Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Evrim (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=20)
-   -   Haber: Biyoloji öğretmenleri evrim fikrine neden uzak? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=7052)

Cem 02-08-2008 09:52

Haber: Biyoloji öğretmenleri evrim fikrine neden uzak?
 
02.08.2008 tarihli ntvmsnbc sitesinden alıntıdır (http://www.ntvmsnbc.com/news/454971.asp):

“Biyoloji öğretmen adaylarının yarısına yakını Evrim Teorisi’ni ya reddediyor ya da kararsız.” Araştırmayı yapan Oğuz Özdemir, “Türkiye’de bilim öğretilemiyor” diyor. Evrim Teorisi hocası Aykut Kence’ye göre ise “Öğrenci dersten geçiyor ama fikre uzak.”

Akademisyen Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir’in geçtiğimiz ay yayımlanan araştırmasında biyoloji öğretmen adaylarının ‘Evrim Teorisi’ni benimsemede ve anlamada güçlük çektiklerini ortaya koydu. Hacettepe Üniversitesi’nden 98 öğrenci üzerinde yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 43’ünün Evrim Teorisi’ni benimsediği, yüzde 30’unun kararsız olduğu, yüzde 16’sının ise teoriyi benimsemediği ortaya çıktı. NTVMSNBC Evrim Teorisi’nin eğitim sistemimizdeki yerini Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir, Prof. Dr. Aykut Kence ve Doç. Dr. Emine Erktin’e sordu. Özdemir, öğrencilere yapılan en büyük kötülüğün, fen bilgisi derslerinde Evrim Kuramı’nın, Yaratılış’la birlikte işlenerek ikilik yaratılması olduğunu söyledi. Üniversite öğrencilerine evrim dersi veren Kence, “Evrim Teorisi’ni reddeden öğrencilerin görüşlerini değiştirmek zor oluyor ama geçer not alabiliyorlar” dedi. Erktin ise “Türkiye’de evrimin nasıl öğretileceği kritik bir konu” diye konuştu.
Haberin devamı

(Muğla Üniversitesi Eğ. Fak. İlköğretim Böl. Fen Bilgisi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir):

http://www.ntvmsnbc.com/news/289387.jpg


EVRİM DERSİ ÜNİVERSİTELERDE ZORUNLU OLACAK


Çalışmanızın sonucu hakkındaki yorumlarınız neler? Araştırma yaptığınız gruptaki 98 biyoloji öğretmeni adayından sadece yüzde 43’lük bir oran Evrim Teorisi’ni benimsiyor.
Yaklaşık 14 sene farklı düzeydeki okullarda biyoloji öğretmenliği yaptım. Bunlar benim gözlemlediğim, bildiğim şeylerdi. Lokal bir araştırmayla da bu bulguları elde ettim.

Düşük bir oran mı sizce bu?

Benim yaptığım lokal bir araştırma, örneklem çok sınırlı. Çok iddialı genellemelere ulaşmak çok doğru olmaz açıkçası. Çok daha geniş bir örneklem üzerinde çok daha etraflıca araştırılıp onun üzerinden genellemer yapılması gerektiğini düşünmekteyim. Ama şu bir gerçek ki, gözlemlediğim kadarıyla, biyoloji öğretmenleri, biyoloji öğretmen adayları arasında Evrim Teorisi’nin ne olduğunu bilmeyen ve Evrim Teorisi’ne olumsuz yaklaşanlar var. Bu da Türkiye’de bilim eğitimini olumsuz yönde etkileyen bir faktör. Türkiye’de bu genel bir bilim eğitimi sorunu. Sorunun aşılması sağlıklı bir bilim eğitimi politikasının izlenmesiyle mümkün. Evrim, biyoloji dersinin temel konusudur. Son yıllarda yeni bir tartışma getirdiler: Evrim Teorisi’ni; bir alternatif olarak öne sürülen akıllı tasarım ve “Yaratılış” görüşüyle birlikte müfredata aldılar; öğrenci istediğini seçsin gibi çarpık bir demokrasi anlayışı getirdiler.İnançlarla Evrim Teorisi’nin yan yana, hatta karşı karşıya getirilmesi kadar yanlış bir şey olamaz. Çünkü iki ayrı kulvar... Öğrenciye ikisini birlikte verip, hangisini seçeceğini ona bırakmak çok yanlış bir şey olur.

Bilimler Akademisi’nin bir raporu var bu konuda: Biliyorsunuz evrim Amerika’da çok tartışılan bir konu. Bizim de Amerika’ya benzer yanlarımız var. Biyoloji eğitiminde, bilim eğitiminde Evrim Teorisi’yle yaratılışın kıyaslanmasına şiddetle karşılar. İkisi çok ayrı şeyler. Hatta evrimi tartışırken hiçbir şekilde insanların inançlarını tartışmamamız gerekiyor. İki ayrı kulvar... Ölçüleri farklı, metodolojisi farklı, yaklaşımı farklı... Bu çok ayrı bir alan. Evrim Teorisi sadece biyolojinin konusu değil; yeryüzü şekillerinin oluşumundan günümüze kadar gelen bütün süreçleri içine alan bir alan. Dolayısıyla dünyayı anlamak, yeryüzü şekillerini anlamak, geleceğe yönelik öngörüler yapabilmek için Evrim Teorisi’ni doğru bir şekilde bilmek ve anlamak gerekiyor ama inançlarla polemiğe girmeden. Yapılacak en yanlış şey, makalemde de belirttiğim gibi; Evrim Teorisi’yle, öğrencilerin inançları arasında bir ayrım yaratıp “bunların birisini seçin” demek. Bu, çok sağlıksız bir şey. Öğrencilerin bilimsel olguları, bilimsel bir gözle, bilimsel bir yöntemle, başka duygularını karıştırmadan anlayabilmeleri, analiz edebilmeleri ve sonuç çıkarabilmelerini sağlayacak bir tutum olmalı. Konu çok daha derinde; bilim eğitiminin sorunu bu. Dediğim gibi, metodoloji sorunu. Bence yapılması gereken öğretmenlerin bu konuda bilgilendirilmeleri... Öğretmenler ne yapacağını bilmiyor. Beraberlerinde getirdikleri inançların etkisinden kurtulamıyorlar.

Önümüzdeki öğretim yılında Evrim Teorisi seçmeli değil, zorunlu ders olacak. YÖK daha önce bu dersi seçmeli olarak belirlemişti, şimdi uygulama değişecek ve öğretmen adayları bu dersi almaya başlayacaklar.

(Ortadoğu Teknik Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Kence):

http://www.ntvmsnbc.com/news/289389.jpg


YARATILIŞ VE EVRİM TEORİSİ BİR ARADA OKUTULUNCA KAFALAR KARIŞTI


Evrim Teorisi’nin bilimdeki yeri nedir; Evrim Teorisi neyi savunuyor? ‘İnsan maymundan gelmiştir’ sözüyle açıklanabilir mi? Ne gibi bilimsel gerçekliklere dayanıyor?

Evrim Kuramı dünyadaki biyolojik çeşitliliği açıklayan bir kuramdır. Yani, dünyadaki canlı çeşitliliğinin nasıl ortaya çıktığını açıklayan bir kuramdır. ‘İnsan maymundan gelmiştir’ şeklinde bir düşünce sadece dinci kesimlerin evrim hakkında halka yaydığı bir görüştür. İnsanın maymundan geldiği konusu Evrim Teorisi içinde çok küçük bir bölümdür. Zaten Evrim Kuramı’na göre insanın atası maymun değildir, Evrim Kuramı sadece insan ve maymunun ortak ataya sahip olduğunu ileri sürer. Dünyada milyonlarca tür oluşmuş, bunlar birbirlerinden türemişler ve bugünkü konumlarına gelmişler. Dünyada yaşamış türlerin yüzde 99’u bugün yoktur. Sadece yüzde 1’i, belki de daha azı günümüze kalabilmiştir. Evrim Teorisi bu konuda türlerin nasıl ve hangi koşullarda yok olduğunu araştırarak insan türünün de diğer canlı türlerinin de yeryüzündeki varlığını sürdürmesini sağlamaya çalışmaktadır. Birçok başka bakımdan da yararları vardır Evrim Kuramı’nın. Örneğin hayvan ve bitki ıslahında, bilişim teknolojisinde, ilaç üretiminde başka birçok sahada, ekonomide, psikolojide, tıpta, tarımda uygulamaları vardır.

Evrim Teorisi’ni Türkiye’de eğitim-öğretim alanında nasıl bir yerde görüyorsunuz?

Türkiye’de eğitim öğretimdeki yeri bence çok kötü. Liselerdeki biyoloji ders programına 1985’te dahil edilmiş dinsel bir görüş olan ‘Yaratılış’ görüşü var. Derslerde bu görüş ve bilimsel bir kuram olan Evrim Kuramı bir arada okutuluyor. Daha da kötüsü oldu son zamanlarda: İlköğretimde evrimle ilgili bölümler makaslandı. Dünyada evrimle yaratılışı fen derslerinde birlikte öğreten tek laik ülkeyiz.

1985’ten önce bu durum nasıldı?

Evrim Teorisi tek başına okutuluyordu. Karşısında ‘Yaratılış’ görüşüyle birlikte verilmiyordu. Yani, bilim ve din bir fen dersinde karşı karşıya getirilmiyordu.
Bundan iki yıl önce Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mine Tan ve benim danışmanlığımda, yüksek lisans öğrencisi Nazlı Somel tarafından bir anket çalışması yapılmıştı. Bu çalışmaya göre Evrim Kuramı’nı öğrencilerin yüzde 25’i kabul ediyordu. Öğretmenlerin de yüzde 47’si geçerli bir bilimsel kuram olarak görüyordu. Yüzde 53’ü ise tam olarak kabul etmiyordu. Evrim Teorisi’ni kabul etmeyenlerin bir kısmı; ‘Bir kuramdır ispat edilmemiştir’ diyordu, bir diğer kısmı da ‘Benim dini inancımla çelişiyor’ diyordu. ‘Benim dini inancımla çelişiyor’ diyenlerin yüzdesi, genç öğretmenler arasında daha yüksekti. Bu da gösteriyor ki öğretmenlerin eğitiminde bilimsel yaklaşımdan daha çok dinsel kaygılar giderek ağırlık kazanıyor. Bunun sonucu olarak Türkiye Evrim Kuramı’nı kabul eden ülkeler sıralamasında sonuncu. ABD’nin arkasından biz geliyoruz. Ülkemizde ‘Yaratılışçılık’ propagandası çok yaygın bir şekilde yapılıyor. ABD’de de çok yaygın, Avrupa’da örneğin, yaratılışçılık bize ve ABD’ye göre çok daha düşük bir düzeyde.

Eğitimde bu engeller nasıl aşılabilir, bilimin özgürleşmesi adına neler yapılabilir?
Öncelikle Türkiye’yi yönetenlerin bu konuya sıcak bakması lazım. Evrim ve bilim eğitimi özgürce yapılabilmeli. Öğretmenlerin evrimden bahsettiği için soruşturulduğu bir ülkede bunu yapmak çok zor.

Evrim Teorisi dersi veren bir hoca olarak öğrencilerinizin derslerdeki tutumlarını anlatabilir misiniz?

Öğrenciler ilk ve orta eğitimleri sırasında yaratılış görüşüne sahip öğretmenler tarafından eğitilmişlerse, evrim dersinden geçer not alabilmelerine karşın görüşlerini değiştirmek güç oluyor. Benim derslerimde oldukça iyi. Evrimi kabul etmeyenler tek tük çıkabiliyor. Örneğin iki yıl önce tamamen yaratılışçı görüşleri savunan bir öğrencim vardı. Şunu da belirtmeliyim ki evrim, üniversitelerde nispeten özgürce tartışılabiliyor ama basından izlediğimiz kadarıyla evrimden söz eden ilköğretim öğretmenleri sürgün ediliyor, haklarında soruşturma açılıyor, maaş kesme cezasına çarptırılıyor. Tabii bu da diğer öğretmenler üzerinde büyük bir korku ve baskı oluşturuyor. Böyle bir ortamda Evrim Kuramı’nı tartışmakta kendilerini özgür hissedemiyorlar.

Bütün öğretmenlere ve öğretmen adaylarına eğitim vermek, evrimi onlara tekrar anlatmak lazım. Şimdiki durumda öğretmenler, genelde eğitildikleri süre içinde evrim konusunu çok net öğrenmiyorlar. O nedenle eğitimini almadan mezun oluyorlar. Kulaktan dolma bazı bilgileri olabiliyor. Öte yandan bilim adamları arasında ‘Evrim Kuramı geçerli mi değil mi’ diye bir tartışma yok. Hepsi evrim teorisinin bilimsel geçerliliği konusunda hemfikir. Dinci kesimden bazı insanlar çıkıp, “evrim olmamıştır” diyor. Dinsel kaygılarla evrimin gerçekliğine itiraz eden kimseler nedeniyle tartışma varmış gibi görünüyor. Bilimsel tartışmalar evrimin gerçekliği üzerinde değil, nasıl olduğu üzerinde yapılıyor. Dinle bilimin karşı karşıya getirilerek aralarında bir tartışma varmış görüntüsü yaratmak son derece yanlış. Bu iki alan birbirlerinden ayrı boyutlardadır. Bunları tek boyuta indirmek ne bilime ne de dine yarar sağlar.

(Boğaziçi Üniversitesi İlköğretim Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Emine Erktin):

http://www.ntvmsnbc.com/news/289388.jpg


BİLİM DEĞİL, ÖĞRETİM DERSİ OLACAK


Fen Bilgisi öğretmen adaylarına Evrim Teorisi’ni öğretiyor musunuz?

Aslında temel biyoloji derslerini alıyorlar ancak birkaç senedir müfredatımızda değişiklikler söz konusu. Bu dönem yeni bir ders açıyoruz. ‘Fen öğretiminde kritik konular’ adlı bir ders bu. Bu derste Evrim Kuramı’nı öğrenecek ve tartışacaklar. Öğretmenlerin yeterli bilgiye sahip olmadıklarının biz de farkındayız. Öğretmen adaylarına bu dersi açarak daha donanımlı hale gelmelerini hedefliyoruz. Hepsi Evrim Teorisi’nin nasıl öğretilmesi gerektiği üzerinde çalışacaklar. Ancak bunu bir bilim dersi olarak değil, bir öğretim dersi olarak düşündük. Uygulamasına önümüzdeki dönem başlamak istiyoruz.

walla 02-08-2008 21:52

Türkiye’de eğitim öğretimdeki yeri bence çok kötü. Liselerdeki biyoloji ders programına 1985’te dahil edilmiş dinsel bir görüş olan ‘Yaratılış’ görüşü var
(Bu arada PKK hangi yıl ortaya cıktı)
evrimden söz eden ilköğretim öğretmenleri sürgün ediliyor, haklarında soruşturma açılıyor, maaş kesme cezasına çarptırılıyor. Tabii bu da diğer öğretmenler üzerinde büyük bir korku ve baskı oluşturuyor
ah Turgut Özal Ah. Başimıza bu belaları sen sardın. Şimdi Cennettemisin.

Ayejj 04-08-2008 01:30

Maalesef bu ülkede okul camiye yenilmektedir.Eğitim sisteminin her kademesinde gördüklerimizde bu sebepledir.

Anyon€ 04-08-2008 19:56

Biyoloji bölümü içinde birkaç şey söylemek lazım(öğretmenlik daha farklı tabi) biyoloji ülkemizde puanlamada en sonlarda, genellikle öğrenciler açıkta kalmamak için tercih ediyor.Bu mantaliteyle okula giden birinede evrimi kavratmak zor olur herhalde veya eğitim sistemi bu konuda yetersiz.
Sadece biyoloji okumak yerine gerçekten istekli arkadaşların bu bölümü(leri) tercih etmeleri eğitimleri içinde daha kolay olur.

sevgilerle..

berae 25-08-2008 22:49

okullarda yaratılış ve evrim beraber okutulsun bakalım türkiyede evrimci bulabilecek misiniz o zaman bu ülekede yaratılışçıların başlarına neler geldi( prof.adem tatlı mesela ) üniversitelerde örgütlenip kendi adamlarına masterını ve doktorasını yaptıran bir düzeni kim kabul eder onların yaptığı bilimin önyargısız ve bilimsel olduğunu kim iddia edebilir. bakın ergenekonda neler ortaya çıktı. bunuda kabul etmezsiniz onu da biliyorum ya zaten

çakırcalı 25-08-2008 23:39

Alıntı:

walla´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 120575)
ah Turgut Özal Ah. Başimıza bu belaları sen sardın. Şimdi Cennettemisin.

O geberdi ve çürüdü gitti ama artıkları cenneti yaşıyor.

frodo 25-08-2008 23:46

Alıntı:

berae´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 124460)
okullarda yaratılış ve evrim beraber okutulsun bakalım türkiyede evrimci bulabilecek misiniz o zaman bu ülekede yaratılışçıların başlarına neler geldi( prof.adem tatlı mesela ) üniversitelerde örgütlenip kendi adamlarına masterını ve doktorasını yaptıran bir düzeni kim kabul eder onların yaptığı bilimin önyargısız ve bilimsel olduğunu kim iddia edebilir. bakın ergenekonda neler ortaya çıktı. bunuda kabul etmezsiniz onu da biliyorum ya zaten

Kamera şakası filan mı bu ?

Ama "yaratılış" teorisinin (!) ne olduğunu bilen birisi galiba. Belki bizi aydınlatır.

Nedir bu yaratılış meselesi ve bilimselliği nerdedir ?

Buyur barea söz sende ...

berae 26-08-2008 12:50

inanç meselelerinde herkes inancına yakın görüşleri benimseme yönünde eğilim gösterir. inançsız iseniz kabul edeceğiniz evrim olur; eğer inançlı iseniz kabulünüz bir tasarımcının varlığı yönünde olur. insanın kendi içeerisinde galip gelen varoluşsal problemlerine verdiği cevaplar o kişinin düşünce sistemini şekillendirir. örneğin tanrının varlığı ya da yokluğu konusunda bir ispat yapmaya çalışan dekart( inançlı biri ) tanrının varlığına ulaşmış aynı konuda aynı çalışmayı yapan hume( inaçsız biri ) tanrının olmadığı fikrine ulaşmıştı. ama septik olan ve her şeye şüphe ile yaklaşmaya çalışan kant da aynı sorunu incelemiş ve sonunda bir tanrının varlığına kanaat getirmişti ama tanrının fiillerinin daima şüpheyle düşünüldükten sonra mantıklı bir zemine oturtulması gerektiğini söylemişti. ve bu olaydan sonra da septikler içinde kritisist olarak adlandırılmıştı.
sonuç: insan neye inanıyorsa ona yakın olan görüşleri benimser ya da inancına yakın bir fikri ileri sürer. keşke herkes ilk verdiği hükümden( tanrı vardır ya da tanrı yoktur önermeleri) vazgeçebilse de evrim ve yaratılış görüşlerini kantın tanrının varlığı ya da yokluğu meselesinde olduğu gibi tarafsız bir şekilde ele alabilse. bu dileklerle de frodo ya cevap vermiş oldum.

Master2 26-08-2008 13:11

Alıntı:

inanç meselelerinde herkes inancına yakın görüşleri benimseme yönünde eğilim gösterir. inançsız iseniz kabul edeceğiniz evrim olur; eğer inançlı iseniz kabulünüz bir tasarımcının varlığı yönünde olur.
Berae, tamam iyi güzel söylüyorsunda, üniversiteler bilim öğrenme-öğretme yeridir, orada girerken din gömleğinizi çıkartmanız gerekir aksi halde o bölümle ilgilenmemek toplumun yararına olur,illaki inanç diyorlarsa ilahiyat fakültelerinde okunabilir mesela. Yoksa hava olaylarını incelemek için kimse meteorolog olmasın, mikail meleği düzenliyor desinler.

frodo 26-08-2008 14:58

Alıntı:

berae´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 124573)
inanç meselelerinde herkes inancına yakın görüşleri benimseme yönünde eğilim gösterir. inançsız iseniz kabul edeceğiniz evrim olur; eğer inançlı iseniz kabulünüz bir tasarımcının varlığı yönünde olur. insanın kendi içeerisinde galip gelen varoluşsal problemlerine verdiği cevaplar o kişinin düşünce sistemini şekillendirir. örneğin tanrının varlığı ya da yokluğu konusunda bir ispat yapmaya çalışan dekart( inançlı biri ) tanrının varlığına ulaşmış aynı konuda aynı çalışmayı yapan hume( inaçsız biri ) tanrının olmadığı fikrine ulaşmıştı. ama septik olan ve her şeye şüphe ile yaklaşmaya çalışan kant da aynı sorunu incelemiş ve sonunda bir tanrının varlığına kanaat getirmişti ama tanrının fiillerinin daima şüpheyle düşünüldükten sonra mantıklı bir zemine oturtulması gerektiğini söylemişti. ve bu olaydan sonra da septikler içinde kritisist olarak adlandırılmıştı.
sonuç: insan neye inanıyorsa ona yakın olan görüşleri benimser ya da inancına yakın bir fikri ileri sürer. keşke herkes ilk verdiği hükümden( tanrı vardır ya da tanrı yoktur önermeleri) vazgeçebilse de evrim ve yaratılış görüşlerini kantın tanrının varlığı ya da yokluğu meselesinde olduğu gibi tarafsız bir şekilde ele alabilse. bu dileklerle de frodo ya cevap vermiş oldum.

Hayır berae cevap vermiş olmadın. Felsefi düzeyde varlık tartışması değil sözkonusu olan. "Okullarda bilim mi yoksa inançla şekillenmiş dogmalar mı okutulsun" tartışma konusu budur.

Evrime rağmen bir tanrı olabilmesi 'olasılık aralığındadır'. Bu, yani tanrının varlığı veya yokluğu evrimin konusu değildir. Ama evrimin konusu canlılığın doğal seçilim yoluyla değiştiği, çeşitlendiği ve türleştiğidir. Evrim biyolojinin temelidir.
Bilimsel gözleme, olgulara, dolaylı biçimde fosillerle desteklenen araştırmalara
dayanır. Her bilimsel disiplin gibi doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir önermeler getirir.

Tanrı her canlıyı bu günkü gibi birden yarattı düşüncesi bilimsel değildir. Öncelikle kanıtlanması veya yanlışlanması mümkün değildir. Bu bir inancın ifadesidir. Tıpkı meleklerin veya cinlerin var olduğuna inanmak gibi. Bir labaratuar ortamında cinleri, melekleri inceleyemezsiniz. Ama örneğin şempanze ile insan arasındaki benzerliği genotip ve fenotip olarak inceleyebilir, sonuçlara ulaşabilir ve tartışmaya açabilirsiniz.

ozgur_beyin 26-08-2008 15:35

bence evrim teorisini anlamaktansa tanısal dogmalrı kabullenmek hem dah kolay hemde zahmetsizdir . yut yaradılış safsatasıhapını öğrenme gönlünde aklında rahat olsun.
al maaşını salla başını

troyya 26-08-2008 16:39

arkadasım evrimle yaratılıs farklı iki alandır...bende biyoloji mezunuyum...2 tane profesor gordum ben; hiç biri evrimin icinde dinle ilgili bir kavram soylemedi...evrimde Allah yok kelimesi yoktur.evrim canlı tarihcesidir...bir agacın yapraklara buyumesi onun evrimidir yani gelişimidir.

evrimle dini safsata yapan dawkins in dedigi gibi laik evrimcilerdir...yani ateistler..normal bilimde boyle bir şey yok.kocaman astrofizikci hawking bile ; evrim diyorum ama aklım sasıyor tamamen

emperrordiablo 26-08-2008 18:47

go awaya hayret ama katılıyorum gerçekçi anlamda evrim zaten evet hala bir teoridir,inanç bağlamında ele alınmamalı darwin konusunda yanlız safsata yapan demiş burda ayrıyız çünki bu teoriyi ortaya atan adam nasıl safsata yapmış olabilir ilginç.Neyse Sözüm o ki evrimin teoriden öte bir gerçeklik kazanması allahın yokluğuna ispat olarak alınamaz,nasıl ki eğer evrim teorisi yalanlanırsa allahın varlığı ispatlanamayacağı gibi...bilim adamının bir şeyi ortaya koyarken inanç gibi bir derdi olduğunu ben sanmıyorum.İnanç duygusal,bilim mantıksal süreçlerde işler.Sonuçta o yüzden akıllı tasarımcı denen bilimsel teoreminde bizler tarafından anlaşılabilmesi için ben bir kaynak okumak isterdim şahsen.Ne bileyim darwinin türlerin kökeni isimli kitabı gibi.Ben evrim teorisini anlamak isteyenlere bu kitabı kaynak olarak nasıl söyleyebiliyorsam başka bir teori var ise ortada onun da bir kaynağı olmalı...

troyya 26-08-2008 18:51

Alıntı:

emperrordiablo´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 124630)
go awaya hayret ama katılıyorum gerçekçi anlamda evrim zaten evet hala bir teoridir,inanç bağlamında ele alınmamalı darwin konusunda yanlız safsata yapan demiş burda ayrıyız çünki bu teoriyi ortaya atan adam nasıl safsata yapmış olabilir ilginç.Neyse Sözüm o ki evrimin teoriden öte bir gerçeklik kazanması allahın yokluğuna ispat olarak alınamaz,nasıl ki eğer evrim teorisi yalanlanırsa allahın varlığı ispatlanamayacağı gibi...bilim adamının bir şeyi ortaya koyarken inanç gibi bir derdi olduğunu ben sanmıyorum.İnanç duygusal,bilim mantıksal süreçlerde işler.Sonuçta o yüzden akıllı tasarımcı denen bilimsel teoreminde bizler tarafından anlaşılabilmesi için ben bir kaynak okumak isterdim şahsen.Ne bileyim darwinin türlerin kökeni isimli kitabı gibi.Ben evrim teorisini anlamak isteyenlere bu kitabı kaynak olarak nasıl söyleyebiliyorsam başka bir teori var ise ortada onun da bir kaynağı olmalı...


emper katıldıgımız noktalar oluyormus demek ki..sevindim buna...

berae 26-08-2008 19:54

bir kere son paragrafta belirtmiş olduğunuz bilim tanımı naturalist metedolojinin savlarını içermektedir.halbuki bilim naturalist olmak zorunda değildir. labaratuar ortamına getirip inceleyemediğim herşey bilimin dışındadır demek kadar saçma birşey yoktur. saçma diyorum kimse kırılmasın çünkü böyle düşünenler katı bir taasup içinde hareket ediyorlar ve bilimden bihaberler. bilimdeki ölüm eşiği araştırmaları hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiller. tıp bu ölüm eşiği araştırmalarında baya bir mesafe kat ettti. ancak evrimi savunan arkadaşlar bunları göemezlikten geliyor ya da yaratılış saçması deyip bir kenara atıyorlar. ölüm eşiği araştırmalarını patrik glayn'ın kanıt isimli kitabından okuyabilirsiniz. bir de rıchard milton tarafından yazılan darvinizmin mitleri isimli kitabı okuyalım. daha birçok kitap yazabilirim ama evrim ve yaratılışı karşılıklı değerlendirmek isteyen arkadaşlar için bu iki kitabın yaratılış alanında bir ön fikir edinmek için yararlı olacağını düşünüyorum. frodo biliyorum çok akuyan birisin evrimi de çok okumuşsundur zaten ama bunları da unutma kitaplığında bulunsun

berae 26-08-2008 20:10

frodo bir üniversitelerde bilim mi yoksa doğmalar mı okutulsun demişsin. şunu çok iyi belirtmeliyim ki bir müslüman olarak bildiğim kadarıyla islamın yanlış anlaşılmasının önüne geçmeliyim. frodo islamda dogma yoktur nass vardır. naslarda yoruma açık hükümleri içermektedir. şu anda hukuk alanında yapılan içtihadlar islamda da vardır. islamın kendisi tüm dogmatik düşünceleri yasaklamıştır. sorgulayıcı olmayı teşvik etmiştir. hatta bununla ilgili islam filozofları vahiy bile akılla anlaşılır diyerek aklı bilgi edinmenin temel kaynağı yapmışlardır. islamda sorgulayıcı olma çok önemlidir. fakat bu sorgulama gelişi güzel değil kişinin imanını daha sağlam zeminlere oturtması için yapılır. kainat allahın ayetlerindendir ve yaratılış teoremi bunun bir yansımasıdır sadece.

frodo 26-08-2008 20:28

Her yazılı metin dogmadır. Dogmayı olumsuz anlamında değil vaaz edilen değiştirilemeyen
olarak alırsan sorun kalmaz. Yoksa ayetler değiştirilebilir mi ?

"kainat allahın ayetlerindendir ve yaratılış teoremi bunun bir yansımasıdır sadece." Bu ise
olumsuz anlamda dogma'dır.

Ama bilim vaaz etmez ve dogmaları yoktur. Bilim dünyasında en sık duyulan itiraflardan biri
"yanılmışım"dır. Bunun ne anlama geldiğini anlarsın umarım.

dilaver 26-08-2008 20:39

Sayın berae

Bir kaç arkadaş sizden ricacı oldular ve akıllı tasarım teorisinin ne oldugunu açıklamanızı istediler. Ben konuyu biraz daha özelleştireyim.

1- İlk insan, ne zaman, nerede ve nasıl yaratıldı. Evrimin bulgularına karşı AT nin bulguları nelerdir.

2- İlk insan yaratıldıgı zaman ne tür varlık sürdürme sanatlarına sahipti, konuşabiliyor muydu, reng ne renkti.

3- Daha sonra ilk insan nasıl çogalıp bir insan toplulugu haline geldi. Bunların takribi kronolojik zamanları ne zamana tekabül ediyor.

Bu sorularımı iddia ettiginiz AT teorisine göre ve kitaplarını yazdıgınız kişilere göre ayrı bir başlık altında yanıtlayabilirseniz bizler de AT teorisinin ne oldugunu ve hangi arkeolojik ve tarihsel verilerle desteklendigni ögrenme imkanına sahip olabiliriz.

Olmazsa yaratılış teorisi yok diye bir başlık olmalı, oraya da devam edebilirsiniz. Bu sorulara verdiginiz yanıtlara göre soracak başka şeylerim de olacak.

saygılarımla

berae 26-08-2008 22:16

bu yazdığınız sorular ve akıllı tasarım teoremi hakkında öğrenmek istediğiniz bilgileri lütfen aşağıdaki kitaplardan okuyalım. eğer biz burada bunlar hakkında yorum yapmaya kalkışırsak konu eksik, tam anlaşılamamış ve güdük kalır.onun için bu soruların cevaplarını benden değil aşağıdaki kitaplardan okursak yanlış anlaşılmalara mahal kalmaz.
1.darvinizmin mitleri ( rıchard milton)
2.evrim duruşması( phillip johnson)
3.evrimin ikonları ( jonathan welsh)
4.bilim ve din( ıan g. barbour)
5.evrim ve yaratılış ( adem tatlı)
6.kainat kitabını okumak( hamza kılıç-islam bilim ilişkisi üzerine)
7.bilimin sonu( john horgan)
8.kosmos bio teos ( henrymargenau-roy a. varghese)
9.DÜZEN (dean L. Overman-TESADÜFE VEKENDİ KENDİNİ DÜZENLEMEYE BİR BAKIŞ)
10.DARVİNİN KARA KUTUSU( MİCHAEL BEHE)
11.TASARIM ( MIHAEL BEHE-WILLIAM DEMBSKİ-STEPHEN C. MEYER)
12.BİRLİĞİN TEORİSİ( MUHAMMED ESEDİ)
13.evrim teorisi felsefe ve tanrı (caner taslaman)
14.evrim teorisi ( adem tatlı )
15.kanıt ( patrik glayn)
16. aklı karışıklara rehber ( selçuk kütük )
17. taşkın tuna kitapları
18. bing bang ve tanrı ( caner taslaman)
19.fosiller ve evrim ( adem tatlı)

yeter bu kadar sanırım. lütfen siz karşı kitap yazmayın. sadece akıllı tasarımı öğrenmek isteyen arkadaşlar için yazdım. ben cevap verirsem yanlış anlaşılır diye. yukarıdaki soruların hepsine cevap bulabilirsiniz bu kitaplarda. ama beni bir şey bilmiyor her şeyi sallıyor demesinler ve yazdığım kitapları internetten tarattığımı zannetmesinler diye bi kaç şey yazayım dedim 3.soruda belirtilen bir tarihlendirme sorususudur ve tarihlendirme çalışmalarının tutarsızlıklarıyla ilgili elimizde bir çok delil bulunmaktadır.bu tarihlendirme çalışmalarında radyokarbon. uranyum -kurşun ve potasyum-argon metodları yaygın olarak kullanılmaktadır. eğer bu metodların tutarsızlıklarıyla ilgili bilgi edinmek isteyenler rıchard milton'un darvinizmin mitleri kitabının "geçmişin anahtarı mı? ve çağlar kayası"( 47-82 sayfalar) bölümlerini okuyabilirler. bu bölümdeki görüşler utah ün. prof'larından melvin cook'a dayandırılmaktadır. ayrıca bu kitabın önsözünü de mutlaka okuyalım. ingilteredeki evrimsel gücün ne boyutlara ulaştığı konusunda sizi bilgilendirecektir tabi bir de kitabın yazılış sebebi de oldukça ilginçtir.onuda okumayı unutmayalım.

dilaver 26-08-2008 22:22

Çok açıklayıcı oldunuz berae.

O zaman biz de kitap listelerini yayınlayalım, forumları da kapatıp gidelim. Fikir belirtmeye ne gerek var, her şey zaten kuranda apaçık yazılı degil mi.

Ben daha bir tek At cinin ya da yaratılışçının yukarıdaki sorulara yanıt verdigine şahit olmadım. sizinkinin de böyle olacagı belliydi ya gene de du bakalım dedim.

saygılarımla

berae 26-08-2008 22:28

aşağıdaki yazı bing bangın tasarım delili olduğunu gösteren çok çarpıcı ifadeler içermektedir. caner taslaman'ın kaleminden..........

TASARIMA 40 ÖRNEK

Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.

1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.

3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.

5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini ’ te 1 olarak hesaplamıştır.

6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.

11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.

12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.

13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.

14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.

15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.

16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.

17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.

18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.

19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.

20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.

21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.

22) Süpernova patlamalarının uzaklığı,yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.

23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.

24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.

25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.

26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.

27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.

28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.

29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.

30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkansız olurdu.

31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.

32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.

33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.

34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkansız olmasına sebep olabilirdi.

35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0.000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkansızlaştırırdı.

36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.

37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.

38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.

39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.

40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.

Aheste 26-08-2008 22:38

Akıllı Tasarım insanın yaratılışındaki mükemmelliğin tesadüfler ile açıklanamayacağını, bu mükemmel yapının aklın eseri olabileceğini savunur, Evrim teorisinde olduğu gibi, insanın ortaya çıkış süreçleriyle ilgilenmez. Yani resimden çok ressam ile ilgilenir. Ressam ile ilgili yorumları da resimden yola çıkarak yapar…

dilaver 26-08-2008 22:38

Bunların benim sorularıma yanıt teşkil ettigini zannetmiyorum berae. Ben size insanı sordum, siz bana big bang ten bahsettiniz, kaldı ki yukarıda yazılanların hiç biri de bir tasarımcıyı gerektirmez, sadece hayalden ibarettir.

Bir tasarımcının kendi kendine oluşma olasılıgı nedir acaba. Bunun da cevabı var mı. Kaldı ki benim derdim burası degil ben size insanı soruyorum. Bunu bir halledelim yukarıdakileri de tartışırız.

saygılarımla

dilaver 26-08-2008 22:41

O zaman insanın ortaya çıkışı ile ilgili evrim sürecini neye dayanarak red edebiliyorsunuz aheste.

Evrim de big bang öncesi ile ilgilenmez. O canlılıgın türleşmesi ile ilgilenir. O zaman evrimin karşısına akıllı tasarımı çıkaramazsınız demektir.

Kaldı ki berae nin yukarıda yazdıkları bir tasarımcıya baglı utangaç bir evrim savnusudur.

saygılarımla

berae 26-08-2008 22:49

tanrıyı halletmeden insanı halledemeyiz. bu bir var oluşsal meseledir. tanrı hakkındaki fikirlerimiz insan ile ilgili düşüncelerimizi de oluşturur. yukarıdaki yazınızda -ki benim yazıma cevap olarak yazdığınız için- tasarımcının bir hayal olduğunu söylemişsiniz. peki ali demirsoy'un ( biliyorsunuz kendisi bir evrimcidir ve aynı zamanda benim hocamdır aşağıdaki sözünü derslerde tartışmışızdır)şu sözünü ne yapacaksınız:"bir stokrom-c'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır.yani canlılık belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defada oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, denebilir.ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğa üstü güçler görev yapmıştır. bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir, o halde birinci varsayımı irdelemek gerekir."

yorumu size bırakıyorum.

ip ucu : yani canlılık belirli bir dizilimi gerektiriyorsa

berae 26-08-2008 22:51

yukarıdaki ip ucunda "belirli bir dizilim" kelimesinin altını özellikle çiziyorum

dilaver 26-08-2008 22:54

ip ucu : bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir, o halde birinci varsayımı irdelemek gerekir."


saygılarımla

berae 26-08-2008 22:54

"belirli bir dizilim" kelimesindeki "belirli" kelimesinin de altını çiziyorum

dilaver 26-08-2008 22:54

Ben de bilim kelimesinin altını özellikle çiziyorum, bilimden bahsediyorduk degil mi.

saygılarımla

berae 26-08-2008 23:11

tabiki bilimden bahsediyoruz. sadece sizi yönlendirmek için böyle bir ifade kullandım dikkat ederseniz o ifadelerdeki belirli kelimesi ve dizilim sözcükleri sizce de bir şey çağrıştırmıyor mu? hani hayal ve anlamsız dediğiniz tasarım için. bir de ali beyin burada doğa üstü bir gücü reddetmesi ve bilimsel çalışmalarının dışına çıkarması naturalist temelli bilimin çarpıcı örneklerinden. bu meseleyi daha önce konuşmuştuk
ip ucu: ölüm eşiği araştırmaları vs. vs.............

dilaver 26-08-2008 23:18

Ali Demirsoy ile evrimi ve bilimi karşı karşıya getirmek son derece anlamsız bir çaba. Hocanın makalelerini sagından solundan kırpacagınıza bize AT nin insan yaratılışı ile söylediklerini anlatın.

Bir de bir AT cinin kendi kendine ortaya çıkma olasılıgı nedir onu da hesaplayıverin .

Şimdiye kadar bir arpa boyu yol gitmedik ve siz bize yeni hiç bir şey söylemediniz. Konumuz AT teorisi. Ali Hoca degil.

Ayrıca evrimin big bang öncesi ile ilgilenmedigini de söylemiştim. Evrimin alanına canlılıgın türleşmesine gelelim isterseniz. Başlıga biz göz gezdirin isterseniz.

saygılarımla

evrensel-insan 26-08-2008 23:24

Saygideger berae;

Bu senin verdigin, tum orneklemeler "eger" sartinin bir cekimidir.

Ornek:"Yagmur yagmasaydi, disari cikardim" veya tersi "Yagmur yagsaydi, disari cikamazdim. Bunun, genis zamani, yani mumkunu ise soyledir:" Yagmur yagarsa, disari cikmam" veya "yagmur yagmazsa, disari cikarim.

Butun, bu durumda; akilli tasarimdan, bahsedersek; birincisi, "eger " olayi gecmiste yasandigi icin olay bitmistir. Yani; ya yagmur yagmis, disari cikamamisimdir. Ya da yagmur yagmamis, disari cikmisimdir. Bu ornekte, benim, disari cikip cikmamam yagmurun durumuna baglidir. Yani, bana bagli degildir.

Ben, kararimi, yagmura gore veriyorum. Dolayisiyle, buradaki, ben ornegini; tasarlayanla ozdeslestirirsek; demek ki, tasarlayana bagli degildir. Sadece, tasarlayanin disindaki, iki olgunun; biribirine bagliligi, benim-ya da varsa bir tasarimci!, onun- kararim olur. Buradaki, tasarim da, o sartlarin, o sekilde olusmasidir. Orta da, bir tasarlayan veya tasarlanan, yoktur. Sadece,"eger" e bagli sartlarin, olusturdugu bir olusum vardir.

Ustelik, butun bu "eger" durumu, dunya ve onun sartlari icin gecerlidir. Baska, bir gezegende de gecerli olsaydi, zaten hayat olurdu. Ben, sadece bizim gunes sisteminden bahsediyorum. Ustelik, hayat olsa bile; bu hayat sarti, dunyevi temelde olmazdi. Butun, bilinen yasam ve canli sartlari, sadece gunumuzde, dunya icin gecerlidir.

Dunyayi, da, uzayda, okyanusta bir nokta-su zerresi-olarak alirsak; Bizim, icin-insanoglu- ve uzerinde yasayan, diger canlilar-cok buyuk bir oneme sahip olan dunya, uzay boslugunda, hic bir anlam ve icerik tasimaz.

Dunya temelinde, kim sorusunun tek bir cevabi, vardir; o da insanoglu. Dolayisiyle, bu tasarimi ortaya atan, sonucta bir insanogludur. Kendi dusuncesinden, bunlari uretmistir. Aksi, bu akilli tasarimin "eger" lerini ortaya, koyan tanri ise; o zaman, bu ifadeleri yaziya doken, sahislara, "bir vahiy gelmis"! olmasi lazim. Ki bildigim kadariyla, bu sahislar; boyle bir iletiden bahsetmiyorlar.

Kim sorusundan sonra, diger butun sorularin; ne, neden, nasil, nicin, ne zaman, v.s. sorularini soran da, cevaplayanda, kim olan, yani insanogludur. Dolayisiyle, AKILLI TASARIM; INSANOGLUNUN BIR DUSUNCE URUNUDUR.

Tarihler, boyu yapilan, gunumuzde de tekrarlanmaktadir. Amac, tekrar tanriyi bulmak; ve eski ideolojilerle ve akil yurutmeyle elden cikmis beyinleri; bu yeni yontemle, tekrar, tanriya baglama cabasidir.

Akilli tasarim, bugun; amerikan idealizminin, dini kolu olan evengalizmin dayandigi tek dayanaktir. Amac, insanligi, ronesans oncesine; ortacag karanliginin, insanlik disi ve dini mentaliteden baska bir dusunce uretmeyen donemine cekmektir. O yuzden, akilli tasarima; sadece tanriyi yeniden buldurmak yonuyle degil; dini mentalitenin korunmasi ve ayrilmis ve bolunmus, dunya yapisinin korunmasi temelinde bakmak gerekir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

berae 26-08-2008 23:30

bilimin ne olduğu ya da ne olması gerektiği konusunda ilk önce anlaşmamız lazım. sonrası kolay ayrıca bir arpa boyu yol gitmediğimizi söylemişsin. bambu ağacının nasıl yetiştiğini bilirsin. toprağa ekilen bambu tohumu altı yıl boyunca hiç filiz vermez. ama çinliler bu tohumu altı yıl boyunca bıkmadan usanmadan sulamaya devam ederler ve altıncı yılın sonunda 26-27 m uzunluğunda bir bambu ağacı ortaya çıkar. onun için yol alamadık diye üzülmemize gerek yok. sabrederek, birbirimizi anlamaya çalışarak ve edindiğimiz bilgilerle birbirimizi besleyerek tartışmaları sürdürürsek inan hiç beklemediğin kadar çooook mesafe kat edeceğimize ben inanıyorum. ama sorunun temelinde tartışmalıyız: bilimin neliği, determinizm( kozalite- nedensellik), evrendeki düzen ( düzeni inkar edemeyiz. çünkü bu düzeni evrimcilerde kabul ediyor ama oluşumunu farklı açıklıyor) ve bunları hallettikten sonra da tanrı fikirlerinin tartışılması gerekiyor.

evrensel-insan 27-08-2008 00:06

Saygideger berae;

Bilim; insanoglunun, ya yansisini algiladigini-ki bes duyusuyla- somutu, madde veya nesneli veya objeyi; ya da sezdigini duyumuna tasidigini-soyutu, dusunceyi, inanci, subje veya ozneli; her turlu bilgi uretme temelinde; deneye ve gozleme tabi tutmak; gunumuzde ise, cikarsamali yalanlama metoduyla, beynin yaratici ve hayal gucunu kullanarak, her turlu soru-cevap yontemiyle, insanoglunun kendi dahil; hersey temelinde bilgi uretmek.

Bilimler, sosyal-siyasal ve pozitif olmak uzere iki ana dala ayrilir. Epistomoloji de; bilimin bugunku bilinen ve kabul edilen siniri demektir. Epistemolojik temelde, bilimin; ne bir basi ne de bir sonu vardir. Bilim bir bilme-kullanma surecidir. Bilhassa, pozitif bilim; bazi axiomlardan yola cikar. Sosyal, ya da dusuncesel bilimler ise-ki soyut da diyebiliriz-tamamen, felsefenin, hangi ideoloji temelinde ki bakis acisiyla ortaya konmasina baglidir. Sonucta, tum teoriler, birer varsayimdir. Pratikte, deney ve gozlem ve de cikarsama yoluyla; kanitlanir ya da curutulur.

Bilimlerin, iki ana biribirine zit bakis acisi vardir. Ya bir tasarimci, yapici, olusturucu, yaratici v.s. aranir; ya da epistemolojik yaklasilir.

Ama her halukarda da, bu iki biribirine zit yanasimi ortaya koyan insanogludur. Yani, kim sorusunun cevabi, herzaman ve her durumda; insanogludur.

Teorileri-varsayimlar-ortaya atanda insanogludur, deneyen, gozlemleyen kanitlayan ve curuten de,

BILGI; INSANOGLUNUN BILGISI, BILIM; INSANOGLUNUN BILIMIDIR. KIM? INSANOGLU. Soru ise, insanoglunun nasil veya hangi evrensel yontemle bildigidir ve bildirdigidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

frodo 27-08-2008 00:34

Alıntı:

berae´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 124669)
aşağıdaki yazı bing bangın tasarım delili olduğunu gösteren çok çarpıcı ifadeler içermektedir. caner taslaman'ın kaleminden..........

TASARIMA 40 ÖRNEK

Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.

1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.

3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.

5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini ’ te 1 olarak hesaplamıştır.

6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.

11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.

12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.

13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.

14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.

15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.

16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.

17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.

18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.

19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.

20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.

21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.

22) Süpernova patlamalarının uzaklığı,yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.

23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.

24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.

25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.

26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.

27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.

28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.

29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.

30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkansız olurdu.

31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.

32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.

33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.

34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkansız olmasına sebep olabilirdi.

35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0.000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkansızlaştırırdı.

36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.

37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.

38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.

39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.

40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.

İnsani ilke yaklaşımının karikatür düzeyinde sunulmasından başka hiç bir anlamı olmayan bu yazı çok ilginç bir kurgunun üzerine inşaa edilmiş: big-bang !!

İyi de şimdilik spekülasyondan öte anlam taşımadığı bizzat bu hipotezi ortaya
atanlarca da kabul edilen kozmolojik bir kuramın teorik hesaplamalarını tanrının
varlığına kanıt olarak sunmak tehlikeli değil mi ? Ya big-bang hiç olmadıysa ?
O zaman bu insani ilke çıkarımları ile ispatlanan (!) tanrı nereye kaçacak ?

Bir diğer nokta hem evrimi şiddetle red edecek, allahın ol demekle oldurduğu bir
evren anlayışına sahip olcaksınız hemde baştan aşağı evrimi (bunun adına tasarım diyerek) anlatan yazılardan medet umacaksınız ?

Bu kadar direnmeyin, evrim teorisi sadece evangelistlerin dünyasında hükümsüz. :D Onların Türkiye temsilciliği ile hiç bir yere gidemezsiniz. Evrimi
anlamaya kavramaya çalışın.

emperrordiablo 27-08-2008 00:55

Arkadaşlar bu kadar bilimsel olayı tartışmaya benim entellektüel birikimim yetmez sanırım normal bir insanında yetmez,bu yüzden branş eğitimi denen şey var,lakin şunu iddaa ediyorum ben kıt beynimle evrim teorisinin yok olması demek , kuranın allahını ispatlamaz,muhhamedi haklı çıkarmaz...

berae 06-09-2008 22:14

dilaver yazmayacaktım ama yazmaya karar verdim. ne kadar bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olsanızda....

İlk insan Hz. Adem'den bu yana ne kadar zaman geçmiştir? Ve bu hususta ileri sürülen yüz binler yıllık tarihler, ne derece doğrudur? Bugünkü kabule göre, dünya 5 milyar yıl önce sıcak ve yoğun bir gaz kümesi idi. 4 milyar yıl önce ise, koyu bir ateş topu halinde bulunuyordu. Hayat ise, tek hücrelilerin ortaya çıktığı 1 milyar yıl öncesine dayanıyor.

Bu tahmin, çağlar boyunca zamanın hep aynı aktığı ve sabit kaldığı düşünülerek yapılıyor. Halbuki zamanın değişken bir boyut olduğu ve onun, atomda, ışınlarda, olayların başında ve sonunda farklı bir seyir takip ettiği anlaşıldı. Bu durum, bir ırmağın yeryüzü şartlarına göre aynı hızlarda seyretmemesine benziyordu.

Zaman, mesela, ilk çağlarda genişleme gösterip durgun akabildiği gibi, asrımızdaki şekliyle de daha hızlı bir seyir takip edebiliyor. İlk çağlardaki iri hayvan ve bitkilerin, şimdikilere oranla on kat daha fazla yaşadıklarına bakılacak olursa, o çağlarda zamanın on kat daha yavaş aktığı söylenebilir. Bu durumda yaş hesaplamalarını, şimdiki zaman akışına göre yaklaşık (1/10) onda bir ölçüsünde küçültmek mantıklı olur. Buna göre Güneş Sisteminin 4 milyar değil 400 milyon, hayat başlangıcının 1 milyar yıl değil 100 milyon yıl önce ortaya çıktığı ve 100 bin yıl olduğu farz edilen insanlık tarihinin 10 bin yıl olduğu sonucu ortaya çıkar.

Cisimler hızlandığında ve ışık hızına yaklaştığında, mutlak sandığımız değerlerin bir bir değiştiğini gözleriz. Mesela ışık hızına çok yaklaşan birinin zamandaki seyri, bize göre 14 defa daha yavaştır. Yani o kişi 1 yıl yaşadığında, biz 14 yaş almış oluruz. Bu hızda seyreden birinin sadece zamanı değil, boyu da değişikliğe uğrayarak yarıya iner. Ağırlığı ise üç misli artar. Diğer bir ifadeyle, ağırlığı 70 kg'dan 210 kg'a yükselen o kişinin elindeki metre yarı yarıya kısalmış, kolundaki saat ise yerdeki bir insana göre 14 defa daha yavaşlamıştır. O kişinin böyle bir saatle kainatın geçmişini ve insanlığın tarihini ölçmesi halinde ulaştığı sonuçlar doğru olabilir mi? Aynı şekilde yerdeki biri de, enerji dünyasını normal saat ve cetvelle ölçmeye teşebbüs ederse başarı elde edebilir mi? Maddi alemin çapını, kütle hesabını ve zamanını bu ölçülerle incelersek doğru sonuçlara ulaşamayız. Aynı hesaplamayı, enerji dünyasında yaşayan enerji-varlık cinlerden biri yapmaya kalkışsa, enerjinin ölçüleriyle maddi dünyayı ölçmeye çalışsa, doğru sonuçlar elde edemeyecektir.

Radyoaktif elementler, “yarı ömür” denen sırlı bir olayla, belli bir zaman sonra, esrarını bilemediğimiz bir şekilde enerji denen mahiyete çevrilir. Mesela 1 kg. Uranyum, 1620 sene sonra yarım kiloya iner. Bu süre Uranyumun yarı ömrüdür. Maddenin bir şekli ve boyutu varken onun hamuru ve aslı olan enerjinin, boyutsuz ve zamansız dünyasının sırlarına henüz vakıf değiliz. Bildiğimiz bir şey, enerjinin ışık hızında olduğu ve maddeden tamamen farklı özellikler sergilediğidir. Radyoaktif elementlerin belli bir zaman sonra yarıya inmesi, canlıların özellikle yakın geçmişleri ile ilgili ipuçları vermektedir. Ne var ki, biz, hesaplamaları hep madde konusuyla ele alıyoruz. Bu hesabı enerjinin ölçülerine göre yaparsak: Yani neredeyse ışık hızı dediğimiz ışık hızının %99 küsuru ile ele alırsak (Elektron gibi birçok atomaltı ve kozmik parçacıklar bu hızda seyrederler. Tabii ki bu hızda parçacık değil ışın halindedirler), hesaplarımızda düzeltme yapmak zorunda kalır ve kainatın yaşının 16-20 milyar yıl değil, bunun on dörtte biri olduğu sonucuyla karşılaşırız. Dünyanın yaşı ise 4 milyar yıl yerine 300 milyon yıl bulunur. 100 bin yıl önce ortaya çıktığına inandığımız insanlık tarihi ise, aniden 7000 yıla iniverir.

Bu anlatılanları destekleyen meselenin bir başka yönü de, ivmeli bir artış gösteren dünyanın şu andaki nüfus miktarıdır. Eğer insanlık tarihinin 15 bin yıldan bu yana devam ettiği ve bu tarih boyunca ortalama ömrün hep 70 yıl olduğu kabul edilirse, dünya nüfusu yapılan hesaplamalara göre şimdi 1 trilyon civarında olmalıydı. Şu andaki teorik anlayışa göre yüz binler yıl olduğu ileri sürülen insanlık tarihinin 15 bin yıldan daha kısa olması gerekiyor. Bu da kafi gelmemekte, atalarımızın ilk zamanlar 600-1000 yıl gibi daha uzun ömürlü olduklarını kabul etmek durumundayız. 100 sene sonra dünya nüfusunun ne kadar olacağını tahmin edebileceğimiz gibi, aynı tahmini geriye doğru gittiğimizde, Hz. İsa döneminde dünya nüfusunun 250 milyon kadar olduğu hesaplanıyor (Miller, C.Tyler. “Living In the Environment” Kaliforniya A.B.D. 1975). Dünya nüfusuna tesir eden veba gibi salgınlar ve savaşlarda ölenlerin ancak nüfusun yüzde bir buçuğuna tekabül ettiği kabul ediliyor. Bu durumda insanlığın ömrünün yüz binler yıl olduğu iddiası da geçerliliğini kaybediyor. Sadece nüfus artış hızı bile insanlığın ömrünün 10 bin yılı geçemeyeceğini gösteriyor.

Bugünkü tarih hesaplamalarında kullanılan metot, termodinamik soğuma gibi kaba bir metottur. Radyoaktif yarılanmaya dayanan hesaplama metodu ise, uzak zamanlar için doğru sonuçlar vermemektedir. Bu durumda en güvenilir ve doğru kaynak, Kur'an ve Hadislerin haberleri olmalıdır. Zaten ilmin doğru sonuçları ile Kur'an'a ait gerçekler birbiriyle her zaman mutabık kalmış, birbirini çürütmemiştir... Çünkü kainat ve Kur'an, Allah'ın iki ayrı kitabıdır. Yeter ki her iki kitabı da doğru anlayalım ve yorumlamayı bilelim. Bazen görülen yanlışlıklar, yorumlayanların yetersizliğinden ileri gelmektedir.

Peygamberimiz “Ben insanlığın ikindi vaktinde geldim.” buyuruyor. Diğer bir hadisinde ise “Benim ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmeyecek.” buyurmuş. Günün dörtte ya da beşte biri olan ikindiden akşama kadar ki vakti 1500 yıl kabul ettiğimizde, insanlığın ömrünün 6000 - 7500 yıl arasında olduğu ortaya çıkar. Diğer bir meşhur hadis rivayetinde ise bu açıkça ortaya konmuştur: “Adem'den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin senedir.” Görüldüğü gibi bu üç hadis birbirini teyit etmekte ve tamamlamaktadır. Muhbir-i Sadık olan Peygamberimizin (s.a.v.) ahirzamanla ilgili verdiği haberler bir bir çıkmaktadır.

dilaver 06-09-2008 22:29

insanlığın ömrünün 6000 - 7500 yıl arasında olduğu ortaya çıkar

Sayın barea, siz zaten beni tahlil etmişsinzi : ne kadar bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olsanızda....

lütfetmişsiniz. Elbette sizin gibi ilim ve bilim sahibi olamam, benim itikadım kendi halümce bedrettin olabilmektir. Neyse bunalr sizin yanınızda konuşulacak konular degil elbette. Ancak yukarıdaki yazdıgınız yazıyı ayık kafa ile mi sarhoş kafa ile mi yazdınız, önce onu sorayım, sonra da cro magnonları sormaya niyetliyim. Ama siz gene bunları benim cahilligime verin.

Malum sizler kadar okumuş olamıyoruz, sonuçta bizler emekçiyiz.

saygılarımla

ShadowSong 07-09-2008 00:16

Mesajları okumadım başlık için yazıcam sadece,
Ateist ve Materyalist insanlar Evrimi çıkar yolu olarak kullandıkları için ki çıkar yolu derkende yanlış anlamayın,başka türlü canlı çeşitlenmesini açıklayamadığı için bunu direkt savunucusu haline geldiler.

Birçok insana evrim derseniz ateistlerle ortak olarak algılıyor,baya kötü bir izlenimi var yani,Evrim noktasında;
Evet evrim var,
Ama Darwin tarzındaki evrim,müslümanların yaratılış inancı gibi bir inanç sadece.

ShadowSong 07-09-2008 00:24

Alıntı:

frodo´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 124703)
İnsani ilke yaklaşımının karikatür düzeyinde sunulmasından başka hiç bir anlamı olmayan bu yazı çok ilginç bir kurgunun üzerine inşaa edilmiş: big-bang !!

Bu Big bang karşıtlığınız nedir?
Neden olaylara gerçekten bilim adıyla bakmıyorsunuz?

Ortada olabilmek önemlidir.
Mesela ben akpyi sevmem,ama halkın akp görüşünü hiç sevmem,şunu demek istedim;
haber7 sitesine girerim,akp fahiş zamda yapsa,akpyi haklı bulucu şeyler yazarlar.
haber3 sitesine girerim,akp iyi birşeyde yapsa,akp karşıtı şeyler yazarlar.

İyi birşeye iyi diyebilmek,kötüye iyi diyebilmek,ve bunların totaliyle bir taraf seçmek önemlidir.
Evrim mesela,darwin dışındaki evrim doğrudur,darwinin tarzındaki evrimse şuan bir sonuca varamadı halen,varırsa onu kabul edip etmeme lüksüm olmaz.
Aynı Bigbang gibi.Hemen hemen okuduğum birçok yazar,Bigbangin doğru bir teori olduğunu ama bazı açılardan geliştirilmesi gerektiğinde hem fikir.Burada halen bigbange hayır demek abesle iştigal.

Ayrıca o alıntı yaptığınız maddelerden uzay konusunda olanlar haklı,diğerleri konusunda spesifik bilgim yok malesef.Ama oradaki Jüpiter'in Dünyayı göktaşından koruyucu kalkan görevi doğru,ve size başka bir başlık altında da Dünya Özel bir gezegendir derken bunları kastediyordum,Nasa'nın kendi sitesinde bir link var dünyanın neden "çok" özel olduğunu anlatan 120 sayfalık bir makaleye yönlendiriyor,tavsiye ederim.

Tekrar Bigbange dönmek gerekirse,
İnsanlar değil Darwin evrimini,Normal Evrimi bile kabul etmiyorlar söyleminde Ateistleri haklı bulmuyorum,Bugün Materyalistlerin savunduğu Evren sabit görüşü bitti,Ateistlerde bu sefer Bigbange sardı, 2 tarafta bilim konuşmuyor artık.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:12 .