Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=149)
-   -   Ahlak İçin Din Şart mı? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8998)

imhotep 12-02-2009 15:21

Ahlak İçin Din Şart mı?
 
Ahlak için din şart mı?

Ahlaki değerler içgüdüsel midir, yoksa dini inançların yönlendirmesiyle mi oluşmuştur? Ahlaklı olmak için dine gerek var mıdır? Gerek yok ise, tüm kültürlerde niçin din var? Ve din ne işe yarıyor? New Scientist dergisi 1 Eylül sayısında ahlak ve din arasındaki ilişkiyi masaya yatırıyor.

Dawkins, dini, ahlaki değerlerin kaynağı olarak gören geleneksel görüşe karşı çıkan çok sayıdaki düşünürlerden yalnızca biri. Bu kişilere göre din, ahlaksız davranışları mazur göstermeye yarayan bir araç.

Dinin ahlakın veya ahlaksızlığın kaynağı olarak değerlendirilmesi yerine, bazı bilim adamları ahlakın ve dinin insan doğasının bir özelliği olduğuna inanmayı tercih ediyor.


Tüm dünyada din çok çelişkili bir konumda. Dini inanışlar her zamanki gibi güçlü ancak Aydınlanma hareketi ve bilimsel gelişmeler, din kavramına ile hiç olmadığı kadar şiddetle karşı çıkıyor. Richard Dawkins gibi dini sorgulayan bilim adamları, bizleri dinin bir hayal olduğuna ve aynı zamanda tehlikeli de olduğuna inandırmak istiyor. Dawkins, dini, ahlaki değerlerin kaynağı olarak gören geleneksel görüşe karşı çıkan çok sayıdaki düşünürlerden yalnızca biri. Bu kişilere göre din, ahlaksız davranışları mazur göstermeye yarayan bir araç.

Bu görüş, son günlerde giderek daha fazla destek buluyor, zira son bilimsel çalışmalar ahlakın beynimizin derinliklerine kazındığını, başka bir deyişle içgüdüsel kaynaklı olduğunu gösteriyor. Bu da, hepimizin doğru ve yanlışı ayırt etme yeteneği ile doğduğumuz ve dini öğretilerin bu çok temel ahlaki içgüdüleri değiştiremeyeceği anlamına geliyor.

Ne var ki bu radikal görüş pek çok biyoloğu ikna etmeye yetmiyor. Son yıllarda dinin insan davranışları üzerindeki etkileri konusunda çok sayıda araştırma yapılmış ve halen de yapılıyor. Bu, üzerinde bilimsel araştırmalar yapmak için çok kaypak bir konu. Bilim adamları bu konuyu şimdi dinin nasıl evrilmiş olabileceğine, hangi amaca hizmet ettiğine ve insanları daha ahlaklı -veya daha ahlaksız- yapıp yapmadığına bakarak irdeleme yolunu tercih ediyor.

Bu çalışmaların sonucunda, din ve ahlak arasındaki ilişki konusunda hâlihazırdaki basite indirgenmiş fikirlere meydan okuyan yeni bir görüş oluşmaya başladı. Dinin ahlakın veya ahlaksızlığın kaynağı olarak değerlendirilmesi yerine, bazı bilim adamları ahlakın ve dinin insan doğasının bir özelliği olduğuna inanmayı tercih ediyor. Bu bağlamda ahlaklı bir yaşam sürmek için aslında insanların dine ihtiyacı yoktur; ama din olmadan ahlakın evrimleşme şansı olamazdı. Böyle bir yaklaşım, dini inanışlar ve ahlaklı davranışlar arasındaki karmaşık ve çelişkili ilişkiyi açıklayabilir. Bu düşünce şekli ayrıca, dinin kalıcı gücünün altında yatan etmenleri ortaya çıkarttığı gibi, inanmışları akıl yolu ile inançlarından vazgeçirmeye çalışmalarının ne kadar faydasız olduğunu da gösteriyor.

DİN İYİLİĞE ÖZENDİRİYOR!

Dinin iyiliğe özendiren bir güç olduğunu gösteren çok sayıda kanıt var. 1970'li yılların sonlarında 1980'lerde Seattle'daki Washington Üniversitesi'nden sosyolog Rodney Stark ve William Sims Bainbridge, dini inançlar ile ahlaklı davranışlar arasında bir ilişki olduğu yolundaki görüşü tartışmaya açtılar. Bu ikilinin araştırmaları, ibadet etme alışkanlığının, ahlaki normların toplu olarak daha iyi anlaşılmasına ve insanların daha az suç işlemesine yol açtığını ortaya çıkarttı. Daha sonra yapılan çalışmalar ise aşırıya kaçmayan dindarların daha mutlu, daha şefkatli, daha adaletli ve daha eli açık olduklarını gösteriyor. Bir diğer çalışmaya göre ise sigara, uyuşturucu ve alkol gibi kötü alışkanlıklardan din yardımı ile daha kolay vazgeçiliyor. Din, bunların yanı sıra insanları cinsel yönden de daha ahlaklı olmaya özendiriyor. ABD'de RAND Health adında, kâr amacı gütmeyen araştırma grubunun yürüttüğü bir araştırmaya göre, dini inançlara sahip HIV'li hastalar, inançsız HIV'li hastalara göre daha az sayıda eş değiştirmiş (Journal of Sex Research, vol 44, p 49).

DİNİ İNANÇ YETERLİ DEĞİL

Ancak dini inanç tek başına doğruya ve iyiye yönlendirmekte yetersiz kalıyor. Bu inananlar için de geçerli. RAND çalışmasından elde edilen bir başka bulguya göre AIDS hastalığına yakalanmış Katolikler, kiliselerinin doğum kontrolünü yasaklamasına karşın, diğer gruplara göre daha fazla kondom kullanıyor. "Katolikler ahlakın kaynağının kendi vicdanları olduğuna inanma eğilimi içinde" diye konuşan RAND çalışanlarından David Kanouse , "Bu çalışma ahlaki değerlerin içgüdüsel olduğu görüşünü inkar etmiyor; yalnızca dinin doğru ve yanlış ile ilgili iç sesimizi yorumlamakta bize yol gösterdiğini ileri sürüyor" diyor.

Bu görüş, dinin kötü insanları ve kötü toplumları "hizaya sokmak" için varolduğu düşüncesi ile nasıl bağdaşıyor? Dawkins ve diğerleri, nefretin ve savaşların yol açtığı olumsuzluklara gerekçe oluşturmak için dinden yararlanıldığına ilişkin çok sayıda örneğin olduğunu söylüyorlar Bu kişiler ayrıca dini kitaplarda kınanması gereken davranışların nasıl değişikliğe uğratıldığına dikkat çekiyorlar. Bunlara örnek olarak zina yapanların, dinini reddedenlerin, eşcinsellerin taşlanması, söz dinlemeyen çocukların dövülmesi, köleliğin kabul görmesi, bir babanın kendi çocuklarını fuhşa zorlaması gösterilebilir. Dawkins, dinin yalnızca diğer bilişsel süreçlerin bir yan ürünü olduğunu, insanların doğuştan sahip olduğu ahlak anlayışı ile bir ilgisinin olmadığını savunuyor. Kaldı ki pek çok ateist, tanrı inancı olmadan da iyi bir insan olmayı beceriyor. Öte yandan inananların, kendi ahlaki kurallarını uyguladıkları zaman inanmayanlardan daha iyi bir insan haline geldikleri de görülmüş değil. Boston'daki Tufts Üniversitesi'nden filozof Dan Dennett, hapishanelerdeki mahkumların -en azından ABD'de- dindarlık açısından toplumun diğer kesimlerinden daha farklı bir yapıda olmadığına dikkat çekiyor. Ayrıca Hıristiyan nüfus içindeki boşanma oranının dindar olmayan Amerikalılardan farklı olmadığı belirtiliyor.

DİNİN OLUMSUZ ETKİLERİ

2005 yılında Maryland, Baltimore'dan bağımsız bir araştırmacı olan Greg Paul, dinin olumsuz etkilerine ilişkin bir rapor hazırladı (Journal of Religion and Society, vol 7 p1) Bu çalışmada Paul, 18 sanayileşmiş ülkede dindarlık düzeyi ile toplumsal bozukluk göstergelerini karşılaştırdı. Çalışmanın sonucunda, inanç düzeyinin yüksek, ibadetin yoğun olduğu ülkelerde cinayet, çocuklarda ve gençlerde görülen ölümler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, ergenlerde hamilelik ve çocuk aldırmanın daha sık görüldüğü ortaya çıktı. Bugün ahlakın dinden değil, toplumda hissedilen güvensizlikten kaynakladığına inanan Paul, "Kitlesel olarak Tanrı inancını, korku ve yetersiz mali koşulların yarattığı endişenin oluşturur. Dolayısıyla Tanrı inancının altında derin bir biyolojik, genetik ve başka bir köken aramak gereksizdir" diyor.

Bu çalışmanın sert eleştirilere hedef olması kaçınılmazdı. Bazı araştırmacılar Paul'un ülke ve ahlaki gösterge seçiminde yanlı davrandığını ileri sürdüler. Daha kapsamlı bir test için Tennessee'deki Vanderbilt Üniversitesi'nden sosyolog Gary Jensen, Paul'un göstergelerinden biri olan cinayet verilerini alarak, farklı dini inançlar ile karşılaştırdı. Jensen'in çalışmasında da cinayet oranlarının inanç düzeyi ile ilişkili olduğu ortaya çıktı. Cinayetler, özellikle Tanrı ve Şeytan inancının geçerli olduğu dualist dinlerde daha fazlaydı. Cinayet oranı ABD'de -nüfusun %96'si Tanrı'ya, %76'sı Şeytan'a inandığını belirtiyor- Filipinler'de, Dominik Cumhuriyeti'nde ve Güney Afrika'da yüksek çıktı. Bu ilişki, yalnızca Tanrı inancının yaygın olduğu, ancak Şeytan inancının az olduğu İsveç gibi ülkelerde -nüfusun yalnızca %18'i bu ikisine inandığını belirtiyor- daha düşüktü. (Journal of Religion and Society, vol 8, p 1)

DİNDARLIĞIN KATEGORİLERİ

Dinin rolü, Tanrı'nın gücü olarak ele alındığında ortaya buna benzer, karmaşık bir tablo çıkıyor. Kansas Üniversitesi'nden sosyal psikolog Daniel Batson dinin rolünü iki kategoride ele alıyor. Biri, Tanrı'ya inanç ve ibadeti çıkar gözetmeden yapma güdüsünü içeren "İçselleşmiş Dindarlık" tır. İkincisi ibadetin bir sosyal etkinlik olarak yapıldığı ve kişisel çıkarların gözetildiği "Göstermelik Dindarlık" kategorisidir. Batson'a göre içselleşmiş dindarlık ile merhamet veya önyargıların azalması arasında yakın bir ilişki var. Oysa, bunun tam tersi, göstermelik dindarlıkta önyargılar derinleşmiş, merhamet hissi azalmış ve yardımlaşmada bile karşılık beklentisi öne çıkmıştır.

Batson üçüncü kategori olarak "Arayış Dindarlığı"nı öne sürüyor. Bu kategoriyi oluşturan insanlar dinselliği sorgulama alışkanlığına sahiptir. Bu grubu araştıran Batson, bunların diğer gruplara göre en hoşgörülü ve en yardımsever insanlardan oluştuğunu ileri sürüyor.

Bu çalışmalar dinin ahlaki davranışları etkilediği fikrini desteklemekle birlikte etkinin kapsamı konusunda yeterli bilgi vermiyor. Başka bir deyişle, bu etki inanan kişinin sosyal grubu ile sınırlı mı kalıyor, yoksa evrensel bir merhamet ve vericilik duygusuna mı yol açıyor? Davis'teki Kaliforniya Üniversitesi'nden kültürel evrim uzmanları Peter Richerson ve Brian Paciotti bu soruyu yanıtlamak için ekonomi oyunlarından yararlandılar. Bunlardan biri insanların vericilik ve adalet duygularını ölçen Diktatör Oyunu'ydu. Richerson ve Paciotti bu oyunu üniversite öğrencilerinden ve dindar kişilerden oluşan iki farklı gruba oynattılar. Richerson sonuçları şöyle değerlendiriyor: "Din ahlaklı bir insan olmak için gerekli olmadığı gibi her zaman olumsuz etki yaratmaz. Bu sonuçlar insanların doğuştan ahlaki değerlere sahip olduğu fikrini destekliyor. Bu arada din, ahlaki davranışların doğasını ve kapsama alanını belirliyor ve kimlerle işbirliği yapacağımız konusunda bize yol gösteriyor."

GÖZETLENME DUYGUSU

İngiltere, Belfast'taki Queen's Üniversity'deki Bilişim ve Kültür Enstitüsü'nden Jesse Bering , hem dinin hem de ahlakın evrimsel uyumun bir sonucu olduğunu şu sözleriyle açıklıyor: "Ahlak dinden kaynaklanmaz. Ancak sosyal ortamdaki benzer güçlere tepki olarak ortaya çıkmakla birlikte, din ve ahlak ayrı ayrı evrimleşmişlerdir. Atalarımız dil geliştirip, başkalarının ne düşündüğünü anlama yetisine sahip oldukları anda, bireysel haberler kendi gruplarının dışına taşmaya başladı. Topluluklarının onaylayacağı şekilde davranma eğiliminde olan insanlar bundan yarar sağladılar. Ahlaklı davranışlar bu aşamada başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne bağlı olarak şekillenmeye başladı. Böylece ahlak uyum sağlama özelliğine kavuştu."

Ahlakın evrilmesiyle aynı anda dini inanç kapasitesi doğdu. Başkalarının haklarında ne düşündüğü kaygısına kapılan atalarımız, gözetlendikleri ve yargılandıkları duygusuna kapılmış olabilirler. Bering, atalarımızın bu rahatsız edici duyguyu doğaüstü güçlere atfettiklerini ileri sürüyor, çünkü başkalarının düşüncelerini okuma becerisinin altında yatan bilişsel sistem her şeyde anlam ve niyet arama eğilimindedir. Böylece ahlakın evrimleşmesini sağlayan uyum yeteneği dinin de evrimleşmesini sağlamış olabilir.

GRUBA BAĞLILIK

State University of New York'tan evrim biyoloğu David Sloan Wilson, grup içi bağlılığı sağladığı için ibadetin önemine değiniyor ve ibadetin grup seçiminde önemli bir rol oynadığını söylüyor. İnsanlar son 100.000 yıl içinde giderek sosyalleştikçe ve son 10.000 yıl içinde tarımsal faaliyetler kapsamlı bir iş bölümüne yol açtıkça, din ve ahlak birlikte evrilerek sosyal birlik ve beraberliği pekiştirir bir nitelik kazandı.

Kültürel ve teknolojik gelişmelerin yaşam şeklimizi değiştirdiğine dikkat çeken Virginia Üniversitesi'nden psikolog Jonathan Haid t, buna bağlı olarak Batılı liberal toplumların ahlak ve din arasındaki ilişkiyi anlamamız için iyi bir model oluşturmadığını ve atalarımıza göre bizlerin daha bireysel olduğumuzu söylüyor. "Teknoloji yaşantımızı kökünden değiştirdi. Böylece din olmadan da ahlaklı olma şansımız doğdu, çünkü artık sosyal kontrol için başka araçlarımız var" diye konuşan Haidt, bunlara örnek olarak sivil yasaları, emniyet güçlerini ve kapalı devre televizyonları gösteriyor.

DİNİN BİREYSEL ETKİSİ

Dinin, tüm toplumlarda bireyleri harekete geçirici bir güce sahiptir. Pennsylvania Üniversitesi'nden Andrew Newberg'in gerçekleştirdiği görüntüleme deneylerin,de ibadet eden veya meditasyon yapan kişilerin beyin görüntülerinde beyin faaliyetlerinde geçici bir azalma olduğu tespit edildi. Bu bölgeler insanın kendi farkındalığı ile ilgilidir. İnsan faaliyetlerinin pek çoğunda -müzik festivallerinden askerlik hizmetlerine dek- gruba dahil olma arzularımız tatmin edilir. Heidt'e göre insanlarda, bireysel çıkarlarının üzerine çıkma arzusu çok yüksektir. İbadet sırasında birey, kendi fiziksel varlığının dışına çıkarak benliksiz bir düzleme geçer.

Heidt bu yükselme duygusunda oksitosin adı verilen hormonun çok önemli bir rol oynadığını belirtiyor. Oksitosin kendimizden hoşnut olma, barışık olma duygusunun kaynağıdır. Benliğin üzerine yükselme duygusu çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Saygın bir amacın peşinde koşarken, birilerine iyilik ettiğimiz zaman, güzel bir şiir okuduğumuz zaman, yetenekli birinin performansını izlerken, kendini iyi hisseden biriyle empati kurduğumuz zaman bu yükselme duygusunu yaşarız. Yine de dindar insanların bütün bunlardan farklı, daha fazla bir yükselme, bireysellikten kopma duygusuna sahip oldukları ileri sürülüyor.

Pek çok insanın, sosyal ilişki sağlaması veya doğru yolu göstermesi açısından dine ihtiyacı yoktur. Bu kişiler için ateizm en akılcı yoldur. Ancak dinin evrim tarihimizde kilit bir rol oynadığını da unutmamak gerekiyor. Ahlaki değerleri güçlendirmek ve içsel ahlak duygumuzu şekillendirmekte de etkin bir rol oynayan din, bizim inançlarımızı kabullenmeyen kişilere yönelttiğimiz ahlaksız davranışları da mazur gösterir.


Reyhan Oksay

Cumhuriyet
Bilim Teknik

28.09.2007

e_lif 12-02-2009 15:39

tamamen insan çıkışlı hamurabi kanunları olsun ilk yazıyı kullanan sümerler olsun mısır olsun hangi eski medeniyete giderseniz gidin ahlakın dinden bağımsız olduğunu görürsünüz hatta bazı dini ritüellerin ahlakla bağdaşmadığınıda mesela mısırda yarım kız kardeş evlilikleri yani essent evlilikler yaşanırdı ve bu tanrısal olmak için insanın kendini yüceltmesi için yapılırdı hatta ibrahimin tevratta karsını kardeşi olarak tanıtması ve gerçekten kardeşi olduğunu ifade edip kendisini o dönemin hanedanları gibi kutsallaştırma isteğindendir ya da ozamana kadar doğru olarak görülmeyen evlatlığınızın eşiyle evlilik kuranda yasallaşmıştır aklıma gelen iki örnek bunlar yani adam öldürmenin kötü olduğunu insanın bilmesi için dine hiçde gerek yoktur

evrensel-insan 12-02-2009 18:25

Saygideger arkadaslar;

Ahlaki degerlerin kaynagi; dusunce ve davranista insan olma degerlerinin bilinc ve cabasina vakif olup olmamakla paraleldir. Bunun disindaki her ahlak kurali; insanoglunu ayirici, cikarci erksel, yasakli, kanunlastirilmis ve otoriterdir. Ustelik, ahlak kurallari ve ahlak kavramlari ve bu kurallara yanasim, kavramlarin ifadelendirilmesi; toplumlarin gelismislik duzeyine gore ve algiya gore; degisken ve gorecelidir.KALICI AHLAK KURALLARI YOKTUR. INSANA YAKISAN VE YAKISMAYAN AHLAK KURALLARI VARDIR. Bu kurallarda; tum insan cikariyla-ayrilmis, bolunmus degil- ve insan bilinci ile olculur.

Oyuzden, ben bireysel olarak; ahlak tan ziyade; etik kavramini kullanirim. Cunku, etik; felsefenin bir dalidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Ratiönalism 12-02-2009 18:27

Eğer anti-ahlaklı olmak isteyen insanlar din seçebilir özellikle İslam'ı seçebilir

Eğer ahlaklı olmak isteyen insanlar din seçmesin:)

evrensel-insan 12-02-2009 18:33

Saygideger arkadaslar;

Ahlak icin tek bir sart vardir. O da; dusunce ve davranistaki insan butunlugunun kapsamini veren ve insan kilan cikarlar.

Bu cikarlari verme acisindan; dini mentalitenin dusunce ve davranis temeline hem yer yoktur, hemde gerek yoktur.

Cunku, DINI MENTALITE VE ONUN HER TURLU YAPILANISI VE ISLERLIGI ; DUSUNCE VE DAVRANISTA INSAN OLMAK ISTEYENIN -BIREYSEL-INSANSAL-EVRENSEL AHLAKINI BOZAR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Onur Çağlar 12-02-2009 22:00

Alıntı:

imhotep´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 153987)


Ahlaki değerler içgüdüsel midir, yoksa dini inançların yönlendirmesiyle mi oluşmuştur? Ahlaklı olmak için dine gerek var mıdır? Gerek yok ise, tüm kültürlerde niçin din var? Ve din ne işe yarıyor?

Yazının bütünlüğünde değişik insanların görüşlerine yer verilmesi olumludur ancak yazıyı yorumlarken o insanlara ait tek tek düşünceleri doğrulamak ya da yadsımak (benim açımdan şu an için) gereksizdir. Bunun yerine yukarıda alıntıladığım “bold” bölümdeki soruları cevaplamaya çalışacağım.

Ahlak, “iyi”(lik), “güzel”(lik), “mutlu”(luk), “bağlı”(lık), “kötü”(lük), “adalet”(lik) veya “adaletsiz”(lik) vb. vb. gibi etik niteliklerin toplumsal gerçeklik içinde yerleşik bir hal alarak kendini sosyal bilinç formu olarak göstermesidir. Bu sosyal bilinç formu, o topluma ait insanların birbirlerine ve topluma karşı görev ve sorumluluklarını belirleyerek bir arada kalmalarını sağlar. Genel bir benimseme olarak insana ve doğaya yararlı davranışlar “ahlak” olarak benimsenmiştir ama bu kavramı sadece “davranış” ile sınırlamak eksiktir, bunun bir de psikolojik yanı vardır.

Ahlak, “Manevi Kültür”ün alt disiplinlerinden biridir ve kaçınılmaz olarak bir sosyo-ekonomik formasyona denk düşer. Niteliğini ondan almakla birlikte aynı sosyo-ekonomik formasyona sahip bir başka toplum ile birçok ortak paydası olduğu gibi, ayrıştığı birçok nokta da olabilmektedir. Bu ayrışımlar, toplumu oluşturan farklı sınıf ve katmanların varlığı ile doğrudan ilişkilidir. Tam da bu nedenledir ki, “A Toplumu” için “iyi” veya “normal” olan bir davranış “B Toplumu” için karşıt olarak kabul görebilmektedir. Toplumsal bir niteliğe sahip olduğu için ahlaki değişimler, toplumun değişimleriyle bağıntılıdır.

Ahlaki değerler içgüdüsel midir, yoksa dini inançların yönlendirmesiyle mi oluşmuştur?
Ahlak toplumsal, yani bir sosyal-bilinç formu olduğu için “içgüdüsel” değildir ve dinlerin yönlendirmesiyle oluşmamıştır; ahlak, dinlerden önce de vardı ama dinlerin ahlak üzerindeki etkisi büyüktür.

Ahlaklı olmak için dine gerek var mıdır?
Hayır, ahlaklı olmak için dinlere gerek yoktur; hatta dinlere hiçbir zaman gerek yoktur, çünkü dinler birçok ahlaksızlığı içermekte, insani erdemleri engellemektedir.

Gerek yok ise, tüm kültürlerde niçin din var?
Tüm kültürlerde dinin yer almasının nedeni, egemen sömürücü sınıfların bunu bir araç olarak kullanmalarındandır. Bunun küçük bir örneğini aşağıdaki linkte olan “İslamiyet ve Sömürü” isimli yazımda bulabilirsiniz.

Ve din ne işe yarıyor?
İnsanı köleleştirmede, gelişimini engellemede ve ipe-sapa gelmez “buyruklarla” köreltilmesi gibi işlerden başka hiçbir işe yaramıyor.

Saygılar, selamlar.

pante 12-02-2009 23:07

Dindarlar, ne Lut'un hikayesini bilirler ne de İbrahim'in.
Davud'un, Süleyman'ın haremlerini de duymamışlardır.
Tebenni Olayı'ı hakkında da bilgileri yoktur, Tahrim Olayı hakkında da.

Ama dinin ahlaklı olmayı emrettiğini bilirler.
Tüm yaptıklarının izlendiğine inanırlar.
Hesap gününde hayatlarındaki iyi-kötü tüm davranışların film gibi sergileneceğine ve yargılanacaklarına inanırlar.
Örneğin zinanın büyük günah olması nedeniyle bundan kaçınırlar.
Öyle ki eşinden başkasına şehvetle bakan gözün dahi sökülüp atılmasını yazar İncil "Bütün vücudunun yakılmasından iyidir" diyerek.
Bundan dolayı dindar toplumlarda aileden başlayarak, komşularına, çevresindekilere, okul ve iş hayatındaki arkadaşlarına, sokakta, toplu taşıtlarda, tatillerde rastlaştığı insanlara yaklaşımlarında bir kırmızı çizgileri vardır ve onu aşmamaya, aştırmak isteyen arzu veya nefislerine iradeleriyle engel olmaya çabalarlar. Bu da toplumda bir ahlaki düzen, disiplin sağlar.
İradeleri yetersiz kalanlar ya da bu dinsel yasağı önemsemeyenler kırmızı çizgiyi aşarlar. Toplum bunlara karşı kendine göre önlemler edinir. Tesettür gibi, eşini-kızını gece sokağa çıkartmamak gibi, tatillere, uzak-güvensiz yerlere yalnız gitmemesi gibi, eşini telefonla yoklamak, sorgulamak, iz aramak gibi.
Tüm bunlar aile ocağının devamını, huzurunu sağlamak içindir.

Peki ateizmin cinsellik konusundaki ahlak anlayışı nedir?
Aile ocağının devamlılığına önem dereceleri nedir?
Dinsel boşluğu bu konuda doldurmayı düşünürler mi?
Maneviyat konusundaki alternatif düşünceleri nelerdir?

Ki-Adi 12-02-2009 23:16

Tdk sitesinde Ahlak kelimesinin anlamı;
ahlak Ar. a¬l¥® ç. is. (ahla:kı, l ince okunur) 1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre:ahlâk İng. morals Osm. ahlâk Alm. Moral Fr. morale 1- a. Belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı. b. Çeşitli toplumlarda ve çağlarda kapsamı ve içeriği değişen ahlaksal değerler alanı. 2- Bir kişi ya da bir insan öbeğince benimsenen eyleme kurallarının toplamı. 3- Ahlâksal olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler dizgesi (tek kişinin, bir ulusun, bir toplumun, bir çağın). 4- Felsefenin bir dalı olarak: a. Ahlâk üzerine kavramsal öğretiler. b. İnsanların kişisel ve toplumsal yaşamdaki ahlâksal eylemlerine ilişkin sorunları inceleyen felsefe öğretileri.


Kısaca özetlersek İnsanların toplum içerisinde birlikte yaşamak için zaman içinde oluşmuş davranış kurallarına Ahlak diyoruz. Din Ahlağı hem geliştirmiş hemde geriletmiştir. Eski toplumlarda Din şimdiki kanunların yaptığı görevi yapmış olup günümüzdeki gibi güclü bir evrensel ceza sistemi ozamanlar olmadığı için insanların suç işlememesi için herşeyi gören ve ölümden sonra her suçu cezalandıracak bir tanrı kavramı ile bir bakıma suça engel olmuştur.İnsanın kimsenin bilemeyeceği suçtan uzak tutabilmiştir.Bu bakımdan Ahlak yani toplu yaşam kurallarını geliştirmiştir diyebiliriz.Öte yandan din çıktığı dönemdeki ve toplumdaki kurallara göre oluştuğu için evrensel olmaktan uzak ve dogmatik olduğu için başka toplumlara uygulanmasında zorluklar oluşmuştur.Değişen zamana karşı din kuralları hiç değişmemiş ve insanlığın gelişime engel olmaya başlamıştır. Ortaçağ avrupasında klisenin tutumu buna örnektir.Din temelinde tanrı inancı olduğu için tanrı inancı olmayanları kendisi için tehdit görmüş bunlarla kanlı bir biçimde mücadele etmiştir.Toplu yaşama kuralları zamanla değişmesi gerektiği için din yüzünde değişememiştir.Bu yüzdende dini Ahlak için gerileyetici bir etken sayabiliriz. Ahlak için din şart değildir. Hammurabi kanunları gibi din temelli olmayan kanunlarda var olmuştur. İnanıyorum ki Dünya tarihinde çoğunluktaki Dinlerin egemenliğindeki devletler yerine Hammurabi kanunları gibi kanun temelli devletler olsaydı bugün insanlık çok daha iyi yerlerde olabilirdi.Tarihe baktığımızda zaten üzerindeki din etkisini azaltabilen toplumlar ilerlemenin öncüsü olmuşlardır.

placebo 13-02-2009 00:05

Dinin topluma iyi şeyler kattığını düşünüyorsak eğer,bir kitaplı Tanrının da var olması gerektiğini önceden kabul etmemiz gerekecektir..Madem bu peygamber denen insanlar bu kadar iyi şeyler yapıp,toplumda bir ahlak sistemi geliştirdiler ve onlarsız da olmuyor,o zaman bu kişileri kutsal sayıp göğsümüze basmamız gerekmez mi??Bu bir çelişki değil midir??O zaman bu etik kuralların kitaplarını önkoşul olarak kabul etmeliyiz..Bu düşünceyi savunanlar bana burada ki mantığı açıklarlarsa sevinirim?..İnsanların varoluş sorunlarına derman bulmak amacıyla kendi elleriyle yarattıkları tanrıları ve dinleri kabullenelim olsun bitsin mi?..Bu kuralları insanlar yarattıysa ve bir tanrıya atfedipte benimsetmek gibi bir yöntemle insanları salak yerine koyan bir kandırmacanın neresi etiktir??..İnsanların hayatlarını mahvetmek değilde nedir??Madem öyle örneğin muhammed çıkıp ben kralım ve buraya düzen sağlamak yasalar getirmek istiyorum diyip,tarihte kralların yaptıkları Allahı öne sürmeden dürüstçe savaşıp ki,zaten savaştı.Hiç değilse mertçe ve Allah'ı kullanmadan bir düzen getirseydi..

Bir sanallık içerisinde insanları oradan oraya savurmanın ,başlarını örtüp yara bere içinde bırakmanın,sene de bir ay aç bırakmanın,hac farizası diyerek bunun üzerinden para kazanıp bir de insanları ezdirerek öldürmenin,erkeklere dört kadın aldırmanın neresi ahlaksaldır?.Tüm bunlar ve cihatlar,din savaşları eğer insanın zina etmesini önlemek ve aile bireylerini bir arada tutmak için yapılıyorsa varsın yapılmasın!!..


Zaten Başörtülü kızları da görmekteyiz erkeklerle sarmaşdolaş sokaklarda..Bu korkutmalar ne yazık ki o kişilerin doğal dürtülerine fazlaca engel olamıyor..Sadece ailelerin içlerini rahatlatıyor o kadar..Ahlaksızlık bir örtüye büründürülüp,ayıp denilerek kimseye göstermeden yapılınca,ahlak adını almaz ve almamalıdır...Ahlak içeriden gelir,dış baskılarla oluşturulamaz..Zorlanmaya kalkılırsa işte böyle annesinden babasından kaçan, sokaklarda gizlice flört eden türbanlı kızlarımıza sıkça rastlarız..Kaldı ki her anne baba doğadan gelen bir dürtüyle çocuğunu kollar, bakar,endişelenir..Bu hayvanlarda da böyledir insanlarda da..Yine bu da din sebebiyle değildir..İnsanların sevdiklerini korumak,kollamak gibi bir dürtüleri vardır..

Sevgiler

Ki-Adi 13-02-2009 00:33

Dinin oluştuğu topluma oluştuğu zamanda suçun önlenmesi bakımından iyi şeyler katmış olabilir. Çünkü din o toplumun kurallarına göre oluşmuştur. Ama tekrar söylüyorum Oluşutuğu toplumda ve oluşuğuz zamanda Suçun önlenmesi bakımından birtakım yararları olmuştur. Bu sadece Tek tanrılı dinler için değil tüm dinler için geçerlidir. Yani dinin bazı konuda yararı olmuştur demek dinlerin söylediği tanrı/tanrıların gerçek olduğu anlamına gelmez.Peygamberim diyenlerin yaptıklarınıda mazur göstermez.

Dediğim gibi müslümanlıkta zamana ayak uyduramamış gelişeceği yerde dahada tutucu kapalı bir tutum sergilemiştir.Müslüman toplumunda ahlak kavramına yanlış anlam yüklenmiştir. Ahlaklılık Kuran'a göre islama göre yaşamak, davranışta bulunmak anlamında kullanılmaktadır.Hatta Ahlak kavramı direk cinsellikle ilişkilendirilmiştir. Erkeklerle kızların son derece doğal olan cinsel yada cinsel olmayan yaklaşımları ahlaksızlık olarak değerledirilmektedir.Bu sebebten evlilik öncesi cinsellik tamamen yasak, flört ise hoş görülmeyen bir olay olmuştur.Fakat bu yasakların sonuçlarını hepimiz biliyoruz.Halbuki Ahlak kavramı dinden bağımsızdır ve bağımsız kalmalıdır.

placebo 13-02-2009 00:59

Sevgili Ki_adi hayvanlar dünyasında bile ahlaksal kurallar ve bir düzen vardır..Kaldı ki akıl verilen insanı bir düşünün..Tüm insanlar kollektif olarak bir arada yaşam sürebilmek adına zaten bir ahlak kuralları sinsilesine ihtiyaç olduğunu içgüdüsel olarak bilirler..Bu en ilkel insanlarda bile vardı..

Bir düşünün, örneğin biz TD olarak birarada yaşayan bir ilkel toplum olalım..Aramızda anlaşabilmek için bazı kurallar belirleyeceğiz mecburen..Her toplum bir lider çıkarır..Diyelim ki bu da dilavermiş..Güçlü karizmatik,kasları kuvvetli ve saygın olduğundan, aynı zamanda ondan çekindiğimizden,güvendiğimizden onu şef bellemiş ,gücüne yenilmiş ve tabii olmuşuz..Dilaver şimdi gelip bize "bakın kurallar var evet ama bunları bana geçen gün çadırımda oturup dururken Allah, cebrail vasıtasıyla indirdi dese ..Ne dersiniz??Olur mu??Bunlara yasalar denir..Aynı şeyler yasa diye de topluma kabul ettirebilinirdi demek istiyorum...Zaten toplumlar yasalarını kendi içerisinden çıkarırlar en uygun şekillerde yaşayabilmek için..Ama Muhammed öyle yapamış..Hiç bir gücü yokken gelmiş, hükümdarlığını ilan etmiş,bir de Allahla kandırarak toplumunu sindirmiş..Bu etik midir??Değildir..Sömürü var,insanların ölüm korkularını kullanmak var ,çıkar var,kadın kullanmak var..Say say bitmez zararları..Çok uzun zaman önce maymun akrabalarımızdan ayrıldığımız halde ,hala birilerinin maymunu olmanın alemi var mıdır??

Sevgiler

evrensel-insan 13-02-2009 01:02

Saygidege arkadaslar;

Bence onemli olan; bu birarada sosyo-ekonomik yasama kurallarinin ne oldugu ve ya kimin ve de; hangi temele dayanarak kondugu degil; bu kurallarin insana yakisir olup, olmadigidir.

Cunku, sonucta; en buyuk tehlike; hangi temelden gelirse gelsin; bu temeli bosa dusurenlerin, yerini dolduramamasindan kaynaklanan kaos ve toplumun yasayacagi guvensizlik, duzensizlik v.s. dir.

O yuzden; "insan ahlaki, yani etigi, nasil olmalidir?" icerikli bir soruya verilecek evrensel tek cevap; "insanin yasam ve iliskilerine uyumlu ve yakisir olmasidir." olacaktir. Eger, bu soru sorulur ve bu cevap alinirsa; bir bireyin veya toplumun; ahlak temelinden dolayi dusecegi bosluk onlenmis olur.

Demekki, toplumu bosluga dusurmeden once; egitim-ogretimle bu boslugun yerinin insanlik, yasam ve iliskisi adina doldurulmasi gerekir. Yoksa; nihilizmin getirdigi gibi, bu bosluk; insan bilincine ermemis toplumlari; "Teksas'a" dondurebilir. Ya da; toplumun bilinc yapisi yukseltilmeden, yapilacak zorla ve baskiyla gelen degisim-SSCB'n de oldugu gibi-tarihin gelen donemlerinde hem geri teper, hem de toplum, biriktirerek, bir firsatini bulup "patlamaya" yonelir.

Daha once ben, bu bosluga dusmus bireylerin kendilerine "ateist" dediklerini belirtmistim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin 13-02-2009 01:10

Daha once ben, bu bosluga dusmus bireylerin kendilerine "ateist" dediklerini belirtmistim.
EVRENSEL
evrensel argo tabirle yine lügat parçalımışsın. kendince olmayan hükümleri olmayan ve
uyduruk felsefe algılamanla çözüm üretmişsin.
boşluğa düşmemişlere ne denir onuda lütfedermisin

evrensel-insan 13-02-2009 01:17

Saygideger ozgur_beyin;

Birincisi bu benim degil; bunu soyleyenlerin deyimi. Ikincisi; bosluga dusup dusmemenin ateizmle veya teizmle bir bagi yok. Bu zaten; kendi iradesiyle bosluga dusus degil. Ya kandirma, ya da satin alma yoluyla. Cunku; bu bosluga dusenler, henuz tanri kavramini degerlendirecek yas ve bilincte degil. Ikincisi de; bu bosluga dusmeyenlerin ne oldugunu kendileri bilirler ve iletirler. Onlara sormak lazim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 13-02-2009 01:23

Saygideger ozgur_beyin;

Okunani anlamak ile, okunani anlamayip; yanlis degerlendirmek; farkli iki tutumdur.

Daha once ben, bu bosluga dusmus bireylerin kendilerine "ateist" dediklerini belirtmistim.-e.i.

Yukaridaki cumleme dikkat ettiysen; "kendilerine" diye bir kelime var. Yani cumle "ben bunlara "ateist" diyorum" degil; onlar, kendilerini oyle tanimliyorlar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 13-02-2009 01:32

Alıntı:

Peki ateizmin cinsellik konusundaki ahlak anlayışı nedir?
Aile ocağının devamlılığına önem dereceleri nedir?
Dinsel boşluğu bu konuda doldurmayı düşünürler mi? (Nasıl?)
Maneviyat konusundaki alternatif düşünceleri nelerdir?
Ateistlerin bu sorulara yanıtları olmalı.
Dinlerin olumlu-olumsuz taraflarından çok kez bahsedildi.
Ya ateizm ne diyor?
Var mı bu 4 soru hakkında (dinlere girmeden) yanıtı olan?

Ki-Adi 13-02-2009 01:35

Alıntı:

placebo´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 154088)
Sevgili Ki_adi hayvanlar dünyasında bile ahlaksal kurallar ve bir düzen vardır..Kaldı ki akıl verilen insanı bir düşünün..Tüm insanlar kollektif olarak bir arada yaşam sürebilmek adına zaten bir ahlak kuralları sinsilesine ihtiyaç olduğunu içgüdüsel olarak bilirler..Bu en ilkel insanlarda bile vardı..

Bir düşünün, örneğin biz TD olarak birarada yaşayan bir ilkel toplum olalım..Aramızda anlaşabilmek için bazı kurallar belirleyeceğiz mecburen..Her toplum bir lider çıkarır..Diyelim ki bu da dilavermiş..Güçlü karizmatik,kasları kuvvetli ve saygın olduğundan, aynı zamanda ondan çekindiğimizden,güvendiğimizden onu şef bellemiş ,gücüne yenilmiş ve tabii olmuşuz..Dilaver şimdi gelip bize "bakın kurallar var evet ama bunları bana geçen gün çadırımda oturup dururken Allah, cebrail vasıtasıyla indirdi dese ..Ne dersiniz??Olur mu??Bunlara yasalar denir..Aynı şeyler yasa diye de topluma kabul ettirebilinirdi demek istiyorum...Zaten toplumlar yasalarını kendi içerisinden çıkarırlar en uygun şekillerde yaşayabilmek için..Ama Muhammed öyle yapamış..Hiç bir gücü yokken gelmiş, hükümdarlığını ilan etmiş,bir de Allahla kandırarak toplumunu sindirmiş..Bu etik midir??Değildir..Sömürü var,insanların ölüm korkularını kullanmak var ,çıkar var,kadın kullanmak var..Say say bitmez zararları..Çok uzun zaman önce maymun akrabalarımızdan ayrıldığımız halde ,hala birilerinin maymunu olmanın alemi var mıdır??

Sevgiler

Sevgili placebo sanırsam ben anlatamadım tam olarak çünkü bi anlaşılmazlık var. Ben dinler Oluşutuğu toplumda ve oluşuğuz zamanda Suçun önlenmesi bakımından birtakım yararları olmuştur dedim dikkat edersen sadece müslümanlık demedir. Bunun içinde tüm tarih boyunca oluşmuş olan dinler vardır. Ama şöyle diyebiliriz bütün dinler aynı mesafede etkilimidir. Bazıları daha çok yararlı olmuştur(bana göre doğu asya dinleri)bazıları daha az yararlı olmuştur. Her dini bir tutamayız. Her dini müslümanlık gibi kabul edersek hiçbiryere varamayız.Dinlerin suç konusundaki bazı yararları onların doğru ve Tanrıdan geldiğini göstermez. Müslümanlık ve Muhammed hakkında dediklerine tamamen katılıyorum.

placebo 13-02-2009 01:45

Alıntı:

Daha once ben, bu bosluga dusmus bireylerin kendilerine "ateist" dediklerini belirtmistim.
Böyle bir istatistik var mıdır?..Her canlı hayatını sürdürebilmek için hem bedenen hem ruhen güdülenmiştir ve yaşam mücadelesi de bunun kanıtıdır..Belki çok şaşıracaksınız ama tersine ateistler ölüp toprak olacaklarını bildiklerinden hayatlarını daha dolu yaşamaya ve zevk almaya bakarlar..Çünkü onlar için öte dünya ve nimetleri yoktur.Her şey buradadır..

Siz de biliyorsunuzdur, çoğu ruh hastalığının kökeninde korku ve suçluluk duyguları vardır..Allahtan çok korkan ve iradesine sahip olmak için haddinden fazla baskılayan insanların ruh durumları da bir müddet sonra bozulur..Obsessif,obsessif -kompülsif,panik ataklar,Depresyonlar v.s...Bunlar bilinçaltı cezalandırma ve ölüm korkusu taşıyan insan hastalıklarıdır aslında...Bu hastalar kendilerini, kendilerince doğru kabul ettikleri,aslında çarpıtılmış,gerçekdışı düşüncelerle suçlayarak cezalandırmaktadırlar..Ama tabii bu bilinçaltında gerçekleşmektedir..Bu yüzden bu ruhsal bozukluklarda terleme ,titreme,kalp atışlarında,nabızda düzensizlikler,nefes alışverişlerinde düzensizlikler,başdönmeleri gibi belirtiler olur..Korku duygusunun farkında olmadan korku belirtileri yaşarlar ve bunun ne olduğunu bilmez kendilerini gerçekten hasta zannederler....Hastalara tavsiye edilen şeyse hiç bir şeyi kafaya takmamaları, sosyal gruplarla,insanlarla sıkça bir arada bulunmalarıdır..Kimse bunlara gidin dua edin ya da ,Allah duygunuzu daha da pekiştirin demez...Çoğu İntihar da bu kendi kendini cezalandırmanın sonucudur..Fazla kuralın ve zorlanmanın getirdiği yorgunluk,yıpranmışlık..Başka nedenleride vardır tabii ki ama onları burada anmaya gerek yok.. Allahsızlık fikri extradan bir boşluk duygusu getirmez..Ateistler ruhsal durumları bozuk ve boşluğa düşmüş kişiler de değillerdir..Onlarda hasta olabilirler tabii ama sayıları diğerlerinden fazla değildir..Siz Ateistleri satanistlerle karıştırmış olmayasınız:D

Sevgiler..

evrensel-insan 13-02-2009 01:53

Saygideger placebo;

Ayni hatayi, lutfen sen de tekrarlama. Ben demiyorum. Onlar kendileri soyluyorlar. Aslinda, bu ayni zamanda bir propaganda temellidir. Yani; ateizmi bu temelde gostermek. Ayni; eskiden; solculari kotulemek icin; yapilanlarin onlarin ustune atilmasi gibi. Yani "Bak, ozendiginiz ateizm, sizi ne hallere sokuyor" temelli bir propaganda.

Saygilarimla;
evrensel-insan

placebo 13-02-2009 02:10

Alıntı: pante
Peki ateizmin cinsellik konusundaki ahlak anlayışı nedir?
Aile ocağının devamlılığına önem dereceleri nedir?
Dinsel boşluğu bu konuda doldurmayı düşünürler mi? (Nasıl?)
Maneviyat konusundaki alternatif düşünceleri nelerdir?

Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 154101)
Ateistlerin bu sorulara yanıtları olmalı.
Dinlerin olumlu-olumsuz taraflarından çok kez bahsedildi.
Ya ateizm ne diyor?
Var mı bu 4 soru hakkında (dinlere girmeden) yanıtı olan?

Sevgili pante,hayvanların çoğu türü bile eşlerini kıskanır ve paylaşmazlarken,aile kavramlarından içgüdüsel olarak haberdarken,zekası ve duyguları bunca gelişmiş insanın aile ocağını dinsiz sürdüremeyeceğini iddia etmek bence mantıklı değilidir..Ateistlerde cinsellik serbest,her yol mübah doğru bir düşünce midir??..Bunun ahlakla ve kendine saygıyla alakası vardır, dolayısıyla dinlerle alakası yoktur..Ateistler her önüne gelenle cinsellik yaşayan psikopatlar da değillerdir..Hümanisttirler..Cinsel tabulara fazlasıyla sahip olan üzmez gibi vatandaşların durumu ortadayken,ben daha Richard Dawkins kılıklı bireylerin böyle bir sapıklık haberlerini ne duymuş ne de işitmişimdir..Dinlerden örnek vermeyin demişsiniz ama örnekler bir nevi küçük istatistiklerdir..

Hümanist olmak yeterlidir ekstradan bir zorlamaya ve zorlanmaya gerek yoktur..Ek olarak ;ben bu ahlak konusunda daha önceden bir yazı yazmıştım ve ahlakla dinin alakalı olmadıklarını ,bazı deneyleri de örnek göstererek belirtmiştim..Hala da aynı fikirdeyim..

sevgiler..

evrensel-insan 13-02-2009 02:13

Saygidger placebo;

Soyle dusunelim. Bir kisinin; tum ahlak kurallarina uyusunun temeli tanri korkusu ve ona verilen dini mentalite olsun. Bir gun, bu sahis; tanri ve din bosluguna dussun. Soyle dusunmezmi? "Madem tanri yok; dinin getirdigi kurallarda; dinin cikarina; o zaman; ben bu kurallara uymuyorum, serbestim ve istedigimi istedigim gibi dusunur davranirim. Beni kim engelleyecek? Hele, bir de bunu; duzenin kendisini cezalandiracaginin bilincinde ve bunuda goze alarak yaptigini dusun.

Simdi, sen; o kisinin bu duruma gelip; aktiflesip, insanliga zarar vermesini mi; yoksa eski haliyle kalip pasif temelde kendine zarar vermesini mi, yeglersin. Hangisi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante 13-02-2009 02:24

Alıntı:

Sevgili pante,hayvanların çoğu türü bile eşlerini kıskanır ve paylaşmazlarken,aile kavramlarından içgüdüsel olarak haberdarken,zekası ve duyguları bunca gelişmiş insanın aile ocağını dinsiz sürdüremeyeceğini iddia etmek bence mantıklı değilidir..Ateistlerde cinsellik serbest,her yol mübah doğru bir düşünce midir??..Bunun ahlakla ve kendine saygıyla alakası vardır, dolayısıyla dinlerle alakası yoktur..Ateistler her önüne gelenle cinsellik yaşayan psikopatlar da değillerdir..Hümanisttirler..Cinsel tabulara fazlasıyla sahip olan üzmez gibi vatandaşların durumu ortadayken,ben daha Richard Dawkins kılıklı bireylerin böyle bir sapıklık haberlerini ne duymuş ne de işitmişimdir..Dinlerden örnek vermeyin demişsiniz ama örnekler bir nevi küçük istatistiklerdir..
Sevgili Placebo;
Ben bir yorum yapmıyorum, kıyas da yapmıyorum.
Sadece bir ateist bu sorulara ne yanıt getirebilir diye soruyorum.
Bu 4 sorunun her birini bir başlık yapıp altına bir kaç madde yazabilirler.
Yoruma gerek duymadan, savunmaya geçmeden, sadece ateist olarak düşündüklerini yazmak zor olmamalı.
Örneğin komünistlerin bu konularda düşünceleri vardır. Ama o siyasi alana giriyor. Ateist olanlar ne düşünüyor?
Bakalım kaç ateist tatminkar açıklama getirebilecek?
Çok uygun bulursak, alternatif bir tarz olarak görürsek bültende de konu yaparız. :)

placebo 13-02-2009 02:30

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 154109)
Saygideger placebo;

Ayni hatayi, lutfen sen de tekrarlama. Ben demiyorum. Onlar kendileri soyluyorlar. Aslinda, bu ayni zamanda bir propaganda temellidir. Yani; ateizmi bu temelde gostermek. Ayni; eskiden; solculari kotulemek icin; yapilanlarin onlarin ustune atilmasi gibi. Yani "Bak, ozendiginiz ateizm, sizi ne hallere sokuyor" temelli bir propaganda.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili Evrensel insan,
Bir de ben solculukla ateizmin bağlantılanmasını hiç mantıklı bulmuyorum.Çok ta komik buluyorum...Ne alakası var değil mi aslında...Ateist insanlar komünist veya solcu mu olmalılar..Bu kıstaslar bir tek Türkiyede var ne yazıkki..Her bir özellik diğer özellikleri beyinde çağrıştırarak, zincirleme devindirip tek tip mantık çıkarma hatası biz türklere pek yabancı olmayan davranışlar.. Mesela ateist solcu,sonra komünist,bölücü falan sonunda bir bakarsınız stalinci ilan edilmiş..Bakın bir ateizmle çıkılan senaryonun dramına...:D.sonu nerelere gitti..Biri masumane vatanı mı,ülkemi seviyorumdan dedimiydi yine aynısı olur,bir çıkarlar yola bizimkiler,ne ulusalcılığı kalır ,ne ergenekonculuğu ardından bir bakarsınız hiç olmayacak adam ırkçı faşist olmuştur..Ama aslında olaylar böyle işlemiyor..Hepsi birbirinden farklı kavramlar benim açımdan..Mesela ben hümanistimdir..Eğer insani ve mutlu olacağımız şekilde yaşayabileceğimizi iddia eden bir yönetim şekli getirecek bir lider çıkarsa kabul ederim..

sevgiler

evrensel-insan 13-02-2009 02:44

Saygideger placebo;

Bu benzetim, bilerek yapilmis bir benzetim degil. Sadece ornek verirken aklima o geldi. Yoksa; belirli bir dusunce uretmedim.

Istersen; silah propagandasi temelinde de dusunerek; sagcilari da, katabilirsin. Hatta, TV'ler de, konusturulan teroristleri de. Simdi sen, bu verdigim orneklerin "ardinda da bir buzagi ararsin" ;)

Saygilarimla;
evrensel-insan

placebo 13-02-2009 03:49

Sevgili pante,insanlar bürokrasiye ve kendilerine devamlı dayatılan şeylere artık o derece alışmışlarki,kendileri doğru ve yanlışı hiç bir zaman bulabileceklerine ihtimal dahi veremez hale getirilmişler.Bilinç altları kendi kendilerine asla doğruyu bulamayacaklarını fısıldamakta insanlara..Tam sömürülük bir durum..Ne güzel değil mi??:D..Tabii ki ondan sonra musanın kuralları, isanınkiler ve Muhammedinkiler içerisinden ,olmadı diğerlerinden seçmece broşürlerine sarılıp içine gömülerek, her biri de doğrusunun o olduğuna inanarak(içlerinde ki vicdanlarının sesi farklı olsada)sanki kendi akılları yokmuşçasına direktif üzerine direktif alarak yaşamaktalar..Ateistlerinse akılları,vicdanları,doğuştan gelen sezgileri(genetik )vardır...Çalmamanın,hırsız olmamanın,aldatmamanın,adam öldürmemenin,dostça ve mutlu olarak yaşamanın bilinmesinin bunlara bağlı olduğunu zannederek, kalın kitaplar ardında sadece iki üç paragraf içinde belirtilen faziletleri ve gerisi sadece masal,küfür,narsizm dolu kitapları okumayı reddederler..Absürdlüklere inanmayı akıldışı bulurlar..Masal aleminde yaşamaktanda gerçeklerle yüzleşerek getiri-götürü usulüne bakarak,yaşadıkları toplumun yasaları ve ceza hukukunu baz alarak yaşamayı kabul ederler..Tabii ki şeriatı seçecek halleri de yoktur zaten.:D.

Sorduğunuz sorular içerisinde cinsellikten başlarsak eğer; cariyeler,4 veya 12 kadın olayına sıcak bakmazlar..Bu tip ilişkiler poligamiktir ,maddi olarak yük ve değişik ,hatta ölümcül hastalıklar demektir(Hepatit b aids ve diğerleri.).Zaten hiç bir kadında bunu kabul etmeye yanaşmayacaktır..Evliliklerini törelere göre değil,kendi aşk ve sevgilerini gözeterek yaparlar..Aşık oldukları ve sevdikleri kişiyle evlendiklerinden dolayı da eşlerine saygı ve sevgiyle bağlanırlar..Çocukları olup eşlerine aşkları bitse bile onlarla paylaştıkları hayatlarını,düzenlerini diğer herhangi sıradan birisi çin feda edemeyecek derecede akıllı ve zekidirler..Düzenlerini anlık zevkler için feda edemezler..Karılarını eşlerini ya da sevgililerini sevdiklerinden dolayı doğanın bize vermiş olduğu kıskançlık duygusuyla onları paylaşmaya yanaşmazlar..Anlık zevklerin geçici oldukları taraflarından net olarak bilimektedir..Bir gün anlaşamayıp ayrılmaya karar verirlerse eğer ki, bu doğaldır ve olabilir ,(katolik değilseler tabii)diğer dindarlar gibi toplumunun yasaları tarafından kabul edilmiş boşanma hukukuna göre boşanmayı gerçekleştirirler..Çocukları varsa eğer ve küçüklerse doğal olarak anne çocuğu deyip, anneye verirler.Babaya vermezler..Zira babanın memeleri ve anneye mahsus yetileri bulunmamaktadır..

Evlilik dışı ilşklerde yine aşk ve sevgiyi baz alırlar,(her iki taraftaki ;yani dindar ve ateist istisnalarını saymıyorum)Cahil olmadıklarından her önlerine gelen kişilerle beraber ne kadar arzu duysalarda beraber olmazlar..Hasalık çekinceleri vardır..Bir anlık zevkleri için bir daha gelemeyecek oldukları yaşamlarını feda etmeye yanaşmazlar.Çünkü hayatları değerlidir..Çoğunun tıp bilgisi de mevcuttur..Yaşabilecekleri tek hayatı asla tehlikeli ve değmeyecek maceralarla kısaltmaya yanaşmazlar..

Şimdilik bu kadar..Saatlerdir yazdığımdan biraz yoruldum..Yarın yine kaldığımız yerden devam ederiz..:)

Sevgiler

pante 13-02-2009 12:57

Alıntı:

Sorduğunuz sorular içerisinde cinsellikten başlarsak eğer; cariyeler,4 veya 12 kadın olayına sıcak bakmazlar..Bu tip ilişkiler poligamiktir ,maddi olarak yük ve değişik ,hatta ölümcül hastalıklar demektir(Hepatit b aids ve diğerleri.).Zaten hiç bir kadında bunu kabul etmeye yanaşmayacaktır..Evliliklerini törelere göre değil,kendi aşk ve sevgilerini gözeterek yaparlar..Aşık oldukları ve sevdikleri kişiyle evlendiklerinden dolayı da eşlerine saygı ve sevgiyle bağlanırlar..Çocukları olup eşlerine aşkları bitse bile onlarla paylaştıkları hayatlarını,düzenlerini diğer herhangi sıradan birisi çin feda edemeyecek derecede akıllı ve zekidirler..Düzenlerini anlık zevkler için feda edemezler..Karılarını eşlerini ya da sevgililerini sevdiklerinden dolayı doğanın bize vermiş olduğu kıskançlık duygusuyla onları paylaşmaya yanaşmazlar..Anlık zevklerin geçici oldukları taraflarından net olarak bilimektedir..Bir gün anlaşamayıp ayrılmaya karar verirlerse eğer ki, bu doğaldır ve olabilir ,(katolik değilseler tabii)diğer dindarlar gibi toplumunun yasaları tarafından kabul edilmiş boşanma hukukuna göre boşanmayı gerçekleştirirler..Çocukları varsa eğer ve küçüklerse doğal olarak anne çocuğu deyip, anneye verirler.Babaya vermezler..Zira babanın memeleri ve anneye mahsus yetileri bulunmamaktadır..

Evlilik dışı ilşklerde yine aşk ve sevgiyi baz alırlar,(her iki taraftaki ;yani dindar ve ateist istisnalarını saymıyorum)Cahil olmadıklarından her önlerine gelen kişilerle beraber ne kadar arzu duysalarda beraber olmazlar..Hasalık çekinceleri vardır..Bir anlık zevkleri için bir daha gelemeyecek oldukları yaşamlarını feda etmeye yanaşmazlar.Çünkü hayatları değerlidir..Çoğunun tıp bilgisi de mevcuttur..Yaşabilecekleri tek hayatı asla tehlikeli ve değmeyecek maceralarla kısaltmaya yanaşmazlar..
Bunların tümü dindarlar için de, deistler, panteistler, agnostikler için de geçerli genel ifadeler.
Sorduğum sorulardaki ateistlerin ahlak anlayışına, maneviyat konusundaki alternatif yaklaşımlarına yanıt değil.
Siz cariyelere, çok kadınla evliliğe vs. takmışsınız.
Konu İslam değil, din. Farzedin ki bir Protestan'a yanıt veriyorsunuz.
Onun çok kadınla evlilik, cariye vs. inancı yok zaten. Ama dinden gelen bir ahlak anlayışı ve maneviyatı var.
Buna ateizmin getirdiği alternatif nedir?
Diğer ateistlerin de görüşlerini alalım.

unbe 13-02-2009 13:24

Peki ateizmin cinsellik konusundaki ahlak anlayışı nedir?
Aile ocağının devamlılığına önem dereceleri nedir?
Dinsel boşluğu bu konuda doldurmayı düşünürler mi? (Nasıl?)
Maneviyat konusundaki alternatif düşünceleri nelerdir?


1-cinsel ahlak konusunda her kişinin kendi fikri önemlidir.bu konuda genelleme yapılamaz.kimisi önüne gelenle yatar ama diğer yandan başkası tek eşli olarak hayatının sonuna kadar yaşar.
2-şahsi fikrim tabii ki aile önemlidir devamıda önemlidir ama çok çocuk yapma taraftarı değilim çünkü ülkenin durumu ortada.benim için ailenin devamı birinci planda değildir birinci planda olan oğlum ve onun geleceğidir.
3-açıkçası ateist olduğumdan beri dinsel bir boşluk hissetmiyorum zaten eskiden beridir yani müslümankende pek dinin gereklerini yerine getirmezdim o yüzden hiç manevi bi eksiklik hissetmiyorum.
4-maneviyat benim için ailemin yani eşimin ve oğlumun mutlu ve huzurlu olmasıdır.onların yanımda olup bana her konuda ve ne olursa olsun destek olduklarını bilmek benim için en önemli manevi değerdir.

pante 13-02-2009 13:32

Alıntı:

1-cinsel ahlak konusunda her kişinin kendi fikri önemlidir.bu konuda genelleme yapılamaz.kimisi önüne gelenle yatar ama diğer yandan başkası tek eşli olarak hayatının sonuna kadar yaşar.
2-şahsi fikrim tabii ki aile önemlidir devamıda önemlidir ama çok çocuk yapma taraftarı değilim çünkü ülkenin durumu ortada.benim için ailenin devamı birinci planda değildir birinci planda olan oğlum ve onun geleceğidir.
3-açıkçası ateist olduğumdan beri dinsel bir boşluk hissetmiyorum zaten eskiden beridir yani müslümankende pek dinin gereklerini yerine getirmezdim o yüzden hiç manevi bi eksiklik hissetmiyorum.
4-maneviyat benim için ailemin yani eşimin ve oğlumun mutlu ve huzurlu olmasıdır.onların yanımda olup bana her konuda ve ne olursa olsun destek olduklarını bilmek benim için en önemli manevi değerdir.
İşte bu tür yanıtlar bekliyorum.
Doğruluğunu, yanlışlığını sonra tartışırız.
Ama önce bir görüşler gelsin.
"çok çocuk yapma taraftarı değilim" gibi düşünceler de gereksiz kalabalık yapmasın. Dinlerin "Çok çocuk yapın" diye bir emri yok. Kişileri boşverin.

aydoe 13-02-2009 13:36

Peki ateizmin cinsellik konusundaki ahlak anlayışı nedir?

Ateizmin cinsellik konusunda ortak bir anlayışı yoktur.
Amerika'daki bir ateistle ,Japonya'daki bir ateistin çok farklı ahlak anlayışı olabilir.
Ateist için içinde yaşadığı toplumsal ahlak kuralları geçerlidir.
Cinsel özgürlüğü çok eşliliğide savunabilir,tek eşliliği çekirdek aileyide savunabilir.
Bu bireysel bir tercihtir.
Ateist bunu yaparken tanrı ve cehennem korkusu ile yapmaz.
Ateistlerin siyasi ve ahlaki bir birlikteliği yoktur.

Aile ocağının devamlılığına önem dereceleri nedir?

Her insan için ne ise ateist içinde odur,dinlere inanmaması ,tanrıya inanmaması bir insanın eşini ve çocuklarını sevmesini değiştirmez.

Dinsel boşluğu bu konuda doldurmayı düşünürler mi?

Bilinçli bir ateist için boşluk yoktur,cahil adam zaten ateist olamaz.

Maneviyat konusundaki alternatif düşünceleri nelerdir?

Duygu durumumuzu bozmayalım ,moralimizi yüksek tutalım :)

Ayejj 13-02-2009 13:37

Alıntı:

Peki ateizmin cinsellik konusundaki ahlak anlayışı nedir?
Aile ocağının devamlılığına önem dereceleri nedir?
Dinsel boşluğu bu konuda doldurmayı düşünürler mi?
Maneviyat konusundaki alternatif düşünceleri nelerdir?
Sayın pante,

Örneğin bir şempanze topluluğunu ele alalım.Herhangi bir dinleri yoktur.Bir ahlak sistemleri yoktur. Buna rağmen topluluk olarak hayatta kalıp yeni nesiller üretebilmekteler. Bunlar şempanzeler yapabiliyorsa, daha üstün olan insan neden din ve ahlak sistemlerine ihtiyaç duysun.Ateizm insanı yaşadığı doğanın bir parçası olarak kabul eder.

pante 13-02-2009 13:46

Sitenin ana sayfasına bir zamanlar bir yazı vermiştim, Cem'in isteğiyle.
"Panteist açıdan din, ahlak, yaşam ve ölüm" üzerine.
Sitede bulamadım o yazıyı.
Ama yürütenler sağolsun, bir başka sitede buldum.

http://www.hanemiz.com/panteist-acid...m-t180519.html

placebo 13-02-2009 14:16

Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 154184)
Sitenin ana sayfasına bir zamanlar bir yazı vermiştim, Cem'in isteğiyle.
"Panteist açıdan din, ahlak, yaşam ve ölüm" üzerine.
Sitede bulamadım o yazıyı.
Ama yürütenler sağolsun, bir başka sitede buldum.

http://www.hanemiz.com/panteist-acid...m-t180519.html

Sevgili pante,gerçekten güzel ve etkileyici bir yazıymış..E bizi neden uğraştırdınız hocam bu kadar açıklamalı bir yazı dururken:D..

Bende geçen gün siteyi böyle bir yazı bulabilmek için aradım,ama bulamamamıştım..Panteist,deist,ateist,agnostik olsun farketmez, dini herhangi bir kitaba sahip olmayan insanlar mütemadiyen dindarlar tarafından ahlaksızlıkla suçlanırlar.. Bu sebeple,bu yargıya bir karşı çıkış olarak gözlere sokulmak üzere böyle bir yazının sitemizde okunabilek bir yerde bulunmasını çok arzu ederim..

Sevgiler

pante 13-02-2009 14:23

Alıntı:

Sevgili pante,gerçekten güzel ve etkileyici bir yazıymış..E bizi neden uğraştırdınız hocam bu kadar açıklamalı bir yazı dururken..

Bende geçen gün siteyi böyle bir yazı bulabilmek için aradım,ama bulamamamıştım..Panteist,deist,ateist,agnostik olsun farketmez İnançsız insanlar mütemadiyen dindarlar tarafından ahlaksızlıkla suçlanırlar.. Bu sebeple,bu yargıya bir karşı çıkış olarak gözlere sokulmak üzere böyle bir yazının sitemizde okunabilek bir yerde bulunmasını çok arzu ederim..
Hayır, ben kabul etmiyorum. ;)
Ateistler kendi yazılarını hazırlasınlar. :p
Panteizmin ahlak, maneviyat anlayışına sığınmasınlar.
Yok öyle hazıra konmak. :D

evrensel-insan 13-02-2009 16:24

Saygideger pante;

Ben evrendeki bu sonsuz madde ve enerjinin ezelden beri varolduğuna inanmadığım için , bu muazzam enerjinin bir başlangıcı olduğunu düşündüğümden , bir İLK’e , sürekli enerji üreten bir kaynağa inanıyorum.Bunu tanımlayamıyorum ama gelecekte bilimin buna ilişkin teoriler üretebileceğini düşünüyorum. İnandığım Tanrının ise bütün evreni dünyadaki insanlar için yaratmış olmasını mantıklı bulmuyorum. İnsanlar için sadece bir güneş sistemi yeterli iken her birinde milyarlarca yıldız sistemi olan milyarlarca galaksinin olduğu evrenin gayesi yalnızca dünyadaki insanlar olamaz.Hesaplanabilir evrenin büyük bir duvar haritası çizilebilir olsaydı , dünya o haritada yer alamazdı herhalde. Dolayısıyla evren insanoğlu için çok büyük bir sırdır. Kısıtlı imkanlarıyla güneş sistemine mahkum kalmış insanoğlunun kendi galaksisini dahi araştırması , keşfetmesi olanaksızken , milyarlarca galaksi ve bilinemeyen evrenin ötesi daima bir sır olarak kalacaktır. Tanrının var olup olmadığını ve varsa evrendeki gayesinin ne olduğunu tespit etmek de mümkün olacak mıdır bilinmez..

Evrenin ve varlıkların oluşumunda bu ilk kaynağın, ilk cevherin bilinçli olmaması mümkün değildir. Evrendeki maddenin kaynağı Tanrı olunca , evrenin Tanrıdan sudur ettiği ve evrendeki tüm maddelerin özünde Tanrının olduğunu söylemek yanlış olmaz.Çünkü yoktan bir şey çıkmaz.Varolanlar ancak başka bir varlıktan türeyebilirler.Bu görüş Panteizmin Tanrının evrenle bir olduğu , evrene eşdeğer olduğu görüşünden farklı olup Tanrının hem evrende hem de evrene aşkın , evrene hükmedebilen durumda olduğu için Panenteist bir görüştür.

Yani Tanrı evrende , evrende Tanrıdadır.Evrenin özüne işlemiş olduğu gibi evrene yetkin ve müdahale edebilir konumdadır.Evreni oluşturan elementlerin tümünün hidrojen elementinin türevleri olduğu dikkate alınırsa ve hidrojenin de kaynağının Tanrı olduğunu düşündüğümüzde bunun olanaksız olmadığını görebiliriz..Panteizm anlayışındaki gibi Tanrı kaynağının tümünü evren için kullanılmamıştır.Kabaca örneklemeyle tek hücrelilerin bölünmesi gibi , Kaynağın ikiye bölündüğünü ve 2. kaynağın evreni oluşturduğu söylenebilir.-alinti

http://www.hanemiz.com/panteist-acid...-t180519.html?

Benim bu konuda diyecegim. Aslinda, yazar arkadasin, tanriya inanci; kendi yazinin basinda belirttigi nedenden kaynaklaniyor. Yani, bilinmeyeni illaki bir temele oturtmak. Bunun iki yonu var. Birincisi; ister istemez, kisiyi bilimsellikten ve bilimin temeli; epistemolojiden uzaktirabilir. Ikincisi; insanoglunun epistemolojisinin kaliciligi dusunulurse; bu kalicilik, bu temelde tanriyida kalici kilacak, dolayisiyle, insanoglu tanrisal-tanrili-tanrisiz- dusunme ve davranis yapisindan arinamayacaktir. Bu da, dini mentalitenin ekmegine yag surmektir.

Ucuncusu; neden, insanoglunun-ki kendisi bir parca- butunu aciklama gibi bir misyona soyundugu da ayri bir dusunme konusudur. Cunku, hic bir tarihte ve insanoglu yasaminin hic bir evresinde bunu basaramayacaktir. O yuzden, her zaman kendini spekulasyona ve inanca adamis olacaktir. Bu da insanoglunun, kendi yasam ve iliskisi yerine; onu hep. insanlik disiliga-hem tanri, madde; hemde insana yakismayan dusunce ve davranis-itecektir.

Yine bu temelde; kendisi aradabir yerde ortaya ciktigi halde; illa, bir ilk ve son pesinde olusunun inadi da ayri bir sorundur. Neden, herseyi bir surec temelinde ve suregelen bir olusumun degisim-donusum-baskalasim temelinde degerlendirmez. En azindan; bu yanasim, ne insanogluna bir tanri aratir, ne bir ilk ne de bir son. Diyelim ki, hayir. Peki; bulunanlardan ne ve hangisi veya neye dayanarak ilk kabul edilecektir. Bu ilk meraki, bitecekmi saniliyor? Ilkin veya sonun tatminini ne verecektir? Belkide bu tatminsizlik, yazar arkadasi bir tanriya inandirtir.

Butun sorun; dusunceyi tanrisalliga hapsetmekte, boyle olunca; tanridan yana olanlar, tanrilarini; olmayanlarda, tanri dislarini-madde- bulurlar. Peki, neden dusunce de, bir tanrisallik vardir? Ustelik bu dusunce, insanoglunun; o zaman, insanoglu, neden insanlik disi-tanri, madde-bir dusunceye kendini sabitler ve bu siniri asamaz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

placebo 13-02-2009 17:05

Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 154195)
Hayır, ben kabul etmiyorum. ;)
Ateistler kendi yazılarını hazırlasınlar. :p
Panteizmin ahlak, maneviyat anlayışına sığınmasınlar.
Yok öyle hazıra konmak. :D

Demek istediğinizi anlıyorum sevgili pante..Açıklama yapmadığım için yanlış anlaşılmam doğaldır..Son bir kaç paragraftaki Tanrı kavramıyla ilgili bölümleri çıkarırsak bu yazının bir ateist görüş mü yoksa panteist görüşmü belirttiğinin farkına varamayız..Yazının üstten başlayarak,tanrı kavramıyla kesildiği bölüme kadar benim görüşlerimin çoğunu yansıtmaktadır..

sevgiler

pante 13-02-2009 17:14

Neyse ben yazıma sahiplenerek korumaya aldım.
Küçük değişiklikler yapıp bir de sonuç bölümü ekledim.
Arayanlar ve üzerinde yorum yapacaklar aşağıdaki adreste bulabilir.

http://pante.blogcu.com/panteist-aci..._35985261.html

sinner 14-02-2009 17:55

Ateizmin insanlara dinler gibi bir yol-yordam göstermesine gerek yok.
Ateizmin amacı dinlere alternatif bir yaşam tarzı vaaz etmek de değil.
İnsanlığın beynini ve bedenini dinlerin esaretinden kurtarması, aklı ve bilimi insana tek rehber kılması yeterli değil mi ?
Kendim için neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar vermek için Tanrının kutsal kitaplarıyla bana yol göstermesine ihtiyacım yok.
Yaşam sürprizler dolu, gizemli bir yolculuk. Onu kendi elimle, beynimle zekamla gerek okuyarak gerek tecrübe ederek keşfetmek isterim.
Cosmos:) bize bir yaşam şansı vermiş. Onun için karşımıza çıkan en ufak fırsatı değerlendirmemek insanın yaşam yolculuğunda kendi ayağına çölme takması gibidir.;)

Kozmik Perspektif 28-08-2013 12:30

Dindar teistler arasında popüler bir iddia ateistlerin hiçbir ahlak temeline sahip olmadıklarıdır -ki din ve tanrılar ahlaki değerler için gereklidir. Genellikle kendi din ve tanrılarını kastederler, ama bazen herhangi bir din ve herhangi bir tanrıyı onaylamaya istekli görünürler. Gerçek şu ki ne dinler ne tanrılar moralite, etik ve diğer değerler için gereklidir. Apolojetiklerin "Ahlakı temellendirmek için tanrıya inanmak zorundayız" şeklindeki beylik laflarının elle tutulur hiçbir yanı yok. Hayvanların doğasında onlara rehberlik eden dini yönergeler olmaksızın bizim "moral" olarak sınıflandırabileceğimiz davranış sergileyen durumlar da görülebilir. Bunların arasında "sosyal böcekler arasında faaliyet gösteren altruismin ve kooperasyonun komplex sistemlerinin detaylı incelemeleri" ve "bazı kuş ve memeli türleri tarafından grubun geri kalanını gelecek tehlikelere karşı uyarmak için hayatını riske atan fedakâr nöbetçi postalanması." Özgecil ve kooperatif hareket tarzının ve empati, sevecenik gibi duyguların gerek homo sapiens ve primatlarda gerek diğer hayvan sosyalitesinde, biolojik evrimsel mekanizmalarla neden sonuç ilişkisi içinde evrimsel yolculuğundaki gelişimi modern bilimsel tezlerle genişçe aydınlatılabiliyor.

Empati ve diğer sosyal farkındalık formları ahlak duygusunun gelişiminde saygın bir konuma sahiptir. Çoğu insan fark eder ki ahlak söz konusu olduğunda empati önemli bir rol oynar. Diğerlerine asaletle davranırken herhangi bir tanrıdan emir gerektirmez, ama faaliyetlerimizin diğerlerini nasıl etkilediğini kavramsallaştırabilmeyi gerektirir. Bu da, sırayla, başkalarıyla empati kurma becerisi gerektirir -başkalarının duygularının farkındalığını haiz olma ve buna göre davranma becerisi.

Peki Stalin, Pol Pot, Mao... Ateizm Ahlaksızlığa Yol Açar Mı?

Öncelikle ateizmin kendisi insanların uğruna dövüştüğü, öldüğü ya da öldürüldüğü bir prensip, amaç, felsefe ya da inanç sistemi değildir. Ama dini retoriklerle gerekçelendirilmiş ve şiddetlenmiş pekçok haçlı seferi, engizisyon, cadı avcılığı ve köleleştirme vakası var. Bunu da kutsal kitaplarından aldıkları cesaret ve motivasyonla yapıyorlardı. Stalin, Pol Pot ve diğer psikotik komünist liderlerin cinayetlerini ateizmin hanesine yazmak adil olmaz. Zira bunlar tanrısızlığı dayatmak için işlenen suçlar değildir. Bir teist Stalin'in teistlerin X,Y ya da Z nedenle öldürülmeleri gerektiğine inandığını iddia edebilir, ama o zaman nasıl bir Tanrı'ya inanç eksikliğinin bu sonuca yol açabildiğini makul bir şekilde göstermesi lazım. Stalin bu cinayetleri din düşmanlığından çok politik kazançlar için gerçekleştirdiğini gösteren kanıtlar var. Stalin, pozisyonunu sağlamlaştırmak için milyonları katleden bir paronoid idi. Ateizm değil, totaliteryanizm itici güç ve nedensel bağlantıdır. Göz ardı edilen bu gerçek apolojetiklerin iddialarının sahte olduğunu göstermektedir.

Kozmik Perspektif 28-08-2013 12:50

Apolojetikler ahlakın doğal hukuk aracılığıyla garantiye alındığını, ancak dinin daha sağlam bir temel sağladığını öne sürerler. Birleşik Devletler'de uzun yıllar boyunca ateistlerin mahkemede tanıklık etmelerine izin verilmedi, çünkü ateistlerin gerçeği söylemek için bir nedeni olmadığına inanılıyordu. Bu da dinsel önyargılar yüzünden ateistlere karşı yapılan ayrımcılıkların sayısız örneklerinden biri. (bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/Discrim...ainst_atheists)

Oysa ahlakın temellerini gökte değil yerde aramamız gerekir. İnsan moralitesi evrimsel, sosyobiolojik tarihin bir sonucudur. Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı kitabında ahlakımızın Darwinci bir açıklamaya sahip olduğu saptamasında bulunuyor: evrim sürecinde özgecil genler seçildi, insana doğal empati verdi. Toplumda ahlak sürekli olarak evrilir. Ahlak ilerledikçe, moral konsensus dini liderlerin kutsal yazıları yorumlama şeklini etkiler. Örneğin bugün laik toplumlardaki dindarların geneli -kutsal kitaplarında yer almasına rağmen- evlatlığının karısıyla evlenmeyi, ya da 9 yaşındaki kız çocuğuyla gerdeğe girmeyi, cariyeliği ve köleliği ahlaki bulmaz. Bu da bize ahlakın din orijinli olmadığını gösterir.

Kozmik Perspektif 29-08-2013 14:29

Sosyal Darwinizm: Evrimsel Bilimin Yanlış Okunması

Sosyal Darwinizm genellikle varoluş mücadelesinin kavramlarını tanımlamak için kullanılır. Sosyal Darwinizm bugün şüpheli ahlaki değerler olarak sınıflandırdığımız maceraları gerekçelendirmek için kullanıldı. Örneğin sömürgecilik doğal ve kaçınılmaz olarak görüldü. Ancak bu konsept "Doğal olan ne ise ahlaken doğru olmasıyla eşdeğerdir" şeklinde hatalı bir varsayım yapar. Bir başka deyişle, bu argüman bir şey sırf doğada gerçekleşti diye insanların takip etmesi gereken ahlaki paradigma olması gerektiği inancının kurbanı olur.

Naturalistik safsata ya da diğer adıyla argumentum ad naturam sık sık düşülen resmi bir hatadır. Bu konsept İngiliz filozof George Edward Moore tarafından 1903 yayımlanan Principia Ethica kitabında tanımlandı ve isimlendirildi. Bu argüman vejanizm, homoseksüellik ve çevrecilik tartışmalarında da fütursuzca kullanılıyor. Doğalcı safsata terimi bazen "olan"-"olması gereken" problemini tanımlamak için kullanılır (bknz. the Is–ought problem).

Evrimsel teoriyi neyin iyi veya kötü olması gerektiğini tanımlayan bir ahlak kılavuzu olarak algılamak natüralistik bir safsatadır (Bunun tersi ise moralistik safsata; yani "iyi ya da doğru olan ne varsa bu nedenle doğaldır" diyen görüş). Doğa, nasıl davranması gerektiği hakkında ahlak türetilmeden tanımlanması gereken bir olgudur (Eğer kuşlar ve canavarlar eşini aldatmayla, bebek öldürmeyle ve yamyamlıkla meşgulse bu davranışlarda ahlaken sorun olmamalı demek gibi).

Skeptic's Dictionary'nin Natürel maddesi doğaya yönelim safsatasını çarpıcı bir biçimde ifşa ediyor:
"(Doğal demek) doğada olan ya da kendi kendine oluşan demektir. Örneğin deprem, tayfun veya zehirli mantarlar… Ölüm, doğaldır, diabet hastası birisinin insülin eksikliğinden ölmesi de doğaldır. Ama bu kişinin kendisine doğal ya da sentetik insülin enjekte etmesi doğal değildir. Çünkü enjekte etmek doğal değildir. Verandanızın üzerini kapattığınız tahtanın çürümesi, onu korumak için yapay olan hiçbir şey kullanmadığınız düşünülürse doğaldır. Çürüyen çöpün kokması da doğaldır. (…) Çıplaklık bütün hayvanlar için olduğu gibi insanlar için de doğaldır. Kıyafet giymek ise yapaydır. Tıpkı dişinize dolgu yaptırmak, makyaj yapmak, mücevher takmak, traş olmak gibi…" (http://www.skepdic.com/natural.html)
Bu da demek oluyor ki normal olan şey moral olmak zorunda değil.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:43 .