![]() |
6 Mayıs
Bugun 6 Mayis
Deniz, Yusuf ve Huseyin’in katledilisinin 36nci yildonumu. 35 yildir oldugu gibi bu yil da, Turkiye’nin tum yurtseverleri, tum devrimcileri, tum sosyalistleri onlari aniyor, katledenleri lanetliyor. Bu dogal; dunyada ve Turkiye’de somuru, baski ve zulum oldukca onlar, bu kohnemis dunyayi yikmak, yeni bir dunya kurmak isteyenlere guc verecek. Fakat, bu yil siddeti daha da artarak, birkac yildir ruzgar bir baska turlu esiyor. Anmalar daha yayginlasiyor. Sadece yurtseverler, devrimciler, sosyalistler degil, siradan gencler, siradan insanlar Deniz, Yusuf ve Huseyin’e daha fazla sahip cikiyor, onlari, sahip ciktiklari degerleri ve yasadiklari donemi anlamaya calisiyor. Onlar hakkinda efsaneler uretiyor. Evet, galiba onlar artik sahip olduklari siyasi kimliklerin otesinde, ifade ettikleri siyasi goruslerin iceriginden daha buyuk bir etkiye sahipler. Onlar, basindan beri yurtseverler, devrimciler ve sosyalistler icin yillardir vurgulana gelen bircok degeri temsil ediyorlardi ama artik sadece bu kesimler icin degil, dunyanin ve insanligin geleceginden umudu olan tum kesimler icin bir simgeye donustuler.Onlar Turkiye Halk Kurtulus Ordusu’nun kuruculari ve liderleri idiler, umudun ve gelecegin ordusunun bayragi oldular. Onlara ŞAN, onlari katledenlere LANET olsun. Ve umudun ve gelecegin ordusunun bir neferi olmak, onlarin bayraklarini tasimak, tum yitirdiklerimizi bu ordunun kutsal sancaklarina donusturmek boynumuzun borcu, onlara, gecmise ve gelecege verdigimiz soz olsun. saygılarımla |
MARE NOSTRUM
En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim, O, onun en güzel yüz metresini koştu En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak... En hızlısıydı hepimizin, En önce göğüsledi ipi... Acıyorsam sana anam avradım olsun, Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun! Can Yücel |
Zafer Celasun'un Denizler'in idamını radyodan okuması
http://rapidshare.com/files/11290701...radyodan_2.mp3 saygılarımla |
Denizlerin anması için saat 11.00'den itibaren Karşıyaka Mezarlığı 2 No'lu Kapı'da toplanma başladı. Denizlerin fotoğraflarının yer aldığı pankartlar, posterler, rengarenk flama ve bayraklarla Karşıyaka Mezarlığı adeta miting alanına döndü.
Kapının girişinde anons aracının arkasında kortejler sıralanırken, katılımcılar sığmayıp ara sokaklara ve mezarlık çıkışına kadar her yeri doldurdu. 68'liler Dayanışma Derneği, Devrimci 78'liler Federasyonu, EMEP, ÖDP, SDP, TKP, Sosyalist Parti, SHP, CHP, KESK ve bağlı sendikalar, DİSK Genel-İş, Ankara Şubeler Platformu üyesi sendikalar, TMMOB, TTB, Halkevleri, ESP, Kaldıraç, Partizan, Odak, Yurtsever Demokratik Gençlik, Akader, İHD, PSAKD, Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı, Alevi Bektaşi Federasyonu, ÇGD ve 2 Temmuz Vakfı'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda örgütün temsilcileri, üyeleri anmaya katıldı. "Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği" pankartı arkasında DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan, milletvekilleri Sevahir Bayındır, Şerafettin Halis ve Sırrı Sakık, DTP yöneticileri, "Halkın vekilleri hoş geldiniz" diye selamlandı. AKP İstanbul Milletvekili Ayşenur Bahçekapılı da anmaya katılanlar arasında yer aldı. 'Deniz ve Yusuf'a büyük sevgi "Hatırla Sevgili" dizisinin oyuncuları Deniz (Barış Koçak), Yusuf (Murat Zubi) ve Salim (Oktay Gürsoy) büyük bir sevgi gösterisi ile karşılandılar. Hüseyin İnan'ın babası Hıdır İnan, Denizlerin Şekibe ablası Şekibe Çelenk, avukatları Halit Çelenk, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, Kapital'in çevirmeni Alattin Bilgi ile çok sayıda aydın ve yazarın da katıldığı anmada, hep bir ağızdan "Devrim şehitleri ölümsüzdür" sloganı atıldı. Anmada, Denizler ve tüm devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunun ardından Denizlerin avukatı Halit Çelenk konuştu. Denizleri metalaştıramadılar Anmaya katılanlar adına ortak metni 68'liler Dayanışma Derneği'nden Halil Çelimli okudu. Aradan geçen 36 yılda egemenlerin Denizlerin mücadelesini ticari bir metaya çevirme çabalarının boşa çıktığını kaydeden Çelimli, emperyalizmin AKP eliyle sürdürdüğü halk düşmanı politikalara ve halkları birbirine düşmanlaştıran darbe planlarına karşı mücadele çağrısı yaptı. Denizleri asanlarla, Newrozları, 1 Mayısları kana bulayanların aynı kişiler olduğunu vurgulayan Çelimli, "Denizlerden aldığımız güçle egemenlerin işyerlerini, üniversiteleri teslim alma çabalarını, ideolojik kuşatmayı ve faşist saldırıları boşa çıkartacağız" diye konuştu. Kürt sorununda ödenen bedele rağmen, inkar ve imha politikasının hâlâ devam ettirildiğini, egemenlerin nifak tohumları attığını, milliyetçiliği içten körükleyerek, halkları birbirine düşman etmeye çalıştığını kaydeden Çelimli, yoksul halkların evlatlarının sınır içi ve sınır ötesi operasyonlarla AKP eliyle emperyalist politikalara kurban edildiğini söyledi. Denizlerin sözleri tekrarlandı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamlarını yitiren tüm devrimcilerin isimlerinin okunup, katılımcıların, "Yaşıyor" diye karşılık verdiği yoklamanın ardından kürsüye, Denizlerin yoldaşı Mustafa Yalçıner çıktı. Yalçıner, Denizlerin sehpada söylediği; "Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm ve Leninizmin yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler ve köylüler" şeklindeki son sözlerini kitleye tekrarlattı. Yalçıner'in "Denizler bunları söyledikleri için idam edildiler. Böyle bir amaç için ölünmez mi" sorusuna hep bir ağızdan "Ölünür" yanıtı verildi. Emperyalizmin geçmişte 6'ncı Filolarıyla, NATO'suyla, Avrupa Topluluğu'yla saldırdığını, şimdi ise IMF ve Dünya Bankası'yla, ılımlı İslamla aynı saldırıyı sürdürdüğünü kaydeden Yalçıner, "emperyalizme karşı mücadele bayrağını yükseltme, emperyalizme karşı Deniz olma" çağrısı yaptı. IMF ve Dünya Bankası eliyle bankacılık sektörünün, limanların, tersanelerin, madenlerin işgal edildiğini belirten Yalçıner, "Şimdi bayrakları yükseltmeyip ne yapacağız" diye sordu. Demokrasi mücadelesine de dikkat çekerek, demokrasi mücadelesinin emperyalizmden kopartılırsa hiçbir işe yaramayacağını vurgulayan Yalçıner, Tunceli'de Denizlerin resminin bulunduğu pankartı yasaklayan savcıyı, İstanbul'da Denizler için yapılacak mitingin yasaklanmasını kınadı. Yalçıner'in, Kürt sorununa değinerek, Deniz'in "Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği" sözünü hatırlatması üzerine hep bir ağızdan "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganı atıldı. Ayrılıkların, fraksiyonların bir tarafa bırakılmasını isteyen Yalçıner, işçi sınıfı ve halkın etrafında birleşebileceği demokrasi ve sosyalizm için bir güç merkezi olma çağrısı yaptı. Konuşmaların ardından kortejler oluşturularak, Denizlerin mezarları önünden geçit töreni yapıldı. Denizlerin mezarları bırakılan onlarca çiçekle adeta çiçek bahçesine dönerken, şiir yazıp koyanlar, sigara yakıp bırakanlar da dikkat çekti. (Ankara/EVRENSEL) saygılarımla |
anadolu'da topraklarında sosyalist gerillayı başlatan önderlerimizi saygıyla anıyoruz. onları asanlar bizim ebedi düşmanımızdır. onların intikamı almak için yapılan eylemler sürecektir. bütün faşistlerin ve deniz düşmanlarının sonu nihat erim gibi olacaktır.
|
Genclik yillarimin, yasitlarimin, genc yaslarinda haketmedikleri cezalar, iskenceler ve hayatlariyla odedikleri fikir ve gorus farkliliklari tekrar gozumun onunde canlandi. Karincayi bile incitemeyecek bir insanin, digerine fikir farkliligi yuzunden yaptigi barbarligi ise, bunca sene sonra bile anlayabilmis degilim.
|
Unutmayacağız,yaşatacağız
|
Denizlerin idamı deninince hep aklıma Deniz'in idamının işkenceye dönüştürülmesi, yaklaşık 50 dk. sürmesi gelir.
Deniz'in fizikli olması nedeniyle çift ilmik yaptıkları için normalde birkaç dk. sürmesi gereken idam uzuyor. Sonunda bakıyorlar ki can veremeyecek, ilmiği teke indiriyorlar ve idamı gerçekleştiriyorlar. Öldürürken dahi yapılan bu zulümü kabul edemiyor insan. ''Delikanlım, iyi bak yıldızlara. Onları belki bir daha göremezsin. Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin Delikanlım, sen ki,ya bir köşe başında Kaşından kan sızarak gebereceksin Ya da bir devrimci gibi darağacında can vereceksin.'' |
Kara leke
Saygideger arkadaslar;
6 Mayis, TC tarihinde iktidarin yasattigi tarihsel bir kara lekedir. Insana, dusuncesine ve insanliga zerre kadar deger vermeyen korku zihniyetinin bas urunlerinden biridir. Dusunceyi yok edebilecegini zanneden zihniyetlerin yanildigini tarih bir kez daha gostermistir.Bu zihniyetin inadina, insanlik tarihi bu tip kara lekeleri hic bir zaman unutmaz ve unutmayacaktir. Ayrica kazanilan dusunsel ve davranissal tecrubeyle, bu tip zihniyete karsilik verilen savas daha bilincli ve deneyimli olacaktir. Fiziksel yapi somuttur elde edilebilir, hatta yok edilebilir. Ama o fizigin yaydigi dusunce, tarih ve dusuncenin toplumsallasmasi soyuttur ve elde edilemez.OLDURULEMEZ. Saygilarimla; evrensel-insan |
unutma!!! unutturma!!
|
Dağlar ayak izlerinden tanır masumu
En kuytu köşelerinde saklar sessizden; Nehirler isminden tanır suyu İnceden hasretle akar derinden. Zalim, kahpe ilmekten yakalar aslanı, kalleşçe boğar ipinden. … Gün olur doğar elbet bu nehirler, dağlardaki o kardan, Elbet dolar bir gün yürekler, çılgın akan o sudan. Zannetme ey zalim kurtulursun, kanla suladığın daldan; Memleket türküleri patlar bir gün, uçurumdaki yardan. İnanlar fışkırır, Divriği’den, Gemerek’ten, Ünye’den, Van’dan; Şahlanır Aslanlar, can doğar Deniz’lerdeki kandan. Ekose Camlar/02 |
Halklarımıza, Kurum Temsilciliklerine,
İdamlarının 37.yılında halklarımızın kurtuluşu mücadelesinin yiğit temsilcileri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ı anıyoruz... 6 Mayıs 1972’de darağaçlarında son soluklarında bile devrime ve sosyalizme olan bağlılıklarını haykıran önderlerimizin devrimci düşünceleri ilk gün sıcaklığında yüreğimizde, bilincimizde, vicdanımızda yaşadı, yaşıyor… Askeri faşist darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesi’nin bir parçası olarak, Denizleri idam sehpalarına çıkarıp katledenleri bir kez daha lanetleyeceğiz. Basın açıklamamıza kitlesel katılımınızı rica ediyor, saygılar sunuyoruz. 68’liler Dayanışma Derneği-Devrimci * 78’liler Federasyonu Basın Açıklaması: Yeri: Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı Önü Tarihi: 05 Mayıs 2009 Salı Günü saat: 12.30 Ortak Mezarlık Anması: (Tüm kurumlarla birlikte) Tarih ve saat : 06 Mayıs 2009 Çarşamba Toplanma saati: 12.00, Anmaya Başlama saati: 12.30 Buluşma yeri : Karşıyaka Mezarlığı 2 Nolu Kapı saygılarımla |
...``daragacinda`` isimli kitabi okudugumda tuylerim diken diken olmustu.
saygiyla aniyorum... |
http://www.youtube.com/watch?v=OKF6YFK64rw
"Şarkışla'ya düşürmesin Allah sevdiği kulunu / Gemerek'te çevirmişler Deniz Gezmiş'in yolunu" |
MAYIS AYI HAYATIMIZ GİBİYDİ
Mayıs, benim için öfke ve direniş ayıdır. Mayıs benim için hüzün veyenilgidir.Mayıs ayı bitmez. Tam bitecekken yine gelir ve kendisini hatırlatır... Mayıs ayı, eve geldiği ürpertici bir gecede, bizim çocukları astılar, diye kesik kesik ağlayan babamdır...Bu ülkenin onuru, masumiyeti, direnişi, temiz kalmış son çocuklarıasılmıştır mayıs ayında, ama mayısın hıncı ve kurbanları bitmemiştir yinede... Mayıs ayı, Almanya’nın Köln şehrinde bana sonsuz bir hasretle sarılıp, senİstanbul kokuyorsun, diyen Atilla Keskin’dir en çok... Çünkü, mayısınBütün öfkesi, direnişi, hüznü, yenilgisi, bitmeyen istekleri ve son kurbanı onda toplanmıştır...En sevdiği, canından çok sevdiği insanları hep mayıs ayı içinde yitirmiştir o...Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte yola çıkmıştır. Aynıhareketin, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun öncüleridir hepsi. Özgürlük veadalet istemişlerdir. Bağımsız bir ülke ve o ülkede halkların kardeşçeyaşamasını istemişlerdir. Türkiye’yi yerinden oynatmışlardır... Halklar inanmıştır bu çocukların haklılığına ve taleplerine. Bir subayolan babam dahi, bir mayıs gecesi, bizim çocukları astılar, diye ağlıyorsa,yeniden geri dönüp o günlere bir kez daha ve derinden bakılmalıdır... Amakırılgandır tarih. İyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğeve zulme çalışır. Nitekim öyle oldu... Yakalandı bizim çocuklar. Askerimahkemelerde yargılandılar. Kalbi bu çocuklarla olanlar umutlarını veheyecanlarını korkunun karanlığında gizlediler... Askeri mahkemeden 18 idam çıkar... Hakkında idam kararı çıkanlardan biride Atilla Keskin’dir... Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i Mamak Askeri Cezaevi’ndeki ön hücrelere tek tek koyarlar. Belli ki onların idamı kesindir artık.İntihar etmesinler diye de hücrelerindeki lambalar koridora alınmıştır. Hüseyin İnan’ın, yani herkesin benimsediği ismiyle Dede’nin elinde“Gerilla Savaşı ve Marksizm” adlı kitap vardır ve çok az bir zaman sonra idam edileceğine hiç aldırmadan, bütün dikkatiyle okumaktadır... Yusuf Aslan’ın hücresinin duvarında ise Pir Sultan Abdal’ın resmi asılıdır. Resimde, Pir Sultan Abdal’ın boynuna idam ilmeği geçirilmiştir. Tarihin kırılganlığı devam etmektedir...Yusuf Aslan bir ara hücresinden arkadaşlarına seslenir: Biz gidiciyiz, bukesin... Kendinizi sıkı tutmalısınız! Belli ki mapusluk süreci bu kez uzunolacak sizin için. Biz gittikten sonra üstünüze çok geleceklerdir.Kendinize bir uğraş bulun. Bol bol okuyun, hatta ikinci bir dil öğrenmeyeçalışın. Yoksa zamanı tüketmeniz kolay olmayacaktır...İ damla yargılandıkları halde, birbirleriyle şakalaşmaktan geri kalmayan,ölüme bile güle oynayarak, yaşam sevinçlerinden bir nebze bile yitirmedengiden insanlardır bunlar... Hücrelerine dadanan ve yakalayıp Abdürrezzak adını verdikleri bir fareyi kuyruğundan iple asıp, fareden çok korktuğunu bildikleri Yusuf Aslan’ınhücresinin önünde sarkıtan, onu ranzasının en üst noktasına tırmandırıparkadaşlarından can hıraş feryatlarla yardım istemesine en masumneşeleriyle gülen bu çocukları nasıl unutur ki insan... O Yusuf ki, tutuklamalarından birinde polisler bıyıklarına bakıp, bunlarNe biçim bıyık ulan..., diyerek yoldukları için ve başka tutuklanışındapolislere bu zevki bir daha tattırmamak için sorgudan önce, kendibıyıklarını kendisi yolan; o Yusuf ki; elleriyle boğazını sıkıp, dilinidışarı çıkararak, bakın işte, beni astıklarında görüntüm böyle olacak!,diyerek kendi ölümüyle bile alay eden, yaşam dolu ve korkusuz birinsandı... Deniz, bambaşkaydı benim için. Herşeyden önce babası Cemil Gezmiş, babamınarkadaşıydı. Kadıköy’ün, masaları yeşil örtülü, o yoksul esnafkahvelerinde buluşup, acı çaylar içer, idamların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini konuşurlardı... Deniz bambaşkadır benim için. Atilla Keskin’in görüş günlerine gelenabisinden Rodrigez’in gitar konçertosunu getirmesini istemiştir...Sarıldığım devrimciliktir onunkisi... Hep sevgiden sözeden Che Gueveragibidir… Yaşam sevinci, coşku, espri, hüzün ve duygusallıktır o...Rodrigez, belki de ilk kez onun varlığında, aynı anda yaşama ve ölüme çalmıştır gitarını, son bir kez içilen bir bardak hapishane çayı, son kez ciğerlere çekilen bir nefes sigarayla birlikte... Hüseyin İnan ise okur, düşünür ve yorumlar. Hareketin gizli öncüsü odur.Boşa konuşmaz, herkes ona inanma ihtiyacı duyar. Eylemleriyle kanıtlardüşüncelerini. Sakin ve bilgedir. Bu yüzden arkadaşları ona “Dede”derler... Ama dedim ya, kırılgandır tarih, iyilikler ve umutlar alınırsa elinden,Aklı kötülüğe ve zulme çalışır... Önce Deniz’i götürürler idam sehpasına…Deniz, masaya çıkmadan önce, orada hazır bulunanlara, bizi cezaevinden yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler; ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler; postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmesini istemem, diye bağırır. Sonra gardiyanlar onu masaya çıkartır. Bir gardiyan ilmeği açar, genişletip, boğazından geçirir. Deniz o anda son sözlerini söylemeye başlar: Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!.. Deniz asılırken Yusuf Aslan’ı getirirler oraya ve Yusuf Aslan oradakilere,duydum Deniz’in sesini, der. Darağacı bu defa onun için hazırlanır. Yusufçıkar bu defa taburenin üzerine ve son kez şöyle der: Ben ülkeminbağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için, bir defa, şerefimle ölüyorum.Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle hergün öleceksiniz! Bizlerhalkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika’nın… Yaşasın devrimciler!Kahrolsun faşizm!.. (İnanın o yılları yaşayan biri olarak, bunları yazmak hiç kolay değil.Yirmiiki-yirmiüç yaşındaki o insanların bu sonsuz cesareti ve inancıkarşısında hayranlıkla birlikte, derin bir utanç da duyuyorum. Utanıyorum, çünkü bugün ülkemizin üzerinde Çatlı’nın faşist ruhu dolaşıyor. Utanıyorum,çünkü bu ülkede birçok lisede gençler kendilerine örnek insan diye, Çatlı’yı seçmiş. Utanıyorum, çünkü Çatlı’nın ev arkadaşı, iş arkadaşı olduğunusöyleyen birileri, pervasızca ve sanki hiçbir şey olmamış, sanki oncainsan boşuna ölmüş gibi, yanıbaşımızda ahkam kesebiliyor...) Ve sonra sıra Dede’ye, Hüseyin İnan’a gelir. Sigara içip içmeyeceğinisorarlar. İçmeyeyim, der. Sonra orada bekleyenlere döner ve ayağındakilastik ayakkabıları göstererek: Söyleyin babama, yarın ayağımdaki bulastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye,üzülmesin.Askeri cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler.Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun... Savcı, sözünükesmek için, sehpaya çık, diye bağırır. Hüseyin İnan, masanın üzerinde, gayet sakin; sabırlı ol, çıkacağım, der. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde son sözlerini söyler yüreklice: Ben, şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm!..Diner ağır kapıların ve acımasız kilitlerin gürültüsü... Diner zincirşakırtılarının sesi... 1972 yılının 6 Mayıs’ıdır... Bir kişi dahagötürülse idama bu Atilla Keskin olacaktır. Ama daha başka kimse götürülmez. Son idam edilen Hüseyin İnan’dır. Ama vasiyeti kalır Atilla Keskin’de... İdama, darağacına götürülürken, Hüseyin İnan, can yoldaşından, Atilla Keskin’den tek bir şey ister: Eğer birgün kurtulursan bu zindanlardan, eğer birgün özgür olursan, bir sevdiğin olursa ve ondan da bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy… Ölmeden önceki son isteği budur Dede’nin...Aylardan mayıstır. Zulüm ve dostluk; inanç ve erken ölüm birbirinekarışmıştır, ama unutulmayan tek bir şey vardır: Verilen sözler... İnsanınalnına yazılır. Üstelik aylardan mayıssa ve darağacına giden insanlar ensevgili arkadaşlarsa, dostlarsa, umutlarsa, direnişlerse ve sözkonusuolan, onların son dileğiyse... Atilla Keskin, Mamak ve Niğde cezaevlerinde dört sene kaldıktan sonra,1977 yılında yurtdışına çıkar. Kendi gibi yürekli bir kadını sever. Bu kadından bir oğlu olur. Unutmak mümkün müdür o son sözleri: Eğer yaşarsan, eğer bir kadını seversen, eğer ondan bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy... Ve dünyaya gelir o çocuk. Hiç şüphesiz, adı Hüseyin İnan olur. Dedeİnan... Almanya’dır gurbetin adı… Aradan yıllar geçer, Hüseyin İnan büyür.Sürgünlük büyür, büyür vatan hasreti, büyür yirmi iki-yirmi üç yaşında asılan yoldaşların özlemi...Ve birgün, küçük Hüseyin İnan, spor yaptığı yerden dönerken, sırt çantasıyoldan geçen bir kamyona takılır. Tekerleklerin altına sürüklenir birdenDede İnan. Ve o an can verir... Ve ne acıdır ve ne tuhaftır ki, aylardan mayıstır... Oğluna benim adımı koy, diyen yoldaşın adını taşıyan ilk oğlu,ilk gözağrısı yine mayıs ayında alınmıştır Atilla Keskin’in elinden.Alınmıştır yaşamdan...Mayıs devlet midir?… Mayıs öfke ve direniş midir?… Mayıs zulüm müdür?…Mayıs hüzün müdür?… Mayıs, bu ülkenin asılan son masum ve lekesiz çocuklarımıdır; kırılan tarih mi, yoksa hayatın ta kendisi midir mayıs?… Nedir mayıs?...Masumken ölmüştür Hüseyin İnan, tıpkı ismini aldığı Hüseyin İnan gibi,Onun yoldaşları gibi… Bu yüzden annesi, beyaz bir tabuta konulmalı, diyediretir. Almanya’da günlerce beyaz ve küçük bir tabut aranır. Sonundabulunur o beyaz tabut. İçine Hüseyin İnan konur… İçine Türkiye konur…İçine, bu ülkenin yitip giden masumiyeti, darağacına korkusuzca, hattagüle oynaya giden ve kendi ölümleriyle bile alay eden lekesiz, yiğit çocukları konur...12 yaşındaki İnan’ın arkadaşları, mezara o an üzerlerinde ne varsa,çiçeklerini, kasetlerini, ayakkabılarını, wolkmenlerini, şapkalarınıatarlar... Ağlamak ayıptır ya devrimciler için, hep içimize akıtırız ya o içimizidağlayan gözyaşlarını… Yüreği avucunda bir şair bozar bu kalpsiz geleneği;Atilla Keskin’in en yakın dostlarından şair Nihat Behram bozar… Benağlıyorum ve kimseden izin almıyorum, der... Ve işte o an boşanırgözyaşları... Ve Atilla Keskin, yoldaşları birkaç metre ilerde asılırkenağlamayan Atilla Keskin, tam 21 yıl sonra, ilk oğlu Hüseyin İnan’ın mezarıbaşında ağlamaya başlar.22 yıldır dönemediği ülkesi Türkiye için, o cesur ve yiğit yoldaşlarıiçin, hergeçen gün yokedilen masumiyetler ve inançlar için, kirletilen umutlar için ve bunların hepsini o kısacık, o ceylan ömründe taşıyan ilk oğlu Hüseyin İnan için ağlar. Doyasıya ve katıksız ağlar. Onca yıl,biriktirdiği herşey için, sustuğu ve içine attığı herşey için... Tıpkı babamın, bir mayıs ayında, bir gece vakti eve gelip ve hepimizi uyandırıp, biliyor musunuz, bizim çocukları astılar, diye ağlaması gibi...Yine de özlenir hayat, yine de özlenir ne kadar kirlense de Türkiye veİstanbul… Ve Atilla Keskin, bana memleket hasretiyle sarılıp, sen deİstanbul’un kokusu var, diye gözyaşlarıyla sarılır...Bir kere gelenek bozulmuştur. Artık çok şey birikmiştir içimizde.Zehirlenmemek için, ne hissediyorsak öyle olmalıyız ve öyle davranmalıyızdır... Ve Nihat Behram, 12 yaşında, evine dönerken bir kamyon altında kalanHüseyin İnan için şu dizeleri okur mezarının başında: “Acıların sessiz, sözsüz kuşlarını bıraktın şarkılarımıza... Ölümlerdeağlanmasın diye ezberlemiştik; senin için ağladık... Çünkü, bahar günüyürek taşımanın ölçüsüydü senin için ağlamak... Can üstünde parçalamış senin gibi bir çiçeğe ağlanır... ”Anladım, mayıs herşeydi… Öfkeydi, direnişti, zulümdü, yenilgiydi; o cesurve yiğit yoldaşlardı, ölümüyle alay eden Yusuf Aslan’dı, babası üzülmesindiye ayakkabılarını arkadaşlarına hediye ettiğini söyleyen Hüseyin İnan’dı; asılmadan önce son kez dinlenen Rodrigez’in gitar konçertosu eşliğindeiçilen son çay ve son sigaraydı; babamın, bizim çocukları astılar, diyekesik kesik ağlamasıydı; Atilla Keskin’in, sen İstanbul kokuyorsun, diyebana sarılmasıydı mayıs ayı... Beyaz bir tabutun başında hep birliktesöylenen son dizelerdi... Mayıs hayatımız gibiydi. Doyasıya aşık olduğumuz, tekrar tekrar sevişsekde o hep özlediğimiz yere bir türlü ulaşamadığımız, bu yüzden acı çektiğimiz, acı çektikçe hasretle bağlandığımız sevgilimiz gibiydi mayıs ayı... Mayıs hayatımız gibiydi... saygılarımla posta kutuma gelen bir ileti |
|
yolunuz yolumuzdur....
|
“DENİZ OLUNMALI …”
‘68 gençlik hareketinin devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmesinin üzerinden tam 37 yıl geçti. Denizler gençliğin bilgeliğiyle söylediler sözlerini ve devrimci bir ataklıkla yaptılar her eylemi… Eğitimin militaristçe yönetimlerle, Ortaçağ düşünüşüyle yapılamayacağını söylediler; okul yönetimlerinde öğrencilerin yer almasını savundular… Bu nedenlerle üniversiteleri işgal ettiler, meydanlara döküldüler… 2009 yılında eğitim militaristçe bir korkaklıkla ve Ortaçağ karanlığıyla yapılmaktadır. Bu yetmezmiş gibi, öğrenciyi müşteri olarak gören Paralı Eğitim geldiği için yaralıyız… Denizler idam edildiklerinde “yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği” diye haykırmıştı… Biz bugün akan kardeş kanını durduracak tek şartın bu olduğunu haykırıyoruz egemen sınıflara... Onların istediği dünyadaki bütün ülkelerle eşit, bağımsız bir Türkiye'ydi. “Bunun önündeki engel emperyalizmdi ve onun bir güç gösterisi olan 6. Filo bizim denizlerimizden, limanlarımızdan defolmalıdır…” dediler ve Amerikan askerlerini denize döktüler… 2009 yılında, değişik tuzaklarla kanın ve barutun diktatörlüğüne sürüklenmekte olan bir coğrafyada, ülkemizin dünyanın yüzüne bağımsızlık duygusu ve güveniyle bakabilmesi için savaşım veriyoruz… Türkiye Yazarlar Sendikası bu ülkenin ilerici yazın birikiminde, emperyalistçe her şeye karşı başı dik ve devrimci bir ülke özleminin yerini bilmekte ve devrimci aydın savaşımının ana ekseni olarak görmektedir… Biz, Denizleri onların ve hepimizin Nazım’yla selamlıyoruz. “…Denizin üstünde ala bulutyüzünde gümüş gemiiçinde sarı balıkdibinde mavi yosunkıyıda bir çıplak adam durmuş düşünür…Bulut mu olsam,gemi mi yoksa?Balık mı olsam,yosun mu yoksa?..Ne o, ne o, ne o.Deniz olunmalı, oğlum,bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla”Biz, 6 Mayıs'ta Taksim'den devrimcilerin emperyalizmin askerlerini denize döktükleri yere, Dolmabahçe'ye yürüyoruz. Toplanma yeri: AKM önü… Saat: 18.00 Türkiye Yazarlar Sendikası |
''Özgürlük sırtından vurulmuş yerde yatıyordu
Kurşun geçirmez yelekleri vardı Ben çıplak yaşarken Fikrime barut kokusu sokuldu Medeniyeti ararlarken'' Redd 21 Çocuklarımıza Deniz dedik,Taylan dedik,Ulaş dedik ama .. Halen çok gerisindeyiz ,söylemekle olmuyor bir şeyler yapmak lazım.. Saygıyla anıyorum.. |
Saygideger arkadaslar;
Gecmis tarihimizi ve bir amac ugruna yasamlarini kaybedenleri analim, unutmayalim. Ancak; bunu duygusal bir icerige tasiyip; gecmiste yaptiklari hatalari da, gorelim ve onlardan ders cikararak, ayni hatalari tekrarlamayalim. Saygilarimla; evrensel-insan |
13 yaşındaydım, Deniz Abileri astıklarını duydum.
18 yaşında Deniz Abi ile yoldaş oldum. 25 yaşında Deniz’le arkadaş oldum. 35 yaşına geldim, Deniz kardeşim oldu. Şimdi 50’mdeyim, Deniz oğlum oldu, umudum oldu. Boynumuzda bir ilmek, yaşıyoruz 37 yıldır . Boynumuzun bir borcu var. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in 37 yıl önce boyunlarını vererek ödedikleri bir borç… Emekçi halka olan bir borç… Deniz’lerin vasiyeti: Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm! Boynumuzun borcudur, emekçilerin bağımsız Türkiye’sini yaratmak. Coşkuyla anıyoruz abilerimizi, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, oğullarımızı, umutlarımızı… Deniz’lerimizi… saygılarımla |
aynı mahkemelerde yargılayacağız onları tek isteğimiz ecelleriyle ölmesinler...
|
“Yaşasın Marksizm Leninizm”
Siyasi karmaşanın hâkim olduğu bir dönemde gençlere ve devrimcilere gösterilen bir hedefiydi bu sözler. Deniz Gezmiş ve arkadaşları devlet tarafından idam sehpasına gönderilirken bilime ve sosyalizme olan güvenini bu sözlerle ifade ediyordu. Geçmiş mücadele deneylerini bugünkü bakış açımızla değerlendirdiğimizde bazı sözler vardır ki tarihin her döneminde geçerliliğini korur. Bir yandan halkın birlik içinde örgütlenmesini ifade eden “Yaşasın Türk, Kürt halklarının kardeşliği” diğer yandan “Yaşasın Marksizm-Leninizm” bir bütün ideolojin ifadesidir. Örgütlenme ve mücadelenin o tarihlerde en ileri boyutunu başlatan Denizler 70 sonrası faaliyetlerden doğan gelişmeleri de eleştirel değerlendirdiğimizde mücadele ve örgütlenme en olumlu yanlarıydı. Devrim örgütlenme ve mücadele isteyen bir süreçtir. İşte bunu yaşamlarıyla gösteren bu önderler tüm halkı cezalandırırcasına idam edilirken, halka ve sosyalizme olan inançları 6 Mayıs sonrası verilen mücadelede yaşatıldı. Bu bugünde böyledir. Devrim için ölenlere verilen sözler semaya bırakılan bir not değil, geleceğe verilen sözlerdir. İşte her 6 Mayıs diğer devrim şehitlerinin öldürüldükleri tarihler kadar önemlidir. 30 Mart, 18 Mayıs ve 6 Mayıs bizler, her biri devrimci önderlerin katledildiği günler olarak devrimcilerin yüreğinde özel öneme sahiptir. Onları anmak bu gün mücadelenin neresinde durduğumuza ve sınıf mücadelesine nerden baktığımıza bağlı olarak değerlendirmeliyiz. Egemen sınıf temsilcisi basın unsurları bile Denizler için nerdeyse “ağıt” yakacak durumdayken, bizler devrim ve sosyalizmin savunucuları Marksizm ve Leninizm temelinde geçmişten bugüne bakmalıyız. Mayıs ayı işçi sınıfının uluslar arası mücadele ve dayanışması ile başlıyor, Nurhaklarda Sinanların öldürülüşü ile bitiyor. Bu anlamıyla mücadele ve örgütlenmenin yoğunlaştığı mayıslar yaşamında kendi iç dinamiğinin geliştiği bir süreçtir. Baharın ilk günleri. Bizler her gün bu önder insanları sevgi ile, hasret ve inançla anıyoruz. Mücadelemizde yaşatıyor, gelecek güzel günlerde onlarla bir arada olacağımıza inanıyoruz. saygılarımla |
http://www.marksist.com/sites/mtw6/f...ges/deniz2.jpg Onlar öldüler Güneşe gömüldüler Vaktimiz yok onların matemini tutmaya Akın var akın Güneşe akın Güneşi zaptedecegimiz günler yakın Yoldaşlar başlatıgınız mücadele sürüyor . Boşuna ölmediniz. saygılarımla |
serüvencinin bu siteye üye olduğu gün. :)
|
Yazık gencecik insanları yahudi komplosuna boğup zengin olmuşlar.
|
Alıntı:
yaşasın türk ve kürt halklarının kardeşligi kahrolsun faşizm |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Denizlerin verdiği mücadele yanılgı ve yanlışlarla doluydu. Onları idam etmek daha büyük bir yanılgıydı. Hatalar birbirini izledi.
Türkiyede demokrasi ve özgürlükleri geliştirmek yerine proleterya diktatörlüğü teorisinin izinden gitmek iyi sonuç veremezdi, vermedi de. Anti-demokratik rejim bunların en büyük sorumlusuysa da bu Denizlerin, Mahirlerin yolunun doğru olduğunu göstermez. Sosyalizm bağımsız Türkiye'nin garantisi değildi. Nitekim ne Çekoslovakya ne Macaristan ne de diğer pek çoğu sosyalizm altında bulunduğu halde bağımsız değildi. Bağımsızlık istekleri 1956 ve 1968'de komünist Rus tanklarıyla ezildi. Denizlerin idamını, Mahirlerin infazını kınayalım ama izledikleri yolu yüceltmeyelim. Bu gerçekçi olmaz. |
Denizlerin idamını, Mahirlerin infazını kınayalım ama izledikleri yolu yüceltmeyelim. Bu gerçekçi olmaz.
Tam aksine gerçekçi olur. Denizlerin tek bir inacı vardı, o da devrim. Tek bir gücü meşru kılıyorlardı o da halk. Yani emekçiler. Denizler'in yolunun dogru olup olmadıgını görebilmek için Latin Amerika'ya bir göz gezdirmek yeterlidir. Devrim yapmak için yıkmaktır. Denizler de bunu temsil ederler. Denizler'in elbette hataları vardı ki onun için yenildiler. Ama Denizler kararlı idiler ve teslim olmayı reddettiler. Yoldaşlıga her şeyden çok önem verdiler. Bizler de onların açtıgı yoldan yürüdük. Daha da fazla ezildik. Ama teslim olmadık, hala yol aynı yoldur ve dogrudur diyorum. Ve bugün Türkitye'de şunu hissediyorum. Devrimin gerilemesi durmuştur. Her geçen gün daha fazla insan şu an için az da olsa Denizler'in yolunu seçiyor. Bu teslim olmamanın yoludur. saygılarımla |
Aslında denizlerin markiszmide tam anladıklarını sanmıyorum
genclik heyecanıylada bıraz karışık devrim yapmaya kalkısan özlerınde ıyı nıyetlı guzel bır ulke kurma hayallerı olan ınsanlardı. nıye marksizmi tam anlamadıklarını soyledım abisi gecen gun bır acık oturuma katılmıstı kendısı soyluyordu zaten cokta genctıler dıyordu tam analdıklarınıda sanmıyorum dıyordu. Deniz gezmiş zaten bıyıgını bile che gibi tras ederdi yani biraz özenti biraz heyecan bıraz mucadele daha guzel bır turkıye hayali gencecik umutlar ve tükeniş Onların mucadelelerının alt yapısı oldugunu sanmıyorum. Nıyetlerı ıyıydı duyarlıydılar ama yetersiz olduklarıda ayrı bırgercek |
Alıntı:
İnanç ve fikir özgürlüğünün olmadığı ortamda bunları sağlamaya çalışmak yerine bolşevik devriminin peşinden gitmek yanlıştı. Daha da kötüsü halkın muhafazakar kesimleri onların emekçi yanlısı yönlerini değil ateist yönlerini öne çıkarıyordu. Liberal özgürlükler için mücadele küçümsenince orada oluşan boşluktan dolayı ülkücü faşist hareket önemli ölçüde güç topladı. 1990 larda önplana çıkmaya başlayan İnsan hakları kavramı o dönemin solunda küçümseniyordu. Bundan dolayı ortaya çıkacak problemden de en fazla solcular etkilendi. Binlercesi gerek 70 lerde gerek 12 eylül zindanlarında kırıma uğradı işkencelerden geçirildi. Bu durum halk içinde ciddi bir tepki yaratmadı. Çünkü insan hakları için mücadele küçümsenmiş ve halk içinde yaygınlaşmamıştı. Alıntı:
Evet onlar bozuk bir düzene karşı başkaldırı gerçekleştirdiler, anlaşılır ve kısmen hak verilir bir yönleri vardı. Ama yanlış tahliller, yanlış hedefler, yanlış yöntemler seçtiler. Alıntı:
Alıntı:
|
sosyalizm in kurulumu her ülkede farklıdır sevgili cem sovyetlerind eyanlışı olabilir koreninde kubanında ancak mesele yanlışları çıkartıp iyiolanı saklamak mıdır? türkiiyenin içöinde bulunduğu bugünün dünyası sovyetlerin hala gerisinde??
şimdi türkiye kapitalizmi halkına ne vermekte?? küba sosyalizmi ne vermekte?? ben ilaç bile alamıyorum sağlık güvencem olmayınca ya sosyalizmde?? ne konut hakkım var ne ulaşım hakkım ne haberleşme ne sağlık v.s insan olduğum için hiçbir değerim yok kapitalizmde, emperyalizmde!! peki sosyalizm bu olaya nasıl bakmakta bu hakları kıt kaynaklarıyla sağlamakta işte asıl olan bu neden bunlara bakılmaksızın yıllardır sosyalizm kötülenir hiç anlamak( cem sen sosyalizmi kötülüyorsun demiyorum yanlış anlaşılmasın).. bu ülkede bağımsızlıktan kasıt amerikan emperyalizminden kurtulmak idi bunun içinde sosyalist türkiye şiarı vardı buda bağımsızlıktı, kımse sovyet egemenliğine girecek diye bir ön koşul söyliyemez türkiye için.. kaldı ki sovyetler komün hayatın yayılması aşamasında işgal denmıyecek işler yapmıştır kurulan halk devletlerinden sonra orda asker bulundurmadı tarihe iyi bakınız amerikan provakasyonu olmadan hangi sovyet bloğu sovyet döneminde rahatsızdı?? cıa ajanlarının her blok ülkede cirit atması yeterince provake nin olduğunu açıklamaz mı.... ancak herşeye rağmen sovyetleri eleştiriken özellikle ikinci dünya savaşı ve sonrası dönemde lütfen elinizi vicdanınıza koyun 20 milyon vatandaşın ölümüyle gerçekleşen bu savaş heryeri yıktı kıtlık hastalık hersey doğdu ve işin kötü tarafı ülkenin bilinçli parti kadroları cephelerde öldü tarımcılar savaşta öldü v.s 1960 sonrasında yeniden inşa döneminde ise ülke hatalarda ve ihanetlerde yüzdü.. 1980 de ise aslında sosyalizm çökmüştü... |
kızılordu,
Denizlerin ve Mahirlerin yolu demokratik yol değildi. Zaten böyle amaçları da yoktu.Onların amaçları fikir özgürlüğü, insan hakları, çoğulcu demokrasi gibi hedefler değildi. İktidarı bolşevik türü yöntemle ele geçirip, meclisi feshedip, halk adına tek meşru gördükleri ML parti yönetimnde kamulaştırma yaparak temel sorunları çözebileceklerini düşünüyorlardı. Yaşananlar ve tecrübeler bunun böyle olamayacağını, olsa da sağlıklı olmayacağını ve demokrasi olmaksızın sosyalizmin insanları mutlu eden bir sosyalizm olamayacağını gösterdi. En azından ben ve pek çok insan böyle düşünüyor. Mesele SSCB nin 2. dünya savaşında uğradığı şiddetli yıkımla açıklanamaz. Kautsky daha 1910 lu yıllarda leninin yolunun sosyalizme değil genel bir diktatörlüğe gideceğini çok güzel açıklıyordu. 1980 li yılların sonunda dünyanın pek çok leninisti bunun doğru olduğunu gördü. |
Cem
demokrasi ve komünizm başlıgında yazdım, hala da yazıyorum. Marksizm dedikodu temelinde eleştirilemez. Kulaktan bilgi ile eleştirilemez. Marksizm demokrasiyi toplumsal olgu olarak hedefler, siyasi olarak degil. Sen dedikodu temelinde, duyumlarla ML yi eleştiriyorsun. Tüm ML ler en geniş demokrasi savaşçılarıdır ve asla devrim yapalım diye bir galeyanda degillerdir. Devrim en son yoldur. Aksi Lenin Duma'da neden yer aldı. Biz iktidara talibiz, ama burjuvazi bizi engelleyecektir. Burjuvazinin kanunları bizi baglamaz. Engellendigimiz an devririz, devirmeye çalışırız. Ve bu tarihsel bir olgudur. Onun için biz devrim talebini asla göz ardı etmeden demokrasi mücadelesi veririz. ML budur. Marks lenin bunu söylemişlerdir. 30 lara kadar SSCB de olan budur. O başlıkta devlet üzerine 36 a4 boyutunda yazı yazdım. Buyrun ona karşı çıkın. Orada marksist devlet tahlili var. Ama dedikodularla duyumlarla ML yi itham etmeyin. saygılarımla |
Alıntı:
Yazımı iyi okuduysan Lenin'in yolunun kanlı ve yanlış bir yol olduğunu, bu yolla sosyalizme değil genel bir dikatatörlüğe gidileceğini daha 1910'lu yıllarda Kautsky'nin öngördüğünü söyledim. Olay 1980 lerde Gorbaçovla birlikte gelen yeni bir tahlil filan da değil, Stalin ve Brejnev dönemi eleştirisi de değil. Adam daha 1910 larda geleceği görmüş. Çünkü teoriyi çözümlemiş. 1910 lu yıllarda Lenin ve Kautsky arasında bir polemik yaşanmış. Lenin, Kautsky'nin demokratik yolunu redetmiş ve şiddetle özdeşleşen Bolşevik yolu tercih etmiş. Görüşlerim dedikodulardan değil Lenin-Kautsky tartışmalarından köken alıyor. Benzeri tartışma 1950 liğ 60 lı yıllarda Fransız aydınları arasında da yaşandı. Sartre cephesi SSCB çizgisinde bolşevik devrimi savunurken Albert Camus çizgisi demokratik bir sosyalizmi savundu. Başlığı sosyalizm tartışmasına çevirmek doğru olmaz. Bu başlıkta söyleyeceklerim yukarıdaki mesajlarda belirtilmiştir: Denizler ve Mahirler bozuk bir düzene karşı başkaldırı içermeleri nedeniyle anlaşılır ve kısmen hak verilir bir yön taşısalar da Türkiyede bir bolşevik devrimin peşinden gitmeleri, demokrasiyi ve özgürlükleri küçümsemeleri nedeniyle yanlışlardı. |
O başlıkta devlet üzerine 36 a4 boyutunda yazı yazdım.
.......... 1 a4 kağıdı yaklaşık olarak 10 punto sıralı paragrafsız tek satır aralığı ile; 4500 harf alır. Paragraf araları ile biz buna yaklaşık 4000 diyelim. Bu da 4000*36=144.000 tuş basımı demektir. Bir tuşa 1/3 saniye tepkime ile basıldığını var sayarsak; 144.000/3=48000 Saniye eder. 48000 Saniye = 800 Dakika , 800 dakika =13 Saat eder. Yani Dilaver Devlet konusunda hiç durmadan tam 13 saat yazmış oluyor. Kişinin 13 saat yazabilmesi için de 13*100=1300 saatini normal yaşam koşullarında bu işe ayırması gerekir. 1300 Saat ise ; 1300/24 = 54.16 gün yapar. Biz buna hata payı ile iki ay diyelim, Bir ailenin aylık büyük şehir masraflarını ortalama 2.000TL olarak varsaysak, yazarında alkol aldığını varsayıp; 35Cl lik günlük masrafını ve sigarasını eklesek; Rakı kaç lira ? Eh 20 Tl diyelim, çerez sigara 25 olsun. 25*60=1500 yazar masrafı; 2000*2=4000 aile masrafı ; toplam 5.500 TL yazıların mal maliyeti olarak karşımıza çıkar. Cem dahi bu konuda hala odunumun parası diyorsa; yazar 5.500 TL yi sokağa atmış dersek yanılmış olmalıyız. Haaa, züğürt tesellisi bin tane gerekçe tabikii ileri sürülebilir. Ama şahsi kanaatim odur ki; çok yazmakla çok çocuk olmaz. Yok; bu öyle değildi. Nasıldı; ???? off kafa yok ki bizde, unuttuk işte. :D Bu yazı içinde bu mesajın sahibi; bu yazdıkları da dahil olmak üzere tam; 1430 adet tuşa basmıştır. Böylece o da laklak sınıfına dâhildir. Selamlar |
sevgili cem denizlerin çıkış amaçları demokrasidir anayasal haklardır ve bağımsızlıktır anti amerikancılıktır kesinlıkle sosyalizm değildir..
denizler daha sonraları okudukça marksizme merak salmış ve öğrenmişlerdir ve daha sonrasında neden sosyalizme evrildiklerini düşünmediniz mi?? sosyalizm denizlerin istediği şeylerin bütününe sahip idi bağımsızlıkta demokraside anti empeyalizmde hepsi sosyalizmdeydi bu yüzden M-L oldular.. kautsky meselesine gelince bende size dönek kautsky ı öneririm birde orada yazılanlara bakınız lütfen.. ayrıca lenin devrimi kansızdır sadece3 kişi ölmüştür bunun dışında lenin kendisine süikast de bulunanların bile öldürülmesine hatta hemen orada yakalandıklarında öldrülmesine linç edilmesine izin vermemiştir.. bakınız ki leninle kautsky ın 1910 yılında yaşadığı bu polemiğin asıl sebebi 1905 devrim denemesidir.. bu kanlı bitmiştir bastırılmıştır karşı devrim olmuştur sevgili cem bunuda lütfen unutmayınız bu diyalogun asıl nedeni 1905 dir.. ve son olarak demokrasi nedir?? bir meclis 500 millet vekili bir kaç parti?? bu demokrasi midir?? asıl demokrasi nedir biliyormusunuz bana göre: lenin halkın devlet yönetimine katılımı üzerine de neler yazmıştır lütfen okunuyunuz.. ası demokrasi şuanda kübada vardır neden mi?? halk komiteleri var sevgili dostlar her mahallede her vilayette bu komiteler ülke iktidarı hakkında düşünmekte ve görüş bildirmekte buna göre siyaset yapılmakta? ben sorarım şimdi hayatınız boyunca size soruldu mu bu?? halk komiteleri orada yaşayan insanlardan oluşmaktadır.. Türkiyede bolşevik devrimi olacak diyede bir kaide yoktur burası türkiyedir devrim olmalıdır ama ülkemizin öznel koşullarında ve dışardan bağımsız olarak olmalıdır... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:40 . |