiler için yukarıdaki iddian doğru olabilir. Çünkü onlar inançlarının üstüne düşüncelerini inşa etmeye çalışırlar. Bu nedenle inançlarıyla çelişen düşünceleri baştan redederler. Örneğin kadın-erkek eşitliğini kabul etmezler çünkü düşüncelerinin temelini oluşturan inançları ters yöndedir.

Bilimsel düşüncenin temelinde nesnel algı ve mantıksal yorum bulunur, inanç değil. Örneğin toplumdaki kadınların mutsuzluğunu istatistiksel olarak tesbit ettiysem inançlarım da bu yönde değişime uğrar. Varolan sistemdeki kadını mutsuz eden bazı kurallara olan inancım sarsılır. Kadınlarla ilgili ahlaksal ve hukuksal kuralların değişiminin gerektiğine yönelik inanç gelişir. O halde inancın temelinde nesnel bulgular olmalıdır. İnsnalığı ilerleten de budur.

Bilimsel inanç ile doğmatik inanç arasındaki farkı da kaçırıyorsun. Elbette inanç insanlar için çok önemlidir. Uzayda hiçbir canlı bugüne dek bulunamadığı halde NASA canlı bulabileceğine yönelik inanç ile araştırmalarına, yatırımlarına devam ediyor. Ama buradaki inanç bilimsel inançtır. Belli bilimsel bulgulara ve bilimsel istatistiklere dayanır.

"Bu maçı A takımı kazanacak" dediğinizde bunu takımların önceki performanslarına, antremanlarına vs. kriterlere göre söyledi iseniz bilimsel bir inanç ama eğer hiç bir bulguya dayanmayan şekilde sırf takımınıza karşı hissettiğiniz taraftarlık duygusu ile söyledi iseniz doğmatik inanç söz konusudur. Din inancı bu ikinci sınıfa girer.

30-07-2007 16:23

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
sn aliminyum ne iş yapıyorsunuz bilmiyorum sanırım masanız pencerenin kenarında
ve güneşlik yok, pencereden güneş direkt kafanıza vuruyor, yoksa insan neden bu kadar
saçmalasınki. şimdi ben şöyle bir başlık açsam. desemki YERÇEKİMi OLMADIĞINI ISPATLAYABİRMİSİNİZ diye saçmalasam, ve insanlardan ciddi bir yaklaşım beklesem
ben saçmalamış olmazmıyım, böyle saçma bir başlık açmak için çok düşündünüzmü.

spartacus 30-07-2007 16:28

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Aliminyum

Niyet ölçer bir alete ihtiyacım yok, kendinde ispatı olmayan bir başkasını hangi kesin yargı ile aksini ispatlamamakla itham edebilir (sorun bu, bir türlü ezber bozmayan), helede eline yüzüne bulaştırmak(!). Yani havanda su döveceksin, döneceksin kendi havanda dövdüğün sudan başkasını birinci derecede sorumlu tutacaksın. *Sana önerim konuya tekrar giriş yapmandı, nedenleri ise anlatıldı ciddiyetli bir yaklaşımın olsa idi "amacının üzüm mü yemek bağcıyı mı dövmek " olduğunu kendinde anlardın. Neredeyse her forumda aynı uyanık ezberi kullanıyorsunuz, haltları poklarından beter bir yığın uyanık kalemşörün kullandığı sağ göster sol vur yöntemli şeyleri ha bire ezberden yazıyor, insanlarıda katılım oranında ahmak yerine koymaya çalışıyorsunuz.... Kendi başlığına dahi gayrı ciddi bir yaklaşımın var. Başlığa bak derdine bak. Yağız hırsız ev sahibini bastırır misali demagojiye devam ediyorsun. Sana sorduğum bir soru var bu soruyu cevaplamadığın sürece niyet ölçer bir alete kimsenin ihtiyacı olmayacaktır cevap veremediğin sürecede aşağıya yapacağım alıntılarında ki boş, bomboşluğu göreceğiz... Bakalım mı?

Bakalım Başlığa ve Konuya başlama biçimine? Tüm eğik koyu yazılar Aliminyum'a aittir, yazılardaki kimi yerlerin altı tarafımca çizilmiştir...

" *Materyalizmin yanıtlayamadığı ya da yanıtlarken de çelişkilere düşüp eline yüzüne bulaştırdığı sonra da yanıtladım zannettiği varlıkbilimsel (ontolojik) basit bir mesele; Gerçeklik ve Hayal... En başta Gerçekliğin neliği, ölçütleri, neyin gerçek neyin hayal (gerçek dışı) sayılabileceği, aradaki sınırın neye göre ve nasıl çizileceği konularını materyalizm genelde görmezden gelir, çünkü kendi materyallerine, argümanlarına göre bu gibi işlerin içinden çıkamaz, çıkamadığı için de böyle şeylere "Metafizik" damgası vurur geçer, sonra da meseleyi hallettim zanneder, halbuki hiçbir materyalist gene de bu soruları kendi kendine sormaktan yine kendi kendini alıkoyamaz. "

Dam üstünde saksağan!

Sana bu konuda açıklama bir önceki yazımda verildi, görüldüğü gibi kendi kurgularınla hiçde alanı olmayan bir yeri sorumlu tutup ver yansın ediyorsun. Tepinmek diye buna denir. Uykudamıyız değilmiyiz bu başlıkda bunu düşünmek elbette hepimizin, katılanların sorunu olabilir ama UYKUDA OLMADIĞIMIZI Materyalizm ispatlayamamıştır dediğinde adama gülerler, çünkü UYKUDA OLUNDUĞUNUN İspatı ile mi geldinde ele yüze bulaştırmaktan dem vurabiliyorsun.

Bu sakat mantıkla bu konuyu işlemeye kalkarsan boşver materyalizmi bizler bile sayende Cin Aliler le top oynar oluruz. Peki sorun bu mu?

İşte Üzümle bağcı meselesine bir örnek daha!!! Demagoji yapıyorsun ancak herkesi böyle masum bir başlıkla Ahmak yerine koymaya çalışıyorsun.

herşeyi maddede arayan ve bulduğunu zanneden arkadaşlar herhalde uyku kelimesini horlayarak gerçekleştirilen bir eylem zannettiler ki maddeciliğin insanı ne kadar körleştirebildiğinin basit bir örneği, uykuyu şuurun/bilincin kendinden geçmesi ya da şuursuzluk/bilinçsizlik durumu değil de bilincin başka bir boyutu olarak düşünüp yazıyı tekrar okumalarını isterdim. her neyse konu devam edecek, materyalizme gelen vurmuş giden vurmuş, vurulacak pek bir yeri kalmamış,

Niyet ölçer ha!!!!! Komik.

Kazadaki adamın sinirleri kaç kişiye bağlansa bunların hepsi, kazayı başından sonuna kadar yaşayacaktır. Kazadaki adam komaya girse, hepsi komaya girecektir. Hatta, söz konusu trafik kazasına ait algıların tümü bir alete kaydedilse ve bu algılar bir başka kişiye sürekli başa alınarak verilse, bu kişiye de defalarca otobüs çarpacaktır.

Peki o halde, hangisine çarpan otobüs gerçektir? Materyalist felsefenin bu soruya verebileceği çelişkisiz bir cevap yoktur. Doğru cevap, trafik kazasını hepsinin kendi zihinlerinde tüm ayrıntılarıyla yaşadığıdır.


İşte sakat mantığına bir örnek daha, aslında bunca boş zırva doldurmayı üst tarafa aldığım paragaraf için yapıyorsun gibisin, ama yine dam üstünde saksağan olayına dönüyor bu zırva durum. Paragarafın amuda kalkmış farkında isen, soyut ve somut, nesnel ve öznel bir kriterin yok tamamen bulamaç yapmışsın, tamamen hayalisin ve sırf hayali olmak ile nasıl gerçek ile hayal arasındaki farktan bahsedebiliyorsun? Mantıksızlığın bu kadarıda fazla değil mi? Farzedelim ki diğerleride figüran kazazedenin algılarını algılayacak. İyide otobüsden ne istiyorsun be adam? Çok merak ediyorsan bu kadar figürana, kabloya gerek yok, geçersin bir ayna karşısına kendinle konuşursun... Nasıl şimdi sen mi gerçeksin aynada ki mi? Hımm aynada sağ kolun da sol oluyor iyi mi, vah vah vah! İşte yansı-algı budur! İşte sen şu paragrafında mümkün olmadığı halde aynadaki yansıdan dünyaya bakıp birde böyle bakmıyorlar diye dalga geçip, ahkam kesiyorsun, o halde aynanıda al git buradan. Pardon ayna değil aynacık.. Rüya mı dedin, yok uyku mu dedin, bu tanımlar neye göre yapılmış iyi bir bak, uykuda olmadığımız ne malum dediğin anda Uyku uyuduğum ne malum demende gerekir!

Materyalist görüşte soyut ve somut, nesnel ve öznel gayet açık tanımlanmıştır belliki bu konuda hiç bir bilgin yok... Hayal ve Gerçek dediğin nesnel ve öznel olarak ele alınır. Hayal özneldir ve kaynağını somut-nesnel- dan alır.. Nesnel alan ise bizim bilincimizin içinde var olan değil, ondan bağımsız var olan alandır, algılanmak yada algı oyunları ile yanılgılanmak zorunda değildir. Bunları birbirine karıştırmayacağız, oyun oynar gibi, algı-yanılgı düzleminde yanılgıdan yana senin gibi bulamaç etmeyeceğiz.

Üzüm yemeye niyetli olacak ise bu başlık, tüm bu varsayımları ele alabaliriz. Üstelikde kimseye kablo bağlamaya gerek kalmaksızın! Ve ne materyalizmle nede maddecilikle nede metafizikçilikle vs direk alakalı-sorumlu bir konu değil bu. Konu başlıkta zaten, buyur! Ve soruma yanıt ver, "Sen Bu başlığı UYKUDA mı açtın, rüyanda mı yazdın bunları??"

30-07-2007 17:24

Re: UYKUDA OLMADIĞINIZI İSPATLAYABİLİR MİSİNİZ?
 
Başka bir eleştirim daha var. Tıp eğitimi almış biri olarak aşağıdaki alıntıda tıp bilgisinin yoksunluğunu görüyorum. Belki de örneğini değiştirmen gerekecek Alüminyum:

Alıntı:

Alüminyum´isimli üyeden Alıntı
Kazadaki adamın sinirleri kaç kişiye bağlansa bunların hepsi, kazayı başından sonuna kadar yaşayacaktır. Kazadaki adam komaya girse, hepsi komaya girecektir. Hatta, söz konusu trafik kazasına ait algıların tümü bir alete kaydedilse ve bu algılar bir başka kişiye sürekli başa alınarak verilse, bu kişiye de defalarca otobüs çarpacaktır.

Peki o halde, hangisine çarpan otobüs gerçektir? Materyalist felsefenin bu soruya verebileceği çelişkisiz bir cevap yoktur. Doğru cevap, trafik kazasını hepsinin kendi zihinlerinde tüm ayrıntılarıyla yaşadığıdır.

1- Sinirlerin bağlandığı kişiler kazayı yaşamaz yaşadığını sanır.
2- Kazadaki adam komaya girerse de diğerleri girmez. Diğerleri sadece psikolojik şok yaşarlar.
3- Kazaya asıl uğrayan kişinin derisinde, kas ve kemik yapısında, damarlarında ve sinirlerinde fiziksel travma oluşabilir ancak diğerlerinde bunlardan hiç biri oluşmaz.
4- Sinirleri kazaya uğrayan kişiye bağlı olan kişilerde şu değişikler olur:

a) Kazaya uğradığını sanarak adrenalin salgısını artırır.
b) Adrenalin artışına bağlı olarak perifer dokularında (vücudun yüzeyi) damarlar büzülür, kanlanma azalır, böylece kaza sonucu patlayacak damarlardan kan kaybını azaltmaya çalışır vücut).
c) Perifer kaslarının kasılımı artar (savunma için)
d) Kalp atımı hızlanır (taşikardi), tansiyon yükselir

Tüm bunlar tehlike anında vucudun adrenalin seviyesini yükseltmesine bağlı değişikliklerdir. yani biyolojik, maddi değişiklikler temelinde açıklanabiliyor. Matrixvari değişimler mümkün değildir. Araba çarpanın kolu kanadı ise diğerlerin de kolu kanamaz.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:51 .