![]() |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Resimler bile bir bakista acikliyoe gercegi.
Bir kampanya varsa bis de katilalim dreilmalali. Almanca bilmiyorum, yasklanmasina karsi neresiyse linkini verebilir misin? |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Sevili Vartor
Şu adresde: http://www.ferkelbuch.de/ Solda "Ünterstützung"a (=destekle) tıkla. Açılan sayfada listeye kaydolabilirsin. Almanca bilmeyenler için: Anrede/Titel = Ünvan Vorname: = İsim Name = Soyisim Beruf/Funktion: = Meslek veya Görevi Straße, Nr: = Cadde, No Land/PLZ: = Ülke/Posta kodu Ort = Oturduğu Yer e-mail: = e-mail: :D Ve "Straße, Nr. und E-Mail-Adresse werden nicht veröffentlicht." = Cadde, No ve e.mail adresi açıklanmayacak/gösterilmeyecek. ibaresi var. Son olarak da alttaki "Unterschreiben" (=imza) tuşuna tıklıyorsun. İlgin için teşekürler. Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Beni (yine) kandırmadıysan bir destek de benden gitti *:lol:
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Sagol dreilmalali, galiba becerdim. Gerci Kanada yoktu memleketler arasinda ama ben yanina yazdim. Sadece ortak pazar ulkeleri mi oy verebiliyordu acaba?
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
yahu ben de destekledim ama bana garip sorular sordu. Ben de her yere turkey yazdım. *:lol:
saygılarımla |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
ahh DreiMalAli ahh , başıma iş açtın. Bir de almanca mail göndermişler. Gestapoyu da mı peşimize taktık acaba. *:lol: Anlasam dükkan senin ama anlamıyorum ki.
*saygılarımla |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
dilaver, metni buraya kopyalarsan bir yardim eden cikar herhalde..
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Kitap bir kac ay önce piyasaya cikti. Elime gectiginde forumlarda hemen reklamini yapmistim. Benim cok önemli bir kitap haline gelmisti. Dinleri elestiren ilk cocuk kitabi oldugundan dolayi. En azindan ben böyle baska bir kitap tanimiyorum.
Basligi acmamain nedeni destek toplamak degil haber vermekdi. Ama destek olma isteminize sevindim tabi. Hos geldi sefa geldi. *:D Listeye katilan arkadaslara mail gelecegi dogru. Mail adresini tasdik etttirmeyi amacliyor. Gelen maildeki ilk linke tiklayarak tasdik ettirebilirsiniz. Isimlerin internette aciklandigini da belirteyim. Ona göre davranin. Gercek isminizin aciklanmasini istemiyorsaniz, degisik isimler kullanin. Listenin sadece bu amacla kullanilacagindan kuskunuz olmasin. Yani ne herhangi bir firmadan reklam meklam gelmeyecek. Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Konu kitaptan açılmışken aklıma geldi.Buraya yazmak doğrumu bilemiyorum ama aklıma şu soru takıldı.Salman Rüşti'nin Şeytan ayetleri memleketimizde yayınlandımı... :roll:
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
bildigim kadarıyla yayınlanmadı. Bir ara Aziz Nesin çevirmeye çalışıyordu ama o da sadece bir girişim olarak kaldı.
* *saygılarımla |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Benim gözümden kaçan bir haberden ancak dün haberim oldu. *:D
Geçen ay şansölye Merkel'e verilen soru önergeleri içinde en çok oy alan soru önergesi „Wo bitte geht’s zu Gott? fragte das kleine Ferkel” (Tanrıya nerden gidilir? diye sordu Domuzcuk) kitabını yasaklanma konusunda. Merkel'in bu önergeyi yazılı cevaplaması gerekiyor. Önergeyi veren: Dr. med. Michael Seeber Dip RS (Religious Studies) Facharzt für Psychiatrie und Psychotherapie. Önergeyi veren bir psikolog. Konusu: dini araştırmalar. Hmmmmm. Bu bana çoooook ilginç geldi bana. http://www.schmidt-salomon.de/rabbibischofmufti.jpg Yasaklatmayız abicim! :evil: *:evil: *:evil: *Yasaklatmayız! *:evil: *:evil: *:evil: Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
“Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk.
Kimsenin kendilerini aldatmasına izin vermeyenler için bir kitap. Domuzcuk ve küçük Kirpi küvette oturmuş, içtenlikle ve neşeyle gülüyorlardı. Tıpkı güneş parladığı ya da yağmur yağdığı zamanlarda hep yaptıkları gibi. “Ne güzel değil mi!” dedi Domuzcuk. “Daha iyi olamaz!” diye yanıtladı Kirpi ve kollarını iyice açarak gerindi. “Bütün dünyayı kucaklayabilirim!” Domuzcuk, “harika bir fikir!” diye yanıt verdi. “Ama önce gidip biraz elma toplayalım. Kurt gibi açım.” “Güzel” dedi Kirpi. İkisi de evden çıktıklarında, tuhaf bir şey dikkatlerini çekti. Geceleyin birisi kulübelerinin duvarına bir afiş yapıştırmıştı. Üzerinde; “Tanrı’yı bilmeyen, bir şeyleri kaçırıyor demektir.” yazıyordu. Okulda pek de dikkatli olmadığı için, yazılanları Kirpi’ye Domuzcuk okudu. Kirpi; “Domuzcuk, Tanrı’yı tanıyor musun?” diye sordu. “Hayır”, dedi Domuzcuk. “Ben de”, dedi küçük Kirpi. Bu, ikisini de oldukça korkutmuştu. Bir şeyleri kaçırdıklarından hiç haberleri olmamıştı. Bu nedenle, gidip Tanrı’yı aramaya karar verdiler. Domuzcuk, “Tanrı’yı nerede bulabiliriz?”, diye yolda rastladıkları her hayvana sordu. Fakat Kaz, Tavşan, Köstebek, hiç kimse Tanrı hakkında hiç bir şey duymamıştı. Fakat kurnaz Tilki yanıtı biliyordu. “Bir keresinde, insanların Tanrı hakkında tartıştıklarını duymuştum”, dedi Tilki. “Tapınak dağının tepesinde ona bazı büyük evler inşa ettiler”. Kirpi; “neyi tartışıyorlardı?” diye sordu. Tilki; “Sanıyorum, Bay Tanrı’nın hangi evde yaşamakta olduğu konusunda anlaşamıyorlardı” diye yanıtladı ve sessizce ekledi: “Bana sorarsanız oraya gitmeyin! Oradaki insanlar çıldırmış!” Domuzcuk ve küçük kirpi bu güzel tavsiyesi için Tilki’ye kibarca teşekkür ettiler. Fakat çok meraklı oldukları için, bu uyarıyı dinlemeyerek dağa tırmandılar. Ne kaçırdıklarını öğrenmeleri gerekiyordu! Dağa tırmandıklarında yanyana duran çok büyük üç tane ev gördüler. Daha önce bu kadar büyük hiç bir şey görmemişlerdi. “Bu Bay Tanrı bu evlere ihtiyaç duyduğuna göre, dev gibi bir şey olmalı” dedi Kirpi. Aynı zamanda da korkmuştu, “Domuzcuk, eve dönsek daha iyi olmaz mı?”, dedi. “Saçmalama, Kirpi!”, dedi Domuzcuk. “Buraya kadar geldiğimize göre Beyefendiyle tanışmalıyız!” Bu çok yürekli bir cümleydi ama gizliden gizliye Domuzcuk da biraz korkuyordu. Bunu Kirpiye belli etmek istemedi. Kirpi ve Domuzcuk birinci eve yaklaştılar. Komik bir şapkası, siyah ve uzun bukleleri olan bir adam, evin önünde duruyordu. “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. “Burası Efendi’nin tapınağıdır, bir sinagog”, diye açıkladı adam. Adam neden söz ettiğini iyi biliyordu, çünkü o bir “haham” yani Yahudi din bilginiydi. “Çok iyi!” dedi Kirpi. “Beyefendi evde mi? Onunla kısa bir görüşme yapabilir miyiz? Çok vaktini almayız...” “Eğer anneniz bir Yahudi kadınıysa!” diye yanıtladı haham. Domuzcuk; “Benimki sadece bir domuz” dedi. “Üzgünüm!” dedi haham. Bu törensel yordam sırasında, tapınağa sadece Yahudiler girebilir. Küçük domucuklar ise asla giremezler!” “Bu hiçte nazikçe değil!”, dedi Domuzcuk. “Her şeye kaadir olan Tanrı, nazik değildir”, dedi haham. “Her şeyi bilir ve çok bağışlayıcıdır ama On Emrini dinlemeyen olduğunda çok da kızabilir!” diye ilave etti ve bunu kanıtlamak için onlara büyük Tufan hikayesini anlattı. “Bir gün” dedi haham, “Tanrı, Efendimiz, insanlar tarafından çok kızdırıldı ve dünya üzerindeki tüm yaşamı yok etmeye karar verdi.” “Tüm yaşamı mı?” diye sordu Domuzcuk korkuyla. “Bütün bebekleri, bütün büyükanneleri ve bütün hayvanları mı? Domuzcuklar, Kirpiler, Kelebekler ve küçük Gine Domuzcuklarını da mı?” “Evet, tüm yaşamı” dedi haham. “Sadece her türden bir çift hariç. Nuh, bu türleri yaptığı gemide topladı. Bu, Nuh’un gemisidir. Sonra Tanrı kalan bütün insanlar ve hayvanlar boğulana dek yağmur yağdırdı.” Kirpi ve Domuzcuk bir süre sessiz, kalakaldılar. Herhalde bu kadar çok boğulmuş bebek, büyükanne, domuzcuk, kirpi ve Gine Domuzcuğunu hayal edemediler. “Bu çok acımasız” diye düşündü Domuzcuk ve eğer Bay Tanrı ile karşılaşırsa, onun ayağına çok kuvvetli şekilde basmayı kararlaştırdı. Küçük Kirpi merakla; “insanlar boğulmalarını gerektirecek kadar kötü ne yapmışlardı?” diye sordu. Haham; “başka tanrılara tapmışlardı” dedi. Kirpi hayretle “Aa, öyleyse başka tanrılar da var?” dedi. “Hayır” dedi haham, “İnsanlar bunu sadece uydurdular. Gerçekte bu tanrılar, sadece mavi ve yeşil renkli hayaletler kadar gerçektiler.” Domuzcuk bir süre düşündükten sonra; “Eğer insanlar tanrılar uydurabiliyorlarsa”, diye konuşmaya başladı ve ağır ağır devam etti, “sizin de Tanrınızı uydurmadığınızı nasıl bilebiliriz?” Bu gerçekten çok güzel bir soruydu! Ama maalesef haham bunu hiç bir biçimde takdir etmedi. Müthiş kızdı, ve o kadar bağırarak bir şeyler söylemeye başladı ki, Kirpi ve Domuzcuk olabildiğince hızlı bir şekilde oradan kaçtılar. “Bahse girerim, o hikayeyi bizi korkutmak için uydurmuştur!” dedi Domuzcuk nefes nefese kaçarlarken. “Kim böyle bir hikayeye inanacak kadar aptal olabilir?” “Bazı insanlar hayalet gördü diye küçük Gine Domuzcuklarını boğan bir Tanrıya kesinlikle inanmıyorum!”, dedi Kirpi. Sonra Kirpi ve Domuzcuk ikinci eve gittiler. “Bana gelin, ey zayıf ama yükü ağır olanlar!” dedi evin önünde duran adam. Komik, mor bir şapka giyiyordu ve yere kadar uzanan garip bir giysisi vardı. “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. Adam, ne dediğini bilen gerçek bir piskopostu. “Burası Tanrı’nın evidir, bir kilise!” diye açıkladı piskopos. “Efendimizin adıyla bir araya geldiğimizde, o da aramızdadır.” “Güzel!” dedi Kirpi. Hep birlikte kiliseye girdiler. İçerisi oldukça karanlıktı ve tuhaf kokuyordu. Domuzcuk; “E, nerede Bay Tanrı?” diye sordu. Piskopos ileride bir yeri işaret etti. Kirpi ve Domuzcuk, ellerinden ve ayaklarından bir haça çivilenmiş yarı çıplak bir adamın korkutucu görüntüsüne baktılar. Başının üzerinde dikenli bir taç vardı ve vücudunun her yanı kanla kaplanmıştı. “Of!” dedi küçük Kirpi. “Bu çok fena acıtmaz mı?” “Efendimiz Tanrı, bize günahlarımız için çarmıha gerilerek ölen, oğlu İsa’yı gönderdi.!” Diye açıkladı piskopos. Küçük Domuzcuk; “Ama Beyefendi bunu yapmak zorunda değildi” dedi. “Küçük Kirpi ve ben her zaman iyi olduk...” “Tanrı günahlarımızı İsa’nın kanıyla yıkayıp temizledi!”, dedi piskopos. “Kanıyla? Hık!” dedi Domuzcuk. Kirpi de şaşkınlıkla; “Ben her zaman sabunla yıkanmak gerektiğini düşünürdüm.” dedi . “Tanrı bize müjdeledi ki; eğer onun yolundan gidersek, cennetin kırallığı bizi bekliyor olacak!” dedi piskopos. Domuzcuk; “Buradaki insanlar pek de mutlu görünmüyorlar” diye düşündü. “Neşesiz ve kederli görünüyorlar!” Hayır, Domuzcuk burada daha fazla kalmak istemiyordu. Fakat sonra kendisini çeken bir şeyi farketti. Bir sürü kurabiye! Öndeki masanın üzerinde, büyük, altından bir tabağın içindeydiler. Domuzcuk aç olduğu için bir kaç tanesini ağzına atıverdi. Fakat bu piskoposun hoşuna gitmedi. “Tanrı aşkına, ne yapıyorsun orada!” diye öfkeyle bağırdı. “Bir kaç tane kurabiye yiyorum, çünkü çok açım” dedi Domuzcuk. “Ama onlar kurabiye değil, İsa’nın bedeni!” diye homurdandı piskopos. Haçtaki adamı işaret ederek; “Onlar kendini bizim için feda eden İsa’nın etidir!” Bu Domuzcuk’u gerçekten kötü hissettirdi. Elma, havuç ve mantar yemeyi severdi ama çok uzun yıllar önce ölmüş bir adamı değil! Çabucak tuhaf kurabiyeleri tükürdü ve Kirpi’nin elini yakalayıp “Buradan hemen uzaklaşalım!” diye haykırdı. “Bunlar Yamyam! Bay Tanrı’nın oğlunu bile yiyorlarsa küçük kirpi ve domuzcuklara kim bilir neler yaparlar...” Kiliseyi terk ettikten sonra küçük Domuzcuk ve küçük Kirpi, üçüncü eve bakmayı pek istemiyorlardı. Diğer yandan, gerçekten ne kaçırdıklarını da öğrenmeyi çok istiyorlardı. Bu nedenle bütün cesaretlerini toplayıp son bir şans daha denemeye karar verdiler. Üçüncü evin önünde kocaman sakallı bir adam duruyordu. Başının üzerine, Kirpi’ye büyük annesi Frieda’yı hatırlatan bir kumaş örtmüştü. Elbette büyük anne Frieda’nın sakalı yoktu. “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. “Bu caminin içinde Efendimiz Allah’la karşılaşabilirsiniz” dedi adam. Adamın bir bildiği olmalıydı çünkü o bir müftü, yani islam bilginiydi. “İçeri gelin!”, dedi müftü. Küçük Kirpi, büyük kapıdan camiye girerlerken; “Bizi burada nelerin beklediğini merak ediyorum”, diye fısıldadı. Küçük Domuzcuk başını sallayarak onayladı. “Tanrıyı, yani Allah’ı bilmek için Müslüman olmanız gerekir!” diye açıkladı müftü. “Nasıl Müslüman olunur?” diye merakla sordu küçük Kirpi. “Önce islami sadakat sözünü tekrarlamanız gerekir” dedi müftü. “Sonra da Allah’ın emirlerini içtenlikle yerine getirmelisiniz. İlk ve en önemlisi, günde beş kere ibadet etmelisiniz!” “Beş kere mi?” diye sordu küçük Domuzcuk. “Evet”, dedi müftü. “İbadet etmeden önce de kendinizi iyice yıkamalısınız!” “Kendimizi günde beş kere yıkamak mı?” Küçük Kirpi’nin gözlerini şaşkınlıkla açıldı. “Bu, haftada otuzbeş kere, ayda yüzelli kere yıkanmak demek!” Küçük Kirpi yılda kaç defa yıkanmak gerektiğini de hesaplamak isterdi ama bu onun için oldukça zordu. Küçük Domuzcuk; “Acaba Bay Tanrı’nın temizlik takıntısı mı var?” diye kendi kendine düşündü. Kirpiyle haftada bir kere küvete girmek oldukça yeterliydi ama haftada otuzbeş defa değil. “Kesinlikle günde beş defa ibadet etmem!” dedi küçük Kirpi. “Yapacak başka işlerim de var!” Müftü; “O zaman Müslüman olamazsın!” dedi. Kirpi; “Ben de oluruna bırakırım!” diyerek omuz silkti. “Bu o kadar da kötü olamaz...” “O kadar kötü olamaz mı?” Müftünün gözleri ateş saçıyordu. “Eğer Efendimize boyun eğmezseniz, sonunuz cehennem olur ve cehennem ateşinde sonsuza kadar pişersiniz!” Küçük Domuzcuk merakla; “Sadece kendimizi yeteri kadar sık yıkamadığımız için mi?” diye sordu. “Allah’ın peygamberi Muhammet’e verdiği emirlere uymadığınız için!” dedi müftü. “Peki, bunu sizin Muhammetinizin uydurmadığını nereden bilelim?” diye sordu Domuzcuk. “Belki de o peygamber değildi, sadece sizinle eğleniyordu...” Küçük Domuzcuk keşke bunu söylemeseydi! Çünkü müftünün duyguları incinmişti; “Sizi kahrolası inançsızlar!” diye haykırarak çılgınca Domuzcuğun ve Kirpi’nin üzerine doğru koşmaya başladı. İkisi birden koşabildikleri kadar hızlı, caminin kapısına yöneldiler. Fakat, eyvah. Dışarıda haham ve piskopos onları bekliyordu. “Yakalayın onları!” diye bağırdı haham. “Tanrıya küfrettiler!” Piskopos da; “İsa’nın vücudunu kirlettiler!” diye kükredi. Camiden dışarı fırlayan müftü de; “Peygamberi aşağıladılar” diye haykırdı. Kirpi ve Domuzcuk korkudan donmuşlardı. Domuzcuk; “Sanırım sonumuz geldi!” diye kekeledi. Piskopos; “Onları şeytan delirtmiş ama şimdi o şeytanı çıkaracağım!” diye bağırdı. Haham; “Hayır! Sizin varolmanızdan çok önce biz şeytanları kovduk!” dedi. Müftü ise; “Peygamber, inanmayanlara nasıl davranılacağını gösteren ilk kişidir!” diye yanıtladı. “Her neyse, bizim cehennemimiz sizinkinden çok daha sıcaktır!” “Ne yüzsüzlük!”, piskopos bağırarak müftünün kafasına incili indirdi. “Bizim cehennemimiz en, en kötüsüdür!” Böylece Tanrının üç hizmetkarının arasında ciddi bir kavga başladı. Birbirlerini çılgınca yumruklarlarken, Kirpinin ve Domuzcuğun sessizce süzülüp uzaklaştıklarını fark edemediler. Eve döndüklerinde Kirpi; “Domuzcuk, şimdi kaçırdığımızın ne olduğunu biliyorum...” dedi. “Neymiş o?” diye sordu Domuzcuk. “Tanrı olmayınca korkmamıza da gerek yok!” dedi Kirpi. “Bu doğru!” dedi Domuzcuk. “Korkmayı özledin mi?” “Hayır!” diye yanıtladı küçük Kirpi. “Tuhaf hizmetkarlarıyla Bay Tanrı gerçekten benden uzak olsun!” Kirpi ve Domuzcuk esrarengiz afişe bir daha baktılar. Küçük Domuzcuk; “Sanırım bazı harfler fazla yazılmış!” dedi ve kalın bir kalemle “bilmeyen” kelimesindeki “mey” harflerinin üzerini karaladı. “Şöyle demeliydi: ‘Tanrı’yı bilen, bir şeyleri kaçırıyor demektir!’ Tam olarak buradan...” diyerek kafasını işaret etti. Küçük Kirpi başını sallayarak onayladı. “Tapınak Dağındaki insanlar gerçekten çıldırmış! Gerçekte Tanrı’nın olmadığına inanıyorum. Eğer olsaydı, kesinlikle o hayalet şatolarında yaşamazdı!” “Kesinlikle haklısın, Kirpi!” dedi küçük Domuzcuk. “Peki şimid bu afişi ne yapalım?” Burada bırakalım mı?” “Hayır!” diye yanıtladı Kirpi. “Daha iyi bir fikrim var!” Afişi duvardan söktü ve küçücük, minicik parçalara böldü. Sonra küçük Kirpi ve küçük Domuzcuk parçaları gök yüzüne, çok yükseklere savurdular. Çok eğlendiler. Sonunda ikisi de yeniden içtenlikle ve neşeyle gülüyorlardı. Tıpkı güneş parladığı ya da yağmur yağdığı zamanlarda hep yaptıkları gibi. Masalın ana fikri: Tanrıyı bilmiyorsan, bundan memnun olmalısın. Not: Eğer biri tavsiye dinlerse: “Tanrıyı bilmeyen boşluktadır” diye Sana bir sır vereyim Başkalarına da söyle. Dünyada Tanrıya bağlılık Kötü büyüdür, ya da bir şaka Hahamlar, papazlar, imamlar “Çıplak maymundurlar” senin ve benim gibi Tek fark; onlar uçuşan hayaletler görürler Ve komik şapka ve kıyafetler giyerler Onlar Domuzcuk’u kandıramazlar Onlara gülmesini durduramazlar. İngilizce’den Çeviren: pergel |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Tesekkurlerimi sunarim pergel ve pante'ye.
*Bu seruveni 18 yasindan kucuklere yasaklamaya calisanlar, daha kucucuk beyinlere, kin ve korku tohumlari dikmeyi insanlik sanirlar. Semavi dinlerin kitaplarinin esas sansur edilmesi icin ugrasmaliyiz bizler de bu taraftan. Tanri adaletsizliklerini mesrulastiran, icinde kin, nefret barindiran, kanla, sonsuz cehennem atesiyle cocuklerimizin beyinlerini zincirleyen daha kotu bir kitap adayi goremiyorum sansur etmek icin. |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
:D
Pergele hemen bir teşekür etmem lazım. Oldu olacak... Ben de resimleri ekliyeyim yazıya. Tam olsun. Ama önce orijinalini bir bulmam lazım. Yasaklatmayız abicim! :evil: *:evil: *:evil: *Yasaklatmayız! *:evil: *:evil: *:evil: Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
cok güzel bir hikaye,,siteye tasiyan dreimalali ye,,ceviri *yapan pergele ve buraya asan panteye *cok tesekürler,,cok sayin vartor beyefendiyle ayni fikirdeyim,,asil insanlari birbirine düsman eden semavi dinlerin kitaplari yasaklanmali,insani insanlikdan cikaran...
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Yazan: Michael Schmid-Salomon
İngilizce Çeviri: Fiona Lorenz İngilizce’den Çeviren: pergel http://www.schmidt-salomon.de/ferkel1.jpg “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. Kimsenin kendilerini aldatmasına izin vermeyenler için bir kitap. Domuzcuk ve küçük Kirpi küvette oturmuş, içtenlikle ve neşeyle gülüyorlardı. Tıpkı güneş parladığı ya da yağmur yağdığı zamanlarda hep yaptıkları gibi. “Ne güzel değil mi!” dedi Domuzcuk. “Daha iyi olamaz!” diye yanıtladı Kirpi ve kollarını iyice açarak gerindi. “Bütün dünyayı kucaklayabilirim!” Domuzcuk, “harika bir fikir!” diye yanıt verdi. “Ama önce gidip biraz elma toplayalım. Kurt gibi açım.” “Güzel” dedi Kirpi. İkisi de evden çıktıklarında, tuhaf bir şey dikkatlerini çekti. Geceleyin birisi kulübelerinin duvarına bir afiş yapıştırmıştı. Üzerinde; “Tanrı’yı bilmeyen, bir şeyleri kaçırıyor demektir.” yazıyordu. Okulda pek de dikkatli olmadığı için, yazılanları Kirpi’ye Domuzcuk okudu. Kirpi; “Domuzcuk, Tanrı’yı tanıyor musun?” diye sordu. “Hayır”, dedi Domuzcuk. “Ben de”, dedi küçük Kirpi. Bu, ikisini de oldukça korkutmuştu. Bir şeyleri kaçırdıklarından hiç haberleri olmamıştı. Bu nedenle, gidip Tanrı’yı aramaya karar verdiler. http://www.schmidt-salomon.de/ferkelpl1.jpg Domuzcuk, “Tanrı’yı nerede bulabiliriz?”, diye yolda rastladıkları her hayvana sordu. Fakat *Kaz, Tavşan, Köstebek, hiç kimse Tanrı hakkında hiç bir şey duymamıştı. Fakat kurnaz Tilki yanıtı biliyordu. “Bir keresinde, insanların Tanrı hakkında tartıştıklarını duymuştum”, dedi Tilki. “Tapınak dağının tepesinde ona bazı büyük evler inşa ettiler”. Kirpi; “neyi tartışıyorlardı?” diye sordu. Tilki; “Sanıyorum, Bay Tanrı’nın hangi evde yaşamakta olduğu konusunda anlaşamıyorlardı” diye yanıtladı ve sessizce ekledi: “Bana sorarsanız oraya gitmeyin! Oradaki insanlar çıldırmış!” Domuzcuk ve küçük kirpi bu güzel tavsiyesi için Tilki’ye kibarca teşekkür ettiler. Fakat çok meraklı oldukları için, bu uyarıyı dinlemeyerek dağa tırmandılar. Ne kaçırdıklarını öğrenmeleri gerekiyordu! Dağa tırmandıklarında yanyana duran çok büyük üç tane ev gördüler. Daha önce bu kadar büyük hiç bir şey görmemişlerdi. “Bu Bay Tanrı bu evlere ihtiyaç duyduğuna göre, dev gibi bir şey olmalı” dedi Kirpi. Aynı zamanda da korkmuştu, “Domuzcuk, eve dönsek daha iyi olmaz mı?”, dedi. “Saçmalama, Kirpi!”, dedi Domuzcuk. “Buraya kadar geldiğimize göre Beyefendiyle tanışmalıyız!” Bu çok yürekli bir cümleydi ama gizliden gizliye Domuzcuk da biraz korkuyordu. Bunu Kirpiye belli etmek istemedi. Kirpi ve Domuzcuk birinci eve yaklaştılar. Komik bir şapkası, siyah ve uzun bukleleri olan bir adam, evin önünde duruyordu. “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. “Burası Efendi’nin tapınağıdır, bir sinagog”, diye açıkladı adam. Adam neden söz ettiğini iyi biliyordu, çünkü o bir “haham” yani Yahudi din bilginiydi. “Çok iyi!” dedi Kirpi. “Beyefendi evde mi? Onunla kısa bir görüşme yapabilir miyiz? Çok vaktini almayız...” “Eğer anneniz bir Yahudi kadınıysa!” diye yanıtladı haham. Domuzcuk; “Benimki sadece bir domuz” dedi. “Üzgünüm!” dedi haham. Bu törensel yordam sırasında, tapınağa sadece Yahudiler girebilir. Küçük domucuklar ise asla giremezler!” “Bu hiçte nazikçe değil!”, dedi Domuzcuk. “Her şeye kaadir olan Tanrı, nazik değildir”, dedi haham. “Her şeyi bilir ve çok bağışlayıcıdır ama On Emrini dinlemeyen olduğunda çok da kızabilir!” diye ilave etti ve bunu kanıtlamak için onlara büyük Tufan hikayesini anlattı. “Bir gün” dedi haham, “Tanrı, Efendimiz, insanlar tarafından çok kızdırıldı ve dünya üzerindeki tüm yaşamı yok etmeye karar verdi.” “Tüm yaşamı mı?” diye sordu Domuzcuk korkuyla. “Bütün bebekleri, bütün büyükanneleri ve bütün hayvanları mı? Domuzcuklar, Kirpiler, Kelebekler ve küçük Gine Domuzcuklarını da mı?” “Evet, tüm yaşamı” dedi haham. “Sadece her türden bir çift hariç. Nuh, bu türleri yaptığı gemide topladı. Bu, Nuh’un gemisidir. Sonra Tanrı kalan bütün insanlar ve hayvanlar boğulana dek yağmur yağdırdı.” Kirpi ve Domuzcuk bir süre sessiz, kalakaldılar. Herhalde bu kadar çok boğulmuş bebek, büyükanne, domuzcuk, kirpi ve Gine Domuzcuğunu hayal edemediler. “Bu çok acımasız” diye düşündü Domuzcuk ve eğer Bay Tanrı ile karşılaşırsa, onun ayağına çok kuvvetli şekilde basmayı kararlaştırdı. Küçük Kirpi merakla; “insanlar boğulmalarını gerektirecek kadar kötü ne yapmışlardı?” diye sordu. Haham; “başka tanrılara tapmışlardı” dedi. Kirpi hayretle “Aa, öyleyse başka tanrılar da var?” dedi. “Hayır” dedi haham, “İnsanlar bunu sadece uydurdular. Gerçekte bu tanrılar, sadece mavi ve yeşil renkli hayaletler kadar gerçektiler.” Domuzcuk bir süre düşündükten sonra; “Eğer insanlar tanrılar uydurabiliyorlarsa”, diye konuşmaya başladı ve ağır ağır devam etti, “sizin de Tanrınızı uydurmadığınızı nasıl bilebiliriz?” Bu gerçekten çok güzel bir soruydu! Ama maalesef haham bunu hiç bir biçimde takdir etmedi. Müthiş kızdı, ve o kadar bağırarak bir şeyler söylemeye başladı ki, Kirpi ve Domuzcuk olabildiğince hızlı bir şekilde oradan kaçtılar. “Bahse girerim, o hikayeyi bizi korkutmak için uydurmuştur!” dedi Domuzcuk nefes nefese kaçarlarken. “Kim böyle bir hikayeye inanacak kadar aptal olabilir?” “Bazı insanlar hayalet gördü diye küçük Gine Domuzcuklarını boğan bir Tanrıya kesinlikle inanmıyorum!”, dedi Kirpi. Sonra Kirpi ve Domuzcuk ikinci eve gittiler. *“Bana gelin, ey zayıf ama yükü ağır olanlar!” dedi evin önünde duran adam. Komik, mor bir şapka giyiyordu ve yere kadar uzanan garip bir giysisi vardı. “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. Adam, ne dediğini bilen gerçek bir piskopostu. “Burası Tanrı’nın evidir, bir kilise!” diye açıkladı piskopos. “Efendimizin adıyla bir araya geldiğimizde, o da aramızdadır.” “Güzel!” dedi Kirpi. Hep birlikte kiliseye girdiler. İçerisi oldukça karanlıktı ve tuhaf kokuyordu. Domuzcuk; “E, nerede Bay Tanrı?” diye sordu. Piskopos ileride bir yeri işaret etti. Kirpi ve Domuzcuk, ellerinden ve ayaklarından bir haça çivilenmiş yarı çıplak bir adamın korkutucu görüntüsüne baktılar. Başının üzerinde dikenli bir taç vardı ve vücudunun her yanı kanla kaplanmıştı. “Of!” dedi küçük Kirpi. “Bu çok fena acıtmaz mı?” “Efendimiz Tanrı, bize günahlarımız için çarmıha gerilerek ölen, oğlu İsa’yı gönderdi.!” Diye açıkladı piskopos. Küçük Domuzcuk; “Ama Beyefendi bunu yapmak zorunda değildi” dedi. “Küçük Kirpi ve ben her zaman iyi olduk...” “Tanrı günahlarımızı İsa’nın kanıyla yıkayıp temizledi!”, dedi piskopos. “Kanıyla? Hık!” dedi Domuzcuk. Kirpi de şaşkınlıkla; “Ben her zaman sabunla yıkanmak gerektiğini düşünürdüm.” dedi . http://www.schmidt-salomon.de/ferkelbisch2.jpg “Tanrı bize müjdeledi ki; eğer onun yolundan gidersek, cennetin kırallığı bizi bekliyor olacak!” dedi piskopos. Domuzcuk; “Buradaki insanlar pek de mutlu görünmüyorlar” diye düşündü. “Neşesiz ve kederli görünüyorlar!” Hayır, Domuzcuk burada daha fazla kalmak istemiyordu. Fakat sonra kendisini çeken bir şeyi farketti. Bir sürü kurabiye! Öndeki masanın üzerinde, büyük, altından bir tabağın içindeydiler. Domuzcuk aç olduğu için bir kaç tanesini ağzına atıverdi. Fakat bu piskoposun hoşuna gitmedi. “Tanrı aşkına, ne yapıyorsun orada!” diye öfkeyle bağırdı. “Bir kaç tane kurabiye yiyorum, çünkü çok açım” dedi Domuzcuk. “Ama onlar kurabiye değil, İsa’nın bedeni!” diye homurdandı piskopos. Haçtaki adamı işaret ederek; “Onlar kendini bizim için feda eden İsa’nın etidir!” Bu Domuzcuk’u gerçekten kötü hissettirdi. Elma, havuç ve mantar yemeyi severdi ama çok uzun yıllar önce ölmüş bir adamı değil! Çabucak tuhaf kurabiyeleri tükürdü ve Kirpi’nin elini yakalayıp “Buradan hemen uzaklaşalım!” diye haykırdı. “Bunlar Yamyam! Bay Tanrı’nın oğlunu bile yiyorlarsa küçük kirpi ve domuzcuklara kim bilir neler yaparlar...” Kiliseyi terk ettikten sonra küçük Domuzcuk ve küçük Kirpi, üçüncü eve bakmayı pek istemiyorlardı. Diğer yandan, gerçekten ne kaçırdıklarını da öğrenmeyi çok istiyorlardı. Bu nedenle bütün cesaretlerini toplayıp son bir şans daha denemeye karar verdiler. Üçüncü evin önünde kocaman sakallı bir adam duruyordu. Başının üzerine, Kirpi’ye büyük annesi Frieda’yı hatırlatan bir kumaş *örtmüştü. Elbette büyük anne Frieda’nın sakalı yoktu. “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. “Bu caminin içinde Efendimiz Allah’la karşılaşabilirsiniz” dedi adam. Adamın bir bildiği olmalıydı çünkü o bir müftü, yani islam bilginiydi. “İçeri gelin!”, dedi müftü. Küçük Kirpi, büyük kapıdan camiye girerlerken; “Bizi burada nelerin beklediğini merak ediyorum”, diye fısıldadı. Küçük Domuzcuk başını sallayarak onayladı. “Tanrıyı, yani Allah’ı bilmek için Müslüman olmanız gerekir!” diye açıkladı müftü. “Nasıl Müslüman olunur?” diye merakla sordu küçük Kirpi. “Önce islami sadakat sözünü tekrarlamanız gerekir” dedi müftü. “Sonra da Allah’ın emirlerini içtenlikle yerine getirmelisiniz. İlk ve en önemlisi, günde beş kere ibadet etmelisiniz!” “Beş kere mi?” diye sordu küçük Domuzcuk. “Evet”, dedi müftü. “İbadet etmeden önce de kendinizi iyice yıkamalısınız!” “Kendimizi günde beş kere yıkamak mı?” Küçük Kirpi’nin gözlerini şaşkınlıkla açıldı. “Bu, haftada otuzbeş kere, ayda yüzelli kere yıkanmak demek!” Küçük Kirpi yılda kaç defa yıkanmak gerektiğini de hesaplamak isterdi ama bu onun için oldukça zordu. Küçük Domuzcuk; “Acaba Bay Tanrı’nın temizlik takıntısı mı var?” diye kendi kendine düşündü. Kirpiyle haftada bir kere küvete girmek oldukça yeterliydi ama haftada otuzbeş defa değil. “Kesinlikle günde beş defa ibadet etmem!” dedi küçük Kirpi. “Yapacak başka işlerim de var!” Müftü; “O zaman Müslüman olamazsın!” dedi. Kirpi; “Ben de oluruna bırakırım!” diyerek omuz silkti. “Bu o kadar da kötü olamaz...” “O kadar kötü olamaz mı?” Müftünün gözleri ateş saçıyordu. “Eğer Efendimize boyun eğmezseniz, sonunuz cehennem olur ve cehennem ateşinde sonsuza kadar pişersiniz!” Küçük Domuzcuk merakla; “Sadece kendimizi yeteri kadar sık yıkamadığımız için mi?” diye sordu. “Allah’ın peygamberi Muhammet’e verdiği emirlere uymadığınız için!” dedi müftü. “Peki, bunu sizin Muhammetinizin uydurmadığını nereden bilelim?” diye sordu Domuzcuk. “Belki de o peygamber değildi, sadece sizinle eğleniyordu...” Küçük Domuzcuk keşke bunu söylemeseydi! Çünkü müftünün duyguları incinmişti; “Sizi kahrolası inançsızlar!” diye haykırarak çılgınca Domuzcuğun ve Kirpi’nin üzerine doğru koşmaya başladı. İkisi birden koşabildikleri kadar hızlı, caminin kapısına yöneldiler. Fakat, eyvah. Dışarıda haham ve piskopos onları bekliyordu. “Yakalayın onları!” diye bağırdı haham. “Tanrıya küfrettiler!” Piskopos da; “İsa’nın vücudunu kirlettiler!” diye kükredi. Camiden dışarı fırlayan müftü de; “Peygamberi aşağıladılar” diye haykırdı. Kirpi ve Domuzcuk korkudan donmuşlardı. Domuzcuk; “Sanırım sonumuz geldi!” diye kekeledi. Piskopos; “Onları şeytan delirtmiş ama şimdi o şeytanı çıkaracağım!” diye bağırdı. Haham; “Hayır! Sizin varolmanızdan çok önce biz şeytanları kovduk!” dedi. Müftü ise; “Peygamber, inanmayanlara nasıl davranılacağını gösteren ilk kişidir!” diye yanıtladı. “Her neyse, bizim cehennemimiz sizinkinden çok daha sıcaktır!” “Ne yüzsüzlük!”, piskopos bağırarak müftünün kafasına incili indirdi. “Bizim cehennemimiz en, en kötüsüdür!” Böylece Tanrının üç hizmetkarının arasında ciddi bir kavga başladı. Birbirlerini çılgınca yumruklarlarken, Kirpinin ve Domuzcuğun sessizce süzülüp uzaklaştıklarını fark edemediler. http://www.schmidt-salomon.de/rabbibischofmufti.jpg Eve döndüklerinde Kirpi; “Domuzcuk, şimdi kaçırdığımızın ne olduğunu biliyorum...” dedi. “Neymiş o?” diye sordu Domuzcuk. “Tanrı olmayınca korkmamıza da gerek yok!” dedi Kirpi. “Bu doğru!” dedi Domuzcuk. “Korkmayı özledin mi?” “Hayır!” diye yanıtladı küçük *Kirpi. “Tuhaf hizmetkarlarıyla Bay Tanrı gerçekten benden uzak olsun!” Kirpi ve Domuzcuk esrarengiz afişe bir daha baktılar. Küçük Domuzcuk; “Sanırım bazı harfler fazla yazılmış!” dedi ve kalın bir kalemle “bilmeyen” kelimesindeki “mey” harflerinin üzerini karaladı. “Şöyle demeliydi: ‘Tanrı’yı bilen, bir şeyleri kaçırıyor demektir!’ Tam olarak buradan...” diyerek kafasını işaret etti. Küçük Kirpi başını sallayarak onayladı. “Tapınak Dağındaki insanlar gerçekten çıldırmış! Gerçekte Tanrı’nın olmadığına inanıyorum. Eğer olsaydı, kesinlikle o hayalet şatolarında yaşamazdı!” “Kesinlikle haklısın, Kirpi!” dedi küçük Domuzcuk. “Peki şimid bu afişi ne yapalım?” Burada bırakalım mı?” “Hayır!” diye yanıtladı Kirpi. “Daha iyi bir fikrim var!” Afişi duvardan söktü ve küçücük, minicik parçalara böldü. Sonra küçük Kirpi ve küçük Domuzcuk parçaları gök yüzüne, çok yükseklere savurdular. Çok eğlendiler. Sonunda ikisi de yeniden içtenlikle ve neşeyle gülüyorlardı. Tıpkı güneş parladığı ya da yağmur yağdığı zamanlarda hep yaptıkları gibi. Masalın ana fikri: Tanrıyı bilmiyorsan, bundan memnun olmalısın. http://www.schmidt-salomon.de/ferkelflieger.jpg Not: Eğer biri tavsiye dinlerse: “Tanrıyı bilmeyen boşluktadır” diye Sana bir sır vereyim Başkalarına da söyle. Dünyada Tanrıya bağlılık Kötü büyüdür, ya da bir şaka Hahamlar, papazlar, imamlar “Çıplak maymundurlar” senin ve benim gibi Tek fark; onlar uçuşan hayaletler görürler Ve komik şapka ve kıyafetler giyerler Onlar Domuzcuk’u kandıramazlar Onlara gülmesini durduramazlar. |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Bu haliyle oldukça sevimli oldu *:lol:
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
İnternette legal olarak mevcut olan resimler maalesef sadece bu kadardı.
Resimlerin tamamı şurada: http://www.ferkelbuch.de/buch/ Ama Adobe Flash Player ile hazırlandığı için teker teker link vermekle olmuyor. En azından ben bilmiyorum nasıl olacağını. Daha kaliteli diğer resimlerin nerede bulunacağını bilen biliyordur. :D Artık ben de "kitaplı" oldum. Benim de bir "kitabım" var. :D Yasaklatmayız abicim! :evil: *:evil: *:evil: *Yasaklatmayız! *:evil: *:evil: *:evil: Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Sevgili DreiMalAli
Buda benden olsun o zaman. Ha şimdi ohooo kapağa adını yazmışsın diyeceksin eee, sus payı verdik canım, üstünede aktaran diye seni yazdım. Arasıra bende "domuzluk" yapsam ne var yani :) http://www.turandursun.com/kirpicik_ile_domuzcuk/ Bu arada dar zaman da bu uğraş şimdilik bu kadar olur. Yani resimleri yeniden ölçekle, yazılar okunsun diye balans yap, rot ayarı yap :) umarım idare ediyordur... Bu arada Frodo'nun çabalarını da unutmayalım tabi :) |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Yıkama, yağlama balans ve rot ayarı için teşekürler sevgili spartacus.
Eh madem artık benim de bir "kitabım" var. Yanlış tercüme, sembolik anlatım, mecazi anlatım gibi savunma moduna geçebilirim. *:twisted: Meselaaaa... "Kitabımda" kimin cehennemi daha sıcak sorusunun cevabı açık kalmış. En azından yukardaki Pergelin mealinde. Eh! Yakında yeni mealler sürülür artık piyasaya. :D Yasaklatmayız abicim! :evil: *:evil: *:evil: *Yasaklatmayız! *:evil: *:evil: *:evil: Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Senin de ellerine saglik sevgili spartacus, "teamwork" diye buna denir iste.
Umarim bu tur calismalara bir baslangic olur domuzcuk ve kirpicik hikayesi. Hur dusunceyi savunanlarin bir araya gelmesi ve beraberce karanliklari aydinlatmaya calismalari umidiyle.... |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
spartacus'un verdiği linki sağa sola dağıtıverdim.
Yasaklatmayız abicim! :evil: *:evil: *:evil: *Yasaklatmayız! *:evil: *:evil: *:evil: Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Çok güzel olmuş, elinize sağlık...
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Evet aslında bir kitabımız olacaksa ve bir kaç tanede deli gerekiyorsa diye düşündüm ve diğer peygamber(DreiMalAli, pergel : ) *arkadaşlarım gibi bende delilik yaptım :) Şimdi nedir bu delilik denecek işte asıl mucizede burada :)
|
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Delilere, peygamberlere ve deli peygamberlere hemen sıcağı sıcağına güzel haberi vereyim.
:D :D *:D :D *:D *:D Bu gün “Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk kitabının yasaklanıp yasaklanmamasının karar günüydü. Ve öğle vakti benim kahramanlarım, yani Kirpicikle Domuzcuk, ikinci serivenlerini hapy end ile bitirdiler. Hem de Alman devletinin aileden sorumlu bakanlığına karşı. :D Kitabı satın almak için 18 yaş sınırı gerekmiyor. Kitap serbestce satılabilir. Bakalım yarın gazete haberlerinde neler var. Sonuçta kazanan Almanya oldu. Hem çocuk gözüyle dinleri eleştiren ilk çocuk kitabı olduğundan dolayı. Hem de devletin bir bakanlığının keyfine göre yasak koyamadığı için. Kitap benim gözümde zaten en değerli kitap idi. Şimde çok daha değerli oldu. Artık benim de bir kitabım var. :D Yasaklatmayız abicim! :evil: Yasaklatmayız! *:evil: Sevgiler |
Re: Kirpicikle Domuzcuğun İkinci Serüveni
Sevindirici bir haber, nihayet sagduyu kazanmaya basliyor savasi....
|
Kırmızı gül demet demet
Sevda değil bir alamet Gitti gelmez o muhannet Şol revanda balam galdı ... Bu gün çok üzgünüm. "Kitabıma" erişemediğim için üzgünüm. Kitabımın linki hala çalışmadığı üzgünüm. Ne güzeldi o "kitaplı" olduğum günler yav. Okuuur okur feyz alırdım "kitabımdan". Gitti! Gittiiiiiiiii! Tekrar gelirm'ola Yoksa.... "Kitapsız" birisi miyim ben artık? Kırmızı gül her dem olmaz Yaralara melhem olmaz Ol tabipden derman gelmez Şol revanda balam galdı. Sevgiler |
Ayıptır söylemesi ben biraz hikaye yazarım, edebiyatla da ilgiliyimdir. Bu hikaye hiç bir çocuğun ilgisini çekecek bir hikaye değil, vasatın altında yazılmış. Çocuk hikayesinden çok çocuk hikayesine benzetilmeye çalışılmış bir hikaye. Hiç bir çocuk da bunu okumaz, belki Alman çocukları hariç. :D Yasaklandığına bile değmemiş doğrusu.
Bir de İslam'la ilgili kısmının İslam'la alakası bile yok. İslam'da en önemli şey 5 vakit namazdır diyen bırakın müftüyü sıradan bir Müslüman bile tanımadım. |
Alıntı:
15. Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun, dediler. 16. Süleyman Davud'a varis oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur. 17. Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu. 18. Nihayet Karınca vadisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi. 19. (Süleyman) onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat. 20. (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı? 21. Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım! 22. Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim. 23. Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. |
Aynen öyle Frodo. Dine hiç iğne batırmana gerek yok. Dini hiç karıştırmana gerek yok nitekim din olmasa da Türk halk hikayeleri çok daha zengin ve yaratıcı eserlerdir. Bu hikaye vasatın altında yazılmış.
Din ve sanat ayrıca tartışılmalıdır. Kabul edin ya da etmeyin dinin sanata etkisi diğer her şeyden büyüktür ve insanlığın en güzel sanat eserleri dinsel nitelikte olanlardır. Tanrıya inanmıyorsanız bile insan yaratıcılığının en güzel örneği olduğunu kabul etmek zorundasınız. Ateizm temalar tanrının yanında sade suya tirit gibi kalıyor. |
Ayıptır söylemesi...
Ben yedi düvel gezmiş, yedi düvelin tüm kitaplarını hatmetmiş birisi olarak böyle güzel, böyle anlamlı, böyle gönülleri fetheden, böyle hikmetli, böyle hidayete erdiren, böyle kerametli kitap görmedim. Hadi bir benzerini yazın da görelim diye meydan okuyan bir kitapdır bu. Bazı "cahiliye dönemi"*** insanları şaşkınlıklarından onu bir çocuk kitabı sanır. Ama değildir. Orijinalinden okumayıp, mealine bakarak hata-çelişki bulduğunu sanır. Ama yanılır. Öyle kerametlidir ki, şu meali dahi, bilmeyene öğretir, görmeyene gördürür. Mesela birisi "İslam'da en önemli şey 5 vakit namazdır diyen bırakın müftüyü sıradan bir Müslüman bile tanımadım." demeye mi kalkmış. Hemen, yine cahiliyat dönemi insanlarından birilerine "Namaz İslam Dininin en önemli bir ibadeti ve farzıdır." dedirttirir. Beni de şu linki vermekle şereflendirir: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=115943 Ey Kitabım! Sen ne büyüksün. Senin yüceliğini görmek ne güzel. Aaaah! Ah! Bir de linki çalışsaydı ya. Ne güzel olurdu. Küstürdüm barışamam Ayrıldım gavuşamam Göz açtım seni gördüm Yad ilen gonuşamam Dert bende gale bende Dert bende gale bende Ey'olmaz yare bende Yuvasız guşlar gibi Galmışam parekende Sevgiler ***16200 saat öncesi dönem. DK.Ö. diye de bilinir (DomuzcukKirpicik Öncesi) |
Eyyy Hz. DreiMalAli gördün mü ? Dualarımız nasılda kabul kabul oldu...
Amin kardeşim amin. Amen kardeşim amen. Hey yüce büyük kitap(tanrı onun içinde :|) ) sen nelere kadirsin, susuza su, ekmeksize ekmek, garibana sabır, yensize yen, kaybedene KİTAP, kolsuza kol,... yolsuza(!) yol eylersin :) http://www.turandursun.com/kirpicik_ile_domuzcuk/ Not:Hemde bu sefer gezilen sayfalar sarı bir zeminle belirlenerek... |
çok harika olmuş emeği geçen tüm dostlara selam olsun
|
Eyyyy yüce DK!
Sen nelere kadirsin! Bana bu günleri de gösterdin ya... Artık ölsem de gam yemem, yaşasam da. Bana vahiy gönderip, türkü söylememe delalet oldun ya... Bak sevgili spartacus seni bana, beni sana nasılda kavuşturdu. Sen ne büyüksün ey ulu DK. spartacus'a güzel ve sağlıklı günler geçirmesi dileğimi de kabul edersen var yaaaaa.... Ellerine sağlık spartacus. Sen benim yüreğime su serptin ya, DK'da senin tuttuğunu altın eylesin. Teşekür ederim. ............................................ Bu arada anlatayım. Yaşadığım şehirdeki kütüphaneye gidip bu kitabın alınması için tavsiyede bulundum. Aradan bir süre geçince de kontrol ettim. Ama ııııh. Almamışlar. Bunu bir kaç sefer tekrarladım. Hala almadılar. Kütüphanenein bu işlerden sorumlu birisiyle konuşmak istesem de, hep geri çevrildim şimdiye dek. Adama bir türlü ulaşamadım. İsviçrede yaşayan yeğenime anlatmıştım bu olay. O da aynı şeyi yapmış çevresindeki kütüphane ile. Kütüphane kitabı almış. Ama sakıncalıdır diye ayrı bir yerde koymuşlar. Herkese açık değil kitap. Neyse uzatmıyayım. Yeğenimin kocasının çenesi... Nasıl desem? Nah bu kadar! Günün birinde, bağıra çağıra kütüphaneyi ayağa kaldırmış. :D İleri geri kavga eder gibi konuşurken... En sonunda kütüphane müdiresi dayanamayıp, kitabı ona hediye etmiş. Al senin olsun diye. Yeğenimin kocası böyle bir hareket beklemediği için iyice apışııııp kalmış. Öyle ki, ancak müdire çekip gittikden sonra kendisine gelmiş. Onun sesinin çıkmadığı, apışıp kaldığı sahneyi görmeyi çok isterdim doğrusu. :D Sen ne büyüksün be ulu DK! Sevgiler |
Alıntı:
|
“Tanrıyı, yani Allah’ı bilmek için Müslüman olmanız gerekir!” diye açıkladı müftü. “Nasıl Müslüman olunur?” diye merakla sordu küçük Kirpi. “Önce islami sadakat sözünü tekrarlamanız gerekir” dedi müftü. “Sonra da Allah’ın emirlerini içtenlikle yerine getirmelisiniz. İlk ve en önemlisi, günde beş kere ibadet etmelisiniz!”
Kandahar bu bir çocuk masalı. Dinlerin dört başı mamur bir eleştirisi değil. Buna rağmen üç semavi dinin çarpıcı yönlerine dikkat çekilmeye çalışılmış. Senin islami anlayışında namaz sonlarda yer alabilir. Ama "bilinen" anlayış içerisinde namaz son derece önemli bir ritüeldir. Dediğim gibi bu masal sana hitap etmeyebilir, sevmeyebilirsin. Ama "saçmalama" hakkını kullanan sensin gibi duruyor. Kapasite sorununa girmeyelim derim. Bak yukarıya aldığım ayetler kapasite sınırları hakkında yeterince ipucu veriyor. |
Saygideger arkadaslar;
Zaten insanoglu hayvani konusturamazsa ne notr olaylara bakabilir, ne de bir masal havasi verebilir. Yalniz, kitap icin secilen hayvan karakterlerini-domuzcuk ve kirpi- kitabin yazari acisindan iyi algilamak lazim. Kitabin varligini siteye duyuran ve duyurunun gelisimini saglayan ve sonucta kitabi resimleriyle oldugu gibi siteye aktaran arkadaslara ve emeklerine saglik. Aslinda belki de yapilmasi gereken bu; dinlerle tek tek ugrasmak yerine, hepsini bir araya toplayip, kendi ic catismalariyla birbirlerini curutmelerini saglamak ve uzaktan seyretmek. Cunku bu kavganin icinde olursaniz, ne bu kavgadan kurtulabilir; ne de bu kavganin kendi icindeki tutarsizliktan kaynaklandiginin bilincine varabilirsiniz. Saygilarimla; evrensel-insan |
saygideyer DreiMalAli,hikayeyi siteye tasidigin icin tesekkürler ikinci defa keyf alarak okudum,tabiki ceviri yapan spartacusada tesekkürler.
|
sayin drei mal ali (üc taneYADA Kere ali):)
sanirim kitabin piyasaya cikmasi aylar olmus bizim dünyadadan haberimiz yok bu foruma üye oldugumdan berri baya enteresan haberler basliklar karsilastim tesekürler |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:40 . |