Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Maraş'lar Unutulmasın !!! (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5397)

dilaver 04-01-2008 21:29

Maraş'lar Unutulmasın !!!
 
MARAŞLAR'IN YAŞANMAMASI İÇİN!...

* "… Küçük çocukların ve yaşlı adamların üzerine gaz dökülerek yakılmış, insanlık dışı olaylar işlenmiştir. Toplu katliam olayları, toplu halde ceset bulunmasıyla doğrulanmaktadır. Ölü sayısının resmi miktarı aşarak iki yüzü aşacağını tahmin ediyorum." (Dündar Saner/ Dönemin Maraş Davası Savcısı)

* "Hastaneye getirilen ölülerden elli ikisini inceledim. Bunlardan üç tanesi sopayla öldürülmüş, diğer ölüler mermilerle… Boğularak öldürülenlerin olduğunu söylediler. Yetmişlik yaşlıları, üç yaşında bebekleri vurmuşlardı. Bir cehennem aleminden geldim." (Mete Tan / Dönemin Ecevit Hükümeti Sağlık Bakanı)

* * "… Karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen 80 yaşındaki, yaşlı Cennet Çimen'in evine gittiler. Bu kadını, 'Gel nene, gel' diyerek elinden tutup dışarıya çıkardılar. Cennet Kadın, gözleri görmediği ve yaşlı olduğu için öldürülenlerden ve yakılanlardan habersizdi. Sanıklardan Cuma Yalçın ve Nuri Boğa *tornavida *ile onun gözlerini oydular, sonra silah sıkarak öldürdüler. Yakınında bulunan helanın çukuruna baş üzeri atıp, üzerine at arabasını devirdiler…" (Maviş Toklu/ Katliam mağduru ve tanığı)

* *Günümüz genç nesillerinin havsalasının alamayacağı vahşet örneği bu olaylar Maraş'ta yaşandı.
* *Maraş, Maraş olalı böyle bir zulüm görmedi.
* *Neden?

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Maraş Katliamına Doğru…

* * 1960'lı, 70'li yıllar sol değerlerin yükseldiği yıllardı .
* * 12 Mart darbesi, gelişen sol mücadeleyi kesintiye uğratmış olsa da solun üzerinde geliştiği toplumsal mecraya nüfuz edemedi. *İki yıllık bir sessizlikten sonra 1973 *Genel Seçimlerinin ardından, sol topraktan fışkırırcasına boy attı.

* * 1973 Genel Seçimlerinin galibi Ecevit'in CHP'siydi. Gerçekte ise Ecevit'te sembolize olan halkın geleceğe dair umutlarıydı galip olan…

* *Halk, cumhuriyet tarihinde ilk kez geleceğe umutla bakmaya başlamış, kendi kaderini ele alma düşüncesiyle devlet sınıfından kaçmıştı. Mevcut düzenin de, Ecevit'inde *ötesinde bir gelişmeydi bu…

* * Genel seçimlerden sonra kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti bir şekilde dağıldı. 'Komünizme karşı Milliyetçi Cephe' adı altında, asıl işlevi, her türlü sol ve ilerici düşünceyi yok etmek olan bir hükümet kuruldu. Yeni hükümetin konseptine göre MC'nin mimarı olan Demirel, bürokrasiyi ve meclisi; Alparslan Türkeş ise sokağı kontrol edecekti.

* *Faşistler artık hükümet ortağıydı. İlk elden, İstanbul ve Ankara gibi büyük kent merkezlerinden başlayarak lise ve üniversiteleri işgal edeceklerdi. İlerici-devrimci öğrenciler okula alınmayacak, "tarafsızlar" faşist beyin yıkama mekanizmasının bombardımanına tabi tutulacak, direnenler dövülecek, mücadelede ısrar edenler öldürülecek, polis olan biteni görmezden gelecek, faşistlerin yetmediği noktada yedek destek güç olarak hazır bekletilecekti.

* Hadise büyük kent merkezleriyle sınırlı değildi elbette. Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Malatya, Maraş gibi Türkeş'in "Altın Hilal" diye adlandırdığı kentlere ve ilçelere de yayılmıştı toplumsal uyanış. Türkeş'e göre *'Altın Hilal, tarihsel ve kültürel olarak Türklüğün köklerini derinlere saldığı topraklardan oluşmuştu. Komonist ideoloji ve Kızılbaşlar bu kökleri bozuyordu. Etnik temizlik ve öze dönüş şarttı.' Ona göre 'Türklüğün ve Türk milliyetçiliğinin Anadolu'daki bekası bir yerde buna bağlıydı.'

* * Yaşanmış tarih bu kanlı hesabın yalnızca Türkeş'in ideolojik sapkınlığından kaynaklanmadığını gösterdi. Türkeş ipleri Pentagon'un elinde olan devlet çekirdeği mensubuydu neticede.

* *MC'nin kurulduğu tarihlerde Altın Hilal'in kent ve ilçe merkezlerinde bir yabancı dolaşıyordu. ABD büyükelçiliği ikinci katibi Aleksander Peck'ti bu! AP'li v e MHP'li il başkanları ve yöneticileriyle, milliyetçi iş adamlarıyla, eşraftan ileri gelenlerle, toprak sahipleriyle toplantılar düzenliyor, tam da Türkeş'in söylediği gibi Altın Hilal'de 'etnik temizlik'ten bahsediyordu. Etnik temizlik yapılacaktı. Asıl üzerinde durulan nokta bunun sağ-sol mu, Alevi- Sünni *çelişkisi kullanılarak mı uygulanacağıydı. Bu topraklar binlerce yıldır farklı mezheplerden kesimlerin iç içe yaşadığı, dinsel duyarlılıkları hassas topraklardı. Geçmişte Ermeni katliamları başta olmak üzere gayrimüslim halklara dönük en büyük katliamların bir kısmı Maraş'da gerçekleşmişti. Yani maziden gelen olumsuz bir miras vardı. Sonuçta, Alevi-Sünni çelişkisinin körüklenmesi üzerinde karar kılındı.

* *Elazığ, Malatya ve Sivas'taki ilk denemeler, gelişen güçlü direnişler nedeniyle istedikleri sonucu vermemişse de Alevi-Sünni çelişkisi üzerinden hızlı bir kamplaşma yaratılabileceğinin verilerini ortaya koymuştu.

* Bu çerçevede en kapsamlı katliam Maraş'ta düzenlendi.
* Her katliam öncesinde ortaya çıkan CIA ajanı Peck' de Katliam arifesinde Maraş'taydı. Bu şaibeli unsur, 1980 Çorum katliamında da görülecekti. *Bir daha kimse görmedi onu. Kısa bir süre sonra da 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Peck, kendisine verilen görevi hakkıyla yerine getirmiş ve ortadan kaybolmuştu.

* *1975 yılında kurulan MC'nin başbakan yardımcılığına getirilen Alparslan Türkeş'e MİT bağlanmıştı. Bir süre sonra MİT, asıl görevinden kopacak, kontrgerilla ve MHP ile ortak bir çalışma içine girecekti.

* *1978 Ocak'ında hükümet olan CHP, MİT'e hakim olmamıştı. Türkeş Hukuk Müşavirliği, Psikolojik Savunma Başkanlığı; İstanbul, Ankara ve Diyarbakır Bölge Daire Başkanlıklarındaki yandaşları aracılığıyla MİT'i kontrol ediyordu.

* *Maraş katliamından aylar önce Türkeş; *MİT'teki *üst düzey ilişkiler aracılığıyla, MİT Güney bölgesini ele geçirmişti. MİT'in desteğini arkasına aldığından, Maraş olaylarını rahatlıkla düzenleyeceğine emindi. Bölgeden merkezi hükümete istihbari bilgi akışı kesilecek, her şeyi sola bağlayan, sağ ile ilgili masumane tasvirlerle hükümet 'uykuya yatırılarak' tezgahlanan plan uygulamaya konulacaktı.

* *Maraş katliamının planlamasını dört MİT mensubu yapmıştı. MİT'in katliamın içinde olması, sağlıklı istihbarat akışını engellerken, vahşete varan sonuçlara yol açtı.

* *MİT bu rolünü sonrada sürdürdü. Faşistlerle ilgili raporlar mahkemelerden gizlenirken, *sol gruplar *hakkında gerçek dışı raporlar düzenlendi. MİT raporlarının bu şekilde tanzim edilmesi, bizzat Türkeş'in talimatı ile olmuştu. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonra Maraş Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Yusuf Haznedaroğlu, bu tek yanlı raporlara dayanarak katliamı tersine çevirip, işkenceyle sol bir gruba mal etmeyi deneyecekti.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * * * * Yargısız Hukuktan Yargılayan Vicdana!
* *12 Eylül sonrasında Maraş olayları hakkında açılan davalar tam bir hukuk skandalıydı. Katliamın faili olarak 804 kişi yargılandı. Katliamda birinci dereceden rol oynayan 68 kişi hiç yakalanmadı. 379 kişi beraat etti. 1 ila 15 yıl arasında mahkumiyet cezası ile yargılanan 314 kişinin cezalarında önce 1/6 oranında indirim yapıldı, sonra hepsi mahkeme sürecinde salıverildi. 29 kişi hakkında verilen idam ve *yedi kişi hakkında verilen müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. 1991'de çıkan Terörle Mücadele Yasası'nda yapılan değişiklikle katliam sorumlularının hepsi salıverildi. Böylece Maraş Katliamı dava dosyası sessiz sedasız kapatılmış oldu. Bundan sonra da bu dosya hiç açılmadı. Tarihe kara bir leke olarak geçen katliam unutulmaya bırakıldı.

* *Unutuldu da!

* Maraş'ta öldürülenlerin çocukları, eşleri, anne, babaları katliamdan nasıl etkilendiler, bugün nerede ve nasıl yaşarlar, bilmiyoruz. Maraş'taki solcu, Alevi halkın yüzde sekseni büyük kentlere ve yurt dışına göçerek köklerinden koptular. *Bu insanların yaşadığı evsizlik ve memleketsizlik nasıl bir haldir, yarattığı kırılmalar, eziklikler, travmalar nedir ve nasıl yaşanır, araştırmadık.
* *Maraş'ın filmini, tiyatrosunu yapamadık. Romanını yazamadık. Maraş katliamı üzerine kaç şiir yazıldı, bilemiyoruz. Maraş üzerine bir ağıtımız yok. Ağlayamıyoruz.

* Maraş'ta yaşananları bugünkü kuşakların havsalasının alamayacağı gerçeğini ifade ettik. Bu denli unutkanlık, umarsızlık, mazisizlik nasıl bir şeydir, nasıl yaşanır? Canıyla kanıyla yaşayan bir insandan, hem-türleri tarafından işkenceyle, tecavüzle, boğularak, yakılarak öldürülen bir insanın yokluğuna nasıl geçilir, geçişte hiç mi evrim olmaz? Yok mudur? Olması gerekmez mi? Evet, bunlar genç kuşakların havsalasının alamayacağı şeylerdir ama gerçektir.

* *Kim bilir, belki Maraş katliamı başta bizim kuşağımız olmak üzere, toplum olarak hepimizin yüzünü kızartıyor, vicdanımızı kanatıyor. Zayıflığımızla, güçsüzlüğümüzle, çaresizliğimizle yüzleşmekten korkuyoruz. Belki de bu yüzden kimsenin ulaşamayacağını düşündüğümüz derinliğimize gömdük Maraş katliamının izlerini… Nesneleştirdik, ona yabancılaştık.

* Bu ruh hali bir şekilde katliamla ve katliamcılarla suç ortaklığı yaptığımız gerçeğinin üstünü örtmüyor.

* Katliamı yapan partinin yıllar yılı Maraş'ta en güçlü parti olduğu, böylece 'en doğruyu bilir' halkımızın katliamcılığı ödüllendirdiği, katliamcılarla suç ortaklığı yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Katliamı örgütleyenlerden birinin basit bir soyadı değişikliği ile kendini unutturduğu, hatta halkın temsilcisi olarak TBMM'ne girdiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Katliamı kontrgerilla, dönemin MİT görevlileri ve MHP'nin ortaklaşa düzenlediğini gayet iyi bilen, bu konuda elinde MİT'deki MHP kadrolaşması hakkında MİT'den kendi deyimiyle 'güvenilir' kadroların verdiği raporlar bulunan 'vicdanlı ve dürüst' Ecevit'in tarih önünde suçluluğu yetmezmiş gibi MHP'yi iktidara taşıdığı gerçeğini de değiştirmiyor.

* Katliamın asıl kurmaylarına gelince… Darbe koşullarını yaratmak için Türkiye'yi istikrarsızlaştırma siyaseti güden, darbeyi "kendi çocuklarına" yaptıran ABD'nin, simgesel olması bakımından CIA ajanı A. Peck'in, Alparslan Türkeş'in, dönemin MİT yetkililerinin; bölgedeki AP'li ve MHP'li il başkanları ve yöneticilerinin, iş adamlarının, toprak sahiplerinin, eşrafın, Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı başta olmak üzere Susurluk Çetesinin katliamdaki sorumluluklarının kamuoyunun gündemine gelmediği, gerçekle yüzleşilmediği, sorgulanmadığı ve bir yargılanma yaşanmadığı açıktır.

* Peki bir yüzleşme, sorgulama ve yargılama yoksa adalet nasıl sağlanacaktır?
* Adalet yoksa, toplumsal barış, demokrasi ve özgürlük nasıl olacaktır?
* Bir daha aynı şeylerin yaşanmaması için toplumun ortak vicdanı nasıl oluşacaktır?
* Yaptırım olmayan bir suç her daim işlenmeye açık değil midir?

* *2 Temmuz Sivas katliamı, aynı makus tarihin tekerrürü değilse nedir? Süren linç kampanyaları aynı makus tarihin ayak sesleri değilse nedir? *

* *Maraşların bir daha yaşanmaması için 78'liler Girişimi olarak *açtığımız dosya çalışmasını ülke çapında bir dizi etkinlik eşliğinde sürdürüyoruz.

* *Gerçek, adalet, toplumsal barış ve demokrasi için, sonuç alıncaya kadar Maraş katliamını kamuoyunun gündeminde tutmayı 78'lilerin tarihi sorumluluğu olarak kabul ediyoruz.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 78'liler Girişimi



not : 78 liler girişiminin bu çalışmasını yeni nesillerin bu katliamı unutmaması ve dersler çıkarması için buraya asıyorum.

saygılarımla

pante 04-01-2008 21:50

Re: Maraş'lar Unutulmasın !!!
 
http://www.youtube.com/watch?v=aVSIC...elated&search=

ikg 13-01-2008 00:29

Re: Maraş'lar Unutulmasın !!!
 
sevgili dilaver,
maraş nasıl unutulur ya da unutturulmaya çalışılır.

faşizmi şiddet ve savaşla ülkemize getirmeye çalışanları kimse unutmadı. nasıl bahçelievler de katliam yapan abdullah çatlı ve haluk kırcı ları unutmadıysak. ama her zaman bu kişileri ve şu andaki bağlantılarını nasıl yaşadıklarını hep ama hep ülkemizdeki insanlara anlatalım.

maraşta öldürülen insanların o günden sonra bir geleceği olmadı tıpkı ankarada öldürülen öğrenciler gibi. ama haluk kırcı ve diğerleri evlendiler çoluk çocuk sahibi oldular. alparslan türkeş gibi bir adam bile 12 eylülden sonra melek gibi gösterildi. ve hatta şimdiler de yaşar okuyan gibileri de sanki o günlerde olan olayların sorumlusu değillermiş gibi rahat rahat tv lere çıkıp ağlayıp sızlıyorlar. asıl bunları unutturmayalım.

ve faşizmin şimdilerdeki ülkemizi akp ile ele geçirmesine izin vermeyelim.

kolay gelsin

ozgurche21 13-01-2008 22:30

Re: Maraş'lar Unutulmasın !!!
 
marası dersımı unutan ınsan degıldır

dilaver 21-12-2008 20:24

'Ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi; 'Allah'tan korkun.' Kocasını çektiler öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşında bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe'de Kaşanlı ....'ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail'e de baltayla vurup beynini parçaladılar...'

İnsanın kanını donduran bu ifadeler, 30 yıl önce 21 Aralık 1978'de yüzlerce kişinin öldürüldüğü, bin 500 kişinin yaralandığı Maraş'ta yaşanan katliamın 'devlet sırrı' olarak gizlenen resmi raporlarda yer alan satırlarından bir bölümü. Bu resmi rapor uzunca bir süre devletin karanlık kasasında 'devlet sırrı' olarak saklandı. Saklanmasının nedeni katliamda devlet görevlilerinin aldığı roldü. MİT ve CIA ajanları katliamda önemli roller üstlenmişti. Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı'nın kurduğu özel ekibin ve dönemin Cumhuriyet Savcısı Dündar Saner'in hazırlattığı raporun bazı bölümleri ise yıllar sonra
Gündem Dergisi'nde, ardından da ÖzgürGündem Gazetesi'nde yayınlandı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in ölümünün ardından açılan arşivlerinde ortaya çıkan belgeler de katliamın MİT görevlileri tarafından planlandığını ortaya koyuyordu. Bugün ise artık 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı ile Sivas, Malatya, Çorum ve Maraş katliamlarını devlet çetelerinin gerçekleştirdiği çok iyi biliniyor.

Asla unutmayalım, unutturmayalım.

saygılarımla

emrekalkavan 21-12-2008 21:16

Alıntı:

dilaver´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 94931)
* Yaptırım olmayan bir suç her daim işlenmeye açık değil midir?

bu dediğin cümle islamın en temel ilkelerinden biridir .. sadece türkiye değil ,dünya islama muhtaç..

sansdoute 22-12-2008 00:54

Alıntı:

emrekalkavan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 145521)
bu dediğin cümle islamın en temel ilkelerinden biridir .. sadece türkiye değil ,dünya islama muhtaç..

Doğru çok haklısın sadece Türkiye değil, tüm dünya İslam'a muhtaç!!! Haydi cihada çıkalım!!! Tüm dünyayı kılıçtan geçirelim, müslüman yapalım, kan dökelim!!!

Sorarım Maraş'ta bu katliamı kim yaptı? Kimler gaza gelip dinsiz diye adlettikleri alevileri insanlığa sığmayacak yöntemlerle öldürdü? Bunlar "Allahüekber" diye naralar atan "İslamcılar" değil miydi? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye sormazlar mı? Hani islam kardeşlik, barış bilmem ne diniydi? Bu mudur kardeşlik? Sizden olmayanı kıtır kıtır doğramak mıdır? Bu mudur hoşgörü?

Yapmayın artık ya! Şu islam hoşgörüdür dinidir falan demeyin! Maraş katliamı görüntülerini görünce yüreğim sızlıyor, peki siz islamcılar siz neler hissediyorsunuz?

"İyi oldu, öldü kafirler!" değil mi? Böyle düşünen bir müslüman olacağıma, "dinsiz" olup cehennemde yanmayı tercih ederim!!!!!!

MehmetEden 07-01-2009 20:37

utanç dolu bir hareket

spartacus 30-12-2011 04:27

http://www.youtube.com/watch?v=GDa6F...ature=youtu.be

Neva 30-12-2011 06:56

Bir baska utanc abidesi olarak duruyor onumuzde...

Şüpheci Dinsiz 19-12-2014 04:10

Bu gün 19 Aralık. Maraş katliamı 19 Aralık 1978'de başlamış, 1 hafta sürmüştü...

İnci Aral, Kıran Resimleri kitabında Kahramanmaraş'ta konuştuğu 9 kişinin anılarını toplamış. Duyduklarına inanamamış, şöyle anlatıyor:
Alıntı:

Radikal.com.tr

O kadar korkunçtu değil mi?
İnanılmazdı, inanmak da istemedim işin doğrusu. Kadınlara tecavüz edildiğini, hamile karınların deşilip ceninlerin çıkartıldığını, genç kızların memelerinin kesilip ağaçlara çivilendiğini duymak kolay olmuyor. Ertesi gün beni başka bir köye gönderdiler. O köyün büyüğüne emanet ederek. Bir motorun arkasına binip gittim. Aynı manzaralar. Her gece başka bir evde kalıyordum. Kadın, erkek, çocuklar, hep beraber tek yer yatağına sığışarak. Ama benim üstüme en güzel yorganlar örtülüyordu.
"Kıran Resimleri" kitabından alıntı. (Sayfa 13..19)
Alıntı:

[...]
Ara sokaklardan sessiz ve yavaş, paltolarının altında tornadan çekilmiş kalın sopalar, sinsi kasap bıçakları, baltalar ve ne dağıtılmışsa, ne bulmuşlarsa silah olarak, cepleri taş, içleri korku dolu, kafaları boş ve uyuşmuş üçer beşer gelip toplanmalarından önceydi.

Hastanenin arkasındaki düzlükte anlamını yitirmiş yabanıl yüzlerini mahalleye dönerek, öyle suskun ve dolu, patlamadan önceki tedirginlikle gergin bekleşmeye koyulmalarından önce. Başlarını göğe, çisildeyen yağmura kaldırıp salınarak, 'bir ağızdan uğursuz, titrek haykırışlarla bilenerek ve çarpıntılarını sesle bastırıp korkularını yatıştırmadan.

İlk silah sesiyle ürkmüş bir hayvan sürüsü gibi dalgalanıp dağılarak sokak aralarına yayılmadan. Beşer onar kapılara yüklenmeden daha.

Ateş, duman, yangın, bağrış çığrış, kan, ölüm ve zulüm, yani usa sığmaz çılgınlıklardan birkaç saat önce.

Kırılan cam kapı, masa dolap, bardak çanak ve insanlardan, bebelerle dedelerden, kadın kız çoluk çocuk, ana baba oğullardan önce, günü dinlemeye koyuldu bir kadın. Tedirgin bir bekleyişin yorgunluğunda kesik eli kolu. Korkusunun karanlığında kızgın kendine. Boşa çıkmasını istediği düşü unutma gayretinde.

Şerife Omay mutfak ve kiler olarak kullandığı arka odaya girip bir tas bulgur döktü elindeki tepsiye. Bir uğultu geliyor dışardan, bayırın alt yanından. Pencereye koştu, açtı baktı. Hastanenin arkası insan kaynıyor. Bağrışıyorlar. Kesik kesik, mahalleye, orada oturan herkese, gelmişe geçmişe kargışlar yağdırarak ve yok etmeye ant içerek bağırıyorlar. Rüzgâra tutulmuş kuru ağaçlar gibi sallanarak.

Şehmus’a sesleniyor. Tam o zaman işte ilk silah sesini duyduğu an. Şehmus yetişiyor. Camın ardına gizlenerek bakıyorlar. Beş yüz metre kadar ötede kalabalık yayılmaya başlıyor. Davar yayılır gibi, diyor Şerife içinden. Aynı öyle!

— Taş topla bahçeden. Kapıyı tutalım, öne koş!

Silah sesleri çoğalıyor, uğultu yükseliyor. Sokak aralarına dağılıp dağılıp yitiyorlar. Gürültü, çığrından çıkmış bir dağılma.

Zamanın dışındaydı o süre. Bugünde mi, çok mu eskide, ya da yarında mı? Bilmiyor. Yaşanmamış bir zaman dilimi. Zamansız bir zaman aralığı. Neden sonra Şehmus’a bakıyor. Köşedeki pencerenin dibinde bahçeden toplanmış bir taş yığınının başında, oturuyor. Sessiz ve solgun.

Pencerenin önünde dikeliyor Şerife. iri, esmer, kemikli elleri tüfeği iyice kavramış. Perdenin aralığından, tutuşturulmuş bezlerin fırlatılışına, yalımın, damların, birbirine ulanan inişli çıkışlı uzantısından çoğalıp yayılışına bakıyor. Duman, ateş, çığlıklar, yakarışlar, kargaşalık. Donakalma, umutsuzluk, çılgınlık, her şey apansız bastırıyor.

Delice bir esriklikle koşturan, kapıları omuzlayan, ellerindeki baltaları savuran, damlara, pencerelere dinamit fırlatan gölgelere bakıyor. Evet birer gölge bunlar. Ama kim? Kimin gölgeleri? Onlar gibi kolları, bacakları ve başları varken, aynı günlük giysiler, aynı kasketler, pabuçlar içindeyken, onlar gibi şakalaşıp gülebilen, merhaba diyen, ekmeği, suyu, aşı onlar gibi yiyip içen, aynı yokluğu ve yoksulluğu yaşayan gölgeler. Kim yolladı onları, nasıl?

Bahçe kapısında gözü. NİÇİN? diye bir ses büyüyüp duruyor içinde. Neden, neden, neden? Bağırmalarını, ilenmelerini duyuyor. Çılgınlığın sesleri bunlar, kendini yitirmenin, yok olmanın... Coşturucu, saldırtıcı kargışlamalarını duyuyor, durmadan NİÇİN? diyerek. Kim olduklarını ayırdetmeye çabalıyor. Biraz iyimserlik, biraz korkuyla, onları yatıştırmanın bir yolu olmalı, diye düşünüyor, zorlanarak. Orada kör ve tutkulu, aldatılmış bağırdıklarım biliyor, bir delilik nöbetine tutulmuş gibi saldırırlarken...

Ama neden, diyor yine de. Yaşamımızın ve inancımızın ayrımı nerede keskinleşti? Nasıl, ne zaman, kim yaptı bunu? Erkeklerimizle aynı kahvede tavla oynayan adamlar değil mi bunlar? Ne zaman biriktirdiler bu hıncı içlerinde, kim doldurdu? Kim kime ne yaptı? Aynı tarlada çapa salladığımız gençler değil mi bu gölgeler, aynı 'bayramları bölüştüğümüz, aynı düğünlerde oynadığımız, eşimiz, dostumuz, kirvemiz? Şimdi ne istiyorlar?

Şaşkınlık, korku, öfke birbirine karışıyor. Bekliyor. Gelirlerse bunları anlatacak, yatıştırmaya çalışacak yalvararak.

Sıkıntı çoğalıyor. Soğuk bir tere dönüşüyor ellerinde, saçlarının dibinde. Şimdi yokuş yukarı vuran, geleceği kaçınılmaz bir uğursuzluğa direnmenin yorucu çabasına hazırlıyor kendini. Onlar az aşağıda bağrışarak saldırıp yakıp yıkarken perdenin ardında bir kadın kuşatılmış, kıstırılmış, umutsuz, dayanma gücünü tüketmemeye uğraşıyor. İnsan insanı bu yüzden öldüremez, diyor. Hayır, olamaz!

Olamaz bir şey. İnanmazlık. Hep duyduğu bu.

Parçalanan, yanan insanların çığlıklarım duyuyor. Ayakta güçlükle duruyor artık. Dayanmasa cama, düşecek. Tuzlu gözyaşlarının tadını duyuyor ağzında. Yaşamında ilk kez ağlıyor sanki, öyle geliyor şimdi ona.

Kavrayamayacağı bir hızla patlayıp dağılıyor bahçe kapısı. Öteki kapılar, pencereler aynı hızla ve gürültüyle yıkılıp devriliyor ardından. Taş yağdırıyor Şehmus dumanın içinde beliren karanlık gölgelere. Şerife tüfek elinde kalakalıyor. Çekemiyor tetiği. Zişan’nın büyük oğlunu görür gibi oluyor bir an, yüzünü kapamak istiyor elleriyle. Görmesin, seçmesin istiyor hiçbir şeyi, düş olsun, uyanıversin.

Elleri silaha yapışmış, kopmuyorlar.
— Yapmayın, diyor. Usulca yalvararak ve onurunu gözetmeden.
— Kurban olayım durun. Siz nereli, biz nereli, ne istersiniz? Sizin de bizim de canımızdan gayrı neyimiz var da? Bir arada yaşamıyor muyuz ki? Dedelerimiz ve babalarımız ve onların babaları da böyle yaşamışlardır. Neyi üleşemiyoruz sizle ki? Yoktur bizim bir davamız sizinle, siz kim, biz kim?

Ne duyan, ne dinleyen var. Kapının ağzına yığılı yatakları deviriyorlar. Tüfeği doğrultuyor Şerife, kararlı bir yekinmeyle,
— Yaklaşmayın! diye bağırıyor.
— Ateş etme ana, yapma sakın!
Şehmus bu. Duvara vermiş gövdesini. Yukarı kalkık elinde bir odun parçası.
İndiriyor tüfeği, yürüyor her küçük adımda durup yaklaşarak gelenlere.
— Kardeşiz biz, diyor. İnsanız hepimiz. Babalarımız birlikte savaştı düşmana karşı. Yönümüz yurdumuz bir. Kandırmışlar sizi. Ayın, ayılın!

Hoyrat bir savruluşla odanın dibine yuvarlanıyor.
Oğlunun başına inen tahranın parıltısını gördü ilkin. Sonra keskin demirin inip inip kalkan, odanın loşluğunda şavkıyıp geri dönen kanlı ağzını.
yetişin komşular bir allahın kulu yok mu yetişin oğlumu kesiyorlar bir polis asker yok mu ah anam din İslam yok mu fidanımı devirdiler koşun bir erkek yok mu adalet vicdan yok mu vurun bana da vay ben yanmışımki Şehmusum kanla revandır ah Şehmusum dedimdi sana vay anam vay hükümet yok mu yetişin canlar yetişin yaktılar bizi oy Şehmusum m m m
Şaşkınlık ve acı inanmazlıktan hemen sonra. İlk duyduğu olamaz bir şey. Olamazın olabileceği korkusu. Korkunun dondurucu soğuğu, duruşunu, bakışını taşlaştıran.

Yüreğinin vuruşunu duyuyor. Soluğunu zorlayan, onu tıkayıp bitkin düşüren, oraya oğlunun yığıldığı köşeye atılmasını engelleyen, delice bir hızla. Adımını attığını sanıyor ama kıpırtı göremiyor gövdesinde. Yılgı, hiçlik, onulmazlık ve inanmazlık üst üste yığılıyor içinde. Ses, çığlık biriktiriyor orada o an öyle kaskatı dururken.

Ama bu şaşkınlık anı çok kısa. Umut ve umutsuzluğun aynı güçte gelen sarsıntısıyla çakan şimşek devinime geçiriyor gövdesini, önüne geleni sürüklemeye hazır bir sel gibi atılıyor yerde yatana. Tükenmenin hemen öncesindeki olağanüstü güçle. Düşüncesi gövdesinden çok uzakta.

Silah sesleri kesilmiyor. Çığlıklar, cam şangırtıları, koşuşma, bağrışma ve duman. Koyu kara duman. Bütün bu sesleri duyduğunu ayırdedemeden bakıyor oğluna. Onun bağırmak için açılmış ve öylece kalakalmış ağzından güç duyulur bir inilti çıkıyor. Ayakları yere serili nakışlı kilimi tepiyor bir iki kez, sonra kana bulanmış gözlerinde doymamış bir şaşkınlıkla kasılıp kalıyor.

Yangın. Alt üst olma. İçinde boydan boya bir yırtılma. Artık onca birikmiş, yoğunlaşmış çığlık yenilgiyle koyvermeye dönüşüyor sesinde. İsten kapkara olmuş yüzünde kan çekilmiş dudakları bembeyaz, gözleri delirmiş ve yanarak bağırıyor. Hiçbir şeyi görüp anlamını bilincine iletmeye aracı olamıyor gözleri. Dayanılmaz yorgun ve bitik, ölünün parçalanmış kafasından dışarı fırlamış beynini toplayıp ufalanmış kemiklerin arasına yerleştirmeye uğraşıyor. Sesi çıkıyor mu, kendinin mi bilmiyor.
yok mu bir kimse bir insan olan bir allahın kulu ah anam ben dururken sana niye kıydılar yavrum ben bunca acıdan geri hayreder miyim oy çıkasıca canım daha ne bekletirler güzel allahım ne yaptım ki sana nerde bir erkek ki bir dost bir can bir insan yok mu oy Şehmusum ekin gözlüm kurbanım var nerde o kara köpeğin encikleri vurun beni de ha komayın köleniz olayım vurun n n n n
Karanlığın, dumanın içinde aranıyor o yabansı, aykırı yüzleri. Haykırışlarla ellerine geçirdikleri her şeyi kıran, yastık, minder ve kilimleri bile bıçaklayıp parçalayan, darmadağın eden, ne ve kim olduklarını artık hiç bilmediği bu gölgeler insan olamaz bu kesin. Korkmuyor onlardan artık. Korkuyu çoktan aşmış. Tükenmişliğe karışmış korkunç bir öfkeyle, olanca gücüyle bağırıyor.
sizi gidinin dinsizleri zalimliğe allahın adını katanlara bağış yok hadi beni de vurun ne durursunuz vurun ki allah sizi sevecek bilesiniz nah allah sizden utanacak tiksinecek sizden
O zaman üzerine atılıyorlar. Saçlarından sürüklüyorlar. Ne yaptığını bilmez eller arasında debeleniyor başı, gövdesi. Oradan oraya savruluyor. Tükürmek istiyor bu hayvandan farksız yüzlere, kupkuru dili damağı. Tiksinti gözlerinden, yüzünden fışkırıyor. Oğlunun kanına bulanmış acımasız elleri ısırıyor. Acıyla, acıdan neredeyse uyuşmuş ses geçirmez bir boşluğa yuvarlanıyor.
[...]

kartopu 19-12-2014 12:10

Maraş ı nasıl unutmayız .

Her 19 aralık geldiğinde beylik laflar söyleyerek mi hiç aklımızdan çıkarmayız.Yoksa doğacak çocuklarımıza maraşta ölenlerin ismini koyarak mı.

Her 19 aralıkta sokaklarda kahrolun faşizm sloganları atarak mı maraş,ı aklımızdan çıkarmayız.

Dün maraşı yapanlarla bu günün Ethem, İsmail, Apdullah, Mehmet, Mustafa İrfan,Berkin.değişik mi.

Dün maraşta ölenlerden bugün gezi olaylarında öldürülenler bundan sonra ölecek olanlar bu sistemin ürünleri değilmi. O gün işlenen cinayetleri devlet eli ile yapanlar bu gün işledikleri cinayetleri yine aynı elle yapmadı mı.

Bu eller uğur mumcuyu bahriye Üçok u öldürmedi mi.

Hep bu cinayetlerde kapitalist sistemin izleri yokmu onun krizleri sonucu işlenmiş cinayetler değilmi.

Dünün faşistleri kılık değiştirmiş olarak bu günde karşımıza çıkmıyor mu.

İşte maraşı sivası çorumu eskişehiri hatayı istanbulu anmanın ve hiç aklıdan çıkarmamanın yolu caninin elini tutmamak eğer tesadüfen onun ilene değmişse elimiz 40 kere bol suda yıkamak. Adımız onun adına benzemişse hemen üstümüzden o adı atmak.

Şüpheci Dinsiz 19-12-2014 16:00

Youtube'dan izleyin.

http://www.youtube.com/watch?v=JZ7b9J-Q5jM

Şüpheci Dinsiz 20-12-2016 17:54

Gezite.org

Alıntı:

#MaraşKatliamı'nı yazmak soruşturma sebebi, yapmanın cezası yok

12 OCAK 2015 HAYRİ TUNÇ

Bir ay önce çıkan Beni Sen Öldür / Maraş '78 kitabının yazarı Aziz Tunç ve kitabın arka kapak yazısını yazan gazeteci Nedim Şener hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Malatya Cezaevi'ndeki bir hükümlünün şikayeti üzerine başlatılan soruşturmadan dolayı Nedim Şener ve Aziz Tunç hafta başı ifade vermeye gidecekler.
http://gezite.org/wp-content/uploads...k%C3%A7esi.jpg
Silah kaçakçılığından hükümlü biri, kitabın şahsına yönelik bir hareket olduğunu düşünüyor, şikayetçi oluyor ve soruşturma başlatılıyor. Şikayetçi 1978'de 15 yaşında ve kitabı hiç okumamış.

İlk kitabı "Maraş Kıyımı" hakkında da soruşturma açılan ve kitabın çıkışından kısa bir süre sonra KCK İstanbul davasından 2 yıl tutuklu kalan yazar Aziz Tunç'a yöneltilen suçlamalardan biri de "Küflenmiş olayın üstüne gitmek" olarak tanımlanıyor. Bunun yanında bir kaç gün önce İsmail Saymaz'ın yaptığı haber de katliam ile ilgili dosyalar "özel hayat" gerekçesi ile bir katliam mağduruna verilmemişti.

Nedim Şener ise, hem Posta gazetesinde hem de kitabın arka kapağında yazdığı yazıdan dolayı suçlanıyor. Nedim Şener'in kitabın arka kapağına yazdığı yazı şu şekilde:
Alıntı:

Bir kadın kocasına hangi durumda, "Beni onların eline bırakma, beni sen öldür" der. Ellerinde, bıçaklar, tabancalar, satırlar olan zalimlerin canına, malına, ırzına saldırmak için sokak kapısını tekmelediğini bilmek, çocuklarınla ölümü beklemek nasıl zor bir duygu. İşte, Ümmühan Doğan, Maraş Katliamı sırasında tüm bunları yaşadı ve kocasına, "Onların eline bırakma, beni sen öldür" dedi. Canından öte, namusunu korumak için. O yüzden insan soyunun yaptığı en aşağılık katliamlardan biridir, Maraş Katliamı. Altı aylık Yılmaz Baz'ı, karnında taşıdığı sekiz aylık bebeğiyle Esma Suna'yı, 11 yaşındaki Hatice Görür'ü 90'a yakın kişiyle birlikte vahşice öldürürken göstermiştir bu yüzünü. Failleri hala aramızda bu katliamın. O katiller nasıl uyuyor, neler görüyorlar rüyalarında acaba? Bir de onların katlettikleri var belleklerimizde, yalnızca rakam olarak kalan, 36 yıl sonra isimleri hafızalarımızdan silinen. Araştırmacı yazar Aziz Tunç, bu kitabıyla işte belleğimizde yalnızca rakam olarak kalan insanlarımızın isimlerini tek tek hatırlatıyor.
Kitabı okuyunca göreceksiniz; yalnız isimleri hatırlatmakla kalmıyor onlara yeniden can veriyor. Ama bizi götürdüğü zaman dilimi kurbanların son anları. Bıçakla, satırla kesilen, kurşunlanan, yakılan insanların çığlıklarını, acılarını duyuyorsunuz kulaklarınızda. Maraş katliamı hakkında çok şey yazıldı. Ama bu kitap gibisi yok.


2011'de "Maraş Kıyımı" kitabını yazan Aziz Tunç, şimdi kurbanların hikayelerini bize getiriyor. Artık o isimler unutulmamak üzere hafızamıza ve tarihe kazınıyor. Biz bu çalışma nedeniyle Aziz Tunç'a çok şey borçluyuz. Ama Maraş katliamı hakkında ikinci kitabını yazan Aziz Tunç da bize üçüncü bir kitap borçlu… Çünkü sıra üçüncü bir kitapla bu katliamı yapanların hikayelerini yazmaya geldi. Devlet bu katliamlarla yüzleşme niyetinde değil. Ama failler yüzleşebilir.Emin olun o yüzleşmeyi de ancak kaleminden mürekkep değil, vicdan damlayan Aziz Tunç gerçekleştirebilir.


Şüpheci Dinsiz 20-12-2018 10:33

Dün günlerden Maraş'tı.

kartopu 20-12-2018 10:48

Alıntı:

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629563)
Dün günlerden Maraş'tı.

Evet dün Maraş tı

Ondan önce 10 ekim 2015 Ankara katliamı idi.

Bu ülkenin tarihinde yüzlerce katliam var saya saya bitiremiyeceğimiz kadar .

Sivas tı çorum du Hatay dı İstanbul du Ankara dı Maraş tı.
1 Mayıslardı 10 Ekimler 19 Aralılar daha çok bu halka reva görülen eziyet katliam cinayetler.

bilgivehis 20-12-2018 12:11

O günlerde yaşananları gazeteler sıradan sağ-sol kavgası gibi gösteriyordu, solcuların Maraşı işgal ettiklerini yazıyorlardı, ölen bir kaç kişinin sağcı olduğunu ve sağcılar için taziyede bulunuyorlardı, orada bir katliam yaşandığını kimse bilmiyordu. Gerçekler katliam bittikten sonra anlaşılmıştı. Katliamı yapanlar ve yaptıranlar, devlet tarafından saklanmış, korunmuş ve ödüllendirilmişti. Katillerin ödüllendirilmesi 12 Eylül'den sonra da devam etmişti. Daha sonraları sistemin kendisi potansiyel katil haline getirildi. Kindar nesil ülkeye egemen yapıldı ve günümüze kadar ulaştı. Her an tetikle bekleyen katil sürüleri her an yeni Maraşlar yapmaya hazır hale getirildi...

Aleviler her ne kadar dağınık olsalar da sonuçta örgütlü bir topluluktur, solcular yine aynı keza, örgütsüz sol zaten olmaz.
O halde binlerce yıldır Aleviler, yüzlerce yıldır solcular aynı saldırıları yaşamasına rağmen neden önlem almazlar, neden güçlenmezler, dahası neden ülkede etkin ve yetkin konuma gelmezler?
Eline-beline-diline yaşam içinde önem kazanır, bu gibi saldırılara karşı bir şey yapmaz, sanki Alevileri Aleviler kandırıyor gibi bir his var içimde...

ForumKirpisi 20-12-2018 18:43

Alıntı:

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629570)
Eline-beline-diline yaşam içinde önem kazanır, bu gibi saldırılara karşı bir şey yapmaz, sanki Alevileri Aleviler kandırıyor gibi bir his var içimde...

Müslüman - Alevi çatışması yapıp kar elde etmek istemişler işte. Sonra olayla alakası bile olmayan kişileri kesip biçip olayı klasik cihada çevirmişler.
Baksan iki tarafın altından aynı grup çıkar. Böyle olayların hatırlatılmaması bilinmemesi de böyle cihadçı islamcı pisliklerin güzellenmesini kolaylaştırıyor. Bak biz barışçıyız zart zurt bıraksan türkiyede ne kadar gayrimüslim varsa kesecekler o yüzden dinciye demokrasi olmaz aynı şekilde ben pazarcıklı pkklıları da biliyorum onlar almanyada yaşayıp farklı şekillerde saldırıyorlar, bu tip hastalıklı grupların artık şerbetlenmesi lazım.

Diğer bi konu da
Ben gidip chpye oy veriyorum sonra aleviler geliyorlar chp belediyelerinde tepeden inerek(HA gerçekten aleviler mi onu bile bilmiyorum hani adamlar aleviyiz takılıyor da olabilirler). bütün kadroları, işçisinden üstüne dolduruyorlar. hani bi akp belediyesinin farklı bi versiyonu gibi oluyor. bırak bu bölgeler alevilerin yaşadığı bölgeler bile değil hani halktan aynı şeyi paylaşan kişi anlar gibi bi durum da yok ki göç edip geliyorlar. Bu da diğerlerinin hakkının yenmesini ve düşman olmasına sebep oluyor. Umarım böyle saçma sapan din grupları öyle din grubu hemşeri zart zurt diye bi yere gelmez. bi reisimiz var zaten bi de başka varyetesiyle mi uğraşacaz.

Turdur 20-12-2018 19:22

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629583)
Ben gidip chpye oy veriyorum sonra aleviler geliyorlar chp belediyelerinde tepeden inerek(HA gerçekten aleviler mi onu bile bilmiyorum hani adamlar aleviyiz takılıyor da olabilirler). bütün kadroları, işçisinden üstüne dolduruyorlar. hani bi akp belediyesinin farklı bi versiyonu gibi oluyor.

Kılıçdaroğlu CHP belediyelerinde ki asgari ücreti 2.200 lira yapacağız diye açıklama yaptı. Bunlara değinen yok. Zaten CHP'ye oy atmaya mecbur yerler var. Beylikdüzü gibi, Bakırköy gibi, Ataşehir gibi, Kadıköy gibi. Kendi kadrolarına güzel maaşları verecek peki belediye nereden kesecek bu parayı?

Alıntı:

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629570)
sanki Alevileri Aleviler kandırıyor gibi bir his var içimde...

Bak sende uyanıyorsun işte. Kimse kimsenin umurunda değil, herkes bir şeyler kapmanın peşinde.
Bunları anlatmaya karşı gelecek tepkileri de göze almak gerekir. Alevilerin içinde ki bağnaz bir kesim anında saldırıya geçiyor.

ForumKirpisi 20-12-2018 19:45

Neticede olayın CIA kökeni ve maşaları belli olsa da maşa olanlar gerizekalılar.
onları gerizekalı yapan sosyokültürel olarak çökmelerine sebep olan şey de islam ve islam kökenli safsataları.
islamcılar çok gerizekalı da aleviler de muhteşem değil. azınlık kalıp izole olduklarından otomatik biraz pişmişler.
islamcılar ise her zamanki pişkinliğinde. bi de ülkücü havası katmışlar. bu ülkücü denen maymunları anlamak hiç mümkün değil zaten.
bi tabanca bulup onu bunu ensesinden vurup ülküyü yükseltmeyi planlamışlar o da amerikan ülküsü heralde.

türk kürt pek tutmayınca ara ara din deniyorlar ara ara etnik deniyorlar. din her zaman insanları daha kesin ayırıyor.
bir kişi ateist olursa ona kimse güvenmez hesabı.

bilgivehis 21-12-2018 04:35

Alıntı:

Turdur´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629585)
Bak sende uyanıyorsun işte. Kimse kimsenin umurunda değil, herkes bir şeyler kapmanın peşinde.
Bunları anlatmaya karşı gelecek tepkileri de göze almak gerekir. Alevilerin içinde ki bağnaz bir kesim anında saldırıya geçiyor.

Alevilerde rekor derecede müthiş bir hoşgörü yapısı var. Bu hoşgörünün kendilerine yarardan çok zarar verdiğinin bilincindeler. Lakin Aleviliğin temel kanunu olan eline-beline-diline olayından taviz veremiyorlar. Çünkü onların yaşam biçimini belirleyen ve ayakta tutan bu kanundur. Ancak bir yandan da saldırılara karşı bu kanun bir şey yapamıyor. Bu yüzden saldırılar karşısında nötr hale geliyor sıradan savunma dışında herhangi bir karşılık veremiyorlar. Bu anlamda örgütçülükte oldukça yetenekli olmalarına rağmen örgütlü olmaları da bir işe yaramıyor.

Aleviler bugüne kadar bir devlet kurmayı sadece hayal etmişler ama onun için hiç bir girişimde bulunmamışlar. Süreç içerisinde çektikleri acılarla yaşamaya aşina olmuşlar ama acıları bitirmede herhangi bir kalkışmada bulunmamışlar.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti onlar için en büyük fırsattı, en önemli makamlara gelme olanağı buldular, ülkede etkin ve yetkin konuma geldiler, lakin gelenler Alevileri güçlendirmek yerine onları sömürmeyi tercih ettiler, daha doğrusu kapitalist sisteme ayak uydurdular.

Bir başka Alevi çelişkisi ise bugün PKK içinde de Aleviler var, hatta yönetici sıfatında olanlar da var ve hatta örgütçülük deneyimlerini en iyi uygulayan yine Alevilerdir. Lakin PKK ile Alevilik örtüşmediği için Alevilik adına herhangi bir getirisi yoktur.

Kısaca Aleviler örgütçülük deneyimlerini başkaldırı olarak kullanmadıkları müddetçe Maraş gibi olayların potansiyel mazlumu olarak kalacaklardır.

ForumKirpisi 21-12-2018 05:04

Alıntı:

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629619)
Alevilerde rekor derecede müthiş bir hoşgörü yapısı var. Bu hoşgörünün kendilerine yarardan çok zarar verdiğinin bilincindeler. Lakin Aleviliğin temel kanunu olan eline-beline-diline olayından taviz veremiyorlar. Çünkü onların yaşam biçimini belirleyen ve ayakta tutan bu kanundur. Ancak bir yandan da saldırılara karşı bu kanun bir şey yapamıyor. Bu yüzden saldırılar karşısında nötr hale geliyor sıradan savunma dışında herhangi bir karşılık veremiyorlar. Bu anlamda örgütçülükte oldukça yetenekli olmalarına rağmen örgütlü olmaları da bir işe yaramıyor.

Aleviler bugüne kadar bir devlet kurmayı sadece hayal etmişler ama onun için hiç bir girişimde bulunmamışlar. Süreç içerisinde çektikleri acılarla yaşamaya aşina olmuşlar ama acıları bitirmede herhangi bir kalkışmada bulunmamışlar.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti onlar için en büyük fırsattı, en önemli makamlara gelme olanağı buldular, ülkede etkin ve yetkin konuma geldiler, lakin gelenler Alevileri güçlendirmek yerine onları sömürmeyi tercih ettiler, daha doğrusu kapitalist sisteme ayak uydurdular.

Bir başka Alevi çelişkisi ise bugün PKK içinde de Aleviler var, hatta yönetici sıfatında olanlar da var ve hatta örgütçülük deneyimlerini en iyi uygulayan yine Alevilerdir. Lakin PKK ile Alevilik örtüşmediği için Alevilik adına herhangi bir getirisi yoktur.

Kısaca Aleviler örgütçülük deneyimlerini başkaldırı olarak kullanmadıkları müddetçe Maraş gibi olayların potansiyel mazlumu olarak kalacaklardır.

Önce aleviliğin ne olduğunu aleviler anlasın. Sonra bize anlatsın bizde bilelim :D . Herkes farklı bişey diyor. Bak şimdi sen devlet kurmaktan bahsettin. Aleviler etnik bir kimlik bir millet midir? Türkmen Alevi Kürt Alevi Zaza Alevi aynı çatı altında sorunsuz yaşayabilir mi pratikte? Aynı değerleri mi paylaşır? Bu yeter mi?
Pratikte baktığımızda yetmiyor ki İslam da da hristiyanlıkta da yetmiyor. Şimdiye kadar kurmaya ihtiyaçları ve niyetleri olsa kurarlardı. Demek ki olmamış. Üniter Alevi milletinin devleti mi olacaktı yani. O zaman alevilik bir din değil midir? :S

Bir alevi üst yere geldiğinde alevileri kayırırsa bu adilik olmaz mı? kayırma olayını sağ hükumetler hep yaptı nefret de kazandılar. islamcıların rutin yaptığı bir adilik.
Ben alevilerin alevi olduklarından değerlerinden vesaire de hoşgörülü olduğunu zannetmiyorum ben ve turdur aleviler tarafından nette saldırıya uğramıştık, genelde laf kondurtmuyorlar. biz burada islama istediğimiz gibi saydıralım ama aleviler ateist bile olsalar aleviliğin pek eleştirilmesine sıcak değiller. tolerans gösterenler zaten aklı başında ee durum islamda da aynı. facebook gibi saçma sapan çöp platformda zaten alevilerin bazı gruplarına karışırsanız felaketi görürsünüz.
İslamcı grupların kırmızısı yani bi fark kalmıyor ki.

Örgütlü olmak konusunda da toplumda kabul görmemiş hissetmelerinden ötürü örgütlenmeyi öğrenmişler. Ben Türkiyedeki alevi düşmanlarının yine alevilerle beraber iç anadoluya doğu anadoluya göçmüş arap kökenlilerden ibaret olduğunu düşünüyorum. ben hiç aleviliğe düşman olunduğunu falan duymamıştım şimdiye kadar hiç hissettiğim bişey değildi. demek ki alevilerin çevresine özgü ve radikal islamcılara özgü bi kin.

kartopu 21-12-2018 10:43

Nikola Teslis Önce aleviliğin ne olduğunu aleviler anlasın. Sonra bize anlatsın bizde bilelim . Herkes farklı bişey diyor. Bak şimdi sen devlet kurmaktan bahsettin. Aleviler etnik bir kimlik bir millet midir? Türkmen Alevi Kürt Alevi Zaza Alevi aynı çatı altında sorunsuz yaşayabilir mi pratikte? Aynı değerleri mi paylaşır? Bu yeter mi?
-------------------

Ben anlatayım. Alevi değilim ama onlar hakkında bayağı kitap okudum bazı sohbetlerine gittim .Alevi arkadaşım çok.

Bir üçlemeden ibaret kısacası. Hak, Muhammed, Ali - 4 kapı, 40 makam - Bir meshep değil her hangi milliyete veya ırk a mensupta değil.

Dondan gelinmez yolu güdülür, Bu yol eline, beline, diline sahip olanların yoludur.
Kısacası ben Aleviyim demek alevi olmak değildir.
Allaha ibadet yoktur Allahın kulundan ibadet istemediği ve ihtiyacı da olmadığı düşünülür. İbadet insanın kendi bedenini ruhunu temizlemek için yapıldığı söylenir.

Senin anlayacağın temizlenmek öbür dünyaya bırakılmaz bu dünyada bütün pisliklerden kirlerden temizlenerek gideceksin Allahın huzuruna

Zor demi, bence de zor.
Onun için demişler, Bu yol ateşten gömlektir giyebilen, Kurşundan leblebidir yutabilen gelsin.

Turdur 21-12-2018 12:51

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Ben alevilerin alevi olduklarından değerlerinden vesaire de hoşgörülü olduğunu zannetmiyorum ben ve turdur aleviler tarafından nette saldırıya uğramıştık,

Hoşgörü olayı bir efsanedir. Böyle bir şey yok. Biraz okuyabilen ve sokağı tanıyabilen herkes bu sonuca ulaşır.

Ben Alevilerin saldırısına uğramadım, mezhepçi kafada olan bir kaç kişi yapmıştır bunu.

Alıntı:

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629619)

Aleviler bugüne kadar bir devlet kurmayı sadece hayal etmişler ama onun için hiç bir girişimde bulunmamışlar. .

Bulunmuşlar. Alevi Devletleri olmuştur. Bugün ki Suriye'yi Alevi sayabiliriz. Arap Alevisi ve Nusayri diyorlar bunlara. Safevi Devleti'de olmuş tarihte.

bilgivehis 21-12-2018 13:18

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Önce aleviliğin ne olduğunu aleviler anlasın. Sonra bize anlatsın bizde bilelim :D .

Müslüman ve diğer dinlerin aksine dünyada hiç bir millet Aleviler kadar kendini bilmez. Çünkü Alevilik kültürel bir mirastır, ne olduğu sürekli aktarılır ve yaşanır. Öyle birilerinin uydurma kitaplarına biat etmezler, kendi değerlerine bakarlar.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Herkes farklı bişey diyor. Bak şimdi sen devlet kurmaktan bahsettin. Aleviler etnik bir kimlik bir millet midir? Türkmen Alevi Kürt Alevi Zaza Alevi aynı çatı altında sorunsuz yaşayabilir mi pratikte? Aynı değerleri mi paylaşır? Bu yeter mi?

Devlet kurmak için ne olduğun önemli değil, ancak bağımsız ve özgürlükçü bir devletin olması sürekli saldırı altında olan Aleviler için daha elzemdir.
Katliamcı, ahlaksız, tecavüzcü müslümlerin içinde yaşayan Aleviler, hakim oldukları bir devlet içinde ve kendi aralarında daha rahat yaşar.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Pratikte baktığımızda yetmiyor ki İslam da da hristiyanlıkta da yetmiyor. Şimdiye kadar kurmaya ihtiyaçları ve niyetleri olsa kurarlardı. Demek ki olmamış. Üniter Alevi milletinin devleti mi olacaktı yani. O zaman alevilik bir din değil midir? :S

Yukarıda bahsettiğim gibi önemli olan din veya mezhep devleti değil, Alevilere gerekli olan bağımsız, adil ve özgürlükçü bir devlettir.
Böyle bir devletin İslamın olduğu yerde olması imkansızdır. Ya İslamcılar evrilecek ya da İslamın kendisi bir şekilde deforme olacak.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Bir alevi üst yere geldiğinde alevileri kayırırsa bu adilik olmaz mı? kayırma olayını sağ hükumetler hep yaptı nefret de kazandılar. islamcıların rutin yaptığı bir adilik.

Aleviler bunu yapmadılar da ne oldu ve yapanlara ne oldu, kocaman bir hiç, sürekli atı alan Üsküdarı geçti, kimsenin umrunda bile olmadı.

Ayrıca zaman güç zamanıdır, önemli olan güçlü olmaktır, gücü nasıl elde ettiğin kimsenin umrunda olmaz, tam tersi güçlüyü alkışlayan bir süreci yaşıyoruz.
Aleviler, solcular ve komünistler hep bu yüzden kaybetti. Oysa ezilen sınıf da olsa haklının değil güçlünün yanında olur. Bu gerçeği devrimciler dahi halen kabullenemiyorlar.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Ben alevilerin alevi olduklarından değerlerinden vesaire de hoşgörülü olduğunu zannetmiyorum ben ve turdur aleviler tarafından nette saldırıya uğramıştık, genelde laf kondurtmuyorlar. biz burada islama istediğimiz gibi saydıralım ama aleviler ateist bile olsalar aleviliğin pek eleştirilmesine sıcak değiller. tolerans gösterenler zaten aklı başında ee durum islamda da aynı. facebook gibi saçma sapan çöp platformda zaten alevilerin bazı gruplarına karışırsanız felaketi görürsünüz.
İslamcı grupların kırmızısı yani bi fark kalmıyor ki.

Alevileri "Net" ile tanımlamak doğru değildir, onlarla birebir yaşanırsa anlaşılır.
Ayrıca Aleviler bir dine değil, kültürlerine toz kondurmuyorlar, çok farklı olan bu ikisini ayırtetmek gerekir.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 629620)
Örgütlü olmak konusunda da toplumda kabul görmemiş hissetmelerinden ötürü örgütlenmeyi öğrenmişler. Ben Türkiyedeki alevi düşmanlarının yine alevilerle beraber iç anadoluya doğu anadoluya göçmüş arap kökenlilerden ibaret olduğunu düşünüyorum. ben hiç aleviliğe düşman olunduğunu falan duymamıştım şimdiye kadar hiç hissettiğim bişey değildi. demek ki alevilerin çevresine özgü ve radikal islamcılara özgü bi kin.

Hayır, tamamen alakasız, Alevilerle ilgisi yok, bu durum İslamın kendisinde olan "Düşmansız yaşayamama" yapısından kaynaklanıyor. Düşman olmazsa İslam biter. İslamcıların sürekli kelle koparma ve halen günümüzde devam etmesi hep İslamda olan bu yapıya dayanıyor. Kapitalistler de bu gerçeği bildiği için onları bi güzel kullanıyor. Kısaca İslam için Alevi veya başka farketmiyor, hiç düşman kalmamışsa bu defa birbirlerinin kellesini koparıyorlar.

Şüpheci Dinsiz 19-12-2019 12:18

Bugün günlerden Maraş.

https://pbs.twimg.com/media/EMIZqNdX...jpg&name=small

kartopu 19-12-2019 17:27

Evet unutmadık ne katledilenleri, ne katledenleri, bir de onları güdenleri unutmadık unutmayacağız. Ne Maraş ı ne Çorum u Malatya yı, ne Sivas ı unutmadık Ankara gar katliamını da.

Kimseye de unutturmayacağız.

marcos 19-12-2019 22:43

Alıntı:

kartopu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 642552)
Evet unutmadık ne katledilenleri, ne katledenleri, bir de onları güdenleri unutmadık unutmayacağız. Ne Maraş ı ne Çorum u Malatya yı, ne Sivas ı unutmadık Ankara gar katliamını da.

Kimseye de unutturmayacağız.

O kadar çok katledilmişizki hangisini unutmayacağımızı unutuyoruz.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Katego...eki_katliamlar

ne çok katledilmişiz

kartopu 20-12-2019 09:57

Alıntı:

marcos´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 642560)
O kadar çok katledilmişizki hangisini unutmayacağımızı unutuyoruz.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Katego...eki_katliamlar

ne çok katledilmişiz

Çok doğru marcos arkadaşım

İnsan olduğumuzu insan olmak için çaba harcamak gerektiğini unutmayacağız. Ve iki ayağının üstünde duranların hepsinin insan sayamayacağımızı unutmayacağız.

Ahlaksız 19-12-2020 21:29

Toplam 1 Eklenti bulunuyor.
Eklenti 140

Şüpheci Dinsiz 20-12-2020 00:04

Maraş'ın yıldönümünde Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Kaftancıoğlu Türkeş'in eşini ziyarete gitmiş.




Ahlaksız 20-12-2020 00:12

Alıntı:

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 647466)
Maraş'ın yıldönümünde Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Kaftancıoğlu Türkeş'in eşini ziyarete gitmiş.


Sevgili şüpheci dinsiz, İstanbul'daki seçimlerde İmamoğlu'nu desteklediğinizi hatırlıyorum. Ne diyorsunuz bu habere?

Şüpheci Dinsiz 20-12-2020 00:50

Ne diyebilirim ki sevgili Ahlaksız.

Atatürk zamanında Aleviler kendisine çok destek vermişler. Sonrasında devlet eliyle katliama, asimilasyona uğramışlar. Bu bir devlet politikası anlayacağınız. CHP'nin vaktiyle, CHP'den türeyen MHP'nin tüm zamanlarda yaptıkları ortada. Bu örnekte gördüğümüz üzere CHP'nin başına Alevi biri geçse de durum değişmiyor.

Ben Alevi derdinde değilim. Maraş katliamını devletin planlamasıyla-desteğiyle-korumasıyla MHP'li faşistlerin eliyle gerçekleştirdiler. Hadi İmamoğlu ülkücü tabanlı veya fırıldak-fırsatçı diyelim, Kılıçtaroğlu ne halt etmeye oraya gitmiş? Hadi Kılıçtaroğlu mal diyelim, ya Kaftancıoğlu? Yahudilerin Hitler'in mezarına çiçek bırakması gibi birşey bu.

Ahlaksız 20-12-2020 12:34

Alıntı:

Şüpheci Dinsiz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 647469)
.....
Yahudilerin Hitler'in mezarına çiçek bırakması gibi birşey bu.

Aynen öyle. Türkiye resmen yanıyor ama bu muhalefet gidecek bir yer yokmuş gibi, Türkeş'in eşini, hem de 19 aralıkta ziyaret ediyor.!

Türkiye'de muhalefet filan yok. Bu muhalefet halkın gazını alıyor sadece.

İmamoğlu camide Kuran okuduğunda, ''reisin aynısı bu'' demiştim, millet ''olur mu canım, her şey çok güzel olacak'' demişti.
Oldu mu?
Geleceğin cumhurbaşkanı denilen isim bu.

Bu muhalefet iktidara çalışıyor. Geçmişte Mhp'de iktidara çalışıyordu, şimdi iktidarla beraber.
Gelecekte akp+chp birlikteliği olabilir. Chp'liler bir türlü anlamıyor bunu.

Chp içinde gerçekten muhalefet olanlar tabi ki var ama onlar da gaz alma görevi icra ediyorlar. Bilerek parti içine konuluyorlar veya parti içinde korunuyorlar.

Millet boka batmış artık, chp her seçimi kaybetmesine rağmen, gelecekteki seçimi kazanacağını söylüyor.
Dün bir hastane havaya uçtu, tv'yi bir açıyorum, 2023 seçimi hakkında beyanat veriliyor. Biri ben kazanacağım diyor, öteki ben. Biri diktatörsün diyor, öteki değilsin diyor. 18 senedir bu oyunu oynuyorlar.

Ahlaksız 20-12-2020 18:55

Uzun bir yazı ama okumaya çalışın lütfen. Sadece Maraş değil, Malatya ve Sivas'ta da olaylar olmuş.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/a...liami-1255547/

ilahimasal 20-12-2020 19:42

Sermayenin iki güçlü ismi ve yancıları , 1980
de çuvallarını dolduracak yasaların çıkması için,
hedef olarak alevi , Kürt , komünistleri
tetikçi olarak, İslamcı , Turancı faşizanları bulamasaydı , hedeflerine -->( para kar)<-- başka bir eleman bulucaktı.
Onlar para için herkesi öldürtür ,soyar

Açık söylüyorum bu olaylardaki isimler değil , sermayeyi yönetenler suçludur.
Halende böyledir.
Ne zaman çuvallarındaki miktarı arttırmak, uluslararası soyguncu sermaye ile yeni bir bağlantı kurmak isterlerse , aktörleri provake edip o pis sanatları icra ederler.

Bu olaylarda cambaza değil aşşagı bakın derim.
Her türlü cinayeti , soygunu, talanı yaparken görebilirsiniz.

Bu iki grubun o taptıkları mallarına komünistler değil , bir ömür boyu soymak için tuttukları tetikçiler çökecek

İşte o gün benim yüreğimin yağı soğur.
Nede güzel olur.

Bu zengin züppelerin , çocuklarının şimarıklıklarını , halkın çekmesi kabul edilemez.

Tetikçiler degil , onları tutanlara bak

tolonbey 21-12-2020 20:35

İşte böyleee,
Solcular KIZIL, müslümanlarsa YEŞİL komunistlerdir.İki gurubunda işi gücü TERÖRDÜR.
Solu olsun sağı olsun ,Tutanların çoğu CAHİLDİR.
Bu nedenle şüyle düsünür.
Zenginden alacak bana verecek.
Nah verecek sana.
Romanyada bir köyden geçerken yolumuzun üstündeki bir aileye uğradık.
Ayle felaket yoksulluğu yaşıyordu.
Kahvelerimizi evin gelini getirdi, tasların sapları kırılmış yok.
Bizden özür diledi.Yoksuluz yenisini alamıyoruz.
Hani sol kurtaracaktı bu ülkeyi.

Devlet başkanı Çavuşeskonun muazzam bir sarayı vardı 1100 odalı.Reisin sarayı büyüklügünde.
-
Nazım Hikmet ne diyordu,GARIDAN gayrı herşeyde ortak olmalıyız.
Caahal insanlar bunu bir kurtuluş yolu sanırlar.
Bu bir kurtuluş yolu degil batış yoludur.
Ukraynalı bir alman anlatıyor.
Ukraynnaya komunizim gelinde,köyde bir lokanda acıldı .Yemek vakitleri gidip orda yıyorduk.
Evlerde tek yiyecek birşey koymadıydı komunist rejim.
Çocuğa süt vereceyiz ama evde süt yok.
9 ay bu terörü yaşadık,hükümet baktıki bu iş işlemiyor.
Tekrar halkı evlerde yemege döndürdüler.

Doğu almanyaya geziye gittik,millet daha hiç MUZ yememiş MUZUDA tanımıyorlar.
Batı almanyanın denizi tertemiz,PIRIL PIRIL.
-
Doğo almanyanın denizi dersin çöplük.
-
Hani,doğusuda alman batısıda.
-
Doğu almanyanın gümrügü,TAVUK kümesi.
Batınınkiyse dersin SARAY.
-
Nazımın komunist anlayışı RUSYADA geçmedi.
Bu nedenle Nazıma paraport bile vermediler.Hüviyete benzer bir kagıt verdiler eline okadar.
70 yıl sonra SSCB paldur küldür yıkıldı.
Yıkanlarda Rusyanın basındakıler.Bizim komunistlere biri takılır.
Gördünüzmü komunist devletler nasıl çöktü.
Ordan komunistin biri şöyle der.
Bizde 70 yıl komunizmi yaşıyalım,o bize yeter.
Komunist kafası.

Kalkınma REJİMLE olmaz
İnsan gibi yaşamakta REJİMLE olmaz.
İyi insan yetiştirmekle olur İNSANLIK.
Bakın Japonyaya.
İkinci dünya savaşında ekmek kuyruğuna girip ekmek alanların hiçbirinin elinde birden fazla ekmek yokmuş.Yabancının biri sormuş hepinizin elinde birer ekmek var.İçinizden fazla ekmeye ihtiyacı olan yomu?Olmaz olurmu?Tabiki fazla ekmeyede ihtiyacı olan var.
Amaaa bir diger ihtiyaç sahiplerinide düşündügümüzden birer ekmek alıyoruzki,geridekilerede kalsın.
.
Bizde öyle birşey olsa çuvalı doldururuz ekmekle.
Çünkü başkasını düşünmek yok bizde.

Japonya 1700 yıllarından beri bir sistem tutmuşlar.
Kim gelirse gelsin o sistemi sürdürürler.
-
Amarikan başkanı bile Japonlara hayran.
Japonyada bir türk şuna şahat olmuş.
Tiren yolcularından hiç kimsenın tıreni kaçırmıyım diye kostuğunu görmedim demiş..

Herşeyin başı EGİTİM.
Bizdeki sağcılarda,solcularda,ortacılarda suçlu.
Aslında baş suçlu devletin basındakıler.
Aslında onlardada suç yok..
Öyle yetiiştirilmişler..
Bütün sorun yanlış yetiştirilmekte.
Almanyada televizyona bakıyordum.
Boş sandalyaya bir imce ıyıklı bir adam getirip oturttular.
Bu adam kapıtalıst.
adamın ince bıyıgını çıkarıp bir posbıyık taktılar adama.Dedilerki buda komunist.
O bıyığı alıp adamı bıyıksız bıraktılar.
Buda faşist dediler.
Sonrada adam şöyle dedi.
Bu ülkenin başına kim gelirse gelsin.Bu ülkenin sistemi degişmez.
Bizdeyse
Biri gelir ülkeyi araplaştırır.
Öteki konunistleştırmeye,
Öteki gelir
Kürtleştirmeye çalışır.
Bir başkası gelir,ermenileştirmeye bir başkasıyla FALANlaştırmaya çalışır.
Netice
SIFIR var elde SIFIR olur ülke.
-
Japonya ve Almanya 1945 de savaşdan çıktığında yerle bir olmuştu.
Almanya 1962 de yabancı işci almaya başladı,17 yıl sonra.
-
Biz cumhuriyeti kuralı 100 yıl oldu.,Başka ülkelerde çalışmaya gidenlerimiz nerdeyse 10 milyonu aşmış durumda.
Eeeeeeeee,milli egitimimizi FULBIRAYIT anlaşmasıyla Amarıkaya teslim ettigimizden BAŞIMIZ BİTTEN ,götümüzde...........kurtulmuyor.

1947 deki İsmetin bu yasası hala geçerli.
Demekki bizi bu hala aMARİKA getirmiş getirmeye devam ediyor.
Bizi birbirimize düşman ettiren AMARIKA.
Solu RUSYA,
Sağda AMARIKA,
Dincileride araplar FİTLİYOR.
Bizde birbirimizi yıyoruz.
Alpaslan TÜRKEŞ 2 yıl Amerikada egitim aldı boşunamı.

Rizeli Yılmaz başlarındayken Rusyayla gaz anlaşması yapmaya çalıırkan Amarıka Yılmaza habar salar.Eger bu anlaşmayı Rusyayla yaparsan yerinde ençok 2 ay daha kalabilirsi.
Yılmaz AMARIKAYI sallamıyarak bu gaz anlaşmasını yapar.İki ay sonra Yılmaz düşürülür.
Yaniii ülkeyi bizimkiler yönetiyor sanmayın
Bu olayıda Yılmaz Türk halkına 3 yılsonra duyurur.

TC nın başına ATATÜRKTEN başka doğru biri daha gelmedi.
Sevgiler
Dedeniz

Şüpheci Dinsiz 23-12-2020 16:31

sol.org.tr

Alıntı:

Dünden bugüne MHP: Tek amacı sermayeye hizmet

https://sol.org.tr/sites/default/fil...?itok=VTiecL6G

Hep böyle oldu. Ne AKP-MHP ilişkisi, ne de CHP-İYİ Parti ortaklığı düzen siyaseti açısından kuraldışı. İzlediğimiz sermaye sınıfının farklı arayış ve ihtiyaçlarına en uygun yanıtı üretme arayışıdır.

HAKAN AYDIN

23.12.2020

Kahramanmaraş katliamının üzerinden tam 42 yıl geçti. 19-26 Aralık tarihleri arasındaki cinayetlerin, tecavüzlerin, yakılan ve yıkılan evlerin, bu olaylardan sonra topraklarını terk etmek zorunda kalan insanların dramı her yıl değişik biçimlerde yazılıyor, tartışılıyor ve konuşuluyor olsa da olayın kendisinin ve arka planının aydınlatılmadığı gerçeği güncelliğini koruyor. Diğer yandan; bu acıların, ölüm sayılarının açıklandığı anmaların toplu halde yapılmasının yasaklanması, katliamın perde arkası hakkında bazı ipuçlarını işaret ediyor. Perdenin önündeki açık ipucu ise katliamın hemen sonrasında çekilen fotoğraflarda ifade buluyor.

O fotoğraflarda; öncelikle cinayet, ölüm ve birbirinin üzerine yığılmış insan cesetlerini görüyoruz. Yakılmış, yıkılmış dükkân ve evleri de… Bu fotoğrafların arasında mahkeme tutanakları arasına sıkıştırılarak unutturulanları da görüyoruz. Köşe başındaki yakılıp yıkılmamış dükkânın camına, boya fırçası ile "Allah için savaşa" yazıldığını örneğin. Bir başka dükkânın camına, bir sokak kenarındaki bahçe duvarına ya da bir binanın sokağa bakan yan duvarına MHP'nin sembolü olan "Üç hilâl"in çizildiğini görüyoruz. Gerçekler kayıtlarda saklanırken; fırça darbelerinden çıkan sloganlar, parti sembolleri, Kahramanmaraş sokaklarında yaşananların gizli ve açık ipuçlarıdır. Türkiye'deki anti-komünist hareketin tarihiyle birlikte okunmalıdır.

MHP'nin gizli ve açık tarihi
MHP, kendi tarihinin başlangıcı olarak, 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan Sabahattin Ali'nin Nihal Atsız'a açtığı hakaret davasının ikinci duruşma gününü referans alır ve o günü "Türkçülük Günü" olarak imler.

Nihal Atsız, aynı yılın 20 Şubat ve 21 Mart günlerinde, sahibi olduğu ‘Orhun' dergisinde, Başbakan Şükrü Saraçoğlu'na yönelik yayınladığı iki açık mektupla ülkedeki komünist faaliyetleri ihbar etmektedir. Atsız'a göre; "solcu fikirler, bazen sinsi bazen açık yürüyerek büyümektedir, kızıl gözlü, sinsi ve zehirli yılanlar gibi devleti ele geçirecek, baltalama hareketlerine girecektir. Komünistler, tuttukları köprü başlarından Türkiye'yi tahrip etmek için şiddetli bir taarruza girişmişlerdir. Onlar, mert bir düşman olmadıkları için kolay sezilmemektedirler, bunu ancak Türk milliyetçileri görebilmektedir." Çok uzun ve mistik bilgilerle süslenmiş bu mektuplara; Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav gibi birçok ismin bulunduğu bir komünistler listesi eklenmiştir. Bahse konu davanın sebebi budur.

Dava, 26 Nisan tarihinde açıldığında Nazi Almanya'sındaki savaşın durumu belirsizdir. 3 Mayıs günü mahkeme kapısında "kahrolsun komünistler!" sloganları eşliğinde dava devam etmektedir. Sonuçlanan mahkemede, kararının askeri Yargıtay tarafından bozulmasına kadar hakaret suçlamasının yerindeliğine hükmedilmiştir.

30 Nisan 1945 tarihinde Hitler'in intihar etmesi, 2 Mayıs günü Berlin ana garnizonunun SSCB'ye teslim olmasından sonra dünya başka bir yöne doğru dönmeye başlamıştır. Yenildiği kesinleşen Nazilerle arasına mesafe koymaya çalışan iktidarın önayak olmasıyla bu dava genişletilerek yenilenir. Irkçılık-turancılık davası adı altında, aralarında Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş'in bulunduğu elliden fazla kişi yargılanır. Mahkûm edilenler, askeri temyiz mahkemesi tarafından berat ettirilirler.

Atsız'ın milliyetçilik hikâyesi; Türkeş'in gölgesi altına bırakılarak, 1969 yılında tasfiye edilecek olsa da MHP'nin kimlik belirleniminin patenti ona ait olacaktır: "Türk milletinin en büyük düşmanı komünizmdir!"

Bu davalarla geçen dönemde dünya hızla değişmektedir. Faşizm dünya çapında yenilmiş, ABD, SSCB'yi baş düşman ilan etmekle soğuk savaşı başlatmıştır. Türkiye'nin sermaye sınıfı da "SSCB bizden toprak istiyor!" hezeyanları ile ABD'ye yaklaşmakta, aynı zamanda yardımlardan pay kapmaya çalışmaktadır. Truman Doktrini çerçevesindeki askeri işbirliklerine dâhil olur, bu çerçevede düzenlenen bir eğitim için Türkiye'den 16 Subay ABD'ye gönderilir. Bu subaylardan biri Alparslan Türkeş'tir. İki yıl süren ve özel harp teknikleri ile gerilla yönetimini içeren eğitiminin temel amacı, olası bir "Sovyet saldırısı" olarak açıklanmaktadır. Türkeş, bu eğitimin tamamlanmasından kısa bir süre sonra 1955-58 yılları arasında Pentagon ve NATO Daimi Komitesinde görev yapmak üzere yeniden ABD'ye gönderilecektir.

Bir milat: Tan baskını
Türkiye'deki iç siyaset yeniden kurulmaktadır. Nazi Almanyası ile kurulan ilişkilere karşı yazılar yazan, SSCB ile dostluğun geliştirmesi ile ilgili telkinlerde bulunan Tan gazetesi; 4 Aralık 1945 günü komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle milliyetçi gruplar tarafından yakılır, yıkılır. Aynı gün; komünist kitaplar satılıyor diye ABC kitabevi yerle bir edilir. Eylemi gerçekleştirenler; Büyük Doğu gazetesinin önüne giderek Necip Fazıl lehine sloganlar atmayı ihmal etmezler. Eylemlerden, Amerikan radyosunda övgüyle bahsedilirken; Aziz Nesin, "Ey Türk Faşisti!" başlıklı dillere destan satırlarını, Cumhuriyet gazetesi ise "Yaşasın hür Amerika" kutlamasını yazmaktadır.

1946 yılında kurulan Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEKP) ve Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) aynı yıl kapatıldı. Bu partilere bağlı olarak ortaya çıkan 1946 sendikacılığı, iktidar tarafından ezildi. Ezilen sendikacılığın yerine; 1950 yılından itibaren Amerikan Emek Federasyonu (AFL) tarafından anti-komünist sendikacılık eğitimi verilmeye başlandı.

1945'lerin ikinci diliminden ivme alan milliyetçilik, dernekler yoluyla mantar gibi türemeye başladı. Milliyetçiler Birliği, Komünizmle Mücadele Dernekleri, Milli Gençlik Teşkilatı örgütleri ile birlikte üniversite amfilerine kadar uzanan irili ufaklı milliyetçi dernekler gelişirken, İslamcı akımlar Nurculuk'la yer üstüne çıkarılıyordu. Hemen hepsinde ortak düşman komünizm olarak belirlenmişti. Milliyetçiliğin yüksek dozda kullanıldığı dönemde; Pertev Nail Boratav, Behice Boran ve Niyasi Berkes'in üniversiteden atılmasını sağlamak için Dil Tarih Coğrafya Fakültesi basıldı. Milli Türk Talebe Birliği, komünizmle mücadele eden Türk milliyetçilerini coşkuyla kutluyordu.

Yüksek dozdaki milliyetçilik; ABD'nin talebiyle Kore'ye sorunsuz şekilde asker gönderebilmesinin önünü açarken, ülkede Kıbrıs duyarlılığı yaratmak üzere tertiplenen 6-7 Eylül olaylarıyla azınlıklara ait mülkiyetlerin yerli burjuvazi yaratmak adına aktarılmasını da meşrulaştırıyordu. Olaylarda ölenlerin, tecavüze uğrayanların ve kaçanların, el değiştiren malların suçunu komünistlere atmakta el birliği edilmesini de!

MHP'ye giden yolda, milliyetçiler; Nurettin Topçu ile "komünizmle, kapitalizmin yarattığı eşitsizlikler ortadan kaldırılarak mücadele edilir!", "muhafazakârlar, özgürlük ile mülkiyet arasında sıkı bir bağlantı olduğuna ve toplumsal olanın istikrarı için sınıf ve mevkii farklılıklarının devam etmesi gerektiğine inanırlar" gibi ancak bu toprakların fikri bahtsızlığı denebilecek bir anti-kapitalizm fikrini oluştururlar. Diğer yandan Kemalist devrimin "militan" laiklik anlayışı ve "jakoben" aydınlanmacılığını "normalleştirmek" amacındadırlar. Atsız'daki dinsiz Türkçülük değişime uğratılmıştır, Türklük ve İslam bir bütün halini almak zorundadır. 1960'lar ve 1970'ler boyunca sola karşı yürütülecek savaşın ideolojik arka planı hazırlanmaya başlamıştır.

Sol sahneye çıkıyor
Yüksek dozda uygulanan milliyetçiliğe rağmen; 1961 yılında Türkiye İşçi Partisi (TİP), 1965 yılında Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) ve 1967 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruluşuyla komünizm nam ve hesabına örgütlülükler büyümektedir. Bu örgütlerin sayılarının artmasının, ABD dostu sermaye sınıfı ile anti-komünist unsurlarda komünizm "tehlikesinin" büyüdüğünden başka bir karşılığı olmayacaktır.

27 Mayıs 1960 darbesini gerçekleştiren Milli Güvenlik Kurulu tarafından tasfiye edilen 14 subayın arasında bulunan Türkeş, elçilik müşaviri olarak Hindistan'a gönderildikten bir süre sonra Türkiye'ye döner ve birlikte tasfiye edildikleri dokuz subay arkadaşı ile birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CMKP)'ne katılır. 1965 yılında yapılan olağanüstü kongrede, Türkeş genel başkanlığa seçilir. Subay arkadaşlarının tamamı parti yönetimindedir. CMKP eski yönetimi "partinin ele geçirildiği gerekçesi" ile istifa ettiğinde, parti, milliyetçiliğin yeni lideri Türkeş'indir. Parti, "9 Işık" programıyla yeniden yapılandırılır, Türk milliyetçiliği "Türk ulusu, kültürü ve devletine hizmet duyguları" ile yeni bir biçime kavuşturulur.

1961 yılında Saraçhane Mitingi ile başlayan işçi sınıfı direnişleri sonrasında 1965 yılına kadar tüm ülkeyi etkisi altına almayı başaran bir işçi eylemliliği gelişmiştir. Aynı yıl; Türkiye ile SSCB arasında yeniden bir bağ oluşmuş, SSCB yardımları ile yeni fabrikalar kurulmaya başlamıştır. Türkiye'nin NATO'nun askeri gücüne katılmayacağını açıklamasına karşılık olarak SSCB Türkiye'nin Kıbrıs'taki federasyon talebini desteklediğini açıklamıştır. SSCB Dışişleri Bakanı'nın TBMM'nde konuşma yapması, ardından Başbakan Suat Hayri Ürgüplü'nün SSCB'yi ziyarette bulunarak yeni anlaşmalara imza atması hem ABD'yi hem de Türk milliyetçiliğini tedirgin edecektir. Ortalık buram buram komünizm kokuyorsa, Türk milliyetçiliğinin en büyük düşmanına savaş ilan etmesi kaçınılmaz sonuç olacaktır.

CMKP'nin iddiaları arasında bulunan "İnsan hak ve özgürlükleri" sınaması 1965 yılında gerçekleşecektir. TİP ve FKF'li gençlerin Kızılay Meydanında gazete dağıtım çalışmasına yapılan organize saldırı, alanlardaki ilk örgütlü şiddet eylemi olarak tarihe geçmiştir.

1966 yılında Ülkü Ocakları kurulur. Parti adı; Milliyetçi Hareket Partisi'ne dönüştürülür. 1968-1970 yılları arasında Türkiye'nin 45 şehrinde Komando Kampları kurulur. Hızlı bir şekilde; anti-komünist sokak savaşçıları yetiştirilir. Soğuk savaşın Türkiye cephesi MHP eliyle inşa edilmekte, iç savaş hazırlığı kitleselleşmektedir.

27 Mayıs 1960 darbesiyle birlikte kapatılan, Komünizmle Mücadele derneği 1963'te İzmir'de yeniden açılmış, 1968'e gelindiğinde şubelerinin sayısını 141'e çıkarmıştır. Benzer şekilde; Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) aracılığıyla, "komünizmle mücadele" şiarı etrafında üniversite gençliği de gerici-faşist hareketlere çekilmeye çalışılmaktadır. Bu örgütlerin liderleri CMKP ile sıkı bağlar içerisindedirler.

Aynı yıllar; NATO üyesi tüm ülkelerde, çok daha ileriki zamanlarda kabul edilecek olan Gladio, SüperNATO, Özel Harp Dairesi vb. adlarla anılan kontrgerilla ya da iç savaş aygıtlarının devlet içinde örgütlendiği ve faşist hareketlerle işbirliğine girdiği yıllardır.

Sol, 15 Temmuz 1968 tarihinde Dolmabahçe'ye demirleyen ABD 6. Filosu'na karşı düzenlenen protesto eylemleriyle, 17 Temmuz 1968 tarihinde ABD askerlerinin Dolmabahçe'den denize dökülmesi ile kendini sınamıştır. Protesto sonrasındaki polis müdahaleleri, İTÜ öğrencilerinden Vedat Demircioğlu'nun ikinci kattan atılarak öldürülmesini getirmiştir.

6. Filo'nun İstanbul'u ikinci ziyaretinde; Komünizme Karşı Mücadele Derneği ve Milli Türk Talebe Birliği'nin başını çektiği milliyetçi örgütler, toplu halde namaz kıldıktan sonra 76 adet işçi ve gençlik örgütünün çağrısıyla Taksim'de yapılan Emperyalizm ve Sömürü Karşıtı Mitinge saldırırlar. 16 Şubat 1969 günü gerçekleşen, iki kişinin ölümü ve yaklaşık iki yüz kişinin yaralanması ile biten olay ‘Kanlı Pazar' olarak anılacaktır. Milliyetçi hareketler örgütlü hareket etmeyi öğrenmiştir.

MHP'de Türk-İslam aşaması
Alanlarda sözü geçen bir parti haline gelen MHP, üçüncü ideolojik aşamaya Seyit Ahmet Arvasi ile geçmektedir. 1966 yılında Türkeş ile tanışarak CMKP'ye katılan Arvasi, Türk-İslam Sentezi'ni "Türklüğün İslamla şereflendirilmesi" ile "Türklerin İslama yaptıkları hizmet" üzerinden Türk-İslam Ülküsüne taşıyacaktır. Arvasi, Milli Türk Talebe Birliği'nden doğan ve 1970 yılında kurulan Aydınlar Ocağı'na bağlıdır. Aydınlar Ocağı, devlet içerisinde etkindir, 70'li yıllar boyunca doğrudan milliyetçi/muhafazakar nesiller yetiştirmektedir. Anti-komünist mücadeleye ideolojik/politik bir rota çizmekte, hükümetlere fikir vermektedir. O kadar ki; Turgut Özal 24 Ocak Kararlarının taslağını ilk kez 1979 yılında Aydınlar Ocağı'nda okuyacak, 12 Eylül Anayasasını hazırlayanlar bu ocaktan çıkacaktı.

1970'e gelindiğinde; Ülkü ocaklarının sayısı 200'ü buluyordu. Ülkü ocaklarına köylü çocukları ya da şehrin varoşlarında yaşayan işsiz güçsüz lümpen gençler seçiliyor, kapitalizmin ezerek bir paçavra gibi sistemin dışına attığı gençlerin sisteme duydukları öfke parti yöneticililerinin verdiği eğitimle komünizm karşıtlığına yönlendiriliyordu.

1977'de Necip Fazıl da MHP ile buluşur. Necip Fazıl'a göre ABD, SSCB'nin ve komünizmin panzehiridir. Komünistler haşeredir, ABD haşerelere sıkmak üzere DDT (haşere öldürücü) üretmektedir. Şöyle demektedir: "Ya Amerika'yı tutacaksınız ya Sovyet Rusya'yı; ya demokrasiyi ya komünizmayı… Onun için, en küçük Amerikan aleyhtarlığı Sovyetleri desteklemek diye anlaşılır." Necip Fazıl CHP'ye de düşmanıdır. Ona göre; "CHP'nin 1977 seçiminde iktidar olması, sokaklardaki sol muhalefetin yükselişi ile bağlantılıdır. Komünizme karşı gerçek mücadeleyi veren "tek güç" MHP'dir, Türkeş'tir. Umut, Türkeş ve ülkücülerdedir.

Necip Fazıl, bunlarla sınırlı kalmaz. İleride Devlet Güvenlik Mahkemelerinin temeli oluşturacak olan ve en geniş yetkilerle donatılmış "Komünizma İhtisas Mahkemesi"nin kurulmasını ister. Nüfusu artışını teşvik eder, kadınların çalışma yaşamından uzaklaştırılarak annelik görevine dönmesinde ısrar eder. İdam cezasının istisna olmaktan çıkmasını "caddeler boyunca darağaçları" kurulmasını, bütün partilerin, dernek ve sendikaların kapatılmasını ister. Devletin "baş yücelik devleti" olmasını ve başındaki kişiye karşı söylenecek en küçük sözün bile cezalandırılmasını talep eder. Kılık kıyafetin İslam'a uygun hale getirilmesini, batı etkilerinden uzaklaşılmasını, dış politikanın İslam birliği çerçevesinde yürütülmesini ister. Üniversitelerin adının "külliye" olarak değiştirileceğini söyler.

MHP'nin adı artık katliamlarla anılacaktır
Açılış, 16 Mart 1978 tarihli katliamla yapıldı. Beyazıt'ta üniversite çıkışında devrimci öğrencilerin üzerine bomba atıldıktan sonra olay yerinden kaçışan öğrencilere polis tarafından yaylım ateşi açılması katliamın devlet içi bağını açıkça işaret ediyordu. 7 kişinin öldüğü, 100'den fazla insanın yaralandığı bu olaydan üç gün sonra "başbuğ" Türkeş, İzmir'de yaptığı konuşmasında "büyük yürüyüş"ü başlattığını ilan ediyordu.

17 Nisan 1978'de, Malatya'nın sağcı belediye başkanı, bombalı bir paketin patlatılması sonucu öldürüldüğünde; MHP, kentte oluşan gerginliği solculara ve Alevilere ait ev ve işyerlerinin tahrip edilmesine, yakılıp yıkılmasına taşımayı başarmıştı. Eylem, 8 kişinin ölümüne, yüzden fazla kişinin yaralanmasına yol açmıştı.

Eylül ayında; bu kez Sivas'ta "komünistler camiyi bombaladı" diyerek yapılan provokasyon sonucu, birçok alevi ve solcunun hayatını kaybettiği saldırılar düzenlendi.

9 Ekim 1978'de Ankara Bahçelievler'de TİP üyesi 7 genç, telle boğularak hunharca katledildi. Eylemi, 16 Mart katliamını da yöneten ÜGD genel başkan yardımcısı Abdullah Çatlı bizzat organize etmişti. Eylem sonrası yakalanan ve suçunu itiraf eden Haluk Kırcı'nın bir gün sonra, Abdullah Çatlı'nın ise ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılması ve yakalanamayan diğer katillerin daha sonra da pek çok cinayette tetikçilik yapmaları ise, devletin bu saldırılardaki suç ortaklığının bir başka kanıtıydı.

MHP'nin bir provokasyon aygıtı olduğu, planlamalarının niteliği ile devlet işbirliği içinde yürütülen katliamlarından belli oluyordu. Katliam ve provokasyonların ardı arkası kesilmezken, MHP sürekli olarak hükümetteki CHP'yi suçluyor ve sıkıyönetim ilan edilmesi yönünde çağrılarda bulunuyordu. Parlamenter rejimin "anarşi ve terörü" önleyemediğini göstermeye, askeri bir rejimin kaçınılmaz olduğunu anlatmaya çalışıyordu. MHP bir parti olarak iktidarın değil, ülkeyi sermaye sınıfı adına yönetecek, işçi sınıfını ezecek bir darbenin koşullarının yaratılması peşindeydi.

Adalet Partisi MHP ile girdiği kirli ittifak çerçevesinde; "Kars kalesine oraklı-çekiçli kızıl bayrak çekildiği" söylentisini bahane ederek tüm ülkede "bayrak mitingleri" başlattı. Bu kampanya, MHP'nin elini oldukça rahatlattı ve propagandasının kitlelerde yankı bulmasını kolaylaştırdı.

Türkeş'in "büyük yürüyüşü" başlattığı açıklamasından sonra provakasyona dayalı eylem taktikleriyle; Malatya, Adıyaman, Maraş, Tokat, Muş, Elazığ, Erzurum, Iğdır ve Urfa gibi birçok orta ve doğu Anadolu kentinde Alevilere ve solculara yönelik saldırılar gerçekleştirildi. 1978 yılı boyunca 23 ilde gerici ayaklanma yaşandı, toplam 1072 insan hayatını kaybetti.

Ancak MHP'yi amacına ulaştıran ve terör dalgasının zirvesini oluşturan eylem, 19 Aralık 1978'de gerçekleştirilecek olan Maraş katliamıydı. Sovyet aleyhtarı bir filmin oynadığı sinema salonunun bombalanması provakasyonunun arkasından başlatılan şiddet eylemleri; aralarında çocuklarında bulunduğu 120 kişinin akıl almaz yöntemlerle öldürüldüğü, kadınlara tecavüz edildiği, 200'den fazla ev ve işyerinin yakıldığı Kahramanmaraş katliamını getirdi.

Kahramanmaraş katliamı, MHP saldırılarının sonuncusu olmadı. 16 Mayıs 1979 gecesi, Piyangotepe semtinde solcuların gittiği bir kahveye düzenlenen saldırıda 7 kişi öldürüldü, 10 kişi yaralandı. 1980 yılının Mayıs ve Temmuz aylarında Fatsa'da ve Çorum'da devletin kolluk güçleriyle birlikte solculara karşı yine işbaşındaydılar. Aralarında DİSK genel başkanı Kemal Türkler, gazeteci Abdi İpekçi, savcı Doğan Öz, akademisyen Cavit Orhan Tütengil gibi isimlerin bulunduğu milletvekillerinden profesörlere, gazetecilerden cumhuriyet savcılarına kadar pek çok kişi suikastlar sonucu öldürüldü.

Sonuç olarak; 1970-1980 yılları arasında, işçi sınıfından, solculardan ve aydınlardan oluşan 4 binden fazla insan, tek tek ya da toplu halde MHP terörünün kurbanı oldu.

Değişen görevler ve değişmeyen MHP
MHP, 12 Eylül 1980 darbesinden beklediği karşılığı göremese de; darbenin Türkiye işçi sınıfı hareketleri ve solun üzerinde yarattığı etkide kendi ifadesini bulmaktadır. Sonuç olarak "fikirleri iktidardadır."

MHP'nin 80'li yıllarda dağılmaya başladığının ifade edilmesi; birçok üyesinin mafya faaliyetleri ile piyasa içerisinde varlıklarına devam etmesinin, ülke içerisinde ve dışarısındaki gizli operasyonlarda kullanılacak militanların ayrıştırılmasının ya da değişik partiler içerisinde bulunmasının sonucudur. Bu durum aralarındaki organik bağın ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

90'lı yıllarda Kürt sorununun savaş düzeyine ulaşmasıyla birlikte, devletin MHP'yi bir kez daha göreve çağırdığı; binlerce özel tim görevlisinin tamamına yakınının MHP referanslı olduğu; İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde sol örgütlere karşı yürütülen "yargısız infaz" operasyonlarındaki rolü göz ardı edilmemeli.

SSCB'nin çökmesiyle birlikte emperyalistlerin av sahasına dönüşen Kafkasya'da devlet adına görevler aldığı, 1994 yılında bahsi kapansa da; Türkî cumhuriyetlerin yönetimleriyle ve istihbarat birimleriyle ilişkiler kurduğu, Ermenistan-Azerbaycan savaşında ülkücü gönüllülerden "Bozkurt Taburu" oluşturulduğu, Yugoslavya'daki iç savaşta değerlendirildikleri biliniyor.

28 Şubat süreciyle birlikte (Susurluk olayı da kullanılarak) Özel Tim'i tasfiye etmeleri, Milli Siyaset Belgesinde ülkücü hareketin "milli tehdit" olarak yer alması MHP'nin uyarılmasından başka bir anlama gelmemektedir. Türkeş'in ölümünden sonra 2,5 milyon doları aşan kişisel servetinin sorgulanmamasının sebebi de buralarda aranmalıdır.

Kriz ve emperyalist savaş atmosferindeki dünyada yaşanan genel siyasi gericileşmeyi de arkasına alan milliyetçi-şoven dalganın yükselişi devam ediyor. Tehlikenin farkına varmanın ve ona karşı mücadelenin ön şartı, faşizmin sermaye açısından işlevini ve neler yapabileceğini, yani muhtevasını iyi kavramaktır. Faşizm, sermaye açısından vazgeçilmez bir silahtır ve MHP bunun en iyi kanıtıdır.

Faşizmi "demokrasi karşıtı, şiddet yanlısı aşırı siyasi hareket" olarak sadeleştirmek meselenin özünü ıskalamak olur. Demokrasi ve faşizm kapitalizmin iki farklı yüzüdür. Bu sebeple son zamanlarda Türkiye siyasetindeki tartışmalara da bu eksende bakmak, sağın çeşitli varyantlarının farklı bloklarda yer alması, farklı işbirliklerine girmesini buna göre yorumlamak gerekir. Ne AKP-MHP ilişkisi, ne de CHP-İYİ Parti ortaklığı düzen siyaseti açısından kuraldışı sayılır.

İzlediğimiz düzen siyasetinde sermaye sınıfının farklı arayış ve ihtiyaçlarına en uygun yanıtı üretme yarışıdır. Emekçi sınıflar için tek seçenek bu denklemin toptan değiştirilmesi, kendi örgüt ve siyasetiyle sahneye çıkmasıdır.

Şüpheci Dinsiz 23-12-2020 16:33

Oha yani.
sol.org.tr

Alıntı:

Kaftancıoğlu Türkeş ziyaretini savundu: Acılar üzerinden ortaklaşılacak...

https://sol.org.tr/sites/default/fil...?itok=hkjEsBWR

CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, CHP heyetinin Maraş katliamının yıldönümünde Alparslan Türkeş'in eşi Seval Türkeş'e yaptığı ziyarete yönelik eleştirilere yanıt verdi.

HABER MERKEZİ

23.12.2020
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte Seval Türkeş'e 19 Aralık Maraş katliamının yıldönümünde yapılan ziyarete ilişkin açıklamada bulundu.

Kısa Dalga Podcast'te yayınlanan 'Arka Plan' programında Mehveş Evin'e konuk olan Kaftancıoğlu, "Ben siyaseti, acıları yarıştırarak değil, acıları ortaklaştırıp barıştırarak, bir daha kimse bunları yaşamasın diye yapıyorum" dedi.

Nefreti körükleyen değil, toplumsal olarak barışacak, uzlaşacak bir siyasi iklim yaratmamız gerektiğini düşünüyorum" diyen Kaftancıoğlu, şunları söyledi:

"Benim kayınpederim Ümit Kaftancıoğlu öldürülmeden iki gün önce Alparslan Türkeş, 'Aramızda Ümit Kaftancıoğlu gibi vatan hainleri var' demişti. Ben siyaseti, acıları yarıştırarak değil, acıları ortaklaştırıp barıştırarak, bir daha kimse bunları yaşamasın diye yapıyorum. Dolayısıyla acılar üzerinden ortaklaşılacak her türlü siyaseti yaparım. Bu haliyle kişisel bir rahatsızlık duymuyorum. Ama Alevi vatandaşlarımızın, aslında hepimiz için, Maraş katliamında yaşananların, o travmanın tekrar yaşanmaması gerektiğini, bir sağaltma ihtiyacının olduğunu biliyorum. Öyle bir güne denk gelmesindeki Alevi vatandaşların hassasiyetlerini anlıyorum. Genel başkanımızın da ifade ettiği gibi nefreti körükleyen değil, toplumsal olarak barışacak, uzlaşacak bir siyasi iklim yaratmamız gerektiğini düşünüyorum. Daha önemlisi, mafya bozuntusu tehdit ettiğinde Seval Hanım çıkıp genel başkanımıza desteğini açıkladı. Bu çok kıymetli bir şeydir."

Ahlaksız 23-12-2020 17:41

Bunlar muhalif filan değiller. Bunlar akpye muhalifler sadece. Muhalif olmak, muhalif kafa yapısına sahip olmak başka bir şey. Ben bu yüzden ''Türkiye'de muhalefet yok'' diyorum.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:53 .