![]() |
yigidi öldür ama hakkını yeme
bilimsel bakış açısıyla ele alınamayacak hiçbir olgu ve süreç yoktur.islamiyet, bu hareketin önderi hz. muhammet ve kuran da bilimin süzgecinden geçirilebilir. Bu gözle incelendiginde görülecektir ki, islamiyetin doguşu tarihsel bir devrim, hz. muhammet büyük bir devrimci, kuaranda deyim yerindeyse haraketin ' merkezi ideolojik-politik yayın organı' dır. günümüzde ise bu feodel ideolojinin herhangi bir ilericiliginin kaldıgı, insanlıga bir esin kayngı olabilecegi dogaldırki söylenemez.
|
sıradan insan mucizeleri...
ewet sayın arkadaşlar şimdi deniz yarılmışmış, yok asa yılanmışmış, yok adamı balık yemişmiş (o nasıl migdeyse hazmedememiş galiba...) yok ayı ikiye bölmüşmüş (böldünse bırak öyle kalsın ne yapıştırıyon bırak da inanalım....)
Şu an mucize ellerinizde ama beyin gözünüz çeşitli doğmalarla baglandıgı için göremiyorsunuz. alın size cep telefonu... 25 gr.lık piliyle (pil kendi çapında ayrı bir mucize) sizin seinizi en yakın yerel istasyona iletiyor. o istasyon ana vericiye sesinizi kablo olmadan gönderiyor yani ayı ikiye bölüyor. sonra bu istasyon uzayda bulunan tanrı yapımı uyduya bu dijitale çevirdigi bilgiyi atıyor o da arayacagınız kişinin dünya küresi içindeki yerini tesbit edip size saniyeler içinde (açıkmı kapalımı oldugunu anlayarak) baglantı saglıyor.. Ve tanrının hikmetine bakınki aranılan kişi sizin oldugunuzu biliyor. Hadi içinden denizin yarılması mucizesininin eşdegerini de çıkarayım. Numaranızdan tanıyorya.... peki dayınızı arıyorsunuz kendi telefonunuzla fakat babanız görüşüyor. dayınız yegenim naber demiyorrrr... O ses babanızın ses tonuyla gidiyor bu da mucizelerin mucizesidir ama anlayana beyni körelmemişlere bu mucizeyi gerçekleştiren tanrının degil insanlıgın elçisi ve peygemberidir. Zaten peygember dedigin nedirki sadece yol gösterici... |
Re: sıradan insan mucizeleri...
dolfen, *bir aklı evvel senin yazdıklarını okur' kuran marketinden' bununda cevabını verirse şaşırma!!!!!!
|
Re: sıradan insan mucizeleri...
özgür beyin haklısın süper markette yelpaze geniş.. ne ararsan var....
|
evren nasıl oluştu? tanrılar evrene nasıl doluştu?
evren zamanımızdan 13 milyar 700 milyon yıl kadar önce bir büyük patlama ile oluşmaya başladı.
_ yok ya! yanında mıydın? _ en büyügünden en küçügüne ipuçları bunu gösteriyor. Anstronomi alanında, 1950 li yıllardaki buluşlara göre evren edwin hubble nin ortaya çıkardıgı 'hubble yasası' uyarınca şişiyorsa ve bunu destekleyen albert enistein'in *'genel görelilik kuramı' deklemi dogrultusunda bir meçhule dogru gidiyorsa bundan ne çıkar? civciv çıkmaz heralde. Bundan ve bu kanıtı destekleyen 'ardalan ışınımı' denen uzaydan gelmekte olup bp sırası oluşmuş ama varlıgını sürdüregeldigi sanılan dalgalanan ve de yüksek enerji fizigi deneylerinden çıkan burgubilimsel sonuç, içinde yaşadıgımız evrenin düzeninin büyük patlama sonrası oluştugudur.... ÖDÜMÜ PATLATTIN BÜYÜK PATLAMA: 'Diyelim patladı; kim patlattı sen onu söye' diyenler çıkabilir. biz de onlara derizki: bir balonun illede birilerini korkutmak amacı ile biri tarafından patlatılmasımı gerekir? Çok ısınması ya da canının çok sıkılması nedeni ile balon kendiliginden patlayamaz mı? ve ekleriz. onu patlatan nedeni şimdilik bilmiyoruz.Belki hiç bir zaman bilemeyecegiz.ama sonucunu biliyoruz.adam kanlar içinde yerde yatıyor.besbelli tabancayla vurulmuş.vuranı bilmiyoruz diye adamın öldürülmediginimi söylüyecegiz? Degilmiki sonucu, evrendeki cisimlerin birbirinden uzaklaştıgını biliyoruz; hatta uzaklaşma hızlarını hesaplıyabiliyoruz.daha ne istiyorsunuz? Söz konusu cisimlerin yakın geçmişte birbirlerine bugünkünden daha yakın, çok uzak geçmişte ise birbirlerine degecek kadar yakın olmaları olası. açıklanan kanıtlar bunun, olasılıgın biraz ötesinde oldugunu gösteriyor.Siz kimin patlattıgını (bugün için bilemeyeceginiz soruları) bırakında, patlamadan sonra neler oldu (bilebildigimiz soruları) sorun. Burgubilime göre patlamadan hemen sonra tanrı 'ay ödümü patlattın' demiş olamaz. Ya ne olabilir? |
Re: evren nasıl oluştu? tanrılar evrene nasıl doluştu?
patlamadan hemen sonrası bilmiyorum da, canlıların oluşum sürecini düşünürsek, "peki evreni kim patlattı" sorusunu soranların öne sürdüğü gibi hiç de öyle, bir anda, hepsi birden "pıt" diye yaratılmadı. ehueeuhe.
Saygılar. |
long ve hicle
long isveç alplerinden, ekmek parası kazanmak için uzun yollara çıkan bir kamyon şöfşrüdür.
o diyar senın bu dıyar benım dolaşır.Bir gün yolu Arabistana düşer.Orada *kamyonunun boşaltılmasını beklerken şeyh gaffarın dünyalar güzeli kızı Hicle'ye raslar.Long ve Hicle birbirlerine ilk görüşte aşık olurlar. Fakat kızının bir kefereyle (üstelik sünnetsiz)beraber olmasını hazmedemeyan şeyh Gaffar kızını cümle aleme ibret olsun diye adamlarına öldürtür.Uzun bir seferden dönen Long, sevgilisinin ölüm haberini duyunca yıkılır.Kamyonuna atlayıp Hicle ile aşk mabedi olan Arabistan çöllerine dogru sürer kamyonunu.Long kamyonunu çölün uçsuz bucaksız kumları üzerinde kilometrelerce sürdükten sonra bir kum fırtınasına yakalanır ve yaşamını yitirir. artık iki sevgili mahşerde buluşmuşlardır. bu acıklı aşk hikayesinden sonra Long'u tanıyan tanımayan bütün kamyoncular araçlarının arkasına long ve hicle yazarak bu aşkı ölümsüzleştirmişlerdir... |
Re: long ve hicle
pehhhhhh....:)
|
Re: long ve hicle
Sn. dolfen,
Acıklı hikayenizi duyunda aklıma SABİLE türküsü geldi. İstek olur ise söyleriz inşallah. Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın |
ACELE KAN ARANIYOR!!!
DANİMARKALI bilim adamları önemli bir buluşa imza attı...
a, b, ve ab grubu kanları labaratuvar ortamında o (sıfır) grubuna çevirmeyi başardı... o grubu tüm kan gruplarına nakledilebildiginden, artık hayati durumlarda kan arama derdide sona eriyor... |
Re: ACELE KAN ARANIYOR!!!
sevgili Dolfen
A,b,ab grubu kanlari *O grubuna cevirmeyi basardilar ama *pozitif olani negatife ceviremediler. Onun icin kan gruplari negatif olanlar yine *yine zorluk cekecekler maalesef. saygilar |
Re: ACELE KAN ARANIYOR!!!
dolfen bir de şu var, her ne kadar bizlere lise eğitiminde sıfır kan gurubu içinde antijen içermediği (a ya da b antijeni) için tüm kan gruplarına verilebilir dense de, uygulama da, bu en son seçenektir. yani kişiye (örneğin a grubuysa önce a grubu kan aranır, o bulunmazsa ve de hastanın durumu elzemse ancak o zaman sıfır grubu kan verilir) öncelikle kendi grubundan kan veirlmeye çalışılır. kısaca diğer gruplardaki kişilere sıfır grubu kan verildiği uygulamada pek kullanılmaz (ayrıca hiç duyulmamıştır sanırım kan aranırken a grubu kan aranıyor ama sıfır olanlar da gelsin diye).
|
the imam the dayak... cemamat jet imamı neden dövdü...
arkadaşlar *
http://www.damacana.org/2007/03/jet-imam.html bu adresde kastamonuda bir imamın dayak yemesi olayı var görüşlerinizi bakliyorum... |
Re: the imam the dayak... cemamat jet imamı neden dövdü.
http://www.damacana.org/2007/03/kopyac-imam.html
bu radada kopyacı bir imam var ezber yok dersine çalışamamış da.... |
havadan sudan sudan’dan...
Aziz Gültekin'in yazısı evrensel'den
Çevremizde gördüğümüz, tanıdığımız insanların bazıları, girdikleri yerin şeklini o kadar büyük bir hızla alırlar ki, bu konuda su bile onlar kadar likit davranamaz. Sudan daha cıvıktırlar. Bu türün uç örnekleri ise bir acayip olurlar. Bunlar, çırılçıplak suyun içinde saatlerce yüzdüklerinde bile, hiç ıslanmadan kupkuru bir şekilde suyun dışına çıkarlar. Çünkü bu tür arkadaşlar suyun içinde, suyun ıslatma hızından çok daha hızlı hareket ederler. Artık nasıl oluyorsa işte. Su ve diğer sıvılar girdikleri kabın şeklini kolaylıkla alırlar. Suyun bu özeliğinden dolayı insanlar da benzer şekilde davranırlar, çünkü insan vücudunun yaklaşık %75’i sudan oluşur. Bilim adamaları ve filim adamlarına(sinemacılar) göre insanın bu yeteneği yakın bir gelecekte ortadan kalkabilirmiş. Çünkü küresel ısınmadan dolayı yeryüzündeki su miktarı azalıyor. Ama bütün sular aynı değildir. Yani girdiği yerin şeklini her zaman almayan sular da vardır. Yerine göre, bazen alırlar bazen de almazlar. Sözgelimi içine girdiği bardağın şeklini kolaylıkla alır. Ama diğer taraftan Fırat nehri yıllardır Suriye topraklarına girer ancak daha bir gün bile Suriye haritasının şeklini aldığı görülmemiştir. Gerçi Suriye haritasının şeklini almak öyle iki hidrojen bir oksijenle olacak şey değil ama az da olsa kural ihlali var bence. Sudan Cumhuriyeti’nin bu yazıyla ilgili tek ortak noktası, söz konusu ülkenin sudan oluşması değil, “sudan” yazılmış olmasıdır. Suyla ilgili aklıma takılan bir diğer sorun da, kaldırma kuvvetinin her yerde olmamasıdır. Su bulunduğu her yeri kaldırıyorsa, tartılmadan önce birkaç litre su içersek, içtiğimiz suyun kaldırma kuvveti sayesinde birkaç kilo daha hafif olmamız gerekmez mi? Aynı şekilde, ülkemizin denizlerle çevrili üç tarafının diğer yerlerine göre daha yüksek olması gerekir. Hâlbuki Doğu Anadolu Bölgesi daha yüksektedir. Yoksa suyun, kıyıları kaldırmaya gücü mü yetmiyor. O kadar uzağa bile gitmeye gerek yok, herkesin kolayca anlayabileceği bir örnek olsun diye söylüyorum, Çankaya Köşkü Rize’den daha yüksektedir. Belki de bu sebepten dolayı Rize’den gelen bir insanın-vücudunun tamamı sudan oluşsa bile- Çankaya Köşkü’ne oturduğunda köşkün şeklini almasını bekleyemeyiz. Çünkü Rize ılıman bir iklime sahiptir, Ankara soğuktur. Dondurur. |
Re: havadan sudan sudan’dan...
Ne demis bu beyhude ya?
|
Re: camii, sinegog, kilise...
keşke atmasaydın.İçinde güzel öğütler vardı.
|
Türk aydını ölüsünü bile gömemez...
pazar günkü sabah gazetesinden alıntıdır...
Tartışmalı P'Enis Roman'ın yayımcısı Cem Mumcu, entelektüellere fena yüklendi: "Aydınlar ölülerini nasıl gömeceğini bilmeyen tek insan türü. Bunlar küçük kız çocuklarına sarkmaktan başka bir şey yapmıyor, ne zaman kitap okuyorlar anlamıyorum." ... 'Bankada 2000 dolarım bile yoktur' P'Enis Roman'ın yayıncısı Cem Mumcu, Enis Batur'la girdiği polemik sürecini ve Türk aydını üzerine düşüncelerini anlattı. Kendini kitap delisi olarak gören Mumcu 'salak gibi gidip bir yayınevi açtığı için' zar zor geçindiğini söylüyor. - Edebiyat tarihindeki örnekleri bir yana, bu kitabın yazarının ortaya konmamış olması bir pazarlama stratejisi mi? - Hiç alakası yok. Yazar bu kitabı bize başvurup dosyasını gönderdiğinde benimle bile tanışmayacağını, resim vermek istemediğini söylemişti. Ben de kitabın içeriğini gördüğümde ona hak verdim. - Neden hak verdiniz? - E çünkü kitap 32,6 cm. penisi olan bir adamın otobiyografisi gibi kurgulanmış bir roman. Kabul edin ki ben o adamla tanışacağım zaman, ki sonradan hakikaten tanıştım, kendisine telefonda dedim ki, "İlk bakacağım yer gene de, özür dileyerek, orası olacaktır." Adam yolda yürüyemez yani. Aklıma ne Enis Batur geldi, ne de başka kimse. Adı P'Enis Roman'dı, o kadar. Kitabı değerli buldum. Hem ağır bir okumaya, hem de light bir okumaya çok yakışıyor. Adamı çok iyi anladım. "Benimle tanışmak zorunda da değilsiniz, ama bir gün savcılık sizi bana sorabilir, bunu nasıl halledeceğiz?" dedim. Ama sonra bir şekilde benimle tanışmayı kabul etti. - Sizi şöhret budalası ya da popüler isimlerle arkadaşlık kurup işini oradan götüren biri gibi tanımlayan çok insan var. Ekşi sözlükte de 'para delisi psikoloji vakası' diye geçiyorsunuz... - Bunlar söylenmez ayıptır ama, benim bankada şu anda hazırda 2000 dolarım yoktur. Bu kadardır benim bütün çapım. Evim yoktur. Kirasız hiçbir yerim yoktur. Ne söylüyorsunuz ya? Bu kadar anlamadan neye bakıyorsunuz? - Enis Batur'un bu polemikte kullandığı bazı güçlü kelimeler ilgimi çekti. Haysiyet, paçavra gibi... - Güçlü ama içi dolu değil. Bir kere kitabı okumadığı çok açık. Çünkü kitap asla paçavra değil. Eğer onu paçavra gibi buluyorsa bir edebi eseri okuma konusunda karşısına çıkıp konuşabilirim. "Değerlendiremiyor," derim o zaman. Benim haysiyetimle ilgili herhangi bir sorun olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü ben Enis Batur'un da yayıncılığını yaptım. İki tane kitabını yayımladım. Benim haysiyetime, hatta avukatımın görüşüne göre işi Hipokrat yeminine kadar götürmesi davalık bir konu. Yani resmi olarak ben onu dava edebilirim. Ama artık uzatmayalım bu saçmalığı. Zeki Coşkun benim arkadaşım, ama yazdığı son derece komik. Haydar Ergülen diye tırnak içinde bir şair var, ben onun 'şiör' yazdığını düşünüyorum. Korkunç bir yazı yazmış. Ağabeycim bir telefon aç, sor. Ne yapıyorsun? Yeni Şafak'tan birisi benim özel hastanem olduğunu iddia etmiş. Ben önümüzdeki ayın ev kirasını güçlükle ödeyen bir adamım. Ben biblioman (kitap delisi) bir babanın, biblioman bir oğlu olarak yazmak, okumak ve kitaptan başka hiçbir derdi olmadığı için, salak gibi gidip bir yayınevi açan ve korkunç miktarlarda kendi ekmeğimden, elbise paramdan oraya yatırarak gayet de zor yaşayan biriyim. Birdenbire kapitalist oldum, ulan hiç değilim. - Bir türlü yaranamıyor musunuz? - Şu anda dünya algı üzerine kurulu. Gerçeklik diye bir şey yok. Üzerine makyaj yaptırdığın müddetçe, silikon yaptırdığın sürece güzel bir nesnesin, ama yatakta çok kötüsün. Üzerine entelektüellik cilası vurup, bir de hiç okumuyorsun. Bunlar var ya her gece rakı içiyorlar, yerlerini de söyleyeyim sana ve her gece birbirlerinin yanındaki karılara sarkarak yapıyorlar bunu. Bunlar ne zaman kitap okuyor ya? 40 yılda bir gittiğimiz yerlerde hep onları görüyoruz. Bu ülkede kitap eleştirisi yapan ve edebiyatla uğraştığını düşünen birçoğunun küçük kızlara sarkmaktan başka yaptığı şey yok. Yaptıkları iş budur. Ben bu ülkede Le Monde Diplomatique'i çıkardım da ne oldu? Tam sizin istediğiniz şey değil mi, bir övgü aldım mı? Yok. - Bu kadar etki tepkiye 'entelejansiyadan' uzaklaşmış durmuyorsunuz. - Ben sadece okuma delisiyim. 31 çeker gibi kitap okuyan, 31 çeker gibi yazan bir adam. Ben bundan haz duyuyorum. |
Haçsız sefer...
bakın neler oluyor...
Papa 16'ncı Benedict, Türkiye'ye ayak basarken ve Anıtkabir'e çıkarken haçını sakladı, İslam'la barışma mesajları verdi.. Haç palto altında... Katoliklerin ruhani lideri Papa, Türkiye ziyaretine verdiği önemi ilk adımda gösterdi. Önceki Papa'nın tersine Benedict, haçını paltonun altından çıkarmadı. Papa, Erdoğan'la görüşmesinde İslam'dan çok olumlu ifadelerle söz etti. |
'Sıradan insanlar hacı olur, Papalar değil'
Katolik Cemaati'nin Ruhani Lideri Papa 16. Benedict, dün Meryemana Evi'nde dua edip ayin yönetti. Üçüncü kez bir Papa Meryemana'da ayin yönetirken, Katolik inancında hacı mertebesi bulunmadığı için 16. Benedict sadece Meryemana Evi'ni ziyaret etmekle yetindi. Araştırmacı yazar Aytunç Altındal Papalar'ın hacı olmayacağını belirterek "İnanışa göre Papa'yı Tanrı seçiyor. Tanrının seçtiği adam hacı olabilir mi? Hacılık sıradan insanlar için" diyor...
|
Zahar: Kuran İsrail'i tanımayı yasaklıyor ...
Eski Filistinli Dışişleri Bakanı Hamaslı Mahmud El Zahar'dan tartışma yaratacak açıklama... Hamas bağlantılı bir internet sitesine konuşan El Zahar, İsrail'i tanımanın Kur'an ile çeliştiğini söyledi. El Zahar bu görüşünü Kuran-ın hangi ayet ya da suresine dayandırdığını söylemedi. İsrail, radyo ve gazeteleri El Zahar'ın açıklamasını dinleyici ve okuyucularına duyurdu. İsrail'de yayımlanan Jerusalem Post gazetesi, "El Zahar, Hamas'ın asla İsrail'i tanımayacağını bunun inançlarına aykırı olduğunu söyledi. Ayrıca El Fetih, Hamas'ı ortadan kaldırmak için özel bir ordu hazırladığını, bu ordunun da birçok farklı Ortadoğu ülkesinde eğitildiğini söyledi" diye yazdı. Gazete, Hamas'ın Filistin'in tüm topraklarının Müslüman olduğu düşüncesinden vazgeçmediğini de belirtti. Filistin Başbakanı Haniye, bir hafta önce kabul edilen güvenlik planının Filistinli grupları etkilemediğini, onların silahlarına el konulmayacağını söyledi. ..
|
kedilerin forum siteleri olursa...
kedilerin forum siteleri olursa
Program Download Program Download Fare yakalama Yöntemleri - Harika bir program indirmek için tıkla! Ağaca tırmanmanın yöntemlerini anlatan bir program Tırmalama teknikleri - Her kedinin ihtiyaç duyduğu bir program 9 can hakkiniz bitmek üzeremi? Üzülmeyin bu programla anadan doğmuş gibi tekrar 9 cana sahip oluyorsunuz Forum Anket En sevdiğiniz fare türü Süt mü? Fare mi? Sizce köpeklerden arkadaş olur mu? GeyiQ Köpekden kaçarken ağaca tırmandığınız oldu mu? Herkes paylaşsın. Hala 9 canlı mısınız? En son ne zaman fare yakaladın? Kimler sahibini tırmaladı? Duyuru & İlan Büyük bir köşke 5 tane kedi alınacaktır. İlgilenenlere duyurulur! Yakaladığım fareyi düşürdüm hükümsüzdür! Peynir fabrikasına 20 kedi alınacaktır. Gruplar Genç kediler buraya! Hiç fare yakalayamayanlar buraya! Sokak kedileri buraya! Sağlık Güzellik Fare yedikten sonra mutlaka dişlerinizi fırçalayın! Süt sağlığa yararlıdır. Günde en az bir tabak süt için! Balıkları kılçıklarıyla yemek ömrü uzatır! Er Meydanı Bir köpekle kavga edebilirim! Kötü Kedi Şerafettin’in başarıları Komik Yazılar Kedi ve köpek arasında yaşanan ilginç diyaloglar Kedi ve Fare arasında yaşanan komik diyaloglar Balık yerken kilçığı boğazımda kaldı! Çok komik! Mutlaka okuyun... Sahibinden dayak yiyen kedi! Full komedi... Fare avlarken köpeğe avlanan kedi |
21 yıl önce bugün meydana gelen nükleer santral patlamas
21 yıl önce bugün meydana gelen nükleer santral patlaması, yıllarca sürecek tahribatlara yol açtı ...
1986 yılında Çernobil’de meydana gelen nükleer facia, ardından günümüze kadar uzanan bir yıkım bıraktı. Yaşanan facianın ardından binlerce insan ölürken 21 yıl sonra bile insanlık bedel ödemeye devam ediyor. Hâlâ öldürücü etkileri süren Çernobil 21 yıl sonra bile insanlığı adeta “nükleer santrallardan uzak dur” diyerek uyarıyor. Facianın ardından ABD başta olmak üzere ‘gelişmiş ülkeler’ nükleer santrallarından kurtulmaya çalışırken, Türkiye ise bu ülkelerin nükleer atıklarına ve santrallara talip oluyor. 1986 yılının 26 Nisan günü, saat 01.24’te Çernobil Nükleer Santralı’nın 4 numaralı reaktöründe meydana gelen patlama ‘yüzyılın felaketi’ne dönüştü. Milyonların kaderini değiştiren patlama sonucu, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının 200 katı kadar radyoaktif madde atmosfere salındı. Çernobil’den kaynaklanan radyoaktif serpinti 160 bin kilometrekare toprağı kirletti. Kaza sonrasında nükleer santralların kurucuları olan ülkeler yeni santral yapmaktan vazgeçip, çalışır durumda olanları da kapatmaya uğraşırken, Türkiye hâlâ Çernobil’in uyarılarına kulak tıkıyor. Almanya, nükleer santrallarını 2017’ye kadar kapatma kararı aldığını, ABD ise 1978’den beri nükleer santral siparişi almadığını açıkladı. Bilim insanları enerji sorununun çözümünün yenilenebilir enerji kaynaklarından geçtiğini belirterek, bin megawatt’lık rüzgar enerjisinin bir milyar dolara mal olduğunu, bin megawatt’lık nükleer enerjinin ilk yatırımı için bile 3 milyar Avro’ya ihtiyaç olduğunu belirterek, nükleer santrallarda ısrarın anlamsız olduğunu belirtiyorlar. Bilim insanları ‘gelişmiş ülkelerin’ kapattıkları nükleer santralları ve nükleer atıklarını Türkiye gibi ülkelere satmak için bu tip ülkelerde nükleer santral kurulumunu teşvik ettiklerine dikkat çekiyorlar. Kanserden 93 bin ölü Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) ve Dünya Sağlık Örgütü kaza sonucu 4 bin kişinin öldüğünü belirtiyor. Çevre örgütlerinin verdiği sayılar ise, Çernobil felaketi sonrası sadece kanser nedeniyle ölenlerin sayısının 93 bin civarında olduğunu gösteriyor. Beyaz Rusya Ulusal Bilimler Akademisi’nin araştırmasına dayanan raporlarda, 2 milyar insanı etkileyen felaket yüzünden 270 bin kişinin kansere yakalanabileceğine dikkat çekiliyor. Veriler arasındaki farkın nedeninin özellikle UAEK’nin ‘nükleer enerjiyi aklama çabaları’yla bağlantılı olduğu belirtiliyor. Karadeniz kanserle boğuşuyor Türkiye, hâlâ facianın ‘hasır altı edilmiş’ etkilerini yaşıyor ve tartışıyor. Dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral’ın, televizyonda canlı yayında çay içerek “biraz radyasyon iyidir” sözleri hâlâ akıllarda. Dönemin Başbakanı Turgut Özal “radyoaktif çay daha lezzetlidir” diyerek basına poz verirken, dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise “radyasyon kemiklere yararlıdır” diyordu. Ama Doğu Karadeniz başta olmak üzere Karadeniz’de kanser vakalarında yaşanan hızlı artış, bu sözlerin gerçeği yansıtmadığını ortaya koydu. 1990-2000 yılları arasında kanser vakalarında yüzde 50 artış yaşandı. 1990 yılında Trabzon’da 90 kanser hastası varken, bu sayı 2000’de 720 oldu. Ordu’da 1990’da 50 kanser hastasının sayısı 2000 yılında 2 bin 167’ye ulaştı. Giresun’da 2000 yılında 2 bin 168 kanser vakası tespit edildi. Son sekiz yılda erkeklerde akciğer kanseri, kadınlarda da meme kanserinde artış gözlendi Toroslar nükleer çöplük olacak Nükleer santral atıklarının depolanacağı yer olarak Toros Dağları gösteriliyor. Oysa dünyada sürekli depolamanın nasıl yapılacağına dair bir görüş birliği yok. Amerika nükleer atıklarını santrallarının yanındaki soğutma havuzlarında halen bekletiyor. Sürekli atık deposu için fikir birliğine varamadıkları için bu konu 2010 yılına ertelendi. Sürekli depoların başka bir ülkede toplanması konuşuluyor. Türkiye kendi nükleer atıkları olduğu gibi başka ülkelerin atık deposu olma tehdidi altında bulunuyor. Avrupa’da 12 bin ton nükleer atık toprak altında bulunuyor. Ve bu rakama her yıl bin 730 ton yeni atık ekleniyor. Son verilere göre Avrupa’da halen 145 nükleer santral faaliyet gösteriyor. (İstanbul/EVRENSEL) -------------------------------------------------------------------------------- 100 bin yıl sonra bile etkili Nükleer atık içinde bulunan 239 plütonyum izotopu 24 bin yıl beklese bile ışımaya devam ediyor. Bazı ağır metallerin ışıma etkisi ise yüzbinlerce yıl geçse bile yalnızca yüzde 4-5 oranında azalıyor. Bu yüzden atıklar yeraltında depolandıktan sonra en az 300 yıl boyunca sızıntılara karşı denetlenmek zorunda. 30-35 yıl kontrol altında 60 santimetrelik beton ve çelikten oluşan duvarlarıyla her türlü deprem, sel ve yangına karşı dayanacak şekilde inşa edilen depolarda tutulan radyoaktif atıklar daha sonra toprağa gömülüyor. Bunun için eski ve kurumuş maden ocakları kullanılıyor. Bu yeraltı depolarının derinlikleri ise 200-900 metre arasında değişiyor. |
Re: 21 yıl önce bugün meydana gelen nükleer santral patl
Baz istasyonuna karşı toplantı
Antalya, Meydan Kavağı’nda yaşayan bölge sakinleri ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şubesi baz istasyonlarına karşı bir araya gelerek toplantı yaptı. Antalya, Meydan Kavağı’nda yaşayan bölge sakinleri ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şubesi baz istasyonlarına karşı bir araya gelerek toplantı yaptı. Toplantıda bölgede evlere çok yakın; bazısına sıfır, bazılarına 13 metre yakınlıkta onlarca apartman ve evin arasına baz istasyonu kurulmak istenmesine karşı yapılan çalışmalar ve gelişmeler değerlendirildi. Baz istasyonu kurulacak yerde çocukların oyun oynadığını, alana çok yakın yerde çocuk parkı olduğunu, bu bölgeden çocukların okula gidip gelmekte olduğunu ve yaşam alanlarının tam ortasında bir baz istasyonu kurulduğunu belirten bölge sakinleri durumdan çok rahatsız olduklarını belirttiler. Bölgelerinde yeni istasyon kurulmasını istemedikleri, kurulmuş olan önceki istasyonun da kaldırılmasını istediklerini belirten mahalleliler, bu konuda sonuç alıncaya kadar da çalışacaklarını ifade ettiler. Bölge sakinleri ayrıca dava açacaklarını da belirttiler. Konu ile ilgili olarak Antalya Barosu’na, EMO’ya ziyarette bölge sakinleri meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının desteğini almak istediklerini belirttiler. Son günlerde basında sıkça yer alan arı ölümleri haberlerini değerlendirirken “yapılan haberlerde baz istasyonlarından yayılan radyasyon ve dalgaların arıların yön bulmasına engel olduğu için öldükleri yer almaktadır. Arılara zarar veren istasyonlar bize de zarar verir, bunları yerleşim yerlerinin dışına kurmaları gerekir” diyen mahalleliler, “halkın sağlığı hiç dikkate alınmamış, kanunlar hep baz istasyonlarından yana” diyerek yakındılar. Baz istasyonlarının mahalle arasında görüntü kirliliği de yaptığını dile getiren Meydan Kavağı sakinleri sorunun çözümü için Muratpaşa Belediye Başkanı’na ziyarette bulunma kararı aldılar. Baz istasyonu kurulacak yerde akşamüzeri yapılan toplantıya büyük ilgi gösteren Mahalle sakinleri toplantının ardından mahalleli kadınların birlikte hazırladıkları kısırı yine birlikte yiyerek ortak mücadeleye devam kararı aldılar. |
Erdoğan'dan sahabe davranışı!...
Erdoğan'dan sahabe davranışı!
Şu sıralar AKP'nin tepelerinden ya da Başbakan Tayyip Erdoğan'la Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yakın çevresinden kulağıma ilginç bir tartışma konusu çarptı. Şu soruda özetlenebilir: Erdoğan, Abdullah Gül'e Çankaya Köşkü'nün kapısını açarken asıl fedakârlığı kim yaptı? Erdoğan mı, Gül mü? Kimine göre fedakârlık, başbakanlıktan vazgeçen Gül'e aitti. Kimine göre de cumhurbaşkanlığından vazgeçerek asıl fedakârlığa Erdoğan katlandı. Böyle düşünenlerden biri dün şöyle dedi: "Tayyip Erdoğan'ınki tam bir sahabe davranışıdır." İlk kez duyuyordum. Anlamını sordum. Yanıt şöyle geldi: "Hazreti Muhammed'in en yakın çevresindeki arkadaş halkasına sahabe denir. Sahabe davranışı ise insanın kardeşini kendisine tercih edecek derecede bir fedakârlıkta bulunmasıdır. Tayyip Erdoğan'ın Çankaya'yı Abdullah Gül'e bırakmış olması böyle de tarif edilebilir." "Peki, bu noktaya nasıl geldi?" "Tamamen dahili nedenlerle... Erdoğan, eğer 14 Nisan'ı ciddiye falan almış olsa, o zaman kesin çıkardı Çankaya'ya... Ama Erdoğan daha çok parti içindeki dengelere baktı. Milletvekilleriyle halkın ve de seçmenin nabzını tuttu. Ayrıca Başbakan olarak koymuş olduğu hedefleri tamamlaması gerektiğini biliyordu. Daha partiyi kuralı altı yıl olmuş. Dört buçuk yıldır iktidardasın. Şimdi bunu bırakıp Çankaya'ya çıkmak çok egoistçe olurdu. İnsanlar sana güvenmiş, sen onları bırakıp gidiyorsun." "Yani daha yapılacak çok şey var anlayışı da mı Erdoğan'ın Gül tercihinde rol oynadı?" "Aynen öyle oldu. Şu da var. Bütün anketlerde Tayyip Erdoğan'ın popülaritesi en önde geliyor. Onun altında hükümet, onun da altında parti... İnsanlar partiden çok, Tayyip Erdoğan diyorlar." DEMİREL'DEN FARKLI Erdoğan'a yakın kaynak şöyle devam etti: "Türk siyasi hayatında Erdoğan'ın fedakârlığının örneği yok. Bakın Özal'la Demirel arkalarına bile bakmadan, partilerini bırakıp Çankaya'ya çıkmışlardı. Hatırlayın, onların partileri ANAP'la DYP o tarihlerde inişe geçmiş durumdaydı. Buna karşılık şimdi AKP ayakta ve çok iyi vaziyette. Erdoğan, partisini bırakmadı, Çankaya'ya çıkmadı. İşte bunun için, hele Özal ve Demirel'le mukayese edince, Erdoğan'ınki sahabe davranışı... Böyle bir duruşu herkes anlayamaz. Demirel'i düşünün. Daha bu yakınlarda 'Hiçbir fani Çankaya'ya hayır diyemez!' demeye getiriyor ve Erdoğan'ı ne kadar zaman önce cumhurbaşkanı ilan ediyordu Demirel... Ama olmadı. Tabii şu da var. Gül de vakti zamanında kendi oturduğu Başbakanlık koltuğunu Erdoğan'a anında bırakmıştı. Bu duruşlardaki yalnız siyasi değil, insani, ahlaki boyutların üstünde düşünmek de faydalı olabilir." GÜL ÖNCE İSTEMEDİ Gül'ün çevresine gelince... Bu çevredeki bazı kaynaklar da fedakârlığın yalnız Erdoğan'a ait olmadığını, Gül'le paylaşılması gerektiğine işaret ediyorlar. Bunda da gerçek payı var. Gül'ün gönlünde Çankaya'dan çok başbakanlık yatıyordu. Bunun için de Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasını istiyordu. Nitekim, son dakika görüşmelerinde Abdullah Gül önce cumhurbaşkanı olmak istemedi. Ama bunun üzerine Bülent Arınç faktörü su yüzüne çıkınca, Abdullah Gül kendi tercihini Çankaya'dan yana kullanmak durumunda kaldı. Kuliste bu noktaya dikkati çekenler, "İşte bu da Gül tarafından bir fedakârlık örneğidir" diyorlar. Şu sıralar AKP zirvesinde öne çıkan konular arasında iki tanesi de galiba öncelik taşıyor: 367 konusu... Erken seçim... AKP kurmayları 367'yi ciddiye alıyorlar. İşi Anayasa Mahkemesi'ne bırakmak istemiyorlar. ANAP'ın (20 milletvekili), bağımsızların (9), DYP'nin (4) yarınki ilk tur oylamada CHP'nin dümen suyundan gideceklerine ihtimal verilmiyor. En azından bu milletvekillerinin toplantıda hazır bulunarak (AKP'nin 354 milletvekiliyle birlikte) 367 ya da üzerinde bir sayıyla Çankaya turlarına başlanacağı inancı ağır basıyor. Ancak, dün akşam saatlerinde ANAP ve DYP genel başkanları Mumcu'yla Ağar'ın hükümete yaptıkları erken seçim çağrısıyla Çankaya yolunda 367 konusu yeni bir belirsizlik kazanmış durumda... ERKEN SEÇİM... Genel seçimlere gelince... Üç tarih var: 15 Temmuz, 1 Eylül, 4 Kasım. İlk ikisi erken seçim tarihleri. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in 15 Temmuz'da, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın 1 Eylül'de erken seçimden yana oldukları biliniyor. AKP'nin kurmayları arasında yer alan kimileri, seçim ne kadar erken olursa parti için o kadar iyi olur görüşünü taşıyorlar. Biri şöyle dedi: "Cumhurbaşkanı seçiminden hemen sonra, sıcağı sıcağına seçime gitmek lazım. Ak Parti bu sayede iki üç puan daha artırır oylarını... Cumhurbaşkanını da kendilerinden seçtiler havası, seçmen nezdinde bizi güçlendirir." Kısacası: Erken seçim ihtimali de var. Yazılar bir süre daha Ankara'dan... TEZİÇ'E SALDIRI YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç'e yönelik silahlı saldırı girişimini şiddetle kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. İslamda sahabe kime denir? Hz. Muhammed, İslam dinini yaymaya başladığı zaman ona inananlar, çevresinde toplandılar. Bunlara "Hz. Muhammed'in arkadaşları" anlamında sahabe denildi. Kimlerin sahabe sayılacağı konusunda farklı görüşler vardır. Bazıları Hz. Muhammed'i gören her Müslümanın sahabe olduğunu söyler. Bazıları da Sahabe olmak için bir süre Hz. Muhammed ile birlikte bulunmanın gerektiğini savunur. Genel görüşe göre Hz. Muhammed ile bir süre birlikte bulunan, onu gören her Müslüman sahabeden sayılır. Hadis bilgini Buharî de bu görüşü savunur. Dini hükümler konusunda Kuran'dan sonra en önemli delil olan "sünnet"ler Hz. Muhammed'in söylediklerini duyarak, yaptıklarını görerek anlatan sahabenin sözlerine dayanır. Kuran'da ve birçok hadiste sahabe övülür. Bu yüzden hadis araştırıcıları hadis nakli konusunda sahabeyi güvenilir kimseler (udul) sayar. (Meydan Larousse) |
"Türban takmaya mecbur kalır mıyım?" korkusu..
"Türban takmaya mecbur kalır mıyım?" korkusu
Düne kadar "türbanı savunan türbansız kadınlar", şimdi Çağlayan'a gitmek için randevularını iptal ediyorlar Daha 2 - 3 ay öncesine kadar türban konusunu kişisel özgürlüklerin ayrılmaz parçası sayan, gerek üniversitelerde gerekse kamu kurumlarında türbanın yasaklanmasına şiddetle itiraz eden kadın arkadaşlarımdan bir kısmı için Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı şok etkisi yarattı. Hem Başbakan'ın, hem TBMM Başkanı'nın, hem de Cumhurbaşkanı'nın eşlerinin türbanlı olduğu bir ülke, aniden onlara yabancı geliverdi. İlginçtir; son günlerde Cumhurbaşkanlığı için adları telaffuz edilen Nimet Çubukçu ya da eşlerinin başı açık olan Vecdi Gönül ve Beşir Atalay'ın adaylıkları açıklansaydı, eminim aynı kötümserliği hissetmeyeceklerdi. Yeni değerler sistemi Oysa eşlerinin başında türban olmuş ya da olmamış fark etmez, AKP 4.5 yıllık iktidarı sonunda nihayet ülke yönetiminde MUKTEDİR olma noktasına gelmiştir. Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde kuşkusuz yeni bir sayfa açılmaktadır. Bu yeni sayfada, İslami sermayenin yükselişiyle birlikte günlük hayata her geçen gün biraz daha damgasını vurmaya başlayan farklı bir değerler sistemi var. Türban da bunun simgesi. Ankara'daki 14 Nisan Cumhuriyet Mitingi'ne katılmayı aklının ucundan geçirmeyen bir kadının, 29 Nisan'da İstanbul Çağlayan'daki mitinge katılmak istemesinin, aniden idrakine varılan azınlık psikolojisi ve kuşatılma duygusundan başka izahı yok. Hanım okurlarımdan biri, dün ruh halini şu sözlerle dile getiriyordu: "Ben AB'ye de karşı değilim, IMF'ye de... Elimde bayrakla da yürümem. Ankara mitingine katılmayı hiç düşünmemiştim. Ama Çağlayan'a gitmek istiyorum. Kendimi geri zekâlı gibi hissediyorum. Birden bütün Türkiye türbanlı oluyor hissine kapıldım. Eskiden isteyen takar, isteyen takmaz diyordum. Şimdi, bir zaman sonra ben de türban takmaya mecbur kalır mıyım endişesine kapıldım." Toplumun nabzını tutma iddiasındaki Başbakan Erdoğan'ın, Ankara mitingini "bindirilmiş kıtalar" diye küçümseyeceğine, kadınların ve gençlerin Ankara'ya niye koştuğunu ve İstanbul mitingine neden koşacağını sağduyuyla değerlendirmesinde yarar var. Erkekler izleyici Serdar Turgut'un dün Akşam'da yazdığı gibi Türkiye'de siyasi tartışmanın söylemini, sanki kadınlar belirliyor. En can alıcı tartışma, türbanlı kadınlar ile türbansız kadınlar arasında yaşanıyor. Türbanın yanında olanlar da kadınlar, türbana karşı olanlar da kadınlar. 2 taraf da hayli sert, tavizsiz tavırlar alabiliyor. Türbandan yana olan kadınlar bunu şahsi tercihleri, dolayısıyla da özgürlüklerinin bir parçası olarak görüyor. Karşı olanlar da türbansız olmalarını aynı şekilde görüyor. İşi daha da karmaşık yapan şey ise iki tarafın da haklı olması. Başbakan ve TBMM Başkanı'nın ardından Cumhurbaşkanı'nın eşinin de türbanlı olacağı gerçeğiyle yüzleşmek, "türbanı savunan türbansız kadınlar" kümesinde parçalanmalara yol açtı. Düne kadar "İsteyen başını kapar, isteyen bikiniyle dolaşır" diyorlardı, şimdi Çağlayan mitingine katılmak için randevularını iptal ediyorlar. Pekiyi ya erkekler? Bu tartışmada erkekler, daha çok izleyici. |
Re: dunya dinleri ve iksir... VAY ANAM BAŞLIGA GEL!!!!
İksir
Vikipedi, özgür ansiklopedi John William Waterhouse'ın Tristan ve Isolde'yi iksir paylaşırken gösteren resmiİksirler yenileyici ve şifa verici olduğu inanılan içkilerdir. Bu terim ilk önceden simyagerler tarafından (aynı zamanda felsefe taşı olarak bilinen) basit metalleri altına dönüştüren, hastalıkları tedavi eden ve yaşamı uzatan maddeyi tanımlamak için kullanılırdı. Simyagerler her ne kadar bu kelimeyi türetmişlerse de, böyle bir madde konusundaki inanç simyadan önce de vardı ve sürekli olarak mitoloji ve din tarihinde rastlanır. Konu başlıkları [gizle] 1 Kelimenin Kökeni 2 Özelliği ve Önemi 3 Yaşam Suları 4 İlkel Kavim ve Kadim Dinler 5 Dünya Dinleri ve İksir 6 Simya ve İksir 7 İlgili İç Bağlantılar 8 Kaynakça |
abdullah’ın içindeki velet...
abdullah’ın içindeki velet
Kulislerde Tayyip Erdoğan’ın Kumkapılı Balıkçıların sözüyle hareket ettiği şeklinde yorumlar yapılıyor. Kulislerde Tayyip Erdoğan’ın Kumkapılı Balıkçıların sözüyle hareket ettiği şeklinde yorumlar yapılıyor. “Sen olma abi, başkası olsun cumhurbaşkanı” dediler. Tayyip de onların sözünü dinleyerek Abdullah’ı cumhurbaşkanı atadı. Bu konuları konuşmak için Kumkapı’ya gittik ve Kumkapılı Balıkçılara Abdullah’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını sorduk… Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü seçti, bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bu seçim bilinçli bir tercih. Yani özellikle 23 Nisan Çocuk Bayramının sonrası olan 24 Nisan’a denk gelmesi… Çünkü 23 Nisan’da o makama oturan çocuk, o bir günlük yönetiminde okkadar güzel bir yönetim sergiledi ki, yani o kadar olur… Bana göre Tayyip abi de bu kararı bizim sözümüzle değil de, o gün oraya oturan çocuğu izledikten sonra verdi. Evet, dedi, bu koltuğa oturan insan, biraz da çocuk ruhlu, biraz da sevecen bir insan olmalı. Yani içindeki çocuğu öldürmemiş cinsten bir insan olmalıydı… Tayyip abi düşündü, taşındı. Kabinede kim vardı bu şekilde içindeki çocuğu öldürmemiş cinsten bir insan? Var mıydı ki böyle bir insan? Evet, vardı. Peki kimdi bu içindeki çocuğu yaşatan kişilik? Yo yo yo! Bu, Vecdi Gönül değildi. Onun içindeki çocuk, Allah rahmet eylesin, yıllar önce hakkın rahmetine kavuşmuştu. Evet, tek bir seçenek kalıyordu geriye: Abdullah Gül! Son derece isabetli bir tercih. Tayyip abiyi kutluyorum. Nihat Balıkçıl Bana göre Cumhurbaşkanlığı seçme ve seçilme yaşı, seçme ve seçilme yaşları arasında en önemli seçme ve seçilme yaşıdır. Çünkü olgun bir insan olmalıdır seçme ve seçilme yaşı. Olgun bir insan olmalıdır cumhurbaşkanı. Tayyip’in bu kararı vermesinde benim kendi adıma kilit bir önemim olduğu kanısını taşıyorum içimde. Kalabalığın arasında yaklaştım, kulağına eğilip “Ne düşünüyorsun be abi, Abdullah’tan iyisini mi bulacaksın” diye fısıldadım. Tayyip abi diğerlerine çaktırmadan göz kırptı ve “Tamamdır Salih, mesajı aldım” dedi bana gözleriyle. Ertesi gün haberi aldığımda hiç şaşırmadım, Tayyip abinin benim sözümden çıkmayacağını biliyordum. Abdullah abi gerçek anlamda cumhurbaşkanı seçildiği gün Boğazdan uskumru akını bekliyoruz. Yakaladığım uskumrularla buğlama yapıp Çankaya’nın yolunu tutacağım. Abdullah abi içki içen bir insan olsaydı yanımda rakı da götürürdüm. Ama olsun Beşiktaşlı olduğu gerçeğini de unutmamak gerekiyor. Bu üçtür böyle oluyor. Hayırlısı olsun diyorum. Salih Misina Kumkapılı balıkçılara yorumları için teşekkür ediyoruz… M. Öner |
Re: 21 yıl önce bugün meydana gelen nükleer santral patl
Nükleere karşı eylem günü
Çernobil Nükleer Santralı’nda yaşanan kazanın 21. yılında nükleer enerji karşıtları sokaklardaydı Çernobil Nükleer Santralı’nda yaşanan ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu onlarca ülkede izleri hâlâ silinemeyen kazanın 21. yılında nükleer enerji karşıtları sokaklardaydı. Tüyap İzmir Kitap Fuarı’nın önünde toplanan üzerlerine ‘Hayata evet, nükleere hayır” yazılı önlükler giyen Kaçkar Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri adına konuşan Dernek yöneticisi Doç. Dr. Metin Erten, “Biz dünyanın hiçbir yerinde nükleer santral istemiyoruz. Karadeniz’in nükleer çöplük olmasına karşı çıkıyoruz” dedi. Dernek üyeleri eylemin ardından tulum eşliğinde horon tepti. Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan Nükleer Karşıtı Platform üyeleri ise havaya siyah balonlar bırakarak etkileri kuşaktan kuşağa katlanarak artan 21 yıl önceki kazanın ardından gerekli önlemlerin alınmadığını belirttiler. Eylemde konuşan NKP sözcüsü Cumhuriyet Alparslan, enerji sektörünün sermaye için kârlı bir yatırım alanına dönüştürüldüğünü kaydetti. Enerji politikası değişmeli Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen İstanbul’daki Nükleer Karşıtı Platform üyeleri de Türkiye’nin enerji politikasını protesto etti. Burada platform adına açıklama yapan Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Erol Celepsoy, Türkiye’nin enerji politikasının yanlış olduğunu belirterek, hükümetin enerji politikasını, halkın ihtiyaçlarını gözeterek yeniden yapılandırması gerektiğini söyledi. TMMOB’a bağlı Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ise yaptığı yazılı açıklamada, Çernobil kazasının meydana geldiği 26 Nisan’ın bütün dünyada ‘Anti Nükleer Günü’ olarak kabul edilmesi istenerek, “nükleerden yeni ölümler, yeni nükleer kazalar, yeni nükleer rüşvetler istemediğimizi bir kez daha söylüyoruz” denildi. |
hz. dolfen, hz. pante, hz.spartakus, hz.exclusive,hz.sodomo
arkadaşlar, degerli hz. ler madem bu saygı ifadesiydi neden kullanmayalım ki. site için bi degişiklik olur fenamı...
bu haftayı saygı haftası ilan ettim. hz. dolfen... |
deniz, kum, güneş, bir de seçim...
AKP'nin cumhurbaşkanlığı adayı Abdullah Gül, meclisten gerekli oyu alamayıp, Anayasa mahkemesi de kararı reddedince, meclis 458 oyla genel seçimin 22 Temmuz'da yapılmasına karar verdi. Fakat şu var ki, Temmuz ayında, halkımızın önemli bir kısmı tatilde oluyor. Kimi deniz kıyılarına vuruyor kendini, kimi memleketinde alıyor soluğu... Seçimlerin Temmuz ayına gelmesi pek de sık rastlanır bir durum değil. En azından bir boy montla gitmedik mi seçime, o seçime seçim demeyiz biz. Ilık bir rüzgar esecek, yapraklar uçuşacak sokaklarda ya da kar, fırtına, boran veyahut erik ağaçları çiçek aşmış olacak... En azından ben yıllardır, yazın seçim yapıldığını görmedim ve duymadım. 22 Temmuz'da yapıldığı vakit bu seçim, nasıl bir manzara çıkacak ortaya bir bakalım...
- Yapılması gereken ilk iş tatil beldelerinde, plajlara seçim sandıkları kurmak olacak. Çünkü kışın nüfusu 10 bin olan bir tatil beldesi, yazın 300 binlere, 500 binlere vuruyor. Seçimlerde oylarımızı nerede kullanıyoruz? Okullarda, hastanelerde, kamu kuruluşlarında... Böyle bir tatil beldesinde 2 hastane, 5 okul anca vardır. Peki onca insan nerede kullanacak oyunu? Tabi ki plajda! Her soyunma kabininin içine bir sandık yerleştirilecek! Seçimlerde normalde, seçim sandığının olduğu yere paravan kuruluyor ya... Artık o paravanlara gerek kalmayacak. Direkt soyunma kabinlerini kullanacağız... - Plajda oy kullandığımız alanlara şu türden uyarı levhalar asılacak: "Lütfen oy kullanmaya mayoyla gelmeyiniz!" "Tuzlu tuzlu oy kullanmak yasaktır! Lütfen oy kullanmadan önce duş alınız!" "Belde simit, ayakta paletle oy kullanmaya gelenler şu maddenin şu fıkrasına göre cezalandırılacaktır!" "Turistlerin oy kullanması yasaktır!" "Oy kullanmadan önce güneşte fazla kalmamanız yararınıza olacaktır!" - Plajlarda cankurtaran olarak görev yapan arkadaşlar 22 Temmuz günü, cankurtaranlığın yanısıra sandık görevlisi olarak da çalışacaklar. - Ve şu türten diyaloglar geçecek plajlarda: - Serdar abiye bakın, babannesini jetsky'ye pindirmiş! - Pindirecek tabi oğlum, kadın ta adadan nasıl gelsin tek başına... *** - Fevziye hadi kızım zaman doluyor! - Ay valla oy moy kullanamam ben şimdi Bilalcim... Su çok güzel şekerim sen de gelsene! *** - Tahir abi bak dipten kum çıkardım! - Oğlum başına bi iş gelecek, oyunu kullanamayacaksın bak! *** - Pardon! Şu deniz topunu iki dakikalığına tutar mısınız, ben oy kullanıp gelicem! - Tabii, ne demek... |
Üstü cami altı okul...
Ordu'nun Aybastı ilçesindeki bir köyde, uygun yer bulunamadığı için öğrenciler, tek derslikli bir okul haline getirilen caminin alt katında eğitim görüyor. Aybastı ilçesine bağlı 40 haneli Cındarlı köyünde oturan köylüler, köylerinde okul olmayınca caminin alt katını tek derslikli okul haline getirerek çocuklarının burada eğitim görmesini sağladılar.
Köyde bulunan çocukları başka köylere gönderemedikleri için çareyi caminin alt katını okul haline getirmekte bulduklarını belirten köylüler, mecburen böyle bir yöntem geliştirdiklerini söylediler. Köyde bulunan yaklaşık 35 öğrencinin, daha önce yakın köydeki bir okula taşımalı sistemle gittiğini, ancak yaşanan bazı olumsuzluklar nedeniyle bu uygulamadan vazgeçerek böyle bir girişimde bulunduklarını bildiren köy sakinleri, söz konusu mekanın, birleştirilmiş sınıf olarak düzenlendiğini bildirdiler. Şartlar zorlu Bir öğretmenin görev yaptığı Cındarlı Köyü İlköğretim Okulu'na devam eden öğrenciler de caminin altında bulunan küçük bir sınıfta ders görmelerinin kendileri için zor olduğunu söylediler. Öğrenciler, caminin avlusunu cemaatle birlikte kullandıklarını da ifade ederek “Ayrıca tek derslikli sınıf olduğu için bize ayrılan süre yetersiz oluyor. Bir an önce yeni okul yapılmasını istiyoruz” diye konuştular. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri de okulun dönem sonunda kapatılacağını ve öğrencilerin, yakın bir köyde yaptırılan okula taşımalı sistemle gönderileceğini söylediler. |
Arınç külliyatından yorumsuz seçmeler...
1) İNADINA ADAY OLDUM
2002'nin kasım ayında ANAP lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM Başkanlığı için Vecdi Gönül'ü desteklemesine rağmen adaylığını koyması konusunda: Eşlerinin başı kapalı olduğu için aday olamazlar diye yazıldı. Aday olamazmışım, çünkü eşim böyle.. Ben buna isyan ettiğimde, bu ayrımcılığı hiçbir zaman kabul etmediğim için, "İşte bunun için inadına aday oluyorum" dedim. İnadım, bu tavra karşıdır. Bu yanlış tavra karşıdır. (5 Ocak 2003, CNN-Türk ) 2) ŞEYİNİ ŞEY ETTİĞİMİN ŞEYİ... Bir gazetecinin ''23 Nisan'da resepsiyon var. Davetiyelerde sadece sizin adınız var. Bunun nedeni nedir?'' şeklindeki sorusunu yanıtlarken: "Şeyini şey ettiğimin şeyi... Nedeni nedir?" diye bunu bana tekrar niye soruyorsunuz? Yani ne öğrenmek istiyorsunuz? (14 Nisan 2004 basın toplantısı) Arınç, aynı gün ikinci bir açıklama yaparak, "bugün biraz da sinirli olarak verdiğim cevabın maksadını aşan bir üslup olduğunu kabul ediyorum. Bu açıdan üzüntümü belirtmek isterim" dedi. 3) LENİN'İ ÖLÜ GÖRMEK ÇOK GÜZEL Moskova ziyareti sırasında Kızıl Meydan'ı gezerken Lenin mozolesi önüne geldiğinde bir gazetecinin sorusu üzerine yaptığı espri: "Lenin'i ölü olarak görmek çok güzel..." Arınç, daha sonra gazetecilerden bu sözlerinin yayımlanmamasını rica etti. (5 Mayıs 2006) 4) GÜCE İHTİYACIM VAR, KEŞKEK YEMELİYİM Manisalılar Mesir ve Dayanışma Derneği yöneticilerinden her yıl sonbaharda yapılan keşkek gününün Nisan ayına alınmasını isterken: "Keşkek yedikten sonra Meclis Başkanı seçilmiştim. Nisan hayırlı bir ay, önemli bir ay. Bu nisanda da bu güce ihtiyacım olacak." (10 Şubat 2007) 5) TANDOĞAN MİTİNGİNE GİTMEDEN İYİ DÜŞÜNÜN "Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı'nın ev sahipliği yapmasında kanunen bir engel görmüyorum ama o kişi hakkında çok ciddi iddialar varken onun adına, onun çağrısıyla, onunla birlikte toplantıya katılmanın kamuoyunda nasıl karşılanacağının da iyi düşünülmesini tavsiye ediyorum." (12 Nisan 2007 tarihli basın toplantısından) 6) ÖZ CUMHURBAŞKANI DİNDAR OLUR "Rahmetli Özal'ın cenazesinde küçük kartona elle yazılmış bir pankart taşınmıştı. Tekbirler eşliğinde taşınan cenazenin arkasından tutulan o kartonda şöyle yazıyordu: "Sivil, dindar, demokrat Cumhurbaşkanı" Bu Özal'ın kendisiydi. Bu milletin özlediği cumhurbaşkanının tanımıydı. Baylar, Bayanlar son elli yılda yaşanan tartışmaların nedeni işte bu kartona yazılmış bu tanımdır. Sivil, dindar ve demokrat cumhurbaşkanı taraftarları ile onun tam tersi tanımların tartışması son elli yıldır hiç bitmedi. Bugün de tartışmanın adı budur. Meclis'imizin sivil, dindar, demokrat bir cumhurbaşkanı seçecek olmasına yine itiraz ediliyor. Bu tanım kim ne derse desin, Türk milletinin kendi öz Cumhurbaşkanı tanımıdır." (15 Nisan 2007, Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği ödül törenindeki konuşmadan) 7) ADAYLIK KONUSUNDA REZERVİMİ KORUYORUM "Daha önce de 'benim adaylığım şu tarihe kadar olur veya olmaz, bunu açıklamak için zamanı var, adaylığım ikinci planda' demiştim. Yarın veya öbür gün aday açıklandıktan sonra bu konudaki cevabımı size vereceğim. Ama bu, Türkiye'de bir tartışma meydana getirmeyecektir. Ben kendi rezervimi hâlâ muhafaza ediyorum, en azından tarih açısından." (23 Nisan resepsiyonunda yaptığı açıklamadan) 8) ARTIK ADAY DEĞİLİM Abdullah Gül'ün adaylığının açıklanmasından sonra: "Benim de bu sürecin başından bu yana adaylık sürecinin son saatine kadar aday olup olmayacağım konusunda bir açıklama yapacağımı söylemiştim. En son resepsiyon sırasında da bu açıklama rezervimi saklı tuttuğumu ifade etmiştim. Artık şu andan itibaren aday değilim ve aday olmayacağım." (24 Nisan 2007) 9) USTA PEHLİVAN 40. OYUNU KENDİSİNE SAKLAR Gül'ün adaylığının açıklanmasından sonra süreçte oynadığı rolü tarif ederken: "Eskiden yağlı güreşte de çok önemli oyunlar vardı. Çırak bütün örnekleri, güzel hareketleri öğrenir. Usta der ki, 'Sana her şeyi öğrettim.' O da kendisinin çok iyi yetiştiğini zanneder. Sıkılmadan der ki, 'Usta, hadi bir güreş tutalım.' Usta onun bütün oyunlarına karşılık verir, çırak biraz daha ileriye gider. Usta ona ders olsun diye en sona sakladığı bir oyunu oynar ve küt diye sırtını yere getirir. Bak der 'Sana 39 tanesini öğretmiştim, bir tanesini de bugüne saklamıştım. Haddini bil, küt sırtın yere geldi.' İsterseniz böyle de anlayabilirsiniz. Şeffaf bir siyasetçiyim, bunun 10 tane izah tarzı var, biri de bu olabilir." (26 Nisan 2007, basın toplantısı) 10) BUNLARIN HEPSİ UYDURMA Genelkurmay bildirisinin ardından oklar kendisine dönünce, sözcüsünün yaptığı yazılı açıklama: "Sayın Arınç, aday belirleme sürecinde, "Ya sen, ya ben, ya o" gibi bir pazarlık, veto ya da tehditte bulunmamıştır. Bunlar iftiradır. Görüşmeleri yalnız yaptık, üçüncü kişi şahit olmadı ki, gazetelerde bu kadar şey yazılmış olsun. Bunların hepsi yakıştırmadır, senaryodur, benzetmedir." (30 Nisan 2007) |
Re: Üstü cami altı okul...
ordunun okullarına harcanan paradan biraz da bu insanlara ayırmak lazım...
|
Re: Arınç külliyatından yorumsuz seçmeler...
3) LENİN'İ ÖLÜ GÖRMEK ÇOK GÜZEL
Moskova ziyareti sırasında Kızıl Meydan'ı gezerken Lenin mozolesi önüne geldiğinde bir gazetecinin sorusu üzerine yaptığı espri: "Lenin'i ölü olarak görmek çok güzel..." Arınç, daha sonra gazetecilerden bu sözlerinin yayımlanmamasını rica etti. (5 Mayıs 2006) bu adamın birde deniz gezmiş hakkında konuştukları vardı. deniz iyi çocukmuş, onu bir kızla kandırmışlar... sormak gerek bülent arınç bunları nereden biliyor? sormak lazım; acaba o zamanlar odtü'te karısı mı okuyordu? kız kardeşi mi okuyordu? annesi mi okuyordu? işte komünizm düşmanlarının kim olduğu ortada. harun yahya, bülent arınç, nurcu tayfa ve onların yalakları... |
Re: Üstü cami altı okul...
Kocaman camiyi diktirtmisler ama, o camiyi dikene gidip desinler, al minareni gotur burasi tamamen okul yaicaz, cemaatte yakin bir camide tasimali sistemle namaz kilsin
|
Re: Arınç külliyatından yorumsuz seçmeler...
lenin ... seni bülent
|
Oku bak ne diyor dünya güzeli Orhan Veli;...
İçkiyi Yasaklamaya Çalışanlara...
İçki yasaklanabilir, mahsuru yok ama rakı asla... Takunyalılar öyle zannedebilir amma aslında içki değildir rakı. Yurt sevgisidir örneğin. İki tek attın mı “ne olacak bu memleketin hali” demezsin aksi olsa... Tıp bazen çaresizdir, o ilaçtır. Gurbete bile iyi gelir... Kontörsüz muhabbettir. Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir. Botoks’tur bir nevi. en kaknemi bile bir başka görünür gözüne. Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır... İçilir, güzelleşilir... Herkesin gençlik hatası olabilir. Bira içersin. Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, Şarap içmeyi matah zannedersin. Amerikada tır şoförlerinin içtiği viskinin dublesine, Etiler’de tır parası ödersin. Ayrı. Ama kürkçü dükkanıdır. Döner gelirsin... Orhan Gencebay dır. Müslüm Gürses dir. Entel barlarda söylemeye utanırsın. Ama hepimiz biliriz ki ezbere bilirsin... Örgüttür. Ama bölücü değil birleştirici. Türkü de içer, Kürdü de, Lazı da... Sor bak Ermenisi de, Rumu da, Yahudisi de... AB’cidir. Çünkü rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrısı veresin gelir. Madem ki yasaklayacaksın rakıyı... Neden balık avlıyorsun o zaman? Şerbetle mi yiyeceksin çipurayı, levreği. Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin? İnek miyiz biz? Şakşukayı şarkı mı zannediyorsun sen? Yanlış şiir okuyorsun, hapse giriyorsun... Oku bak ne diyor dünya güzeli Orhan Veli; ŞİİR YAZIYORUM ŞİİR YAZIP ESKİLER ALIYORUM ESKİLER VERİP MUSİKİLER ALIYORUM BİR DE RAKI ŞİŞESİNDE BALIK OLSAM... |
Re: Oku bak ne diyor dünya güzeli Orhan Veli;...
Yahu Dolfen kardeşim, sabahın dördü ,uyku tutmadı. Kovanı olmayan arıdan, ne büyük bir lezzet çaldın ağzıma.
*Yok, lezzet sadece rakıda değil. Beni duygulandıran şiirdeki letafet *ve zerafet. * Bir gurbet kokusu sinmiş sanki içine, bir hüzün *buğulanmış sessizce, derince * Hayatın armonisi gizlenmiş usulca ve sessizce. Şiirin dizelerinde ruhumda bir dinginlik bir huzur yayıldı inceden. * *İnsanlığın renkleri bezeli için de. Huzur ve barış arayan insanlığın * Teşekkürler Dolfen riyasız ,yapmacıksız. Gerçekten ,içten teşekkürler. |
eger kader maçaysa ona elden çakıyorum...
Arkadaşlığın büyüsünü tadanlardanım
Dostluğun kavramını yaşayanlardanım Bir söz söyle bana taaa uzaklardan İçten olsun. Arkadaşça, dostça bir selam gönder bana Yürekten olsun. Atma içine üzüntülerini Tatma kederli saatleri Paylaş kardeşçe mutlu sevgileri Düşünme, Ardına bırak üzüntülerini Gel arkadaşım Birlikte atalım kederli düşünceleri Dünya değmez hiç bir üzüntüye Kapıl git yepyeni sevgilere İnandır dünyanın sevgi dolu olduğuna Evrende saygının var olduğuna Çocuk gibi, saf, temiz, tertemiz Yüreğinin bir köşesinde Yer var mı bana da? Canımı verirdim o yürek için. Arkadaşça, sevgiyle, dostça Bir selam gönder bana Ama ne olur yürekten olsun... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:37 . |