Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Mekke’de İslam öncesi ve sonrası ticaret ve İslam’a etkileri (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19150)

güneşinzaptıyakın 24-06-2010 19:00

Mekke’de İslam öncesi ve sonrası ticaret ve İslam’a etkileri
 
Arabistan (Ceziretul-Arap yani Arap Yarımadası) coğrafi yapısı nedeniyle genel anlamda tarım yapılamıyan ama lokal hayvancılık ile tarım yapılabilen ve yerleşim yeri olarakta göçebelerin belli bölge içerisindeki vahalar arasında konakladıkları bir nüfusa sahipti. Lokal tarım ve hayvancılık genede bölge yerlilerinin geçinmesine yetmiyor ve MS. 1. YY’dan itibaren Hicaz’dan geçen kervanlara bölgesel rehberlik yaparak kazandıklarıyla ticaretin takasa dayalı ilkel şeklini uyguluyorlardı. Yapılan ticaret ise bölgeden geçen kervanların güvenliği ve kılavuzluk hizmetleri karşılığında alınan malın Hicaz bölgesinde iç piyasaya yönelik satımından ibaretti uzun bir süre. Özetle MS. 4. YY’a kadar Hicaz bölgesi siyasi emrinde olduğu Yemen’in ticari yolları üzerinde bir istasyon vazifesi görmekten öteye gidememiştir.

MS. 2. YY’da Yemen adına vali olarak hüküm süren Cürhümi’lerin bölgede iktidarı ilk defa yerel Arap kökenli Huzaa kabilesine teslim etmesi ile iktidar ve güc el değiştirmiş böylece bölgedeki egemenlik tarihte ilk defa yerel Arap kökenli bir kabilenin eline geçmiştir (bir diğer efsaneye göre ise Kureyş ve Huzaa kabileleri İsmail’in Yemen kökenli Cürhümlü kadınlardan olan soyundan gelmektedir). Huzaa kabilesinin iktidarı yaklaşık 2 YY. Yemen veya Kuzey’deki egemen güçlere bağlı bir yarı göçebe toplum olarak varlığını sürdürmüşsede bildiğimiz anlamda bir egemenlik ve şehir devletleri hüviyetine ancak Yemen ve Kuzey’deki, Pers ile Roma İmparatorluklarının zayıfladı bir dönemde ortaya çıkan ve Şam’da yetişen Kusay’ın kurduğu Mekke tüccar şehir devleti ile kavuşmuştur. Kusay efsanelere göre hile ile Mekke’nin anahtarını ele geçirerek Huzaa ve Bekroğullarını Hicaz dışına sürmüştür. İbn Kuteybe’ye göre Bizans İmp. Kusay’a yardım etmiştir (Theodor veya oğlu Arcadias dönemine denk gelen bir hadisedir. 379-408), bir diğer söylence ise Kusay’ın anne bir Şam’da yaşayan Kudaa’nın komutanlarından olan kardeşi Rızah’ın beraberinde getirdiği askerler vasıtası ile iktidarı ele geçirdiği yönündedir. Kesin olan tek şey ise Bizans’tan gelen bir ordunun Mekke şehir devletinin Kusay tarafından kurulmasına yardım ettiğidir. Böylece Mekke şehir devleti Yemen’in ticari istasyonu olmaktan çıkıp Bizans İmparatorluğunun ileri bir ticari kolonisi olarak varlığını ortaya koyarken, Güney’deki devletlerin güçlerini kaybettikleri gerçeği ile Hicaz’ın bölgesel olarak ticareti ele geçirmesi ve bu ticaret yönetiminin Taif ve Mekke üzerinden yapılması hala yarı göçebe yaşayan toplulukların tekelinde ve ilkel takas usulü ile yapılıyor olması uzun bir dönem devam edecektir.

Hicaz bölgesi Yemen ile İran, Irak, Bizans arasında ticaret yollarının ortasında olduğu gibi aynı zamanda Hind, Habeşistan ve Mısır’ın deniz ticaretinin liman ve istasyonu görevinide üstleniyordu. Uzun yıllar Hindistan ticaretini tekelinde tutan Yemen’in mallarını Suriye’ye ithal edebilmesinin tek şekli yol üzerindeki ticaretin güvenliğinden geçiyordu ve tıpkı Çin’den çıkıp Trabzon’da son bulan ipek yolunun üzerinde kervansaraylar ve ticaret yolunun güvenliğinde olduğu gibi Hicaz’ında denetimi ve güvenliğini sağlayan Yemen ticaretide elinde tutuyordu. İlk olarak MS. 2. YY’da Yemen’in ardından da MS. 4. YY’da kuzey devletlerinin güç kaybetmesi neticesinde kurulan Mekke şehir devleti, gittikçe kuzeye kayan Hindistan ticareti dışında söz konusu ticareti lokal olarak kontrol ediyordu. Arap yarımadasında iki ticaret yolu öne çıkıyordu o dönemde; Irak üzerinden Uman’a giden ‘’Doğu yolu’’ ile Yemen, Hind ve Faris malları Şam’a ulaştırılıyordu. Diğer yol ise Hicaz’dan geçen ve Yemen, Habeşistan ve Hind mallarını Şam’a ulaştıran ‘’Batı yolu’’ idi. MS. 4. YY’a kadar Arap yarımadasındaki tüm ticaret yolları ve tüccarlar ile yerleşkeler sadece istasyon vazifesi görmüşler ve Kureyş gibi bir çok kabile ise kılavuzluk ve güvenlik hizmetleri ile öne çıkmışlardır. Yaklaşık olarak aynı dönemlerde ortaya çıkan Hire devletinin ticareti ele geçirmek için sık sık Mekke şehir devletine yaptığı baskıları Bizans’ın uç beyliği olarak uzun bir süre bertaraf eden Mekke ve Arap yarımadası sakinleri nihayetinde askeri açıdanda güçlendikleri ve Hire’lileri ise zayıfladıkları MS. 580 yılındaki Ficar savaşları ile bölgedeki egemenliklerini kendi lehlerine ilk defa sağlamışlardır. 602 yılındaki son savaştan sonra Hire yerini tamamen Mekke’ye bırakmıştır. Yapılan bu savaşlar neticesinde Arap yarım adasında bir toplum ve devlet bilinci oluşmaya yeni yeni başlamıştır o dönemde.

güneşinzaptıyakın 24-06-2010 19:01

Sık sık yinelenen şehir devleti kavramına burada açıklık getirmekte fayda var. Aslında tanım itibari ile tam tabir ticari koloni olması gerekirken devlet olmanın getirdiği; bayrak, sikke, kanun yapma ve uygulama vb. devlet adına bir çok olmazsa olmazı barındıran egemenlik sonuçlarının hiç birisini o dönemin şehir devletleri barındırmamaktadır, mesela egemenliğin olmazsa olmazı olan para basımında her ne kadar İslam devleti adına ilk parayı Ömer’in 639 yılında bastırdığı kabul görüp konuşulsada gerçek anlamda İslam devlet parasını ilk defa bastıran Abdulmelik_Bin_Mervan’a kadar bölgede kullanılan yabancı paraların tıpkı basımının Arap ticari değerlerine adapte edilmesinden başka bir şey değildir Ömer ve ardıllarının yaptıkları. Bildiğimiz anlamda bir şehir devlet değildir söz konusu edilen Taif ve Mekke, asıl olarak iç işlerinde bağımsız ve dış işlerinde dönemine göre egemen bir devlete bağımlı bir çeşit ilkel site-devlet nitelindedir. İç işlerinde de sık sık Bizans lehine yapılan balans ayarları ilede meşhurdur hatta.

İslam tarihinde sık sık söz edilen ve genel olarak ticaretle anılan Kureyş’in Kusay ile birlikte yarı göçebe ve Mekke dışında kervanlara kılavuzluk hizmeti ile süren yaşamı birden Mekke şehrinin hakimi ve bölge ticaretinin kontrolünü elinde tutan kabile olması ile başlamıştır aslında. Öncesinde ise özetle belirtildiği gibi sadece kılavuzluk ve güvenlik hizmetleri karşılığında basit gıda ve giyecek ihtiyaclarının karşılandığı ve takas usulü ile lokal olarak yapılan bir ticaretin içinde yerel etkin olmayan bir kitledir Kureyş. Kabilenin adına ve geçmişine yönelik rivayetler ve inanışlar oldukça çok ve değişiktir. Kelime anlamından yola çıkarak tüccar kökenli bir söylem neticesinde kabile adına kavuştuğunu savlayanlar olduğu gibi, kabile adının bizzat pagan dönem inanışları neticesinde dönemin tapınılan kabile tanrısı neticesinde kazanıldığı veya ismin yabancı kökenli olup sonradan Arap diline kazandırıldığı şeklinde görüşler olduğu gibi Beni Nadr’a dayandırılan ve öncesinde İsmail’e ve İbrahime kadar giden bir soy kütüğü ile adlandırılsada Beni Nadr’a değilde Fihr b. Malik soyundan İbrahim’e dayandıranlarda vardır, özetle tam ve gerçekçi bir bilgi elde mevcut değildir. Günümüzdeki genel kanaat ise Kusay vasıtası ile Mekke’de toplanan kitlenin Kureyş adını aldığı yönündedir, bu yüzden Kusay’ın lakaplarından biriside ‘’toplayan/toparlayan’’ anlamındaki ‘’Mücemmi’dir’’.

güneşinzaptıyakın 24-06-2010 19:03

Tüm bu tarihsel bilgiler ışığında Arap yarımadasında ticaret Dünya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi belli dönemlerde belli bir bölgede bir araya gelen aşiret ve daha küçük boydaki kitlelerin takas usulü ile yaptıkları bir etkinlikti. Belirleyici unsur ise bölgesine göre tarımsal hasat sonu yada hayvanların kesim yaşına gelmesi ve tüm Dünya’nın dinsel/ticari evrimsel ortak noktası olan gündönümleri vb. etmenlerdir. Zamanla panayır özelliği kazanan bu zorunlu etkişelim tüm Arap yarımadasında yarı yada tam göçebe aşiret yada kabilelerin dinsel inanışlarınında şekillenmesinde rol oynadı. Söz konusu panayırlar hakkında bizlere ulaşan bilgiler İbn Habib, el-Merzuki ve Ya’kubi’nin kitapları vasıtasıyladır. Kurulan panayır sayısı konusunda farklı rakamlar verselerde bölge ticaretinin elimizdeki İslam öncesini ve ilk dönemini anlatan yegane kaynaklardır. Panayırlar mahalli veya Hicaz bölgesine yönelik olarak kuruluyordu, günümüz İzmir Uluslararası Fuarı gibi Enternasyonal değildiler fakat belli birkaç panayıra dışarıdan gelen ve yerel bir egemen kabile vasıtası ile temsil edilen yabancı tüccarlarda katılmaktaydılar. Kusay sonrası dönemde ve özellikle 6. YY ortalarından itibaren Mekke’de bazı panayırlar belli bir ürün üzerine kurulmaya başlanmıştır. Bazı panayırlar yerel Pazar niteliği kazanıp devamlı hale gelmiştir mesela Mekke’deki köle pazarı yada hayvan pazarı gibi. Bu Pazar ve panayırlar aynı zamanda günümüzde ozan/dengbej vb. şekillerde devam eden sözlü edebiyat ve tarih geleneğinin ilk hallerininde sergilendiği yerler olmuşlardır. Bir diğer hususta bu Pazar ve panayırlara misyonerlerin devamlı olarak gelmesidir. Bilinen ve İslam sonrasıda bir süre devam eden ve Mekke’nin en büyük panayırı ünavına sahip olan ‘’Ukaz’’ panayırıdır. Ukaz panayırı, Nahle-Taif ve Zülmecaz arasında ve Mekke’ye bir merhale (3 günlük yol) Taif’e ise bir günlük yol uzaklığında Nahle-Sana yolu üzerinde; Yemen, Suriye, Basra körfezi ve Babil yollarının keşistiği bir kavşaktaydı ve doğal olarakta Mekke’nin sahip olmadığı uluslararası istasyon/pazar niteliğine sahipti, Kusay öncesi Taif hakimiyetindeydi (bazı kaynaklara göre Ukaz harem sınırlarındaydı ve hep Mekke hakimiyetinde idi). Bir çok putperest kabile ve aşiret bu panayıra Pagan tanrılarını niteliyen totemlerinide beraberinde getirir, o totemede tapan bazı kabilelerin yıllık tapınmalarınıda sağlardı. Bu ritüel hemen hemen tüm Pazar ve panayırlarda mevcuttu. Yani özetle İslam öncesi Pazar ve panayırları aynı zamanda ibadet yerleri idi, mesela Usayda’da bulunan bir kayalığın etrafında tavaf yapıldığı bilinmektedir. Arap_Mitolojisinde var olan bir çok unsur İslam vasıtası ile günümüze ulaştığı gibi İslam tarihçilerinin sakıncasız bulup aktardığı bazı bilgiler vasıtası ile haberdar olduğumuz inanışlar ve ritüllerin yarı göçebe kitlelerin dinsel inanç ve tapınmaya yönelik pratik çözümlerinide içerir. Göçebe bir toplumun tapınağıda taşınabilir olacaktır elbette, Buna mukabil yerleşik yada yarı göçebe kitleleri etkilemek içinde Doktor yada Eczacı sıfatı ile yerleşik misyoner ruhbanların olduğuda İslam tarihlerinde kayıtlıdır.

Başlangıçta her aşiretin yada kabilenin kendi tanrıları vardı ve bunları yanlarında taşıyorlardı, geçici olarak yerleştikleri yerdeki anakaya üzerine yada yanlarında taşıdıkları kayalar vasıtası ile nişler yapıyorlar ve tapınıyorlardı, klasik putperest/pagan kültürüne sahiptiler, Yemen hakimiyeti ve beraberinde gelen dinsel inanışlar ve tanrı fügürleri toplumda kabul görüp günlük dinsel ritüele dahil edilirken, ilk dönem putperest/pagan totemler yerlerini yavaş yavaş daha geniş kitlelerce kabul gören tanrılara bırakmıştır. Belli bölgelerin tarih öncesi devirlerden itibaren tapınma ve tedavi merkezi olarak kullanılmalarına paralel olarak Arap yarımadasında da benzer bir çok yerin ortaya çıktığını görmekteyiz. Özellikle başlangıçta anakaya ve üzerine oyulan nişlerin içerisine yerleştirilen tanrı figürleri ile tapınma geleneğinin Hicaz bölgesinde Usayda örneğinde olduğu gibi 6. YY’a kadar devam ettiğini biliyoruz. Arap mitolojisine ve resmi İslam tarihine göre; Arap yarımadasında dağınık olarak yaşayan kabile ve aşiretlerin tapındıkları totemleri bir araya getirip Mekke’de toplu halde korumaya ve ibadete açan ise Cürhümi’lerin elinden iktidarı 2. YY’da ele geçiren Amr b. Luhay’dır ve günümüz Suriye bölgesi ile Yemen civarından bazı put ve totemleride Mekke’ye getirdiği kaydedilmektedir. Bununla beraber putları ilk getirenin Huzeyl b. Mudrike olduğuda söylenceler arasındadır. Şüphesiz ki bu dinsel etkileşim ve diğer kültürlerin tanrılarının kabulü ticaretin o coğrafyalara ulaşması ve karşılıklı ticari ziyaretlerin neticesinde ilk başlarda oluşan misafirlerin yada temsilcilerin dinsel ihtiyaçların giderilmesi ile başladığı bir gerçektir, söz konusu gelişmeye güzel bir örnek ise Efes antik kentindeki Serapis_Tapınağıdır. İlerleyen dönemde ise bu etkileşim zamanla yerini dinsel ritüelin bir parçası olmaya bırakmıştır, bölgedeki kabileler bu ithal tanrıları benimsemiş ve yerelleştirmişlerdir.

güneşinzaptıyakın 24-06-2010 19:04

Arap yarımadasında bilinen 100 civarında Kabe benzeri kutsal alanın olduğudur, Kusay’ın yaptığı sadece siyasi ve ticari nedenlerle ait olduğu kabilesinin yaşadığı Mekke kutsal alanını yerleşkeye çevirmesidir aslında, diğer bölgelerdeki bu kutsal alanların büyük bir kısmı zamanla kaybolmuşsada bazıları İslam’ın ilk dönemine kadar varlığını sürdürebilmiştir. Kusay’ın yaptığı dinsel devrim niteliğindedir ve kendisine kadar yere bitişik olan ve bir yapı niteliği taşımayan Mekke kutsal alanına (büyük olasılıkla tarih öncesi bir Altar’a ait olan genelde dört dikili taştan oluşan ve kutsal kabul edilip, gündönümü, erkekliğe geçiş, tedavi merkezi vb. amaçlarla kullanılan yer) yaptığı Kabe adlı bina (bölgedeki benzer tüm kutsal alanlarda Kabe adı ile adlandırılıyordu) ve Hicaz’daki saygın ve önemli totemleri bu yapı içerisinde muhafaza altına alması ile dinsel birlikteliği sağlayarak sadece Mekke’nin değil aynı zamanda Hicaz’ında dini kontrol eden egemen gücü olmuştur, bu aşamadan itibarende bir çok kutsal alan ve pazar/panayır bölgesi tarihten silinmiştir, yapılan bir nevi dinsel tekelleşmedir yani dini ve ticareti tekel altına almaktır ve devletleştirmektir. Din Mekke için hem ayrıcalıklı bir egemen güç olma yolunu açmış hemde ticaretin en önemli kaynaklarından birisi haline gelmiştir. Kutsal kabul edilen bir yerin üzerine sonraki medeniyetlerce aynı şekilde tapınma yerlerinin yapılması sadece Mekke’ye özgü değildir, Selçuk’taki İsa_bey_camii duruma en güzel örnektir; İlk tapınağın Kibele adına yapıldığı arkeolojik kazılardan bilinmekle birlikte esas ününü Dünya’nın 7 harikasından birisi olan Artemis_tapınağından almaktadır söz konusu yer.

Kusay sonrası ticaret ise ardıllarının hem kuzey hemde güney bölgelerindeki egemen devlet ve kabilerle yaptıkları ilaflar (ticari antlaşmalar) neticesinde olabilmiştir ve bilinen anlamda ilk uluslararası ticareti yapanda Kusay b. Abdülmenaf b. Haşim’dir. Mekke’nin özelliği ticari bir istasyon olması değildir, aksine bu istasyonların tam ortasında olmasıdır. Su bakımından oldukça sorunlu bir bölgede ve su kaynakları tamamen yağmurlara bağlı olan ve sık sık yağmur mevsiminde sellerle boğuşan küçük vadilerden oluşan ve Kusay’a kadar sık dikenli çalılık ve ağaçlardan oluşan Mekke’nin, Kusay gibi stratejik bilgiye sahip bir lider tarafından şehir olarak iskan edilmesi sadece ticaret istasyonlarının tam ortasında olması değildir elbette. Birincisi kutsal bir alan içeriyor olması ve ikincisi ise savunmasının kolay olması ve en önemli faktör olarak kendisininde dahil olduğu kabilenin bu bölge çevresinde yaşıyor olmasıdır. Günümüzde Kabe olarak adlandırılan bölgenin tarihsel tanımlar neticesinde Hitit’lerin_Yazılıkaya örneğine benzer bir özellik taşıdığı söylenebilir, bilinen en eski kutsal alan Göbeklitepe’deki yapı ise kareye yakın özelliği ile Kabe’nin Kusay öncesi dönemine ışık tutmaktadır . Kusay’a kadar bölgede yerleşke olmayıp çevresindeki yaşamaya daha uygun vadilerde yaşam sürmüş ancak bir gecede Kusay ve birleştirdiği Kureyş kabilesi söz konusu bölgeye yerleşerek dönemine göre daha medeni bir kutsal alan yaratmıştır. Kutsal alanın bekçileri ve hizmetkarı olarak Kureyş kabilesi tüccarları Arap yarımadasında haram aylarda dokunulmazlık kazanarak lokal ticareti tekellerine aldıkları gibi ilerleyen dönemde de Ebu Süfyan örneğinde olduğu gibi Taif ticaretinide kontrol eder hale gelmişlerdir. Tıpkı Anadolu’da ortaya çıkan Hristiyanlıkta olduğu gibi yerel dinsel inanışlar zamanla evrilerek ve şehir devlet ve ardından kurulan devlet kurumlarının ihtiyaçları neticesinde evrim geçirerek bildiğimiz İslam şeklini almıştır. Kusay’ın Mekke’yi imar etmesi ve Kabe din ticaretini organize etmesi içinde bir araya getirdiği Kureyş’in içindeki dengeleride gözetmesi gerekçesi ile bir çok yeni görev ve görevli çıkarıp atamış ve yönetimi en güçlü aşiret/koldan yana düzenleyerek ilkel bir ticaret şehri kurmuştur.

İslam tarihçilerinin öne sürdüklerinin aksine günümüzdeki anlamıyla bir uluslar arası ticaret ancak ticaret yolu üzerindeki egemen güçlerle işbiliği neticesinde ve 6. YY’ın ikinci yarısından sonra yapılagelmiş olmakla birlikte söz konusu ticaret, Mekke tüccarlarının birleşik bir kervan oluşturarak ve geçtikleri bölgelerden aldıkları askeri koruma desteği vasıtası ile uzun bir dönemde ve senede iki defa olarak kuzeye ve güneye gönderilen kervanlarla yapılmıştır. İslami kayıtlar neticesinde Ebu Bekir, Ömer ve hatta Muhammed’in bu kervanlar vasıtası ile Şam’a gittikleri bilinmektedir. Mekke’nin esas ticari başarısı lokal pazarı elinde tutması ve dinsel yaşamı ticarete çevirebilmesinde yatmaktadır.

güneşinzaptıyakın 24-06-2010 19:05

Tüm bu bilgiler ışığında Mekke’de 2. YY’da başlayan sürecin 4. YY’da devrimsel bir yapılanma neticesinde şehir devlet olması ve devlet dininin tıpkı antik Yunan şehir devletlerinde olduğu gibi pagan nitelikler taşıması ve bir Panteon niteliği kazanması sonucunda tek tanrılı bir din için gereken özellikleri kazanması neticesinde İslam ticaretten aldığı güçle gelişmiş ve evrilmiştir. Burada karşımıza aslında başlı başına incelenmesi gereken Hanif inancıda çıkmaktadır. Söz konusu Panteon’un Hanif inancına evrilmesi ise tamamen yapılan ticaret vasıtası ile karşılaşılan dinsel kültürlerin yerel dini etkilemesi ve devlet olma gereğinin dayattığı ihtiyaçtır. İslam öncesi Hicaz bölgesindeki Hanif tanımlaması ile günümüzdeki Hanif tanımlaması arasında fark vardır. Genelde soyut (Allah, Şi’ra yıldızı vb.) tanrılara tapanlar arasından totem kültü geliştirmemiş olanlara İslam öncesi dönemde Hanif denildiği bilinmektedir. İslam’ın ilk dönemindeki Hanif tanımı ile günümüzdeki tanımından farklı bir uygulama sergilemektedir o dönemin Hanifleri ve tevhid inancına sahip tek bir dinsel kitle için kullanılmamıştır.

Muhammed ilk başta Mekke şehir devletini ele geçirmek isterken daha sonra Medine’ye siyasi ilticası ve sonrasında kurulan Medine şehir devletinin Mekke ile ile yaptığı ticari savaşlarda ticari ve siyasi güç kazanması ve Muhammed’e yapılan ticari ve dinsel biatların neticesinde daha geniş kitlelere ulaşması neticesinde Mekke kabilesel dinsel ritüel özelliğinden çıkarak Hicaz bölgesi dinsel ritüel özelliğini kazanmış ve Medine şehri ve çevresindeki Yahudi ve Hristiyan kabileler neticesinde de Tevrat ve İncil kökenli bir söylem haline gelmiştir. İslam öncesi totemlere tapmayı red eden ve Muhammed’inde belli bir yaştan sonra inandığına kanaat edilen Hanif’liğin ilk dönem İslam haricinde günümüz İslam inancı ile bir bağlantısı olmadığı gibi Mekke’deki salt totemleri red eden değil aksine yıldızlar başta olmak üzere bir çok şeyi kutsal sayıp tapınan bir anlayış mevcuttu ve zaten bunun izleri ve siyerlerdeki aktarımları Kur’anda görmek mümkündür. Keza aynı şekilde ticaretin bu tüccar egemen kitlenin aynı zamanda dinsel bir çıkarsaması olduğuda İslam hukukundaki erken dönem ilk kural ve cezalardan birisinin ticarete ve mala yönelik saldırıları ‘’Allah’a’’ yönelik saldırılar kavramına oturması ve ahkam ayetleri vasıtası ile ticari faaliyetlere yönelik her türlü saldırıyı devlete yönelik olarak algılayıp cezandırmasıda ayrı bir gerçektir.

Sonuç olarak; İslam içinden çıktığı toplumun inancından etkilenirken ve içinde hala ilkel pagan ritüelleri barındırırken elbette içinden çıktığı tüccar devlet ve düşüncesindende etkilenmiştir. Ticaretin Muhammed’in Medine’ye siyasi ilticasından önceki yaklaşık 100 yıllık birikimi ve Ficar savaşları vb. ticari egemenlik savaşları neticesinde gelişen bilinç ve kültür neticesinde şekillendiği artık İslam tarihçileri dahil genel kabul gören bir gerçektir. Klasik İslam tarihindeki söylemlerinin aksine Mekke 5. YY başına kadar ancak lokal ticaretin bir unusuru olarak varlığını sürdürmüş ancak Kusay’ın bu ticari dağınık yerleşkeyi dinsel merkezli bir şehir devlet haline getirmesi ile tarih sahnesine çıkabilmiştir. Muhammed’in çocukluğunda katıldığı Ficar savaşları ve neticesindeki Hılfu’l Fudul gibi geçici barış örgütlenmeleri ile medeni bir toplum olma yolunda hızla ilerlemeye başlamıştır. Bizzat Hılfu’l Fudul ile birlikte Kureyş ve yakın akraba kabiler arasındaki iktidar çekişmesi ve iç savaşlar neticesinde Muhammed öncesi Mekke ve çevresi zaten siyasi bir egemen güç arayışına girmiştir (kaldı ki Muhammed sonrası iktidar kavgalarında gene bu iki kamplaşmış cepheyi görürüz). Yani Muhammed’in neticeye ulaştırdığı söz konusu siyasi ve dini hareket öyle uzak bir tarihe değil kensisinden 170 ila 200 sene öncesine dayanır ancak. Bu hareketin ana motorunu iki unsur oluşturmuştur, ticaret ve dindir bunlarda, bir çok yerde ve özellikle Mekke’de bu iki kavram iç içe geçmiş olarak varlığını sürdürmüştür, başlangıçtaki lokal dinsel değişim zamanla daha geniş kiteleler tarafından kullanılan dinler vasıtası ile günümüzdekine yakın şeklini almıştır. İlk dönem İslam inancı ile günümüzdeki İslam inancı temel kaideler ve bir takım ritüeller açısından farklılıklar göstersede esas dikkat edilmesi gereken şey olan İslam öncesi Mekke dini inanç ritüelleri ve özelliklerini bazılarının hala korunarak günümüze kadar gelmiş olmasıdır.

güneşinzaptıyakın 24-06-2010 19:06

Kaynaklar:
1- İslam’ın ilk döneminde ticari hayat. Doç.Dr. Ahmet Turan Yüksel
2- İslam öncesi Mekke. Dr. Yaşar Çelikkol
3- İlk dönem İslam hukuku, yasama-yargı-yürütme. Abdülvahhab Hallaf
4- İslam’ın ilk döneminde Bey’at ve seçim sistemi. Prof.Dr. Mehmet Ali Kapar
5- İslam Ansiklopedisi Hicaz maddesi
6- Edebiyatveticaretin buluştuğu noktalar panayırlardan günümüze fuarlar, Nüsha Şarkiyat araştırmaları dergisi, Sayı 10 Ahmet Kazım Ürün
7- Tasavvuf ve Bid’at. Prof. Dr. Abdulhakim Yüce
8- Çeşitli Yönleriyle din, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt: 28, Prof.Dr. Günay Tümer
9- Din Faktörü Işığında Cahiliye Şiirine Bir Bakış, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:15 Sayı:2 Doç.Dr. Mehmet Yalar
10- Bir Tefsir Problemi Olarak Bütün Varlıkların Allah'ı Tesbih Etmesi, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:15 Sayı:2 Dr. Celil Kiraz
11- Cahiliye Şiirinin Tarihsel Gerçekliği Problemi, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:17 Sayı:2 Doç.Dr. Mehmet Yalar
12- Cahiliye Şiiri üzerine. Şaban Karataş
13- Câhiliye’den İslâm’a Geçiş: Tebliğ ve Sosyal Akışkanlık, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:14 Sayı:1 Yard. Doç. Dr. Vejdi Bilgin
14- Demografik değişkenler açısından ilk Müslümanlar, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:18 Sayı:2 Prof.Dr. Abdurrahman Kurt
15- Dini içerikli ekonomik bir kavram Hums, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi Cilt:8 Sayı:1 Yard.Doç.Dr. Ünal Kılıç
16- İslam bakış açısında Hz. İbrahim: İslam öncesi Arabistan’da monoteizm’in gelişimi üzerine düşünceler, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi 2006 sayı:1 Khalil Athamina (Birzeit Üniversitesi) Çeviren Dr. Ali Osman Kurt
17- İslam öncesi dışa kapalı Arabistan’da sosyo-ekonomik bulgular ve Su’luklar hareketi, Kafkas Üniversitesi dergisi 2005 Sayı:16 İsmail Özsoy
18- İslam öncesi Arap şiirinde bazı dini motifler, Nüsha Şarkiyat araştırmaları dergisi, Sayı:9 Yard.Doç.Dr. Ömer Ünal
19- İslam öncesi dönemde Mekke idare sistemi ve siyasetin oluşumu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:1 Yard.Doç.Dr. Adem Apak
20- Sosyo-ekonomik ve kültürel yönden İslam öncesi Mekke toplumu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:2 Prof.Dr. Abdurrahman Kurt
21- İslam şehrinin doğuşu, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler dergisi Sayı:6 Yard. Doç. Dr. Muammer Gül
22- İslam’dan önce Arap yarımadasında putperestlik ve yayılışı Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:6 Sayı:1 Hüseyin Atay
23- Risalet öncesinde Arap yarımadasındaki dinler ve bir peygamber beklentisi Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi Sayı:6 Yard.Doç.Dr. Sıddık Ünalan
24- Kur’an ve üst tanrı inancı e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi Sayı:3 William Montgomery Watt (Edinburg) Çevirenler: Dr. Arif GEZER-Dr. Ömer PAKİŞ

Ovidius 25-06-2010 15:29

Bu aydınlatıcı bilgileri emek vererek bizimle paylaştığın için
teşekürler GÜNEŞİNZAPTIYAKIN.

Umarım bu yazıyı çok kişi -özellikle inanırlar- okur.

Okuduğunu anlayanlar için çok değerli bilgiler var.

insan_olmak 25-06-2010 15:33

Yaznını bir bölümünü dün okumuştum bitirmeden yorum yapmak istemedim.Konuyu şimdi bitirdim.Son derece başarılı ve emek verilmiş bir yazı.
Paylaşımın için çok teşekkürler

bence bu yazı anasayfamızda da yayınlansa iyi olur gibi geliyor.

Saygılarımla

sargon 25-06-2010 15:57

Evet, benim de hosuma gitti. Epey emek verilmis. Anasayfa yazisi olabilecek düzeyde bir yazi.

meRnn 25-06-2010 21:21

çok teşekkürler epey kapsamlı, ufuk açıcı bir makale olmuş


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:57 .