![]() |
Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Sitemizde sol alt sütunda yer alan "Bunları biliyor muydunuz?" un tarihle ilgili bir benzerini katkılarınız olursa bu başlık altında yapalım. Bunun için bilinirliğinin çok yaygın olmadığını ve ilginç bulunacağını düşündüğünüz tarihsel olayları kısa ve öz olarak yazınız. Verdiğiniz bilginin kaynağını veya kanıt olabilecek bulguları da kısaca vermenizde büyük fayda var. Bu şekilde iddianın doğruluğunu araştırmak veya muhakeme etmek için okurlara olanak da yaratmış oluruz.
Ben girişi yapıyorum, sizlerden de bekliyorum: BİLİYOR MUYDUNUZ? Osmanlı resmi belgelerinde ve padişah fermanlarından İstanbul'un adı 1. Dünya savaşı sonrasına kadar yüzlerce yıl Konstantiniyye olarak geçmiştir. Konstantinopolis olan Yunanca ismin sonuna -iyye eki getirilerek Osmanlıcalaştırılmıştır. (Kaynak: Osmanlı'yı Yendiden Keşfetmek-İlber Ortaylı) |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
konuyu dağıtmadan. benim bildiğim istanbul da rumca dan geliyor. :) *aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık.
kaynakta buldum. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.p...2&haberno=6616 |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
istanbul'un kelime kökeninin islambol'dan geldiği rivayetleri de sıkça söylenmektedir.
|
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Bilimsel düşünceye sahip olan, saygın bir tarihçimizdir Ahmet Cevdet Paşa. 19. Asır Türkiye'sinin *Türk edebiyatının, Türk hukukçuluğunun dehasıdır. Eski harflerden oluşan on iki ciltlik Tarih-i Cevdet isimli külliyatlı bir eseri mevcuttur. Türk dilinde sadeleşmeyi teşvik eden ve bizatihi yazdığıyla bunu sağlayan, cümle kuruluşu, üslubu itibarıyla bugükü Türkçeye ve bugünki Türklere bu kadar yakın olan o dönemin tek tarihçisidir. Tüm bunlara rağmen; On iki ciltlik Tarih-i Cevdet eserinin hala günümüz Türkçesine uyarlanamadığını biliyor muyuz? Kaynak olarak değerli hocamız Sn. İlber ORTAYLI'dan başlamışsınız. Biz de aynı kaynaktan devam edelim. (Kaynak: ORTAYLI İ. Son İmparatorluk Osmanlı, 2006, 36.s.) |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Halifelik'in Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonrasında Mısır'dan alınıp İstanbul'a getirildiği bilinir. Ders kitaplarında "halifelik" Osmanlı'ya getirildi denir. Bunun anlamı aslında o günkü halife III. Mütevekkil'in İstanbul'a getirilmesidir. Böylelikle halife Osmanlı'nın korumasına alınmıştır. Osmanlı sultanları 18. yüzyıl sonuna kadar halife ünvanını kullanmamıştır. İlk olarak Abdülhamit Ruslarla yapılan Küçük Kaynarca anlaşmasında "halife" sıfatını kullanır. Bu döneme kadar hiçbir Osmanlı belgesinde sultanlar için "halife" sıfatı geçmez.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yavuz_Sultan_Selim |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransızlar Cezayir'li, Tunus'lu, ve Fas'lı halkı HAC mevsimi olmadığı halde hacca götürmüşlerdir. Bu sahte haccın amacı halkı Fransa'nın yanında Osmanlı'ya karşı savaşa sokmaktı. Olayın sonuçları ise Arap Ortadoğusu için, yakın-uzak gelecekte görülmemiş genişlikte bir felaket olacak olan bir ihanet, sırtından hançerleme olarak tarihe geçmiştir.
Kaynak: Kemalizm ve İslam Dünyası - İskender Gökalp ve François Georgeon |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Yavuz Sultan Selim'in Mercidabık ve Ridaniye savaşları ile yıkıp topraklarına kattığı Memluk devleti sanılanın aksine bir Arap devleti değil bir Türk ve Çerkes devletidir. Memluklar köle Türklerin kurduğu bir devletti. Yönetiminde Türkler ve Çerkesler yer alıyordu. Başlangıçtaki Türk ağırlığı daha sonra yerini Çerkeslere bırakmıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Memluklar |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Yavuuz Sultan Selim'in saldırdığı Safevi devleti bugünkü İran'da kurulmuş olduğu için bir Fars yönetimi sanılır. Halbuki Safevi devletinin yönetiminde Kızılbaş ve Azeriler yeralır. Ülkede iki önemli etnik grup vardır. Ehl-i kılıç denilen Kızılbaş-Türkler ve ehl-i kalem denilen Farslar. Bu iki kesim arasında uzun yıllar çekişme yaşanır. Hatta Yavuz ile Şah İsmail arasında Çaldıran savaşından önce yapılan uzun mektuplaşmalarda Yavuz mektuplarını Farsça Şah İsmail ise Türkçe yazmıştır. Osmanlı'nın zaferinden sonra Safevi devletinde Fars etkisi artar.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Safevi |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Venedik'in nasıl kurulduğunu biliyormusunuz.
Hun *İmparatoru Atilla ,452 yılında Kuze İtalya'nın Aqueileia *ve Padua şehirlerini yakıp yıktı. Bu iki şehirden kaçan insanlar, Adriyatik Denizi *sonundaki , bataklıklarda bulunan adalara geçerek ,şimdi dünyanın en gözde şehirlerden olan, VENEDİK'in temellerini attılar. (kaynak . H. G. Wells. kısa dünya tarihi. varlık yayınları. basım tarihi 1962) |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Biliyor muydunuz?
İstanbul Polonezköy'ün 1853 Kırım Savaşı için Osmanlı'ya destek amacıyla gelen Polonya birliklerinin savaştan sonra da kalma kararı vermeleriyle oluştuğunu. |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Osmanlı'nın Rasputin'i *CİNCİ HOCA.
17. Yüz yılda yaşamış Cinci HOCA Safranbulu'dan Dersaadete ikbal aramaya gelen, son derece zeki ve kurnaz bir üfürükçüdür. Osmanlı döneminde ,Sultan Ahmet cıvarında her meslek erbabına mahsus, kıraathaneler (şimdiki kahve) vardı. Cinci Hoca'da , kendi meşrebine uygun bir kıraathane bulup , icrai sanat etmeye başlar. Sultan Ahmet'i seçmesinin en büyük nedenide buranın '' SARAY'a'' yakın olmasıdır. Cinci HOCA , çevrede ünlenmeye başlar.İsmi ''Saray'a kadar ulaşır. Sultan Deli İbrahim bir gecede yaklaşık 18 tane bakire cariyeyle yatar.Sabah, kendinden geçen Deli ibrahim'i kendine getirmek için ,annesi KÖSEM SULTAN'a içerden birinin tavsiyesiyle CİNCİ hOCA çağırılır. Cinci hoca ., İbrahim'i görünce durumu anlar ve tedavi eder. Cinci hoca artık sarayın ''ser-tabibidir''. ona sormadan hiç bir şey yapılmaz. Artık sarayda , onun için olmaz diye bir şey yoktur.Devlete ve işleyişine büyük zararlar verir. Daha sonra boğularak ortadan kaldırılır. Cesedi *Sarayburnu'ndan denize atılır. (KAYNAK.Ziya Şakir Soku *basım tarihi 1944 kitabın adı CİNCİ HOCA. ) |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Bir biliyor muydunuz daha benden. Bu olayı öğrendiğimde çok trajik gelmişti bana ve sarsılmıştım. Sanırım sodomo'dan okumuştum:
Ankara Savaşı'nda (1402) Timur'a yenilen Yıldırım Beyazit'in 8 ay süreyle bir kafesin içinde Anadolu kasabalarında gezdirilerek teşhir edildiğini, Timur'un bir gün kafesin önünde Yıldırım Beyazit'in karısının ırzına geçmesinden ötürü Beyazıt'ın kafasını parmaklıklara çarpa çarpa intihar ettiğini biliyor muydunuz? Önemli bir kanıt: Evlenmek sünnet olduğu halde Yıldırım Beyazıt'tan sonraki padişahlar, Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim evlenmemişlerdir. Gerekçesi benzeri bir savaşta tutsak düşmeleri ihtimaline karşı namuslarını korumaktır. Evlenmeme geleneği Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan ile evliliğiyle bozulmuştur. O dönemde imparatorluk dünyanın en güçlü askeri gücüne sahiptir. |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
şu Yıldırım Beyazit olayı gerçekten ilginç geldi ,,, teşekkürler,,
|
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Adana nın kozan ilçesinde hatırı sayılır bir berberi nüfusunun bulunduğunu biliyormusunuz...Kurtuluş savaşında Fransızlar tarafından *savaşmak için getirilen berberiler saf değiştirerek Atatürk ün kuvvayı milliyesi tarafına geçmişlerdir...savaştan sonra atatürk ün onlara yaptığı "sizleri yurdunuza göndereyim" önerisini Fransızlar ın kendilerini yaşatmıyacaklarını söyleyerek *red etmişler, ilk önce Tarsus dolaylarına yerleştirilmişler , iklime uyum sağlıyamadıkları için daha sonra Kozan'a yerleştirilmişlerdir.
* * Kaynak: Kendileri ile konuştum :) |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Saygideger arkadaslar;
Milli akimlarla ilgili Osmanli Imparatorlugunda milli kimlik tartismasi ilk olarak ikinci mesrutiyet doneminde "Osmancilik" olarak ortaya cikmis Genc Turkler'in (ki bunlar genellikle osmanli kokenine aitti).ve Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin de kurulmasiyla tartismaya acilmis, Osmancilik,Turancilik,Turkculuk kavramlariyla cesitlilik kazanmistir. Milli bir bilinc temelinde ilk "Turk"kavramini kullanan AHMET RIZA ISIMLI BIR AYDIN ,ITTIHAT VE TERAKKI CEMIYETI'nin bir toplantisinda 1902 yilinda kullanmistir. MUSTAFA KEMAL 1907 yilinda bu cemiyete uye olmustur. Milliyetcilik Osmanli topraklarinda ilk once Balkanlarda toplumsal bir yukselis olarak 1820'lerde ortaya cikmistir.Yani Fransa Devriminden(milliyetin ideoloji olarak tarih sahnesine cikisi) 30-40 yil sonra osmanli topraklarina bu ideoloji giris yapmistir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Bir Tane de benden;
İstanbul'un Fethi Ünlü Padişahımız Fatih Sultan Mehmet'in henüz 21 yaşında iken 1453 yılında İstanbul'un Fethi'ni herkez bilir ve tarih kitaplarında okuruz. Ancak, 29 mayıs sabahı Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine karşı bir süpriz unsuru olmuştu. Diye bas bas bağırırlar. Fakat, yağlı kütükler üzerinde karadan Haliçe taşınan gemiler bilgisinin tamamıyla uydurma olduğu çünkü, Haliç Bölgesi'nin topoğrafik yapısı sebebiyle bunun imkansız olduğunu ünlü bir tarihçi açıklamıştır. Benim Kaynağım; Prf. Dr. Mete GÖKTAN - Osmangazi Üniversitesi, derste sözlü anlatışı |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Bu gün Murat Bardakçı'nın "Tarihin Arka Odası" adlı TV programında ilginç bulduğum bir konu oldu:
Bu gün elimizde olan tüm mehter marşları 1913 bestesi. Daha eski Osmanlıya ait mehter marşları elimizde yok. Bunun nedeni ise 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılırken sadece Yeniçerilerin değil onlara özgü her türlü eşyanın ve evrağın da yok edilmesi. Vakayı Hayriye denilen bu olay sırasında Yeniçerilere özgü olan mehter marşı da tarihin derinliklerine gönderilmiş. 1913 yılında ise mehter marşını geri getirmek üzere beste siparişleri verilmiş. |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
bir safsata vardı ilkokul kitaplarında ki eminim hepiniz okumussunuzdur:
"Askerler ayranı içerken ve mataralarını doldururken Kırmızı Ebe ile aralarında devamlı şu ikili konuşma geçer: -Doldurun gazilerim! -Doldur ana! -Doldurun yavrularım! -„ANA DOLU!“ Ihtiyar ananın oluğunu daima dolu gören askerler, „Ana dolu“ diyerek buz gibi ayranla Ağustosun kavurucu sıcağında serinlerler. Bu esnada askerlerin içini bir de şu duygu ve düşünce kaplamıştır: „Bu vatan, askerine sahip cıkacak, onu her yerde bir bakraç ayranıyla da olsa serinletecek ve Allah yolunda gazaya hazırlayacak „Analardolu“, Derler ki, işte o günden sonra bu topraklara „ Anadolu“ dene gelmiştir."" yukardaki hikaye ilk ve orta dereceli okullarda cocuklara anadolu kelimesinin nerden geldıgını anlatmak ıcın anlatılan uydurma bir hikaye *oldugunu bılıyormuydunuz? ki yıne eminim cogunuz biliyorsunuzdur :) gerçegin ise; Anadolu kelimesi, Yunanca "Doğu" anlamına gelen ή άνατολή (anatole) kelimesinden türemiş. Bu sözcük, "doğmak, yükselmek" anlamına gelen Yunanca άνατέλλειν (anatellein) fiilinden gelir. "Doğu ülkesi" anlamına gelen Anatolia ilk kez 7. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu'nun Afyon, Isparta, Konya, Kayseri ve İçel yörelerini kapsayan idari birimi (Anatolikon Thema) için kullanılmış oldugunu biliyormuydunuz? |
Re: Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Alıntı:
hocam bunun kanıtı sadece dıger padişahların kanuniye dek evlenmemiş olmalarımı? yani tek kanıt buysa bu bir iddia olarak kalır dıye dusunuyorum. saygılar |
Türkiye'nin 2. dünya savaşına katılmadığı zannedilir genelde..
1942’de hem Almanya’nın, hem de İngiltere’nin başını çektiği Müttefikler’in Türkiye’yi savaşa sokmak için baskı uyguladıkları bir yıl oldu. Türkiye çeşitli gerekçeler ileri sürerek bunların hepsini geri çevirdi. Ama 1943’te Müttefikler’in üstünlüğü belirince İngiltere bu kez savaşın bir an önce bitmesine katkıda bulunmak ve zaferin nimetinden pay almak gibi görüşlerle Türkiye’yi Müttefikler’in yanında savaşa sokmaya çalıştı. Churchill bu amaçla 30 Ocak 1943’te Adana’ya gelerek İsmet İnönü’yle görüştü. İnönü, Churchill’in Türkiye’nin en geç Ağustos 1943’te savaşa katılması isteğine karşı, bunun gerekli silahların, savaş araç ve gereçlerinin verilmesi durumunda olanaklı olabileceğini söyledi. Bu konudaki görüşmeler sürerken Müttefikler 14-24 Ağustos tarihlerinde Kanada’nın Québec kentinde, 19-30 Ekim’de de Moskova’da düzenledikleri toplantılarda Türkiye’yi savaşa katmak yolundaki baskıyı arttırma kararı aldılar. 28 Kasım-2 Aralık tarihlerinde bir doruk toplantısı yapan Churchill, Roosevelt ve Stalin de bu kararı onayladı. Bunun üzerine Churchill ve Roosevelt 3 Aralık 1943’te İsmet İnönü’yü Kahire’ye davet ederek bu konudaki kesin isteklerini ilettiler ve Türkiye’nin Şubat 1944’te savaşa katılmaması durumunda her türlü yardımı keseceklerini bildirdiler. İsmet İnönü’nün askeri ve stratejik gerekçelerle savaşa katılmayı reddetmesi üzerine Mart 1944’te İngiltere, Nisan 1944’te de ABD Türkiye’ye askeri yardımı durdurdu. Diplomasi alanında da baskılar sürüyordu. Bu baskılara bir süre daha direnen Türkiye savaşın gidişinin iyice belirginleşmesi üzerine 2 Ağustos 1944’te Almanya ile siyasal ilişkilerini kesti. Bunu 6 Ocak 1945’te Japonya ile ilişkilerini kesmesi izledi. Ardından Müttefik liderleri Şubat 1945’te toplanan Yalta (Kırım’da) Konferansı’nda, yeni kurulacak Birleşmiş Milletler’e yalnızca 1 Mart 1945’e kadar Almanya’ya savaş açmış ülkelerin katılmasını içeren bir karar aldılar. Bunun üzerine Türkiye 23 Şubat’ta Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Elbette bu devletler fiilen yenilmiş oldukları için,Türkiye'nin herhangibir askeri harekatına gerek kalmadı.... |
benim kisi çok alakalı olmıyacak konularla ama bende paylaşmak istedim : arap yarım adasındaki tüm hurma ve zeytin ağaçları hz. muhammedin ailesine aitmiş...
bu yüzden orucu bunlarla açmak sevapmış.. ticaret.... |
Türkiyede bir çok insan, 2. Dünya savaşında Atatürkün henüz ölmediğine,
yaşadığına inanıyor. İnanmıyorsanız çevrenizdeki insanlara sorun. |
Osmanlı yönetiminde Türkler o denli aşağılanıyordu ki, Prof. Şahabettin Tekindağ’ın bulduğu bir belgede Yavuz Sultan Selim, İran Safevi Hükümdarı Şah İsmail’e gönderdiği bir mektubunda; “...ben Sultan Bayezıt oğlu Sultan Selim Han, sen ki ey eşşek Türk...” diyebiliyordu. Ve Yavuz Sultan Selim'in divanı Farsça, Şah İsmail'in divanı ise Türkçe idi. :)
|
Ne kadar doğru bilemem ama paylaşayım. Anadolu'ya ilk gelen Türkler Alevi imiş. Çünkü İslam'ı İran süzgeciyle almışlar. Yavuz'un Mısır seferine kadar padişahlar da Alevi. Daha sonra halifelik Osmanlı'ya geçince siyasi sebepten diğer Müslüman kavimler üzerinde etkili olmak için padişahlar Sünni oluyor. Tv'de şu an adını hatırlayamadığım bir tarihçi söylemişti. Kanıt olarak Hacı Bektaş, Ahmet Yesevi ve Mevlana'nın Alevi olduğunu ve Anadolu'ya ilk gelenlerin Türkmenler olduğunu söylüyor. Bir de hatırlarsanız Yeniçeri ocağı Alevi'ydi.
|
bunu çoğunluk biliyordur ama ben yinede yazayım fatih sultan mehmed kundaktaki kardeşini ileride yaşanacak taht kavgalarını önlemek amacıyla öldürtmüştür bunu tabi ilgili fetvayı çıkarttıktan sonra yapmıştır yani olayı kitabına uydurmuştur
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
zehiri nereden bulmuş hapiste?
saygılarımla. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
İstanbul'un fethini "Hilal'in Haça zaferi" olarak nitelerler.
Hilal'in başından itibaren İslam'ın simgesi olduğu zannedilir. Hatta Hilal'in putperstlik döneminin ay Tanrısı El-İlah'dan İslam'a geçtiğini düşünenler vardır. Ben de bugün gazeteden okudum. Hilal Bizans'ın simgesiymiş. Hatta eski Bizans sikkelerinde hilal varmış. Fatih, hilali benimsemiş ve kullanmaya başlamış, böylece İslam'a geçmiş. BİR belgesel çekimi sırasında Kayseri Kalesi’ne asılan haçlı Bizans bayrağının (!) Kayserilileri fena halde kızdırdığı ve çekimin yarıda kaldığı, aklı başında çok kişiyi kara kara düşündürdü. Yobazlığın bu kadarı da olur mu? Araştırmacı-gazeteci ve biyografi yazarı Orhan Karaveli, bu konuda şaşırtıcı şeyler söylüyor: "...Pek bilinmez ama Bizans’ın simgesi haç değil hilaldi. Sikkelerinin üzerinde bile hilal resmi vardı: İstanbul’un fethi sonrasında hilalle tanışan genç Fatih Sultan Mehmed, hilali sevip benimsemiş ve sancaklarını hilal ile süsleyen ilk Türk ve Osmanlı Sultanı olmuştur. Sonraki yıllarda Cezayir, Tunus ve Pakistan gibi İslam ülkeleri bayraklarına hilali alırken, S.Arabistan, Ürdün, Yemen ve Suriye gibi Arap ülkeleri hilalden özenle uzak durmuşlar ve durmaktadırlar. Özetle, hilal ilk kez Hıristiyan Bizanslılar tarafından resmi sembol olarak kullanılmıştı ve ciddi bir olasılıkla bayraklarında da haç değil hilal vardı. Dizi çekimi yapanların yolları tekrar İmparator Tiberius’un ’Caesarea’ adını verdiği 4000 yıllık Kayseri’ye düşerse haçlı bir bayrak yerine hilalli bir bayrak kullanabilirler ve işlerini de sanırım daha rahat görebilirler..." http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9947869_p.asp |
Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan onaltı adet Türk devleti içine sadece üç devletin bayrağında hilal vardır.
Gazneliler Devleti http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazne_Devleti Altınordu (Altınorda) Devleti http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n_Orda Osmanlı Devleti http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%...ratorlu%C4%9Fu Söz konusu teze göre Osmanlı, hilali; Fatih Sultan Mehmet Hanın İstanbul'u fethinden sonra, yani 1453 tarihinden sonra kullanmaya başlamıştır. Oysa ki; Osmanlıdan daha önce kurulmuş olan Altınordu devleti 1242 - 1502 yıllarında bayrağında hilali kullanmıştır. Daha da ilginç olan devlet ise Gaznelilerdir. Fatihten, Fatih Sultan Mehmet Handan ve hatta Osmanlıdan da önce kurulmuş ve yıkılmış bir devlettir Gazneliler. Günümüz Hindistan, Pakistan, bölgelerinde hüküm sürmüşlerdir. Gazneli Devleti de 961 - 1187 yılları arasında bayrağında hilali kulanmıştır. Bu üç devletin ortak özellikleri sadece Türk olmaları değildir. Aynı zamanda müslüman inancındadırlar. (Gerçi Altınordu devleti başlangıçta Moğol ve şaman olarak başladıkları yollarına Türk ve İslam olarak devam etmiştir. ) Bir de, şunu bilmek lazımdır. Bayrak sembolü tarihin içinde evrimleşerek gelmiştir. Türklerin ilk kullandıkları Tuğlardır. Bunlar mızrakların uçlarına asılan renk ve sembollerdir. Daha sonradan bayraklaşarak kare zemin üzerine sembollere geçilmiştir. Ayrıca bir devletin tek bir bayrağı da olmayabilirdi. Başlangıçta tuğ olarak başlayan devletin zamanla bayraklaşan bir sembolü olması muhtemeldir. Osmanlıda da başlangıçtan itibaren aynı bayrağı görmeyiz. Zaman içinde değişime uğramıştır. http://www.gbg.bonet.se/osmanli/kultur/bayrak.htm Hz. wikipedianın, bayrağımız hakkındaki yorumlarında da Bizans sembolü yoktur. http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BC...ra%C4%9F%C4%B1 Hasılı kelam; yukarıdaki bilgiler doğrultusunda hilalin Bizanstan Osmanlıya geçme yorumu bizce birhayli zorlamadır. |
11 eylüle geliyim. aslında bir uçak yoktu desem :) daha tarih sayılmaz ama. birçok molaya nedenolduğu için neden sonuç ilişkisiyle incelenebilir.
|
GEÇMİŞİN İCADI
Tekin, toplantıyı izleyenlerden gelen bir soru üzerine, tarihçilerdeki karşı konulmaz yaratma ihtiyacının zaman zaman geçmişin icadı noktasına ulaştığını ve bunun da tarih araştırmalarındaki en önemli unsurlardan biri olan objektifliği zedelediğini vurguluyor: "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak çok tehlikeli bir şey. Maalesef eskiçağ olsun, ortaçağ olsun, hangi konuda olursa olsun, insanlar hep bir şeyler söylemişler: Haliç'te gemiler batmış güya, ışıldıyormuş ondan Altın Boynuz denmiş. Ay-yıldız için de, savaş sırasında yerde kan varmış, üzerine Ay ile yıldız düşmüş; bu, Türk motifiymiş... Hayır böyle bir şey yok, İsa'dan yüzyıllarca önce bile Byzantion'un, İstanbul'un sikkelerinde hilal ve yıldız var. Tabii bu, hoşlanmasak da, şu demek: Byzantion'u Orta Yunanistan'daki kolonistlerden Megaralılar gelip kurmuşlar. Megaralıların kendi sembolü bu. Yani hilal ve yıldız orada da var, dolayısıyla gelip İstanbul'u kurunca buradaki sikkelerinde de hilal ve yıldızı kullanıyorlar. Yani bunun ne 1071 Malazgirt Savaşı ile ne de Osmanlı ile alakası var. Hilal ve yıldız aslında çok eskiden beri, Pontos Krallığı'nda hep sevilerek kullanılan bir motiftir. Dolayısıyla bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin paralarında da hilal ve yıldız vardır, başka bir ülkenin de vardır; ama eskiçağda da örneklerini görüyoruz. Bu yüzden bazı şeyleri iyi bilip öyle fikir yürütmeli ve objektif düşünmeliyiz." http://www.tarihvakfi.org.tr/icerik.asp?IcerikId=58 Aşağıda linkte ise daha farklı bir görüş mevcut: http://www.guzelulkem.net/neco/index...c=2695.0;imode Hilal ve yıldızı Bizanslıların İsadan çok zaman önce kullandıkları gerçek olsa da, Hilal'in simge olarak kullanımı Sümerlere kadar gidiyor. Yani, Bizanstan daha eski. İslam'da kullanımı ise daha sonra. Ayrıca İslam'dan ziyade bir Türk simgesi olduğu iddiası da dikkat çekici. |
Gökyüzüne bakınca ne görüyorsunuz? Hilal, güneş ve yıldızlar. :D Bunlar kimsenin mülkü olamayacağına göre farklı farklı milletlerin bayraklarında kullanılmış olmalarında da şaşıracak bir şey yoktur. İlla birinin diğerinden almış olması icab etmez, nitekim Türkler daha Orta Asya'dayken hilal ve yıldızı sembol olarak kullanmışlardır hatta paralarının üzerinde de AY-YILDIZ sembolü birlikte vardır. Dolayısıyla hilal ve yıldızı Bizans'a maletmek abesle iştigaldir.
http://http://www.coinlink.com/2006/images/turkcoin.jpghttp://www.coinlink.com/2006/images/turkcoin.jpg Öte yandan bu sembolün Araplar'dan geçmediği de kesindir. Ayrıca Arap tanrıçalarıyla falan da ilgisi yoktur. Nitekim İslam'ın ilk bayrağı sadece siyah bir kumaş idi. |
Alıntı:
Bir konuyu yanlış biliyorsam bunu birinin düzeltmesi güzel olur. Ama bir konuda kendi düşüncelerine ters şeyler görünce asılsız mesnetsiz "o öyle değil" lafı insanı şaşırtıyor. Bak canım kardeşim "Mevlana kesinlikle Sünnidir." demişsin neye dayanıyor hiç. Sen demişsin olmuş. Oysa ben Mevlana'nın sema dönme ve sazlı (sazı illa bağlama olarak düşünmeyin çalgı anlamında) ibadet gibi özellikleri olduğunu zannediyordum neyse yanılmışım(?) Hu çekip sema dönmezde Sünni gibi yaşarmış Mevlana da Mevleviler de. Sonra bu Anadolu'ya Horasan'dan gelenlerde hiç İran etkisi yok mu? Bu adamlar Aleviler ortaasya geleneklerini de sürdürüyor olabilirler zaten ordan gelmişler buna bir şey demiyoruz. Ama Horasan'daki İran etkisini de yok mu sayacağız? Mevlana'yı Sünni yaptığın gibi son satırda da Bektaşiliği de Alevilikten tamamen koparmışsın. Neyse ben eski yöntemimi uygulamaya geri döneyim artık önce nicki oku sonra mesajı oku ya da okumaydı eskisi ve bunu yaparken çok huzurluydum. |
İletimi düzgün okursanız söylenen açıktır. Bahsi geçen dönemde bugünkü Alevi-Sünni ayırımı yoktu, bu Safeviler döneminde çıkmıştır, temeli de yine siyasidir.
Mevlana'yı illa bir safa koyacaksam Sünni dememin benim için duygusal bir anlamı olabileceğini herhalde iddia edemezsiniz? Mevlana Sünni olsa ne olur Alevi olsa ne olur, neden gerçeği saptırayım? Mevlana'nın ailesini, yaşam tarzını, fikirlerini bilseniz herhalde neden "illa bir tarafa konacaksa Sünni'dir" dediğim anlaşılırdı. Semada çalgı kullanılması da hiç bir şey ifade etmez, benzerliklerden ayniyet kesbetmek de doğru bir yaklaşım değildir. Koyu Sünni Rufailer de çalgı kullanıyorlar, buradan da Alevilik bağlantısı mı çıkaracağız? Tersine gelenekte Sünni tarikatlarda çalgı kullanma geleneği Hintliler'den geçtiği iddia edilir. İran etkisinin hiç olmadığını söyleyen ise olmadı, fakat İran etkisi olması Şii inançlarıyla Alevi inançlarının aynı olduğu anlamına gelmez. Nitekim Hz. Ali İran'da çok önemli bir dini figürken Alevilik'te (sözlü gelenekle geçtiğinden) dini bir öğeden ziyade folklorik bir öğeye dönüşmüştür. Şiilikle Alevilik arasındaki farkı açıklamama bile pek gerek yok aslında, bir İran'a bakın bir bizim Aleviler'e fark zaten ortadadır. Ayrıca "Yeniçeriler Alevi'ydi" iddası yanlıştır, Yeniçeriler Bektaşi'dir. Bunun böyle olması Bektaşilik'in Alevilik'ten tamamen ayrı olduğu anlamına da gelmez. Fakat aynı şey de değillerdir. Kaldı ki Yeniçeriler'in Bektaşiliği gelenekten ibarettir, inanç temelinde pek bir kıymet-i harbiyesi yoktur. |
:eek: Türkiye'de harf devrimi hangi yılda oldu ?
http://www.atonet.org.tr/yeni/files/...919-1919-0.pdf |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:44 . |