![]() |
Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana konusu daha önceden forumlarımızda işlendi. Bu başlıkta ele almak istediğim konu Mevlana'nın felsefesinin İslam'a uygun olup olmadığıdır.
Şüphesiz ki Mevlana bir müslüman idi. Ancak onun müslüman olması felsefesinin de İslam'a uygun olduğu sonucunu doğurmaz. Nasıl ki çevremizde müslüman olan ama yaşam tarzı ve söyledikleri-savundukları İslam'a uygun olmayan insanlar var ise Mevlana'nın da böyle bir durumda olma ihtimali vardır. Şimdi amacımız bu ihtimalin gerçek olup olmadığını araştırmak. Başta da belirttiğim gibi burada konumuz Mevlana'nın cinsel tercihleri veya sınıfsal konumu gibi yönleri değil İslam'ın özü ile (ayet ve hadisler) olan ilişkisidir. Bu nedenle konu dışına lütfen çıkmayınız. Başlıca şu konuları ele almanızı rica ediyorum: -Mevlana İslam'ın üstünde ve dinler ötesi midir? -Unesco gibi uluslararası ve ciddi bir örgüt neden 2007 yılını Mevlana Yılı ilan etmiştir? -Bu onura neden Mevlana dışındaki bir Müslüman felsefeci layık görülmemiştir. -Mevlana, Muhammed Mustafa'dan üstün bir insan mıdır ki 2007 yılı Hz. Muhammed Yılı olarak değil de Mevlana yılı olmuştur? 2007 Mevlana yılının şu son günlerinde din üstüne bir site olarak bu konuda tartışmak, aydınlanmak ve aydınlatmak görevimiz olmalı düşüncesindeyim. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Unesco'nun 2007' yi Mevlana yılı ilan ederken kriterini İslam olarak almadığını düşünüyorum.
Olayın odak noktası Mevlana'nın insani düşünceleri olmalıdır. Ama illa komplo teorisi üretmek istersek...Yahudiler ve Hıristiyanlar İslamı bir din olarak değil de bir inanış olarak görmektedirler.Yani Müslümanlar Buda'ya nasıl bakıyorsa... Müslümanlar Hz.Musa 'yı ve Hz. İsa'yı Allah'ın peygamberi sayarken Yahudiler ve Hıristiyanlar Hz.Muhammed'i Allah'ın peygamberi saymazlar.Zaten saysalar hepsi İslam'a geçerdi herhalde.Buradan yola çıkarsak Türkiye'ye ılımlı islamı yaymak ve yerleştirmek , dolaylı olarak *diğer İslam ülkelerine mesaj vermek için olabilir. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
-Mevlana'nin din anlayisinda, bizim bildigimiz Allah, melek, cennet, cehennem gibi kavramlara yer olmadigini dusunuyorum. Mevlana dini yine bir tehdit-odul-ceza iliskisi gibi yorumlamaz. Bu anlamda Mevlana dinler ustudur.
-Mevlana populer bir felsefeci ve gercek hosgorunun bir sembolu. UNESCO'nun yanls bir secim yaptigini dusunmuyorum. Mevlana butun insanliga mal olmus bir dusunur, Islam ile cok iliskilendirmemek lazim. -Bu onura baska musluman felsefecinin layik gorulmemesinin sebebi, hicbirinin Mevlana'nin yanindan bile gecememeleridir. -Mevlana Muhammed'den cok daha zeki, kulturlu, merhametli, tokgozlu ve iyi karakterlidir. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
-Mevlana İslam'ın üstünde ve dinler ötesi midir?
Evet,her ne kadar ışığını islamdan almışsada Mevlana aslında Alevi kökenlidir,belki de Türk bile değildir.Böyle kabul edersek ya da böyle olduğu yolunda deliller oluşturabilirsek,insanlığı kucaklayan felsefesinin kaynağının aslında İslamdan olmadığını varsayabilirsek,görüşleri çok daha anlamlı ve kabul edilebilir olacaktır düşüncesindeyim.Hatta belki o devir için ateist bile kabul edilebilir. -Unesco gibi uluslararası ve ciddi bir örgüt neden 2007 yılını Mevlana Yılı ilan etmiştir? Bu konu için Erdoğan Aydın'ın görüşlerine başvurulması en sağlıklısı olacaktır.Konuyla ilgili bir makalesi yoksa da rica edilirse yazabilir,ne de olsa Unesco gibi ciddi bir kuruluş,mümkün değil bir Türk ve bir İslam felsefecisini 2007 yılını Mevlana yılı kabul edecek kadar şaşırmış olamaz.Bu durumu derhal aydınlatmak gerek.Acaba Mevlana,Ermeni yada Kürt asıllı olabilir mi? -Bu onura neden Mevlana dışındaki bir Müslüman felsefeci layık görülmemiştir. Görülmemiştir çünkü Mevlana aslında Müslüman değildir.Eğer Mevlana gerçekten Müslüman ise bu işte bir yanlışlık olmalı,ya da yanlışlık yoksa da yine de bir şeyler yapılabilir,geç kalınmış sayılmaz şunun şurasında bu senenin bitmesine daha 15 gün var,kimse duruma el koymuyorsa biz Mevlananın Müslüman olmadığını ispatlayarak durumu açıklığa kavuşturabiliriz.Erdoğan Aydın neredesin ? Mevlana, Muhammed Mustafa'dan üstün bir insan mıdır ki 2007 yılı Hz. Muhammed Yılı olarak değil de Mevlana yılı olmuştur? 2007 yılının Mevlana yılı olması Muhammed Mustafa'yı da dolaylı yoldan bu yılın önemine ortak eder.O yüzden Mevlana derhal Müslümanlık'tan mümkünse Türklükten aklanmalı.Bu konu çok önemli yapılan yanlışlık geri dönülmez hatalara yol açabilir. saygılarımla |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana felsefesini İslamdan ilham alarak yaratmışsa ne var bunda,Güzellik insan olmaktan kaynaklanıyor,müslüman ,yahudi budist yada ateist olmak insan olduğumuz gerçeğini değiştirmez.''hepimiz camur icindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakar'' demiş Oscar Wilde.Oscar Wilde,bir hristiyan olarak mı söylemiş bunu acaba? yada bir ingiliz mi,ya da bir romancı mı ne fark eder ki.
Yıldızlara bakamayanlar yıldızın ışığını gördüm diyen birinin sesini duyunca önce eğilip bastığı çamuru inceler.Yıldızlar gökte,çamur yerde,kafanızı sizde kaldırın bakın,Mevlana nereye basmışsa basmış ama yıldızlardan haber vermiş. İyi ki de vermiş,ne güzel haberler getirmiş bize yıldızlardan, |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
"Şu hâfız Kur'ân'ı doğru okuyor. Evet, Kur'ân'ın şeklini doğru okuyor amma anlamdan haberi yok. Delili de şu: Anlamı söylersen reddeder, sözleriyle korü-körüne okur-durur. Şuna benzer bu: Adamın biri, eline bir kunduz alır. Ondan daha güzel bir kunduz getirirler, istemez. Anlarız ki kunduzu tanımıyor, bilmiyor bu adam. Birisi bu kunduzdur demiş ona, o da ona uyup kunduzu eline almış. Hani ceviz oynayan çocuklar gibi; oynarlar amma cevizin içini versen, yağını versen istemezler; ceviz, şa-kır-şakır ses çıkaran şeydir, bununsa şakır şakır şakırdaması yok derler. Tanrının hazneleri çoktur. Tanrının bilgileri çoktur. O hâfızın bilgisi var da Kur'ân'ı okuyorsa peki, neden öbür Kur'ân'ı reddediyor? Bir hafıza söyledim, anlattım; dedim ki: Tanrı Kur'ân da diyor ki: "Söyle, deniz sözlerine mürekkep olsa o mürekkep, Rabbimin sözleri bitmeden tükenir-gider." Şimdi, bu Kur'ân, elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu söz, Tanrı bilgisine bir işarettir; Tanrı bilgisiyse yalnız bu kadar değildir. Bir aktar, bir parça kağıda bir ilâç kosa, sen de bütün aktar dükkânı bu kağıt parçasındandır desen aptallıktır bu. Mûsâ'nın, İsâ'nın, bunlardan başka peygamberlerin zamanında da Kur'ân vardı, Tanrı sözü vardı, fakat arapça değildi. Bunu anlattım, o hafıza tesir etmedi; ben de vazgeçtim. " * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Fih-i Mafih bölüm 18 http://www.semazen.net/text_list.php?id=174&menu_id=id2 Mevlananın sözlerinden bir çoğu "Kur'an" a dayanır. Ama Mevlananın felsefesini "Görünüş"e göre "İslam" a uygun olmamasının ana nedenini şu sözlerinden anlayabilmek mümkündür. "Şu hâfız Kur'ân'ı doğru okuyor. Evet, Kur'ân'ın şeklini doğru okuyor amma anlamdan haberi yok." Bu gözlemlerini ve anlayışını diğer cümlelerde de görebilmek mümkün. "O hâfızın bilgisi var da Kur'ân'ı okuyorsa peki, neden öbür Kur'ân'ı reddediyor?" "Mûsâ'nın, İsâ'nın, bunlardan başka peygamberlerin zamanında da Kur'ân vardı, Tanrı sözü vardı, fakat arapça değildi. Bunu anlattım, o hafıza tesir etmedi; ben de vazgeçtim." Bu cümlenin dayandığı "Ayet"ler ise : "A'la 18. Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, vardır. 19. İbrahim ve Musa'nın kitaplarında." "Tanrı bilgisiyse yalnız bu kadar değildir. Bir aktar, bir parça kağıda bir ilâç kosa, sen de bütün aktar dükkânı bu kağıt parçasındandır desen aptallıktır bu." Bu cümlenin dayandığı "Ayet"ler ise : "Rad 38. Andolsun ki. Biz senden önce de peygamberler gönderdik; onlara da eşler ve çocuklar verdik Allah' ın izni olmadıkça bir mucize getirmek, hiçbir peygamberin haddi değildir. Her ecel için bir yazı vardır. * * * 39. Allah dilediğini siler. dilediğini olduğu gibi bırakır; Ana kitap O'nun katındadır." Sitemizde kitap "Tahrifat"ları ile ilgili başlıklara bir göz gezdirecek olduğumuzda,"Suret"i doğru okuyan arkadaşların "Anlam"lar konusunda Mevlana'dan çok uzakta olduğunu görmek mümkün. Şahsen çıkarmamız gereken sonucun,Mevlana'nın mı "İslam" anlayışında "Yanıldığı" ,yoksa içinde "Hafız"larında bulunduğu daha geniş kısımların mı ?"İslam" anlayışında "Yanıldığı" olgusu mu olmalı diye düşünüyorum. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
"Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!" Hz. Mevlana Sayın Cem, ''Gel ne olursan ol yine gel'' diyen Mevlana'ya,peki kim bu *''Mevlana'' diye soru soran,Mevlana'yı hiç anlamamıştır.Kendi etnik kökeninden sıyrılamamış birisinin ''gel ne olursa ol,yine gel'' deyişini acaba Mevlana ''kimlere gel diyordu'' şeklinde yorumlaması ve Mevlana'nın kimliğini sorgulaması da doğaldır. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sevgili psikokemoterapi,
İnanmak Mevla'yı farkedip ona doğru yürümekten *başka nedir ki?Mevlana yolun sonuna ulaşmış Mevlasıyla buluşmuş,ondan bize kalanlar,okuduklarımız bu buluşmanın *dillenişi,hepsi o kadar sevgiler, |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sanıyorum Mevlana'yı anlamak için islamdaki "mevali" kavramının irdelenmesi ve tarihsel süreç
içerisinde mevalinin nasıl anlam değiştirerek baskın olduğunu anlamak gerekir. İslam-arap anlayışında mevali sosyolojik olarak kölelikten özgürlüğe geçmiş kişidir. Ancak bu hür olma durumu "eşitliği" sağlamaz. İslam-arap yayılması hayal edilemeyecek bir coğrafyaya ulaşmaya başlayınca mevali olmak arap kökenli olmayan tüm halkların kaderi olmuştur. Mevalilik artık işgal edilen ve islama zorlanan tüm halkların kaderidir. Şimdinin mevalisi işgal öncesi hür toplumların dinsel, felsefi ve ahlaksal yapıları islam anlayışı ile yeniden şekillenmeye başlayınca ilginç bir olgu ortaya çıkar. Bu toplumların karmaşık bir inanç dünyası vardır. Mitraizmden *şamanizme, hristiyanlıktan putataparlığa geniş bir dinsel atmosferde islam yeniden yorumlanır. Bu yeniden yorumlamada referans noktası ata dinleridir. Çünkü yüzyıllar süren bir alışkanlıktan kılıç zoruyla da olsa hemen çıkmak yeni efendilerin dünya görüşüne adapte olmak mümkün değildir. Dahası bu mevali toplumlar referans aldıkları geleneksel düşünce ile yorumladıkları islam anlayışı etrafında örgütlenerek yeni efendilerine isyan etmeye de başlarlar. İslam ve onun orijini arap kültürünün gelişmemişliği ile uygun, fazla derinliği olmayan yalın biçiminden mistik mahalli ögelerle beslenerek ayrışmaya, yeniden biçimlenmeye başlar. Kuranın yalın iletileri arapların tekdüze ve azgelişmiş kültürlerine uyum sağlarken, çok kültürlü zengin dinsel ve toplumsal biçimlerle tanışık yeni mevalilerde eğreti ve doyurucu olmaktan uzaktır. Kutsal kitabın yalın ifadelerinin altında batıni (gizli) anlamlar olmalıdır ve bu yaklaşım islamın yeniden yorumlanması demektir. Tasavvuf ilk olarak bu dönemlerde ortaya çıkar ve yeni topraklara Anadolu'ya göç eder. Yeni topraklar yerleşik kültürlerle mevali islamın tekrar biçimlendiği, evrildiği bir ocak olacaktır. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Şahsen *çıkarmamız *gereken *sonucun,Mevlana'nın *mı *"İslam" *anlayışında *"Yanıldığı" *,yoksa *içinde *"Hafız"larında *bulunduğu *daha *geniş *kısımların *mı *?"İslam" *anlayışında *"Yanıldığı" *olgusu *mu *olmalı *diye *düşünüyorum. -Psikokemoterapi
............... Yukarıda ki soruya cevap verebilmek için; Konu başlığını Kuran'ın felsefesine göre, Mevlana'nın yorumu, İslam'a uygunmudur? olarak değiştirmeliyiz bence. Bu arada Sevgili Psikokemoterapi, siz Konyalımısınız :) Selamlar |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Alıntı:
Sorunun: "Kuran'ın felsefesine göre, Mevlana'nın yorumu, İslam'a uygun mudur?" Olması durumuna katılıyorum. Konyalı değilim * :lol: * de Ama Mevlana'nın "Bakış"ının da "Anlayış"ının da hayranıyım. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana konusuna ilgi duyduğum için konuyu biraz araştırayım dedim. İkixiki'nin üzüm/bağcı diyalektiği üzerine güzellemeleri de ilgimi kışkırtmadı değil hani. Ben de bir "Erdoğan Aydın"lık yapayım dedim. Sanırım yazının sonunda "Erdoğan Aydın"lık yapmanın ne demek olduğu da daha iyi anlaşılacaktır.
Olay sanırım basınımızda "2007 Mevlana Yılı" biçiminde duyurulduğu için ben de Unesco'nun her yıl bir tarihsel kişiliği seçip dünyanın her tarafında onunla ilgili etkinlikler yaptığını düşündüm. Yani bir tür Nobel ödülü gibi birşey olduğunu düşündüm. Unesco'nun sitesinde bu tür bir seçim göremedim. Bunun nasıl birşey olduğunu anlayabilmek için UNESCO'nun 33. Genel Konferansı'nın dosyasını bulmam gerekti. Dosyayı aşağıdaki linkten görebilirsiniz. http://unesdoc.unesco.org/images/001...28/142825e.pdf Burdan 126. sayfadaki "Celebration of anniversaries" bölümüne bakmanız gerekiyor. 2006-2007 yılları için kültür mirası sayılabilecek toplam 63 kişi, kurum ve olay saptanmış. Herkesi bu uğraştan kurtarmak için 2006-2007 yıllarında kutlanması kararlaştırılan kültürel olayların listesini aşağıya aktarıyorum: (1) 100th anniversary of the birth of Jean Carzou (Garnik Zoulumian) (Armenia) (2) 100th anniversary of the birth of Norair Sisakian (Armenia) (3) 150th anniversary of the birth of Sigmund Freud (Austria) (4) 250th anniversary of the birth of Wolfgang Amadeus Mozart (Austria) (5) 100th anniversary of the award of the Nobel Prize to Bertha von Suttner (Austria) (6) 100th anniversary of the birth of Letif Kerimov (Azerbaijan) (7) 200th anniversary of the birth of Napoleon Orda (Belarus) (8) 500th anniversary of the birth of Lambert Lombard (Belgium) (9) 100th anniversary of the death of King Gbehenzin of Abomey (Benin) (10) 100th anniversary of the death of Marin Drinov (Bulgaria) (11) 100th anniversary of the birth of Emilian Stanev (Bulgaria) (12) 150th anniversary of the birth of Nikola Tesla (Croatia) (13) 150th anniversary of the birth of Dragutin Gorjanović Kramberger (Croatia) (14) 100th anniversary of the birth of Vladimir Prelog (Croatia) (15) 100th anniversary of the birth of Alejandro García Caturla (Cuba) (16) 100th anniversary of the birth of Jaroslav Ježek (Czech Republic) (17) 150th anniversary of the establishment of the Secondary School of Glassmaking in Kamenickı Šenov (Czech Republic) (18) 300th anniversary of the death of Jiří Josef Kamel (Czech Republic) (19) 100th anniversary of the establishment of the city of Mbandaka and the Zoo and Botanical Garden of Eala (Democratic Republic of the Congo) (20) 100th anniversary of the birth of Jorge Icaza (Ecuador) (21) 100th anniversary of the death of Paul Cézanne (France) (22) 300th anniversary of the birth of Georges-Louis Leclerc, known as (comte de) Buffon (France) (23) 50th anniversary of the death of Irène Joliot-Curie (France) (24) 1500th anniversary of the construction of Jvari Church in Mtskheta (Georgia) (25) 900th anniversary of the construction of Gelati Monastery (Georgia), architectural complex and cultural centre (26) 100th anniversary of the birth of Dietrich Bonhoeffer (Germany) (27) 150th anniversary of the death of Heinrich Heine (Germany) (28) 50th anniversary of the death of Bertolt Brecht (Germany) (29) 100th anniversary of the beginning of Bartók’s and Kodály’s systematic field research to collect traditional folk music (Hungary) (30) 100th anniversary of the birth of Luchino Visconti (Italy) (31) 300th anniversary of the birth of Carlo Goldoni (Italy) (32) 400th anniversary of the first performance of Claudio Monteverdi’s Orfeo (Italy) (33) 100th anniversary of the birth of Hideki Yukawa (Japan) (34) 500th anniversary of the death of Aisha al-Baounieh (Jordan) (35) 100th anniversary of the birth of Akhmet Zhubanov (Kazakhstan) (36) 100th anniversary of the birth of Akzhan Zhaksybekuly Mashani (Kazakhstan) (37) 100th anniversary of the birth of Abdylas Maldybaev (Kyrgyzstan) (38) 800th anniversary of the foundation of Cesis City (Latvia) (39) 50th anniversary of the First International Congress of Negro Writers and Artists (Mali) (40) 200th anniversary of the birth of Benito Juárez (Mexico) (41) 150th anniversary of the death of Danzanravjaa Dulduitiin (Mongolia) (42) 100th anniversary of university evening classes in West Africa (Nigeria) (43) 1300th anniversary of the birth of al-Khalil bin Ahmad al-Farahidi (Oman) (44) 100th anniversary of the birth of Jerzy Giedroyć (Poland) (45) 150th anniversary of the birth of Joseph Conrad Korzeniowski (Poland) (46) 100th anniversary of the birth of Grigore Moisil (Romania) (47) 100th anniversary of the first flight of a heavier-than-air aircraft entirely propelled by an onboard engine, produced and earlier used by the Wright Brothers in their 1903 flight, performed by Traian Vuia (Romania) (48) 50th anniversary of the death of Constantin Brancusi (Brâncuşi) (Romania) (49) 150th anniversary of the State Tretyakov Gallery (Russian Federation) (50) 200th anniversary of the foundation of the Moscow Kremlin State Historical and Cultural Museum-Reserve (Russian Federation) (51) 250th anniversary of the foundation of the Russian Academy of Fine Arts (Russian Federation) (52) 100th anniversary of the birth of Léopold Sédar Senghor (Senegal) (53) 100th anniversary of the birth of Ladislav Hanus (Slovakia) (54) 100th anniversary of the birth of Ľudovít Rajter (Slovakia) (55) 100th anniversary of the creation of the Committee for the Promotion of Studies and Scientific Research (Spain) (56) 100th anniversary of the birth of the Venerable Buddhadasa Bhikkhu (Thailand) (57) 600th anniversary of the death of Abdurrahman Ibn Khaldun (Tunisia, Morocco, Egypt, Algeria and Afghanistan) (58) 800th anniversary of the birth of Maulana Jalal-ud-Din Balkhi Rumi (Mevlana Celaleddin-i Belhi-Rumi) (Turkey, Egypt and Afghanistan) (59) 100th anniversary of the birth of Ivan Bahriany (Ukraine) (60) 150th anniversary of the birth of Ivan Franko (Ukraine) (61) 50th anniversary of the establishment of St Joseph’s Kaengesa Seminary (United Republic of Tanzania) (62) 2000th anniversary of the foundation of the city of Marg’ilon (Margilan) (Uzbekistan) (63) 2750th anniversary of the foundation of the city of Samarqand (Samarkand) (Uzbekistan) Yani aslında İbn-i Haldun'un 600. doğum yılı da kutlandığı için "2007 İbn-i Haldun yılı" denebilirdi. *Yada ne bileyim belki Tayland medyası da bizimki gibi "2007 *Unesco tarafından 'Venerable Buddhadasa Bhikkhu' yılı olarak ilan edildi" diye olayı şişirmiş olabilir. Görüldüğü gibi Unesco bir müslümanı seçmiş, bir sürü spekülasyona yol açacak bir şey yapmamıştır. Hangi dinden, hangi anlayıştan olursa olsun kültür hayatımıza katkıda bulunmuş olan önemli isimlerin bu yıllar içinde anılmasına karar vermiş, bunun içinde bir bütçe oluşturmuş. Şimdi geliyorum "Erdoğan Aydın"lık yapma konusuna. Bana göre "Erdoğan Aydın"lık yapmak gerçeklere ulaşmaya çalışmaktır. İdeolojik yada dinsel gözlüklerini takıp, dünyaya sadece ordan bakınca insanlar inançları dışındaki herşeyle dalga geçerler. Bu siteye gelen bazı bilmiş müslümanların ilk sözleri "sizlere acıyorum, sizler komik adamlarsınız" vb. olması bu kişilerin dinsel/ideolojik körlüklerinden dolayıdır. "Erdoğan Aydın"lık yapmak ise şunun arkasında ne var acaba diyebilme cesaretini göstermektir. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Önce frodo'nun harika yorumuna tamamen katıldığımı belirteyim. Mevlana tam da "mevali" olan yarı-köle yarı-özgür sayılan ve binbir türlü dinin etkisi altında olan bir topluma Kuran ve İslam'ı kabul ettirmeyi görev edilmiş bir kişidir. Mesnevi baştan aşağı bir tür Kuran tefsiri'dir. Ancak daha önceki yorumcular gibi sıkıcı dilli, yobaz, Kuran'ı kurallar yığını olarak anlayan birisi değildir. Zaten böyle olsaydı mistik dinlerin etkisindeki yığınla insana tekdüze, basit, hatta ilkel denilebilecek kurallardan oluşan bir kitabı kabul ettirmesi mümkün olmazdı. Eğer iki kültürel eser olarak Kuran ile Mesnevi'yi karşı karşıya koyarsanız, Mesnevi Kuran'dan yüz kat daha zengin, daha güçlü ve anlam yüklüdür.
Mevlana yobaz birisi değildi, içinde yaşadığı toplumun o zamanki özelliklerinden dolayı olması da mümkün değildi. Çokça kullanılan ve Mevlana'nın sevgisinin büyüklüğü olarak gösterilen Gel, Gel, ne olursan ol, gel! İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel sözleri Mevlana'nın sevgi dolu olduğunu göstermez. Bu sözler esneklik gösterir, farklı dinlerden olan insanları çekme çabası, bir tür misyonerlik özelliğidir. Aslında bu özellik her dinde, her anlayışta, hatta en yobaz olanında bile vardır. Asıl önemlisi insanların gelmemesi durumunda onlara nasıl bakıldığıdır. Mevlana'nın sürekli sevgi sembolü olduğu söylenir ama bazı yaklaşımlarının içeriğine pek bakılmaz. Örneğin Mevlana'nın kadınlara nasıl baktığı hiç sorgulanmaz. Ben Mesnevi'den birkaç örnek vereceğim. Bunları nasıl yorumlayabiliriz acaba. O dönemler kadınlara genel bakış açısı buydu, abartmamak lazım mı demek gerekir, yoksa Mevlana bir tür kadın düşmanı mıdır? Benim yorumun Mevlana'nın Kuran'ın kadınlarla ilgili yorumunu kabul ettirme çabası olduğu şeklindedir. Buyrun: 6. Kitap 4320. Bil ki aklı ve ruhu da zayıf olduğu için kadının rüyası, erkeğin rüyasından daha aşağıdır, daha değersizdir. 4475. Kadının hilesine son yoktur.. 4555. ..Kadının bakışı fitnedir. Fakat bu fitne, sesi de duyuldu mu bir katken yüz kat olur. Sesini yüceltmesine imkân bulunmazsa kadının bakışı, yalnız başına fayda etmez. 1695. Allah, her şeyi görür ama huyu, örtmektir. Fakat haddini aştın mı açan da odur ha! 1880. Kemikle ekmek gibi pis şeylerin cüzileri, bu cihanda kuzgunların mezesidir, gıdasıdır. Hikmetin kadrini bilme nerede,kuzgun nerede?Gübrede yaşayan kurt nerede, bağ bahçe nerede? Nefsiyle savaşmak, kahpe adama lâyık değildir. Eşeğin ardında öd ağacı yakılmaz, eşeğin ardına da misk sürülmez. Kadınlara savaş yazılmamıştır. Nefisle savaşmaksa onların işi olamaz. Çünkü bu, büyük savaştır. Ancak nadir olarak bazı kadında da bir Rüstem vardır. Meryem gibi gizlidir o. 2795. Padişahım, senin hapsinde bir Yusuf’um ben. Lûtfet, beni kadınlardan kurtar. Arşta oturup duruyordum. Anamın şehveti “inin” emri ile beni buraya attı. O tam yücelikten bir kocakarının hilesiyle rahim zindanına düştüm. Ruhu ta arştan bu yurda getirdi. Hasılı kadınların hilesi pek büyük. İnişim, önce de kadın yüzünden, sonra da kadın yüzünden. Ruhtum, nasıl oldu da bedene büründüm? 2995. Erkekte kadın huyu oldu mu **** olur, namussuzluk eder. Kadına erkek huyu verdi mi kadın, kadın arar, sevici olur. 5. cilt 2465. ...Kadında hayvan sıfatı üstündür. Çünkü kadının renge, kokuya meyli vardır. 3240. Ululuk ıssı Tanrı'nın güzelliğiyse yüzlerce Yusuf güzelliğinin de aslıdır. Ey kadından aşağı adam, o güzelliğe feda ol. 4080. Gül renkli oyuncağı ardına at. Onlara renk vereni aklına getir ve şaş. Dereye gir, testiyi taşa çal. Kokuya, renge ateş ver. Din yolunda yol kesicilerden değilsen kadınlar gibi renge, kokuya tapma. 4. cilt 1618. Ey, yiğit er, erkeklerin kadınlara üstünlüğü kuvvet, kazanç ve mal mülk bakımından değildir. Öyle olsaydı aslan ve fil, daha kuvvetli olduğu için insandan yüce, daha üstün olurdu a kör! 1620. Ey yalnız bu anı gören, erkeklerin kadınlardan üstün olması erkeğin kadına nazaran daha ziyade sonu görür olmasındandır! Erkek, işin sonunu göremezse işin sonunu görenlere nazaran kadın gibi noksan sayılır! 3. cilt 3126. Bir erkeğin gönlü, kadının gönlünden aşağıysa o gönül, işkembeden de bayağıdır gayrı. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
sevgili sargon
aktarımlarına teşekkürler.. kadını bu kadar aşağılamananın ötesi ''gay'' lik olabilir mi diye de bir soru aklıma gelmiyor değil hani.. (bundan ''gay'' düşmanı olduğumun çıkarılmamasını temenni ederim) |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana, iyi mi kötümü anlamis degilim.Sadece Ilhan Arsel in "Aydin Aydin" kitabin da Mevlana elestirisini okumustum.Yazdiklarinizi ilgiyle izliyorum.
|
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sargon araştırman ve bizi bilgilendirmen için teşekkürler. Medyada 2007 yılının UNESCO tarafından sadece Mevlana'yı anmaya ayrıldığı gibi bir izlenim verildi Türkiye'de. Hem de öyle bir yoğun şekilde verildi ki şahsen hiç bir tereddütüm olmamıştı doğruluğuyla ilgili. Oysa öğrendik ki UNESCO çok sayıda tarihsel kişiliği anma listesine almış ve dileyen ülkeler de bu anmaya katılabiliyor. Histerik bir abartma ile ülke gündemine sokmuşuz konuyu.
Bir diğer ilginç nokta İranlıların da Mevlana'yı sahiplenmesi. Aşağıdaki alıntı http://maulanahouse.com/modules/news/ sayfasından: United Nations (UNESCO) has named the year 2007 the year of Molana (Rumi) the Persian mystical poet, philosopher. In support of this act a website was created for people to sign their name as way of showing their appriciation to UNESCO for recognizing the importance of Maulana Jalal e Din's doctrine of love and peace for this century. Please visit www.SEPASUNESCO.com and vote to show your support . Afghanistan, Turkey, Iran are celebrating the year of Maulana in September. Maulana House will also take part in celebrating the year of Maulana. Unesco'nun Türkiye sitesine baktığımızda da konu netleşiyor: UNESCO, insanlığa, barışa ve kültüre katkı yapmış kişiler ve olayların bütün dünya tarafından tanınması, bilinmesi ve takdir edilmesi amacıyla ülkelerin kendileri tarafından kutlanan kimi önemli yıldönümlerinin UNESCO’nun temel hedefleri ile ilişkilendirilmesi amacıyla 1956 yılından beri uygulanan “Yıldönümlerinin Kutlanması” programını başlatmıştır. Bu program kapsamında birçok ülke ulusal öneme sahip kimi kültürel varlık, tarihi olay ve kişilerini uluslararası düzeyde de bilinmesi ve tanınması amacıyla 50 yıl ve katları biçimindeki yıldönümlerini (doğum, ölüm, kuruluş vb.) UNESCO’ya tescil ettirmektedirler. Türkiye 1996 yılından bugüne kadar 6 önemli tarihsel olay ya da kişiyi UNESCO ile ilişkili yıldönümleri listesine ekletmiş bulunmaktadır. Bunlar; Nasreddin Hoca’nın 700. ölüm yıldönümü 1996 Türk yazar ve şairi, eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’in 100. doğum yıldönümü 1997 Türk Şairi Şeyh Galib’in 200. ölüm yıldönümü 1999 Osmanlı Kültürünün ve Kültürel Çeşitliliğinin oluşumunun 700. yılı 1999 Nazım Hikmet’in 100. doğum yıldönümü 2002 Şair ve felsefeci Mevlana Celaleddin-i Belhi-Rumi’nin 800. doğum yıldönümü 2007 Görüldüğü üzere bugüne kadar tarihimiz ve kültürümüz açısından önemli yerlere ve etkilere sahip kimi olay ve kişilerin doğum ve ölüm yıldönümleri UNESCO tarafından isteyen ülkelerde kutlanmak üzere listelenmiştir. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana'nın Moğol'ları destekleyip desteklemediğini bu forumda epey uzun tartıştık. Ben o zaman şöyle bir tez ileri sürüyordum: Asıl Moğolları destekleyenler Anadolu'yu Moğol'lara teslim etmiş olan Selçuklu'dur. Türkçülerin pek büyük liderler olarak öne sürdükleri Alaeddin Keykubat, II. Keyhüsrev gibi Anadolu sultanları Moğollara bütün Anadolu'yu peşkeş çekmişlerdi.
Sultanların Moğol'lara teslim olduğu doğruydu ancak bu teze dayanarak Mevlana'nın tutumunu aklamaya çalışmak doğru değildi. Birilerinin hatası diğerinin doğruluğunu göstermez. Mevlana'nın yazılarında Moğolların egemenliği Tanrı'nın onlara verdiği bir bağış olarak açıklanıyor. Arapların *Moğollara haksızlık yaptığı ve bu yüzden de Moğol padişahına Tanrının bu lüftu verdiğini söyleniyor. Bununla ilgili ilginç bir pasajı da aktarayım [b]Fihi Ma-fih 15. bölüm (Birisi) dedi ki: Moğollar, bu ile ilk geldikleri vakit çıplaktılar. Binekleri öküzdü, silâhları tahtadandı. Şimdiyse ululandılar, doydular. En iyi Arab atları, en güzel silâhlar onların. (Mevlânâ) buyurdu ki: Gönülleri kırık, kendileri arık, güçsüz-kuvvetsiz bir haldeyken Tanrı onlara yardım etti, yalvarışlarını kabul etti. Şimdiyse ululandılar, kuvvetlendiler; onların, kendi güçleriyle-kendi kuvvetleriyle değil, Tanrı yardımıyla üst olduklarını, dünyayı o yüzden zaptettiklerini bilsinler diye Ulu Tanrı, halk zayıf bile olsa gene de onları kahreder. Buyurdu ki: Onlar, ilkin bir ovadaydılar. Halktan uzak, azıksız, yoksul, çır-çıplaktılar. İhtiyaç içindeydiler. Ancak içlerinden bâzıları alış-veriş için Hârezm-şâh'ın iline gelirler, alımda-satımda bulunurlar, kendilerine elbise yapmak için kaba keten kumaşlar alırlardı. Hârezmşâh onları men'etti; tacirlerinin öldürülmesini buyurdu; onlardan vergi alınmasını da emretti. Tacirlerinin, ülkesine girmesini de men'etti. Tatarlar, padişahlarının tapısına gidip öldük diye yalvardılar. Padişahları, onlardan on gün mühlet istedi. Gitti, bir karanlık mağaraya girdi. Oruç tuttu, yalvarıp yakarmaya koyuldu. Ulu Tanrıdan, yalvarışını duydum, duânı kabul ettim, dışarı çık, nereye gidersen üst olacaksın diye ses geldi. İşte sebep buydu, dışarı çıkınca Tanrı buyruğuyla üst oldular, dünyayı zaptettiler. Görüldüğü gibi Mevlana Moğol istilası hakkında pek ciddiye alınacak bir açıklama yapmamaktadır. *Amacı sadece insanlara İslamiyetteki Allah anlayışını kabul ettirmektir. Buna göre yaşanan olayları kul belirlemez, tanrı dualarını kabul eder ve onu başarıya ulaştırır. Mevlana'nın İslamiyeti nasıl yorumladığına dair yazılarında yeterince bilgi var. Kesinlikle sünni İslam anlayışının propagandasını yapmaktadır. Şiilerle ilgili çok sayıda polemiği vardır. Hafiften alaya alır Şiiliği. Hatta birçok mezheple ilgili de tartışmalar yapar. Bırakın dinler üstü falan olmasını, mezhepler üstü bile değildir Mevlana. Mutezile mezhebi ile ilgili bir örnek vereyim. Bilindiği gibi İslam tarihinde en ileri mezheplerden biri Mutezile mezhebidir. Mutezile kaderi kabul etmez, insanın herşeyi kendi iradesiyle yaptığını ileri sürer. Bu yüzden ilk dönemlerde en önemli müslüman aydınları içine çekmiş, ancak çok sert baskılar görmüştür. Bakın Mevlana'nın Mutezile ile ilgili bir pasajı: 53.bölüm Mu'tezile der ki: İşleri yaratan kuldur. Kuldan beliren her işin yaratıcısı, yapıcısı kuldur. Böyle olmasına imkân yok. Çünkü kuldan beliren her iş, ya akıl, can, kuvvet, beden gibi kulun araçlarından biriyle belirir; yahut da vasıtasız belirir. İki halde de kulun bir şey yaratmasına imkân yoktur. Bu organlarla bir iş görülse bunları bir araya toplamaya gücü yetmez; şu halde o, bu araçla bir işi yaratamaz; çünkü araç, onun hükmü altına girmez. Bu araç olmadan da bir iş yaratamaz, çünkü araçsız bir iş görmesine imkân yoktur; demek ki ne halde olursa olsun, işleri yaratan Tanrıdır, kul değil. Hayır olsun, şer olsun, kuldan beliren her işi kul, bir kuruntuya uyar, bir şey umar da yapar. Fakat o işteki hikmet, kulun aklına-fikrine geldiği kadar değildir. O işte kendisine görünen anlam, kendisine beliren hikmet, elde ettiği fayda, gördüğü, elde ettiği kadardır da o yüzden o işi işlemiştir. Fakat onun tümden bütün faydalarını Tanrı bilir; o işten neler elde edecek, Tanrı bilir onu. Meselâ, ahrette sevab elde etmek, iyi bir ad-san ıssı olmak, dünyada da aman bulmak için namaz kılarsın. Fakat o namazın faydası o kadar değildir; vehme sığmayacak kadar yüz binlerce faydalar elde edeceksin amma faydaları Tanrı bilir de kulu bu işe koyultur. Şimdi insan, Tanrının kudret avucunda bir yaya benzer. Ulu Tanrı, onu işlerde kullanır-durur. Gerçekte yapan-eden Tanrıdır; yay değil. Yay bir araçtır, fakat Tanrıdan haberi yoktur, dünyanın durması için gaflet içindedir. Kimin elindeyim ben diyen, kimin elinde olduğunu bilen yay, ne büyük yaydır. Ne diyeyim şu dünyaya ki gafletle durur; direği gaflettir. Görmez misin, birini uyandırdılar mı, dünyadan bezer, dünyada sanki erir-yok olur-gider. İnsanoğlu, küçükken büyümeye başlar ya, gaflet vasıtasiyle büyür, gelişir; yoksa hiç mi, hiç boy atmazdı, büyümezdi. Mâdem ki gaflet vasıtasiyle mâmur oldu, büyüdü; Tanrı gene ona, istesin, istemesin, zahmetler yollar, çalışmalar verir; böylece de o gafletleri yur, arıtır onu da ondan sonra o âlemle tanıştırır insanı. İnsanın varlığı, bir çöplüğe benzer, pislikten meydana gelmiş bir tepedir. Pislikten meydana gelen tepe üstünse, padişahın yüzüğü vardır orda da ondan dolayı üstündür. İnsanın varlığı, bir çuval buğdaydır; padişah, şu buğdayı nereye götürüyorsun; benim ölçeğim orda diye bağırır. İnsanınsa ölçekten haberi bile yoktur; buğdaya dalmış-gitmiştir. Ölçekten haberi olsaydı buğdaya nerden aldırış ederdi. Şimdi seni yüce âleme çeken, aşağılık âlemden seni soğutan her düşünce, o ölçekten vuran parıltıdır; o ölçeğin ışığıdır ki dışarıya vurmadadır; insan bu ışık yüzünden o âleme meyleder. Yok, tutar da aşağılık âleme meylederse bu ölçeğin perde altında gizlenmiş olduğunu bildirir. Mevlana'yı yobaz İslam savunucuları sevmezler. Eserlerinde pronografiye varan ifadeler olduğunu gerekçe göstererek Mevlana'yı dışlamaya çalışırlar. Halbuki Mevlana'nın verdiği örnekler, kullandığı dil, bazen alaylı bazen küfürlü konuşmaları tam da dönemin kültürünü yansıtmaktadır ve kültürel olarak son derece değerli ve önemlidir. Mevlana yobaz biri değildir, insanlar oturup emek harcasalar Mesnevi'nin Kuran'dan çok daha değerli bir kültür ürünü olduğunu göreceklerdir. Ancak bunlar Mevlana'nın tam bir Kuran ve İslam savunucusu olduğu gerçeğini değiştirmez. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana, Mutezile'nin kader anlayışının cüz-i irade ile ifade edilmemesine karşı çıkar.
Bunun sebebi olarakta, Selçuklu sarayı ile halkın arasında dini bir iletişimin sağlanmasını görev kabul etmesini gösterir diye biliyorum. Yani, iradenin tamamının insana verilmesi demek, meliğin tanrısal bir yönetimin kaderi ile değil kendi iradesi ile bu güce ulaştığını kabul demek olur ki; bu da farklı güçlerin aynı kadere kendilerinin de ulaşabileceği yolunu açar. Bu nedenle de özellikle abbasilerden başlayarak memlük selçuklu osmanlı ve günümüz yönetimleri kaderin tartışılmasını bu yönden çok zararlı görürler. Yav Dilaver ortadan kaybolalı yazılarım mı değişti ne, işi şimdi bir de mülkiyet ile bağlayım da görün siz :) Dilaverrr, nerdesin bunlar kaçacak konular değil yavvv:) Selamlar. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Yani, iradenin tamamının insana verilmesi demek, meliğin tanrısal bir yönetimin kaderi ile değil kendi iradesi ile bu güce ulaştığını kabul demek olur ki; bu da farklı güçlerin aynı kadere kendilerinin de ulaşabileceği yolunu açar
* * yaklaşmışsın oki, bir adım daha atarsan mülkiyettesin. *:lol: * * *saygılarımla |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Eeeeee, ne de olsa "Müslümanın malı ortak" diye bir sözü var halkımın *değil mi.
Millet yanlış anlıyorsa ben ne yapayım :) Mülkiyete müptela olanlar düşünsün Dilaver :) Selamlar |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Mevlana konusu tarihle süslenip,dönüp dolaşıp *tahmin ettiğim yere geldi,demek ki amacım üzüm yemek değilmiş,başlangıçtaki öngörümü,sonrasında sizler *ispatladınız.
Histerik *bir *abartma *ile *ülke *gündemine *sokmuşuz *konuyu. *cem Yani *aslında *İbn-i *Haldun'un *600. *doğum *yılı *da *kutlandığı *için *"2007 *İbn-i *Haldun *yılı" *denebilirdi. * Yada *ne *bileyim *belki *Tayland *medyası *da *bizimki *gibi *"2007 * Unesco *tarafından *'Venerable *Buddhadasa *Bhikkhu' *yılı *olarak *ilan *edildi" *diye *olayı *şişirmiş *olabilir.sargon Sayın sargon, İdeolojik yada dinsel gözlüklerimin olduğunu hiç zannetmiyorum.Bir konuda taraf bile olsam,konu hakkındaki değerlendirmemi yaparken taraf olduğumu kendime saklarım ve *tarafsızımdır.İnançlı olmam,kadın olmam bana verdiğiniz yanıtlarınızda sizin tarafınızdan sanki benim yumuşak karnım olarak algılanıyor gibi anlıyorum,hep oraya çalışmışsınız, mertçe olanı,bir yumuşak karın aramak değildir, yumuşaklığı farkedince hiç vurmamaktır. Ne bilmiş müslümanım,ne de bir ideoloji sahibiyim,ne de burada bir hanım olarak bulunuyorum,şunun arkasında ne var demek için de Erdoğan Aydın yada her hangi bir başkasına gereksinimim yok,kısacası şunun arkasına bakarken ‘’şunun bunun’’ gözünü değil kendi gözümü kullanıyorum. 3126. *Bir *erkeğin *gönlü, *kadının *gönlünden *aşağıysa *o *gönül, *işkembeden *de *bayağıdır *gayrı Ben değil Mevlana demiş yanlış anlaşılmak istemem,sadece sizin yanıtınızdan alıntı yaptım.Hani şu kadınlar hakkındaki görüşlerinden…. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sayın ikixiki, yazdıklarımın sadece birinci bölümü sizinle ilgili idi. Yani 2007 Unesco Yılı olarak neden Mevlana seçilmiştir sorusuna sizin verdiğiniz cevapla ilgili. Aynı soruya ben de bir cevap verdim, sonuç ortada. Bunu açıklarken de Mevlana herhalde Alevi, Ermeni yada Kürttür, Erdoğan Aydın'a sormak lazım tarzında kendinize göre eğlencelik çerez cinsinden üzüm/bağcı diyalektiğiniz beni kışkırttı dedim. Demek istediğim şuydu: Komple teorisi üretebilmek için bile bir miktar bilgiye ihtiyacınız var. Sadece mantıksal/mantıksız çıkarımlar yoluyla komplo teorileri kuramazsınız. Eğer biraz Erdoğan Aydın'lığınız olsaydı alay etmeden önce araştırma yapardınız ve eğlencelik komplo teroileriyle değil olayın aslıyla uğraşırdınız. Size göstermek istediğim şey sadece buydu.
Mevlana'nın kadınlara yaklaşımı veya felsefi yaklaşımı ile yazdıklarımın ise sizle hiçbir ilgisi yoktur. Zaten başka bir yazı olarak yazmışım. Kendinizi çok önemli görüyorsunuz sanırım ki, Mevlana gibi önemli bir konuyu tarihle süsleyip döndürüp dolaştırıp sırf sizin amacınızın üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğunu göstermek için kullandığım gibi saçma bir iddiada bulunuyorsunuz. Doğrusu buna hiç gerek duymazdım, Mevlana'ya ayıp etmiş olurdum. Hem de bunu zaten bir iletiyle yeterince göstermiştim. Yani sizinle polemik yapmak istemiş olsaydım oturup aylarca emek harcadığım Mevlana gibi konuları seçmezdim zaten. Konuya zarar vermiş olurdum çünkü bu konuyla hiç bir ilginiz olduğunu sanmıyorum. Eğer emek verir, araştırırsanız buyrun tartışalım. Ama eğer öyle kendinden menkul komplo teorisi uzmanlığı yapmayacaksanız ve emek verip araştırıp söylediklerimin yanlış olduğunu bana gösterecekseniz. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Alıntı:
Bir din'in,fiziksel binalarından birine dönemin hat sanatının en önde gelen kişilerinden birine yazdırılmış olan yazıyı,taşıyacak olan bir tablo asılacaktır. Kraldan daha kralcı birisi "Ama bu tabloyu yapan kişi,bu dini kabul etmeyen ve aleyhine çalışan birinin oğlu" der. Oradakiler,muhteşem bir hat sanatının yansıdığı tabloyu işaret ederek : -Güzel,muhteşem. derler. "İnanç"larımız ne olursa olsun ortak paydamız olan "İnsan" olma konumundan,"İnsan"dan yansıyan,her güzellik kimden gelirse gelsin benim başımın tacıdır. Dünya sadece benden ibaret değil ki. Fil büyük,avuçlar küçük. Bu küçük avuçlar,bir araya gelmeli ki,bir kişinin yapamayacağı "Gerçeklik" tablosu tüm ihtişamı ile ortaya çıkabilsin. Şahsen,durduğum noktadan 360 derecenin hepsini gördüğümü iddia edemem. Farkında olduğumu düşündüklerimi farkettirmek,farkında olamadıklarımı da farketmek üzere buradayım. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
|
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Fihi Ma-fih, Mecalis-i Seba ve Divan-ı Kebir'den Seçmeleri de burdan bulabilirsiniz.
http://www.semazen.net/text_list.php?id=174&menu_id=id2 |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sayın sargon,
Sizin kışkırtıcı ve alaycı bulduğunuz yazının tarafımdan niye yazıldığını anlamamış olduğunuzu görüyorum.Bazı başlıkların açılışında önceden provasını yapmış bir koronun şarkısına başlamak üzere olduğunu hissediyorum,benim yanıtımın sizin için kışkırtıcı olduğu gibi bu tarz bir koronun varlığı da benim için kışkırtıcı oluyor.Sanki önyargısız gibi gösterilen,finali önceden belirli başlıklar açılıyor.Şef ise tarafsız imiş gibi açılışı yapıyor,saz elemanları çalmaya başlıyor.Bir iki milliyetçi veya dindar sazan tartaklanıp,itilip kakılıyor,karşı duruşlar empatiden yoksun ve insanlıktan uzak olarak değerlendiriliyor,sonra da konu,baştan sonucu açıkça belli finale,saz elemanlarının nağmeleriyle ulaşıyor.Mevlana örneğinde gördük,aynı yöntemin siyasi konularda da uygulamalı örnekleri var,fakat kışkırtıcı bulduğunuz tarzım,bu sefer karşılıklı yıkıcılığa dönüşebileceği için siyasi başlıklarda sessiz kaldım. Mevlana başlığı şöyle açılsa idi eyvallah derdim.’’Unesco tarafından Mevlana yılı olarak kabul edilen 2007 nin haketmediği histerik bir abartıyla kutlandığını ve aslında Mevlana’nın Müslümanlığının da tartışmalı olduğunu ve felsefesinin bu ölçüde bir kutlamayı hakedecek kadar evrensel ve hümanist olmadığını düşünüyorum.Çünkü felsefesi sadece kuran yorumuyla sınırlı kalmaktadır.’’ Başlığın sahibi fikirlerini yukarıdaki gibi baştan mı beyan ediyor yoksa Mevlananın fazlasıyla hakettiğini düşündüğüm evrenselliğini ve hümanistliğini benim gibi düşünenlerin olası tepkiselliği tartmak için sona mı bırakıyor.Başlığın finali de şöyle geliyor zaten ‘’aslında Mevlana büyük bir felsefecidir ama......’’ .Kaçamak konu başlığı,başladığı gibi kaçamak bir finalle son bulmuş. Seni severim ama .....,bunun Türkçesi seni hiç sevmemdir ama ne yapayımki doğrudan söyleyemiyorum,çünkü duygularımın doğrudan ifadesini açıkça ortaya koymaktan *korkuyorum yada menfaatime aykırı.Kaçamak da olsa söyleyeceğimi yine de söyledim ben, sen de anladın umarım. ’’Seni severim ama...... ‘’diye başlıyanları sevemem beni sevmediği için değil,dürüst olmayan yaklaşımı nedeniyle,Asıl sorun ise beni sevmeyenin,kaçamak ifadesini yaratan nedenlerin anlamında yatıyor,’’seni seviyorum ama....’’ cümlesinin kaçamak ifadesinin nedeni ne olabilir, çıkar ilişkisi ?,korku ? yada iyi niyetle bakarsam beni incitmeme kaygısı olabilir mi? ‘’seni sevmiyorum çünkü.....’’diye başlayanlara ise beni sevmese de,saygı duyarım,kendilerini sevmesem bile dürüst tarzlarını severim. Benzer yaklaşımları pek çok başlıkta bulabilirsiniz.Atatürkçüyüm ama.....,Ataürk’ü ölümünde saygıyla anıyoruz,kendisi büyük bir liderdi ama.................Türkler ve Türkiye yi severiz ama.....Mevlana ama.....bu en son örnek,en az kışkırtıcı örnekti onun için buradan girdim. İşin Mevlanasında,Atasında,Muhammed Mustafasında değilim,Turan Dursun Sitesindeki bu tarzı uygun bulmuyorum aklım o ‘ama’’nın arkasındaki niyete takılıyor. Mevlana felsefesini burada tartışabilmeyi ben de isterdim,benim için ufuk açıcı olurdu,kendiminken farklı bir zihinde özellikle bir inanmayanda Mevlana yansımasına dokunmak,elbette fikirler sabit,niyetlerin üzerinde de örtü olmasa idi.Fikir tartışması geniş ve tarafsız bakış açısı ister ki sonucundan karşılıklı pay alalım, yönü işaret edilmiş,niyeti örtülü hiçbir tartışmada yer alamam,çünkü sonucu sabit bir *tartışmada varlığım,karşıt fikirlerimden dolayı tartışma ortamını canlandırıp finali işaret edilene doğru daha hızla götüren katalizör olmak,olabilir. Son cümle evet haklısınız kendimi fazlasıyla önemserim,fakat aynı önemsemeyi bir başkasından bana karşı duymasını hiç beklemem,rahat olun,istediğiniz gibi karşılık verin.Eğer bana karşı kızgın olmasa idiniz konuyu Mevlanadan sonra,Mevlana ve kadınlara getirmezdiniz.Keşke kendinize kuvvet bulmak için ait olduğum üst kimlikleri tartaklamasa idiniz çünkü bu da bana göre dolaylı bir dövüş tarzı. Niyetim ne alay etmek,ne dalga geçmek sadece konuların açılışından ve işlenişinden duyduğum rahatsızlığın ifadesi, size ifade etmeye çalıştığım sadece bu.Tek doğru,tek köşe yazarı ille de Erdoğan Aydın ona uzanan eller kırılsın,var mı böyle özgür tartışma ortamı,Muhammed’e,Kurana,Tanrıya istediğinizi söyleyin aldırmam,hatta oturur adam adam tartışırız ama Erdoğan Aydın,sanki hinduların kutsal ineğinden daha dokunulmaz bir yerde bu özgür sitede. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Erdoğan Aydın,sanki hinduların kutsal ineğinden daha dokunulmaz bir yerde bu özgür sitede.
*Bu sonuclara nereden ulasiyorsunuz, inanin hayret ediyorum. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
sevgili ikixiki
* * Erdogan Aydın'ı neden bu başlıga soktugunuzu ve Erdogan Aydın ile ne alıp veremediginiz oldugunu anlamış degilim, ancak sitede bunları tartışabilecegimiz bir Erdogan Aydın yazıları forumu bulunmaktadır ve orada da gereken her türlü meteryal mevcuttur. Şayet bir koro oldugunu düşünüyorsanız siz de bu koronun gerçek yüzünü açıga çıkarabilirsiniz. Şimdi gelelim Mevlana'ya. * * Mevlana'nın dogum yeri Belh. Babası Bahadeddin Veled ve Sultan'un Ulema diye adlandırılıyor. Bahaeddin Veled degişik yerler dolaşarak Konya 'ya kadar geliyor ve zamanın büyük bilginlerinden Razi ile anlaşamıyor. Razi akılcı ve mantıkçıdır ve Mutezile ekolüne mensuptur. Mevlana ve babası ise şimdiki Gazali ekoline mensupturlar diyebiliriz. Yani Mevlana sünnetçidir, Kurancıdır, kadercidir. Meşhur ne olursan ol gene gel beyiti zikredilmiş, ancak Mevlana bunu diger dinler için bir misyonerlik faaliyeti olarak anlıyor. Ancak akıl ve mantık yolunu benimseyenler için Mevlana acımasızdır. * * *Felsefeci adını taşıyan o küçük insan kör olacaktır., ışık ondan uzaklarda kalacaktır. Dinin çiçegi, sümbülü onun zihninde tomurcuklanmayacaktır... Çünkü ey kendine tapılan varlık sen o sümbülü onun *zihnine dikmeyeceksin, o çiçegin tohumunu onda ekmeyeceksin. * * *Görüldügü gibi Mevlana'nın hoşgörüsü herkese yönelik degildir, ancak kendisini kabul edenlere yöneliktir. * * * Mevlana'nın yaşadıgı dönemde iki siyasi odak mevcut. * * * Birincisi Mogol işgaline karşı direnen ve yerleştikleri Anadoludan başka gidecek yeri olmayan Türkmen halkı, Sultan 2.İzzettin Keykavus, Ahilik kurumu ve Ahi Evren, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve yerel halkın dini temele dayalı lider ve kurumları bu odagın temsilcileri. * * * İkinci siyasi odak ise işgalci Mogollardan yana tavır alanların kolu. 4.Sultan Rükneddin Kılıçarslan, Muineddin Pervane, Nureddin Caca ve diger feodal beyler ve dönemin din ulusu Mevlana ise aynı safta yer alıyorlar. Yunus Emre'nin mahkum ettigi Nureddin Caca, Muineddin Pervane, Sahib Fahreddin, Taceddin Mutez, Emideddin Mikai ve diger feodal beyler ise Mevlana'nın yakın dostları ve arkadaşları. * * * Her ne kadar Cem sınıflardan bahsetmeyin demişse de bunları görmek Mevlana'nın nerede durdugunu tayin etmek açısından önemlidir diye düşünüyorum. * * *Mevlana şiirlerini ve düz yazılarını Türkçe degil, süslü uslupla ve Farsça olarak yazıyor. * * *Mevlana Selçuklu hanedanına, üst yöneticilerine kurumlarına dayanıyor ve yeri zenginlerin yanındadır. Dünya malını, iyi yaşamayı, varlıgı seviyor ama aynı zamanda da ahretçidir. * * *Mevlana göklerin ve meleklerin şairi. Herşeyi göklerden ve tanrıdan bekliyor, göklere yalvarıp yakarıyor. Kuranın emirlerine ve şeriatın yasalarına temelden baglıdır. Kıssalarını Kuran ayetlerine ve tarihselligine dayanarak yazıyor. İslamiyetin Arap ve Fars anlayışına sıkı sıkıya baglıdır. * * *Mevlana seçkincidir, yakasını varlıklılardan kurtaramıyor, bireysel zenginleşmeye önem veriyor ve halkın yoksullugunu görmezden geliyor. Beylerle ve üst düzey yöneticilerle ilişkiden hoşlanıyor ve onlarla yaşıyor. * * * Ömrü boyunca Konyadan dışarı adımını atmıyor ve burada kurumlaşıyor. * * * Mevlana'ya göre Mogollar Muhammedin şeriatını yerine getirmeyen Alevileri cezalandırmak için Tanrı tarafından gönderilmişlerdi. Ancak Şemsi Tebrizi ile karşılaşması onun fikirleri açısından bir dönüm noktası oluyor. Şems bir kalenderi dervişidir ve Mevlana'yı etkiliyor. * * * O dönemde iki karşıt kutbu, iki mücadele gelenegini simgeleyen isimlerden bir tarafta Mevlana yer alıyorsa karşısında ise Yunus, Hace Nasıreddin Mahmud, Ahi Evren, Hacı Bektaşı Veli yer alıyorlar. * * * *Kusura bakmazsanız şayet ben safımı Yunus Emre tarafında görmek istiyorum, Mevlana da degil. * * * * saygılarımla * * * z |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
"Bilginlerin kötüsü, beyleri ziyaret eden bilgindir; beylerin hayırlısı da bilginleri ziyaret eden bey. Ne güzel beydir yoksulun kapısındaki bey; ne kötü yoksuldur beyin kapısındaki yoksul." Halk, bu sözün dış anlamını almıştır. Onlarca bilgin kişinin, bilginlerin kötülerinden olmaması için beylerin tapısına gitmemesi gerektir. Halbuki sözün anlamı, onların sandıkları gibi değildir. Asıl anlamı şudur: Bilginlerin kötüsü, beylerden yardım gören, beyler yüzünden düzelen, doğru yolu tutan kişidir. Beyler bana ihsanlarda bulunsunlar, beni saysınlar, bana mevkii versinler kuruntusuyla, onlardan korkarak okumaya başlamıştır da beyler yüzünden işi düzene girmiştir; bilgisizliği bilgiye dönmüştür. Bilgin olunca da onların korkusundan, onların cezasından edep sahibi olur, ister-istemez doğru yolu tutar. Artık ne çeşit olursa olsun, ister görünüşte bey onun ziyaretine gelsin, ister o, beyi ziyarete gitsin, herhalde ziyaret eden odur, ziyaret edilense bey. Fakat bilgin, beyler yüzünden bilgiye sahip olmamışsa, önceden de, sonradan da bilgisi Tanrı için elde edilmişse o başka; balık nasıl sudan başka bir yerde yaşayamazsa, elinden başka bir şey gelmezse bu bilgin kişinin ele yolu-yordamı, ancak doğru yola gitmektir; bu, onun kendi huyundandır. Bu çeşit bilgini yürüten, çekindiren akıldır. Zamanında, bilsinler-bilmesinler, herkes onun heybetinden çekinir; onun ışığından onun aksinden yardım ister. Böylesine bilgin, beyin tapısına gitse bile gerçekte ziyaret eden beydir, ziyaret edilen kendisi. Çünkü herhalde bey, aldığını ondan alır, yardımı ondan görür; oysa beye aldırış bile etmez. O bilgin güneş gibi heryana ışık salar; işi-gücü, herşeye, herkese bağıştır. Güneşte taşları lâ'l, yakut, inci, mercan haline getirir; toprak dağları bakır, altın, gümüş madeni yapar; toprakları yeşertir, tazeleştirir; ağaçlara çeşit-çeşit meyveler bağışlar. Onun işi, sanatı vermektir, bağışlamaktır. Verir de almaz. Hani Araplarda söylene gelen bir atasözü vardır; "Biz vermeyi öğrendik, almayı öğrenmedik" derler; onun gibi. Hâsılı böylesine bilginler ziyaret edilenlerdir, beylerse ziyaret edenler. * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Fih-i mafih 1. BÖLÜM: |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sevgili dilaver,
Kusura *bakmazsanız *şayet *ben *safımı *Yunus *Emre *tarafında *görmek *istiyorum, *Mevlana *da *degil.,demişsin İlla birinin safındamı olmamız gerekiyor? kendi zihnimin savunduğundan başka hiçbir şeyi savunmam,kendi safımda tek başımayım,çünkü gerçekte ben olarak varolduğum tek yer orası ‘’beni’’ nasıl yokedebilir,yada bir başka zihnin mülkiyetine teslim edebilirim.Bu yüzden de kendimi dolayısıyla zihnimi çok önemserim.Okumaya gayret ederim,sadece zihnimi okşayan benden olan düşünceleri değil,özellikle karşıt fikirleri okurum ki zihnim uyumasın,benzer fikirlerin okşamasında uyuşup kalmasın diye. Düşünerek yaşayabilmiş,kim varsa ‘’O’’ nu yani onun zihnini okurum.Eğer karşımda incelemeye değer bir zihin bulduğum şanslı günümdeysem ‘’o’’nunla konuşurum.Sonrasında yine ben olurum,yansımalarını zihnime alır,kendi rengime uydururum. Belki senden daha çok Marksistim ama ikixiki olarak,marks olarak değil,başkaları bu düşünce biçimine Marsksizm demiş bana ne.Yunus yada Mevlana safında da değilim ikisini de okurum,okuduklarımın zihnimdeki yankısı benim olur,ben Yunus,Mevlana yada Marks olmam,olamam.Zihnimi hiç kimsenin fikrine kiralayamam,onun içinde kendimden başka hiçkimseyim. Aşağıdaki linkte denetim toplumları başlıklı bir *Gilles Deleuze yazısı var,Ulus Baker çevirmiş toplumsal hapishanemizde tıkılı kaldık,bari zihinlerimiz özgür olsun.Gerçekten özgür olabileceğimiz tek yer de orası. Birilerinin Mevlana karşıtı olmasında yada Muhammed’i reddetmesinde de rahatsız olacak birşey bulamıyorum,eğer onlar varsalar benim zihnimdeki dönüşümlerini tamamlayıp benim olmuş olarak varlar.Ben onların zihninde onlar olarak yaşamıyorum ki rahatsız olayım. Bu sitenin özgür olmaktan bahsederken gerçekte özgür olamaması,sahiplendikleri düşünce sisteminde kilitlenip kalmış olması,yandaş bulunca alkışlaması karşıt fikir gördüğünde rahatsız olması hatta bazen saldırganlaşması,sabit fikirlerin dolaylı yöntemlerle sunulması rahatsız edici.Bana göre bu fikri sabitliktir,Hopdediks’in köpeği İdeefixe’i bilirmisiniz,o bile sahibine rağmen daha özgür. En iyi tutsak,‘’tutsak’’ olduğu fark ettirilmeden özgürüm zannıyla yaşatılan,zihinsel tutuklulardır.Tutsak eden kimse,esirlerine esareti hissettirmemesi gerektiğini,çünkü onları sahte özgürlüklerinde yaşatırken daha mükemmel tutsak olacaklarını bilir. Özgürsek kendi fikrimiz dışında hiçkimsenin fikrini şiddetle savunmayalım bu demek değildir ki fikirleri tartışmayalım, bir başkasının fikri yada totemleşmiş adı karşıtlığına rastlayınca savunma tarzı hırçınlaşıyor ise zihinler özgür değildir. Umarım seni kırmam Marksist'im diyorsan sen de özgür değilsin,zihnin Mark'sın düşünceleri tarafından esir alınmış. http://www.korotonomedya.net/kor/ind...d=6,24,0,0,1,0 |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Erdoğan Aydın,sanki hinduların kutsal ineğinden daha dokunulmaz bir yerde bu özgür sitede.
Bu sonuclara nereden ulasiyorsunuz, inanin hayret ediyorum. Sayın vartor, Kelimelerimi kırıcı anlamda kullanmadığımı lütfen dikkate alın,madem bu yumuşak imgeleme açıklayıcı olmadı,şunu deneyeyim, ''Bu site siyasi *anlamda *durduğu yer dolayısı ile mi Erdoğan Aydın'ı onaylamak ,ya da Erdoğan Aydın tarafından onaylanmak zorunda,tek köşe yazarı,tek fikir,özgürsek nerede başka renkler.Onlar da olmalı ki gökyüzü griden kurtulsun,aydınlansın,özgürlük gerçek anlamıyla varolsun. Erdoğan Aydın'ın aydınlığında ki özgürlüğü mü yaşıyoruz yoksa Erdoğan'ın aydınlığında farkedemediğimiz bir tutsaklık mıdır yaşatılan?'' |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sevgili ikixiki
Erdoğan Aydın dokunulmaz değildir, bu açıdan yaklaşmayalım, lütfen dokunalım, hatta bu yazdıklarımada dokunalım... Tabi dokunmaktan kasıt umarım eleştirel ve fikirsel yaklaşım olarak görülüyordur... İnsanlara değil düşüncelerine, fikirlerine dokunalım, kimse kimsenin ifade yada söylemlerini kabul etmek zorunda değil... Bakın sizde düşüncelerinizi söylüyorsunuz ama ben rahatsız olmak yerine mutlu oluyorum... Kimse bizim gibi düşünmek zorunda değilse, kendimizi yalnız hissetmeyelim, ortak düşüncelerimiz olacak farklı görüşlerimiz olacak, böyle ele almaya çalışalım... Mevlana'yı seviyor olabilirsiniz, hepimiz seviyor olabiliriz. neden bu duygularımızı her şeyin önüne alalım? Sorunda burada. Mevlana yılı(günü)ilan edilmiş, hayırlı uğurlu olsun... Buyrun eleştirin, eğer ortada olan şeyler tarihsel kaynaklar değilse yada yanlış kaynaklar ise doğrularını ortaya koyun, itirazımızın sebebi "seviyor" olmamız olmasın... mesala canlı bir örnek vereyim "Fettullah Gülen" ne kadar çok seveni var değil mi? Nasıl da güzel bir gönül adamı? Bu sitede bazı gerçekler vurgulandı bu konuda, binlerce seveni hangisini okuyup irdeleyebildi, irdeleyemez di çünkü sizin iddia ettiğiniz gibi değil "dokunulmazlık", dokunulmazlık "ben seviyorum" noktasından doğuyor, farkında değilmiyiz? Her yönüyle dokunalım, "olumlu" yönleri olduğu gibi "olumsuz" yönleriyle de dokunalım... Olumlu yönler olumsuz yönlerin önünde bir dokunulmazlık duvarı örmesin, gayemiz bilgi sahibi olmak, taraftarlık olmasın... Hiç düşündünüz mü "Dokunulmazlık" dediğimiz şeyleri kendimizin ördüğü şeyler de olabileceğini. Mesala Mevlana konusunda... Lütfen dokunalım! Nasreddin Hoca'yı seviyorum ama benim sevmem Mevlana'nın Ona dokunmasının önüne geçiyor mu? |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sevgili psikokemoterapi,
Açık artırmalarda büyük paralara satılan padişah fermanlarının pahası arttıkça artan zavallılığını hisseder misiniz?Müzayede de satılmadan önce üzerinde eksperin biçtiği fiyat etiketi ile sergilenirken kendisine yabancılaştırılmış anlamına ve kendiliğinden kopmasına rağmen pahaca artmış değerine üzülür müsünüz?.Anlamlar ait oldukları doğal ortamlarda bulunduğu sürece yaşar,ya da doğduğu benzer iklimi gördüğünde tekrar canlanır,bulundukları yerden koparıldıklarında ise,anlamlarını kaybedip paha biçilemez antikalara dönüşürler,çünkü gerçekteki işlevselliklerini artık kaybetmişlerdir,onları değerli kılan yeni ortamlarında nadir bulunur olmalarıdır,anlamları değil.Padişah fermanının yanında sergilenen daha eski bir el yazması yemek tarifinin ederi daha yüksek bile olabilir.Peki ferman hala ,ferman mıdır?Hayır yamulmuş kimliğiyle bir antikadır,yeri ya bir müze yada bir salonun duvarıdır.. Konumuz Mevlana ise Mevlanayı sadece folklorik sema gösterileriyle ananlarla ve Mevlanadaki gerçek anlamı,antikalaştırıp müzeye koyan,onu kendine yabancılaştırıp sadece tarihsel kimliğiyle tartışanlarla ortak paydayı bulmakta zorlanıyorum.Mevlana semasındaki dönüş tekniği ile ilgilenmiyorum,dönerken gözünü kapadığında ne hissettiğini anlamak istiyorum.Mevlana’nın zihninde nasıl bir anlam onu dönmeye zorladı,eğer bu anlamı yakalarsam zihnimdeki yansıması ne olur.Mevlana’yı tartışalım dediğimde anladığım bu.Yoksa ben ne yapayım,Mevlana’nın seceresini,soyunu,tarihini.Ben tarihçi değilim ,sadece anlamlardaki farklılığı tanımak ve onların kendi zihnimdeki yansımalarını bulmak istiyorum, tüm konuşulacak şey bence bu. Fil büyük,elimiz küçük,eller filin üstünde,ben fili okşamaktayım,bir diğerinin eli filin dişlerinde,koparıp boynuma kolye yaptırabilirmiyim diye bakıyor. Elinizin benim elim gibi filin üzerinde dolaşırken fildeki anlamı hissetmeye çalışanlardan olduğunu biliyorum. İnsan olmanın ortak paydasında birleşsek de filin dişini söken zihinlere ben ne diyeceğimi bilemiyorum. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sevgili spartacus,
Niye bu başlığa bu kadar çok şey yazıp gevezelik yaptım ki,uslu uslu okumaya devam etmedim ki, Buyrun eleştirin, eğer ortada olan şeyler tarihsel kaynaklar değilse yada yanlış kaynaklar ise doğrularını ortaya koyun, itirazımızın sebebi "seviyor" olmamız olmasın... spartacus Bu kadar yazı yazdım bunu mu anladınız,size anlamadınız diyemeyeceğime göre ben anlatamıyorum demektir.umarım Fethullah Gülen örneklemesini onunla da aramda bir sevgi bağı olduğunu düşünerek vermediniz.Kalbim herkese o kadar sevgi dolu değil. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
Sevgili ikixiki
Yazdıklarınız konusunda hiç bir şey söylemedim ki? Yazdıklarınız konusunda ne anladım nede anlamadım gibi bir şey mi var? Ben sadece yazdığım yazımdan, bir önceki yazınıza değindim. Yani konuyla alakalı olmayan belkide yönteme dönük diyebileceğim, belki rahatsız olduğunuz bir tarz diyebileceğim bir yerde görüşümü bildirdim.. Hiç bu açıdan baktınız mı demek istedim? Sizce düşündüklerim yanlış mı? Fettullah Gülen ise güncel bir örnekdi, demek istediklerimin anlaşılması açısından size dönük bir şey değildi, "seviyor" olmak, "gel ne olursan yine gel" denmiş olması her şeyi açıklıyor ise o halde Mevlana eleştirilemez, Dokunulamazdır diyorum... "Bu site siyasi *anlamda *durduğu yer dolayısı ile mi Erdoğan Aydın'ı onaylamak ,ya da Erdoğan Aydın tarafından onaylanmak zorunda,tek köşe yazarı,tek fikir,özgürsek nerede başka renkler.Onlar da olmalı ki gökyüzü griden kurtulsun,aydınlansın,özgürlük gerçek anlamıyla varolsun. Erdoğan Aydın'ın aydınlığında ki özgürlüğü mü yaşıyoruz yoksa Erdoğan'ın aydınlığında farkedemediğimiz bir tutsaklık mıdır yaşatılan?" demişsiniz Bakın böyle dediniz bunu demişim, bilinki benim yazdıklarımın altında herhangi bir başkasının imzası yoktur... "Erdoğan Aydın dokunulmaz değildir, bu açıdan yaklaşmayalım, lütfen dokunalım, hatta bu yazdıklarımada dokunalım..." Onlar da olmalı ki gökyüzü griden kurtulsun,aydınlansın,özgürlük gerçek anlamıyla varolsun. demişsiniz Bakın sizde düşüncelerinizi söylüyorsunuz ama ben rahatsız olmak yerine mutlu oluyorum... demişim.. |
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
|
Re: Mevlana'nın Felsefesi İslama Uygun mudur?
İlk birbuçuk sayfanın tadı mükemmel.
Bir deryanın açıklaması için yeterli mi? Değil. Olsun. Ürettiklerimiz: Geçmişimizden kalanlar ile, akıl ve yeteneğimizdekilerin karışımıdır. Her şeyden önce bir insandan bahsediyoruz. Doğru ve yanlışları ile bir insandan. Bizce mükemmel olsa da, bir insandan bahsediyoruz. Belh'den başlayan hikaye; *Nişâbur, Bağdat, Kûfe, Kâ'be, Şam, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde, Karaman ve Konya ile devam etmiştir. Geçtiği tüm topraklardaki kokuları almış, renkleri görmüş, tatları tatmıştır. En büyük eserini de bunlara göre yapmıştır. Hint felsefesi bu konuda dikkat çeker. Hint felsefesi ile alakalı bir kitap incelemesini yönetime sunmuştuk (Kelile ve Dimne). Mesnevi hikayeleri ile benzerlikler enteresan. İnceleme hala bitmedi ki sunuma koyulmamış anlaşılan :wink: * Okuduklarımızdan anladık, Ulu Mevlana bir derya imiş, Tarifle değil, içine girip yüzmekle anlanır imiş. Hatalarımı, cehaletime bağışlayın |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:32 . |