![]() |
Uğur Mumcu'yu Anıyoruz
Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık, Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük Dövüldük, vurulduk, asıldık... Vurulduk ey halkım, unutma bizi Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez, İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi. Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle, başlarımızı ezmek kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi. Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi. Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere. Asıldık ey halkım, unutma bizi. Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere. ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına. Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi. Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkim unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz simdi hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi. UĞUR MUMCU http://www.youtube.com/watch?v=IgjMrFO1w6U |
Uğur Mumcu'yu unutmak mümkün mü?Dün gibi hatırlıyorum Ankaraya gidememiştim ama tv aracılığıyla son yolculuğunda onu uğurladım herkesle birlikte.ne yazıkki onun gibi insanların kıymeti ülkemizde bilinmiyor.....bu da üzücü bişi....
|
Uğur mumcuya Allah rahmet eylesin
|
''Doğru söyleni dokuz köyden kovarlar.'' demişler.
Umarım birgün bu söz anlamını yitirir.Ve karanlığı yırtan mumların ışığı hiç sönmez. |
Saygideger pante;
Eline, emegine saglik. Tam dusundugum gibi oldu. Basligi ben acacaktim. Sonra vazgecip; siyasi arkadaslara biraktim. Sen onlardan da; once davranmissin. Aslinda; 24 ocak, benim icin karisik duygular yasadigim bir gun. Cunku, ayni zamanda; evlilik yildonumumuz. Iste bu bile; mutluluk-mutsuzluk karsitligini ortaya koyuyor. UGUR MUMCULAR; INSAN OLMA YOLUNDA; INSANLIGIN ISIGI OLSUNLAR. Saygilarimla; evrensel-insan |
Bu başlık için uzun bir yazı hazırlamıştık.
Bilgisayarın ya da bağlantıların hışmına uğradık, silindi. Haberlerde dolaşırken tam da bu başlığa yakışan bir tanesi gözümüze çarptı. Boş geçilemeyecek başlık için tam onikiden bir yazı gibi geldi... http://www.haber7.com/haber/20090124...le-basladi.php Rabbim Rahmet etsin. |
'Belki de Mumcu'nun ölüm nedenini taşıdık'
Gazeteci-yazar Bekir Çoşkun, Uğur Mumcu'yla son karşılaşmalarında, Almanya'dan belge dolusu çantayla döndüğünü ve kendisine çantanın içinde 'bomba etkisi yapacak' belgeler bulunduğunu söylediğini açıkladı. Cinayetin aydınlatılamamasını, 'oyunu satan' seçmenin işbaşına getirdiği iktidarlara bağlayan Çoşkun, emeğiyle yaşayan, alınteri ile çocuklarını büyüten, gururlu ve tepkili insanların Mumcu'yu hiçbir zaman unutmadığını söyledi. Tolga Yenigün http://www.cumhuriyet.com.tr/medya.php?mn=11613 Cumhuriyet Haber Portalı- Gazeteci-yazar Bekir Çoşkun, katledilişinin 16. yılında yakın arkadaşı Uğur Mumcu’yu anlattı. Mumcu, Muammmer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınların katledilmesinin “karşı devrim” yönünde zircirleme cinayetler olduğunu anlatan Çoşkun, “Ne yazık ki başardılar” diyor. “Araştırmacı gazetecilik” kavramını Türkiye’ye Mumcu’nun hediye ettiğine dikkat çeken Çoşkun, 1950’den beri Türkiye’de liderlerin, isimlerin, parti binalarının değiştiğini ancak tüm iktidarların temel değişmezinin “ABD bağımlılığı” olduğunu belirtiyor. - Uğur Mumcu'nun araştırmacı gazetecilik anlayışını nasıl tanımlıyorsunuz? BC: O hem araştırmacı gazetecilikte ilk, hem bir örnek. Daha önce böyle bir kavram yoktu. Türkiye gibi kirli çıkını çok olan bir ülkede araştırmacı gazeteciliğin ne denli gerekli ve zorunlu olduğunu hepimiz biliriz. - 'Vurulan' Uğur Mumcu'yu sizce 'halkı unuttu' mu? Cenazesine katılan yüz binler Mumcu'nun katledilişine tepki gösterirken, ölümünün 16. yıl dönümünde cinayetin halen aydınlatılamaması ve arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılamaması karşısında, toplumdaki tepkisizliği nasıl yorumluyorsunuz? Bu tepkisizlik cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmamasında etkili olmuş mudur? BC: Hangi halk?.. Kömürle-nohutla oyunu satan halk zaten ortada yoktur. Hiçbir zaman olmadı. Onlar bu ülkenin yüzde 40'ı mı, yüzde 50'si mi bilemem... Ama onlar bu ülkenin kara yazgısıdır. Onların yüzündendir çocukların erken ölümü, açlık, işsizlik, geri kalmışlık, eziklik... Onların olduğu bir ülke asla iflah olmaz ve tabi ki onlar Mustafa Kemal'i de unuturlar, Uğur Mumcu'yu da. Ben onlara "Göbeğini kaşıyan adam" diyorum. Allah'tan toplumun bir başka kesimi var. Emeğiyle yaşayan, alın teri ile çocuklarını büyüten, mağrur, gururlu, tepkili... Onlar Uğur Mumcu'yu unutmadılar. Cinayetin aydınlanmamış olması ise, böyle bir toplumun tercihi ile gelen ve tıpkı kendisini getirenlere benzeyen iktidarlardır. Ve arada bir sızlayan yara gibidir bu... - Uğur Mumcu'nun katledilişinin üzerinden geçen 16 yılda değişen iktidarların hiçbirinin "olayın üzerine gitmemesini" ve emniyet güçlerinin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? BC: Ben 1950'den beri Türkiye'de tek iktidarın olduğuna inanırım. İsimler değişebilir, liderler değişebilir, parti binaları, bayrakları değişebilir. Ama tek parti vardır iktidarda. Bizler iktidar değişmiş sanırız, ama değişmez. Bu tek parti iktidarının temel özelliği; ABD'ye bağımlılığı, kimi güçlerin neferi oluşudur. Bu nedenle de birbirlerinin suç hanesine asla bakmazlar. - Umut Davası'nda Mumcu gibi katledilen Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Ahmet Taner Kışlalı gibi gazetecilerin cinayetlerinin hiçbirinin aydınlatılmaması sizce tesadüf mü? Sizce basın davaya gereken önemi verdi mi? BC: O cinayetler bir zincirdi. Tetikçiler değişmiş olabilir. Ama amaçları aynı, niyet aynıydı. Birisi dahi aydınlatılmış olsaydı, bu iş çözülürdü. Ama aydınlatılmadı. Bence Türkiye'nin bugünkü haline bakılırsa, bu karşı devrim için bir yol açma niyetiydi. Ne yazık ki başardılar... - Türkiye'de araştırmacı gazeteciliğin Uğur Mumcu'yla birlikte son bulduğu görüşüne katılıyor musunuz? BC: Bize öyle gelebilir. Ama ordu ordu gençler geliyorlar, yürekli, zeki ve hevesliler. Uğur Mumcu'nun yerini dolduracaklardır, göreceksiniz. - Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nın çalışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? BC: İyi bir girişimdi. Çok iyi niyetle ve doğru yerde başlamıştı. Bir çok genç yeteneği de medyaya kazandırdı. Bence devam etmeli. Ama sesini daha da yükselterek, daha çok katılımla... - Yıllar sonrada olsa Uğur Mumcu cinayetin çözüleceğine ve cinayetin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılacağına dair umudunuz var mı? BC: Yok... Bu halk orada oldukça ve tek parti sürdükçe, yok... - Mumcu'nun mirasını sürdürmek isteyen genç gazetecilere önerileriniz nelerdir? BC: Biz, Uğur Mumcu sonrası kuşak, işimizi yapmamış bir kuşağız. Ama bu böyle sürmemeli. Genç gazeteciler Ugur Mumcu'yu iyi inceleyerek, iyi okuyarak ve anlayarak gelmeli. Onlara gereksinimi var Türkiye'nin. - Son olarak Uğur Mumcu ile ilgili bir anınızı anlatır mısınız? BC: O gün Ankara uçağına binmek üzere terminale girdim. Uğur Mumcu oradaydı. Ben ona "Ağabey" derdim. Atatürk Havalimanı'nın eski salonunda birer çay içtik. Uçağa çağrı yapıldığında, çantasını yerden sürüklemeye başladı. Çünkü çok ağırdı. Bir ucundan da ben tuttum, şişman adamın tabutu gibi... "Niye kargoya vermedin" dedim, sesini kısarak "Almanya'dan geliyorum, içi belge dolu. Gözleri bu çantadadır" dedi. Uçaktan inince de çantayı birlikte taşıdık, benim arabamın arkasına koyduk, belim kırıldı. Onu eve ben bıraktım. Kapının önü karanlıktı, çantayı apartmanın girişine kadar taşıdık, ısrar ettim birlikte içeri kadar taşıyalım diye istemedi. Ayrılınca düşündüm; Uğur Mumcu... Gazetesi onu almaya bir araba bile göndermemiş... Evinin önü karanlık... Sanki tek başına bir insan... Ve arabayı kullanırken ona "Dikkat etmiyorsun" dediğimi hatırlıyorum. O çantadaki belgelerin bomba etkisi yapacağını söylemişti. Tabi ki ne olduğunu gazetecilik etiğidir, asla sormamıştım. Zaten yayınlayamadan öldürüldü. Belki de biz o gün onun ölüm nedenini taşıdık... Kim bilir... |
Türkiye'nin acı kaderi. Bir gün Hırant Dinksin, bir gün Uğur Mumcu'sun, bir gün Turan Dursun'sun bir gün Sivastasın, bir gün Gazidesin, Bir gün Maraştasın, bir gün ..... Düşünen eleştiren karşı çıkan dur diyebilen kim varsa öldür, birilerinin resmi dili. Birileri öldürülüyor, birileri korkuyor, birileri öldürülenler için üzülüyor ve birileri ise sıradaki kim olsa diye fırsat kolluyor. Bu galiba bu topraklarda hep böyle olacak.
|
Uğur Mumcu'yu Kim Öldürdü?..
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=32130 Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun Çevirdim Anahtarı Apansız Bir Ölüme Şarapnel Parçaları Saplandı Ciğerime Ucuz Can Pazarıydı Kan Doldu Gözlerime İsimsiz Korkuları Katmadım Yüreğime Bembeyaz Doğruları Yaşadım Ölümüne Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun |
|
Sevgili aydoe;
Sana nasil tesekkür edebilecegimi bilemiyorum. Ellerine saglik. Ugur Mumcu abim; seninde agzina saglik... Usak olmayi kabul edenler, seni yasatmak isterler mi ? Senin binde birin kadar olabiliyorsam eger; ne mutlu bana... |
Bir kar yağar Ankara’ya
İnceden,sinsi sinsi Bir “Uğur” kaldırır yerden Kan tutar yürekleri Dalından koparılmış değil Kokusu çalınmış güller çıkar karşına Dilinin tüm sözcükleri Kıt gelir Bir susar Bin yanarsın Elinin ermediği yerde Gücün yetmez olur Gayrı susmak Yanmalara haldaştır Sustuğun yerde Uzar kirli sakallar Çember olur Boğar dört bir yanını Bir kar yağar Ankara’ya Beyazı hayındır Beyazı kana bulanmış Bir “Uğur” kaldırır yerden Bir susar Bin yanarsın Sonra atarsın Ölü toprağını üzerinden Silkinir Kalkarsın ayağa Bir “Uğur” yağar Ankara’ya Gündönümüne vurur Ülkemin toprağı Bir ağlar Bin haykırırsın Gayrı direnmek “Uğur”lara kardaştır... |
Uğur MUMCU
MOSSAD ve Barzani 15 Ocak 2009 23:31 Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD, İsrail'in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. MOSSAD'ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adlı kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor. * * * Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra, MOSSAD'ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel'in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak'tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor. 1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması'ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından "Kürdistan Demokratik Partisi"ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor. Barzani'nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dışişleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor. MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail'in Tahran'daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor. Nimrodi'nin üstlendiği görev ilginç: Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani'nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329) Kitapta, MOSSAD'dan Kürtler'e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328) * * * 70'li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu? Kitaba göre sürüyor. "Körfez Savaşı" sırasında Irak'ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv'e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sh.521) Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor. MOSSAD, Barzani'ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor. Kitapta, Mesud Barzani'nin İsrail'e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor. Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek... Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek... İlgi belli... İlişki de belli... Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD'ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi? Uğur MUMCU, (Cumhuriyet, 7 Ocak 1993) İLK KADIN HAHAM ASENATH BARZANİ -------------------------------------------------------- Bir Kürt Yahudisi olan ve Californiya Üniversitesi'nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar'ın Kuzey Irak'ta yaşayan Kürt Yahudileri ile ilgili bir kitabı var. Prof. Yona Sabar'a göre, 16. ve 17. yüzyılda bölgede yaşayan ailelerin en ünlülerinden biri Barzani ailesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduğu Yahudi eğitim kurumları büyük bir itibara sahipti. Öyle ki, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu'nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu. Hatta, Haham Nathanel Barzani, bölgede nadiren görülen zenginlikte bir kütüphaneye de sahipti ve kitapların büyük çoğunluğu da elyazmasıydı. Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani'ye miras kalacaktı. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabul edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani'nin kızıydı ve ismi de Asenath Barzani'ydi. Prof. Yona Sabar, Yahudi Barzani ailesinin kurucusunun 16. yüzyılda yaşayan Haham Samuel Barzani olduğunu belirtiyor. Ancak, Barzani ismini taşıyan herkesi Kürt Yahudisi olarak görmenin doğru olmadığını savunan Prof. Yona Sabar, Barzan doğumluların bu isimle çağrıldığını söyledi. Ancak, tarihçi Ahmet Uçar, Osmanlı arşivlerinde bölgede bir tek Barzani ailesi bulunduğuna dair kayıtların yer aldığını hatırlatarak, günümüz Barzanileri'nin atalarının Yahudi olduğundan şüphe duyulamayacağını ifade ediyor. Ahmet Uçar, Prof. Sabar'ın, Barzaniler'in ne zaman müslüman olduklarına ilişkin detaylara girmediğini de savunuyor. Ahmet Uçar'ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul'dan Selanik'e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs'e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar'ın ifadesine göre, ''Kudüs'e Yahudi iskanı ile tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti'nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856'da Hahambaşı'nca verilen dilekçe Osmanlı hükümetince 11 Nisan'da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861'de bir irade ile Kudüs'e sürülmüştü.'' Uçar, ''Mustafa Barzani'nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950'den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail'de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.'' diyor. Uçar'a göre, batılı seyyahlar da Kürtçe konuşan Yahudiler'den söz ediyor. Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail'e gidiyor. Kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan'a, hediye olarak bir 'Kürt hançeri' ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin planlarını da getiriyor. Mart 1969'da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hale getiriliyor. Uğur Mumcu'nun öldürülmeden önce yazdığı ve "Israel's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adlı kitaba dayandırdığı görüşler de bu doğrultuda. Ve Mumcu'nun herkesin defalarca okuduğu yazısı: MOSSAD ve Barzani |
"Yıldıran Beğler, yayınlanan dizi röportajın 6. gününde Uğur Mumcu suikastının karanlıkta kalan gizemlerine ışık tutuyor. Bugün, suikastla ilgili hiç duymadığınız bilgileri okuyacaksınız.
Yıldırım Beğler: Kerküklü Velit, gazeteci Uğur Mumcu'yu öldürdü, ardından sınır dışı ettiler. Sonra da kaçırıp köprü altında zehirlediler.. * Uğur Mumcu suikastı hakkında ne biliyorsunuz? Uğur Mumcu'nun olayı biraz pis iştir. Üçgen... Asker, polis, MİT... Uğur Mumcu'nun katili Türkmen. Kerküklü. Daha önceleri MİT'e çalışıyormuş. Adı Velit... Vatandaş olmuş. Bombayı koyunca yakalandı. Yakalanınca kimliğini sakladılar. Saklayınca ne oldu? Iraklı oldu. Savcı sınır dışı etti bunu. Sınır dışı olunca Barzani bunu Serraç'ta aldı hapsetti. Barzani bizimkileri bununla tehdit etti. İşte hükümete vereceğim, Ankara'ya vereceğim diye... Bize emir geldi, "Velit'i Barzani'den alın!" Özel Kuvvetler bu çocuğu kaçırdı K. Irak'tan. O kaçırma da ayrı bir olay... Onu sonra söyleyeceğim. Silopi'ye getirildi. Habur'da ben aldım. Silopi'de Terörle Mücadele'ye teslim ettik. Korusun, himaye etsin diye. Bunları Velit'in kendisi anlattı. ERSEVER ÇİZGİYİ AŞTI * Velit ne yapmış suikastla ilgili? Velit bombayı arabaya koyan kişi! Yakalanması yanlışlıkla oldu. Sonra bunu Kuzey Irak'a attılar, sınır dışı yaptılar... Yine kurtardılar sonra. Hepsi kurtardı. Çünkü Velit getirildiği zaman üçü de bunu koruyordu. * Uğur Mumcu'nun suikast emrini kim verdi? İşte diyorum ya. Üçgen! MİT, asker, polis üçgeninde karışık bir iş... Bazı günler bazı işler ortaya çıkıyordu. Bazı gazetecilere benim gibi adamlar bir şeyler anlatıyordu. O zaman hem gazeteciyi hem de ona anlatan kişiyi temizliyorlardı. Yanlış işler çoktu. Uğur Mumcu hakkında da duyuyorduk bir şeyler. Yok PKK'lıdır, yok yardım-yataklık... * Uğur Mumcu da Kara Liste'de miydi? Yok o liste sonradan çıktı. Mumcu daha önce öldü. Ama bir şeyler var. Niye gidip başkalarını öldürmüyorlar? Temizlemiyorlar? Bir şeyler dönüyordu. * Velit ne oldu sonra? Anladım ki Velit'i korumak için değil, infaz etmek için getirmişler. 3 gün sonra beni aradılar Velit'i öldürmüşler dediler. "Yav nasıl öldürmüşler?" Valla Başköy'ün köprüsünün altında zehir vermişler, ölmüş. Orada cesedi kalmış. Köylüler köprünün altına gömmüşler. Basına yansıdı bu. Geldiler kemikleri falan çıkardılar götürdüler. Sonra mevzu yine kapandı. * Cem Ersever? Ersever'i gördüm. M2 başkanıydı. 1991'de Zaho Tim Başkanı'ydı. Jandarma bakıyordu oraya zamanlar. * Neden öldürdüler? Bu camiada bazı insanlar kendini kaybediyordu. Bir anda diyordu ki "Lan devlet benim!" Başkaldırıyordu... Bakıyordu işte çevresinde birkaç tane adamı var. "Lan şunu alın, şunu temizleyin!" Kendini devlet zannediyordu. Ama devlet tek başına bir kimse değil. Cem Ersever, 'Ben tek başına devletim' deyince üzerini çizdiler... O kadar gözü kara adamlar vardı ki, Başbakan'ı bile 5 dakikada kaldırırdı yani... Buraya gelmeden önce ben de öyleydim. Ama şimdi onları cahil olarak görüyorum. Şimdi bana bütün dünyayı verseler değil başbakanı, korumasını bile vurmam. İnsan vurmam. Ne için yani? Adam Kürtçe konuşmuş, konuşsun... Kerkük'te 2 milyon Türkmen var. Türkmen hakkı diyoruz. Burada da 7 milyon Kürt var. Onlar da konuşsun. Ben orada öyle değildim. Benim yanımda biri Kürtçe konuştuğu zaman "Şak" yapıştırıyordum. Çünkü büyüklerim böyle emrediyordu. Kürtçe konuşmak suçtu. Adam sadece Şivan Perver kaseti dinlemiş, yakalamışım, savcılığa vermişim, savcılık 3 yıl hapis demiş. Yanlış işlerdi. Al işte TRT Şeş açıldı. O zamanlar TRT Şeş deseydin asarlardı adamı." Kaynak, http://www.haber7.com/haber/20090418...li-Turkmen.php Rahmetli Uğur MUMCU'nun katledilmesinin hemen arefesinde söylenen ŞERİAT ve DİNCİ KARŞIT DEVRİM nutukları henüz kulaklarımızda. Politika ne zaman; otel lobilerinden TBMM geçer, Yasalar ne zaman; devletin değil de halkın yanında olur, Kurumlar ne zaman; ülke sevgisiyle! değil de görev bilinciyle hareket eder, Vatandaş ne zaman; 5 yılda bir değil de her an tepkili olur, Devlet ne zaman; sloganların gücüyle değil halkın gücüyle hareket eder, Biz ne zaman; ideolojimizle değil, aklımızla davranırız, Duygulardan öte mantık, düşüncelerden öte belgeler, fikirlerden öte bilgiler öne geçtiği gün Rahmetli Uğur MUMCU'nun ruhunun rahata erdiği gün olacak... |
Mhmd bu yeni Tuncay Güney mi ? Vatanımıza milletimize hayırlı olur inşallah !!
|
Sn. frodo,
Soyadı yasası mucibince :confused: anılan mahlasların tam olarak uygulanması :eek: ve dahi uygulatılması 65468435484 sayılı TD yönetmeliği gereği mecburidir :cool: Şahsımızın mahlası, yasa gereği resmi başlıkta yönetiminiz tarafından mhmmd den mhmd döndürülmüştür. Hatırlatır, gereğini bilgilerinize sunarız. :D Bu işin latifesi, Bir laf vardı. Bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye! Lafın orijinaline uyarsak öncelik lafta... Pek tabiidir ki şu Heryekon çorbasını karıştıralar da karışanlar da karıştırılanlar da karışmamaya çalışanlar da karışamayanlar da aynı sayfalarda arzı endam etmekteler. Biz dumana baktık. |
http://www.facebook.com/video/video....3033755&ref=nf
Bu güzel, aydın ve umutlu insanı saygıyla anıyorum. Allah rahmet eylesin. Saygılar |
Böyle gazetecilere şimdi daha çok ihtiyaç var, eylembaba adlı üyenin Barzani ve Mossad başlıklı haberinden 2 hafta sonra bu olay gerçekleşmiştir. Onun ölümü öyle basit bir terör olayı değildir. Şu anki politik oluşumun nedenlerinden biri, 90'ların başından itibaren gazeteci, politikacı, işadamı, asker ve araştırmacıların uğradığı ölümlerin birer tesadüf olmadığını gösteriyor. Ailesine tekrar başsağlığı dileyerek, saygıyla anıyorum.
|
Katil Oğuz DEMİR!!!
"Sonra ABD devreye girdi. Çünkü Amerika da Uğur Mumcu'nun Kürtler'le ilgili, Barzani ve Talabani'yle ilgili yazılarından çok rahatsızdı. Ama Amerikalılar hiçbir zaman kendi elemanlarını kullanmazlar. İsrail'i devreye sokarlar. İsrail de bunu İranlılar'a yaptırdı." Düz platformda düşman kardeşlerden ortak tatbikat! http://www.habervaktim.com/haber/kat...ir-275944.html |
Gökçer Tahincioğlu'nun makalesi: https://t24.com.tr/haber/35-soruda-u...uruyor,1148574 Alıntı:
|
Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan suikastlerine bugünden bakınca neler görüyoruz?
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:51 . |