Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Bediüzzaman ve Milli Mücadele.. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4434)

Aliminyum 01-08-2007 10:06

Bediüzzaman ve Milli Mücadele..
 
Said Nursi'nin Kurtuluş Savaşı sırasında ingilizlere ajanlık ettiği, milli mücadeleye karşı çıktığı gibi asılsız bir iftira var.
Aşağıdaki yazı biraz uzunca, sabırla ve insafla, önyargısız, samimi ve öğrenmek amacıyla okunursa istifade edilir diye düşünüyorum.

Aliminyum 01-08-2007 10:10

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Dinî inançlar, tarih boyunca birey üzerindeki etkisini hiç bir zaman kaybetmemiş, insan ve cemiyet hayatının devamlı surette müdahili olmuştur. Medeniyetlerin oluşumu ve gelişmesinde bu inançların önemli etkileri görülmüştür. Tarih içinde vücut bulup günümüze değin ulaşabilen büyük eserlerin önemli bir kısmı da yine dinî motiflere sahip olan cami ve kilise gibi binalardır. Tarihin şahit olduğu büyük savaşlar ve fetihlerin bir çoğunda dinî etkilerin görülmesi bir rastlantı değildir. İnsanların yaşantılarına yön vermek için ortaya koydukları yazılı ya da yazısız kanunların bir çoğunda da dinî kaidelerin büyük rol oynadığı bilinmektedir. Bu kriterden hareketle dinin, insan için bir ihtiyaç olma özelliğini hiç bir zaman yitirmediği söylenebilir.
Herhangi bir dine mensup olan insanlar arasında o dini iyi bilip gereği gibi yorum yapabilme özelliğinden dolayı toplum tarafından kabul gören saygın şahsiyetler her zaman var olmuştur. Onlar, bu özellikleri sayesinde halkı etkilemişler, iyi ve doğru bildiklerini öğretip, kötü ve yanlış davranışlardan vazgeçirmeye gayret etmişlerdir. Bu özelliklerinden dolayı da tarih boyunca din adamları tüm toplumlarda halkın doğal liderleri olarak kabul görmüşlerdir.

Osmanlı Devleti'nde ulemanın belirli bir mevkii vardı. Ulema sultana bağlı olmakla birlikte, dinin tatbikçisi ve hâmisi olarak padişahın yanında, hatta üzerinde bir statüye sahipti. Çünkü ulema hem padişahın emir ve fermanlarını, hem de devlet tarafından yürütülen bütün işlerin dine uygun olup olmadığını gözetmekle yükümlü idi.

Ulemâ bu fonksiyonunu Devlet-i Aliyye'nin nihayetine kadar kaybetmemiştir. Osmanlı Devleti'nin sonunu hazırlayan I. Dünya Savaşı'na gelindiğinde yine ulemayı en önde ve en ileride görmekteyiz. Bilhassa çok kanlı geçen Çanakkale savaşlarında ulema yine ön saflarda halkı düşmanla savaşmaya teşvik etmiştir.

Memleketin işgali üzerine halkın düşmana karşı bilinçlendirilmesi ve teşkilatlı bir biçimde yönlendirilmesi hareketi de yine ilk önce ulema tarafından başlatılmıştır.

Millî Mücadele davası için büyük hizmetleri görülen gönüllü irşatçılardan biri de kuşkusuz Bediüzzaman Said Nursi'dir.1 Bir asra yakın ömrünün önemli bir kısmını inandığı davanın mücadelesine adayan Bediüzzaman'ın kimliği ve taşıdığı misyon dikkate alındığında, Millî Mücadele'deki belirleyici rolü ve bu hareketin seyrine olan etkisi açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Bediüzzaman da diğer ulema gibi, devrinin olaylarıyla yakından ilgilenmiştir. İttihad ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle görüşmüştür. Hürriyet taraftarlığı konusunda onlarla mutabık kalmıştır. II. Meşrutiyet ilân edildiği zaman Selanik Hürriyet Meydanı'nda "Hürriyete Hitap" adıyla bilinen konuşmasını yapmıştır. İstibdadı kötülemiş, buna mukabil Meşrutiyet'i savunmuştur. 1909'da kurulan İttihad-ı Muhammedî Fırkası'nın kurucuları arasında yer almıştır. Volkan gazetesinde ateşli yazılar yazmıştır. Bu yazılarından dolayı 31 Mart Hadisesi'nin tahrikçilerinden olduğu gerekçesiyle Divan-ı Harb-i Örfî'de mahkeme edilmiştir. Olayla ilgisi görülmeyerek beraat etmiştir. 1911 yılında Şam'a giderek Emeviye Camii'nde İslâm dünyasının meselelerine değinen ünlü hutbesini okumuştur.

Bediüzzaman Said Nursî'nin vatan müdafaasında cepheye fiilen silahlı katılması I. Dünya Harbi'ne rastlamaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında Van ve Muş'ta talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cephede savaşmıştır. Muş'un Ruslarca istilası üzerine orada kalan 8 topu kurtarıp Bitlis Muharebesi'ne iştirak etmiştir.

Burada yaralanarak Ruslara esir düşmüştür. Tiflis'te esir bulunduğu bir sırada kendisine Dahiliye Nâzırı Talat Paşa tarafından 60 lira (mukabili 1254 mark) gönderilmiştir.2 İki yıldan fazla bir zaman Kosturma'da, sürgünde kalmıştır. Sonra firar edip kurtularak İstanbul'a dönmüştür.3
İstanbul'da bulunduğu bir sırada, Bitlis vilayetinin bazı bölgelerinin etnografik haritalarının düzenlenmesi hususunda Dahiliye Nezâreti'nin talebi üzerine kendisinden bilgi alınıp yardımlarından istifade edilmek istenmiştir.4

Said Nursî, bu yıllarda Said-i Kürdî olarak bilinip tanınmakta idi. O, henüz birkaç yıl öncesine kadar bir milletler topluluğu görünümündeki Osmanlı Devleti'nin, devletine sâdık kalan iki halkından biri olan Kürt ırkına mensup bir şahsiyetti. Ne var ki, aynı yıllarda Türklerle "et-tırnak" şeklinde birbirine kaynaşmış olan Kürt toplumu üzerinde bir takım oyunlar oynanıyor ve bu birlikteliğin parçalanması için bütün imkânlar kullanılıyordu. Bu ayrılığı körükleyen milletlerin başında ise İngilizler geliyordu. İstanbul'daki İngiliz elçisinin İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği bir telgrafta bu gerçek şu şekilde dile getiriliyordu: "Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir."5

İngilizler bu düşüncelerini hayata geçirmek için boş durmuyor, bölgeye gönderdikleri özel ajan ve heyetlerle amaçlarına ulaşma gayreti içinde bulunuyorlardı. Rahib Frew ve Binbaşı Noel bu alanda en fazla ün yapmış şahsiyetlerdi. Diğer taraftan merkezi İstanbul'da olmak üzere kurulmuş bulunan Kürt Teali Cemiyeti de bu işin gönüllü üstlenicisi idi.6

Kürt Teali Cemiyeti amacı doğrultusunda her türlü etkinlikte bulunuyor ve etki alanını daha da güçlendirmek için bir takım Kürt aydınları ile diyaloga geçiyordu. Cemiyetin bu amaçla temas kurduğu aydınlardan biri de Said Nursi idi. Kürt Teali Cemiyeti üyelerinden Gazeteci Mevlânzâde Rıfat, Bediüzzaman'a bağımsız bir Kürt Devleti kurulması fikrini bir mektupla bildirmiş, ancak gayet sert bir tepki ile karşılaşmıştır. Said Nursi cevabî mektubunda, Devlet-i Aliyye'yi yeniden diriltmek için yapılacak her türlü hareketin içinde yer almaya hazır olduğunu, ancak Kürt Devleti tahayyülünün sadece İslâm düşmanlarının işine yarayacağını ifade etmişti.7

Bu dönemde Said Nursi'nin en fazla sıkıntısını çektiği konu, Şerif Paşa'nın Ermeni Nubar Paşa ile Paris'te imzaladığı itilafname olmuştur. Ona göre bu itilafname gerçekten tehlikeli ve etkisiz hale getirilmesi gerekli bir yayındı. Bediüzzaman bu konuda da anında tepki göstermiş ve Şerif Paşa gibi beş-on şahsın Kürt milletini temsil etme yetkisinin olmadığını bildirerek Kürt milletinin hakiki temsilcilerinin Meclis-i Mebusân'daki mebuslar olduğunu söylemiştir.8

Said Nursi gazete ve mecmualarda yayınlanan bu tür yazılarının yanı sıra bazı Kürt aydınlarını da harekete geçirerek bir protesto hazırlanıp gazetelerde yayınlanmasına öncülük etmiştir. Söz konusu protesto metninde şöyle deniyordu:
"...Vahdet-i İslâmiyye'nin fedakâr ve cesur, hâdim ve taraftarları olarak yaşamış olan Kürtler, henüz beş yüz bine yakın şühedâsının kanı kurumadan şişlere geçirilen yetimlerin, gözleri oyulan ihtiyarların hatıralarını teessürle anarken, İslâmiyet'in zararına olarak tarihî ve hayatî düşmanlarıyla itilaf akdetmek suretiyle salâbet-i diniyyeleri hilafına iftirak-cûyâne âmâli takib edemezler. Binâenaleyh Kürt vicdan-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevâtı da tanımazlar."9

Şerif Paşa, gördüğü bu tepki üzerine bir süre sonra emelinden vazgeçmek ve hilafet yanlısı politika izlemek zorunda kalmıştır. Ayrıca Paris Konferansı'ndaki Kürt temsilciliğinden de istifa etmiştir.10 Şerif Paşa'nın bu düşüncesinden vazgeçmesinde Said Nursi'nin şiddetli tepkisinin büyük etkisi olmalıdır. Sadece İstanbul değil, Doğudaki ulema ve eşraf üzerinde de büyük bir etkinliği bulunan Bediüzzaman, bu gücünü sonuna kadar bu cereyanın aleyhinde kullanmıştır. Nitekim gazetelere gönderilen protesto yazılarından onun bir çok Kürt muteberânı tarafından desteklendiği anlaşılmaktadır.11
*
--------------------------------------------------------------------------------

Bediüzzaman'ın bu dönemde Kürtçülük ideolojisinin sonuçsuz kalması gayretlerinin yanı sıra, diğer bir hizmeti de işgallere karşı bayrak açan Anadolu hareketine destek vermesi olmuştur. Bu doğrultuda yazdığı "küçük" bir risale olan Hutuvât-ı Sitte ile "büyük" ses getirmiştir. Risale, halka moral ve heyecan vermiştir.12 İngilizlerin bir takım entrikalarla Şeyhülislâm ve diğer bazı ulemayı lehlerine çevirmek maksadı ile Anglikan Kilisesi'ne hazırlattıkları bir bölüm soruya karşılık olmak üzere kaleme alınan bu eser, İngilizleri çaresiz bırakmıştır. Eser sebebiyle Said Nursi, idam kararına çarptırılmış, ancak onun idamının bütün Kürtlerin sonsuza kadar İngilizlere düşmanlık göstermesine sebep olacağı ve aşiretlerin de bu sebeple isyan edeceği göz önünde bulundurularak bu karardan vazgeçilmiştir.13

Hutuvât-ı Sitte'de çürütülen İngiliz propagandası şu maddelerden meydana geliyordu:
-Kadere boyun eğerek işgalcilerin her türlü muamelesine rıza gösterilmesi,
-Daha önce Almanlarla dost olunduğu gibi İtilaf Devletleri'yle de iyi geçinmekte dinen bir sakınca olmadığı,
-Geçmiş idarecilerden herkesin şikayetçi olması sebebiyle duruma rıza gösterilmesi gerektiği,
-Anadolu'daki sergerdelerin niyetlerinin din ve İslâmiyet olmadığı,
-Hilafet'in söz konusu sergerdelerin aleyhinde olduğu.
Bediüzzaman yukarıda ifade edilen bu hususlara bir mantık silsilesi içinde cesaret ve şecaatle cevap vermiştir. Bu cevaplarda düşman işgali altındaki halka moral verici ifadeler kullanılmış ve her fırsatta halka mesaj ulaştırılmaya çalışarak İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerine yine psikolojik mukâvemetle karşılıkta bulunulmuştur.14

Said Nursi'nin millî harekete bir diğer hizmeti de, İstanbul Hükümeti'nin fetvasının tutarsızlığını ve Millî Mücadele hareketinin meşruiyetini ilan etmek olmuştur. Fetva için, iki tarafı dinlemenin zaruretine işaret edilerek Anadolu tarafının da dinlenmesi gerekliliğini öne sürmüş ve sonuçta yapılanın zulme adalet, cihada isyan, esarete hürriyet demek olduğunu göstererek İstanbul'da Hükümet'in (hatta İngilizlerin) etkisinde verilen fetvayı çürütmüştür.15

Millî hareketi desteklemekteki gayretleri ve eserleri Ankara Hükümeti'nce takdirle karşılanan Bediüzzaman, şifre ile Ankara'ya davet edilmiştir. Mustafa Kemal, Bediüzzaman'ı: "Bu kahraman Hoca bize lazımdır." sözleriyle taltif etmiştir. O ise bu davete verdiği cevapta şöyle demiştir:
"Ben tehlikeli yerde mücadele etmek isterim. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Burasını daha tehlikeli görüyorum. Buradaki vazifem henüz tamam olmamıştır. Tehlikeyi bertaraf edince inşaallah oraya geleceğim."

Bir süre sonra İstanbul'daki vazifesini bitirdiğine inanan Bediüzzaman, Ankara'ya gitme hazırlıklarına başlamıştır. Bu esnada Mustafa Kemal'in direktifiyle ve Bediüzzaman'ın yakın dostlarından Van Eski Valisi Mebus Tahsin Bey tarafından tekrar davet edilen Bediüzzaman, 19 Kasım 1922'de yeğeni Abdurrahman ile birlikte trenle Ankara'ya gelmiştir. Kendisi burada resmî bir törenle karşılanmıştır.16

--------------------------------------------------------------------------------

Ancak Bediüzzaman Ankara'ya gelir gelmez mebuslardan bir çoğunun namaza karşı kayıtsız olduğunu ve inançları gereği yaşamadıklarını görünce mebuslarla ilgilenmeyi daha isabetli bulmuştur. Mebuslara neşrettiği 10 maddelik bir bildiri ile maneviyatın önemi üzerinde durmuştur. Bu ilgi mebusların bir çoğu üzerinde etkili olmakla birlikte bir takım rahatsızlıkları da beraberinde getirmiştir. Hatta bir defasında Mustafa Kemal ile sert bir tartışmaya girmeleri sonucunda Paşa'nın, makul bulduğu cevaplara karşı sözlerini geri aldığı vuku bulmuştur.17

Bediüzzaman, te'lif ve yayın çalışmalarını Ankara'da da sürdürmüştür. Ankara'da kalmanın bir yarar sağlamayacağını gören ve mebusların arasına tefrika soktuğu ithamı karşısında bulunan Said Nursi, Van'a dönmüştür. Mustafa Kemal kendisini ikna edip istifade etmek niyetiyle teklif edilen Şark Vilayetleri Umum Vaizliği'ni reddetmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi'nin, gelecek hakkında bir çok endişesi olmasına rağmen, Millî Mücadele hareketini desteklemesi onun ihtilaftan yana değil ittifaktan, tavizden yana değil mücadeleden yana olduğunu göstermektedir. O, hayatı boyunca olduğu gibi, Millî Mücadele sırasında da hep millî birlik ve beraberlikten yana olmuş ve bu alanda atılan her adımı desteklemiştir.
Bediüzzaman Said Nursi'nin Milli Mücadele'deki faaliyet ve çalışmaları şüphesiz ki bunlardan ibaret değildir. Burada söylenenler söz konusu mücadelenin belki çok az bir kısmını meydana getirmektedir. Buna sebep ise ülkemizde hâlâ süregelmekte olan "yasakçı anlayış"tır.
Bu yaklaşım biçimi, Millî Mücadele döneminde etkin olan şahısların resmî veya kişisel faaliyetlerini hâlâ karanlıkta tutmaktadır. Bilimsel çevrelerce de benimsenmesi mümkün olmayan bu durumun değişebilmesi için dönemin askerî, istihbarî, mülkî vb. belgelerinin bir an önce herhangi bir "ayırım" yapmadan araştırmaya açılması gerekmektedir. Diğer bir sıkıntı da bu gibi şahısların hatıralarının tam anlamıyla yayınlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Yakın tarihimizin diğer konuları gibi bu konu da derinlemesine araştırmalar yapılması ve tarafsız araştırıcıların bu hususa eğilmeleri beklenmektedir.
Ek I18:
Harbiye Nezâreti, Tahrirat Dairesi, Şifre Kalemi
Musul Valisi Memduh Beyefendi Hazretlerine Şifre
-Mahrem ve Müsta'celdir-
Bitlisli Bediüzzaman Said-i Kürdî Bey taraf-ı âlîlerince Bitlis gönüllü kumandanlığı vazîfesiyle tavzîf olunduğu ve Muş'un sükûtunda orada kalan on iki topu kurtararak Bitlis Muhârebesi'ne iştirâk ile orada mecrûhen esîr düşdüğü ve bu defa tahlîs-i nefs ile Dersaâdet'e geldiğini beyân ediyorsa da buna dair buraca bir gûnâ ma'lûmât mevcûd olmadığından bu bâbdaki ma'lûmât ve mütâla'anın inbâsı mütemennâdır.
Muamelât: 5593
Harbiye Nâzırı nâmına Kâzım
Aslına Mutâbıktır
21 Temmuz sene [13]34
(mühür)
Ek II19:

Sicill-i Nüfûs İdâre-i Umûmiyesi Tahrîrât Kalemi
Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye Azâsından Molla Said Beyefendi Hazretlerine Etnografik harita tanzîmi içün Bitlis vilâyetinin bazı aksâmı hakkında ma'lûmât ve mu'âvenet-i aliyyesinden istifâde olunmak üzre Cağaloğlu'ndaki dâireye teşrifleri ricâ olunur, ol bâbda.
30 Kânûn-ı Evvel 334 [30 Aralık 1918]

--------------------------------------------------------------------------------

Ek III20: Kürdler ve İslâmiyet
Boğos Nubar ile ma'hûd Şerif (Paşa)'nın birleşerek Kürdler'i câmi'a-i İslâmiyyeden ayırmak teşebbüs-i hâinânesinde bulundukları haber alınır alınmaz gerek burada gerek Kürdistan'daki bütün Kürdler kemâl-i nefretle protestolarda bulundular. Salâbet-i dîniye hususunda pek yüksek bir mertebede bulunan Kürd ihvân-ı dînimizden beklenen de bu idi. Her millet arasında zuhûr etdiği gibi Kürdler arasında da türeyen birkaç hamiyetsiz iftirakcının, politikacının, hiçbir kıymeti olmayacağı şübhesizdir. Bilakis, bu kabîl kesânın ızhâr-ı nifâk etmeleri vahdet-i İslâmiyyeyi daha ziyâde te'yîd ve teşyîd eder. Nitekim o haber üzerine umûm Kürdler'in galeyân ve tezâhürât-ı vahdetkârânesi bunu pek güzel isbât etmiştir. Bu husûsda en ziyâde söz söylemek salâhiyetini hâiz bulunan ve Kürdler'in salâbet-i dîniye, necâbet-i ırkıye ve celâdet-i İslâmiyyesini bi-hakkın temsîl eden ve Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye a'zâsından, Kürd eşrâf ve mütehayyizânından bulunan fâzıl-ı şehîr Bedîuzzamân Said el-Kürdî Efendi hazretleri buyuruyorlar ki:
"Boğos Nubar ile Şerif (Paşa) arasında akdedilen mukaveleye en müskil ve belîğ cevâb vilâyât-ı şarkıyyede Kürd aşâiri rüesâsı tarafından çekilen telgraflardır. Kürdler câmi'a-i İslâmiyyeden ayrılmağa aslâ tahammül edemezler. Bunun aksini iddiâ edenler mutlaka makasıd-ı mahsûsa tahtında hareket eden ve Kürdlük nâmına söz söylemeğe salâhiyetdâr olmayan beş on kişiden ibâretdir.

Kürdler, İslâmiyet nâm ve şerefini i'lâ içün 500 bin kişi fedâ etmişler ve makam-ı Hilâfet'e olan sadâkatlerini îsâr etdikleri kan ile bir kat daha te'yîd eylemişlerdir. Ma'hûd muhtıranın esbâb-ı tanzîmine gelince; Ermeniler, vilâyât-ı şarkiyyede ekl-i kalîl derecesinde bulundukları içün aslâ bir ekseriyet te'mînine ve ne kemmiyyeten ne de keyfiyyeten Şarkî Anadolu'da iddiâ-yı temellüke muvaffak olamayacaklarını son zamânlarda anladılar. Maksatlarına Kürdler nâmına hareket etdiklerini iddiâ eden Şerif (Paşa)'yı âlet etmeği müsâ'id ve muvafık buldular. Bu sûretle Kürd ve Ermeni da'vâsı ortada kalmayacak ve Şarkî Anadolu'daki iftirâk a'mâli mevki'-i fi'le çıkmış olacaktı. İşte bu gaye ile o ma'hûd beyânnâme müştereken imzâlandı ve konferansa takdîm olundu. Ermeniler'in maksadı Kürdler'i aldatmakdan başka bir şey olamaz. Çünkü ileride Kürdler'in kemmiyyeten hâl-i ekseriyyetde bulunduklarını inkâr edemeseler bile keyfiyeten ya'nî ilmen, irfânen kendilerinden dûn oldukları bahânesiyle Kürdler'i bir millet-i tâbi'a hâline getirecekleri muhakkakdır. Buna ise aklı başında olan hiçbir Kürd tarafdâr değildir. Zâten Kürdler bu beyânnâmeye yalnız sözle değil bi'l-fi'l muhâlif olduklarını isbât ediyorlar.
Kürdler'in da'vâsı pek ma'nâsız bir iddi'âdır. Çünkü her şeyden evvel müslümândırlar, hem de salâbet-i dîniyeyi ta'assub derecesinde îsâl eden hakiki Müslümanlardan. Binâenaleyh Ermeniler'le aynı ırkdan bulunup bulunmadıkları meselesi onları bir dakika bile işgal etmez. "el-İslâmu cebbe'l-asabiyyeti'l-câhiliyye". İslâm, uhuvvet-i İslâmiyyeye münâfî olan kavmiyyet da'vâsını men' eder.
Esâsen bu târîhe âid bir şeydir. Kürdler'in asl u nesebleri ne olursa olsun İslâm'dan iftirâka vicdân-ı millîleri aslâ müsâ'id değildir. Bununla berâber Kürdler'in Arab kavm-i necîbi ile ırken alâkadâr bulunduğu hakayık-ı târîhiyedendir. İslâmiyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-ı İslâm aleyhine olarak menfî sûretde intibâh hâsıl etmesini kabûl edemez. Binâenaleyh Kürdler'i Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esâsât-ı İslâmiyyeye muhâlif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on kişiden ibâret. Hakiki Kürdler, kimseyi kendilerine vekîl-i müdâfi' olarak kabûl etmiyorlar.
Onların vekîli ve Kürdlük nâmına söz söyleyecek ancak Meclis-i Meb'ûsân-ı Osmâniyye'deki meb'ûslar olabilir.
Kürdistan'a verilecek muhtâriyetden bahsediliyor. Kürdler, ecnebî himâyesinde bir muhtâriyeti kabûl etmektense ölümü tercîh ederler. Eğer Kürdler'in serbestî-i inkişâfını düşünmek lâzım gelirse bunu Boğos Nubar'la Şerif (Paşa) değil, Devlet-i Aliyye düşünür. Hülâsa Kürdler, bu husûsda kimsenin tavassut ve müdâhalesine muhtac değillerdir.
Seyyid Abdülkadir Efendi'nin beyânât-ı ma'lûmesine gelince bu husûsda şimdilik bir şey söyleyemem. Bununla berâber bu beyânâtın tahrîf edilüp edilmediğini bilemiyorum."



--------------------------------------------------------------------------------

Ek IV21: Kürdler ve Osmanlılık
Şerif Paşa'nın Ermeniler ile İtilâfı; Kürdler'in Hiddet ve Galeyanı
Paris'de bulunan Şerif Paşa'nın Boğos Nubar Paşa ile Kürd milleti nâm ve hesâbına olarak akdetdiği itilâf hakkında yazmış olduğumuz başmakalede bu itilâfın ciddî ve hakiki olamayacağı fikir ve kanaatini dermeyân etmiş idik. Zira her zamân, merd ve necîb Kürd milletinin câmi'a-i Osmâniye'den iftirâk etmeyi aslâ hatırından geçirmediğini ve Hilâfet'e dâimâ merbût kalmak fikir ve emeli perverde eylediğini... o kavmin şimdiye kadar gösterdiği harekât ve sekenâtdan tamâmen anlamış idik.

Fi'l-hakika makalemizin intişârı üzerine bir çok Kürd mu'teberânı idârehânemize gelerek Şerif Paşa'nın itilâfı umûm Kürd milletine izâfe edilemeyeceğini ve Şerif Paşa'nın böyle bir itilâf akdine aslâ salâhiyetdâr olmadığını beyân eylemişlerdir.
Şehrimizde sâkin Kürd ricâlinden bu itilâfı protesto yolunda bir çok muharrerât vârid olmuşdur. Bunlardan birini ber-vech-i zîr aynen derc ediyoruz:
İkdâm Cerîde-i Mu'teberesine
Evvelki günkü gazeteler Paris'de Şerif Paşa ile Ermeni Heyet-i Murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir itilâf akdedildiğini yazarak Kürd efkâr-ı umûmiyesinden istîzâhâtda bulunuyorlardı.
Dört buçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyye'nin fedâkâr ve cesur hâdim ve tarafdârları olarak yaşamış ve dinî an'anesine sadâkati gaye-i hayat bilmiş olan Kürdler, henüz beş yüz bine karîb şühedâsının kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatıralarını teessürle anarken, İslâmiyet'in zararına olarak tarihî ve hayatî düşmanlarıyla itilâf akdetmek sûretiyle salâbet-i dîniyyeleri hilâfında iftirâk-cûyâne âmâli ta'kib edemezler. Binâenaleyh Kürd vicdân-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevâtı da tanımazlar ve yegâne emelleri de vahdet-i dinî ve millîlerini muhâfaza olduğundan keyfiyetin izahâtına delâlet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirhâm ederiz.
Sâdât-ı Berzenciye'den Dava Vekîli Ahmed Arif
Hizan Sâdât-ı kirâmından İhtiyât Binbaşısı Muhammed Sıdık
Ulemâ-yı Ekrâd'dan Said-i Kürdî
Revandiz hânedânından binbaşılıkdan müteka'id Ahmed Reşid Bey dahi şu sûretle beyân-ı efkâr eylemişdir.
Şerif Paşa Kürd milletini temsîl edemez. Millet ona murahhaslık salâhiyeti vermemişdir. Kürd milleti Devlet-i Osmaniye'den infikâk etmeğe şiddetle muârızdır. Hilâfet'den ayrılmak onlar içün en büyük bir günâhdır. Hattâ Şâfi'l-mezheb olanlar Hilâfet'den iftirâkın talâkı mûcib olacağına imân ederler. Kürdler'in mukadderâtı ta'yîn edilirken asıl Kürd milletine mürâca'at olunmak lâzımdır. Onun bu husûsda vereceği karâr ise, ebediyyen Hilâfet'e merbût kalmak merkezinde olacakdır.
Bu bâbda diğer Kürd ricâli ve erbâb-ı siyâseti nezdinde icrâ etmekde olduğumuz tahkikatı dahi peyderpey işbu sütûnlarda efkâr-ı umûmiyemizin pîş-i dikkatine arz etmekde devâm eyleyeceğiz.




Dipnotlar
1. Bediüzzaman Said Nursi (Hizan 1878): Medrese eğitimi gördü. Keskin zekâsı ve üstün yetenekleri ile dikkati çekti. Devrin ulemasıyla çeşitli yerlerde yaptığı münâzaralarda ilimdeki üstünlüğünü ispatladı. Bediüzzaman lakabını aldı (Başbakanlık Osmanlı Arşivi (B.O.A.), Dahiliye Nezâreti Şifre Kalemi (DH-ŞFR), Dosya nr. 89, Gömlek nr. 138, 21 Temmuz 1918; Bediüzzaman Said Nursi, Sünûhat, "Takdim", İstanbul 1995, s. 7-10).
2. Bu konuda daha geniş bilgi almak için Osmanlı Arşivi belgelerinin yayınlandığı şu esere bkz. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler-1, Bediüzzaman Said Nursî'yi Anlatıyor, İstanbul 1993, s. 65-68.
3. Bediüzzaman Said Nursi, Hayatı, Mesleki, Tercüme-i Hali, İstanbul 1976, s. 102-108; İsmail Kara, İslâmcıların Siyasî Görüşleri, c. II, İstanbul 1995, s. 314; Kadir Mısıroğlu, Sarıklı Mücahidler, İstanbul 1992, s. 285. Ayrıca Bkz. Ek: I.
4. Bkz. Ek: II.
5. Selahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, c. I, Ankara 1976, s. 135.
6. Kürt Teali Cemiyeti'nin en önemli şahısları şunlardır: Seyyid Abdülkadir, Emin Ali (Sâbık Adliye Müfettişi), Hamdi Paşa, Halil Bey (Eski Polis Müdürü), Bedir Ali (Emekli Jandarma Albay), ulemadan Bahazâde Şükrü, Ali, Cemil Paşazâde Ekrem, Mevlânzâde Rifat ve Memduh. Bkz. İsmail Göldaş, Kürdistan Teâli Cemiyeti, İstanbul 1991, s. 16-45; Tansel, Mondros, c. I, s. 132.
7. Mustafa Nezihi Polat, Mülâkat, Erzurum 1964, s. 30-34; Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, İstanbul 1979, s. 214-216.

Aliminyum 01-08-2007 10:18

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
-BEDİÜZZAMAN'IN KUVA-YI MİLLİYE HAREKETİNE VERDİĞİ DESTEK HAKKINDA-

Kuva-yı Milliye Aleyhinde Yazılan Fetvaya Cevabı

Gelelim Bediüzzaman'ın Kuva-yı Milliye’yi bütün gücüyle desteklediğinin ispat ve tesbitlerine... Yapaca*ğımız tesbitleri, önce 1919-1921 senelerinde yazılıp, yayın*lanmış eserlerinden alacağız. Bu eserlerin tamamı yeni harf*lere çevirilmiş Âsar-ı Bediiyye isimli kitapta toplanmış ol*makla beraber, Osmanlıca basılmış ilk şekilleriyle de bizde mevcutturlar. Ama kaynak için Âsar-ı Bediiyye’nin sayfa nu*maralarını vermek durumundayız. İşte; Hicri 1339-Miladi 1919 tarihinde, İstanbul’da Evkaf-ı İslamiye Matbaasında ba*sılmış bir kaç risalelerinden biri olan Tulu’at risalesinde bir sual münasebetiyle şunları yazıyor:

“S. Efkâr-ı hâzırada (Merkezî yerlerde) cerbeze (demagoji) nasıl bir tesir etmiştir?

“C. Bak, o seyyiedir ki, Ararat Dağı kadar bize zulüm ve tahkir eden ecnebî bir devleti, ne safsatalı bahanelerle, bilmem hangi tarihte Kırım’da bize yardım etmiş gibi yavelerle, bize dost olabilecek surette gösteriyorlar.

“Hem Sübhan Dağı kadar İslâmiyetin izzet ve şerefine ça*lışan gürûh-u mücahidîni, acip bahanelerle en fena derekesine indirip, millete düşman gibi gösteriyorlar...”
Âsâr-ı Bediiyye, s. 140 ve 540.


Şeyhülislamdan Anadolu aleyhine çıkarılmış fetvaya karşı, aynı eserden: Mufassal Tarihçe-i Hayat, s. 487.

“S. Anadolu aleyhinde çıkmış olan fetvaya ne dersin?

“C. Fetva-yı mahz değil ki, itizar edilsin. (Hak adına ve*rilmiş sırf hakikatten ibaret bir fetva değil ki kusurdan uzak ol*sun.) Belki kazayı tazammun eden1 bir fetvadır. Çünkü, fetva*nın kazadan farkı, mevzu’u âmmdır (umumi mevzulardır) , gayr-ı muayyendir (belirli bir parçaya has değildir) ; hem mülzem (susturulmuş) değil. Kaza ise, muayyen ve mülzemdir. Şu fetvâ ise, hem muayyendir; kim nazar etse, bizzarure muradı anlar. Hem mülzem olmuştur; çünkü, avâm-ı müslimîni onlar aleyhinde sevk etmekte esbabın en âhiridir.

“Mademki şu fetvâ, kazayı tazammun ediyor; kazada iki hasmı dinletmek zaruridir. Anadolu da söylettirilmeliydi, ne*tice-i müddeiyatlarını aleyhlerinde olan dâvâlarla, siyasiyun ve ulemadan bir heyet tarafından maslahat-ı İslâmiye noktasında muhakeme edildikten sonra, fetvâ verilebilirdi.
(Kısacası istiklal harbi aleyhine verilen fetva, Fıkıh usulüne, İslami usullere riayet edilmeden verilmiş bir fetvadır, geçersizdir)
“Zaten şimdi bazı hakaikte bir inkılâp var. Ezdad isimle*rini değiştirip mübadele etmişler. Zulme adalet, cihada bağy (isyan), esarete hürriyet nâmı veriliyor.”
Âsâr-ı Bediiyye, s. 103-104.

Şu kazaî olan fetvaya karşı şer’î ve pürüzsüz fetva ile muka-belesinden sonra, aynı eserinde şöyle bir sual ve cevap yer alır.

“S. Neden bu kadar İ.g.z.’den (yani İngiliz’den) nefret ediyorsun, musalâhasını da (barışı da) istemiyorsun? (Soruya dikkat, Bediüzzaman'a ingiliz ajanı diyenlere ithaf olunur)

“C. Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid (şiddetli) *görünen, mânen ahlâkımıza vurduğu darbedir. Çekirdek halinde olan secâya-yı seyyieyi (kötü ahlâkları) içimizde inkişaf ettirdi (açığa çıkardı). Ha*yatın yarası iltiyam bulur(iyileşir) ; izzet-i İslâmiye (İslamın izzeti,onuru), namus-u millînin (milli namusun)yarası pek derindir.”

“Edirne Camiinde , bir İslâm hocasının lisanıyla, Venizelos gibi şeytan zâlime dua ettirdi. Merkez-i Hilâfette, Müslümanlar lisanıyla hizbüşşeytan (Şeytanın mezhebinden) olan İ.g.z. (yani İngiliz), Yunan askerlerini halâskâr, tathirci (temizleyici) ilân ve karşısındaki gürûh-u mücahidîni câni, zalim söylettirdi.

Acaba, bir vâlide o dereceye getirilse ki, çocuğunu kendi eliyle öldürerek, müteessir olmayarak parça parça etse, hiç mümkün müdür ki, onda hissiyat-ı âliye ve ahlâk-ı sâmiye in*tifa etmesin? (yok olmasın) Âsâr-ı Bediiyye, s. 105.

Yine o günlerde (25 Ekim1920), İstiklal Savaşı başlarında, Yunan’ın Anadolu’yu istilaya giriştiği o karanlık günlerde, Yu-nan Kralı Kostantin’in oğlu Alexandros Anadolu’ya bizzat gel-miş, plan ve projeler hazırlamaya koyulmuştur. Bu kral Veni-zelos’u başbakanlığa getirmiş ve Anadolu hakkında yeni yeni planlar tasarlayarak, hazırlıklar yapıyorlardı. Yunan Baş*bakanı Venizalos da, İngiliz Başvekili Loyd George’dan ellibin kişilik silah temin ederek yeniden Anadolu’ya büyük bir hamle ile taarruza geçecekleri sırada, bir Cuma gecesi, Üstad Bediüzzaman Hazretleri yatsı namazından sonra duaya başlıyor ve o gece sa-baha kadar uyumayarak, “Ya Rab! Senin askerlerin daha çoktur, bu mel’unlara fırsat verme” diye yalva*rıyor.

Sabahleyin talebesi Bigalı Molla Süleyman evden çıkıp, Divanyolu’nda gazete ve çorbasını alarak geliyor. Gazeteler Yunan Kralı Alexandros’u sarayının bahçesinde bulunan bir maymunun ısırdığını ve sonra kralın öldüğünü, bu maymunu da öldürdüklerini yazıyordu.

Molla Süleyman diyor ki, “Bediüzzaman Hazretleri gaze*tedeki bu haberi görünce çok sevindi ve ‘Süleyman! Bir kalem getir de bu hayvanın arkasından bir mersiye yazalım.’ dedi ve hemen okuduğu gazetenin bir kenarına Bu mersiyeyi yazdı”:

01-08-2007 10:55

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Evet kendisi milli mücadeleye o kadar destek vermiştir ki(!);O yüzden hapse atılmıştır.Yıllarca barlalardan barlalara,şehirlerden şehirlere gönderilmiştir..Nerdeyse said nursi'yi ülkeyi kurtaran(!) insan gibi göstereceksiniz * :) Said Nursi gerçekten büyük bir vatansever ve akıllı bir insan olsaydı;

1-Türkiye Cumhuriyeti devletine isyan derecesine varan yazılar kaleme alırmıydı?
2-Mustafa Kemal Atatürk'ü ve yaptığı yenilikler hakkında eleştirir ve bunların tabiri caizse gavur icadı dermiydi?
3-Mustafa Kemal'e destek olacağı yerde ona deccal dermiydi?
4-İngilizlerle ve onların desteğindeki olan bölücü zararlı cemiyetlerde bulunurmuydu?
5-II.Abdülhamid tarafından toptaşı tımarhanesine tıkılırmıydı?
6-Kendi talebeleri,nur şakirtleri bugün atatürkten nefret edermiydi?

Bu sorulara cevab vermeniz gerekir bence,iki üç tane risale parçasından kimsenin anlayamacağı dillerden alıntılar yaparak burda gerçek dışı iddiaları burda yayınlamanız son derece gülünç :) Ama hiç kimse yoğurdum ekşi demez.Siz ve sizin gibiler olduğu sürece Ülkemizdeki dinci kadrolaşma devam edecek,Türkiye cumhuriyeti'ni büyük tehlikeler görecektir.Ama sizin gibilere karşı cumhuriyet'imizi koruyacağız.Burası iran değil,burası türkiye cumhuriyetidir...

01-08-2007 11:19

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Alıntı:

Evet kendisi milli mücadeleye o kadar destek vermiştir ki(!);
Aksini isbat edemezsin zaten.
Alıntı:

O yüzden hapse atılmıştır.Yıllarca barlalardan barlalara,şehirlerden şehirlere gönderilmiştir.
Eğer gerçekten söylediğin gibi bu cemaat içersinde bulunmuş olsaydın hapislere düşmesinin nedeninin "Allah" demek olduğunu dini eser yazanların asıldığı bir dönemde Kuran hakikatlarını yazmasının zındıka grubunun dikkatini çekmesi sonucu hayatının sürgünlerde geçtiğini bilirdin.Bediuzzaman hakkında açılan bine yakın mahkeme beraat ile sonuçlanmıştır. Barlaya ilk getirilişi ise herhangi bir suçundan değil bölgedeki nüfuzundan çekinildiği içindir. hapisler ise tamamıyla bahane nevinden sebeplerle çevresindeki talebelerini dağıtmak için gerçekleşmiştir.

"Hapis ve sürgüne maruz kalmış demekki suçludur" mantığıyla düşünmek yerine niçin bunların başına geldiğini eserlerindeki mahkeme müdafalarından okumanızı tavsiye ederiz.

Bediüzzaman’a vefatından otuz yıl sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından "iade-i itibar" kararı alınmıştır. Tabiki bizim açımızdan bu durum meclisin tek parti döneminde yapılan bir ayıbı anlayıp kendi itibarını korumasıdır
;

Alıntı:

1-Türkiye Cumhuriyeti devletine isyan derecesine varan yazılar kaleme alırmıydı?
2-Mustafa Kemal Atatürk'ü ve yaptığı yenilikler hakkında eleştirir ve bunların tabiri caizse gavur icadı dermiydi?
3-Mustafa Kemal'e destek olacağı yerde ona deccal dermiydi?
Bediuzzaman cumhuriyet karşıtı olmadığı gibi (kendi mahkeme müdafalarında bunu defalarca söylemiştir ve hayatı da buna kanıttır.) onun eserlerini okuyan nurcu dediğimiz kişiler de cumhuriyet karşıtı değildir. Size Risaleinur külliyatını okumanızı tavsiye ediyoruz.

Bununla birlikte dindar olup da Mustafa Kemal i sevmeyen insan ya da insanlar yok mudur denirse elbette ki böyle insanlar vardır (solcuların içerisinde de vardır sağcıların içerisinde de vardır). Bu kişiler kanunlara aykırı davranmadığı sürece niçin Mustafa Kemali sevmiyorsunuz, Mustafa Kemal i sevmiyorsanız cumhuriyet ve devlet düşmanısınız diye suclanamazlar

Bediuzzaman Bazı hadis-i şeriflere yaptığı yorumlar için Mustafa Kemal e *deccal mi diyorsun şeklindeki iddialara mahkeme müdafalarında kendisinin bazı hadis-i şeriflere Mustafa Kemal çok önceleri 1900 lü yıllarda yaptığı yorumlar olduğunu söylemiştir.Ve demiştir ki "ben 20 yıl evvel bir taş attım birisi *başını kaldırdı ve taşa çarptı suç benim mi?"
Alıntı:

4-İngilizlerle ve onların desteğindeki olan bölücü zararlı cemiyetlerde bulunurmuydu?
Bu iddianı destekler tek bir delil gösterebilirmisin? Hayır ama ben sana aksini isbatlarım.Mesela Hutuvat-ı Sitte.Git araştır bakalım ne imiş bu? Nedense hiç bahsedilmez bu eserden...




Alıntı:

5-II.Abdülhamid tarafından toptaşı tımarhanesine tıkılırmıydı?
Cevabını kendin verdin..
Alıntı:

6-Kendi talebeleri,nur şakirtleri bugün atatürkten nefret edermiydi?
Alıntı:

5.Şua
Alıntı:

Bu sorulara cevab vermeniz gerekir bence,iki üç tane risale parçasından kimsenin anlayamacağı dillerden alıntılar yaparak burda gerçek dışı iddiaları burda yayınlamanız son derece gülünç *Ama hiç kimse yoğurdum ekşi demez.Siz ve sizin gibiler olduğu sürece Ülkemizdeki dinci kadrolaşma devam edecek,Türkiye cumhuriyeti'ni büyük tehlikeler görecektir.Ama sizin gibilere karşı cumhuriyet'imizi koruyacağız.Burası iran değil,burası türkiye cumhuriyetidir...
Cumhuriyet halkın kendi kendisini yönetmesi demektir. İslamda ise halk kendi kendini yönetmesin krallar, sultanlar vs tarafından yönetilsin diye bir hüküm yoktur. Aksine "nasıl iseniz o şekilde yönetilirsiniz" şeklinde ifadeler vardır. Dolayısıyla gerçek tanımı içerisindeki Cumhuriyeti şu andaki ya da başkası şeklinde ayırım yapmadan severiz. Sevmediğimiz bir şey varsa ideolojik kaygılarla ve Cumhuriyet adı altında Cumhuriyete aykırı, temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan uygulamalardır. İslam başlı başına bir yönetim şekli değildir. Bu konu başka sayfada anlatılmıştır. Medinede inen ayetlerin çoğunun devlet idaresiyle ilgili olduğu da doğru değildir. İslamı bir rejim olarak algılamak onun asıl görevi olan din hakikatının görülmemesine sebep olur. İslamın toplum ile ilgili hükümleri İslamın toplum olarak yaşandığı bir yerde yine Cumhuriyetin en temel gereği olarak kendi iradesiyle uygulamaya karar vereceği kurallardır. Yoksa tepeden inme yeni bir rejim değildir.
Elbette Cumhuriyetin uygulanabilirliğine inanmak ya da inanmamak sizin bileceğiniz bir şeydir ancak bizce en selametli rejim gerçek anlamda halkın iradesine dayanan Cumhuriyettir ve yüzde yüz olmasa da uygulanabilirliği vardır.

Aliminyum 01-08-2007 11:19

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
anlamıyorsan senin sorunun arslanım, gerçeği kafana zorla şırınga edecek değiliz, neyse gene de senin sıraladığın maddeleri ciddiye alıp elimden gelen cevabı vermeye çalışayım;

1) Bediüzzaman hakkında devlete karşı işlenmiş suçtan verilen hiçbir ceza yoktur, çünkü ortada devlete karşı işlenmiş suç yoktur. Bediüzzaman'ın devletle bir sorunu yok, sorunu, milleti dinden soğutup ahlakı, maneviyatı, manevi değerleri yıkmaya çalışanlarladır, talebelerine her fırsatta asayişe riayet etmeyi, kanunlara karşı gelmemeyi emretmiş, hiçbir talebesi asayişe muhalif hareket etmemiştir, bu konuda hiçbir örnek gösteremezsin.

2) Vatan ya da ülke Mustafa Kemal demek değildir, Mustafa Kemal da bu vatanın ve bu ülkenin hizmetkarıdır, kraldan çok kralcı kesilmeyin, M.Kemal'i eleştirilmez görmekle bizi suçladığınız dogmatizme kendiniz kapılmış oluyorsunuz, Atatürk'ü eleştirmek vatanı sevmemek anlamına gelmez.

3) Milli mücadele sırasında Bediüzzaman'ın safı bellidir, milli mücadeleye her şeyiyle taraftardır, Atatürk bile kendisi için "Kahraman Hoca" sıfatını kullanır, Atatürk'e yönelik eleştirileri (ki bunlar da ayrı tartışma konusu) Cumhuriyetin ilanından çok sonralarıdır. Deccal sıfatını ise Atatürk için değil şahs-ı manevi olarak kullanmıştır ki işaretlerden Bediüzzaman'ın Deccal dediği dinsizlik cereyanının kendisi ya da bolşevik fikirlerdir. Atatürk'e direk deccal dediğine dair hiçbir örnek gösteremezsin.

4) Bu kadar yazılanlara, belgelere rağmen İngiliz yandaşı diyorsan kusura bakma ama sorun Bediüzzaman'da değil direk sende.

5) Tımarhaneye attıran Abdulhamid değil Abdulhamid'in yaverleridir, kendisi Abdulhamid ile muhatap bile olamamıştır. Ayrıca tımarhaneye gönderildiğini biliyorsun da tımarhane doktorunun Bediüzzaman hakkında düzenlediği raporu bilmiyor musun? Biraz da o rapordan bahset bakalım, ama işine gelmez, görmezden gelirsin.

6) Talebelerinin de Atatürk ile sorunu olmaz, dediğim gibi sorun manevi değerleri tahrip etmek isteyenlerle.

Evet burası iran değil, amerika ya da rusya da değil, burası binlerce yıldır İslam'ın hamuruyla yoğrulmuş topraklar.

01-08-2007 11:29

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
İşinize gelmediği zaman ne de güzel kıvırıyorsunuz :) Ben bu masalları kaç kere dinledim ben bile hatırlayamıyorum artık.Siz böyle devam edin.Mustafa Kemal Atatürk'den ne kadar nefret ettiğinizi adım gibi biliyorum.Sizler cumhuriyet ve atatürk karşıtı insanlarsınız.Bunları herkes biliyor.Anlatmaya gerek yok.Dediğim gibi hiçkimse yoğurdum ekşi demez.Beyniniz yıkanmış ve gözleriniz körleşmiş ben size birşey diyemiyorum.Acınacak haldesiniz.yazık çok yazık..

Aliminyum 01-08-2007 11:47

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
he beynimizi yıkadılar, gözümüzü kör ettiler, aynen öyle yaptılar.
cevap dedin al cevap, belge dedin al belge, daha da diretiyosan yapacak bişeyim yok, sana mutluluklar.

01-08-2007 11:55

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Alıntı:

Aliminyum";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84647)
he beynimizi yıkadılar, gözümüzü kör ettiler, aynen öyle yaptılar.
cevap dedin al cevap, belge dedin al belge, daha da diretiyosan yapacak bişeyim yok, sana mutluluklar.

Benim yazdıklarım yalan mı? benimkiler iftira mı? Bir de utanmadan iftiralara cevab diye bir başlık açmışsınız.Tabi,tabi ben de öyle diyordum zaten.Siz ve sizin gibilerden adeta utanıyor ve tiksiniyorum.ne diyeyim ki başka? insan olan bir kere anlar..

thunderpoint 01-08-2007 12:08

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Sevgili Envar,

Bu üstün yararlılıkları ve hikmetlerini sıraladığın adam şu senin "O bir hiçti!" dediğin adam değil mi? Neden hiç olsun; bak ne güzel hizmetler vermiş.

Bir öyle, bir böyle diyorsun; karar ver artık!

Sevgiler...

01-08-2007 12:32

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Peki inandığınız Allah adına doğruyu söyleyin, Cumhuriyete ve laikliğe karşı mısınız değil misiniz. Siz kansız, onursuz, beyinsiz kölelersiniz. Siz Kürt Said lerin Şeyh Kıbrısilerin döllerisiniz. Siz toplumun ifritleri, yecüc mecüclerisiniz. İçinizde başınızdaki adamlar gibi balçık ve pislik bağlamış, insandan tiksinir olmuşsunuz.

01-08-2007 12:36

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Alıntı:

respendial";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84662)
Peki inandığınız Allah adına doğruyu söyleyin, Cumhuriyete ve laikliğe karşı mısınız değil misiniz. Siz kansız, onursuz, beyinsiz kölelersiniz. Siz Kürt Said lerin Şeyh Kıbrısilerin döllerisiniz. Siz toplumun ifritleri, yecüc mecüclerisiniz. İçinizde başınızdaki adamlar gibi balçık ve pislik bağlamış, insandan tiksinir olmuşsunuz.


*Sevgili respendial,tabiki de mustafa kemal atatürk'e karşılar.ondan o kadar nefret ediyorlar ki;Mustafa Kemal atatürk'e beton kemal,ve zübeyde hanıma,annesine ise ağır hakaretlerde bulunuyorlar.Bundan emin olabilirsin..Eğer bugün bir savaş olsa,ve şeriatin geleceğini bilseler,ilk bize saldırır ve bizleri arkamızdan vurur bu vatanhainleri.Bunları kimse inkar edemez.Cumhuriyet'in en büyük düşmanı nurculardır. *

01-08-2007 13:04

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
bu kara cahiller öylesine körelmişlerki bir vatan hainini bir kahraaman gibi göstermek istiyorlar.
bakınız bu aşağıdaki paragraf deli saidin şeeh sait isyanına verdiği destek, bunlarda mı uydurma


Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz

degisim 01-08-2007 13:17

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Birde türkçe meaaal verseydiniz ya sn gandalf.Tanrılardan sonra birde bu adamlar çıktı meaaale ihtiyaç duyacağımız.Şu sözlerin meaaallerini yapabilecek bir meaaalci arkadaş varmı acaba ?

01-08-2007 13:19

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ VE KÜRD MES’ELESİ

İttihad Araştırma Heyeti

Osmanlı coğrafyasında Kürdistan tabir edilen bölgede dünyaya gelen Bediüzzaman Hazretlerinin Osmanlı payitahtına gelmesinin bir sebebi de, o havalinin maddi manevi kalkınması içindi. Oralara nazar-ı dikkati çekebilmek için ünvanını “Kürdî” olarak ilan etmişti. 1908’in başında İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e müracaat etti. Doğunun ve orada çoklukla yaşayan Kürdlerin ihtiyaçlarını dile getirdi.
Sultan Reşad dahil bütün hükümet ricaline mektuplar yazdı. Sadece onları haberdar etmekle kalmayıp bilfiil teşebbüs etti, tahsisat çıkarttı. Gitti Van Gölü kenarında İslam Üniversitesinin temelini attı. Ne çare ki, harbler, inkilaplar o muhteşem maarif-i İslamiye ve fenniyenin maddi tahakkukuna müsaade etmedi.
Fakat bunları gerçekleştirmeyi hiçbir zaman ve zeminde merkezi hükümetten ayrı yerde ve zeminde düşünmedi. Merkezi hükümette bir problem varsa, sadece Kürtlere yönelik bir mesele değil, bu herkesin meselesidir diye düşündü.
İşte Bediüzzaman Hazretleri ünvanını Kürdî olarak kullandığı 1908 den 1923’e kadar Doğunun terakkisi, hususan maarifi için çok gayret etmiştir.
Vakta ki devir değişti, devran değişti manevi musibetler sadece Doğuyu değil bütün memleketi kapladı. Bediüzzaman Hazretleri de asrın manevi vazifedarı olarak “Kürdî” ünvanını bıraktı. Artık o bir “Bediüzzaman Said Nursî” unvanıyla neşriyat yapmaktadır ve bütün Ümmetin imdadına yetişen Müceddid-i Dindir. Türk’ün, Kürd’ün, Arab’ın elhasıl bütün Müslümanların dertlerinin dermanıdır.Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin eski eserleri, yani Osmanlı devrinde yayınlanan eserleri olsun, daha sonra Risale-i Nur Külliyatı ismiyle yayınlanan eserlerinde olsun Kürdlerin istikbaldeki halleriyle alakalı araştırmalarımızla meseleyi ortaya koyuyoruz ki, hakikat-ı hal anlaşılsın..
Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a ilk geldiği 1908’in başlarında Sultan Abdülhamid’e iletilmek üzere mabeyne verdiği, “Kürd’ler Neye Muhtaçtır?” başlıklı yazıda hükümetten isteklerini sıralar. Endişelerini beyan eder. Hatta “medar-ı maişetleri hükûmet-i senîyece tesvîd edilmek üzere” diyerek eğitim meselesine hükümetin el atmasını ister. Neticede ora ahalisinin büyük desteğinin “kuvve-i cesimeyi hükûmetin eline ver*mekle” ifadesiyle ortak büyük güce dikkat çeker. Bu makalede beraberlik var.. (Bkz. Asar-ı Bediiyye Makale-1)
II. Meşrutiyetten sonra “Şûra-yı Ümmet Gazetesi”nde yayınlanan “Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat” adlı makalesinde de askeri düzenlemelere dikkat çeker. “Hem de o maden-i hamiyet ve mazhar-ı şecâat olan hayat-ı Kürdîyi tesis eden, ittihadın temeli ve büyük rabıtası “Hamidiye Alayları”dır” diyerek merkezi hükümetin oralarda düzeni sağlamak hususunda gösterdiği maddi gayreti nazara verir. (Bkz. Asar-ı Bediiyye Makale-2)
Meşhur 31 Mart 1909 vakıasında verildiği mahkemedeki kendince suç (!) telakki ettiği müdafaalarının birinci maddesi ki:
BİRİNCİ CİNAYET: Geçen sene bidayet-i hürriyette elli-altmış telgraf umum aşâir-i ekrada sadaret vasıtasıyla çektim. Meali şu idi:
“Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz emir, hakikî adalet ve meşve*ret-i şer’iyeden ibarettir. Hüsn-ü telakki ediniz. Muhafazasına çalışınız!.. Zîrâ, dünyevî saadetimiz meşrutiyettedir. İstibdaddan herkesten zi*yade biz zarardîdeyiz.”
Her yerden bu telgrafların cevabı, suret-i hasenede geldi. Demek Kürdleri tenbih ettim, gafil bırakmadım. Tâ ki yeni bir istibdad onların gafletinden istifade etmesin. Neme lâzım demediğimden cinayet et*tim.”
Kürtleri meşrutiyete sahip çıkmaları için ikaz eder. Yine devamla mevzuumuzla alakalı kısımları alıyoruz.
“ÜÇÜNCÜ CİNAYET: İstanbul’da yirmi bine yakın Kürdler, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- müstebidlerin onları iğfal ile Kürd kav*mini lekedar etmelerinden korktum. Kürdlerin umum yerlerini ve kahvele*rini gezdim; Geçen sene anlayacakları bir tarikle meşrutiyeti on*lara tel*kin ettim. Şu mealde: “İstibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşruti*yet, ada*let ve şeriattır. Padişah ne vakit Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygam*bere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.
Bizim düşmanı*mız cehalet ve zarûret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı cihad edeceğiz. San’at, mârifet, ittifak silâhıyla!.. Ama komşularımız ve bizi teyakkuz ve terakkiye sevkeden Ermenilerle kemâl-i memnuniyetle dost olup hakikî kardeşlerimiz olan Türklerle el ele vereceğiz. Zîrâ husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zîrâ, hik*met-i hükûmeti bilmiyoruz...”
Bu müdafaa maddesinde de Kürdleri hükümete itaate davet eder. Türk milletiyle kardeşliği vurgular ve gayr-i müslimlerle dostane geçinmeyi tavsiye eder..
Yedinci maddenin sonunda der ki:
“Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun İttihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zîrâ o Kürd’leri ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Kürd’ler, o zamandaki Kürd’lerdir.

Bu mes’elede seleflerim, Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mı*sır müftüsü merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim’dir. *
“Kıta”
İhtilaf u tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz
İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni...
Sultan Selim

İslam milletlerini geniş bir birlik etrafında toplayan Yavuz Sultan Selim Han’a Kürdlerin bağlandığına dikkat çeker ve aynı gaye etrafında birleşme ile yine bu birliğin tahakkuk edebileceğini hatırlatır.
İşte Hazreti Üstadın Doğuda gördüğü problem ve gösterdiği çareler:
“ONBİRİNCİ CİNAYET: Ben Kürdistanda Kürdlerin hal-i perişanını görüyordum. Anladım ki: Dünyevî saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacaktır. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mec*rası Ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ Ulema-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsinler.
Zira, Kürdlerin zimam-ı ihtiyarı, ulema elindedir. O vesaik ile devr-i istibdadda Dersaadet’e geldim. Saadet tevehhümüyle?! …O vakitte şimdi münkasım olmuş ve şiddetlenmiş olan istibdadlar, umumen Sultan-ı Mahlu’a isnad edildiği halde; onun Zabtiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedâr etmedim. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk et*medim. O şefkatli sultana boyun eğmedim. Başka sivrisinekler (*) beni cebr ile değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir bu*çuk senedir burada Kürdistanda neşr-i maarif için çalışıyorum. Ekser İstanbul bunu bilir. (*) *(İttihadçılara bakıyor. –Müellif–)
Ben ki bir hammalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve fakr-ı halden çıkarmadım. Ve dünya ile gönülleşemediğim halde; ve en sevdiğim mevki olan Kürdistanın yüksek dağlarını terketmekle millet için tımarhaneye, tevkifha*neye ve meşrutiyet zamanında işkenceli hapishaneye düştüğüme sebebiyet veren öyle umûrlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyle*dim ki; bu dehşetli mahkemeye girdim!..”
Divan-ı Harbi Örfi kitabının son kısmında yayınlanan “hatime” kısmında da çok güzel hakikatleri dile getirir ve der ki:
Ebna-yı cinsime de burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Kiyanîlerin cihangirlik zamanında piş*dâr, kahraman askerleri olan arslan Kürdler!
Beşyüz senedir yattınız yeter, artık uyanınız, sabahdır.. Yoksa sahra-yı vahşette vahşet ve gaflet sizi garat edecektir.
Hikmet-i İlahî denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşâib kanun-u nuranî-yi İlahînin müessisi olan Hikmet-i İlâhî, ufk-u ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış size emredi*yor ki: Tefrika ile katre katre müteferrik su gibi, zayi’ olan hami*yet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhid ve mezc ederek zerratın câzibe-i cüz’iyeleri gibi bir câzibe-i umumi-i millî teşkili ile; Kürd gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i İslâmiye ve Osmaniyenin mevkebinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesine ittiba’ ile müvazene ve aheng-i umumiyeyi muhafaza edi*niz.” (Asar-ı Bediiyye sh: 399-433)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Kürd kavminin geçmiş asırlardaki kahramanlıklarını sayar ve teşvik makamında “arslan Kürdler” der. Ve sonunda Kürd gibi büyük bir kitlenin, Osmanlının temsil ettiği İslam güneşi etrafından kopmamalarını ve tabi olmalarını ve dengeyi sağlamalarını ister.
1911 yılında neşredilen bu meşhur ve muhteşem müdafaa ve bu vesile ile dile getirilen tarihi hakikatler, İslam kavmi olan Kürdlerin ve Osmanlı Devlet-i İslamiyesinin rehber reçetelerinden bir demettir.
1909 da Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılanıp beraat ettikten sonra doğuya Kürdlere Meşrutiyeti anlatmaya giden Bediüzzaman Hazretleri, aşiretlerle yaptığı konuşmaları Münazarat kitabında toplamıştır. Bu kitaptaki mevzuumuzla alakalı konular şöyledir:
Şu eserlerden herbirisi Kürd olduğu gibi; aynı halde Türk, aynı vakitte Arabdır.
Güya herbir eser Arab abâsını iktisa’ ve Türk pantolonu giymiş kü*lâhlı bir Kürddür. Böyle acîbü’ş-şekil bir te’lif, te’lif kanununa muhale*fetle muaheze olunmamak gerektir...”
Üstadın eserlerinde üç mühim milletin beraberliğini çok nükteli bir şekilde nazara verildiğini görüyoruz.
Yine aynı manada der: “Ben Kürdçe düşünürüm, Türkçe ve Arabça yazıyorum.”
Kürdlerin Osmanlılardan farklı düşünmediğini ifade eden beyanatı da şöyledir:
“Size cemi-i kuvvetimle yalnız Kürdistana değil, belki âleme işittirecek tarzda bağırarak müjde veriyorum ki; umum İslâmın, lâsiyyemâ, Osmanlıların, bâhusus Ekradın saadetinin fecr-i sâdıkının geldiğini hatta Bâşid başında görüyorum.”
Doğuda kurulacak üniversitenin eğitim dilinin de Arapça, Kürdçe ve Türkçe olarak 3 olarak 3 dilde olması gerektiğini bildirir ve der ki:
“Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc.. ve li*san-ı Arabî vâcib, Kürdî caiz, Türkî lâzım kılmak.” (Asar-ı Bediiyye 287-357)
Meşhur Şam Emeviye Camiinde *verdiği muhteşem Nutukta da meseleyi şöyle ifade eder:
“Kürd gibi küçük taifelerin menfaatı ve saa*det-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük ve muazzam taife olan Arab ve Türk gibi hâkim üstadlarla bağlıdır. Sizin tenbelliğiniz ve füturunuz ile biz bîçare küçük kardeşleriniz olan İslâm taifeleri zarar gö*rüyoruz. Hususan ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Arablar! En evvel bu sözler ile sizinle konuşuyorum. Çünki bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslâmi*yet’in mücahidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk Milleti o kudsî vazi*fenize tam yardım ettiler.” (Asar-ı Bediiyye sh: 378)
Araya giren Cihan Harbi yılları ve mütareke yıllarından sonra Osmanlının mağlubiyeti ve Osmanlı üzerine pazarlıkların yapıldığı devrede 1920 yılında İngiliz Dışişleri Bakanlığının marifetiyle güya Kürd ve Ermeni temsilcilerini Paris’te bir araya getirdi.
Görüşmelere Kürtleri temsilen Şerif Paşa, Ermenileri temsilen de Bogos Nubar Paşa katıldı. Müzakereler 20 Kasım 1919’da anlaşmayla sonuçlandı. Taraflar imzaladıkları metni aynı gün *Paris Barış Konferansı’na sundular. Anlaşmanın maddeleri şunlardı:
1- Kürtler ve Ermeniler ortak istek ve çıkarlara sahiptirler,
2- İki kesim de Osmanlı Devleti’nden bağımsızlık talep etmektedirler,
3- Mandater bir devletin –taraflar bu devletin İngiltere olmasını istemekteydiler- yönetimi altında birleşik bağımsız bir Ermenistan ve Kürdistan meydana getirilecektir,
4- İki devletin sınırlarının Konferans tarafından belirlenmesi ilke olarak benimsenmiştir,
5-Taraflar her iki devletin sınırları içerisinde kalan azınlıkların haklarını teminat altına almayı kabul etmektedirler.

Kürtler adına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşa anlaşmayla bir yandan Ermeni isteklerini kabul ederken, diğer yandan da Kürd Devleti’nin Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını ve İngiltere’nin idaresi altına girmesini kabul etmekteydi. Böylelikle İngiliz Hükümeti’nin eline hem bölgenin, hem de Osmanlı Devleti’nin geleceğini dilediği gibi şekillendirebilmesi için önemli bir koz verilmiş, hatta hediye edilmiş oluyordu.
İşte tam bu haberin İstanbul’da duyulması üzerine Bediüzzaman Hazretleri Kürdler tarafından muteber iki zatla beraber gazetelere ve efkar-ı ammeye şu açıklamayı yapar:
İkdam gazetesi, Üstad Bediüzzaman ve iki arkadaşının Şerif Paşa’yı müştereken protesto eden yazılarının başına uzunca bir tarif koymuştur. Biz sadece Üstadın ve arkadaşlarının müşterek protesto yazısını veriyoruz.:
“KÜRDLER VE OSMANLILIK
İkdam GazetesiMart 1920 Sayı: 8273
İkdam Ceride-i Muteberesine!
Evvelki günkü gazeteler, Paris’de Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir i’tilaf akd edildiğini yazarak, Kürd efkâr-ı umumiyesinden istizahatta bulunuyorlardı.
Dörtbuçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyenin fedakar ve cesur hâdim ve taraftarları olarak yaşamış ve dinî ananesine sadakati gaye-yi hayat bilmiş olan Kürdler; henüz beşyüzbine karib şühedasının kanı kuruma*dan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatırala*rını teessürlerle anarken; İslâmiyetin zararına olarak, tarihî ve hayatî düşmanlarıyla i’tilafı akdetmek suretiyle; salabet-i diniyeleri hilafında iftirak-cûyane âmâl takib edemezler.
Binaenaleyh, Kürd vicdan-ı millisi*nin bu tarz tahassüsüne muğayir hareket eden zevatı da tanı*mazlar.. Ve yegane emelleri de; vahdet-i dinî ve millîlerini muhafaza ol*duğundan, keyfiyyatın izahına delalet buyurulmasını muhterem gazete*nizden istir*ham ediyoruz. *
Sadat-ı Berzenciye’den Dava Vekili Ahmet Arif Hizan Sadat-ı Kiramından İhtiyat Binbaşısı Muhammed Sıddık Ulema-i Ekrad’dan Said-i Kürdî”
Yine aynı tarihte Sebil-ür Reşad Mecmuasında da Hazreti Üstadın bir açıklaması yayınlanır.

KÜRDLER VE İSLÂMİYET
Sebil-ür Reşad17 Mart 1920Sayı: 461 *
“...Bu hususda en ziyade söz söylemek salâhiyyetine haiz bulunan ve Kürdlerin salâbet-i diniye, necabet-i ırkiye ve celâdet-i İslâmiyesini bi*hakkın temsil eden ve “Dar-ül Hikmet’il İslâmiye” azasından Kürd eşraf ve mütehayyızanından bulunan fazl-ı şehîr Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki:
Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye en müskit ve beliğ cevap, vilayat-ı şarkiyede Kürd aşairi rüesası tarafın*dan çekilen telgraflardır. Kürdler camia-i İslâmiyeden ayrılmaya asla ta*ham*mül edemezler. Bunun aksini iddia edenler mutlaka makasıd-ı mah*susa tahtında hareket eden ve Kürdlük namına söz söylemeye selahiyettar ol*mayan beş on kişiden ibarettir. *Kürdler, İslâmiyet nam ve şerefini i’la için beşyüzbin (500.000) kişi feda etmişler ve makam-ı Hilafete olan sadakatlerini, îsar ettikleri kan ile bir kat daha te’yid eylemişlerdir.
Ma’hud muhtıranın esbab-ı tanzimine gelince: Ermeniler Vilâyat-ı Şarkiyede ekall-i- kalil derecesinde bulundukları için; asla bir ekseriyet teminine ve ne kemiyyeten, ne de keyfiyyeten Şarkî Anadolu’da iddia-yı temellüke muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar.. Maksadlarına Kürdler namına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşayı alet etmeyi müsait ve muvafık buldular. Bu suretle Kürd ve Ermeni davası or*tada kalmayacak ve Şarkî Anadoludaki iftirak *âmâli mevki-i fiile çıkmış olacaktı.
İşte, bu gaye ile o ma’hud beyanname müştereken imzalandı ve Kon*feransa takdim olundu. Ermeniler’in maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü ileride Kürdlerin kemiyyeten hal-i ekseri*yette bu*lunduklarını inkar edemeseler bile, keyfiyyeten, yani ilmen, irfanen ken*dilerinden dûn oldukları bahanesiyle, Kürdleri bir millet-i ta*bie haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraf*tar değillerdir. Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif oldukları isbat ediyorlar.
Kürdlük davası pek mânâsız bir iddiadır.. Çünkü herşeyden evvel Müslümandırlar.. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine isal eden hakiki müslümanlardan... Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bu*lunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez. *اَ ْلإِسْلاَمِ جَبَّ الْعَصَبِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةَ *İslâm, uhuvvet-i İslâmiyeye münafi olan kavmiyyet davasını men’ eder. Esasen bu, tarihe ait bir şeydir.. Kürdlerin asıl ve nesepleri ne olursa ol*sun, İslâmdan iftiraka vicdan-ı millîleri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin Arap kavm-i necibi ile ırken alâkadar bulunduğu hakâik-i tarihiyedendir. İslamiyyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-u İslâm aleyhine olarak menfî surette intibah hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler esasat-ı İslâmiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on ki*şiden ibaret!.. Hakiki Kürdler kimseyi kendilerine vekil-i müdafi’ olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek an*cak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyedeki mebuslar olabilir.
Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediliyor... Kürdler, Ecnebî hi*mayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar. Eğer Kürdlerin serbesti-i inkişafını düşünmek lazım gelirse; bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliye düşünür. Hülâsa: Kürdler bu hu*susta kimsenin tevassut ve müdahalesine muhtaç değildirler. Seyyid Abdülkadir Efendinin beyanat-ı ma’lumesine gelince: bu hususta şimdi*lik bir şey söyleyemem. Bununla beraber, bu beyanatın tahrif edilip edil*mediğini bilemiyorum.” (Asar-ı Bediiyye sh: 466-469).
İşte aşikar bir şekilde görülüyor ki Bediüzzaman Hazretleri, 1919-1920 deki Ermeni Planını ortaya çıkarmış, bazı Kürd Aydınlarını ikaz etmiş ve onları İslam Kardeşliği içinde Osmanlı Türkleri ile beraber hareket etmeye çağırmıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Bediüzzaman Hazretleri Cumhuriyetin kuruluş safhalarında Kürdlerin ayrı devlet değil, harbden sonra şekillenecek *İslâmî Cumhuriyet bünyesinde birlik ve beraberlik içinde olmasını arzu etmiştir. İslami Cumhuriyet ki *iktidar ve hâkimiyeti; milliyet ve unsuriyet yahut içtimaî sınıf*larda veya ruhban sınıfında değil; yalnız Allah’da kabul eder. “Hâkimiyet Al*lah’ındır” kaidesine istinad eden, Milletimizin Dini ve Kur’anı ile çatışmayan, Hür ve Serbest Seçimler *esasına ve Şura’ya dayanan bir devlettir.
Fakat Ankara’da gitgide farklı şekilde şekilenen devlet yapısı, Bediüzzamanı o siyasi muhitlerden uzaklaştırmış ve hizmet alanını tamamen iman meselesine hasretmiştir. Zaten bu yapılanmaya ne Türkün ne Kürdün ve ne de Arabın söz söyliyecek imkanı elinde kalmamıştır.
1925 de Şeyh Said hadisesi vardır ki, Emniyetin tahkikatıyla sabittir ki, Bediüzzaman Said Nursi’nin bu olayla hiçbir münasebeti bulunamamıştır. Hatta bu hadisenin vuku bulmaması *için de kuvvetli ikazlar yapmıştır. Zaten Şeyh Said hadisesi de Türk-Kürd kavgası değil, yeni çıkan *ve Dine mugayir kanunlara itiraz neticesi idi. Yoksa Kürdçülük yapmaya hamiyet-i cahiliye denilir; yani cahillikten gelen ırk*çılık gibi bâtıl inanışları koruma gayretidir ki, Şeyh Said gibi Nakşibendi Tarikatı mensubu alim bir zattan bunlar beklenilmez.
Bediüzzaman Hazretleri bu tek parti istibdadı devrinde bütün kuvvetiyle iman hizmetine çalışırken zaman zaman yanında hizmet eden Türk talebelerinin hizmetlerine mani olmak, bazı *zaman da tahkir maksadıyla “Kürd, Kürdçü” vs. ithamlarına maruz kalmış, bunlara gereken cevabını mektuplarında ve mahkeme müdafaalarında vermiştir.
DEMOKRATLAR DEVRİ
1950 den sonra dine ve dindarlara müsaadekar Demokrat hükümet zamanında daha genel bir yaklaşım göstererek, devlete hakim olan zihniyetin ırkçılık yapmamasını ve bütün Müslüman alemini kucaklamalarını vefatına kadar tavsiye etmiş ve menfi milliyetçiliğin zararlarını anlatmıştır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri menfi milliyetçiliğin İslâm tarihindeki zararlarını Devletin en üst makamı olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a anlatır ve çarelerini de gösterir. Şöyle ki:
Reis-i Cumhura ve Başvekile,
Size iki hakikati beyan ediyorum: ..…
Saniyen: Irkçılık fikri, Emevîler zamanında (Mi. 661-750) büyük bir tehlike verdiği ve Hürriyetin başında (Mi. 1908) "Kulüpler" suretinde büyük zararı görülmesi ve birinci harb-i umumîde (Mi. 1914-1918) yine ırkçılığın istimali ile mübarek kardeş Arabların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-ı umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeğe çalıştıklarına emareler görünüyor.
Halbuki menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek, ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde; evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezcolmuş, kabil-i tefrik değil. Türk, Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Arablarda da Arablık ve Arab milliyeti İslâmiyetle mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.
Sizin bu defaki Irak ve Pakistan’la *pek kıymettar ittifakınız, (24 Ocak 1955 Bağdat Paktı) inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def edecek ve dört beş milyon ırkçıların yerine, 400 milyon kardeş Müslümanları ve 800 milyon sulh ve müsalemet-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sâir Dinler sahiplerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına ruhuma kanaat geldiğinden, size beyan ediyorum.» (Em: 222)
IRKÇILIĞA KARŞI İKİ ÇARE
«Birinci vesilesi: Risale-i Nur’dur ki, uhuvvet-i imaniyenin inkişafına kuvvet-i iman ile hizmet et*tiğine kat’î delil, emsalsiz bir mazlumiyet ve âciz*lik hâletinde telif edilmesi ve şimdi âlem-i İslâmın ekseri yerlerinde ve Avrupa ve Amerika’ya da te*sirini göstermesi ve ihtilâlcilere ve dinsiz felsefeye ve otuz seneden beri dehşetli bir surette Maddi*yun ve Tabiiyun gibi Dinsizlik fikrine karşı galebe çalması ve hiçbir mahkeme ve ehl-i vukuf dahi onları cerh edememesidir. İnşaallah bir zaman da, sizin gibi uhuvvet-i İslâmiyenin anahtarını bu*lan zatlar, bu mucize‑i Kur’âniyenin cilvesini âlem-i İslâma işittireceksiniz.
İkinci vesilesi:
Altmış beş sene evvel Câmiü’l-Ezhere gitmek istiyordum. Âlem-i İslâmın Medre*sesidir diye, ben de o mübarek Medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenab-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki:
Câmiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir Darülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya’da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat et*mesin. *Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milli*yet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile اِنَّمَااْلمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ * Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikiyle tam musalâha etsin. Ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i med*rese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye, vilâyât-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Tür*kistan’ın ortasında, Medresetü’z-Zehra mânâsın*da, Câmiü’l-Ezher üslûbunda bir Darülfünun, hem Mektep, hem Medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım. Said Nursî» (Em: 222)
Menfî milliyetçiliğin bu ülkeye zarar vermesini önlemek için en evvel Dini hayatın yaşandığı bir Türkiye görünmelidir. Bu meselede *en mühim Din hizmeti, dinî neşriyat ve İslâm Kardeşliğini temine vesile olarak Risale-i Nur bulunmaktadır. Said Nursi Hazretleri bu hakikati eserlerinde tekraren anlatır. Bu eserler bütün dünyaca hususan İslâm dünyasınca takdirle tanınmaktadır. Irkçılığın zararlarını bertaraf etmede Said Nursi Hazretlerinin çare olarak gösterdiği ikinci vesile de, İslâm Dünyasının ortası olan Türkiye’nin Doğusunda, bütün İslâm milletlerine hitap eden, tedrisat programında Dini İlimler ve Fenlerin beraber okutulacağı *bir üniversite kurulmasıdır.
HARİCİ MÜDAHELE TEHLİKESİNE KARŞI ÇARE
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, memleketimizde Milliyetçiliği veya Dindarlığı esas alan *Siyasîlerin dikkat etmeleri gereken hususları dört Siyasî Görüşü tahlil ettiği bir mektubunda şöyle der:
…Milletçilere gelince:
Eğer bu parti, ırkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olma*yan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karış*mıştır. O zaman, Hürriyetin başında olduğu gibi, bu asil ve mâsum Türk milleti aleyhine bir milli*yetçilik tarafgirliği meydana gelecek. O vakit ha*kikî Türkleri, Ecnebîler boyunduruğu altına gir*meye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair un*surdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve un*surculuk damarıyla bir Ecnebîye istinad ile ma*sum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur’ân ve Vatan ve Millet hesabına, dindar ve di*ne hürmetkâr Demokrat Partinin iktidarda kal*masını temin etmeleri için ders veriyorum.» (Em:207)
Bu memleketin Milliyetçileri veya Dindarları ayrı ayrı Parti olsalar bile, “Ahrar” denilen Demokratlar’dan, dine dost olan kısmının iktidarda kalmaları için onlara yardım etmeleri ve Demokratların muhalifleriyle işbirliği yapmamaları ve onların aleyhlerinde bulunmamaları gerekmektedir.
Zikredilen bu şartlara riayet edilmemesi halinde diğer farklı Müslüman milletlerden olan vatandaşların dostluğunu kaybetmenin yanında, Said Nursi Hazretlerinin “asil ve masum” dediği Türk milletinin bazı Yabancı Devletlerin *boyunduruğu altına girmesine sebebiyet verebilir.
ORTAK DEĞERİMİZ
Bin yıldır bu vatanda beraberce yaşamakta olduğumuz *Kürd, Türk, Arab, Kafkas vs. farklı kavimleri birleştiren en güçlü *ortak değerimiz İslamiyet milliyetidir. Ancak onun etrafında birliğimizi, beraberliğimizi sağlarız. Bunun dışındaki beşeri düşünceler ve ideolojiler, *ortak değer olamaz. Olsa olsa bölünmeye veya dış müdahelelere sebebiyet verebilir. Diğer taraftan *Kürdleri Sol görüşlü ve *İslamiyetten alakasını kesmiş kuruluşlar ve şahıslar temsil edemez.
Yukarıda aldığımız paragraflar isbat etmektedir ki, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, 1908 den vefat tarihi 1960’a kadar, pekçok mektup, nutuk ve Risaleleri ile Kürdlerin Türkler ve sair ırklardan Müslümanlar ile birlik ve beraberlik içinde bu topraklarda yaşamaya devam etmesi gerektiğini dersini vermiştir. Irkçı ve ayrılıkçı Kürdleri yazılarıyla uyarmış ve Müslüman Türk Milletinden ve Ortak Devletimizden ayrılmamaları ve bölünüp Kafirlerin boyunduruğuna girmemeleri *konusunda *ikaz etmiştir.
Risale-i Nur’un derslerinin memleketimizin her köşesinde Devlet eliyle, tam mükemmelen neşredilmesi neticesinde, inşaallah, sadece Türk ve Kürd değil bütün İslam Milletleri, İslam Kardeşliği ve İslam Birliği çatısı altında tam bir tesanüd ve beraberlik ile Emniyet ve Selamet içinde Terakki edeceklerdir.
Elhasıl: İslamiyet ortak değerimizdir. Onun etrafında birlik sağlanır.
Son sözümüzü Bediüzzaman Hazretlerinin veciz ifadeleriyle tamamlarız. Şöyle ki:
“Milliyetimiz bir vücuddur. Ruhu İslâmiyyet, aklı Kur’an ve imandır.” (Münazarat-53) “Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.” (Hutbe-i Şamiye-59)
“Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti; muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağ*lanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da; İslâm milletini ifsad ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka ede*mez.” (Mektubat-439)

Aliminyum 01-08-2007 14:30

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
iyice zıvanadan çıktınız ha. yavaş gelin biraz konuşuyoruz şurda, varsa argümanın, delilin, koyarsın ortaya, yoksa ne diye küfrediyon ki. Bediüzzaman'ın kürtçülük yapmadığı, milli mücadelede bütün varlığıyla üzerine düşeni yaptığı apaçık ortada.

Kürtçü dediniz, bölücü, ırkçı dediniz, * hayır dedik, belgeleriyle ortaya koyduk, tık yok.
Vatan haini dediniz, devlet düşmanı dediniz, *hayır dedik, ispatladık, taaa bilmem kaç yıl önce yayınlanmış raporları, yazıları, belgeleri gözünüze soktuk, gene tık yok.

Varsa yoksa hakaret, asılsız ithamlar.

Bu mudur sizin gerçeklik, akıl, izan, mantık anlayışınız?

durup durup aynı yaveleri tekrarlamayın. Şeyh Said isyanıyla alakası yoktur Bediüzzaman'ın, gandalf evet, zoruna gitmesin, Bediüzzaman bir kahramandır, senden benden daha çok vatanseverdir, madalya istersen madalyası da var, savaş gazisidir, bahsettiğin kürtlere yönelik dediğin hitabın tam metnini yazdık, okumuyor musun?

respendial lafını bil, suç işliyorsun (TCK 125. madde), zürriyetime laf atacağına argümana karşı argüman oluştur, ya değilse sövüp durma, (Site yöneticilerinin sözde tarafsızlığına bak)

Evet inandığım Allah adına doğruyu söylüyorum, Cumhuriyetçiyim, cumhuriyet taraftarıyım, laiklik konusunda ise kavram birliği yok, hangi laiklik, dini devletten ayırmaya çalışan laiklik mi devletin dini özgürlükleri teminat altına aldığı laiklik mi? Önce bunu konuş.

Bediüzzaman'ın ve Nur talebelerinin bu ülke için neler yaptıkları ortadadır. Bu milletin bin yıllık mana köklerinin kurutulmasına izin vermemişlerdir, bu milleti millet yapan milli ve manevi değerleri yeniden yüceltmişlerdir, bugün de dünyanın dört köşesinde açılan yüzlerce okullarda bu toprakların sesi olmaya devam ediyorlar, onların bu ülke için yaptıklarının binde birini yapın ondan sonra onlara vatan haini deme cüretinde bulun.

Sizin akıl hocalarınızın bu millet üzerindeki emellerini boşa çıkardıkları için kendilerine karşı kin tutuyorsunuz, anlaşıldı.

bu başlıkta saçma sapan laflara karşılık verilmeyecek, varsa argümanınız adam gibi koyun ortaya konuşalım, yoksa oyalamayın bizi.

ozgur_beyin 01-08-2007 14:50

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
değişim bu farsça arapça ve bozuk türkçeden oluşan paçavrayı tercüme edeyim. şakirleride bi bok anlamaz ama ötmeyi severler.

ALİMİNYUM *şu an sitedesin BİR SAAT BEKLEYECEĞİM ETMEZSEN BEN EDECEĞİM TERCÜME BENDEN EVVEL SANA DÜŞER ÇÜNKÜ HADİ BEKLİYORUM.

aliminyum terccüme etmemiş iş gene kafire düştü

Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i



Milletimin çocuklarına burada bir kaç söz söylemezsem, konu bence eksik kalır. ey asuriler ve keyaniler
cihangirlik(cihanı feth eden) zamanında öncü ,kahraman askerleri olan kürdler...beş yüz sene yattınız.yeter artık
uyanınız sabahtır. yoksa vahşet çölünde *vahşet ve gaflet (aymazlık) sizi vahşet çölünde yağma edecektir.
allahın *gücü dünya dengelerini * telgrafhattı gibi sürekli uzayan,birbirine karışmayan kanunların kurucusu
olan allah.ezelden kara kaderi kaldırmış.size emrdiyorki ayrılık ile damla damla ayrışan su gibi ,kuvvetinizi fikrinizle birleştirerek,zerrelerin çekici *azlıkları gibi tüm kürtleri *idare ederek osmanlının *nazarında ondan tarafmış gibi ilgisini *ve dengeleri....


görüyorsunuz dimi büyük alimin dilini .yüz nurcudan doksan dokuzu bu paçavralardan bi bok anlıyorsa
bu günden müslüman olacağım


Keyaniler : İran Destanı ve Avesta’ya göre en eski zamanlardan ve mitik kadim çağdan itibaren tam olarak Zerdüşt zamanına değin hüküm süren İran’ın efsânevi, kadim kralları. Bu adın eski Farsça formu Kavi idi. Son zamanlarda aynı adın Sogdca versiyonuna da rastlanmıştır. Eski Kavi adının yeni Farsça şekli Key, çoğulu Keyan’dır. Sâsâni hükümdarları zamanında yani 6-7. yy.da kadim Keyani krallarının adının kullanılması İran hükümdar ailesinde moda idi. (Czegledy)

01-08-2007 15:55

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Envar kıvırma, sorulara cevap ver. Hiçbiriniz hiçbirzaman cevap veremiyorsunuz. Bırak dansözlüğü.

ozgur_beyin 01-08-2007 15:59

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
envar, anlamazsan hemoroid ameliyatı yapan doktora asistan ol her çeşidini tatar. bu konuda uzman olursun.
edepli ol . bi boktan anlıyorsan yukardaki metni tercüme etseydin .ayvaz akıllım.

01-08-2007 16:14

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Alıntı:

ozgur_beyin";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84703)
envar, anlamazsan hemoroid ameliyatı yapan doktora asistan ol her çeşidini tatar. bu konuda uzman olursun.
edepli ol . bi boktan anlıyorsan yukardaki metni tercüme etseydin .ayvaz akıllım.

Edepsizliği kim yapıyor aceba.O kelimeyi kullanan sensin ben değil....

Ayrıca tercüme ederim ama okumayacağınıza eminim.Okuyacağınıza söz verin anlayacağınız dilde basitleştireyim yazıyı...

teotihuacan 01-08-2007 16:19

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
sana söz, ben okuyacağım.

bekliyorum...

ozgur_beyin 01-08-2007 16:27

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
envar sallıyorsun, envar sallıyorsun. ''bi boktan'' anlamamak bir deyimdir. senin söylediğin ise hakarettir.
sen saidi anlaman için arapça farsça türkçe birde bunlardan terkib osmanlıca bilmen lazım. sen daha türkçe kapsamlı metin yazacak kapasiten yok. bide saidi tercüme edeceksin .atma envar din kardeşi değiliz YEMEM
yok tercüme edecekmişinde okumamızmışlarmış ben tercüme ettim okuyan ,okur okumayan okumaz pazarlıkmı yapacağım? abiler benim yazımı ne olur okuyun diye.

ziggurat 01-08-2007 16:29

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Envar ve Alimünyum: insanlik tarihi Aydinlarla gericilerin savasi tarihidir.Yüzyillardir yeni olan ,aydinlik olan ,bilimden ve özgürlükten yana ne varsa sizin zihniyet karsi cikmadi mi?Galile yi daragacina gönderen,Buronu yu ateslere atan,Kurana hakaret ediyorlar diye 37 aydini Madimak Otelde cayir cayir yakan sizin zihniyet degil mi? Afrikada,Asyada veya Avrupada hic farketmedi,gerici zihniyet tarih boyunca *insanliga faydali ne varsa karsi cikti.Cocuklugumda hatirliyorum,bizim köyde bir kadin Televizyon Gavur icadi diye hic bakmazdi.Herkes televizyon seyrederken ,o kadin televizyona arkasini döner anlamadigi garip arapca kelimeleri tekrarlar dururdu.Sizler o kadinin okumus halisiniz.Dünyada o kadar degerli bilimadamlari varken hala Muhammed ile Saidi Nursi ile beyninizi doldurup tek kitapliliga devam ediyorsunuz.
Gecenlerde Türkiyedeki bir üniversitede Docent bir arkadasimla MSN de sohbet ederken söyle konustuk:Türkiyede deprem olsa ,ay tutulsa,günes tutulsa,zina olsa,bir inek iki basli dogum yapsa vs.vs hep din adamlarini televizyonlara cikartip onlari konusturuyorlar.Türkiyede bilimadamlari olarak maas aliyorsunuz, siz neden halki aydinlatmiyorsunuz dedigimde,bana su yaniti verdi.
*Tamam arkadas güzel konusuyorsun da,halk bizi degil din adamlarini anliyor dedi.Türkiye su anda terikatlarin kiskaci altinda müthis bir bicimde örgütleniyor.Bilimden,fenden ve akilciliktan uzak.Sonrada aglasiyoruz,Amerika Filistinli kardeslerimizi,Irakli kardeslerimizi öldürüyor diye.Sen bilim yerine Arap in yalellisini calip söylersen olacagi bu.Bilimden uzak kafa yapilarinizin topluma ne kadar zarar verdiginin bilincinde olmaniz ve aydinlanmaniz dilegimle.................

01-08-2007 17:58

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Türkiye su anda terikatlarin kiskaci altinda müthis bir bicimde örgütleniyor (ziggurat)

bunun sebeplerinde değinmek istiyorum ziggurat.Anadolunun kırsal kesiminde yaşayan aileleer *çocuğunu okutmak için şehir merkezlerindeki okullara kayıt ettiriyorlar ve çocuğun kalacak yer problemiyle bu sorun başlıyor.önlerine iki seçenek çıkıyor;bunlardan biri 12 kişilik yatakhaneli,su içinde kabukları tam soyulmamış patateslerin yüzdüğü yemekleri olan,sert yöneticileri,ağzı bozuk ve seviyesiz personeli olan devlet yurtları.burda amacım devlet yurtlarını küçümsemek diil devletin kendi insanını cemaatlerin kollarına nasıl attığını göstermek.diğer seçenk ise 4 kişilik temiz odaları güler yüzlü ablaları abiler ki bunlar derslerine de yardımcı olcak tertemiz ev yemekleri sıcacık yatakhaneleri ile cemaat yurtları.cemaat yurdu dışında kalanların yoldan çıktığı hikayelerini de göz önünde bulundurursak aile tabiki çocuğunu bu yurtlara veriyor.şehre belki de ilk defa gelmiş olan çocuk gözü açılmasın diye her tülü korku ve psikolojik baskı ile yurtlarda yetiştiriliyor ve ileride bunları bir vefa borcu bilerek cemaatin askeri konumuna geliyor.şimdi bunları niye anlattım? bunları hepimiz az çok biliyoruz zaten bunlar bilinen kısımlar.cemaatin içindeki çarpıklıklara girmeyeceğim bile.
sizlerinde bildiği bu konuyu yazmaktaki amacım burdan bir sonuç çıkarmak;bu cemaatleşmenin her yeri sarmasının sebeplerinden birini göstermek.yani bu duruma devletin dolaylı olarakta olsa katkısı var.keşke devlet yurtlarının YİBO'ların lise pansiyonlarının kalitesi daha yüksek olsada insanlara çocuklarını gönül rahatlığıyla bırakabilse.uyanık cemaatler bu açığı yakalamış olmalı ki kene gibi ülkenin her yerine yapışmışlar.

01-08-2007 18:03

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
ha bu arada cemaatçi arkadaşlara şunu sormak istiyorum.eğitim hayatımın büyük bir bölümünü cemaat yurtlarında ve evlerinde geçirmiş olarak bu uzun süre boyunca Atatürk hakkında herhangi bir yorum duymadım.çay saatlerinde olsun beş dakikalık bir övgüyü hak etmiyor mu? yoksa siz de bu ülkeyi sevmemek için Atatürkü sevmeye gerek olmadığını mı düşünüyorsunuz?

01-08-2007 18:12

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
VERDİĞİM SÖZE BİNAEN AKTARDIĞIM YAZININ YARISINI AZ BUÇUK SADELEŞTİREBİLDİM.ÇOK VAKTİMİ ALDIĞI İÇİN YARISINI YAPABİLDİM.EĞER OKUR VE DEVAMINI TALEP EDERSİNİZ YARIN DEVAM EDERİM…

Osmanlı coğrafyasında Kürdistan tabir edilen bölgede dünyaya gelen Bediüzzaman Hazretlerinin Osmanlı payitahtına gelmesinin bir sebebi de, o havalinin yani Kürdistan olarak adlandırılan bölgenin *maddi manevi kalkınması içindi. Oralara *dikkati çekebilmek için ünvanını “Kürdî” olarak ilan etmişti. 1908’in başında İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e müracaat etti. Doğunun ve orada çoklukla yaşayan Kürdlerin ihtiyaçlarını dile getirdi.
Sultan Reşad dahil bütün hükümet üyelerine *mektuplar yazdı. Sadece onları haberdar etmekle kalmayıp bilfiil kendisi gitti, tahsisat çıkarttı. Gitti Van Gölü kenarında İslam Üniversitesinin temelini attı. Ne çare ki, harbler, inkilaplar o muhteşem fen bilim ve İslam derslerinin verileceği üniversite hayalini gerçekleştirmesine müsaade etmedi.
Fakat bunları gerçekleştirmeyi hiçbir zaman ve zeminde merkezi hükümetten ayrı yerde ve zeminde düşünmedi. Merkezi hükümette bir problem varsa, sadece Kürtlere yönelik bir mesele değil, bu herkesin meselesidir diye düşündü.
İşte Bediüzzaman Hazretleri ünvanını Kürdî olarak kullandığı 1908 den 1923’e kadar Doğunun ilrlemesi, hususan bilinçlenmesi için çok gayret etmiştir.
Vakta ki devir değişti, devran değişti manevi musibetler sadece Doğuyu değil bütün memleketi kapladı. Bediüzzaman Hazretleri de asrın manevi vazifedarı olarak “Kürdî” ünvanını bıraktı. Artık o bir “Bediüzzaman Said Nursî” unvanıyla neşriyat yapmaktadır ve bütün Ümmetin imdadına yetişen Müceddid-i Dindir. Türk’ün, Kürd’ün, Arab’ın elhasıl bütün Müslümanların dertlerinin dermanıdır.Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin eski eserleri, yani Osmanlı devrinde yayınlanan eserleri olsun, daha sonra Risale-i Nur Külliyatı ismiyle yayınlanan eserlerinde olsun Kürdlerin gelecekteki halleriyle alakalı araştırmalarımızla meseleyi ortaya koyuyoruz ki, hakikat anlaşılsın..

Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a ilk geldiği 1908’in başlarında Sultan Abdülhamid’e iletilmek üzere kendisine verdiği, “Kürd’ler Neye Muhtaçtır?” başlıklı yazıda hükümetten isteklerini sıralar. Endişelerini beyan eder. Hatta “ihtiyaçları hükümet tarafından karşılanmak üzere eğitmenler lazım ” diyerek eğitim meselesine hükümetin el atmasını ister. Neticede ora ahalisinin büyük desteğinin “cisimleşmiş kuvvetin (yani halk hükümete bu konuda yardım edecek) hükûmetin eline ver¬mekle” ifadesiyle ortak büyük güce dikkat çeker. Bu makalede beraberlik var.. (Bkz. Asar-ı Bediiyye Makale-1)
II. Meşrutiyetten sonra “Şûra-yı Ümmet Gazetesi”nde yayınlanan “Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat” adlı makalesinde de askeri düzenlemelere dikkat çeker. “güç ve cesaret sahibi *Kürdleri hükümete Kardeşce bağlayan “Hamidiye Alayları”dır” diyerek merkezi hükümetin oralarda düzeni sağlamak hususunda gösterdiği maddi gayreti nazara verir. (Bkz. Asar-ı Bediiyye Makale-2)
Meşhur 31 Mart 1909 vakıasında verildiği mahkemedeki kendince suç (!) telakki ettiği müdafaalarının birinci maddesi ki:
“BİRİNCİ CİNAYET: Geçen sene hürriyetin ilanında *elli-altmış telgraf umum kürd aşiretlerine *çektim. Meali şu idi:
“Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz emir, hakikî adalet ve istişare ederek ortak karar vermekten *ibarettir. Güzl karşılayınız. Muhafazasına çalışınız!.. Zîrâ, dünyevî saadetimiz meşrutiyettedir. Baskıcılıktan herkesten zi¬yade biz zarardayız”
Her yerden bu telgrafların cevabı, güzel surette *geldi. Demek Kürdleri tenbih ettim, gafil bırakmadım. Tâ ki yeni bir baskıcı rejim onların gafletinden istifade etmesin. Neme lâzım demediğimden cinayet et¬tim.”
Kürtleri meşrutiyete sahip çıkmaları için ikaz eder.Düşünün şeriat yerine meşrutiyet gelmiş halk aklanıyor Üstad onları sakinleştirmek için uğraşıyor. Yine devamla mevzuumuzla alakalı kısımları alıyoruz.




ÜÇÜNCÜ CİNAYET: İstanbul’da yirmi bine yakın Kürdler, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- dayatmacıların *onları kötüye kullanmaları *ile Kürd kav¬mini lekedar etmelerinden korktum. Kürdlerin umum yerlerini ve kahvele¬rini gezdim; Geçen sene anlayacakları bir yol ile meşrutiyeti on¬lara anlattım. Şu mealde: “İstibdad yani baskı dayatma *zulüm ve tahakkümdür. Meşruti¬yet, ada¬let ve şeriattır. Padişah ne vakit Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygam¬bere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.
Bizim düşmanı¬mız cehalet ve zarûret ve ihtilaftır ayrımcılıktır. Bu üç düşmana karşı cihad edeceğiz. San’at, mârifet ilim , ittifak birleşme *silâhıyla!.. Ama komşularımız ve bizi teyakkuz ve terakkiye sevkeden Ermenilerle memnuniyetle dost olup hakikî kardeşlerimiz olan Türklerle el ele vereceğiz. Zîrâ düşmanıkta *fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zîrâ, hik¬met-i hükûmeti bilmiyoruz...”Bu müdafaa maddesinde de Kürdleri hükümete itaate davet eder. Türk milletiyle kardeşliği vurgular ve Müslüman olmayanlarla *dostane geçinmeyi tavsiye eder..
Yedinci maddenin sonunda der ki:
“Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun islamın kardeşliği fikrini kabul ettim. Zîrâ o Kürd’leri ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Kürd’ler, o zamandaki Kürd’lerdir.
Bu mes’elede seleflerim, Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mı¬sır müftüsü merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim’dir. *
“Kıta”
İhtilaf u tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz
İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni...
Sultan Selim



İslam milletlerini geniş bir birlik etrafında toplayan Yavuz Sultan Selim Han’a Kürdlerin bağlandığına dikkat çeker ve aynı gaye etrafında birleşme ile yine bu birliğin gerçekleştirebileceğini hatırlatır.
İşte Hazreti Üstadın Doğuda gördüğü problem ve gösterdiği çareler:
“ONBİRİNCİ CİNAYET: Ben Kürdistanda Kürdlerin perişan halini *görüyordum. Anladım ki: Dünyevî saadetimiz, bir cihetle mdeni ilimlerin öğrenilmesi ile olacaktır. O fen bilimleride *kokuşmamış *bir mekanı Ulema ve bir yeride medreseler olmak lâzımdır. Tâ din alimi fen bilimine yakınlık göstersin.
Zira, Kürdlerin daha çok din ilmini tercih ediyor. O belgeler *ile dayatmacı ve baskıcı devirde İstanbula *geldim. Saadet tevehhümüyle?! …O vakitte şimdi bölünen ve şiddetlenmiş olan baskılar, umumen Sultan-aı dayandırıldığı halde; onun Zabtiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim(BURADA ÜSTAD TIMARHANEDEN ÇIKARTILDIKTAN SONRA ONA BOLCA PARA VE MAAŞ TEKLİF EDİLMİŞTİR.BU ONUN SUSMASI İÇİN BİR RÜŞVET OLARAK NURLARA GEÇMEKTEDİR.). Milletimin namını lekedâr etmedim. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk et¬medim. O şefkatli sultana boyun eğmedim. Başka sivrisinekler (*) beni ZORLA değil, muhabbetle kendilerine ARKADAŞ edebilirler. Bir bu¬çuk senedir burada Kürdistanda İLİM NEŞRETMEK için çalışıyorum. Ekser İstanbul bunu bilir. (*) *(İttihadçılara bakıyor. –Müellif–)
Ben ki bir hammalın oğluyum. Bu kadar dünya bana HİZMETKAR iken kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve FAKİR HALİMDEN *çıkarmadım. Ve dünya ile gönülleşemediğim halde; ve en sevdiğim mevki olan Kürdistanın yüksek dağlarını terketmekle millet için tımarhaneye, tevkifha¬neye ve meşrutiyet zamanında işkenceli hapishaneye düştüğüme sebebiyet veren öyle İŞLERE teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyle¬dim ki; bu dehşetli mahkemeye girdim!..”(BAKIN TIMARHANEYE NİYE ATILMIŞ ÖĞRENİN)
Divan-ı Harbi Örfi kitabının son kısmında yayınlanan “hatime” kısmında da çok güzel hakikatleri dile getirir ve der ki:
“Kardeşlerime *de burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis YARIM kalır. Ey Asurîler ve Kiyanîlerin cihangirlik zamanındaÖNCÜ, kahraman askerleri olan arslan Kürdler!
Beşyüz senedir yattınız yeter, artık uyanınız, sabahdır.. Yoksa BU ÇÖLDEKİ vahşet ve gaflet sizi YAĞMALAYACAKTIR.
ALLAH IN HİKMETİ *denilen DÜNYA MAKİNESİNİN *DÜZENİ *ve telgraf hattı gibi umum âleme UZAYAN *ve KOLLARA AYRILAN *ALLAH IN NURLU KANUNUNUN *KURUCUSU *olan İLAHİ HİKMET GEÇMİŞİ OLMAYAN BİR UFUKTAN *size emredi¬yor ki: AYRILIK ARIMCILIK *ile DAMLA DAMLA AYRILIMIŞ PARÇALANMIŞ SU GİBİ *zayi’ olan GÜÇ ve kuvvetinizi MİLLİYET FİKRİ İLE *BİRLİK *ederek; Kürd gibi bir BÜYÜK BİR KÜTLEYİ küre gibi ÇEVİREREK EYBETLİ İSLAMİYET GÜNEŞİ ve Osmaniyenin SAMANYOLUNDA bir NURLU BİR YILDIZ *gibi cazibesine YANİ OSMANLYA BAĞLILIK ’ ile DÜZENİ *ve UMUMİ AHENGİ *muhafaza edi¬niz.” (Asar-ı Bediiyye sh: 399-433)Üstad Bediüzzaman Hazretleri Kürd kavminin geçmiş asırlardaki kahramanlıklarını sayar ve teşvik makamında “arslan Kürdler” der. Ve sonunda Kürd gibi büyük bir kitlenin, Osmanlının temsil ettiği İslam güneşi etrafından kopmamalarını ve tabi olmalarını ve dengeyi sağlamalarını ister.
1911 yılında neşredilen bu meşhur ve muhteşem müdafaa ve bu vesile ile dile getirilen tarihi hakikatler, İslam kavmi olan Kürdlerin ve Osmanlı Devlet-i İslamiyesinin rehber reçetelerinden bir demettir.
1909 da Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılanıp beraat ettikten sonra doğuya Kürdlere Meşrutiyeti anlatmaya giden Bediüzzaman Hazretleri, aşiretlerle yaptığı konuşmaları Münazarat kitabında toplamıştır. Bu kitaptaki mevzuumuzla alakalı konular şöyledir:
“Şu eserlerden herbirisi Kürd olduğu gibi; aynı halde Türk, aynı vakitte Arabdır.
Güya herbir eser Arab ELBİSESİ GİYİNMİŞ *ve Türk pantolonu giymiş kü¬lâhlı bir Kürddür. Böyle ACAİP ŞEKİL bir te’lif, te’lif kanununa TERS HAREKETLE *SORGULANMAMASI AZARLANMAMASI *gerektir...”
Üstadın eserlerinde üç mühim milletin beraberliğini çok nükteli bir şekilde nazara verildiğini görüyoruz.
Yine aynı manada der: “Ben Kürdçe düşünürüm, Türkçe ve Arabça yazıyorum.”
Kürdlerin Osmanlılardan farklı düşünmediğini ifade eden beyanatı da şöyledir:
“Size BTÜN KUVVETİMLE *yalnız Kürdistana değil, belki âleme işittirecek tarzda bağırarak müjde veriyorum ki; umum İslâmın ÖZELLİKLE , Osmanlıların, bâhusus KÜRDLERİN *saadetinin GERÇEK FECRİNİN YANİ DOĞUŞUNUN *geldiğini hatta Bâşid(BİR YERLEŞM YERİ) başında görüyorum.”
Doğuda kurulacak üniversitenin eğitim dilinin de Arapça, Kürdçe ve Türkçe olarak 3 olarak 3 dilde olması gerektiğini bildirir ve der ki:
“Fünun-u cedideyi YENİ FEN BİLİMLERİ , ulûm-u medaris MEDRESE İLİMLERİ *ile mezc ve derc.BİRLEŞTİREREK . ve li¬san-ı Arabî vâcib,ŞART KOŞMALI Kürdî caiz SERBEST , Türkî lâzım kılmak.” (Asar-ı Bediiyye 287-357)
Meşhur Şam Emeviye Camiinde *verdiği muhteşem Nutukta da meseleyi şöyle ifade eder:
“Kürd gibi küçük taifelerin menfaatı ve saa¬det-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük ve muazzam taife olan Arab ve Türk gibi hâkim üstadlarla bağlıdır. Sizin tenbelliğiniz ve füturunuz ile biz bîçare küçük kardeşleriniz olan İslâm taifeleri zarar gö¬rüyoruz. Hususan ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Arablar! En evvel bu sözler ile sizinle konuşuyorum. Çünki bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslâmi¬yet’in mücahidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk Milleti o kudsî vazi¬fenize tam yardım ettiler.” (Asar-ı Bediiyye sh: 378)
Araya giren Cihan Harbi yılları ve mütareke yıllarından sonra Osmanlının mağlubiyeti ve Osmanlı üzerine pazarlıkların yapıldığı devrede 1920 yılında İngiliz Dışişleri Bakanlığının marifetiyle güya Kürd ve Ermeni temsilcilerini Paris’te bir araya getirdi.
Görüşmelere Kürtleri temsilen Şerif Paşa, Ermenileri temsilen de Bogos Nubar Paşa katıldı. Müzakereler 20 Kasım 1919’da anlaşmayla sonuçlandı. Taraflar imzaladıkları metni aynı gün *Paris Barış Konferansı’na sundular. Anlaşmanın maddeleri şunlardı:
1- Kürtler ve Ermeniler ortak istek ve çıkarlara sahiptirler,
2- İki kesim de Osmanlı Devleti’nden bağımsızlık talep etmektedirler,
3- Mandater bir devletin –taraflar bu devletin İngiltere olmasını istemekteydiler- yönetimi altında birleşik bağımsız bir Ermenistan ve Kürdistan meydana getirilecektir,
4- İki devletin sınırlarının Konferans tarafından belirlenmesi ilke olarak benimsenmiştir,
5-Taraflar her iki devletin sınırları içerisinde kalan azınlıkların haklarını teminat altına almayı kabul etmektedirler.
Kürtler adına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşa anlaşmayla bir yandan Ermeni isteklerini kabul ederken, diğer yandan da Kürd Devleti’nin Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını ve İngiltere’nin idaresi altına girmesini kabul etmekteydi. Böylelikle İngiliz Hükümeti’nin eline hem bölgenin, hem de Osmanlı Devleti’nin geleceğini dilediği gibi şekillendirebilmesi için önemli bir koz verilmiş, hatta hediye edilmiş oluyordu.
İşte tam bu haberin İstanbul’da duyulması üzerine Bediüzzaman Hazretleri Kürdler tarafından muteber iki zatla beraber gazetelere ve UMUM FİKİR SAHİPLERİNE *şu açıklamayı yapar:
İkdam gazetesi, Üstad Bediüzzaman ve iki arkadaşının Şerif Paşa’yı müştereken protesto eden yazılarının başına uzunca bir tarif koymuştur. Biz sadece Üstadın ve arkadaşlarının müşterek protesto yazısını veriyoruz.:
“KÜRDLER VE OSMANLILIK
İkdam GazetesiMart 1920 Sayı: 8273

01-08-2007 18:18

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Alıntı:

ziggurat";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 84711)
Envar ve Alimünyum: insanlik tarihi Aydinlarla gericilerin savasi tarihidir.Yüzyillardir yeni olan ,aydinlik olan ,bilimden ve özgürlükten yana ne varsa sizin zihniyet karsi cikmadi mi?Galile yi daragacina gönderen,Buronu yu ateslere atan,Kurana hakaret ediyorlar diye 37 aydini Madimak Otelde cayir cayir yakan sizin zihniyet degil mi? Afrikada,Asyada veya Avrupada hic farketmedi,gerici zihniyet tarih boyunca *insanliga faydali ne varsa karsi cikti.Cocuklugumda hatirliyorum,bizim köyde bir kadin Televizyon Gavur icadi diye hic bakmazdi.Herkes televizyon seyrederken ,o kadin televizyona arkasini döner anlamadigi garip arapca kelimeleri tekrarlar dururdu.Sizler o kadinin okumus halisiniz.Dünyada o kadar degerli bilimadamlari varken hala Muhammed ile Saidi Nursi ile beyninizi doldurup tek kitapliliga devam ediyorsunuz.
Gecenlerde Türkiyedeki bir üniversitede Docent bir arkadasimla MSN de sohbet ederken söyle konustuk:Türkiyede deprem olsa ,ay tutulsa,günes tutulsa,zina olsa,bir inek iki basli dogum yapsa vs.vs hep din adamlarini televizyonlara cikartip onlari konusturuyorlar.Türkiyede bilimadamlari olarak maas aliyorsunuz, siz neden halki aydinlatmiyorsunuz dedigimde,bana su yaniti verdi.
*Tamam arkadas güzel konusuyorsun da,halk bizi degil din adamlarini anliyor dedi.Türkiye su anda terikatlarin kiskaci altinda müthis bir bicimde örgütleniyor.Bilimden,fenden ve akilciliktan uzak.Sonrada aglasiyoruz,Amerika Filistinli kardeslerimizi,Irakli kardeslerimizi öldürüyor diye.Sen bilim yerine Arap in yalellisini calip söylersen olacagi bu.Bilimden uzak kafa yapilarinizin topluma ne kadar zarar verdiginin bilincinde olmaniz ve aydinlanmaniz dilegimle.................

sadece sadeleştirdiğim yer bile sana yeterli bir cevap aslında....

ozgur_beyin 01-08-2007 18:25

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
envar sen alemi kör mü sanırsın. ikdam gazetesinden *copy yapmışsın neyi sadeleştirdin kahveyimi :lol: *:lol: *:roll: *:roll: *:arrow: *:lol: *:lol: *:x *:P

01-08-2007 18:31

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
O yazının devamında ikdam gazetesindeki yazının başlığı. onu kesmeyi unutmuşum.Sahi sen ne mezunusun?

01-08-2007 18:45

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Bu ne perhiz *:?:

"VERDİĞİM SÖZE BİNAEN AKTARDIĞIM YAZININ YARISINI AZ BUÇUK SADELEŞTİREBİLDİM.ÇOK VAKTİMİ ALDIĞI İÇİN YARISINI YAPABİLDİM.EĞER OKUR VE DEVAMINI TALEP EDERSİNİZ YARIN DEVAM EDERİM…"


Bu ne lahana turşusu *:?:

Ayıp yahu ayıp hani "Doğru sözlü olunuz"

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ VE KÜRD MES’ELESİ

İttihad Araştırma Heyeti

Osmanlı coğrafyasında Kürdistan tabir edilen bölgede dünyaya gelen Bediüzzaman Hazretlerinin Osmanlı payitahtına gelmesinin bir sebebi de, o havalinin maddi manevi kalkınması içindi. Oralara nazar-ı dikkati çekebilmek için ünvanını “Kürdî” olarak ilan etmişti. 1908’in başında İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e müracaat etti. Doğunun ve orada çoklukla yaşayan Kürdlerin ihtiyaçlarını dile getirdi.

http://nurahasret.com/modules.php?na...topic&p=113791

01-08-2007 18:51

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Anlamadım yav siz ne diyorsunuz bi okuyun hele sadeleştirildiğini göreceksiniz. Birisi yazının başına bakıyor birisi sonuna .OKUYUN YA HU? BEN BİR SAATİMİ VERDİM ONA DAHA BENİ YALANCILIKLA SUÇLUYORSUNUZ..

01-08-2007 18:59

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 


Eh yani pes. Bu ne pişkinlik Ya Hu ?

Envar; bizi karanlıklardan kurtarmaya vasıta olacak olan arkadaşım.

Di yo rum ki

Sadeleştirdim dediğin şeyi ,inkini verdiğim yerden resmen İNTİHALLEMİŞSİN.

Sadeleştirme yapıp ilk oraya yolladın sanırım *:lol:

01-08-2007 19:01

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Yav kardeşim sana yemin ediyorum daha ne diyeyim.İsbatla hadi....Çok zor bişey mi vaktim olmadığı için yarısını yaptım zaten..

ziggurat 01-08-2007 19:01

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Ya Envar senin yukarida yazdiklarini ben bir yerlerde okudum.Sen bize sadelestirdim diyordun.Ne o biz hakli mi cikiyoruz yoksa.ISLAM YALANLA *DOLANLA yayiliyor diyorduk sen de bunu kanitladin.Hep yalan hep takiye.............ne olacak bu islamcilarin hali.Hani müslümanlikta yalan söylemek yoktu! Utanmiyor musun sen.Cehennem atesinde cayir cayir yanacaksin sonra.

01-08-2007 19:02

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
İsbatlayamazsanız iftiracısınız yalancısınız düzenbazsınız.isbatlarsanız ben kabul ediyorum bi dahada forumda yazmam tamam mı?

01-08-2007 19:05

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Utanmıyorsun hem suçlu hem de güçlü

Al bakalım yarın yapacaklarınla birlikte


Bediüzzaman Hazretleri ve kürd meselesi

Yazar ittihad ilmi araştırma heyeti

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin eski eserleri, yani Osmanlı devrinde yayınlanan eserleri olsun, daha sonra Risale-i Nur Külliyatı ismiyle yayınlanan eserlerinde olsun Kürdlerin istikbaldeki halleriyle alakalı araştırmalarımızla meseleyi ortaya koyuyoruz ki, hakikat-ı hal anlaşılsın..
Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a ilk geldiğinde 1908’in başlarında Sultan Abdülhamid’e iletilmek üzere mabeyne verdiği, “Kürd’ler Neye Muhtaçtır?” başlıklı yazıda hükümetten isteklerini sıralar. Endişelerini beyan eder. Hatta “medar-ı maişetleri hükûmet-i senîyece tesvîd edilmek üzere” diyerek eğitim meselesine hükümetin el atmasını ister. Neticede ora ahalisinin büyük desteğinin “kuvve-i cesimeyi hükûmetin eline ver*mekle” ifadesiyle ortak büyük güce dikkat çeker.
II. Meşrutiyetten sonra “Şûra-yı Ümmet Gazetesi” yayınlanan “Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat” adlı makalesinde de askeri düzenlemelere dikkat çeker. “Hem de o maden-i hamiyet ve mazhar-ı şecâat olan hayat-ı Kürdîyi tesis eden, ittihadın temeli ve büyük rabıtası “Hamidiye Alayları”dır” diyerek merkezi hükümetin oralarda düzeni sağlamak hususunda gösterdiği maddi gayreti nazara verir.


--------------------------------------------------------------------------------


BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ VE KÜRD MES’ELESİ

İttihad Araştırma Heyeti

Osmanlı coğrafyasında Kürdistan tabir edilen bölgede dünyaya gelen Bediüzzaman Hazretlerinin Osmanlı payitahtına gelmesinin bir sebebi de, o havalinin maddi manevi kalkınması içindi. Oralara nazar-ı dikkati çekebilmek için ünvanını “Kürdî” olarak ilan etmişti. 1908’in başında İstanbul’da Sultan Abdülhamid’e müracaat etti. Doğunun ve orada çoklukla yaşayan Kürdlerin ihtiyaçlarını dile getirdi.
Sultan Reşad dahil bütün hükümet ricaline mektuplar yazdı. Sadece onları haberdar etmekle kalmayıp bilfiil teşebbüs etti, tahsisat çıkarttı. Gitti Van Gölü kenarında İslam Üniversitesinin temelini attı. Ne çare ki, harbler, inkilaplar o muhteşem maarif-i İslamiye ve fenniyenin maddi tahakkukuna müsaade etmedi.
Fakat bunları gerçekleştirmeyi hiçbir zaman ve zeminde merkezi hükümetten ayrı yerde ve zeminde düşünmedi. Merkezi hükümette bir problem varsa, sadece Kürtlere yönelik bir mesele değil, bu herkesin meselesidir diye düşündü.
İşte Bediüzzaman Hazretleri ünvanını Kürdî olarak kullandığı 1908 den 1923’e kadar Doğunun terakkisi, hususan maarifi için çok gayret etmiştir.
Vakta ki devir değişti, devran değişti manevi musibetler sadece Doğuyu değil bütün memleketi kapladı. Bediüzzaman Hazretleri de asrın manevi vazifedarı olarak “Kürdî” ünvanını bıraktı. Artık o bir “Bediüzzaman Said Nursî” unvanıyla neşriyat yapmaktadır ve bütün Ümmetin imdadına yetişen Müceddid-i Dindir. Türk’ün, Kürd’ün, Arab’ın elhasıl bütün Müslümanların dertlerinin dermanıdır.
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin eski eserleri, yani Osmanlı devrinde yayınlanan eserleri olsun, daha sonra Risale-i Nur Külliyatı ismiyle yayınlanan eserlerinde olsun Kürdlerin istikbaldeki halleriyle alakalı araştırmalarımızla meseleyi ortaya koyuyoruz ki, hakikat-ı hal anlaşılsın..
Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a ilk geldiğinde 1908’in başlarında Sultan Abdülhamid’e iletilmek üzere mabeyne verdiği, “Kürd’ler Neye Muhtaçtır?” başlıklı yazıda hükümetten isteklerini sıralar. Endişelerini beyan eder. Hatta “medar-ı maişetleri hükûmet-i senîyece tesvîd edilmek üzere” diyerek eğitim meselesine hükümetin el atmasını ister. Neticede ora ahalisinin büyük desteğinin “kuvve-i cesimeyi hükûmetin eline ver*mekle” ifadesiyle ortak büyük güce dikkat çeker. Bu makalede beraberlik var.. (Bkz. Asar-ı Bediiyye Makale-1)
ll. Meşrutiyetten sonra “Şûra-yı Ümmet Gazetesi” yayınlanan “Hamidiye Alaylarına Dair Beyan-ı Hakikat” adlı makalesinde de askeri düzenlemelere dikkat çeker. “Hem de o maden-i hamiyet ve mazhar-ı şecâat olan hayat-ı Kürdîyi tesis eden, ittihadın temeli ve büyük rabıtası “Hamidiye Alayları”dır” diyerek merkezi hükümetin oralarda düzeni sağlamak hususunda gösterdiği maddi gayreti nazara verir. (Bkz. Asar-ı Bediiyye Makale-2)
Meşhur 31 Mart 1909 vakıasında verildiği mahkemedeki kendince suç (!) telakki ettiği müdafaalarının birinci maddesi ki:
“BİRİNCİ CİNAYET: Geçen sene bidayet-i hürriyette elli-altmış telgraf umum aşâir-i ekrada sadaret vasıtasıyla çektim. Meali şu idi:
“Meşrutiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz emir, hakikî adalet ve meşve*ret-i şer’iyeden ibarettir. Hüsn-ü telakki ediniz. Muhafazasına çalışınız!.. Zîrâ, dünyevî saadetimiz meşrutiyettedir. İstibdaddan herkesten zi*yade biz zarardîdeyiz.”
Her yerden bu telgrafların cevabı, suret-i hasenede geldi. Demek Kürdleri tenbih ettim, gafil bırakmadım. Tâ ki yeni bir istibdad onların gafletinden istifade etmesin. Neme lâzım demediğimden cinayet et*tim.”
Kürtleri meşrutiyete sahip çıkmaları için ikaz eder. Yine devamla mevzuumuzla alakalı kısımları alıyoruz.
“ÜÇÜNCÜ CİNAYET: İstanbul’da yirmi bine yakın Kürdler, -hamal ve gafil ve safdil olduklarından- müstebidlerin onları iğfal ile Kürd kav*mini lekedar etmelerinden korktum. Kürdlerin umum yerlerini ve kahvele*rini gezdim; Geçen sene anlayacakları bir tarikle meşrutiyeti on*lara tel*kin ettim. Şu mealde: “İstibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşruti*yet, ada*let ve şeriattır. Padişah ne vakit Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, Peygam*bere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.
Bizim düşmanı*mız cehalet ve zarûret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı cihad edeceğiz. San’at, mârifet, ittifak silâhıyla!.. Ama komşularımız ve bizi teyakkuz ve terakkiye sevkeden Ermenilerle kemâl-i memnuniyetle dost olup hakikî kardeşlerimiz olan Türklerle el ele vereceğiz. Zîrâ husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zîrâ, hik*met-i hükûmeti bilmiyoruz...”
Bu müdafaa maddesinde de Kürdleri hükümete itaate davet eder. Türk milletiyle kardeşliği vurgular ve gayr-i müslimlerle dostane geçinmeyi tavsiye eder..
Yedinci maddenin sonunda der ki:
“Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun İttihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zîrâ o Kürd’leri ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Kürd’ler, o zamandaki Kürd’lerdir.
Bu mes’elede seleflerim, Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mı*sır müftüsü merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim’dir.
“Kıta”
İhtilaf u tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz
İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni...
Sultan Selim

İslam milletlerini geniş bir birlik etrafında toplayan Yavuz Sultan Selim Han’a Kürdlerin bağlandığına dikkat çeker ve aynı gaye etrafında birleşme ile yine bu birliğin tahakkuk edebileceğini hatırlatır.
İşte Hazreti Üstadın Doğuda gördüğü problem ve gösterdiği çareler:
“ONBİRİNCİ CİNAYET: Ben Kürdistanda Kürdlerin hal-i perişanını görüyordum. Anladım ki: Dünyevî saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacaktır. O fünunun da gayr-ı müteaffin bir mec*rası Ulema ve bir menbaı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ Ulema-i din, fünun ile ünsiyet peyda etsinler.
Zira, Kürdlerin zimam-ı ihtiyarı, ulema elindedir. O vesaik ile devr-i istibdadda Dersaadet’e geldim. Saadet tevehhümüyle?! …O vakitte şimdi münkasım olmuş ve şiddetlenmiş olan istibdadlar, umumen Sultan-ı Mahlu’a isnad edildiği halde; onun Zabtiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedâr etmedim. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk et*medim. O şefkatli sultana boyun eğmedim. Başka sivrisinekler (*) beni cebr ile değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir bu*çuk senedir burada Kürdistanda neşr-i maarif için çalışıyorum. Ekser İstanbul bunu bilir. (*) (İttihadçılara bakıyor. –Müellif–)
Ben ki bir hammalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve fakr-ı halden çıkarmadım. Ve dünya ile gönülleşemediğim halde; ve en sevdiğim mevki olan Kürdistanın yüksek dağlarını terketmekle millet için tımarhaneye, tevkifha*neye ve meşrutiyet zamanında işkenceli hapishaneye düştüğüme sebebiyet veren öyle umûrlara teşebbüs etmekle büyük bir cinayet eyle*dim ki; bu dehşetli mahkemeye girdim!..”
Divan-ı Harbi Örfi kitabının son kısmında yayınlanan “hatime” kısmında da çok güzel hakikatleri dile getirir ve der ki:
“Ebna-yı cinsime de burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Kiyanîlerin cihangirlik zamanında piş*dâr, kahraman askerleri olan arslan Kürdler!
Beşyüz senedir yattınız yeter, artık uyanınız, sabahdır.. Yoksa sahra-yı vahşette vahşet ve gaflet sizi garat edecektir.
Hikmet-i İlahî denilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşâib kanun-u nuranî-yi İlahînin müessisi olan Hikmet-i İlâhî, ufk-u ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış size emredi*yor ki: Tefrika ile katre katre müteferrik su gibi, zayi’ olan hami*yet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhid ve mezc ederek zerratın câzibe-i cüz’iyeleri gibi bir câzibe-i umumi-i millî teşkili ile; Kürd gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i İslâmiye ve Osmaniyenin mevkebinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesine ittiba’ ile müvazene ve aheng-i umumiyeyi muhafaza edi*niz.” (Asar-ı Bediiyye sh: 399-433)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Kürd kavminin geçmiş asırlardaki kahramanlıklarını sayar ve teşvik makamında “arslan Kürdler” der. Ve sonunda Kürd gibi büyük bir kitlenin, Osmanlının temsil ettiği İslam güneşi etrafından kopmamalarını ve tabi olmalarını ve dengeyi sağlamalarını ister.
1911 yılında neşredilen bu meşhur ve muhteşem müdafaa ve bu vesile ile dile getirilen tarihi hakikatler, İslam kavmi olan Kürdlerin ve Osmanlı Devlet-i İslamiyesinin rehber reçetelerinden bir demettir.
1909 da Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılanıp beraat ettikten sonra doğuya Kürdlere Meşrutiyeti anlatmaya giden Bediüzzaman Hazretleri, aşiretlerle yaptığı konuşmaları Münazarat kitabında toplamıştır. Bu kitaptaki mevzuumuzla alakalı konular şöyledir:
“Şu eserlerden herbirisi Kürd olduğu gibi; aynı halde Türk, aynı vakitte Arabdır.
Güya herbir eser Arab abâsını iktisa’ ve Türk pantolonu giymiş kü*lâhlı bir Kürddür. Böyle acîbü’ş-şekil bir te’lif, te’lif kanununa muhale*fetle muaheze olunmamak gerektir...”
Üstadın eserlerinde üç mühim milletin beraberliğini çok nükteli bir şekilde nazara verildiğini görüyoruz.
Yine aynı manada der: “Ben Kürdçe düşünürüm, Türkçe ve Arabça yazıyorum.”
Kürdlerin Osmanlılardan farklı düşünmediğini ifade eden beyanatı da şöyledir:
“Size cemi-i kuvvetimle yalnız Kürdistana değil, belki âleme işittirecek tarzda bağırarak müjde veriyorum ki; umum İslâmın, lâsiyyemâ, Osmanlıların, bâhusus Ekradın saadetinin fecr-i sâdıkının geldiğini hatta Bâşid başında görüyorum.”
Doğuda kurulacak üniversitenin eğitim dilinin de Arapça, Kürdçe ve Türkçe olarak 3 olarak 3 dilde olması gerektiğini bildirir ve der ki:
“Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc.. ve li*san-ı Arabî vâcib, Kürdî caiz, Türkî lâzım kılmak.” (Asar-ı Bediiyye 287-357)
Meşhur Şam Emeviye Camiinde verdiği muhteşem Nutukta da meseleyi şöyle ifade eder:
“Kürd gibi küçük taifelerin menfaatı ve saa*det-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük ve muazzam taife olan Arab ve Türk gibi hâkim üstadlarla bağlıdır. Sizin tenbelliğiniz ve füturunuz ile biz bîçare küçük kardeşleriniz olan İslâm taifeleri zarar gö*rüyoruz. Hususan ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Arablar! En evvel bu sözler ile sizinle konuşuyorum. Çünki bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslâmi*yet’in mücahidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk Milleti o kudsî vazi*fenize tam yardım ettiler.” (Asar-ı Bediiyye sh: 378)
Araya giren Cihan Harbi yılları ve mütakere yıllarından sonra Osmanlının mağlubiyeti ve Osmanlı üzerine pazarlıkların yapıldığı devrede 1920 yılında İngiliz Dışişleri Bakanlığının marifetiyle güya Kürd ve Ermeni temsilcilerini Paris’te bir araya getirdi.
Görüşmelere Kürtleri temsilen Şerif Paşa, Ermenileri temsilen de Bogos Nubar Paşa katıldı. Müzakereler 20 Kasım 1919’da anlaşmayla sonuçlandı. Taraflar imzaladıkları metni aynı gün Paris Barış Konferansı’na sundular. Anlaşmanın maddeleri şunlardı:
1- Kürtler ve Ermeniler ortak istek ve çıkarlara sahiptirler,
2- İki kesim de Osmanlı Devleti’nden bağımsızlık talep etmektedirler,
3- Mandater bir devletin –taraflar bu devletin İngiltere olmasını istemekteydiler- yönetimi altında birleşik bağımsız bir Ermenistan ve Kürdistan meydana getirilecektir,
4- İki devletin sınırlarının Konferans tarafından belirlenmesi ilke olarak benimsenmiştir,
5-Taraflar her iki devletin sınırları içerisinde kalan azınlıkların haklarını teminat altına almayı kabul etmektedirler.
Kürtler adına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşa anlaşmayla bir yandan Ermeni isteklerini kabul ederken, diğer yandan da Kürd Devleti’nin Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını ve İngiltere’nin idaresi altına girmesini kabul etmekteydi. Böylelikle İngiliz Hükümeti’nin eline hem bölgenin, hem de Osmanlı Devleti’nin geleceğini dilediği gibi şekillendirebilmesi için önemli bir koz verilmiş, hatta hediye edilmiş oluyordu.
İşte tam bu haberin İstanbul’da duyulması üzerine Bediüzzaman Hazretleri Kürdler tarafından muteber iki zatla beraber gazetelere ve efkar-ı ammeye şu açıklamayı yapar:
İkdam gazetesi, Üstad Bediüzzaman ve iki arkadaşının Şerif Paşa’yı müştereken protesto eden yazılarının başına uzunca bir tarif koymuştur. Biz sadece Üstadın ve arkadaşlarının müşterek protesto yazısını veriyoruz.:
“KÜRDLER VE OSMANLILIK
İkdam GazetesiMart 1920 Sayı: 8273
İkdam Ceride-i Muteberesine!
Evvelki günkü gazeteler, Paris’de Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir i’tilaf akd edildiğini yazarak, Kürd efkâr-ı umumiyesinden istizahatta bulunuyorlardı.
Dörtbuçuk asırdan beri vahdet-i İslâmiyenin fedakar ve cesur hâdim ve taraftarları olarak yaşamış ve dinî ananesine sadakati gaye-yi hayat bilmiş olan Kürdler; henüz beşyüzbine karib şühedasının kanı kuruma*dan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının hatırala*rını teessürlerle anarken; İslâmiyetin zararına olarak, tarihî ve hayatî düşmanlarıyla i’tilafı akdetmek suretiyle; salabet-i diniyeleri hilafında iftirak-cûyane âmâl takib edemezler.

Binaenaleyh, Kürd vicdan-ı millisi*nin bu tarz tahassüsüne muğayir hareket eden zevatı da tanı*mazlar.. Ve yegane emelleri de; vahdet-i dinî ve millîlerini muhafaza ol*duğundan, keyfiyyatın izahına delalet buyurulmasını muhterem gazete*nizden istir*ham ediyoruz.
Sadat-ı Berzenciye’den Dava Vekili Ahmet Arif Hizan Sadat-ı Kiramından İhtiyat Binbaşısı Muhammed Sıddık Ulema-i Ekrad’dan Said-i Kürdî”
Yine aynı tarihte Sebil-ür Reşad Mecmuasında da Hazreti Üstadın bir açıklaması yayınlanır.

“KÜRDLER VE İSLÂMİYET
Sebil-ür Reşad17 Mart 1920Sayı: 461
“...Bu hususda en ziyade söz söylemek salâhiyyetine haiz bulunan ve Kürdlerin salâbet-i diniye, necabet-i ırkiye ve celâdet-i İslâmiyesini bi*hakkın temsil eden ve “Dar-ül Hikmet’il İslâmiye” azasından Kürd eşraf ve mütehayyızanından bulunan fazl-ı şehîr Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi Hazretleri buyuruyorlar ki:
Boğos Nubar ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye en müskit ve beliğ cevap, vilayat-ı şarkiyede Kürd aşairi rüesası tarafın*dan çekilen telgraflardır. Kürdler camia-i İslâmiyeden ayrılmaya asla ta*ham*mül edemezler. Bunun aksini iddia edenler mutlaka makasıd-ı mah*susa tahtında hareket eden ve Kürdlük namına söz söylemeye selahiyettar ol*mayan beş on kişiden ibarettir. Kürdler, İslâmiyet nam ve şerefini i’la için beşyüzbin (500.000) kişi feda etmişler ve makam-ı Hilafete olan sadakatlerini, îsar ettikleri kan ile bir kat daha te’yid eylemişlerdir.
Ma’hud muhtıranın esbab-ı tanzimine gelince: Ermeniler Vilâyat-ı Şarkiyede ekall-i- kalil derecesinde bulundukları için; asla bir ekseriyet teminine ve ne kemiyyeten, ne de keyfiyyeten Şarkî Anadolu’da iddia-yı temellüke muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar.. Maksadlarına Kürdler namına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşayı alet etmeyi müsait ve muvafık buldular. Bu suretle Kürd ve Ermeni davası or*tada kalmayacak ve Şarkî Anadoludaki iftirak âmâli mevki-i fiile çıkmış olacaktı.
İşte, bu gaye ile o ma’hud beyanname müştereken imzalandı ve Kon*feransa takdim olundu. Ermeniler’in maksadı Kürdleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü ileride Kürdlerin kemiyyeten hal-i ekseri*yette bu*lunduklarını inkar edemeseler bile, keyfiyyeten, yani ilmen, irfanen ken*dilerinden dûn oldukları bahanesiyle, Kürdleri bir millet-i ta*bie haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürd taraf*tar değillerdir. Zaten Kürdler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil muhalif oldukları isbat ediyorlar.
Kürdlük davası pek mânâsız bir iddiadır.. Çünkü herşeyden evvel Müslümandırlar.. Hem de salabet-i diniyeyi taassub derecesine isal eden hakiki müslümanlardan... Binaenaleyh, Ermenilerle aynı ırktan bulunup bu*lunmadıkları meselesi, onları bir dakika bile işgal etmez. اَ ْلإِسْلاَمِ جَبَّ الْعَصَبِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةَ İslâm, uhuvvet-i İslâmiyeye münafi olan kavmiyyet davasını men’ eder. Esasen bu, tarihe ait bir şeydir.. Kürdlerin asıl ve nesepleri ne olursa ol*sun, İslâmdan iftiraka vicdan-ı millîleri asla müsaid değildir. Bununla beraber, Kürdlerin Arap kavm-i necibi ile ırken alâkadar bulunduğu hakâik-i tarihiyedendir. İslamiyyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-u İslâm aleyhine olarak menfî surette intibah hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürdleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler esasat-ı İslâmiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir iki kulüpte toplanan beş on ki*şiden ibaret!.. Hakiki Kürdler kimseyi kendilerine vekil-i müdafi’ olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürdlük namına söz söyleyecek an*cak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyedeki mebuslar olabilir.
Kürdistan’a verilecek muhtariyetten bahsediliyor... Kürdler, Ecnebî hi*mayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense, ölümü tercih ediyorlar. Eğer Kürdlerin serbesti-i inkişafını düşünmek lazım gelirse; bunu Boğus Nubar ile Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliye düşünür. Hülâsa: Kürdler bu hu*susta kimsenin tevassut ve müdahalesine muhtaç değildirler. Seyyid Abdülkadir Efendinin beyanat-ı ma’lumesine gelince: bu hususta şimdi*lik bir şey söyleyemem. Bununla beraber, bu beyanatın tahrif edilip edil*mediğini bilemiyorum.” (Asar-ı Bediiyye sh: 466-469).
İşte aşikar bir şekilde görülüyor ki Bediüzzaman Hazretleri, 1919-1920 deki Ermeni Planını ortaya çıkarmış, bazı Kürd Aydınlarını ikaz etmiş ve onları İslam Kardeşliği içinde Osmanlı Türkleri ile beraber hareket etmeye çağırmıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Bediüzzaman Hazretleri Cumhuriyetin kuruluş safhalarında Kürdlerin ayrı devlet değil, harbden sonra şekillenecek İslâmî Cumhuriyet bünyesinde birlik ve beraberlik içinde olmasını arzu etmiştir. İslami Cumhuriyet ki iktidar ve hâkimiyeti; milliyet ve unsuriyet yahut içtimaî sınıf*larda veya ruhban sınıfında değil; yalnız Allah’da kabul eder. “Hâkimiyet Al*lah’ındır” kaidesine istinad eden, Milletimizin Dini ve Kur’anı ile çatışmayan, Hür ve Serbest Seçimler esasına ve Şura’ya dayanan bir devlettir.
Fakat Ankara’da gitgide farklı şekilde şekilenen devlet yapısı, Bediüzzamanı o siyasi muhitlerden uzaklaştırmış ve hizmet alanını tamamen iman meselesine hasretmiştir. Zaten bu yapılanmaya ne Türkün ne Kürdün ve ne de Arabın söz söyliyecek imkanı elinde kalmamıştır.
1925 de Şeyh Said hadisesi vardır ki, Emniyetin tahkikatıyla sabittir ki, Bediüzzaman Said Nursi’nin bu olayla hiçbir münasebeti bulunamamıştır. Hatta bu hadisenin vuku bulmaması için de kuvvetli ikazlar yapmıştır. Zaten Şeyh Said hadisesi de Türk-Kürd kavgası değil, yeni çıkan ve Dine mugayir kanunlara itiraz neticesi idi. Yoksa Kürdçülük yapmaya hamiyet-i cahiliye denilir; yani cahillikten gelen ırk*çılık gibi bâtıl inanışları koruma gayretidir ki, Şeyh Said gibi Nakşibendi Tarikatı mensubu alim bir zattan bunlar beklenilmez.
Bediüzzaman Hazretleri bu tek parti istibdadı devrinde bütün kuvvetiyle iman hizmetine çalışırken zaman zaman yanında hizmet eden Türk talebelerinin hizmetlerine mani olmak, bazı zaman da tahkir maksadıyla “Kürd, Kürdçü” vs. ithamlarına maruz kalmış, bunlara gereken cevabını mektuplarında ve mahkeme müdafaalarında vermiştir.
DEMOKRATLAR DEVRİ
1950 den sonra dine ve dindarlara müsaadekar Demokrat hükümet zamanında daha genel bir yaklaşım göstererek, devlete hakim olan zihniyetin ırkçılık yapmamasını ve bütün Müslüman alemini kucaklamalarını vefatına kadar tavsiye etmiş ve menfi milliyetçiliğin zararlarını anlatmıştır.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri menfi milliyetçiliğin İslâm tarihindeki zararlarını Devletin en üst makamı olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a anlatır ve çarelerini de gösterir. Şöyle ki:
Reis-i Cumhura ve Başvekile,
Size iki hakikati beyan ediyorum: ..…
Saniyen: Irkçılık fikri, Emevîler zamanında (Mi. 661-750) büyük bir tehlike verdiği ve Hürriyetin başında (Mi. 1908) "Kulüpler" suretinde büyük zararı görülmesi ve birinci harb-i umumîde (Mi. 1914-1918) yine ırkçılığın istimali ile mübarek kardeş Arabların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-ı umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeğe çalıştıklarına emareler görünüyor.
Halbuki menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek, ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde; evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezcolmuş, kabil-i tefrik değil. Türk, Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Arablarda da Arablık ve Arab milliyeti İslâmiyetle mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.
Sizin bu defaki Irak ve Pakistan’la pek kıymettar ittifakınız, (24 Ocak 1955 Bağdat Paktı) inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def edecek ve dört beş milyon ırkçıların yerine, 400 milyon kardeş Müslümanları ve 800 milyon sulh ve müsalemet-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sâir Dinler sahiplerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına ruhuma kanaat geldiğinden, size beyan ediyorum.» (Em: 222)
IRKÇILIĞA KARŞI İKİ ÇARE
«Birinci vesilesi: Risale-i Nur’dur ki, uhuvvet-i imaniyenin inkişafına kuvvet-i iman ile hizmet et*tiğine kat’î delil, emsalsiz bir mazlumiyet ve âciz*lik hâletinde telif edilmesi ve şimdi âlem-i İslâmın ekseri yerlerinde ve Avrupa ve Amerika’ya da te*sirini göstermesi ve ihtilâlcilere ve dinsiz felsefeye ve otuz seneden beri dehşetli bir surette Maddi*yun ve Tabiiyun gibi Dinsizlik fikrine karşı galebe çalması ve hiçbir mahkeme ve ehl-i vukuf dahi onları cerh edememesidir. İnşaallah bir zaman da, sizin gibi uhuvvet-i İslâmiyenin anahtarını bu*lan zatlar, bu mucize‑i Kur’âniyenin cilvesini âlem-i İslâma işittireceksiniz.
İkinci vesilesi:
Altmış beş sene evvel Câmiü’l-Ezhere gitmek istiyordum. Âlem-i İslâmın Medre*sesidir diye, ben de o mübarek Medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenab-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki:
Câmiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir Darülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya’da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat et*mesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milli*yet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile اِنَّمَااْلمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikiyle tam musalâha etsin. Ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i med*rese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye, vilâyât-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Tür*kistan’ın ortasında, Medresetü’z-Zehra mânâsın*da, Câmiü’l-Ezher üslûbunda bir Darülfünun, hem Mektep, hem Medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım. Said Nursî» (Em: 222)
Menfî milliyetçiliğin bu ülkeye zarar vermesini önlemek için en evvel Dini hayatın yaşandığı bir Türkiye görünmelidir. Bu meselede en mühim Din hizmeti, dinî neşriyat ve İslâm Kardeşliğini temine vesile olarak Risale-i Nur bulunmaktadır. Said Nursi Hazretleri bu hakikati eserlerinde tekraren anlatır. Bu eserler bütün dünyaca hususan İslâm dünyasınca takdirle tanınmaktadır. Irkçılığın zararlarını bertaraf etmede Said Nursi Hazretlerinin çare olarak gösterdiği ikinci vesile de, İslâm Dünyasının ortası olan Türkiye’nin Doğusunda, bütün İslâm milletlerine hitap eden, tedrisat programında Dini İlimler ve Fenlerin beraber okutulacağı bir üniversite kurulmasıdır.
HARİCİ MÜDAHELE TEHLİKESİNE KARŞI ÇARE
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, memleketimizde Milliyetçiliği veya Dindarlığı esas alan Siyasîlerin dikkat etmeleri gereken hususları dört Siyasî Görüşü tahlil ettiği bir mektubunda şöyle der:
…Milletçilere gelince:
Eğer bu parti, ırkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olma*yan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karış*mıştır. O zaman, Hürriyetin başında olduğu gibi, bu asil ve mâsum Türk milleti aleyhine bir milli*yetçilik tarafgirliği meydana gelecek. O vakit ha*kikî Türkleri, Ecnebîler boyunduruğu altına gir*meye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair un*surdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve un*surculuk damarıyla bir Ecnebîye istinad ile ma*sum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur’ân ve Vatan ve Millet hesabına, dindar ve di*ne hürmetkâr Demokrat Partinin iktidarda kal*masını temin etmeleri için ders veriyorum.» (Em:207)
Bu memleketin Milliyetçileri veya Dindarları ayrı ayrı Parti olsalar bile, “Ahrar” denilen Demokratlar’dan, dine dost olan kısmının iktidarda kalmaları için onlara yardım etmeleri ve Demokratların muhalifleriyle işbirliği yapmamaları ve onların aleyhlerinde bulunmamaları gerekmektedir.
Zikredilen bu şartlara riayet edilmemesi halinde diğer farklı Müslüman milletlerden olan vatandaşların dostluğunu kaybetmenin yanında, Said Nursi Hazretlerinin “asil ve masum” dediği Türk milletinin bazı Yabancı Devletlerin boyunduruğu altına girmesine sebebiyet verebilir.
ORTAK DEĞERİMİZ
Bin yıldır bu vatanda beraberce yaşamakta olduğumuz Kürd, Türk, Arab, Kafkas vs. farklı kavimleri birleştiren en güçlü ortak değerimiz İslamiyet milliyetidir. Ancak onun etrafında birliğimizi, beraberliğimizi sağlarız. Bunun dışındaki beşeri düşünceler ve ideolojiler, ortak değer olamaz. Olsa olsa bölünmeye veya dış müdahelelere sebebiyet verebilir. Kemalizm gibi resmi ideolojiler de Kürd Kardeşlerimizi, Türklere ve sair kavimlere güçlü bir çimento gibi bağlamaz. Diğer taraftan Kürdleri de, Sol görüşlü ve İslamiyetten alakasını kesmiş kuruluşlar ve şahıslar temsil edemez.
Yukarıda aldığımız paragraflar isbat etmektedir ki, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, 1908 den vefat tarihi 1960’a kadar, pekçok mektup, nutuk ve Risaleleri ile Kürdlerin Türkler ve sair ırklardan Müslümanlar ile birlik ve beraberlik içinde bu topraklarda yaşamaya devam etmesi gerektiğini dersini vermiştir. Irkçı ve ayrılıkçı Kürdleri yazılarıyla uyarmış ve Müslüman Türk Milletinden ve Ortak Devletimizden ayrılmamaları ve bölünüp Kafirlerin boyunduruğuna girmemeleri konusunda ikaz etmiştir.
Risale-i Nur’un derslerinin memleketimizin her köşesinde Devlet eliyle, tam mükemmelen neşredilmesi neticesinde, inşaallah, sadece Türk ve Kürd değil bütün İslam Milletleri, İslam Kardeşliği ve İslam Birliği çatısı altında tam bir tesanüd ve beraberlik ile Emniyet ve Selamet içinde Terakki edeceklerdir.
Elhasıl: İslamiyet ortak değerimizdir. Onun etrafında birlik sağlanır.
Son sözümüzü Bediüzzaman Hazretlerinin veciz ifadeleriyle tamamlarız. Şöyle ki:
“Milliyetimiz bir vücuddur. Ruhu İslâmiyyet, aklı Kur’an ve imandır.” (Münazarat-53) “Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.” (Hutbe-i Şamiye-59)
“Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti; muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağ*lanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da; İslâm milletini ifsad ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka ede*mez.” (Mektubat-439)


orjinali

http://nurahasret.com/modules.php?na...topic&p=113791

hokusai 01-08-2007 19:06

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
ukalalik etmek istemem ama dogrusu "isPat" deilmi *kusura bakma

01-08-2007 19:09

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 


Bu da orijinali

http://www.ittihad.com.tr/index.php?...d=84&Itemid=36

01-08-2007 19:11

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 


Bizim oralarda bu durumlar karşısında bir kaç şey söylenir

"Hem suçlu hem güçlü"
"Eskiden ölü'ye yalandı şimdi diri'ye."

01-08-2007 19:15

Re: (İFTİRALARA CEVAPLAR) Bediüzzaman ve Milli Mücadele
 
Eeee şimdi ne olmuş bu yazı ile benimkinin ne alakası var.Biliyorum beni kızdırmaya çalışıyorsunuz.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:20 .