![]() |
Kemalizm nedir?
Kemalizm nedir bilen varsa yazsın. Ekonomik, siyasi temelleri nedir?
c/p yapmadan yazın lütfen. Ben böyle bir ideoloji, siyaset, ekonomi dünya yüzünde görmediğimden dolayı yoktur diyorum. Ama siz benim yok dememe boş verip, olmayanı kanıtlayın bu sitede buna alıştık zaten, şimdide biri çıkar sen Kemalizmin olmadığını kanıtla der. Selamlar. |
Bencede yoktur daha öncede yazdım zaten.
Mustafa Kemal vardır ama alt yapı olmadan üst yapı olmayacağına göre,düşünmezlermi? |
Kemalizm sözcüğü ilk olarak Anadolu'daki antiemperyalist direniş için kullanıldı. Mustafa Kemal yandaşlarına Kemalist diyorlardı. Daha sonra Anadolu'daki yeni kurulan devletin ideolojisi oldu "Kemalizm". O dönem dış basınında da sık sık rastlanan bir şeydi "Kemalist Türkiye", "Kemalist rejim" ifadeleri.
Rusya'da nasıl Komünizm, İtalya'da nasıl Faşizm varsa bizim de Kemalizm'imiz olsun istekleri o dönemde de tartışılmaktaydı. R. Peker'in "Her partinin ideolojisi var bizimki de Kemalizm olsun." sözleri de bilinen şeylerdir. Özellikle Kadro hareketi ile başlayan Kemalizm inşası özünü Atatürk devrimlerinden alır. Anadolu'da, sanayileşmemiş Anadolu'da bir dizi devrim olmaktadır ve bu devrimlerin ideolojik tanımlamasını yapmak gerekir. Zannediyorum ki sorun da zaten burada ortaya çıkıyor. Kemalizm, bilinen tipik ideolojiler gibi teorikten pratiğe geçmemiş, bilakis pratikten teoriğe geçmiştir. Ve bu yüzdendir ki tüm diğer ideolojilerden daha materyalisttir. Anadolu'da bir atasözü vardır; "Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz." diye. İşte Kemalizm de tam olarak budur! Medyumvari bir şekilde boş bir çok teori yazmak yerine, özünü çağdaşlaşmadan alan geniş çaplı devrimler gerçekleştirilmiş ve deneme yanılma ile, hangi devrimlerin bu topraklarda geçerli olabileceğini görmüştür. Ve daha sonra teoriğe geçirmiştir. Zaten Mustafa Kemal ilk olarak, 1935 CHP Kurultayında bahseder "Kemalizm"den. Parti programının giriş kısmına kendi el yazısıyla "Partinin güttüğü bu esaslara Kemalizm prensipleri denir." yazar. Saygılar |
Resmi olarak 1935'deki CHP kurultayında kullanılmışsa da 30'lu yıllarda "Kemalizm" sözcüğünün kullanımının bir evrimi vardır.
Vgm, alıntısız yorum istedi ama bu gelişimi aktarırken cımbızlama alıntılara ihtiyaç var. "Kemalist" sözcüğünü Milli Mücadele döneminde ilk kullanan İngilizler olmuştur. Sonraki ilk kullanım ise, 1930 yılında ülke içindedir. Ahmet Cevat Emre, çıkardığı Muhit dergisinde Kemalizm terimini ilk kez 1930 yılının Temmuz sayısında kullandı. Emre, “Kemalizm doktrin olarak, bütün siyasi prensipleri malum bir demokrasi mektebidir” demişti yazısında. Ali Naci Karacan çıkardığı İnkılap gazetesinde, 2 Aralık 1930 tarihindeki başyazısında “Rusya’da nasıl bir Komünizm, İtalya’da nasıl bir Faşizm varsa, bizde de bir Kemalizm olmalıdır” diyordu. Türk Devrimi’nin önde gelen eylem adamlarından ve Kemalizm’in belli başlı ve ilk teorisyenlerinden biri olan Mahmut Esat Bozkurt, ilk kez Kemalizm terimini, Kasım 1932 tarihinde Anadolu gazetesinde kullandı. Bozkurt, sol milliyetçi olarak nitelenen, Marks'ın Kapital'ini Türkçe'ye çevirmeye ilk girişen, yazılarında sık sık Öarks'tan alıntılar yapan, laikliği savunan ve Diyanet işleri'nin devlet bütçesinden ayrılması gerektiğini savunan bir Kemalist idi. Ocak 1932-Ocak 1935 tarihleri arasında, aylık olarak yayımlanan Kadro dergisinin Yakup Kadri Karaosmanoğlu hariç yazarlarının hemen hepsi Marksist kökenlidir. Şevket Süreyya Aydemir, İsmail Hüsrev Tökin , Vedat Nedim Tör ve Burhan Asaf Belge gibi. Kadrocular; Marksist kökenden gelmelerinin de etkisiyle, Marksizm’i biraz da bükerek, temel çelişkinin burjuvazi ile emekçiler arasında değil, sanayileşmiş uluslarla / sanayileşmemiş sömürge uluslar arasında olduğunu tezini ileri sürüyorlardı. Bu, burjuvazi ile emekçi sınıfların çelişkisiyle, sanayileşmiş ülkelerin kendi aralarındaki Pazar ve sömürge kavgalarının reddi anlamına gelmiyordu. Onlar, milli kurtuluş hareketlerinin öncü ideologları olarak, Kemalizm’i üçüncü dünyacı bir ideoloji haline getirmek ve az gelişmiş uluslara örnek olmak niyetindeydiler. Kemalizm’e sosyo-ekonomik bir içerik kazandırmak isteyen Kadrocular, alternatif bir devrim ideolojisi yaratmak amacındaydılar. Devletçiliği sınıf kavgasını önlemek için bir araç olarak da gören Kadrocular, özel sektörün büyük ölçüde kısıtlanmasından yanaydılar. Bu bakımdan hem özel sektörü savunanlardan, hem de onların böyle bir ideoloji yaratma çabalarından rahatsız olan CHP Genel Sekreteri Recep Peker’den tepki gördüler. Bu da onların sonunu hazırladı. Halkevleri’nin yayın organı olarak 1933 yılında çıkarılmaya başlanan Ülkü Dergisi, Recep Peker’in öncülüğünde, aralarında Nusret Köymen’in de bulunduğu bir grup aydın tarafından Kemalizm’in teorisyenliğine girişti. Köycü ve sosyo-kültürel tezlerle yola çıkan Ülkü’cü grup, dönemin otoriter dünyasının yansımalarını taşımaktadır. Benzer eğilimleri taşıyan Kadrocularla birlikte liberalizme muhalif bir tavır sergilediler. Her iki grup da, bizzat Atatürk tarafından otoriter eğilimleri nedeniyle tasfiye edildi. Bu tasfiye, Karaosmanoğlu’nun “Zoraki Diplomat” olarak Tiran’a gönderilmesi ve Peker’in CHP Genel Sekreterliği’nden alınmasıyla gerçekleşti. |
Kemalizm hakkındaki düşünceme gelince;
Bana göre Kemalizm bir ideoloji değildir, olamaz. Kemalizm, bir ışıktır, bir yol haritasıdır. Kemalizm'in bağlantılı olacağı İdeoloji sosyal demokrasidir. Kemalizm faşizmle, komünizmle uyuşmaz. Sosyalizm, belki Kemalizm'e uygun revize edilebilir ama bu revize edilmiş hali de sosyal demokrasinin biraz ileri, biraz daha sol şekli olabilir. İdeoloji sosyal demokrasi, rehber Kemalizm olabilir. Bu da bir anlamda ulusalcı bir sosyal demokrasi olarak düşünülebilir. |
“Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar”. M.Kemal
http://www.turandursun.com/forumlar/...light=kemalizm |
Sosyal Demokrasi kanımca Kemalizmle örtüşecek son ideolojidir.
Gerek Kemalizm’i ortaya çıkaran felsefe ve şartlar, gerek Kemalist devrimin uygulamaları, çok net bir gerçeği gözler önüne seriyor. Bu gerçek, Kemalizm ile sosyal demokrasinin asla ve asla uyuşamayacağı gerçeğidir. Bir olgu, hem kendisi hem karşıtı olamaz. O yüzden ne Kemalizm sosyal demokrat bir ideolojidir, ne de sosyal demokrasi Kemalizm’i içinde barındıracak olgunluktadır. Biri emperyaldir, diğeri antiemperyalist! Kemalizm, mazlum milletleri kurtarma misyonunun önderi olma iddiasındadır, sosyal demokrasi tüm mazlum milletleri ne kadar sömürebileceği hesabında. Avrupalı sosyal demokratlar değil miydi zaten Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan? Yine onlar değil miydi bizi destekleyen Sovyet devrimcilerini “Emperyalist Bonapartçılar” diye itham eden? Ulusal Kurtuluş Savaşımıza karşı çıkan böylesi çıkarcı gruplarla Kemalizm'i benzer tutmak mümkün müdür? Mısır Cumhurbaşkanı Nasır, Süveyş Kanalı’nı Mısır egemenliğine almaya kalktığında savaş açan kimdi dersiniz? İngiliz İşçi Partisi miydi yoksa? Peki, Yugoslavya’yı kimler işgal etmişti? Fransa Sosyalist Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi ve yine İngiliz İşçi Partisi mi? Ya Afganistan ve Irak’ı işgal edenler? Yine mi İngiliz İşçi Partisi yoksa? Şimdi kalkıp Sosyal Demokrasi ile Kemalizm arasında köprüler kurmanın ne anlamı var? Saygılar |
Alıntı:
Saygılar |
Arkadaşlar Kemalizm'in kapitalizm/sosyalizmden farklı olarak, ekonomik modeli varmı dır? Varsa nedir?
Kısaca kapitalizm/sosyalizmin her türevine yeni adlar mı takacağız? Üretim/bölüşüm ilişkisi nasıldır? Bu arada Mustafa Kemal Atatürk benim en çok saygı duyduğum ve sevdiğim tarihi kişiliktir. Ama Kemalizm vs., Mustafa Kemal'den çok açık bir biçimde bağımsız gelişmekte. Sünnete bakılıp yol haritası çizilmeye çalışılmakta, tabi çağın, toplumun gereksinimlerinden kopuk. Selamlar. |
...birde belki sunu sormak lazim.....Mustafa Kemal , ne kadar Kemalist'dir ?
|
Kemalizm, kapitalizmden uzak Sosyalist bir ideolojidir.
Sevgili vgm, kapitalizm/sosyalizm türevlerine farklı adlar mı vereceğiz sürekli demişsin de iş Marksizm, Leninizm, Maoizm gibi klasik ideolojilere gelince sorun olmuyor da Kemalizm'e gelince mi sorun oluyor ben orasını tam olarak anlayamadım. Hem farklı isimlerle anılmasının ne sakıncası vardır? Konu aynı, üslup faklı olunca da her üsluba ayrı bir isim verilmesi kadar doğal bir şey olamaz diye düşünüyorum. Kemalizm'in Mustafa Kemal'den bağımsız şekillendiğini düşünüyorsun. Bu çıkarımı hangi olaylar üzerinden yaptığını sorabilir miyim? İnvi, Lenin ne kadar Leninistse Mustafa Kemal de o kadar Kemalisttir. Bu anlamsız soruyu neden sordun merak ediyorum. Saygılar |
İmhotep; Pante'nin yazılarından çıkarıyorum. Oldukça da iyi ve ışık tutan yazılardı. Dikkat edersen Kemalizm sözünün bile ne kadar zorlama bir şekilde oluştuğunu görebilirsin, en azından ben öyle görüyorum.
Marxizm denince akla sosyalizm gelir üretim ilişkilerini işaret eder, Leninizm denince de akla üstyapı yani devlet gelir. Ama zaten her ikiside sosyalizmi işaret eder. Maoizm literatürde pek geçmez zaten. Kısaca söylemeye çalıştığım Kemalizm bir sosyalizm, kapitalizm, feodalizm, komunizm gibi üretim ilişkilerini işaret etmez, edemez yoktur çünkü, Kemalist üretim ilişkileri nedirin yanıtı varsa buyurun yazın. Diğer yandan liberalizm/faşizm gibi kapitalizmin sisyasal ve toplumsal ilişkileri belirleyen üst yapıyıda aynı netlikte koymaz. Kısaca Kemalist devlet tipi diyebileceğiniz özgün bir devlet de tarihte olmamıştır (devlet tipi/şekli anlamında). Kemalizm'e sosyalizmdir demek herhalde yapılabilecek %100 lük tek hatadır. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararları okumanızı öneririm, İsmail Cem'indi sanırım. Bu kongrede alınan kararlar tamamıyle kapitalizmin oturtulmasına ve oluşturulmasına yönelik kararlardı. O kitaptan benim çıkardığım sonuç buydu. Bunu (İzmir İktisat Kongresi) dilaver özetlese çok iyi olur aslında, veya biriniz. Aydoe ile genellikle paralel düşündüğümüz için onun bu konudaki yazılarıda benim görüşlerimi yansıtır. Selamlar. |
evet izmir iktisat kongresinde alınan kararlar kapitalisttir ama o zamanın türküyesi düşünülecek olursa üretim gücü çok sınırlıdır.bu aşamada direk sosyalizme geçilemez.hem halkın tepkisi var.düşünsene halk yüzyıllardır dinle uyutuluyodu.ayrıca feodal yapıda çok sağlamdı.zaten bizi bu hale geitiren hala o feodal yapıyı kıramamış olması değil mi?neyse lafı uzatmıyayım benim bildğim araştırdığım kadarıyla o zamanın şartlarında bu gerekliydi.
|
İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat 1923 tarihinde toplanmaya başlıyor ve 4 Mart'a kadar sürüyor. Kongreye 1135 delege katılıyor. Atatürk'ün konuşmasıyla açılıyor. Kongre Başkanlıgına ise Manisa sanayi delegesi olan Kazım Karabekir seçiliyor.
Bu kongreden önce İstanbul'un Türk tüccarları 1922 yılında Milli Türk Ticaret Birligi ni kurarlar. Birligin amacı batı sermayesiyle Türkiye arasında aracılık yapmak, komisyonculuk yapan gayri müslim ticaret burjuvazisini zaman içinde tasfiye ederek, onların yerine geçmektir. Amerika ve Avrupa'nın büyük ticari kuruluşlarıyla dogrudan ilişkiye geçmeyi hedefleyen birlik, gerçekleştirilecek işbirliginin Türk tüccarlarıyla yapılmasını saglamayı amaçlamaktadır. İstanbullu tüccarların oluşturdugu bu birlik, gelişebilmek için siyasi iktidarın destegine ihtiyaç duyuyordu. Bu birlik görüşlerini yaymak ve iktidardan destek alabilmek için 1923 Ocak ayında bir kongre toplamaya karar verir ancak aynı günlerde hükümet de İzmir'de bir kongre hazırlıgı içerisindedir. İktisat Vekili Mahmut Esat Bozkurt, birlige bir telgraf çekerek, birligin kendi düzenleyecegi kongreyi iptal ederek İzmir İktisat Kongresine katılmalarını ister. Birlik de buna uyar. 1922 yıllarının son günlerinde İktisat Vekaleti bütün illere bir genelge göndererek İzmir'de toplanacak bir İktisat Kongresi için hazırlıklara başlanmasını ister. Kongreye her kazadan 8 delegenin katılması öngörülür. Delegeler mesleki temsil ya da sınıf esasına göre seçilecekti. kongre sırasında, çiftçi, sanayici, tüccar ve amele olmak üzere dört grup halinde çalışma yapıldı. Ancak delegelerin seçilmesinde sözü edilen sınıf temsili hiç bir biçimde gerçekleşmedi. Büyük toprak sahipleri ve ticaret burjuvazisi örgütlü olarak kongreye katılırken, yüksek bürokratların da bir kısmı çeşitli tabakaları temsilen delege olabilmişti. İstanbullu amle delegelerin seçilmesinde etkili olan İstanbul Amele Örgütü aslında Milli Ticaret Birliginin paravan ve kukla bir örgütü idi. Örnegin romancı Aka Gündüz Kütahya amele delegesi olarak kongreye katılmış ve kongre başkan yardımcılıgına getirilmişti. KOngre çeşitli grupların İktisadi esaslarının yanısıra Milli Türk Ticaret Birliginin yabancı sermaye ile ilgili görüşlerini benimsedi. Bu kararlarda yabancı sermayenin ülkeye giriş koşulları belirtildikten sonra, yabancı sermayeyi ortaklıga yöneltecek tedbirler getirilmektedir. İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'nde esas olarak liberal bir kalkınma yolu benimsenmiştir. Devlet özel sektörü destekleyerek gelişmesini saglayacak, alt yapı tesislerini kuracak ve özel sektörün gücünün yetmedigi alanlarda yatırım yapacaktır. Olabildigi ölçüde piyasa ekonomisi koşulları benimsenmeye çalışılmıştır. Kısaca Kongre toprak sahiplerinin ve ticaret burjuvazisinin etkinligi altında geçmiştir. Örnegin tarımda çalışan kesim işçi statüsünde sayılmamıştır. Amele delegelerin iş kazasına ugrayan işçilerin zararının işveren tarafından karşılanma önerisi diger grupların oylarıyla reddedilmiştir. Sendika hakkı tanınmalıdır denmişse de bu 1940 lara kadar yürürlüge girememiştir. 1931 yılına kadar izlenecek ekonomil politika bu KOngre tarafından çizilmiştir denebilir. En önemli kararlar şöyle özetlenebilir : ( Vikipedi den ) 1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması , 2. El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir, 3. Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır. 4. Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır. 5. Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir. 6. Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır. 7. Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır. 8. Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır. 9. İş erbabına amele değil, işçi denmelidir. 10. Sendika hakkı tanınmalıdır. saygılarımla |
imhotep ve pante arkadaşlar yazılarıyla geniş bi rperspektiften yaklaşmışlar. teşekkürler. ama vgm arkadaşa teşekkür etmeden önce birşey söylemek istiyorum.:
"Kısaca söylemeye çalıştığım Kemalizm bir sosyalizm, kapitalizm, feodalizm, komunizm gibi üretim ilişkilerini işaret etmez, edemez yoktur çünkü, Kemalist üretim ilişkileri nedirin yanıtı varsa buyurun yazın." demişsiniz. Öncelikle şunu iyi idrak etmek gerekiyor. Kemalizm savaş meydanlarında doğmuş, pratikle yorulmuştur. Ona bu ismi veren düşmanlarıdır. Uluslararası arena da atatürkçülük diye birşey yoktur. Kemalizm vardır. Nitekim Condalezza Rice da Türkiye yi kemalizmden koparmadıkça zaptedemeyiz demiştir. Sosyal demokrasi ile bağdaştırılmaya çalışıldığını görüyorum. Ve üzülüyorum. Sosyal demokrasi batının sosyalizmi yumuşatıp kendi içindeki muhalifleri susturabilmek için çıkardığı birşeydir. Ona rağmen ingiltereyi, fransayı, almanyayı sosyaldemokratlar yönetir ve bu ülkelerin ne kadar emperyalist olduklarını tartışmaya gerek yok zannedersem. atatürk ve birçok yakın arkadaşı ta harbiye yıllarından sosyalizmle tanışmış onu benimsemiz ve kendi yollarına kullanabilecek şekilde özümsemişlerdir. nitekim altı ilkenin üçü sovyet devriminden üçü fransız devriminden alınmıştır. meclis modelimizde bulgar halk senatosundan alınmıştır. yani kimse yoktan birşey var etmemiştir. yoktan varedilen tek şey zaferdir. dünyanın çıldırmışlar bunlar manyak dediği adamlar başarılarını onların suratına tokat gibi çarpmışlardır. sosyalist olmak utanılacak birşey değildir. aksine övünç duyulacak birşeydir. ama sosyalist olmak adına atatürke saldırmak kendi bindiği dalı kesmektir. nitekim sosyalizmin bu topraklarda yeşerebilmesini sağlayan da 6 ilkedir. bu ilkelerin hepsi de ekonomik model olan karma ekonomi üzerine yani devletçilik üzerine gelişir. sayın vgm den yaptığım alıntıya cevap buraya kaymış oldu. izmir iktisat kongresinde sosyalizmin veya kapitalizmin bu topraklarda kendiliğinden oluşmasının mümkün olmadığı görüldüğü için devletçi bir yapıya gidilmiştir. bakınız atatürk'ü diktatörlükle suçlamadan önce şuna dikkat etmelisiniz. bütün kararlarını çevresiyle tartışarak vermiştir. sonuçta ondan lenin kadar sosyalist olmasını bekleyemezsiniz. lenin de hayranlık duyduğum liderlerden birisidir. ama ayaklarımız kendi toprağımıza fikirlerimizde tarihimize basmalıdır. leninin kendi sözüdür. devrimi halk yığınları değil profesyonel devrimciler yapar. atatürkde bir profesyonel devrimcidir. ve ilkelerine devrimciliği eklemiştir. gerçek türk milliyetçiliği hiçbir dönemde kafataşçı olmamıştır. hep sosyalisttir hep devrimcidir. namık kemale yusuf akçuraya bakınız. bu adamlar kelle keserek dolaşıp trilyonları cukka etmemiştir. hayatları sürgünlerde geçmiştir. şiirlerini yazılarını okuyunuz. karşı olsanız bile okuyunuz. ve tekrar ediyorum en önemlisi: sosyalizm rusyaya özgü birşey değildir. bu yanlışa düşmeyelim. her memleketin kendine öz bir sosyalist yapısı olacaktır. bu olacaktır. çünkü dünyanın gittiği nokta budur. lenini a dan z ye bilmek sizi sosyalist yapmaz. eğer üzerinde yaşadığınız memleketi kanla sefaletle kuran bir lidere saygısızlık edecekseniz seddin sene sosyalist olamazsınız.boşuna uğraşmayınız. lenine hayran olunuz hayran oluncak işler yapmıştır. ama mustafa kemalinde ondan aşşağı kalır yanı yoktur. fazlası vardır. mao aynı şekilde. onlarca lider sayabiliriz. birçok sosyalist devrimci lider atatürke hayranlığını her fırsatta dile getirir. siz dile getirmiyorsanız bile nerden ne çıkarırım diye uğraşmadan bilimsel gözle inceleyerek eleştiriniz. yukarıda söylendiği gibi lenin ne kadar leninist ise mustafa kemal de o kadar kemalisttir. ve emperyalizmin bağrına saplanan bir bıçaltır. emperyalist oyunlara alet olmayalım. |
Teşekkürler prometheus, İzmir İktisat Kongresi hakkında söyleyeceklerimi sen söylemişsin zaten.
Daha önce de belirttim. Kemalizm bir pratiktir. Medyumvari bir şekilde teori yazmaz. Uygular, olursa olur olmazsa olmaz. Nitekim liberal ekonomi de bu çerçevede uygulanmıştır. Bu, Mustafa Kemal'in isteğiyle de olmamıştır. Özellikle başta o Manisa delegesi, Kongre başkanı olan zatın bulunduğu liberal kanadın bastırmaları sonucunda olmuştur. İşin sonunda görülmüştür ki liberal ekonomi bizim gibi kapitalistleşmemiş, sanayileşmemiş mazlum milletlerde işe yaramamıştır. Ondan sonra da Devletçilik olanca hızıyla uygulanmıştır. Bundan daha materyalist, bundan daha gerçekçi bir yol olabilir mi? Olaya klasik Batılı ideolojiler kalıplarından bakarsanız Kemalizm'i anlayamazsınız. Bir de Üçüncü Dünya'cı bakmayı deneyin. Saygılar |
Alıntı:
Hakimiyeti Milliye Gazetesinde Hüseyin Garıp imzalı 6-8 Mart 1921 tarihli bir röporaj, Devlet Sosyalizmi konusuna Gazi tarafından bir açıklık getiriyor; Alıntı:
Alıntı:
Mustafa Kemal'in daha öğrencilik yıllarında "Evvela Sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" cümlesini sarfettiğini de hatırlatalım. Saygılar |
Saygideger arkadaslar;
Benim algima gore, kemalizm; ulusal milliyetciliktir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Kendin Sosyalizme yakın düşünebilirsin ama Kemalizm'i sosyalizme yakın düşünemezsin. Bu tür yanılgılara düşülebileceğini düşündüğüm için "Kemalizm" sözcüğünün 1930-1935 arası gelişimini yazdım. Dikkat ederseniz o yazıda ülkücülerle, Marksist kadrocular Atatürk tarafından tasfiye edilmiştir. Kemalizmle sosyalizmin ortak tarafı antiemperyalistlik ve ulusal demokratik devrim olabilir. Ama ekonomik sistem olarak Kemalizm karma ekonomiden yanadır. Üretim araçlarının devletleştirilmesini, burjuvazinin tasfiyesini, mülkiyetin kaldırılmasını öngörmez. Alıntı:
Kemalizm'in uyumlu olabileceği ideolojidir sosyal demokrasi. Sosyal demokrasiden de CHP'yi kastettiğimiz sanılmasın, ki CHP bu çizgiden çok uzak kalmıştır. Tam bağımsızlıktan, özgürlükten, ulusal birlikten, laiklikten, devletçilikten ve devrimcilikten ödün vermeyecek Kemalistler eliyle uygulanacak ya da kontrol ve denetiminde olacak bir sosyal demokrasi emperyalistlerin, kapitalistlerin, işbirlikçilerin yörüngesinde olmaz. Bu konuda Emre Kongar'ın bir yazısı var. http://www.kongar.org/makaleler/mak_ke.php |
Atatürk ne zaman kurmuş bu köprüleri? Neden Sosyal Demokrasi'ye hiç değinmemiş de ısrarla Sosyalizm-Komünizm üzerinden konuşmuş?
Alıntı:
Şimdi kalkıp olmayan burjvayı tasfiye etmedi diye mi yargılıyorsunuz? Bence yanılıyorsunuz. Alıntı:
Saygılar |
1919-1922 arasında bir Bolşevik rüzgarı esiyordu.
O sıra kimler kapılmamıştı ki buna. Kazım Karabekir dahi kapıldıktan sonra.. 1920-1921 örnekleri yanıltıcıdır. Sadece ideolojik konularda değil, birçok konuda. Baz alınacak görüş ve düşünceler cumhuriyetin kuruluşundan, ilk devrimlerden sonraki yıllardır. Özellikle 30'lu yıllar. "Burjuvazinin tasfiyesini öngörmemiştir" dedim. Kaldırmasından sözetmedim. Zaten milli burjuvaziyi oluşturma çabasındaydı. varolan da cılız bir burjuvaziydi. Ama ideal olarak ileri yıllarda tasfiyesini öngörmemişti. Böyle bir ideoloji sunmamıştı. 1920'li yıllarda milli sırlara sahip olan Atatürk, 1930'larda çok daha açık hareket ediyordu. Sosyalizmi düşünseydi, 30'lu yıllarda bir kez olsun ağzına alırdı. Almamıştır, düşünmemiştir. O, kapitalizmle sosyalizm arasında bir sistem yürütmeye çalışmıştır. |
Klasik manada bir sosyalizm düşünmemiştir doğru. Bolşevizmin Rusya'nın egemenliği olacağını düşünmüştür. Tam bağımsızlıkçı olduğu için de dillendirmemiştir.
Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiştim daha önce. Mustafa Kemal'in devrimlerine bir bakınız. Kapitalizm-Sosyalizm ikilisinin hangisine dahil edersiniz? Hem halkçı, hem cumhuriyetçi, hem devrimci, hem milliyetçi, hem devletçi, hem laik olan hiçbir kapitalist ideoloji duydunuz mu? Son olarak, Mustafa Kemal kimleri burjuva olarak yaratmıştır? Saygılar |
Alıntı:
Şakir Zümre - Milletvekilliğinden Madeni eşya sanayiciliğine. Nuri Paşa (Enver paşa'nın kardeşi) - Ordu siparişleriyle sanayici olmuş. Bezmenler-Mensucat Santral Emekli miralay Hakkı Bey - Yakup Kadri karaosmanoğlu'nun "Ankara" romanından yeni yetme burjuva Milletvekili Murat Bey - " " " " " Daha fazlasını Türkiye'nin Düzeni - Doğan avcıoğlu'ndan okuyabilirsiniz. |
Marksist teori sosyalist mücadeleyi emek-sermaye çelişkisi ve bunun uzantısı olarak da burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki mücadele olarak ortaya koyar.
Lenin ise Marksist teoride önemli bir düzeltmeye girişir ve işçi sınıfı ve burjuvazinin mücadelesinin yanına ezen-ezilen uluslar mücadelesini koyar. Aslında bu Marksizmin aşılması için önemli bir fırsattır ama bu düzeltmeyi yapan Lenin bunu Marksiz-Leninizm olarak yine Marksizm içi bir çerçevede tanımlar. Böyle olunca da Marksizmin enternasyonal yönelimini aşmak mümkün olmaz. Marks’ın göremediği, Lenin’in ise formüle edip teorileştiremediği gerçeklik tarihin ezen ve ezilen milletler arasındaki mücadele olduğudur. Atatürk ise bu karşıtlığı çözen ilk devrimcidir. Ancak Kemalizmi sosyalizmden ayırma gayretindeki çevreler yine de ısrarla Kemalizmin sınıf mücadelesine ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan bir rejim kurmadığını söyleyerek onun solculuğunu reddetmeyi tercih ettiler. Burada temel yanlışlık ulusal kurtuluş mücadelelerinin doğru değerlendirilememesidir. Mustafa Kemal’in başlattığı Ulusal Kurtuluş Savaşlarının niteliğini değerlendirme konusunda yaşanan sıkıntı günümüze gelindiğinde Ulusal Kurtuluşçuluğun tümüyle reddedilmesi gibi ciddi bir yanlışa da kapı araladı. Lenin, Ulusal Kurtuluş Savaşlarının ilerici karakterini ve antiemperyalist yönünü doğru kavrayarak bu hareketlerin desteklenmesi çağrısında bulunmuştu. Bu ise Marksist teorinin sınıf mücadelelerine dayanan anlayışının dışında bir kabule dayanmaktaydı. Zira Bağımsızlık Savaşları antiemperyalist ve halkçı niteliklerine rağmen sınıf mücadelesi temelinde ilerleyen mücadeleler olarak görülmemekteydi. Ama ortada emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan devrimler vardı ve Ulusal Kurtuluş Savaşları da bu niteliği dolayısıyla proleter devrimlerin destekçisi olarak tarif edilip desteklendi. Fakat ortada önemli ve açıklanamamış bir durum vardı. Ulusal Kurtuluş Devrimleri madem sınıf mücadelesinin dışındaydı ve tarih de sınıf mücadeleleri tarihiydi, o halde bu devrimler tarihin dışında mıydı? Bu karşıtlığı gidermek için bir ara formül bulundu: Marksist Burjuva Demokratik Devrim tezi emperyalizm çağına uyarlandı ve ortaya Milli Demokratik Devrim tezi çıktı. Bu ülkemizde de iyi bilinen 68’in Milli Demokratik Devrim tezidir. Bu tez ışığında da o dönemde Kemalizm ve Marksist-Leninist anlayış birarada ve birbirleriyle çatışmadan savunulabildi. Bugün gelinen nokta ise Milli Demokratik Devrim tezinin aşılmasını geçtik, bunun bile çok uzağına düşmüş, Kemalizmi, milliyetçiliği, antiemperyalizmi ve halkçılığı reddeden bir solculuk peyda oldu yazık ki. Mustafa Kemal gerçekten de kendisini o dönemde sosyalist anlayışla özdeşleşen Bolşevizmle tanımlamamıştı ancak bütün bunlar Kemalizmin Türk sosyalizminin ta kendisi olduğu gerçeğini görmemize engel olmamalı. Atatürk’ün antiemperyalist ve antikapitalist halkçı bir devrim gerçekleştirirken ele aldığı temel gerçek Türk Ulusu’nun emperyalizme karşı mali, kültürel, askeri her alanda tam bağımsız olarak yaşamasıydı. Dolayısıyla Türk devrimi ve onun ideolojisi olan Kemalizm, kendisini doğrudan emperyalizme ve kapitalizme karşı konumlandırmaktaydı ve bu da sosyalizmden başka bir şey değildir. Peki bu gerçek neden bir türlü kabul edilmemektedir? Şabloncu anlayışın sınıf mücadelesine sıkışıp kalan bakışı içinde kavranamayan şey ulusal bağımsızlık kavgası veren ülkelerde gerçek anlamda gelişmiş bir proleteryanın ve burjuvazinin bulunmuyor oluşudur. Sınıflar elbetteki vardır ancak bu sınıfların henüz bir sınıf devleti kuracak derecede etkin bir iktisadi ve siyasi gücü yoktur. Burada şabloncu anlayışın önerebileceği tek şey kapitalizmin ilerletilmesi olmaktadır. Böylelikle güçlü bir işçi sınıfı ve burjuvazi ortaya çıkacak ve bunlar kavgaya tutuşup sosyalizmi mümkün hale getirecektir. Bu ekonomist anlayış ezilen ülke devrimcilerine kapitalizmi geliştirmeyi önerirken, şablonlardan değil mücadeleden öğrenen ezilen dünya devrimcileri kapitalizmi kurmak yerine kendi ülkelerine özgü sosyalizmi kurmaya yönelirler ki, ulusal kurtuluş mücadelelerinin hedefi ve vardığı yer de her zaman bu olmuştur. Hangisinin gerçek sosyalist tavır olduğunu, isterseniz yine de tartışabilirsiniz. Bu tür bir sosyalizm ise Atatürk’ün yaptığı gibi bütün ezilen halk kitlelerini emperyalizme karşı milliyetçilik temelinde birleştirir. Bunun için de kurulan partinin adı işçi sınıfı partisi değil Halk Partisi olmuştur. Emperyalizm ulus devletleri sömürmeye çalışırken karşısında ulusları bulur. Ulusların emperyalizme direniş ideolojisi ise milliyetçiliktir. Atatürk’ün Altı Ok olarak sistematikleştirdiği ideoloji içinde milliyetçilik emperyalist egemenliğe, halkçılık kapitalist sömürüye, laiklik ise dinci gericiliğe karşı eşit ve özgür bir toplum yaratma projesidir. Kemalizm de tam olarak budur. Saygılar |
"Şabloncu anlayışın sınıf mücadelesine sıkışıp kalan bakışı içinde kavranamayan şey ulusal bağımsızlık kavgası veren ülkelerde gerçek anlamda gelişmiş bir proleteryanın ve burjuvazinin bulunmuyor oluşudur. Sınıflar elbetteki vardır ancak bu sınıfların henüz bir sınıf devleti kuracak derecede etkin bir iktisadi ve siyasi gücü yoktur. Burada şabloncu anlayışın önerebileceği tek şey kapitalizmin ilerletilmesi olmaktadır. Böylelikle güçlü bir işçi sınıfı ve burjuvazi ortaya çıkacak ve bunlar kavgaya tutuşup sosyalizmi mümkün hale getirecektir.
Bu ekonomist anlayış ezilen ülke devrimcilerine kapitalizmi geliştirmeyi önerirken, şablonlardan değil mücadeleden öğrenen ezilen dünya devrimcileri kapitalizmi kurmak yerine kendi ülkelerine özgü sosyalizmi kurmaya yönelirler ki, ulusal kurtuluş mücadelelerinin hedefi ve vardığı yer de her zaman bu olmuştur. Hangisinin gerçek sosyalist tavır olduğunu, isterseniz yine de tartışabilirsiniz. Bu tür bir sosyalizm ise Atatürk’ün yaptığı gibi bütün ezilen halk kitlelerini emperyalizme karşı milliyetçilik temelinde birleştirir. Bunun için de kurulan partinin adı işçi sınıfı partisi değil Halk Partisi olmuştur. Emperyalizm ulus devletleri sömürmeye çalışırken karşısında ulusları bulur. Ulusların emperyalizme direniş ideolojisi ise milliyetçiliktir. Atatürk’ün Altı Ok olarak sistematikleştirdiği ideoloji içinde milliyetçilik emperyalist egemenliğe, halkçılık kapitalist sömürüye, laiklik ise dinci gericiliğe karşı eşit ve özgür bir toplum yaratma projesidir. Kemalizm de tam olarak budur." Harika özetlemişşsin dostum..tebrik ederim |
Mücadeleyi duygusallaştırmamak lazım
Saygıdeğer dostlar,
imhotep arkadaşa çok teşekkür ediyorum. düşündüklerimi özetlemiş. ben burada okurken aklıma gelen bazı şeyleri yazacağım. bence bu tartışmadaki en önemli sorun sosyal demokrasinin algılanmasıdır. arkadaşlar önce de söyledim sosyal demokrasi 60ların ve 70lerin gençlik ve işçi hareketlerinden sonra batıda hükümranların hükümranlıklarını korumak için kurdukları bir fason ideolojidir. incelerseniz kapitalizmden yana olduğunu görürsünüz. hatta bazı ülkelerde direkt olarak başkanlığa bağlı istihbarat birimleri tarafından sosyal demokrat partiler kurulmuştur. bu konuyu aşmamız lazım. sosyal demokrasi diye bir model dünya üzerinde kapitalizmden ve emperyalizmden başka hiçbir ideolojinin işine yarayamaz. doğasında yoktur. teorisini ortaya atanlar avrupanın emekli generalleri devlet adamları istihbarat birimleri ve aristokrat burjuvazisidir. gerçekten duygusal yaklaşmayarak bunu aşmamız lazım. çünkü zihnimizi bulandırdığını görüyorum. ikinci olarak ezilen ve ezen halklar konusu. mustafa kemal yaptıkları işlerin ezilen halklara örnek olacağını hep biliyordu. bunu çanakkalede harita üzerinde anadoluyu bir koçbaşı olarak niteleyerek komutanlara da anlatmıştır. ezilen ülkelerin ezen ülkelere ilk tokadı atan koçbaşısı. mücadele birinci dünya savaşı sırasında anadolu topraklarında emek sermaye çatışması olarak değil, ezilen ulus ve ezen düşman ekseninde gelişmiştir. bunu kabul etmek zor olmasa gerek. burjuvazi dediğiniz düyun-u umumiyenin zenginleştirdiği rum çerkez ermeni tacirlerdir. piyasayı rumlar ermeniler yönetir. türk burjuvazisi diye bir burjuvazi yoktur. onu bırakın orta sınıf bir türklerden bile bahsetmek abesle iştigal olacaktır. eğer ordu mensublarını ve devlet memurlarını orta sınıf olarak görüyorsanız o başka. o zamanda derimki yıllarca maaşını alamayan orta sınıf mı olur? yoksa alt sınıf mı?ordunun bile alt sınıf olduğu bir ortamda siz sosyalizm adına atatürke saldırmak için kalkmış diyorsunuz ki özel mülkiyeti kaldırmadı. şunu düşünelim arkadaşlar tarihi değerlendirirken şu anki düşüncelerimizle birikimimizle değerlendirmeyelim. anadolunun dört bir tarafını düşman işgal etmiş. halk kendi bahçesine bağına tarlasına gelene kadar düşmana karşı koymuyor. istanbuldan fetvalar yağdırılıyor. yunan askerleri islamın askeridir. dokunmayasınız diye. şimdi burada bir durup düşünmek lazım. önyargılardan arınmış olarak. siz bu adamların bağını bahçesini tarlasını kurtardıktan sonra tekrar elinden mi alacaksınız. o zamanın insanı bu gözle bakar. ve yunan tarafında sana karşı savaşır. derki kemalist çeteler benim malıma mülküme göz dikmiş. yunan en azından ona dokunmuyo. değişen ne varsın yunan yönetsin bizi der. o zaman ne zor şartlarda mücadele verilmiş bilmek lazım. sosyalizm adına mustafa kemale saldıran arkadaşların şu çılgın türkler ve dirlişi okumasını şiddetle tavsiye ederim. okudularsa iki kez daha okusunlar. yetmiyosa o dönemi araştırmaya koyulsunlar. rahat evinizde notebooklarınızla sıkmaya benzemez öyle yok efendim özel mülkiyetmiş falan filanmış. ciddi olalım. fikir ortaya koyuyorsak adam gibi sağlam temeli olsun. daha önce de söyledim. sosyalist olmak bir onurdur fakat sosyalizm adına emperyalizme alet olmak onur kırıcı bir davranıştır. taksim meydanındaki atatürk heykeline dikkatli bakınız atatürkün kendi döneminde dikilen ve atatürkün izninden geçen tek heykel o heykeldir. ve orda atatürkün tam arkasında bir adam var. onun kim olduğunu araştırın ondan sonra kendinize sosyalist diyin. milli demokratik devrim ise tartışmasız ülkemiz topraklarında sosyalist devrimden çok daha kolay ve faydalı olacak bir devrim modelidir. artık bunun tartışılmasının bile gereksiz olduğuna inanıyorum.. dünyada emperyalizm ile mücadele çeşitli ideolojiler etrafında yürür. "deniz gezmiş en çok hayran olduğum liderdir" diyen hizbullah lideri Hasan Nasrallah adamlarını din savaşı cihat etrafında toplar. ve emperyalizme günümüzde en büyük darbeleri kendisi vermektedir. sovyet liderler sınıf mücadelesi etrafında toplar. o zamanın büyük bir darbesini vurur. mustafa kemal de 1300 senedir ümmet fikriyle yaşayan bir toplumu millet yapmıştır. ulus yapmıştır. türklük etrafında birleştirmiştir. ve o zamanın en büyük darbesini vurmuştır. kendinden sonra bir çok ezilen ülke aynı metodla emperyalizmi yenmiştir. şimdi sosyalizm adına mustafa kemal e saldıranlara soruyorum: colinn powell, condolezza rice gibi emperyalizm üstadları kendilerinin önündeki en büyük engelin ulus devletler olduğunu bunları yıkarak yerine etnik devletler kuracaklarını söylemektedirler her fırsatta. özellikle kemalizme karşı kin kusmaktadırlar. siz ne taraftasınız? |
Biz de seninle aynı cephedeyiz prometheus,Atatürk'çüyüz ,Atatürk'ü ve Kurtuluş savaşını yaptıklarını ,yapmak istediklerini,ve ülkemizin içinde olduğu durumu görebiliyoruz.
|
göremiyorsun demedim ki sayın aydoe. ne güzel işte. tebrik ederim. isa seni kutsasın :)
yalnız ben atatürkçülük kelimesini kabul etmiyorum. sonradan üretilen ve kemalist hareketin doğasına aykırı işler yapan bir ideoloji oldu çıktı. kemalist kelimesi hala saflığını koruyor. |
Sevgili prometheus bu konu da tartışmalıdır aslında.
Kemalist cenahtan bir kısmı Kemalist isminin Kemalizm düşmanları tarafından verildiğini düşündükleri için bu isme karşı çıkmakta, kimisi de Karlizm mi Marksizm mi gibisinden bir mantık kurup doğru olanın Atatürkçülük olduğunu ifade etmekteler. Atatürk sözcüğünün onun devrimci kişiliğinin sonucu olarak verildiğini de anımsatarak Atatürkçülüğü tercih etmenin daha doğru olacağını belirtmekteler. Benim şahsi görüşüm, Kemalizm'in hem uluslararası literatüre geçmiş olması sebebiyle hem de tarihimiz Atatürkçüyüm diyerek Atatürk'e yapılan ihanetlerle dolu olduğu için Kemalizm sözcüğünün uygun olduğudur. Aslında bu uygun sözcüğü bulmak bize de düşmez. Nitekim, tabiri caizse babalar gibi "Kemalizm Prensipleri" ifadesi durmaktadır 35 Kurultayı tutanaklarında. Hazır yeri gelmişken metni aynen aktarayım; Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
Köylülerin sürekli birbirleriyle bir çatışması vardır. Öyle yada böyle buna bir çoğumuz şahit oluruz, olmaktayız. En az can yakan örneği vermek gerekirse çatışma birbirlerinin sınırlarını sürmektir. İmhotep'in tarihin ilk devrimci çözümü olarak sunduğunu sandığı şeye göre buradaki çatışmanın kökenini millet olarak mı görmemiz gerekir? Yada hoca osurursa cemaat ne yapar diyerek birazcık daha toplumsal, devlet, iktidar temelinde genişleterek bakmak mı gerekir?(sosyalist açı bu şekilde yaklaşmış, yansımayı mutlaklaştırmak yerine temel çelişkiye eğilmiştir) Yine tarihsel olarak, günümüzden ve tespit edilmiş ilk devrimciliğimizden çok daha uzun zaman önceye dayalı bir başka örnek vermek gerekirse, Çaldıran savaşı kimin, kime karşı savaşı olmuştur! Neden? Bir diğer örnekde Haçlı seferleri sorulabilir, yine bu seferlerde savaşların nedeni, bir ümmetin diğer ümmetlerle savaşı olarak ifade edilebilir mi? Kısaca diyor İmhotep, devletlerin, iktidarların sebebi aidiyetlerdir. O kadar... Ezen ezilen uluslar söylemi taaa 1900 lere gider İmhotep. Ulusların varlığı ve ulusal mücadelerin tahlili ise çok daha evvel yüzyıllara gider. Hal böyle olunca her egemen sistem belirli bir iktidar yapısı ve karakterine ihtiyaç duyar. Bu bağlamda feodal toplumsal araç ümmet iken, burjuva-kapitalist araçda tarih sahnesine millet olarak çıkmıştır. Bu aidiyetler siyasallaştırılmış ve kurumsallaştırılmıştır. İki köylünün sınırı için savaşımı, A ile B nin savaşı olarak yansıyacaktır. Bunun lamı cimi yok ancak bu yansıma ve ifade edişe temel düzeyde bir aldanımla A ile B nin savaşıdır demek mantıklı bir yaklaşım olmayacaktır. Görülen, yansıyan budur ve bunu herkes rahatlıkla görebilmektedir(yani devrimci olmaya gerek yok, görünen köy). Burada analiz bakımından önemli olan A yada B nin savaşıyor olması değil öncelikle neden savaşıyor olmasıdır. Devrimci çözüm ve yaklaşım ancak bu düzeyde sağlanabilir ve bir şeyleri değiştirmek ancak ve ancak çelişkinin ve meselenin özünün açığa çıkartılması ile mümkün olur. İşte sosyalizm diye ifade ettiğin A ile B nin savaşına bakarken, meselenin özüne inmiş ve A ve B nin çatışmasını temel düzeydeki çelişkinin bir yansıması olarak ortaya koymuştur! Anlaşılmayan budur. Ve dayattığınız ise(kemalizmin) sorunun çözümü için A yada B den herhangi birisinden yana saf tutup, bu değirmenin çarkına su taşıma, temel çelişkiye alet olma dayatımıdır. Kemalizm bu gün bunu dayatmakta ve dayatmaya devam edecektir. Burada görüldüğü gibi amaç Kemalistlerin çarpıttığı biçimiyle A yada B ye özellikle bir karşı olma, benimseyip benimsememe sorunu değildir! Aksine yaklaşım Meselenin özünedir... |
Dostlar, ben kendimce sıkı bir Kemalistim ve Kemalizmin en güzel açıklanmasının determinizmle olabileceğine inanıyorum. Malumunuz determinizm, bilimsel bir görüştür. Kemalizm de, "mevcut şartlarda olabileceği en mükemmel şekilde gerçekleştirmektir" diye kısa bir tanım yapmak isterim, müsaadenizle.
Saygı ve sevgilerimle... |
Spartakus'e bir kaç soru sormak istiyorum, tartışmanın netleşmesi bakımından.
Alıntı:
Alıntı:
Saygılar |
Konu hakkında aydınlatıcı olması açısından Kemalizm'in büyük ideologlarından biri olan Mahmut Esat Bozkurt'un Marx'a bakış açısını ortaya koyan bir yazısını ekliyorum.
Alıntı:
1936’da yayınlanan Resimlerle Türkiye Albümü’nde “Bizim mezhebimiz devlet sosyalizmidir” denildiği de görülmektedir. Saygılar |
Emperyalizmin imparatorları neden sürekli kemalizme vurgu yapıp ondan kurtulmayı istemektedirler..sırf bu girişim bile kemalistlerin ne derece doğru yolda olduklarının kanıtıdır..
Bizim sözde solcularımızda hala tartışadursunlar kemalizm var mı yok mu diye.. |
Alıntı:
Alıntı:
Şimdi sorumu yenilersem, bu sorunu nasıl çözüyorsunuz? Üretimin toplumsallığına karşı mülkiyetin ve ürüne el koymanın bireyselliği(sahip olmanın, çıkarın) çelişkisini nasıl çözüyorsunuz? |
Yine sosyalist düzenle çözüyorum sevgili spartakus. İzmir İktisat Kongresi sizleri yanıltmasın. O liberal kanat Kemalist iktidar tarafından tamamen tasfiye edildi. Kısmi liberalizm konusunda da sorun olacağını zannetmiyorum. Bu zor durumdaki ülkeler için her zaman geçici çözüm olmuştur. Lenin'de de Nep dönemleri bizdeki 1929'a kadar süren döneme benzer. Pante'nin de saydığı bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki zengin zümre de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Hem zaten Kemalizm yapabileceklerinin hepsini yaptı gibi bir şey söylemiyorum. Kemalizm yarım kalmıştır. En basitinden Toprak Reformu gerçekleştirilememiştir.
Yani sonuç itibariyle ekonomik çözüm daha doğrusu amaç, sizin önerdiğinizden çok farklı değildir. Saygılar |
İmhotep peki o halde, Haçlı savaşlarını soruyorsun. Evet sınıf savaşımıdır. İşin özü çıkar savaşımıdır, sınıf savaşımı temelden bir yansımadır. Çıkar kimin çıkarı egemenlerin, egemenler nasıl konumda iktidara, devlet ve kurumsal yapılara hakim, kendi mülkiyetine aldıkları üretim araçları üzerinde toplumu çalıştırmaya ve ürünlere sahip olmaya hakim. Yani düşünün bir toplum üretiyor azınlık bir kesim ürünlere sahip oluyor ve onları çıkarları temelinde kullanıyor. Daha çok torpak daha verimli ve daha çok sömürü nasıl sağlanacak peki? İnsanlar ne ile ve nasıl kandırılıyorsa, onunlada savaşa yollanır. Olay bu kadar basittir.
Şimdi nasıl ki alt düzeyde bizim köylümüz birbirlerinin sınırını sürüyor ise, sömürü ve egemen sistemlerde de ülke azınlığın tarlası biçimindedir. Bir yerde devlet, iktidar, üst yapı(din, eğitim, anlayış, AİDİYETLER vs), ordu, hukuk azınlığın hem meşruiyeti ama hemde garantisi ve sömürünün(üretimin) sürekliliğinin bir teminatı konumundadır. Bu haldeki egemenlerin birbirleri ile çıkar savaşı kaçınılmazdır. Birbirlerinin sınırlarını sürecek, birbirlerinin sınırları ve sömürüsüne göz dikecek, mal ve mülküne ve hakimiyet alanına yenilerini eklemek için çalşılacaktır. Yani egemen ve yöneten azınlık, serveti elde edip, toplumsal ürüne el koyup zenginliğe erişince tamam artık diyerek durması olası bir sınıf değildir. Nasıl ki bir köylünün daha fazla arazi arzusu ve çabası var ise, en üst düzeydeki mülk sahibininde daha fazla sömürü, daha geniş hakimiyet ve iktidar alanı arzusu vardır. Bu bastırılması mümkün olmadığı gibi egemen sınıfın bir kaygısıdırda. Nasıl ki basit bir köylü ürününü kuşlara karşı korumak için korkuluk dikecektir, nasıl ki diğerlerinden yerini ayırmak ve korumak için sınır koyacaktır!, egemen olan azınlıkda, tükürseler boğulacak olan o büyük kasabalığa karşı ve ürününü ve malını ve iktidarını ve sömürüsünü korumak, yine diğer mülk sahibi sınırlılara karşıda hakimiyet-sömürü alanını korumak zorundadır. Köylü korkuluk dikiyorsa egemen azınlık ne yapabilir? Düşünülmesi gereken en temel nokta burasıdır ve devlet, aidiyet, ordu, iktidar, kurumsallaşma, sömürüye giydirilen meşruiyet, biz olma olguları düşünülürken iyi düzeyde harmanlanmalıdır. Tarihde ki tüm savaşlar ÇIKAR savaşıdır İmhotep. Malesef çıkarlar sınıfsal ve ekonomiktir. Özünde aidiyet olgusu taşımazlar. Çaldıran savaşını aslında bilerek örnek verdim. Eğer tarihi resmi tarihin gölgesinde ve yanlış çıkarsamalar ile okumaz isek, o dönemin alevi, sünni, şii gibi gerekçelerin meselenin özüne dayanmadığı, çıkar ilişkilerinde, kitleleri, insanları birbiriyle çatıştıracak en etkili ve en temel alet olduğu, ve bu alet üzerinden kendi çıkarlarını meşrulaştıran, hem İranlı ağaların, beylerin hemde Osmanlı ağa ve derebeylerinin birbirlerinin tarlalarını sürmek için kışkırtıcı bir politka izlediklerini görebilirsiniz. Üstelikde bu kısa vadeli olmamıştır. İranda sünniler, Osmanlıda aleviler öldürülmüştür. Bunlarda kışkırtılmıştır. Özellikle Şah ismail'in bu savaşa kışkırtılarak sokulduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Yoksa resmi tarihin anlattığı gibi, iki kesim çaldıran'da karşılaştılar. Savaşı Türkler!!! kazandı söyleminden çıkartılacak en temel şey yanlış tarih ve yanıltıcı tarih anlatımıdır. O dönemde millet kurumsal bir aidiyet taşımaz ve her iki tarafta Türk'dür. Savaşı sünniler kazanmıştır denebilir ama doğrusu savaşı osman'lı kazanmıştır olacaktır. Savaşı Osmanlı kazansa da ne oraya gidip ölenler nede gerideki ağalara maraba olan toplum kaybetmekden başka bir şey kazanmamıştır. İnsanı insana karşı kırdıran temel çıkar ilişkileri iyi analiz edilmelidir. İnsan insana neden düşman olsun, insan insandan nede aidiyetler eliyle siyasal düzeylere varana değin ayrıştırılıp hasım ilan edilsin. İşin meşruiyeti bu şekilde sağlanacak ve egemenler sınırlarının garantisini, sömürü ve iktidarının ve yönetimin garantisi bunlar üzerinden sağlayacaktır. Bir köylü nasıl ki tarlasına kuşlara karşı korkuluk diker, egemen sınıflarda hem kendi toplumuna ama hemde diğerlerine karşı korkulukları kullanır. Birde gördüğüm Burjuva Devrimlerin küçümsendiğidir. Burjuva devrimler halkçıdır. Burjuva devrimler Cunhuriyetçidir. Devrimcidir. Fransız Devrimini incelerseniz Cumhuriyet dönemini görebilirsiniz. Burjuva devrimler ulusalcıdır. Çünkü feodal aidiyetler tasviye edilmediği sürece burjuvazi toplumsal önderlik yapamayacaktır. Ulusalcılık, ümmetçiliğe karşı bir alternatif iken, feodal egemenlerin temel dayanağı konumundadır. Tüm feodal kurumlar ümmete dayanır ve burjuvazinin siyasal zaferi feodal egemenlerin sömürü ve iktidarının temel afyonu olan bu kurumsallığı tasviye etmekle mümkündür. Diğer taraftanda sınıfsal olarak topraksız köylülerin(maraba), toprak özleminin dillendirilerek, onların feodal otokrasiye karşı kışkırtılması ve bunun temelindede köylüye toprak talebiyle ayaklandırılması politikası vardır. Tüm burjuva devrimler köylüye toprak demiş ve toprak reformu yapmıştır. Ama tüm burjuva devrimlerde burjuvazinin temel bağlaşığı(ittifakı) köylülük olup, yine kısa sürede ihanete uğrayanda yine köylülüktür. Tüm burjuva devrimler köylülüğe ihanet etmiştir ve toprak reformu hiç bir yerde vaad edildiği gibi gerçekleştirilmemiştir. Buna en ideal örnek Alman'ya 1848 devrimi ve sonrasıdır. Köylülerin burjuvazi tarafından kışkırtılması ise öyle 18-19 yüzyıllarda değil taaa 1300 lü yıllara gider ki, Avrupa'da köylüler savaşı 15. yüzyıldır ve savaşımda çatışan kesimler birbirlerine korkunç düzeyde işkenceler yapmıştır. Akla hayale gelmeyecek eziyetler, insanların kesilmesi, liderlerin yakılması, kilise ile kiliseler arası savaşlar çok uzun yüzyıllar sürmüştür. Luther köylüler savaşında aslen bir köylü önderi bir burjuvadır. Burjuva aydınlanma otokrasi koşullarında küçümsenecek bir şey değildir. Kaldı ki ilk insana dayalı hukuk, insanın kendisini ifade etmesi, insani beyannemeler, haklar ve özgürlükler, örgütlenme hakkı, özgürlük söylemi, tanrısal yasaların değil insanların yasa yapmas... gibi faktörler burjuva aydınlanmaya ve burjuva devrimciliğine dayanır. Hal böyle olunca biz sadece kendimizde var sanıyoruz ancak bu burjuva aydınlanmalar coğrafik ve dönemsel farklar içermekle birlikde her bölgede aynı özle gerçekleşmiştir. Bizim yaptıklarımız Osmanlı karşısında büyük bir adım ise, bu adım Dünya üzerinde feodalitenin direnci kırılana kadar her yerde atılmıştır. Yani devrimimiz burjuva karakterlidir ve o günün koşullarında bu kaçınılmazdır. Yani sosyalist bir ülke kurmaya bile kalkasanız o koşullarda yapmak zorunda olduğunuz BURJUVA devrimdir. Çünkü her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur ve iktidarda olan otokrasi yani feodalizmdir. Dolayısıyla sosyalizm feodal üretim ilişkileri temelli değil ancak burjuva aydınlanma ve burjuva devrimleri aşılarak hedeflenebilirdi. Kaldı ki otokrasiye karşı tüm devrimler adına ne denirse densin literatür gereği burjuva olmak zorundadır. Burjuva devrimler gerçekleşir gerçekleşmez, burjuva örgütlenme ve kurumsallaşma ilk elden köylüye toprak vererek ağaların direncini kırmak zorundadır. Çünkü ağaların gücü toprağa ve üzerinde ki mülke dayaldır. İkincisi ise milli bir burjuvazinin yaratılmasıdır. Burada ölçüt hem feodal toplumsal yapıyı kırmak(ümmet) ama hemde milli ölçekte kanıksanmış bir egemenlik koşulu yaratmak içindir. Milli burjuvazi oluşturulur ve nasıl ki ağaların gücü toprağa dayalı ise, burjuvaziyede işletmeler sunulur yada ön ayak olunur. Yani yeni yetme devletin her türlü imkanı o devrim mücadelesine önderlik eden burjuvaziye açılır. Değil Türkiyede bu Fransa'da da Almanya dada böyle olmuştur. Bizlere aşılanan aidiyetlik o düzeye gelirki, kendi aidiyetimize(örneğin millet) olan bağlılığımız, bir çok şeyi görmemize engel olur. Alman devrimini inceleyen oradaki ulusalcılığı, milliyetçiliği görecektir. Bu orada da öyle olmuştur ve oradada bir dönem kafatasçılık gibi tabir edebileceğimiz akımlar hayat bulmuştur. Kapitalist bir ülke emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak istiyorsa bu aidiyetçi propagandalar ile değil, üretime dayalı ve üretimin özgürleştirilmesiyle yani BAĞIMSIZ burjuvazinin gelişimi ile mümkündür. Bu başarılmadığı ölçüde dilediğimiz kadar lokal bir ulusal birlikten bahsedelim. Bu çözüm olmayacaktır ve kaldı ki ulusal birlik fazlasıyla mevcuttur. Bunun böyle olmayacağını 1930 lardan günümüze inceleyen rahatlıkla görebilir. Bağımlı üretim, dışa bağımlı ekonomi, işbirlikçi burjuvazi. Yani marka değil uluslararası tekellerin markalarında gelişen ticaret burjuvazisi. Al, sat cebe at... Hayır Türkiye kapitalist değildir diyen var ise o halde emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluşun temelinde "üretimin toplumsallığı ile mülkiyet ve ürün üzerindeki egemenliğin bireyselliği" aşılmak zorundadır. Bu aşılmamış ise de ülke kapitalist bir ülkedir, lamı, cimi yoktur. Kemalizm-Atatürk ve devrim dönemini dışta tutyorum kesinlikle- bence politik bir akımdır. Kökeninde üretim ve üretim ilişkilerini barındırmaz. Ulusa dayalı yani aidiyete dayalı genel politikilar üzerine kurulu iken, dünyanın düzeni üretime dayalıdır. Önce ne istediğini tanımlamalıdır, kime düşman olduğunu değil.. |
arkadaşlar fikirlerinizi kısa ve öz bir şekilde yazarsanız çok iyi olur. sevgili spartaküs arkadaş haçlı savaşları sınıf savaşıdır cümlesini okuduktan sonra gerisini okumadım. kusura bakma.
ben herkese derim ki. deoğu perinçek 6 kitaplık bir seri çıkarttı. bence kemalizm üzerine en derin inceleme. konuya gayet güzel bir açıklık getireceği inancındayım: Kemalist Devrim-6 Atatürkün CHP Program ve Tüzükleri Kemalist Devrim-5 Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları Kemalist Devrim-4 Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası Kemalist Devrim-3 Altı Ok Kemalist Devrim-2 Din ve Allah Kemalist Devrim-1 Teorik Çerçeve bunların dışında isteyen arkadaşlar e-maillerini gönderirlerse kemalist devrimle ilgili birçok e-kitap gönderebilirim. lütfen o zamanın insanlarından okuyalım ve gerçeği, onların psikolojisini anlayalım. şimdi hali vakti yerinde solcular herşeyi söylüyo mustafa kemal için. ama o zamanları yaşayanlardan dinlemenin daha doğru olacağına inanıyorum. saygılar. |
Kemalizmin Düşünsel Kaynakları
1876 Meşrutiyeti,1908 Devrimi ,1920 Milli Kurtuluş ve Cumhuriyet devrimleri,Türk Devrim sürecidir.
1876 ve 1908 Devrimcileri Meşrutiyetin dışına çıkamadılar. Kemalistler ise Cumhuriyetciydiler. Bu üç devrime de kaynaklık eden düşünsel esinlenme aynıydı. Kemalist Devrimin düşünsel kaynakları daha kapsamlıdır. 1-1789 Fransız Devrimi, 2-Rusya ve Doğu Avrupa narodnizmi(halkcılığı) 3-1917 Ekim Devrimi. Kemalistler bu üç akımdan etkilenerek proğramlarını oluşturdular. 1930-1940 lara kadar bu proğram belirleyici oldu. 1940'lardan sonra tutuculaşma ve Küçük Amerika süreci başladı. Bu tarihsel süreci bir bütün olarak görmeliyiz. Bu süreçde Kemalistler,Bolşevizmi hem kendi aralarında ve hem de Sovyet temsilcileriyle tartıştılar. Sonuçta Türkiye'ye özgü-milli bir politikada karar kıldılar. Bu politika aydınlanmacı,halkcı-kamucu,devletci ve Sovyetlerle dostluk temeline dayanıyordu. Bu süreç içinde ağır basan ve belirleyici olan eğilimler vardır. Atatürk'ün bir temel politikası ve vasiyeti vardı. O da "Sovyetler Birliği ile dostluktu." İnönü bu politikayı terketti. |
fechan arkadaş güzel tespitlerde bulunmuş. benim üzüldüğüm nokta. güzel ülkemde solcularla şeriatçılar bir olmuş mustafa kemale yükleniyor. aymazlıktır bu. mustafa kemal ile sosyalizm arasındaki bağı bir kurabilseler o zaman gözleri açılacak da işte. yandığımın sosyalistleri. attila ilhan o "biz ne bolşeviğiz" falan sözünün yalan olduğunu kanıtlamıştı yanlış hatırlamıyorsam. ruhu şad olsun. bulabilirsem buraya koyacam. saygılar.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:21 . |