Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Kadın & İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=31)
-   -   TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2155)

hiramusta 22-05-2006 00:05

TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Önce tarihte kadın ve hakları neymiş ona bi bakalım;
Çin : Eski Çin’de kadın insan bile sayılmadığı gibi ona özel bir isim de verilmezdi. Kadın veya kızlar bir, iki, üç gibi sıra sayıları ile çağrılırdı. E rkek çocuklar çok makbul olduğundan kız çocuklarından “domuz” diye bahsedilirdi.(Sergen,, s . 3 57 vd.)


Hint: Eski Hint’te kadın, evlenme, miras ve diğer konularda hiçbir hukuki hakka sahip değildi. K utsal kitapları Veda’larda kadın, yılandan, zehirden, kasırgadan ve ölümden daha kötü bir yaratık olarak anlatılır.(Arsal, s. 4 6) Budizmin kurucusu Buda, önceleri kadınları dinine kabul etmiyordu. Daha sonraları kabul etmiş ama bunun Budist toplumu için çok tehlikeli olduğunu söylemiştir. Hatta yakın dostu ve amcazadesi Anenda’ya : “Kadını dine kabul etmeseydik, Budizm saf bir şekilde uzun asırlar devam edebilirdi. Fakat kadın aramıza girdikten sonra bu dinin uzun süre yaşayabileceğini sanmıyorum” demiştir (Mukarenetu’l-Edyan’dan naklen Sergen, s. 358)


Yunan-Roma: Eski Yunan ve Roma’da kadın hiçbir hakka sahip değildi. Evlenmeden gaye çocuk elde etmek ve mal ve mülkler üzerinde yakın bir bakıcı bulmaktı. Hatta onlarda cinsi bakımdan güçlü bir kadın, kocasından başka kimselerle de ilişkiye zorlanırdı.(Günaltay,, s . 143; Krş. Armaner,, s . 133) Eski Yunan’da bir erkeğe edilebilecek en büyük küfür ona “kadın” demekti. Bir Grek atasözü şöyledir:” kadının yanında iki kere mutlu olunur. Biri onunla evlendiğin gün, biri de onu toprağa verdiğin gün”. Romada kadın babasından kocasına aktarılan bir maldı. Dışarıya yüzü açık ve yalnız çıkamazdı. Kadının görmek için değil, görülmek için sokağa çıkışı Augustus zamanında onlara tiyatroda özel bir yer ayrılmasıyla başlamıştır.


İran: Eski İran’da kız kardeşle evlenmek câizdi. Kız kardeş, anne ve kan akrabalığının saygıya değer bir yönü yoktu.(Sergen,, s . 3 58)


İsrail: Eski İsrail hukukunda, erkek ailenin mutlak hakimidir. Yahudi kızları babalarının evinde bile hizmetçi konumundadır. B aba isterse onları satabilirdi. Boşanma hakkı keyfî olarak kocanındı. Kızlar miras alamazdı, ancak başka bir vâris olmadığı zaman babalarının mirasına hak kazanabilirlerdi. Yahudilerin her sabahki dualarında şu cümleler dikkat çekicidir: “Ezelî İlahımız, kâinatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun (Okiç,, s . 7 )


İngiltere: İngiltere’de M. S . V-XI. Asırlar arası kocalar, karılarını satabilirlerdi. Kadın murdar bir yaratık sayıldığından İncil’e el süremezdi. Ancak XVI. Asırda VIII. Henri devrinde(1509-1547) parlamentodan çıkan bir kararla kadınların İncil’e el sürmelerine izin verildi. İngiltere’de kadın, artık kutsal kitaba el sürebilecek ve onu okuyabilecekti.(R. O ngun, İslâm Hukuku, s. 7 1)


Araplar: İslâmiyet’in doğuşundan önce Arabistan’da kadın, evlenme, aile kurma, boşanma düzeni ve miras hakkından mahrumdu. Kız çocuk ailede, maddi bakımdan bir yük, manevî bakımdan bir utanç vesilesiydi. Ç ünkü kız çocuğu erkek gibi savaşamaz ve ailenin şerefini koruyamaz düşüncesi vardı. Bu yüzden baba kızını öldürmekte serbestti. İsterse diri diri toprağa gömerdi. Hz. Ömer şöyle anlatır: “İslâmiyet’ten önce yaptığım iki şey vardır ki, birini hatırladıkça hâlâ çok güler. Ötekini hatırladıkça gözlerimden kanlı yaşlar dökülür. Çok güldüğüm olay şudur: O zamanlar her ailenin ilah edindiği bir putu vardı. Ticaretle meşgul olduğumuz için yola çıkarken genellikle hamurdan yaptığımız putumuzu yanımıza alır ve acıkınca onu güzelce yerdik. Çok üzüldüğüm olay da şudur: Çok sevdiğim bir kızım vardı. İ ki üç yaşına kadar onu muhafaza edebildim. Ama örfümüz gereği onu öldürmeye karar verdim. Bir sabah kızımı yanıma aldım çöle doğru yola çıktım. Kızıma mezar kazmaya başladım. B en kürekle kumları atarken o çevremde dolaşıyor, gülerek sakalıma ve saçlarıma sıçrayan kumları silkeliyor ve tatlı bir sesle ‘Babacığım, saçın sakalın kirlenmesin’ diye cıvıldıyordu. Halbuki ben onu daha sonra toprağa ittim, diri diri kuma gömerek öldürdüm.”


Türkler: Eski Türkler’de kadın, diğer toplumlara nisbeten daha ahlakî bir statüde idi. İslâm öncesi Türkler’de “kut” ve “töre” kişiler arası ilişkileri ahlakî bir zemine oturtmuştu. Kadın erkeğin en büyük yardımcısı ve destekcisiydi. Hatta devlet yönetiminde Kağan’ın yanında ve onun en büyük danışmanı olup ülkeyi birlikte yönetirlerdi. Ziya Gökalp’e göre, karı koca çocukların velayetlerini paylaşır, evleri, malları, mülkleri ortakmış. Kadının kocasından ayrı mal edinme hakkı varmış. Erkek eşine saygı gösterir, onu arabaya bindirir, kende ardından yürürmüş. İ slâm dininin kabulünden önce erkeğin çok kadınla evlenme geleneği yokmuş.(Yörükoğlu, s. 53) Bir çok yazara göre, Türkler Müslüman olduktan sonra kadın özgürlüğü hususunda eski etkinliğini yitirmiştir. Bunun sebebi bu konuda İslâm yerine Arap örfünün uygulanmasıdır. Z ira İslâmiyet döneminde kadın, aynı ahlakî statüde olmakla birlikte İslâmla gelen Arap örfünün bazı uygulamaları hayata geçirildi. Mesela haremlik-selamlık gibi. Bununla birlikte Türk toplumunda kadının statüsü oldukça önemliydi. Gerek Ahmet Yesevî’nin eserlerinde ve gerekse Kutadgubilig’de hatta Mevlâna Celaleddin Rumî’nin eserlerinde kadına ne kadar değer verildiğini ve ona büyük bir saygı duyulduğunu anlamaktayız Hatta zikr, sohbet ve sema meclislerinde kadınlar ve erkekler aynı mekanda beraberce bulunurlardı.(Bkz. Mesnevî ve Fihi Mâfih ve Ş. Can, Mevlana)


XVI. Asırda bir Alman papazı Anadolu’ya gelir ve kaleme aldığı notlarında; Türk kadınlarının toplum içindeki statüsünün çok iyi durumda olduğunu ve “Türkler’in ülkelere, karılarının da onlara hükmettiğini” söyler.(Ortaylı, Osmanlı Topl. Aile)


1717-1718 de Lady Montaque “Türkiye Mektupları” adlı eserinde Osmanlı’da kadınların Batı ülkelerinde olduğundan daha hür ve serbest olarak ömürlerini geçirdiklerini belirtir. XIX. Asırda(=1808)’de kadınların “İstanbul Efendisi”(= İstanbul valisi, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü ve kadısı)’ni kovalayıp padişaha da: Uyan ve bizi düşün, pahalılığa dayanamıyoruz. Aç kaldık” diyebiliyordu. Durand de Fortmagne’a göre: Haklı olan bir kadın elinde taş ve sopayla bir nâzırı(=bakanı)kovalayabilir. Karısını döven nüfuzlu bir erkek, küçük bir işaretle bütün bir mahalleyi karşısında bulabilirdi”(Kırım Harbi Sonrasında İstanbul), Cebeci, Tanz. T ürk Ailesi; Vaynî, Batıda ve Osman. Kad. Sta..)).


Slavlar: X. Asırda Ruslar’da komünal bir cinsel ilişkinin mevcudiyetini İbn Faldan seyahatnamesinde nakleder: Rus kadınları ziynete ve süse çok düşkündürler. Bu düşkünlük onları zengin adamların cariyesi olmaya iter. Adam ölünce cariyelerinden veya kızlarından biri seçilir, kurban edilir ve ölünün yakılacağı gün o da yakılır. E fendisiyle birlikte yakılacak cariye, ölünün akrabalarıyla birlikte çadırlarda cinsel ilişkiye zorlanır. Sonra da ölüm meleği adı verilen ihtiyarbir kadın tarafından öldürülür. Çarlık Rusya’da aristokrat ve zengin sınıf, kadınları cinsel obje olarak görüyorlar, orta ve alt sınıfın kızlarını da kendi ailelerinin mülkiyetinde sayılmaktaydı. Eğitimden, özfürlükten ve evlilikte seçimden mahrum idiler.(İbn Fazlan Sey.,)


Ekim 1917 devriminde Lenin, kadınlara “kapitalizmden ve ev sömürüsünden olmak üzere çifte kölelikten kurtulmayı vaat etti ve “özgür aşk” kavramını ortaya attı. Evlenmeler ve boşanmalar kolaylaştı, doğan çocuklar devletin mülkiyetine alınmaya başlandı. Hatta kadının kamulaştırılması bile gündeme geldi. “Özgür Aşk Büroları” kadınları, kölelikten kurtaracak yerde, onlara saldırı ve tecavüz olaylarını artırdı. Vlademir şehrinde yayınlanan bir emir şöyle idi: “18 yaşına gelen her genç kız devlet mülkiyetine geçer. Bu yaşa gelen her kız özgür aşk bürolarına kayıt yaptırmalıdır. 19-50 yaş arası bütün erkekler devletin çıkarı uyarınca kayıtlı kızlardan birini-kızın rızası alınmaksızın- kendine eş olarak seçebilir. Bu seçimler ayda bir kez yinelenecektir. Bu tür birleşmelerden doğan çocuk devletin mülkiyetinde olacaktır”. Halbuki Sovyet Anayasası’nın 122. maddesinde “kadın iktisadi, siyasi, kültürel, idari ve toplumsal faaliyetlerin her alanında eşit haklara sahiptir” diyordu.(Bkz. George,, S ov. B irl. K ad.; Vaynî, a. g . y .)


Stalin döneminde, aile sosyalist toplumun temeli oldu. Analık, yurtseverlik görevi olarak ilan edildi. Kayıtsız evlilikler kayda alındı. Boşanmalar zorlaştırıldı. “. Dünya harbinin en büyük yükünü Rus kadınları çekti. Stalin döneminde çok sayıda çocuğa sahip olan annelere mali desteğin yanında madalya ve şeref ünvanları verilmeye başlandı. Kısaca Rus kadını tarih boyunca her zaman cinsel bir obje ve çocuk doğuran bir meta olarak algılanmıştır. Sosyalizmle birlikte kurtuluşa kavuşacaklarını inanan kadınlar “devrim”in en büyük sorumluluğunu yüklenmiş ve en büyük acısını yaşamışlardır.(Vaynî, a. g . y .)

Şamanist 22-05-2006 00:28

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
İran: Eski İran’da kız kardeşle evlenmek câizdi. Kız kardeş, anne ve kan akrabalığının saygıya değer bir yönü yoktu.(Sergen,, s . 3 5)

Farsların gelişmemiş bir kolu olan Kürtlerin yüzleri ve gözlerinin neden bozuk olduğunu şimdi anladım. Tabi doğuda genç kızların intihar etme sebeplerine baktığımızda aile içi ensest tecavüz ilk sıralarda geliyordur (tahminimce)

hiramusta 22-05-2006 09:12

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Hıristiyanlıkta kadın, kötülüğü, şeytana uyma ve ayartmacılığı temsil eder. Çünkü, Hz. Adem’e haram meyveyi yedirterek cennetten kovulmasına ve böylece insan neslinin günahkar olmasına sebep olan bir kadındır. Bundan dolayı Hıristiyanlık cinsel ilişkiyi günah ve kirlenme saymaktadır. Aziz Augustin’e göre, insanın kendi karısı veya bir f***e ile cinsel ilişkiye girmesi arasında maddi bakımdan bir fark yoktur. Her ikisi de günahtan hali değildir. İki asır sonra Papa Grégoire, Agustin’in bu fikrini onaylıyacaktır. Ünlü Hıristiyan ilahiyatçısı Clément’e göre, kadın kadın olmaktan dolayı utanmalıdır. İşte bu günah işleme ve kirlenme duygusudur ki, bir çok kişinin evlilikten kaçmasını sebep olmuş ve bir çok kadın da kurtuluşu manastıra kapanmakta bulmuştur.(Lewinsohn, s. 102) Zira temizlik sembolü Hz. İsa’nın nişanlıları ve eşleri olacaklardır. Hz. İsa temizlik sembolüdür. Çünkü Hz. Meryem onu bakire iken yani cinsel ilişkiye girmeden doğurmuştur. Öyleyse yapılacak tek şey vardır. O da Bakire Meryem gibi temiz ve iffetli kalmaktır.Hıristiyanlığın cinsel ilişkiyi meşru bile olsa günah saydığını bugün Katolik kiliselerindeki evlenme törenlerinde okunan duadan da anlayabiliriz. Duada “günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken” denmektedir. Hristiyanlık tarihi kadın açısından oldukça olumsuz olayların var olduğu bir tarhtir. VI. Asırda Azizler ve papazların hakim olduğu mason meclislerinde Kadının ruhunun olup olmadığı tartışılmış, bir oyun dışında ruhunun olmadığı kabul edilmiştir.(Bobel, s. 4 6)Kilisenin Büyücü Avı ve Kadın KatliamıXIII. A sırdan itibaren Hıristiyanlık, insanlığın başına korkunç bir felaket hazırlayacaktır. Şeytanla cinsel ilişkiye giren,, b öylece insanlar arasında kötülüğü ve fuhşu yaymak isteyen büyücü kadınlardan dünyanın temizlenmesi görevini üstüne alan kilise, büyücü avına çıkar ve on binlerce masum kadının diri diri yakılmasına veya suda boğulmasına sebep olmuştur. Papa VIII. İnnocent, büyücü avını meşrulaştırmak için iki müfettişini görevlendirerek bir kitap hazırlatır. Kitabın adı “Malleus Maleficarum” (=Büyücüleri ezen balyoz). İlk baskısını 1487 de yapan bu kitap 1669 da 28. baskıya ulaşır. Kitap, muhakeme usulü hakkında yöntemler de içerir. Müfettiş kadına 35 soru sorar. Daha ilk soru, onu ateşe mahkum etmeye kâfidir. İlk soru şöyledir: büyücülere inanıyor musun?”. “Evet” derse, bunun anlamı büyücülerle ilişkisi olduğudur. “Hayır” derse bu sefer de dinsiz olmuş olacaktır. Israrı halinde işkence masasına yatırılır, aleyhlerinde şahitlik etmesi için, düşmanı olan diğer büyücüler çağrılır. Hâlâ suçluluğu üzerinde şüphe varsa, o zaman ilahî hükme baş vurmak gerekecektir. Bunun için de elleri ve ayakları bağlanıp suya atılacaktır. Batarsa, büyücü olduğunu gösterir. Batmazsa o zaman da büyücü olduğunun delilidir. Zira vaftizindeki su onu reddetmektedir. Kısaca o devirde büyücü olarak adı çıkmış kadının ölümden başka şansı yoktu. VI. Alexandre, II. Jules, X. Leon gibi Rönesansın ünlü Papaları bu eserin geçerliliğini menuniyetle onaylamışlardır. İngiltere’de bir sakson hakim “Kitab- Mukaddes”i 53 kez okuduğunu ve bu arada 20 000 büyücüyü ölüme mahkum ettiğini övünerek söylemiştir. (Lewinsohn, 134-135; krş. Akdemir,, s . 2 52)Feminizmin Doğuşu Tarihçiler Batıdaki bu kadın katliamının sonucu ikiyüzbin ile iki milyon arasında kadının katledildiğini söylerler. Ölen kadınların sayısı konusunda hem fikir olamayan araştırıcılar, batı’da teorik olarak oluşan ve dünyanın bütününe aktarılan “feminizm” denilen olgunun da pratik temellerinin bu cadı katliamı olduğu konusunda hem fikirdirler.

Batı dünyasında yetişmiş Ortaçağ Yeniçağ ve Modernçağ’ın birçok düşünürü kadın konusunu ele almış ve bu konuda pek çok bakış açısı ortaya koymuştur. Ancak çoğu olumsuz olan bu bakış açılarının her birinin içinde düşünürün yaşadığı sosyal ve ailevî hayatın etkileri olduğu gibi, onun kendi inanç ve düşünce sistemlerinden de kaynaklanmaktadır. Batılı düşünce ve fikir adamlarının bu nevi görüşlerini birkaç kategoride ele almak mümkündür. (Bkz. Yakıt, Batı Düş. Ve Mev. Kad. Tebliğ)Kendi sistemi içinde kadın konusunu ele alan Ortaçağ’ın Batılı ünlü düşünürlerinden Malebranche (1638-1715) “Hakikatin Araştırılması” isimli eserinde “…Zevke ait her şey, kadınlara kalmış bir iştir. Ancak, genel olarak araştırılıp bulunması biraz güç hakikatleri kavramak, kadınların elinden gelmez. Soyut olan her şey, onlar için anlaşılmaz bir şeydir…” (II, 100-101. Krş. Keklik, Fil. Özel., 136-137) diyerek onların soyut gerçekleri anlayamadıklarını ve böyle bir yetenekten mahrum olduklarını iddia etmektedir. Keza “İrâde ve Tasavvur Olarak Dünya” adlı eserin yazarı XIX. Asrın ünlü Alman filozofu Schopenhauer (1788-1860), kendi pesimist (karamsar) felsefesinde kadına da bir yer bulmuş ve “…Kadınlar, kendi gönüllerince hayal ederler ki erkekler para kazanmak ve kadınlar da bunu harcamak için yaratılmışlardır.” (Essai, s. 132, N. K eklik’ten naklen, age., s. 139) demektedir. Bununla bir anlamda erkeklerin harcamayı bilmediklerini ifâde etmek isterken öte yandan kadınların, erkeklerin masraf kapısı olduğunu da söylemekte beraber kadınların, erkeklerin paralarını nasıl harcayabiliriz şeklindeki hayal dünyalarının etkisi altında yaşadıklarını belirtmektedir. K adını sadece bu paralelde görmeyen onu daha da kötü hatta riyâkar bir varlık gibi göstermeye çalışan Schopenhauer, bir başka yerde şunları söylemektedir:“…Arslanın dişleri ve pençeleri vardır, filin ve yaban domuzunun büyük dişleri vardır; boğanın boynuzları vardır, mürekkep balığının da, çevresindeki suları bulandıracak mürekkebi vardır. Fakat tabiat kadına, kendini savunmak ve korunmak için riyâkarlık vermiştir…En zarifinde olduğu kadar, en aptal kadında da riyâkarlık, fıtrîdir. Bu sebebledir ki, mutlak olarak dürüst ve samimi bir kadına rastlamak hemen hemen imkânsızdır…” (Essai, 133; Keklik’ten naklen, 139)Ünlü Alman filozofu Friedrich Nietzche (1844-1900) kadın konusunda fikrini şöyle beyan etmektedir: “Kadınla konuşacağın zaman kırbacı eline almayı unutma” (Bkz. Ş. C an, Hz. Mevl. s. 195)Kadının eşitliği ve özgürlüğü hususunda görüş ileri süren Batılı yazarlar, ferdî ve toplum hayatında onların eşit olmadığını söylerken özgürlük hususunda da onu nasıl kullanacağı bilgisinin kadına verilmesi gerektiği kanaatindedirler. Meselâ Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865): “ Erkek ve kadın Mutlak’ın önünde denk olabilirler. Onlar hiç eşit değildirler, onlar ne ailede ne de şehirde eşittirler” (De la Justice dans la révolution et dans l’Eglise, C. F . 462) demektedir. Kadının özgürlüğünü dile getiren Emile Zola ( 1840-1902) da şunları söylemektedir: “ Kadını özgürlüğüne kavuşturmak harika bir şeydir. Ama her şeyden evvel özgürlüğün nasıl kullanılmasını ona öğretmek gerekecektir. ( Chronique, La Tribune, 1868, C. F ., 585)XVI. Asrın ünlü Fransız yazarlarından Molière (1602-1673), “Demir kafesler ve kapı sürgüleri kadınları ve kızları namuslu yapmaz” (l’Ecole des Maris, s. 1 , 2 Ariste., C. F . 395) diyerek, kapalı tutmaktan ve toplumdan tecrit etmekten ziyade onların namus duygularının geliştirilmesi gerektiği kanaatindedir. Halbuki Montaigne: “Bir kadın için en faydalı ve en onurlu bilim ve meşguliyet, ev işleri bilimidir” demekteydi ( Essai. III, 9, C. F . 4 07) Batılı düşünürlerden bazıları “kadın-kilise” ikilisi hakkında pek olumlu kanaat sahibi değildirler. Bunlardan Charles Baudlaire (1821-1867), “Kadınların kiliselere girmelerine izin verilmiş olmasına her zaman şaşırmışımdır. Onlar Allah’la hangi diyalogu kuruyorlar?” ( Mon Coeur mis à nu, C. F ., 54) derken Armond Salacrou (- 1899) da: “Papazlar günah çıkartan kadınları dinledikleri zaman evlenmemiş olmakla teselli buluyorlar” demektedir.( Une femme libre, Gallimard, C. F. 529)Kadının tabiatı konusunda kalem oynatan yazarlar ve düşünürler onu daha ziyade menfi sıfatlarla tavsif etmektedirler. Meselâ Tristan Bernard ( 1866- 1947): “Kadın kadının kurdudur” ( La volonté de l’Homme, C. F . 72) derken Jules de Goncourt (1822-1896): “Kadın aptal görünmemeyi çok iyi becerir” (Journal,, F asquelle, C. F . 243) demektedir. Jules Renard (1864-1910) da: “Kadınlara en fazla zevk veren şey, zekâları üzerine yapılan bayağı bir pohpohtur.” (Journal, 21, Mai, 1895, C. F . 489)Batı düşüncesinde bütün bunlara mukabil François Mauriac (1885-1970) kadını en önemli bir yönüyle ele almakta ve hatta onun olgunluğunun ana temasını vermektedir. Nitekim o diyor ki: “Birçok kadın için kemâle giden en kısa yol şefkattir.” (Asmodée, Grasset, C. F . 379)Batı’da bu problemi kadın-erkek ilişkileri açısından ele alan yazarlar yine de kadına pek olumlu bakmazlar. Charles Baudelaire (1821-1867): “Kadın ruhla bedeni ayırmayı bilmez” (age. C. F . 54) derken bir yandan kadının karşısındakini bir bütün içinde gördüğünü söylerken, diğer yandan da ruhî ve ruha ait değerleri bedenden ayrı görmez, hatta ayıramaz diye eleştirmektedir. Jules Renard (1864-1910): “Şayet kadınların hoşuna gitmeyi istiyorsanız, onlara, sizin olduğu söylenen şeyi istemediğinizi söyleyiniz” (Journal, 29,, A vril, 1898, C. F . 491) ifâdesiyle kadınların haris olmayan ve kendini gözü tok gösteren erkekleri tercih ettiğini vurgulamaktadır. Chamfort (1741-1794), kadınla erkeği birbirlerine karşı besleyebilecek kötü düşünceler açısından karşılaştırmakta ve şöyle söylemektedir: “Bir erkek kadınlar hakkında ne kadar kötü düşünürse düşünsün, hiçbir kadın yoktur ki, ondan daha da kötüsünü düşünmemiş olsun.” (Maximes et pensées, C. F. 117)İnsan tabiatının önemli yönlerinden biri hiç şüphesiz kıskançlıktır. Bu açıdan kadına bakan André Suarès (1868-1948): “Kadınlar her şeyi kıskanırlar hatta mutsuzluğu bile” (Variables, Emile-Paul, C. F . 544) demekle kadınları çok kıskanç bir tabiatın sahibi gibi görmektedir. Bunun yanı sıra George Courteline (1860-1929) kadın tabiatına bir başka zaviyeden bakarak hükmünü verir: “Kadın kendisi için yapılanı asla görmez o ancak yapılmayanı görür” (La paix chez soi, Flammarion, C. F . 156)Batı düşüncesinde kadın tabiatı ele alınırken onun güzellik ve zeka yönü ile kadının hareketliliği ve konuşkanlığı da ihmal edilmez. Montesquieu (1689-1755): “Genç kadınlarda güzellik zekâyı telâfi eder, yaşlılarda ise zekâ güzelliği ikmâl eder” (Lettres persanes, C. F . 412) demektedir. Voltaire (1694-1778)’e göre: “Kadınlar rüzgâr güllerine benzerler. Paslandıkları zaman sabit kalırlar” ( Le Sottisier, C. F . 580). Guillaume Bouchet (1514-1594) de : “Kadınları konuşturmanın bin yolu vardır ama susturmanın bir yolu yoktur” (Les sérées, C. F. 89) demektedir.Görüldüğü gibi, Batı düşüncesinin önemli mimarlarının kadın hakkındaki bu düşünce ve tavırları dikkate alındığında söylenebilecek olanlar şunlardır: Batı düşüncesinde kadın, erkekten ayrı ve onun çok daha altında ele alınmış, çeşitli menfi sıfatları veya zaafları açısından bakılmış ve değerlendirilmiştir. Kadını meziyetleriyle gören ve değerlendiren, olumlu görüşler serdeden düşünür ve yazarlara pek rastlamıyoruz. Zaten feminist hareketlerin Batı’da başlaması ve orada daha fazla revaç bulması, Batı düşüncesinin bu gibi önemli temsilcilerinin kadın hakkında pek olumlu görüşler ortaya koymamalarının bir sonucudur diye değerlendirebiliriz.Bugün demokrasinin beşiği olarak görülen İsviçre’de Appenzel adlı 14000 nüfuslu ve %90’ı Katolik olan bir kantonda kadınlara oy hakkı yoktur.

hiramusta 22-05-2006 09:58

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Eyvallaaaah Psiko abi.Sen de esen kal.

sargon 22-05-2006 13:40

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Eski İran, Araplar ve Slavlar'la ilgili anlatımlar şüpheli, Vayni'nin yazdıkları kısmen uydurma, "özgür aşk" 60'lı yılların modasıdır. Eski İran'da kızkardeşle evlenmek caizdi, deniyor. Ne kadar Eski İran'da? Araplar'ın kız çocuklarını diri diri gömdükleri de bir uydurmadır. Slavlar'la ilgili konuda ise şüpheliyim. Bir yanlışlık var gibi görünüyor. Moğollar'la ilgili gezi notlarında böyle şeyler olabilir İbni Fazlan'ın.

"Kadınlar İslamiyetten önce çok kötü durumdaydı, hiçbir hakları yoktu, İslam onlara hak verdi" şeklindeki, artık kimsenin inanmadığı iddiayı kanıtlamak için bunları aktarıyorsunuz, bence boşuna. Kadınların ataerkil toplum döneminden beri hakları budandı. Bu doğrudur. Ancak İslamiyetin kadına layık gördüğü muamele kendinden önceki dönemlerde hiçbir putperest kültürde yoktu. Araplar da buna dahildir. Zaten İslam'ın daha ilk dönemlerinde Hatice'nin, Ebu Süfyan'ın karısı Hind'in, Ayşe'nin konumları buna örnektir. Ortadoğu dinleri olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet kadını en çok aşağılayan dinler oldular. Bunların ikisi değişti, yada toplumların modernleşmesi karşısında kadın haklarını kabullenmek zorunda kaldı. İslam ise hiçbir zaman bunu kabul etmedi. Sadece Türkler gibi eski geleneklerini İslam'a rağmen sürdürmekte ısrar eden toplumlarda kadın hakları varlığını sürdürebildi. Diğerlerindeki durum da ortadadır.

hiramusta 22-05-2006 13:54

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Kabenin kutsal oluşunun nedeni ve oradaki yaşayan insanların öyle sanıldığı gibi PUTPEREST olmadıklarını.Dolayısı ile ister erkek ister kız çocuğunun ANNE den yani KADIN dan gelen ve insanın CİNSEL ihtiyaçları olduğunu bunun da hayvanlarla veya Hatay'ın plaka numarası tarzında değil bir KADIN ile olabileceğini bilen bir toplumun KIZ ÇOCUKLARINI DİRİ DİRİ gömerek öldürmeleri sonucunda leylekler çocuk getirimi yapmıyorsa orada ki NÜFUS nasıl oluşmuş?
Kız çocuklarını öldürmelerini hangi metodolojiye göre yaparak orada nüfus devamını sağlamışlar.


Sevgili Psiko abi,cahiliye döneminde kız çocuklarını diri diri gömme olayı tüm arap kabilelerinde olan bir olay değildir.Özellikle Kureyş gibi zengin ve güçlü kabilelerde bu olaya pek rastlanmaz.daha çok zayıf ve fakir kabilelerde rastlanır.Sebeb olarak kızların yük getirmesi (ailenin ekonomisine bir katkıları olmaması,sürekli tüketici olmaları),dolayısıyla zaten zorlanan aile ekonomisinin dahada kötüleşmesi bi de sık sık yaşanan kabileler arası çatışmalarda kızların cariye olarak elegeçirilmesi sonucu kabile şeref ve onurunun zedelenmesi sayılabilir.Bundan dolayı özellikle ilk kız çocuğundan sonraki kız çocukları toprağa gömülerek katledilirdi.İbrahimin hanif dininin nasıl bozulduğuna gelince de ,onun için ayrı bir başlık açmak gerekir ama birkaç cümle ile ifade etmek isterim.İnsanlar gözle görülemeyen elle tutulamayan yerine gözle görülebilir bir tanrı istediler her zaman.israiloğullarının altın buzağısı örneğinde olduğu gibi bunu hisseden bazı uyanıklarda işin içine Allah'ı da katarak somut sembollere ilahilik izafe ederek insanları kandırmışlardır.İşin içinde maddi çıkar vardır,putlara kesilen adaklar,onlara sunulan hediyeler vardır.Dahası putun koruyucuları olarak toplum içinde ayrıcalıklı konuma çıkma vardır.Putlara inanan insanlar bu inançlarını mutlaka bişekilde Allah ile ilişkilendirilmesi sağlanmıştır.İşte onlara Allah'ın kızları denilmiştir.Samiri de *olduğu gibi işte Musa'nın tanrısı bu buzağı denilmiştir.Musanın tanrısı lafını duyanlarda hemen bu puta meyletmişlerdir.İşte bu mezarda yatanlar Allah'ın evliyasıdır,onları hoşnut edenler yani kurbanlar kesenler,hediyeler getirenlerin herdilekleri kabul olunur,Allah'ın rızasına ulaşırlar denilmiştir.Bütün bunlarda Allah'ın vahyi ortadayken yapılmıştır.Yani insanlar her tuzum var diyene hıyar alıp koşmuşlardır.

Esen kalınız.

pante 22-05-2006 14:04

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Hiram usta;
Halife Ömer'in kızını diri diri gömdüğüne dair kaynağı verebilir misin?
Buna inanmak mümkün değil. Bir insan öz çocuğunu diri diri toprağa gömecek kadar gaddarsa, bunu sadece dinin düzeltmiş olması çok zor. Bu yapının değişmesi mümkün değil. Halife Ömer'in halifeliği döneminde de gaddarlığından söz edilebilir mi? Recmi savunması bunun göstergesi olabilir mi?

hiramusta 22-05-2006 14:10

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Şimdi de gelelim İslam'da (Kur'an da) kadın ve kadın haklarına;

Konunun Kur’an’daki ele alınışına geçmeden önce, İslâm dünyasında geniş çapta hadis olarak bilinen ve bazı hadis kitaplarında da yer alan kadını aşağılayıcı bazı sözlerden bahsetmek yerinde olacaktır. Şurasının hemen belirtmek gerekir ki, bu nevi sözlerin Hz. Peygamber tarafından söylenmesi mümkün değildir. Çünkü Peygamber’in görevi gereği, tebliğcisi olduğu ilahi vahye ters düşecek veya Allah’ın iradesinin aksine her hangi bir şey söylemesi düşünülemez. Öyleyse Hz. Peygamber’e izafe edilen ve onun adına uydurulan bu nevi şeylere itibar edilmemelidir. Ayrıca Arap örfünde yer alan kadın karşıtı söylemler zaman içinde hadis diye literatürlere de geçmiştir. Şimdi bunlardan bazılarını görelim.
“Kadınlar aklen ve dinen dûn(=aşağı, alçak) yaratıklardır”“Kadınları Allah Te’ala geride bıraktığı gibi, siz de geride bırakın”“Namazı bozan şeyler: köpek, eşek, domuz ve kadındır”“Kadınların akılları şehvetlerindedir”“Kadınlar arasında sâliha kadın, yüz karga arasında alaca karga gibidir”“Kadınlara danışmak ve dediklerinin aksini yapmak lazımdır”“Allah’tan başkasına secde etmek câiz olsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim.”Eğer kocasının bütün bedeni irinler içinde kalsa, karısı da o irinleri diliyle yalayarak silse, yine de kocasına karşı şükran vazifesini eda etmiş sayılmaz”“Havva olmasaydı hiçbir kadın kocasına ihanet etmezdi. İsrail oğulları da olmasaydı et bozulmazdı”… Akla, mantığa ve Kur’an’a ters düşen bu nevi sözlerin hiç birisi Hz. Peygamber’e isnat edilemez. Kadını köle ve cariye olarak kullanmayı alışmış, tarih boyunca haklarını gasp eden onları hakir gören müşrik Arap zihniyetinin, İslâmiyet’ten sonra da bu tutumlarını devam ettirmek için Hz. Peygamber adına uydurdukları sözlerdir. Nitekim Hz. Peygamber’in hayatı iyice tetkik edildiğinde, onun kadınlara karşı ne kadar nezih olduğu , onların haklarını sonuna kadar savunduğu ve koruduğu, onları yücelten sözler ettiği görülür. Kaynakların verdiği bilgilere göre, Hz. Peygamber, kendisini görmeye gelen kadınlara iltifat eder, onlarla yakından ilgilenir, hal ve hatırlarını sorar, hatta bazen üzerine oturmaları için, cübbesini(=rida’) yere serdiği ifâde edilir (Belazurî, Ensâb, I, 98). H atta “Sizin en hayırlınız kadınlara karşı en iyi ve en nezaketli olanınızdır” demiştir. Yukarıda belirtilen uydurma sözlerin hadis olamayacağı anlamlarından da bellidir. Kadınları “dûn” yaratıklar olarak görmek ve onların Allah’ın geri bıraktığını iddia etmek Kur’an’a aykırıdır. Çünkü Kur’an kadınla erkeği yaratılışta ve sorumlulukta eşit görür. Namazı bozan şeyler içinde, o hayvanlar olmadığı gibi, kadın da hiç yoktur. Namazı sadece erkekler mi kılıyor? Kadınların namazını da kendileri mi bozacaklar? Saliha bir kadını alaca kargaya benzetmek, kadını kocasının vücudundan akan necis irinleri yalatmak vs. Hz. Peygamber’in üslubu değildir. “.. S ecde etmelerini emrederdim” ifâdesi de Kur’an’a uymaz. Çünkü secde emrini peygamber değil Allah verir. Havva’nın Hz. Adem’e ihanet ettiğini söylemek Kur’an’a son derece ters bir ifâdedir. Havva kiminle ve niçin Adem’e ihanet etsin? Bu tamamen Hıristiyan inancını aksettiren bir ifâdedir. Sonra açıkta bekletilen etin bozulması şu veya bu kavimle alakalı değil son derece doğal ve biyolojik bir hadisedir. Görüldüğü gibi, kadın hakkında olduğu gibi, diğer bir çok konuda da hadisler uydurulmuştur. Ancak ne yazık ki, tarih boyunca bir çok Müslüman bunları gerçek hadismiş gibi algılamış ve uygulamıştır. Öte yandan iyi niyetli olmayan, bir çok kişi de uzman olmadıkları halde, her hangi bir araştırma da yapmadan bu sözleri ele alarak İslâm’ın kadına bakışı diye sunmaktadır.

2)Kur’an’da Kadın-Erkek Eşitliği:
Tarih boyunca hor görülmüş, bütün hak ve hürriyetleri kısıtlanmış ve istismar edilmiş kadının, kendisinin gerçek kişiliğini ortaya çıkaracak bir tarzda hak ve hürriyetlerine kavuşması Kur’an’la olmuştur. Bugün “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” adı altında deklare edilen insan hakları ile ilgili bütün maddelerin hatta daha fazlasıyla ana hatlarıyla Kur’an’da mevcut olduğunu görmekteyiz. İnsana insan olduğunu hatırlatan ve ona bütün haklarını tevdi eden bir kitap olan Kur’an, insan olması hasebiyle de kadına da, erkek kadar aynı haklara sahip olduğunu hatırlatır. B u bölümde, bunu bütün yönleriyle, ayetlerin gerçek anlamı ve tarihte Müslümanların bunları yanlış uygulamaları da dahil olmak üzere ele alınacaktır. Kur’an’da, pek çok ayet kadınlarla ilgili olup bir takım sure adları da hep kadınlarla ilgilidir. Mesela Nisa Suresi, Meryem Suresi gibi. Keza Ahzab suresi ve Mücadele suresi de kadınlarla ilgili surelerdir. Şunu her şeyden evvel kabul etmek gerekir ki, Kur’an’ın bu konudaki temel esprisi kadın-erkek eşitliğine dayanır. Çünkü Kur’an, erkekle dişi arasında insan olma yönünden bir ayrımı reddediyor. Hatta bu ayrımı putperestliğe eşit görüyor. Nitekim Necm Suresi’nde: “ Ey inkarcılar! Lât, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat’ın ne olduğunu söyler misiniz? Demek erkekler sizin kızlar O’nun mu? Öyleyse ne kadar insafsız bir taksim yapıyorsunuz.”(19-21) Görüldüğü gibi, kız ile erkek arasında yapılan bir ayırımı Kur’an reddediyor. Şu halde Kur’an açısından asıl olan kadın erkek arası eşitliktir. Şimdi hukukî bir kavram olan bu eşitliğin nerelerde olduğunu kısa alt başlıklar halinde göstermeye çalışalım.
a) Yaratılışta Eşitlik: Kur’an bütün insanlara hitaben : “Ey insanlar ! sizi bir tek nefisten ve eşini de ondan var eden Rabbinize saygısızlıktan sakının…” (Nisa 4/1) ayetinde kadın erkek herkesin eşit ve aynı orijinden: nefs vâhideden olduğu belirtiliyor. Bir başka ayette “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık…”(Hucurat, 49/13) ayetinde kadın olsun erkek olsun insan olan herkesin orijini, bir erkek ve bir dişidir. Yani insan olan herkes, bir sperma ile bir dişi yumurtadandır. Bir diğer ayet de şöyledir: “Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun” (Leyl, 92/3). Buradan anlaşılan erkekle dişi arasında her hangi bir ayırım yapılmadan beraber zikredilmektedir. Hele son zikredilen Leyl suresindeki ayetin, mekkî olduğu yani daha İslâm’ın başlangıcında geldiği dikkate alınırsa, Hakk yoluna davetin başında ilahî davete layık ve insan olmaları konusunda kadınla erkek arasında bir fark ve ayırım yapılmadığı görülür.

b) İnanç ve Amelin Karşılığını Almada Eşitlik: Allah, Kur’an’da erkek olsun kadın olsun hiçbir ayırım yapmadan iyi işler yapanları mükafatlandıracağını belirtmektedir. “Rableri onların dualarını kabul etti. ‘Ben, erkek olsun kadın olsun sizden çalışan hiç kimsenin amelini boşa çıkarmam. Sizler hep biri birinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda ezaya uğratılanlar,, savaşanlar ve öldürülenlerin elbette günahlarını örteceğim ve onları Allah katından bir nimet olarak, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.’ Nimetin güzeli elbette Allah katındadır.” (Al-i İmran, 3/195). Görüldüğü gibi, kadınla erkek arasında her hangi bir ayırım yapılmaksızın, biri birilerinden oldukları vurgulanarak, yaptıkları işlerin karşılıkları zayi edilmeden verilecek ve her ikisinin de cennete gireceği vaat edilmektedir.Keza şu ayet-i kerimede konu daha açıktır. Kadın ve erkek dinî anlamda hangi statüde olursa olsun, dinî sorumluluk ve amelin karşılığını eksiksiz olarak almada da eşittirler. “Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlara, Mü’min erkeklerle Mü’min kadınlara, itaat eden erkeklerle, itaat eden kadınlara, doğru sözlü erkeklerle doğru sözlü kadınlara, sabırlı erkeklerle sabırlı kadınlara, Allah’a gönülden bağlanan erkeklerle Allah’a gönülden bağlanan kadınlara, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlara, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlara, iffetlerini koruyan erkeklerle iffetlerini koruyan kadınlara, Allah’ı çok anan erkeklerle, Allah’ı çok anan kadınlara, şüphesiz ki Allah, onların hepsine bir mağfiret ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”(Ahzab, 33/35) Demek ki, dinî sorumlulukları yerine getiren her bir Müslüman erkek olsun kadın olsun aynı şekilde eşit olarak ecirlerini alacaklardır.Nitekim Nahl Suresindeki bir ayette de aynı husus vardır: “Erkek veya dişi inanmış olarak kim iyi iş(=salih amel) işlerse,, o na hoş bir hayat yaşatırız. Elbette ecirlerini yaptıklarından daha güzeliyle öderiz”(Nahl, 16/97).

3) Dayanışma ve Sosyal Sorumlulukta Eşitlik: Kur’an kadın ve erkeğin sadece ferdî görevler açısından eşit olduğunu vurgulamıyor, aynı zamanda onları sosyal bir takım yükümlülük ve dayanışmada birlikte hareket etmelerini öğütlüyor ve bu konuda da eşit vazifeleri olduğunu söylüyor. “İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İyiliği buyururlar ve kötülüğe engel olurlar. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah Yücedir ve Hikmet sahibidir.”(Tevbe, 9, 71). Bu ayetten inanan kadınlarla inanan erkeklerin bir dayanışma içinde olmalarının yanı sıra iyiliği kendilerine iş edindikleri gibi başkalarına da buyurmalı ve kötülükten sadece kendileri uzaklaşmayıp, aynı zamanda diğer inanan insanlara da engel olmaları gerektiğini anlıyoruz. Bu görevlerde erkek kadın ayrımı yapılmadığı bilakis bir iş bölümü halinde gibi, birlikte yapacakları vurgulanmaktadır. İslâm dünyasında kadını toplumdan tecrit eden bir zihniyeti bu ayetle nasıl bağdaştırabiliriz.

Devam edecek...

22-05-2006 15:43

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Konu daha önce den forumda tartışılmış .Haci ve Cem in fikirlerini alıntılıyorum.Hiramustadan yorum bekliyorum.Sağlıcakla
Cahiliye dönemi diye bir dönem yoktur. İslam''la birlikte ortadan kalkan dönem, cahillere ait değildir. Muhammed''in politik bir sloganıdır, cahiliye dönemi. Kendisinden önceki dönemi suçlamıştır, Muhammed. Bu büyük bir haksızlıktır. Yine de İslam''a inananlar için böyle bir dönem var olmalıdır. Her ne kadar İslam Arap''lar için politeizmden monoteizme geçişi simgeler ve kendi dışındaki inançları reddederse de, diğer monoteist dinler de cahiliye döneminin kapsamında tutulurlar. Onların yozlaşmış oldukları ve gerçek dinin Muhammed''in İslam''ı ile yeniden tesis edildiği ileri sürülür.

Bu durumda cahiliye dönemi Muhammed öncesi bir dönem olarak kabul edilmelidir. Bu dönem İslam''a göre Hz. İbrahim''e kadar gider. İbrahim''in dininin İslam olduğu iddia edildiğine göre, bir de İbrahim''den önce bir cahiliye dönemi olmalıdır. 124 bin peygamber geldiğine göre İslam''a göre en azından 124 bin cahiliye dönemi olmalıdır. Muhammed''den önceki cahiliye dönemini İsa aydınlatmış ama, maalesef, bu din de hızla yozlaşmıştır. İslam bizden bu palavralara inanmamızı ister.

Görüldüğü üzere cahiliye dönemi insanlık tarihidir. İnsanlığın gelişmeye, kültür ve gelenekler yaratmaya, ilerlemeye başladığı başlangıç dönemidir. İslam bütün bu dönemleri kötüler ve artık geriye bakmaz. O dönem Müslüman''lar için artık yoktur. O dönem kötüdür. O dönemdeki her şey kötüdür. O dönem İslam tarafından yok edilmiştir.

Gerçekten Arap tarihinin İslam öncesi dönemi gizemini hala korumaktadır. O dönem hakkında bilinenler zengin bir Arap dinsel geçmişinin olması gerektiği yönündedir. Ama İslam''dan dolayı o dönemin arkeolojik araştırması yapılamamaktadır.

İslam ilerlerken geçtiği köprüleri teker teker atmış ve kendisinden önceki dönemi yok kabul etmiştir.

Cahiliye dönemi yalnız İslam için vardır. Politik bir ifadedir. Muhammed''e aittir. İslam''ın başlattığı dönem aslında cahiliye dönemi denen dönemden çok daha cahilcedir. Çok daha ilkeldir. Cahiliye döneminde dinsel etkinlikler İslam''daki dinsel etkinliklerden çok daha sofistikedir. Çok Tanrılı dönem birçok bakımdan İslam''dan çok daha ileri bir zamanı simgeler.

İslam cahiliye dönemini aydınlatmamış, asıl kendisi korkunç bir cahiliye döneminin başlangıcı olmuştur. Bu cahiliye dönemi hala devam etmektedir.

Ayrıca İslam''ın puta taptıkları için cahil olarak suçladığı toplumlar bugün hala varlıklarını sürdürmektedirler. İslam''a göre bile cahiliye dönemi devam etmektedir..

Cahiliye dönemi bir hakarettir.
Bu hakaret bütün insanlığa yöneliktir.

İslam yalnız doğa düşmanı değil, aynı zamanda insanlık düşmanıdır da..

Ne acı!

HACI
Güzel yazmışsın haci. bir kaç ek de benden:
İslam öncesi arabistanda kadının durumu, İslam döneminkinden daha iyidir. örneğin kadınlar kara çarşaflara bürünmüyordu. Giyimde daha serbesttiler. Ayrıca Muhammedin ilk eşi haticenin hayatı da islam öncesi kadınların bazı hakları hakkında bize bilgi verir ki haticenin Muhammed ile tanışmadan evvel tüccarlık yaptığı biliniyor. hatta muhammed onun yanın da çalışıyordu. demek ki en azından varlıklı kadınlar ticaret yapabiliyordu islam öncesinde. islamdan itibaren varlıklı kadınların bile böyle bir hakkı olmamıştır.
İslamcıların "cahiliye dönemi" dedikleri dönemin aslında İslam döneminden daha iyi olduğuna dair bir bulgu daha sunayım:
"Cahiliye Dönemi"nde kadınların da kocalarından boşanma hakkı vardı. İslam ile birlikte pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da gerileme olmuş ve kadınların kendi iradeleri ile boşanma hakları ellerinden alınmış ve bu hak sadece erkeğe verilmiştir.
Hangi dönem daha cahilce dersiniz

m bekliyorum.Sağlıcakla

hiramusta 22-05-2006 20:05

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Kadına Tanınan Belli Başlı Haklar


Kur’an’da insan hak ve özgürlükleri ne kadarsa, insan olma hasebiyle kadın hak ve özgürlükleri de o kadardır. Ayrıca tarihi bazı yanlış uygulamalardan gelen bazı özel haklar da Kur’an’la kadınlara tahsis edilmiştir. Ancak İslâm dünyasında bazı Arap örf ve gelenekleri din yerine ikame ettirildiğinden, Kur’an’ın ve sahih hadislerin yorumu erkek lehine yapıla geldiğinden maalesef kadın hakları konusunda ciddi ihlaller yaşanmıştır. Öte yandan İslâm fıkhında kadına bazı hakların verilmediğini görüyoruz. Onlar tarafından bu hakların verilmemesi, İslâm’da özellikle Kur’an’da bu hakların olmadığı anlamına gelmez. Sadece ayetler yanlış yorumlanmakta veya erkeklerin işine öyle gelmektedir. O halde yapılması gereken Kur’anî değerlerle Arap örfünden gelen veya İslâm toplumlarının tarihî seyir içinde aldığı değerleri, uygulamaları ve zihniyetlerini ayırmak ve ikincileri birincilere göre yeniden yorumlayıp değerlendirmek gerekecektir. Aslına bakılırsa, Kur’an ve onun Hz. Peygamber tarafından yapılan yorumu çerçevesinde kadın, bütün haklarını elde etmiştir. Şimdi bunları görelim.


a) Yaşama Hakkı: Bilindiği gibi, İslâm öncesi Araplar arasında kız çocuklarını öldürme bir örf idi. Bir çoğu bu örfü yerine getiriyordu. Bazıları da yapamıyorlardı. K ur’an bu hususa temes ederek diyor ki: “Onlardan birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman, içi gamla dolarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen bu kötü müjde yüzünden kavminden gizlenmeye çalışır, Onu utana utana tutsun mu yoksa toprağa mı gömsün?”(Nahl, 16/58-59), “Kız çocuğun hangi günahtan dolayı öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman” (Tekvir, 81/8-9). Kur’an önce, insanı insan olarak ele aldığından ve erkekle kadın arasında yaratılışta bir fark, bir ayırım yapmadığından dolayı kadın olsun erkek olsun bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek kadar, ağır bir vebal getirdiğini bildirerek yaşama hakkını insana tevdi ettiğinden (Maide, 5/32; İsra, 17/33), dolayısıyla kadına da tevdi etmiştir.


b)Mülkiyet Hakkı: Kur’ana göre Mülkün mutlak sahibi Allah’tır. (Furkan, 25/2) Toplum Allah’ın halifesi (Neml, 27/62) olması hasebiyle mülkte tasarruf konusunda Allah’ın vekilidir. Dolayısıyla İslâm dininde özellikle Kur’an’da insanın mülk edinme ve tasarrufta bulunma hakkı vardır. Kadın da erkek kadar mülk edinme hakkına sahiptir. Zekat ve hac gibi, mali bakımdan yeterli bir düzeye erişme gerektiren ibadetlerin yerine getirilebilmesi için, iktisaden muktedir olmak gerekir. Bu emirlerle kadınlar da mükellef tutulduğuna göre onların da kendilerine ait bir mülk edinme hakkı kendiliğinden doğar.


c) Seyahat Hakkı: Kur’an, hali vakti yerinde her Müslümana umre ve hac gibi dini yükümlülük getirmiştir. Uzakta olan Müslümanlar için bu sorumluluk meşakkatli bir seyahatten ibarettir. Ancak, bu yolculuk için, yol emniyeti, ırz namus ve can güvenliği şarttır. Bu keyfiyet her yolculuk için aranan şartlardır. Bu konuda kadın erkek ayrımı yapmayan Kur’an’ın bu hükmü aynı zamanda kadınlara da yöneliktir. Şu halde kadın da dinî olsun olmasın her türlü seyahat hak ve hürriyetine sahiptir. Yeter ki, yukarıda belirtilen güvenlik gerektiren hususlarda bir aksama olmasın.


d) İnanç, Düşünce ve İfâde Hakkı: bundan önceki bölümde Kur’an’ın insana inanç, düşünce ve ve ifâde hakkı verdiğini ve insanın bu hakkını kullanmada özgür olduğunu beyan etmiştik. Bu konuda kadın erkek ayrımı yapmayan Kur’an’ın bu evrensel ilkesi kadına da şâmildir. Dolayısıyla kadın, inanma, düşünme ve bu inancını ve düşüncesini açıklama yani ifâde etme hak ve özgürlüğüne her zaman sahiptir. Hatta, gayr-i Müslim bir kadını nikahlayan bir Müslümanın, karısının rızası olmadıkça karısının dinine müdahale hakkı yoktur.


e) Seçme ve Biat Etme Hakkı: Seçme, yönetimi belirleme ve seçilene biat etme hakkı bilindiği gibi tarih boyunca hep erkeklere tanınmış bir hak idi. Kur’an bu hakkı kadınlara da sağlamıştır. Mümtahine suresi (60/12) ayetinde şöyle denmektedir: “Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasının çocuğunu kocasına isnat ederek iftira etmemek(=elleriyle ayakları arasında bir iftira uyudurup getirmemek), sana karşı gelmemek üzere sana biat için geldiklerinde, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.” Kur’an’ın kadına verdiği bu seçme ve biat hakkı,, H z. Peygamber’den ve raşit halifelerden sonra uygulanmamıştır.

hiramusta 22-05-2006 20:12

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
f) Hakkını Aramak İçin Mücadele Etme Hakkı: Kur’an, müstakil bir sureyi bu konuya tahsis etmiş ve yaşlı bir kadının haklı mücadelesini beyan etmek, ve siyasi otoriteye veya yöneticiye karşı hakkını aramak için yaptığı mücadelenin meşruiyetini belirtmek üzere bu sureyi indirmiştir. Surenin inişine vesile olan kadın Hz. Peygamber zamanında onunla tartışan ve hakkını arayan Huveyle b. Sa’lebe isimli bir kadındır. Bu kadın Hz. Peygamber’in huzuruna gelir ve :


-Ey Allah’ın elçisi! Kocam benimle evlendiğinde ben gençtim. O zaman beni arzuluyordu. Ona bir çok çocuk verdim. Yaşımın ilerlediği bir sırada beni anasına benzeterek, yapayalnız bırakıverdi. Eğer bir yolunu bulur da aramızı düzeltiverirsen çok iyi olur deyince Hz. Peygamber:


-Yüce Allah’ın şimdiye kadar bana bu konuda her hangi bir emri ulaşmış değildir. Bana göre, artık sen kocana haramsın der. Kadın:


-Ey Allah’ın elçisi, kocam vallahi talak kelimesini kullanmadı, diyerek Hz. Peygamber’e yalvarır:


Kurbanın olayım ey Allah’ın elçisi!, halime acı diye yalvardı. Sonra da halini Allah’a arz ederek:


-Allah’ım! Yalnızlığın acısından ve ızdırabımın şiddetinden sana şikayet ediyorum. Küçük çocuklarımı ona bıraksam perişan olacaklar. Kendi yanıma alsam aç kalacaklar. Allah’ım sana şikayet ediyorum. Peygamberine bir vahiy indir diye dua etti. Kadın henüz oradan ayrılmadan Mücadele suresinin ilk âyetleri nazil oldu(Krş. Sofuoğlu, II, 118) Zaten surenin adına da “mücadele eden kadın” anlamında “mücadele”(=mücadile)denmiştir.


Buradan anlaşılan husus, kadınların maruz kaldıkları haksızlıkları gidermek için, otoriteler nezdinde ellerinden gelen gayreti göstermek durumundadırlar. Çünkü böyle davranışlar Allah katında takdire mazhar olan davranışlardır. Görüldüğü gibi son ilahî mesajın, nüfusu on bin civarında olan Medine toplumunda, hiçbir sosyal statüsü bulunmayan bir Müslüman kadının şahsi problemini ciddiye alıp, onu evrensel bir vahiy içinde yer vermesi Allah’ın kadına verdiği değerin en bariz delilidir(Kırbaşoğlu, s. 262)


g) Kamu Görevi, Yönetim ve Seçilme Hakkı: Kur’an, kadın erkek ayırımı yapmadan rızk için meşru kazanç elde etmeyi öğütlemektedir. Kadın da elbette erkek kadar çalışma ve kamuda görev alma hakkına sahiptir. Kur’an’da yukarıda da belirttiğimiz gibi, “inanmış erkekler ve inanmış kadınlar biri birilerinin dostlarıdırlar, iyiliği buyururlar ve kötülüğe de engel olurlar…”(Tevbe, 9/71) diyerek erkek ve kadının sosyal her türlü aktiviteye katılabileceklerini, topluma hizmet veren her kurumda birlikte görev alabileceğini belirtmektedir. Ayrıca Kur’an’da Hz. Süleyman ile Saba melikesi Belkıs’ın( bu isim Kur’an’da geçmez) arasında geçen olaylardan bahsedildiğine ve bunun yöneticilik görevi eleştirilmediğine göre, buradan kadının devlet ve hükümet başkanı olabileceğini, hatta demokratik ortamlarda isterse seçilebileceğini anlamaktayız.


Kadının kamu görevi alması, siyasi iktidar ve muhalefet hareketlerinde bulunması, gerek Hz. Peygamber döneminde ve gerekse râşit halifeler dönemindeki uygulamalardan ve hatta bazı İslâm hukukçularının içtihatlarından da anlamaktayız. Nitekim Hz. Peygamber zamanında kadınlara hâkimlik ve denetleme görevi verilmiştir. Şifa binti Abdillah ile Semra binti Nuheyk isimli iki kadın sahabîye, , H z. Peygamber, pazarlarda ortaya çıkan ticari anlaşmazlıklarla ilgili davalara bakmaları ve onları pazarlarda fiyat ve kalite kontrolü yapmaları konusunda görevlendirmiştir. (Hamidullah, İsl. P ey., s. 935), Dinî her hangi bir sakınca olsaydı Hz. Peygamber bunu uygular mıydı? Şu halde devlet başkanlığı da dahil olmak üzere, sadece erkeklerin yaptığı zannedilen komutanlık ve imamlık gibi, görevleri de şayet ehil iseler kadınlar da yapabilirler. Kur’an açısından hiçbir sakınca yoktur. Bilindiği gibi, Cemel vak’ası siyasi ve askerî anlamda bir muhalefet hareketidir. Bu haretein başında lider ve komutan olarak Hz. Ayşe bulunmaktaydı. Hz. Peygamber’in sağlığında onunla beraber savaşlarda bulunmuş tecrübeli pek çok ünlü sahabe Hz. Ayşe’nin yanında ve emrinde idiler.


Bazı İslâm hukukçularının kadınların kamu görevi almayacaklarına dair hükümlerine mesnet teşkil ettiğini iddia ettikleri ayet “vakarla evlerinizde oturun” (Ahzab, 33/33) ayetidir. Halbuki bu ayet bütün kadınlara değil, sadece Hz. Peygamber’in hanımlarına ait bir hükümdür. Zaten bir önceki ayette “Ey Peygamber hanımları! Sizler diğer kadınlar gibi değilsiniz…”(33/32) denmekte ve onlara ait özel hükümler getirilmektedir. Hukukçuların bu ayeti mesnet göstermeleri yerinde bir karar değildir. Buna rağmen Hz. A yşe bile yukarıda beyan ettiğimiz gibi, siyasi ve askerin bir harekatta bulunmuştur.


Kadının bütün hukuki davalara bakabileceği, yani hâkimlik yapabileceği konusunda kendilerine Kur’an’dan delil arayanlar İslâm hukukçuları özellikle İbn Hazm, Nisa suresinin 58. ayetinin delil teşkil ettiğini söyler. “Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…” Bu ayetten “emanetleri ehline veriniz” ifâdesi ile “hükmettiğiniz zaman” ifâdesinde kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Bu hüküm kadın erkek her Müslümana yönelik hükümdür.(Hatipoğlu,, s . 2 24 vd)


Kadının devlet başkanı olamayacağı konusunda en fazla üzerinde durulan Ebu Berke hadisi ise şöyledir: “Ebu Berke(r. a ) anlatıyor: “Resulullah(s. a . v .) den işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel vak’ası sırasında Allah’ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki, Bir ara, neredeyse Ashab-ı Cemel’e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen Resulullah’ın (a.s) “İranlıların başına Kisra’nın kızı kraliçe oldu diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vaz geçtim. O zaman efendimiz: “İşlerini kadına tevdi eden kavim felah bulmayacaktır” demiş idi. (Buharî,, F iten, 17; Tirmizî, Fiten 75, Nesâî, Kudât, 8)


Bu hadisten anlaşıldığına göre; Talha ve Zübeyr ile birlikte Hz. Ayşe, Hz. Osman’ın kanını talep amacıyla Basra üzerine yürüyüşü ve Cemel vak’asının meydana gelişi sırasında, bu hadisi dikkate alan Ebu Bekre, son anda onlara iştirakten vazgeçtiğini söylemektedir. Ölen Kisra’nın yerine kızı Boran geçtiğinde Hz. Peygamber bu hadisi söylemiştir. Hadisçilerin bir çoğu bu hadise dayanarak kadının devlet başkanı olamayacağının delili olduğunu ileri sürerler. Bir çok İslâm hukukçusu da aynı kanaatte olup, devlet başkanlığı dışında diğer görevleri yapmasına engel değildir kanaatindedirler. Bazı yorumcular mesela Kasımî ve Hamidullah gibi, bu hadisteki hükmün sadece sebebi belirtilen olaya hasr edilmesi gerektiği yani İranın sonunun iyi olmayacağı, ve bunun Müslümanlar için belli bir yasağı ihtiva etmediği kanaatine varmışlardır.(Akkaya, s. 235) Aslında, bu hadisten genel bir hüküm çıkarmak doğru olmaz. Çünkü hadisin söylenmesine sebep teşkil eden olay, siyasî ve ferdîdir. Hz. Peygamber’in gönderdiği mektubu yırtan, elçisine eziyet eden ve ona bedduada bulunan Kisra’nın, kızı tarafından yönetilen ülkesinin felah bulmayacağını söylemesinden daha tabii ne olabilir?

hiramusta 24-05-2006 09:08

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
h) Eğitim ve İlim Öğrenme Hakkı: Kur’an, ilim öğrenme ve eğitim konusunda kadın erkek ayrımı yapmaz. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zümer, 39/9); “Deki Rabbim ilmimi artır”(Taha20/114); “Biz bu misalleri insanlara veriyoruz. Onları ancak alimler akleder”(Ankebut, 29/43) gibi ayetlerde ilim öğrenmenin önemi belirtilirken, kadın erkek her Müslüman’a yönelik ilkeler olduğunu anlarız. İlim öğrenmek bir eğitim işidir. Öyleyse kadın erkek, eğitim ve ilim öğrenme hakkına her zaman sahiptirler. İlim öğrenme ve eğitim konusu hadislerde ve Hz. Peygamber tatbikatında daha belirgin olarak gözükür: “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslüman’a farzdır” diyen Hz. Peygamber,, k adın ve erkek sahabelere ilim öğretmiştir. Bu işlemi beraberce yaptığı gibi, kadınlara mahsus dersler de yapmıştır. Nitekim Ebu Said el-Hudrî hadisinden bunu anlamaktayız: “Bir kadın Hz. Peygamber’e gelip dedi ki: Sözlerini dinlemeye bize fırsat düşmüyor, sözlerini erkekler götürüyor. Bizzat bize bir gün tayin et de o gün sana gelelim, sen de Allah’ın sana öğrettiğini bize öğret”. H z. Peygamber bu müracaatı olumlu karşıladı ve kadınlara ayrı ders vermeyi kabul ederek bulyurdu ki: “Filan gün filan yerde toplanınız. Onlar da toplandılar. Hz. Peygamber de onlara gelip Allah’ın kendisine öğrettiğinden öğretti…”(Buharî, I, 34) (Okiç,, s . 2 6-27)Görüldüğü gibi kadınlar daha İslâm’ın ilk gününden itibaren ilim öğrenme ve eğitim haklarını kullanmaya başlamışlardır. Zaten daha önceki bölümlerde ele aldığımız kadının kamu görevi konusunun ise eğitimle ve belli bir bilgi birikimiyle olacağı âşikardır.,
i) Evlenme ve Boşanma Hakkı: İnsan hayatında evlenme ve boşanma doğal bir olgudur. Karşı iki cinsin meşru olarak birlikte yaşamaları veya ayrılmaları olgusudur. Kur’an bu olguya kayıtsız kalmaz. Kur’an’da evlenme konusunda fazla detay yoktur ancak onu fıtrî ve sosyal bir müessese olarak gördüğü açıktır. (Nahl, 16/72; Nisa, 4/3)) Dinî terimlerle ifâde etmek gerekirse evlenmede haramla helalı birbirinden ayıran şey nikahtır ve onun ilanıdır. Aleniyettir, tabiri caizse düğündür. İşte bundan dolayıdır ki, gizli evliliklere Kur’an açısından cevaz bulmak pek mümkün gözükmüyor. Nitekim Kur’an’da geçen ayetlerden “evlenin” anlamından ziyade “evlendirin” anlamı çıkmaktadır. Bu bir anlamda sorumluluğu, aile çevresine, topluma vermektedir. Toplum evliliğe şahit olacaktır. Zaten bundan dolayıdır ki, boşanma konusunda en az iki kişiyi şahit zorunluluğu getiren Kur’an nikahta böyle bir zorunluluktan bahsetmiyor. Çünkü toplum o nikaha, o evliliğe şahittir. Zaten semantik olarak “N-K-H” fiili aleniyete yönelik birlikteliği ifâde eder. Şu halde Kur’an’a göre evlilikteki şahitlik, fiilden çıkmaktadır ve alenîdir. Boşanmada şahitliğin zorunluluğu ise, boşanma mutlaka bir problem sonucudur ve bunu herkesin bilmesi de gerekmeyebilir. Ancak bunu iki şahidin bilmesi veya eşlerin kendi beyanları yeterlidir. Evlenme olayı(nikah) aleni olduğundan, ileride doğabilecek hukuki sorunlar için mutlaka tescili gerekir. Bu tescil işi, organize bir toplumda devletin işidir. Organize olan toplum da bütün kurumlarıyla oturmuş bir toplumdur. Zaten Kur’an’da bu fiilin topluma yönelik bir anlamda olmasının bir diğer sebebi de budur. İleride, doğacak çocukların nesebi, eğitimleri, bakımı, boşanma halinde doğacak hukuki sorunlar ve ölüm halinde miras konusu vs hepsi organize olmuş topluma yani toplumu, toplum adına yöneten, koruyan devlete ait işler olacaktır. Bu açıdan baktığımızda tescil edilmemiş evlilikler veya gizli evlilikler Kur’an açısından uygun olmayan evliliklerdir. İslâm hukukçuları nikahı “icap, kabul ve iki şahitli bir akittir” diye tarif etmişlerdir. Hukuki açıdan bu tanım doğrudur. “icap-kabul” tarafeynin evlenme kararı verdiklerine, “iki şahit” de olayın aleniyetine işarettir. Ancak bunun tescili şarttır. Yoksa ileride çok problemler doğabilir. Bugün üniversite gençliği içerisinde maalesef “imam nikahı” veya “dini nikah” adı altında bir çok gencimiz tescilsiz, ailesinden habersiz bir evlilik yapmaktadırlar. Tahsilleri de bitince “herkes kendi yoluna” diyerek ayrılmaktalar. Böylece genç kızlar ve aileler için büyük bir yıkım yaşanmaktadır.İslâm’da özellikle Kur’an’da “dini nikah” veya “din dışı nikah”diye bir şey olmadığı gibi, “imam nikahı, papaz nikahı” diye nikah ta yoktur. Kur’an’da nikah bir tanedir. Sorumluluk topluma ait olduğundan tescil zorunluluğu vardır.Nikah, Kur’anî ifâdeyle “misâken galîzâ”(sağlam bir teminat)(Nisa, 4/21) olup karı koca arasındaki müşterek hayatın garantisidir. Her iki tarafa hukukî, sosyal, ahlakî, medenî sorumluluklar yükleyen bir sözleşmedir. İşte bundan dolayı Kur’an: “Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır” demektedir. Zaten evliliği yani karı koca arasındaki bağları Allah kendi varlığının belgelerinden sayar: “İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi O’nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen toplum için dersler vardır.”(Rum, 30/21). Demek ki eşler arasında, bu ayetten anlaşıldığı kadarıyla, üç önemli husus vardır. Huzur(sekîne), sevgi(=mevedde) ve karşılıklı hoşgörü (=rahme). Evliliği ayakta tutan bu üç unsurdur. Bunların bitmesi evliliği bitirir. Mademki evlilik Kur’anî ifâdeyle “sağlam bir teminattır” bunun geçici olması veya mut’a adı verilen cahiliyeden tevarüs eden nikah şekli, Kur’anî değildir. Zaman içinde Hz. Peygamber bunu iki defa yasaklamıştır. Evlenme ve boşanma hakkı erkek olsun kadın olsun, her ikisinin de eşit haklarındandır. İslâm hukukçuları evlenme ve boşanmayı erkeksi bir tanım getirmişler ve bu hususta kadına pek bir özgürlük tanımamışlar Özellikle kadın cinsel bir statüde tarif edilmiştir. Bu tarife göre “nikah, kadının vücudundan istifâde etmek için bir yoldur”. Halbuki ayette cinsellik bakımdan bir eşitlik ve denge vardır:“Siz onlar, onlar sizin için bir elbisedir” (Bakara, 2/187) Bu ayetten aynı zamanda eşler arası dengeyi anlamamız da mümkündür. Bu denklik sadece cinsiyette değil, aynı zamanda, birbirlerinin örtüsü olabilmesi için, ekonomik, kültürel, sosyal psikolojik, ahlakî ve meslekî vs de denklik gerekecektir. Tıpkı bir elbisenin vücuda uygun ve denk gelmesi gibi, eşler de birbirlerinin dengi olmalıdır. Mutluluğun şartlarından biri ve en önemlisi budur. Zaten fıkıhta denklik konusu esastır.Boşanma olayı bilindiği gibi evliliğin sona erdirilmesi olayıdır. Bu, organize bir toplumda ya tek taraflı irade beyanı ile yahut iki taraflı irade beyanı ile, ya da mahkeme kararıyla olur. Tarih boyunca boşama olayı hep erkeğin hakkı imiş gibi anlaşılmış ve uygulanmıştır. Gerçi Kur’an boşanma halinde erkeğin neler yapması gerektiğini belirterek, kadının hukukunu korumuştur ama, kadına da erkek kadar evlenme ve boşamada hak ve özgürlük kapısını açık tutmuştur.Yani kadın da isterse boşayabilir ve bunun Kur’an’a ters bir tarafı yoktur. Hülle olayı: Bu arada, geçmiş İslâm toplumlarında uygulanmış,, o nur kırıcı hem erkeği hem de kadını küçük düşürücü olan“hülle” olayını da değinmeden geçmeyelim. Cahiliye Arap toplumunda erkekler, eşlerini defalarca boşar sonra geri alırlardı. Kur’an, erkeğin boşama hakkını üç talak ile sınırlandırmıştır. Ayete göre her talakda belli bir iddet müddeti(üç ay hali) beklemek vardır. Bu müddet zarfında kadının bütün malî yükümlülükleri erkeğe aittir. İki boşama hakkını sırasıyla kullanıp, üçüncü boşamadan sonra da artık erkek bir daha aynı eşini alamaz. Ancak, eşi bir başkasıyla normal bir evlilik yaparsa, şayet doğal olarak ondan ayrılır veya eşi vefat edip dul kalırsa ve kadın da tekrar önceki kocasıyla evlenmek isterse, ancak o zaman buna cevaz vardır. Kur’an bu hükmüyle, aynı eşler arasında sayısız evlenip boşamayı ve bunu bir oyuncak haline getirmek isteyenlerin engellenmesini hedeflemiştir. Peki uygulama nasıl olmuştur? Maalesef yüz kızartıcı bir şekilde olmuştur. Her biri süresi içinde yapılması gereken üç boşamayı, “üçten dokuza şart olsun” sözüyle bir sefere alıp, sonra da pişman olup, karısına bir geceliğine başkasıyla nikahlatıp, ondan boşatıp tekrar evleniyor. “Hülle” dedikleri olay budur. Bu uygulamaya İslâmî ve Kur’anî demek, bunları yapanlara da Müslüman demek mümkün mü? Evlilik ani öfkelere feda edilmeyecek bir kurumdur.Gayr-i müslimle evlenme: Kur’an, yakın akrabalık dolayısıyla nikahı yasak olanları açıkca beyan ediyor. Özellikle erkeklerin nikahlamaması gereken akrabalarını belirtiyor. Bu olaya kadınlar zaviyesinden bakıldığında, kadınların da kimlerle evlenemeyeceği görülür. Bu hükümler iffetli erkek ve kadınlarla ilgili olan hükümlerdir.Öte yandan Kur’an, “recim” (taşlama) cezası İslâmî olmadığı için, zina eden kadınla zina eden erkeğin evlenme şekillerini de hükme bağlamıştır. “Zina eden erkek ancak zina eden kadın veya putperest(=müşrik) bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden erkek veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu Mü’minlere yasaktır.”(Nur, 24/3). Burada hitap topluma olup, bu durumda olanları bu şekilde evlendirin demektir. B:u ayetten anlaşıldığına göre zina eden kadın, ancak zina eden bir erkek veya bir müşrikle evlenir. Yani ona yakışan budur demektir. Bu keyfiyet kadın olsun erkek olsun Mü’minlere yasak kılınmıştır.Mü’min erkek ve kadına yasak olan bir diğer husus daha vardır: O da putperest kadınla Müslüman bir erkeğin ve putperest bir erkekle Müslüman bir kadının evlenmelerinin yasak oluşudur.“Putperest(=müşrik, Allah’a eş koşan) kadınlarla, hoşunuza gitseler bile, inanmadıkları sürece evlenmeyiniz. İnançlı bir cariye, bir putperest kadından daha iyidir. Putperest erkeklerle, hoşunuza gitse bile inanmadıkları sürece inançlı kadınları evlendirmeyiniz. İnançlı bir köle bir putperest erkekten daha iyidir”(Bakara, 2/221).Ancak, Maide suresi(5/5)’nde: “…Mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli olan kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere, size helaldir…” ayetiyle Mü’min erkeklere ehl-i kitap(Yahudi, Hıristiyan vs.) kadınlarla evlenme ruhsatı vardır. Bu ruhsata karşı çıkanlar, Mümtahine Suresinin (60) 10. ayetini gösteriyorlar. Ancak bu ayet sığınmacı kadınlarla alakalı bir ayettir. Bugün putperestle evlenme konusu aktüel bir konu değil. Ancak ehl-i kitapla evlenme konusu aktüel olabilir. Nitekim Almanya’da ve Avrupa’nın bir çok yerinde Türkler yaşamakta ve onlar için en büyük problem de kızlarının yabancı erkeklerle evlenip evlenemeyecekleri, konusunda dini bir sakıncanın olup olmadığıdır. Bu hususu Avrupa’ya konferans ve çeşitli vesilelerle gittiğimizde bize en çok sorulan sorular bu konuda idi. Kur’an yukarıda da belirttiğimiz gibi. Müslüman erkeğin ehl-i kitapla evlenmesine izin veriyor. Ancak, Müslüman kadının ehl-i kitaptan bir erkekle evlenmesine her hangi bir şey söylemiyor. İslâm hukukçuları Müslüman kadının böyle bir evliliğine izin vermiyorlar. Gerekçeleri imanî bir ilkeye dayanıyor. Kur’an’dan her hangi bir delil yok. Eşyada asl olan ibaha ama ırz ve namus konusunda asl olan haramlıktır. Eğer Müslüman kızların ırz ve namuslarını koruyamama tehlikesi varsa ve itikadi açıdan Müslümanlığına bir zarar gelmeme durumu, Müslüman bir kadının veya kızın, ehli kitaptan bir erkekle evlenmesi, Kur’an’a ters değildir. Mademki imanî bir ilkeye dayandırılıyor o halde imanını korumak,, m illî ve Müslüman kimliğini muhafaza etmek kaydıyla evlenebilir.

hiramusta 26-05-2006 10:17

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
4-Eşlerarası İlişkiler ve Haklar:Kur’an karı-koca ilişkilerinde karşılıklı hak ve görevleri düzenlediği ayetlerde ele aldığı hususlardan biri, hiç şüphesiz kocanın nasıl karısı üzerinde hakkı varsa, karısının da kocası üzerinde hakkının olduğunu ve bu hakkın da örfe göre vazifeleri kadar olduğunu vurguluyor. Boşanan kadınlar için yani hakkını kocasından talep eden kadınlar için olan bu ayet aynı zamanda evrensel bir ilke durumundadır. İslâm açısından ailede kadının hakkının yerini tayin eden bir ayettir ki, boşanma vuku bulduğunda bu hak kendisine teslim edilsin. Dolayısıyla bu hak kadının aile içindeki görevi kadardır. Buradan anlaşılan şudur: Şayet kadın kocası kadar ailede bir vazife icra ediyorsa, hakkı da kocasının hakkı kadardır. Şayet kocasının vazifesinden daha az bir vazife icra ediyorsa o zaman da hakkı kocasından daha azdır. Bu analojiye göre, kocasından daha fazla vazife icra ediyorsa o zaman da hakkı kocasından daha fazla olacaktır. İşte bu evrensel ilke bütün devirleri ve örfleri kuşatan bir ilkedir. “Kadınların hakları örfe uygun bir şekilde vazifeleri kadardır.(Bakara2, 228).
[color=]a)Erkeklerin Kadınlar Üzerindeki Bir Derece Farkı Nedir? [/color]Kadınların haklarının vazifeleri kadar olduğunu beyan eden ayetin devamında ise tarihsel olarak o zamanki toplumun örfüne uygun bir şekilde hukukun uygulanabilirliği normu açısından bir hüküm getiriliyor ve deniyor ki: “Erkeklerin onlar üzerinde bir derece farkı vardır”. Burada erkeklerin kadınlardan bir derece daha üstün oldukları anlamı çıkmaz. Burada erkeğin vazifesinin o zamana göre, kadının vazifesinden bir derece daha fazla olduğunu, bütün yükü fazlasıyla erkeklerin çektiğini beyan etmek içindir. Bilindiği gibi, hukukta hüküm illete bağlıdır. İllet kalkınca hüküm de kalkar. Dolayısıyla kadının veya erkeğin ailede ve toplumda vazifesi ne kadarsa hakkı da o kadardır.
[color=]b)Nisa Suresi 34. Ayeti Nasıl Açıklanmalıdır? [/color]İslâm tarihi boyunca çok farklı anlaşılmış ve uygulanmış olan ayetlerden birisi hiç şüphesiz Nisa suresinin bu ayetidir. Ayette geçen bazı kavramların semantik analizlerini dikkate almadan tercüme etmek veya ayeti anlamaya çalışmak bizi yanlış neticelere ulaştırır. Önce ayetin kendi yaptığımız tercümesini verelim: “Allah’ın kimilerini kimine tercihte daha layık kılmasından ve erkeklerin de kendi mallarından sarf etmelerinden dolayıdır ki, erkekler kadınlar üzerinde yöneticidirler.. S aliha kadınlar, itaat eden ve Allah’ın korumasını emrettiği şeyi kocasının yokluğunda da koruyanlardır. Başıbozukluk yapmalarından endişe duyduğunuzda hemen öğüt verin ve yataklarını ayırın ve gönderin(=va’dribuhunne). Şayet size itaat ederlerse aleyhlerine bir yol aramayın. Allah Büyüktür, Yüceler Yücesi’dir.” Müteakip ayette ise “Karı kocanın aralarının ayrılmaları endişesini taşıyorsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden de bir hakem gönderin. Şayet bunlar aralarını düzeltmek isterlerse Allah onların aralarını buldurur. Allah en iyi bilen ve her şeyden haberdar olandır”(4/35).Bu ayet erkek ve kadının aile içindeki görev, yetki ve sorumluluklarını anlatıyor. Buna göre erkek kadının onur ve hakkını koruyup gözeten ve ayrıca kadının maddi ihtiyaçlarını yani geçimini teminle mükelleftir. Bunlara karşılık olarak kadın da itaatkar olmalı, namusunu korumalı hatta erkeğinin haklarına ve itibarına halel getirmeyecek şekilde davranmalıdır. Ancak bu görevlerden birincisini ihlal ederse, yani itaat etmezse duruma göre öğüt verilecek, yatağı ayrılacak veyahut kendi ailesinin yanına gönderilecektir. Bu işlemlerden gaye onu itaat edebilmesini temindir. Zira ayetin devamında “şayet itaat ederlerse aleyhlerine başka bir yol aramayın” denmektedir. Buraya kadar aileyi kurtarabilme yolları mevcut, bundan sonra ayetin devamından da anlaşılacağı gibi, aile dışı kişiler devreye giriyor. Yani hakemler. Anlaşma imkânı aranıyor. Değilse boşanma sürecine giriliyor. Ayette ele alınması gereken birkaç kavram vardır. Bunlardan birincisi “faddale” kelimesidir. Genellikle üstün olmak diye tercüme edilmektedir. Ancak bu kelime üstünlükten ziyade, tercihte veya teklifte öncelik hakkını ifâde eder.(Primus inter pares) İkisinden birisini veya insanlar arasındaki ilişkilerde biri diğerine nisbetle tercih edilecekse, buna layık olan için kullanılır. Elbette layık olan veya olanların tercihe sebep teşkil edecek farklılıkları, fazlalıkları da bulunmalıdır. İşte bu nedenle bu fiili tercih veya öncelik hakkı şeklinde ele almak gerekir.Ayette bu hususta önemli diğer bir kelime de “kavvâmun” kelimesidir. Bu kelime de maalesef yanlış anlamaları çağrıştıracak şekilde “üstündür” olarak tercüme ediliyor. Halbuki, semantik olarak “Bir şeyi üstlenmek, dikkatlice gözetip korumak, yönetmek, ayakta tutmak,, h akkını vermek, nezaret etmek ve o işten sorumlu olmak” gibi anlamları olan “kâme” fiilinden gelen bu kelime bu anlamların hepsini içine alan “yönetmek” kelimesiyle tercüme edilmelidir. Çünkü yönetim bir vazifeyi üstlenmektir ve sorumluluk ister, nezaret ve dikkat gerektirir. Şu halde erkekler, kadınların geçimlerini temin etmelerinden, onların her türlü güvenlerini sağlamalarından ve onları korumalarından kısaca onlardan sorumlu olmalarından dolayı onların yöneticileridirler. Vazifeleri bu olduğuna göre hakları da buna göre olacaktır. Şu halde erkeğin, eşinin ve çocuklarının bütün ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olması, onun beşeri veya bir takım faziletler açısından üstün olduğunu değil, sadece vazifesi gereği fonksiyonel bir öncelik ve sorumluluk sahibi olduğunu gösterir. Öte yandan bu ayete göre erkek aile reisi olarak gözükmektedir. Şurasını unutmamak gerekir ki, Kur’an bu reisliği iki şarta bağlamaktadır: Ailenin geçimini sağlamak, reisliğe tercih gerektirecek bir önceliği veya bir yeteneği bulunmak. Bu iki şart ortadan kalkarsa reislikte ortadan kalkar. Hükmün illete bağlı oluşu prensibine göre, bu illetler ortadan kalkınca bu hüküm de kalkar. Tıpkı, su bulunanca teyemmümün hükmünün ortadan kalkması gibi. Erkek ayetteki hükmü yerine getiremezse, yöneticilik hakkını kaybeder.Ayette ele alınması gereken bir diğer kavram da maalesef “dövünüz” diye tercüme edilen “va’dribuhunne” kelimesidir. Gerçi Arapça’da “darp” fiili vurmak dövmek anlamına gelse de deyimsel olarak bir çok yerde farklı anlama gelir. Mesela “bir örnek vermek” veya “bir misalle açıklamak”, “bir örnekle anlamaya yol açmak” için Arapça’da “darabe meselen” tabiri kullanılır. Kur’an’da bu anlamda kullanımlar vardır.(Yasin, 36/78). Ayrıca Kur’an’ın bütünlüğünde ele aldığımız zaman “darabe” fiilinin dövmek anlamına gelebilmesi için fiile mutlaka “ba” harf-i cerli bir mef’ul gelmelidir(=mef’ul gayr-i sarih). Çünkü dövmek, veya vurmak mutlaka bir şeyle veya nesneyle olur. Mesela eliyle, sopayla veya başka bir şeyle gibi. Kaldı ki bu ayette böyle bir kullanım yoktur. Fiil yalın haldedir. Bu ayetin konteksine göre, göndermek veya uzaklaştırmak anlamına gelen deyimsel bir ifâdedir. Zira evli bir kadının aile düzenini bozacak şekilde bir başıboşluğu söz konusu olduğunda erkeğin yapması gereken işler sıralanmıştır. Ö nce, ona öğüt verecek, fayda vermediğinde, yatağını ayıracaktır. Şayet bu da fayda vermezse artık onu kendi ailesinin yanına tabiri câizse tebdil-i havaya gönderecektir. B ir bakıma onu kendinden bir müddet uzaklaştıracaktır. Ç ünkü bundan sonra gelen ayete göre hakemler devreye girecektir. Yani boşanma işleminden veya yeniden barışma işleminden önce yapılması gerekenler sıralanmaktadır. Keyfiyet budur. Bu kelimenin “dövünüz” şeklinde anlaşılıp uygulanması, kadının aile içi geçimsizliklerde tarih boyunca itilip kakılmasının, hor görülmesinin dinî bir kılıfı olmuştur.

hiramusta 28-05-2006 10:38

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
5-Çok Kadınla Evlenme Konusu
İslâm’a yöneltilen eleştirilerin en önemlilerinden birisi hiç şüphesiz “taaddüd-i zevcât”(=çok eşlilik) konusudur. Tarihte de çok farklı anlaşılmış ve uygulanmış olan bu hususun Kur’anî temellerine baktığımızda görürüz ki Kur’an aslında tek eşliliği tavsiye etmektedir. Konuyla ilgili ayetleri serdetmeden önce, şunu kesinlikle kabul etmeliyiz ki, Kur’an’ın geldiği toplumda poligami yani çok kadınla evlilik revaçtaydı. Araplar sayısız kadın ve cariye alabiliyorlardı. Hatta çok kadın almak bir itibar ve onurdu. Kadınlar da kendi arzularıyla güçlü ve varlıklı kişilerin eşi olamaya can atarlardı. Toplumun yapısı mantalitesi böyleydi. Kur’an elbette kadına haklarını verirken, bu sosyal yaraya temas etmeden de geçemezdi. Kur’an bunu şartlara bağlayarak, azami dörtle sınırlandırdı. “Adalet” ilkesini koyarak bir kadınla evlenmelerinin daha hayırlı olacağını belirtti. Şimdi konuyla ilgili ayetlere bakalım: “Eğer yetimlerin haklarına kendileriyle evlendiğiniz takdirde riayet edememekten korkarsanız, onlarla değil, beğendiğiniz kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Şayet adaletli davranamamaktan korkarsanız bir tane alın, yahut sahip olduğunuzla yetinin. Doğru yoldan sapmamanız için en uygun olanı da budur.”(Nisa, 4/3).


Kur’an aynı Surenin 128 ve 129. ayetlerinde aynı konuya temas ediyor ve insan oğlunun eşler arasında adaleti ne kadar uğraşsa tesis edemeyeceğini vurguluyor : “Eğer kadın kocasının serkeşliğinden(=geçimsizliğinden) veya kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir anlaşma yapmalarında bir sakınca yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız. Bâri tamamen bir tarafa kalben meyletmeyin ki, diğerini askıda bırakmış gibi olmayasınız. Eğer arayı düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.” Bu ayetlerden de anlaşılıyor ki, tek eşlilik asıl olandır.


Çok eşlilik konusu görüldüğü gibi, bir emir değil, bir ruhsattır. Bu ruhsat hayatın değişen şartları içerisinde ele alınmalıdır. Fukaha kadın nüfusunun erkek nüfusunu çok aşırı geçtiği savaş ve âfetler sonrası durumlarda, kadının görevini yapamaması veya kısır olması vs. gibi durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir kanaatindedir.

6-Miras Konusu


İslâmiyet’ten önce Araplarda kadın diğer bir çok haklardan olduğu gibi, miras hakkından da mahrumdu. Miraslar genelde hep erkek evlada kalırdı. Mirastan aldıkları payın yanı sıra savaşlardan elde ettikleri ganimetler de erkeklerin olurdu. Erkekler hem ailelerinin geçimlerini temin etme hem de her an vuku bulabilecek baskınlara ve savaşlara karşı hazırlıklı olmak zorundaydılar. O zamanlar düzenli bir ordu teşkilatı olmadığından her erkek savaş malzemesini; atını, okunu, yayını, mızrağını, kılıcını, kalkanını ve zırhını hep kendi gelirinden ve en iyisinden almak zorundaydı. Bunun için mirastan tam hak alıyorlardı. Hatta eski bir Arap ata sözüne göre: “Savaşta kılıç sallamayanın mirastan nasibi yoktur”. B u nedenle kadınlar savaşa iştirak etseler bile, geri hizmette görev alırlar, her türlü savaş malzemesini kendileri için temin etme gibi bir zorunlulukları yoktu. İşte İslâmiyet hiçbir miras hakkı olmayan kadına bu şartlar da bile erkeğin yarısı kadar hak vermiştir. Şimdi mirasla ilgili ayetin anlamını verelim: “Allah size çocuklarınızın alacağı miras hakkında erkeğe kadının payının iki mislini tavsiye eder…”(Nisa, 4/11)


Şurası muhakkaktır ki, mirastan erkek çocuğuna kız çocuğunun iki misli hak verilmesi erkek çocuğunun kız çocuğundan üstün olduğu anlamına gelmez. Sadece bir sosyal adalet ve ekonomik dengeden dolayıdır. Nitekim, İslâm hukukuna göre, tüm ailenin geçimi, karısı, kızı ve bütün çocukların masraflarının temini, anne babanın ve kız kardeşinin bakılması, karısına gerekli halde verilecek mehr hep erkeğin üzerine yüklenen malî sorumluluklardır. Kadının böyle bir sorumluluğu yoktur. Erkek ve kadının mal varlığı da ayrıdır. Kadın ne kadar varlıklı da olsa evin geçimine katkıda bulunma gibi bir zorunluluğu yoktur. Hal böyle olunca, kadına da erkeğe olduğu kadar mirastan hak verilirse bu sefer erkeğe zulmedilmiş olacaktır. “Nimet külfete göredir” prensibi doğrultusunda erkeğe de külfetine göre nimet verilmektedir. Şu halde malî külfetler açısından kadın erkekten çok daha şanslı bir konumdadır. İşte mali yükümlülükler açısından ağırlığına uygun olarak ve ayrıca görevi kadar hakkı vardır ilkesinden hareket edilirse Kur’an’ın bu hükmü külfet ve nimetlerin dengelenmesi ve sosyal adaletin sağlanması açısından âdaletli bir hükümdür.


Ayette dikkatimizi çeken bir diğer önemli husus, “yusikumullah” fiilidir. Bu fiil “Allah size tavsiye eder” demektir. Allah burada bunu bir tavsiye olarak söylemiştir. Yani böyle bir toplumda adalet ancak böyle olursa gerçekleşir. Size bunu tavsiye ediyorum demektedir. Dolayısıyla, her zaman ve her toplum için bunu uygulamak zorunda olmadığımızı, içinde yaşanan toplumun bazı kabulleri, erkeğin ve kadının toplumda veya ailede görev ve sorumluluklarına paralel olarak, adalet ilkesini zedelememek kaydıyla, kız ve erkek çocuklarına verilecek miras hakkının ayarlanmasını istemektedir. Kur’an bu düsturu tavsiye ettiği zaman, toplumun sosyal dengesi ve erkeğin malî sorumlulukları yukarıda beyan ettiğimiz gibiydi. Şayet toplum, kadının da ailenin masraflarını kendi gelirinden sarf ederek katkıda bulunmasını örf olarak kabul ettiğinde kadın da erkek kadar tam hisse aldığında sosyal adalet, kamu düzeni ve malî yükümlülük bakımdan adalet ilkesi gerçekleşirse, o zaman mirastan her ikisinin eşit pay alması Kur’an’a uygundur. Çünkü Kur’an hem adaleti uygulamamızı emrediyor hem de kadının hakkının vazifesi kadar olduğunu belirtiyor.



7-Şahitlik Konusu

Kur’an’da şahitlikle ilgili yaklaşık 20 kadar ayet vardır. Görüleceği gibi,, h iç birinde kadın erkek ayrımı yoktur. Mesela bunlardan bazılarını görelim: “Ey inananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin…”(Nisa, 4/135); “Fuhuş yapan kadınlarınıza karşı içinizden dört şahit getirin…”(Nisa, 4/15); “ Ey inananlar! Her hangi birinize ölüm belirtisi geldiği zaman, vasiyet ederken sizden iki adil kişiyi veya yolculukta iken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizin dışınızda iki kişiyi şahit tutun…”(Maide, 5/106). “Kadınlarınızın iddet süreleri bittiğinde onları ya uygun bir şekilde alıkoyun veyahut uygun bir şekilde onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın…” (Talak, 65/2); “İffetli kadınlara zina isnat edip de sonra dört şahit getiremeyenlere, seksen değnek vurun…” (Nur, 24/4) Ayetlerin sayısın artırmaya gerek yoktur. Görülüyor ki, şahitlik konusunda ayetlerde kadın erkek ayrımı yoktur. Bu da gösteriyor ki, kadının şahitliği erkeğin şahitliğine denktir. Y eter ki, doğru söylesin, adaletten ayrılmasın. Kadın erkek şahitliğinin birbirine denk olduğuna bir diğer delil de yine Nur Suresi’nin 6-9. ayetleridir. “Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir. Kadının da kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşinci defa da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.” Bu ayet son derece manidardır. Çünkü eğer kadının şahitliği erkeğin şahitliğinin yarısı olsaydı, bu olayda kadının erkeğin iki misli yani sekiz kere şahadette bulunması gerekirdi. Şu halde şahitlik konusunda erkekle kadın eşittir.



http://www.ismailyakit.com/yayinlar/...urananlamak/ka dinhaklari.html

28-05-2006 15:45

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
NİSA:4.34. Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

BAKARA:2.223. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele

Nisa:3. Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.

Sevgili Hiramusta,
İslamda kadın erkek eşitliği vardır diyorsun.Yapma hiramusta.Sana göre var
ama kurana göre yok.Nisa suresi bunu açıkça belirtiyor.Daha şahitlik ve
mirasla ilgili ayetleri almaya gerek bile duymadım.Ne olursunuz sizi biraz
dürüstlüğe davet ediyorum.Her şey ortadayken islamın kadına değer verdiğini
söylüyorsun.Alıntıladığım ayetlere bak.Bu nasıl değer vermedir.Şöyle bir
zihniyet kadına değer verebilir mi?Çabalarınız boşuna.Kendiniz yazar kendi-
niz inanırsınız.Okuyan düşünen eleştiren beyinler sizin palavralarınıza
inanır mı?Görünen köy kılavuz istemez hiramusta kardeşim.Sevgilerimle...

pante 30-05-2006 00:59

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Hiramusta'nın kadın hakları ile ilgili yazısı ile şu sonuca ulaşıyoruz;
Kadınlar, İslam öncesi hakka, hukuka sahip değillerdi. Kadınların kurtuluşu İslam sayesinde gerçekleşmiştir.
Bu iddialar daha önce de forum konuları içinde yer almıştı. İslam ülkelerinde kadınlar üzerindeki baskı ve zulümlere de zaman zaman forumlarda yer verilmişti. Aşağıda vereceğim örnekleri de daha önce forumda okuyan arkadaşlarımız vardır. Ama tekrarında fayda var:

[Suudi Arabistan'da 15 kız öğrencinin "tesettür" uğruna diri diri yanmasına neden olundu:

Hürriyet Gazetesi'nde 17 Mart 2002 tarihinde yayınlanan haber:

Yanan ortaokul binasından kaçan 15 kızöğrenci, Suudi din polisi tarafından ‘Kıyafetiniz sokağa çıkmaya uygun değil’ gerekçesiyle engellendi. Pazartesi yaşanan olayda başörtüsüz olduğu için kızlar, diri diri can verdi.

Suudi Arabistan'ın Mekke Kenti'nde geçen Pazartesi sabahı, bir okulda çıkan yangından kaçmaya çalışan 15 kız öğrenci ‘Namahrem Vahşeti’ne kurban gitti. Din polisi (mutavva), türbanları ve çarşafları olmayan genç kızların alevler içindeki binadan çıkışına izin vermedi. *

Elektrik kontağından çıktığı sanılan alevler bir anda üç katlı ortaokul binasını sardı.

Öğrenciler, can havliyle kendilerini dışarı atmak istedi. Ancak genç kızlar kapıya koştuklarında din polisleriyle burun buruna geldi. Din polisleri, İslami kurallara göre giyinmedikleri, türban ve çarşafları olmadığı için kızların çıkmasına izin vermedi.

Din polisleri, yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekiplerinin binaya girmelerine de ‘‘Namahrem’’ gerekçesiyle, izin vermedi ve ‘‘Onlara yaklaşmak günahtır’’ diye uyardı. Bir görevli El-İktisadiye Gazetesi'ne yaşananları şöyle anlattı:

‘‘Kızlar dışarı çıkmak istiyor, çarşafları olmadığı için dayak yiyorlardı. Durumun çok kritik olduğunu ve bu tür davranışın yeri olmadığını söyledik. Ama bizlere bağırdılar ve kapıdan ayrılmayı reddettiler.’’

Acılı bir baba da ‘‘Bekçi kapıyı açmayı bile reddetti. Polis durdurmasaydı kızlar kurtarılabilirdi’’ diye yakındı.


Şimdi, dünyadaki şeriat düzeni uygulamalarını, Arabistan'ı, İran'ı, Afganistan'ı, Pakistan'ı "Şeriat'ı yanlış uyguluyorlar, onların uygulamaları İslam'ı bağlamaz" diye geçiştirmeye çalışırsanız kimseyi inandıramazsınız. Uygulama Kur'an ve sünnet doğrultusunda yapılmaktadır ve kurulacak her şeriat rejiminde başka bir referans olmayacak, dolayısıyla benzer uygulamalar yaşanacaktır.

hiramusta 30-05-2006 06:22

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Sevgili Panteidar;Kısmen doğruysada çoğunlukla masa başında hazırlanmış gibi gözüküyor.Bir kız öğrenci yurdunda yangın çıkmış olabilir,o yangında 15 kız öğrenci ölmüş olabilir.Ama dünyanın hiçbir yerinde insan hayatı hiçe sayılıp kıyafetleri uygun değil diyerek binaya hapsedilip,insanların ölümlerine sebep olunmaz.Bunu hiçbir vijdan kaldıramaz.Bunun hiçbir ayettede temelini bulamazsınız.Hele ki bir insanın hayatını kurtaran bütün insanlığı kurtarmıştır gibi bir ilkeye sahip İslam'da.Adama sormazlar mı?Üstleri uygun olamayan o kızlar koskoca yurtta bir çarşaf dahi bulamamışlar mıdır,üstlerine örtecek?

pante 30-05-2006 11:14

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Sizce Aşağıda yazılanlar hangi ülkede geçebilir?

1992'de dincilerin iktidara gelmesiyle, dine muhalif olarak bilinenler topluca idam edildi.
Tüm kadın hakları ortadan kaldırıldı. Çalışma, oy kullanma, özgürce giyinme ve sokağa çıkmalarına yasak getirildi.
Kadınlara baştan ayağa kadar, hiçbir yeri açıkta kalmayacak şekilde burka giyme zorunluluğu getirildi. Acil bir ihtiyacı, hastalığı olsa dahi yanında yakını akrabası bir erkek olmadan dışarı çıkmaları yasaklandı.
Dünyada bebek ve kadın ölümlerinin ençok yaşandığı bu ülkede çocuk yaşta kızlar zorla evlendirilmekte ve daha kendileri çocukken hamile kalmakta, ezilmektedirler.

Üzerinde burkası olmasına rağmen bir su birikintisinden geçerken, eteği ıslanmasın diye çektiğinde ayak topuklarının görünmesi üzerine dövülerek öldürülen kadının haberi dünya basınında da yer almıştı.
Dünyanın en geri kalmış, en yoksul ülkelerinden biri olan bu ülke

Dinci yönetim, müzik dinlemeyi, şarkı söylemeyi, dansı, her türden oyun ve eğlenceyi yasaklamıştır. Çocuk oyunları dahi, onları "Din eğitiminden" uzak tutacağı varsayımı ile yasaklanmıştır.Diğer yasaklar bazı örnekler ise oyuncaklar, terzilerdeki moda dergileri, kadınların makyaj yapması, kaş almak, saçlarını kısa kestirmek, renkli veya beyaz elbise giymek, mücevher takmak, ince çorap ve topuklu ayakkabı, ayak sesinin duyulması, yüksek sesle konuşmak ve gülmek .. İçki, kız-erkek arkadaşlığı vb. konular hepten yasak.
Sakal bırakmak zorunlu hale getirilmiştir.

Birleşmiş Milletleri’n ve diğer devletlerin ricaları da bir işe yaramadı. Bemian’da bulunan ve Budistlerin büyük saygı duyduğu kayalara oyulmuş tarihi dev Buda Heykellerini bombayarak yok ettiler.
Büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı bu ülkede herşey din adına yapıldı. Bugün teröristlerin ve büyük güçlerin pençesi altındaki bu ülke insanlarına, bu ülkenin çocuklarına yazık değil mi?

pante 30-05-2006 13:07

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Evet Değerli Psiko kardeşim. Ne yazık ki bir İslam ülkesi.
Ne yazık ki diyorum, çünkü her ne kadar bu forumda dinlerden bağımsız, özgürce fikirlerimizi yazsak, inançlarımızı sorgulasak da ailemizle, akrabalarımızla, arkadaşlarımızla, çevremizle, nikahımızla, bayramımızla, cenazemizle İslam'ın içindeyiz, İslam'ı yaşıyoruz, İslam ülkesi olmamakla, laik olmakla beraber %99'u müslüman olarak bilinen bir ülkeyiz. O nedenle bu tür insanlık dışı trajedilerin yaşanması hepimizi üzüyor. Üstelik Afganistan, Kurtuluş savaşımızda yürekleri bizimle olan, bizim için dua eden, ceplerinde, göğüslerinde Atatürk'ün resmini taşımış, zafere bizim kadar sevinmiş kardeş bir ülke. Bu ülke Taliban rejiminden önce böyle değildi. Bu ülkeyi bu hale getirenler ortaçağ zihniyetindeki, sözde İslam adına 1400 sene öncesinin yaşam biçimine insanları mahkum etmeye kalkışan gerici yobaz şeriatçi takımıdır.

Hiramusta, Hürriyet gazetesinde yer almış olan habere inanamıyor. Abartılar vardır diye düşünüyor. Ama asıl basına yansımamış, duymadığımız bundan daha beter ve daha rezil olayların olma olasılığı çok daha yüksek. Çünkü bu ülkeler kapalı rejimle yönetiliyorlar. Fotoğraf çekmek, kamera, video yasak. Hiç kimse korkudan sesini duyuramıyor, beyanat veremiyor.

liopleurodon 30-05-2006 14:08

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Dönemin, resimli bir özetine aşağıdaki linkten erişilebilir:

http://www.rawa.org/

Merak-ı mucibimdir, peygamberin yatak odası maceralarını düzene sokmak için ayet yollayan Allah, 22 kusur yılda bu tür rezalet, kepazelik ve vahşeti önlemek adına neden bir şey yapmamıştır?

ulas1 30-05-2006 14:28

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
tanrının adaletinde bahsetmek kur-an la mümkün değil bunun herkes farkında bazı arkadaşlar bu adaletsizliği meşrulaştırmak adına hareket etsede aynı kaynak kendisini yalanlar ve yalanlıyor.fazla uzağa gitmeden söylemek isterimki tanrının adaletinde köle ve cariye diye kavramlar var yani köle insanın kulu cariye seks kölesi kölenin cariyenin bulunduğu yerde adaletten bahsetmek saflıktır.kadın her daim ezilen ve belli bir sınıfa konulmayan varlık olarak islamda ve kur-an da kalmıştır.bir sorum olacak iş 4 kadın almaya kadar varmış ve tanrı bunun yapın ama adaletli olun diyor ve adaletli olamassanız almayın diyor onu anladık peki aynı adaleti neden bir erkeğe 4. karı olmamış bir kadının babasından anasından kalan miras *hakkı için uygulamıyor *allahınız köle diyor siz adalet diyorsunuz allahınız cariye diyor iç oğlan diyor siz adalet diyorsunuz ne adaleti erkek adaletimi adalet dediğin eşitlikle mümkün erkeğin hevasında değil

pante 30-05-2006 14:59

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Arap toplumunda İslamiyet'le birlikte Kadınlara bir takım haklar getirilmiş olabilir.
Bunun ne derece doğru olduğu tartışmalıdır. Tersini iddia eden tarihçiler, araştırmacılar vardır.
Örnek peygamberin ilk hanımı Hatice'dir. Örnek, Hamza'nın ciğerini söktürüp, kanını emen ve Mekke'nin fethiyle müslümanlığı kabul eden Muaviye'nin annesi Hind'dir. Bunlar o dönemin güçlü, sözü sahibi ve ticaretle uğraşan zengin kadınlarıdır.
Arap kadınları için kurtuluş olduğu öne sürülen İslam, dünya kadınları için de kurtuluş mu olmuştur acaba?
Bu bağlamda tarihteki Türk kadınını ele aldığımızda bunu söyleyebilir miyiz? Kesinlikle hayır.
Türk kadını saygındı, sözü geçen, fikir üretebilen, savaşta ve barışta kararlara katılabilen, çok eşliliği yaşamayan, devlet kademelerinde yer alabilen bir hakka, hukuka sahipti. Ezilmiyor, itilmiyor, dövülmüyor, taşlanarak öldürülmüyor, kırbaçlanmıyordu. Ata biniyor, ok ve yay kulanıyor, hatta İskitlerde bir kız savaşta üç düşman öldürmedikten sonra evlenmiyordu.
İskit'lerde imparatorluk yapmış, devleti yönetmiş bir TOMRİS örneğini hangi İslam ülkesinde görebiliriz?

hiramusta 30-05-2006 15:17

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Psiko abi ve Panteidar kardeş,sizlerde benim gibi biliyorsunuz ki bu anlatılanların İslamla bir alakası yok.Ha birileri buna İslam diyebilir.Bu onların iddiasıdır.İddianın da isbatı gerekir,kullardan değil Allah'tan.Yukarı da 8-10 yazıda islam'ın kadınlara tanıdığı haklardan bahsettim,Ulaş kardeşin okumadığını düşündüğüm haklardan.Yaşama hakkı,evlenip-boşanma hakkı,öğrenim hakkı,ticaret hakkı vs.,bunların hepsinin Kur'an da bir dayanağı var ama topuğu gözüktü diyerek kadına vurulan dayağın Kur'an da yeri yok....Burkanın Kur'an da yeri yok.... üstü müsait değil diye yangına hapsedilip öldürülen insanların bu vahşiliklerine dayandıracakları bir hükmün Kur'an da yeri yok.Manzara çok açık Müslüman (Allah'a teslim) olduğunu iddia eden insanlar aslında kendi hevalarını ilah edinen insancıklara teslim olmuşlardır.Bunların gözleri o kadar kararmıştır ki zina etmeyi cinayetle eş tutup zaniyi taşlayarak öldürmeyi islamın bir hükmü olduğunu söylemeye kadar vardırmışlardır işi.Bunun *zalimlik olduğunu,allah'ın böyle bir hüküm indirmediğini söylediğimiz de ise dilimizin koparılmasıyla tehdit edilmişizdir. Sen söyle Psiko abi bunlar İslam'a mı inanıyorlar yoksa sapkın atalar dinine mi?

liopleurodon 30-05-2006 15:47

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Alıntı:

Yaşama hakkı,evlenip-boşanma hakkı,öğrenim hakkı,ticaret hakkı vs.,bunların hepsinin Kur'an da bir dayanağı var ama topuğu gözüktü diyerek kadına vurulan dayağın Kur'an da yeri yok...
Yahu sus allahını seviyorsan.. Kadın dövmek caiz değil, farzdır. Kadın başına buyrukluk edince, önce yatağı ayrılır, devam etmiyorsa dövülür. DÖvmezsen farzı terk etmiş etmiş olursun. Bundan daha açık bir şey olabilir mi? Kadın dövmek farzdır, ne zaman, başına buyruk olduğunda. Yani, kadın özgür olamaz, aklına göre hareket edemez.

Kadının ticaret hakkı yoktur. Çünkü akit yapamaz. Çünkü akdi şehadet edemez. Gayet net bir şekilde, bazı müteseffirlerin bilhassa ticaret üzerine yordukları şekilde tek kadının şahitliği kabul olunmaz. O halde?

Kadının boşanma hakkı? Kesinlikle yoktur. Erkek boşamadıkça, kadın boşanamaz, hiç bir şekilde. VE hatta kocası ölse bile, iddet müddetince nikahı baki kalır..

Öğrenim hakkı mı? Namaz kılmayı öğrenmesi farzdır, ama ötesi boştur..

Kadının islamiyette, üzerien karı edinilmesi, dayak yemesi, evde hapsedilmesinden başka hakkı yoktur. Sen diyorsun haelp şurada, biz diyoruz arşın burada. Aha iran, ötesi afganistan, öbür yanda, mısır, cezayir vs. Amma pek mi uzak, pek mi zor, pasaport filan gerekiyor.. Aha Urfa, Aha diyarbakır, Konya. Daha mürekkepleri yeni kurudu manşetlerin, 3. Karıyı isteyen "müslüman" milletvekilinin karısını nasıl dövdüğüne dair gazetelerde..

MEYdan ortada.. Sade kadın hakları değil, ne açıdan bakarsna bak, ilkel bedevi adetlerinden ötesi olmayan, islam ülkesi denen bedbahtların yaşadığı ülkeleri görüyoruz her yanda. Siz ise çıkıp "Yok efenim bu islam değil, bu şöyle böyle.." Kuran ortada mı? Hadis meydanda mı? İşte o gördüğün islam, islamın ta kendisi. Sen iyi kötü insan hakları olan bir ülkenin havasını teneffüs etmiş olmakla sanıyorsun islam böyle değil. Geç onu. Bugün bir arap kadınına desen, kadın hakları, çarşafa girmek gerekmez, üstüne kuma gelmez.. Seni döver oracıkta. O kendini insan olarak görmemeye alışkındır, ikna filan edemezsin. Onun için koca, çocuğunu doğuracağı, karnını doyuracak olan efendidir. Kuma ise faydalı bir şeydir. En azından her gece tecavüz edilmektense, iki, üç günde bire düşer, daha az bulaşık vs. işi çıkar.

İşte islam budur. Ve sen islamı bilmedne, kafanca bir islam modeli oluştumaya çalışan, bidata batmış bir zavallısın. Bu halinle ne o harbi müslümanlara, ne bizlere, nede allaha yaranabildiğini hatırlatayım...

hiramusta 30-05-2006 16:34

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Liop bir zamanlar müşriklerin Hz.Peygambere verdiği tepkinin aynısını veriyorsun.Senin dediklerin cahiliyede kaldı ve aklı cahiliyede kalanlarda.Kur'anda kadını dövmek yok uzaklaştırmak var.Uzlaşma olmazsa boşanmak var.Kadınlara ticaret hakkı yoktur.Bu birilerinin hezeyanı sende mal bulmuş mağribi gibi üzerine atlıyorsun.kadınlara tivaretin yasaklandığına dair bir ayet göster bakayım bana.Kadının şahidliği kabul edilmezmiş.Palavraya bak.hangi ayette yazıyor kadının şahidliğinin kabul edilmediği.Kadın boşanamazmış,külahıma anlat.bal gibide boşanır efendi.Hem de mahkeme huzurunda.Resmi belgeli boşanır.Ama Allah herzaman anlaşmaktan ve sulhtan yanadır.
Eğer (eşler) birbirinden ayrılırsa Allah, bol nimetinden her birini zenginleştirir (diğerine muhtaç olmaktan kurtarır); Allah'ın lütfu geniş, hikmeti büyüktür. (4/130)

Bak bu ayette bir iradeden söz ediyor.Erkeğin ve kadının iradesinden.Yani erkek kadından,kadın erkekden boşanabilir.İddete gelince,iddetin aslında barışmaya yönelik bir çözüm olduğunu (tabi ölüm durumlarındaki iddeti kasdetmiyoruz) ben anlatsam sen anlamazsın boşver.Kadınlara eğitim-öğretim hakkı yokmuş?Hangi ayette ayrım yapılarak ilim erkeklere farz kadınlara değildir hükmünü gördün.Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(Zümer, 39/9),“Deki Rabbim ilmimi artır”(Taha20/114),“Biz bu misalleri insanlara veriyoruz. Onları ancak alimler akleder”(Ankebut, 29/43) bu gibi ayetlerin hangisinde kadın-erkek ayrımı var?İslam çok eşliliği emrediyormuş.Ayete iyi bak adil davranamamaktan korkarsanız 1 eşle yetinin diyor.İslam hiçte senin zannettiğin,bid'atçilerin uydurduğu gibi bir din değildir.

pante 30-05-2006 18:27

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
Bir öpücüğe 74 kırbaç

Hürriyet Gazetesi'nde 25.04.2003 günü yayınlanan habere göre, İran'ın önde gelen aktrislerinden Gevher Hayrandiş, bir ödül töreninde genç bir yönetmeni alnından öptüğü gerekçesiyle 74 kırbaç cezasına çarptırıldı, ancak halktan özür dilediği için cezası tecil edildi.

İran Daily Gazetesi'nin haberine göre, 50'li yaşlardaki saygın film ve televizyon aktrisi Gevher Hayrandiş, geçen eylül ayında Yezd kentinde bir festivalde 20 yaşlarındaki Ali Zamani'ye en iyi yönetmen ödülünü verirken elini sıktı ve alnından öptü. Ali Zamani, ünlü aktrisin geçen yıl ölen aktör kocasının öğrencisiydi ve bir anne şefkatiyle başarısının tebrik edildiğini duyurdu.

Kadın-erkek yakınlığının ve toplum içinde öpüşmenin tabu olduğu İran'da bu öpücükle yer yerinden oynadı ve Yezd kentindeki dini liderler sokaklara dökülüp aktrise lanetler yağdırdılar. Protestolarla yetinmeyenler ünlü aktrisi mahkemeye verdiler. Mahkeme, Hayrandiş'e 74 kırbaç cezası verdi. Özrü nedeniyle cezayı şartlı olarak erteledi.

K.C. 04-06-2006 14:52

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
sayın hiramusta,
kur'an'da erkekler için boşanma hakkı açıkça zikredilmişken yorum yaparak kadına da boşanma hakkı tanımış bir kitap olduğu hangi yüzyılda anlaşıldı?

Gazali'nin kadına bakış açısını, bakış açısı da denemez o fikirlere, kadınlar aleyhine yazdığı fetvaları okudunuz mu? Gazali Kur'anı yanlış mı yorumladı, sünnetleri bilmiyor muydu? Hadislerin hangisi uydurma hangisi değil anlayamayacak kapasitede miydi?

Kadınlarla ilgili hak-hukuk babında yazdıklarınız çok güzel şeyler, aylar önce benim de inandığım şeylerdi onlar. Ama gelin görün ki açık olan kitab-ı mübin'de zikredilmeyen şeylerdir, islamiyetin ilk yıllarında uygulanmayan, İslamiyet tepki aldıkça yorum yapmak suretiyle yumaşıtılmaya çalışılan hükümlerdir, hüküm bulunmayan konularda yapılmış içtihatlardır.

Kadınlar aleyhine olan hadisleri inkar etmek, bunlar sahih değildir demek kadın nefsine çok hoş görünüyor. Ama bu hoşluğu kimseye bildirmemek lazım, yoksa İslam alimleri yüzyıllardır araştırma yapmış dini, imanı bütün o muhteşem zatlardan daha mı iyi biliyorsun bre mel'un sözlerine muhatap kalmak işten bile değil. Hadisleri inkar ederseniz, ehli sünnet size kafir gözüyle bakar, etmezseniz de islamdaki çelişkileri görürsünüz, ama onlar ne hikmetse o çelişkileri bir türlü görmezler.

Gazali'nin İslam alimi olarak değil ama insan olarak kadınlara bakışı, aile yapısı, psikolojisi nasıldı acaba? Herhalde ileri yaşında genç bir hanımı vardı ki, ondan emin olamadığından, aslında tamamen paranoid bir kendine güvensizlik dolayısıyla kadınları o kadar hor ve hakir gördü...

İfk olayı ve onun üzerine inen ayet de her daim zihnimi kurcalamıştır. Koskoca Peygamber nasıl karısının izzetinden şüphe eder? Bu soruyu sormuştum birilerine, 'yok, şüphe etmedi, Allah ona zaten hz.Aişe'ye iftira atıldığını bildirmişti" dedi ama, 1 ay eşine yüz vermemesi, ona gerçeği sorması, eşini dedikoduculara karşı savunmamış olması, hatta onlara inanmış olması da değil bir peygambere, eşini seven hiç bir kocaya yakışmayacak şeylerdir. Dört şahit gerektiği ayeti indiğinde sahabeden biri 'yani ben karımı biriyle yakalasam, gidip üç şahit daha bulana kadar onlar o halde kalmaz ki' mealinde bir cümle sarf etmiştir.
Bizim, her olaya bilimsel bir açıklama, kur'an ayetlerini bilime adapte etmeye meraklı müslüman kardeşlerimiz 4 şahitle kastedilenin DNA'daki 4 protein olduğunu, zina neticesinde doğacak çocuklara yapılacak olan dna testinin zinaya şahit olacağını bulmuşlardır. Her zinadan bir çocuk meydana gelmediğine göre, kişi alenen zina işlemediği sürece (ki dört şahit bulmak hakikaten zor olur öyle durumlarda) zinanın ispatı da çok çok düşük bir ihtimal olarak kalmaya devam edecektir.
Zina yapan evli kadın ve erkeklere recm uygulanacağına dair ayet kur'an'da yokken nasıl olmuş sopa cezasını kur'ana koyan Allah, *idam cezası gibi ağır bir cezayı koymayı veya evli, bekar ayrımı yapmayı ihmal etmiş. Yoksa gerçekten recm'i uygulayanların savunduğu gibi böyle bir ayet vardı da, kur'an parçaları toplanırken hz.Aişenin keçisi mi yedi bu ayeti de kur'ana giremedi. Eğer hal bu ise, kur'anın korunduğuna inanan aynı kişiler fikirlerinde bir çelişki olduğunu düşünmüyorlar mı acaba, yoksa bu bir çelişki değil midir onlar için. Öyle ya, kur'anda çelişki bulunmadığı kur'an ayetiyle sabitken kesin kur'an'dan değil, kişinin eksik bilgisinden, nakıs yorumundan, ve daha bilmediği pekçok sebepten kaynaklanan bir haldir bu.

İslamiyet kadına hak ettiği yeri vermişse de (cariyelik, savaş esiri olup pazarda satılmak hakları dahil) bu hakları Türk kadınına uygulamak ne derece doğru. İslamiyet öncesi, diğer kadınlardan daha insan olarak kabul edilen Türk kadınına bu kitabı uygulamak, ilericilik değil, gericilik olacaktır. Belki de Kur'anda dendiği gibi, bu kitap sadece mekke civarına veya kureyşlilere gönderilmiştir, o yüzden diğer milletlere terstir.
Zaten apaçık bir arapçayla, anlayalım diye gönderildiğine göre muhatabının da ancak araplar olması gerekir. Evrensel bir din olması ancak tüm dünyanın Arapça kullanmasıyla gerçekleşecektir.

Aklıma takılan bir husus daha var. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum, Hz. Ebu Bekir bir süre hz.Muhammet'e kadınların kapanmasıyla ilgili ayetin ne zaman geleceğini sorup durur, sonunda ayet gelir. Yukarıda da mücadele eden kadın ayetinin hikayesi var. Bu ayetler hep talep üzerine mi gelmiş böyle?

K.C. 04-06-2006 18:28

Re: TARİHTE VE KUR'ANDA KADIN VE KADIN HAKLARI
 
kadınların kur'an'da unutulmadığını vurgulamak için en çok kullanılan ayet'in nuzulünü, sebebini Ümmü Umare bir hadis rivayetiyle şöyle anlatıyor:

Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR

Konu : Ahzab Suresi

Ravi : Ümmü Umare

Hadis : "Ey Allah`ın Resulü", dedim, "her şeyi erkekler için görüyorum. Hiçbir şekilde kadınların zikredildiğini görmüyorum," Bunun üzerine şu ayet indi. (mealen); "Doğrusu, erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın mü`minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır" (Ahzab,35).

Ümmü Umare eşitsizliği/denksizliği fark etmiş, (bu hadisle herşeyin erkekler için olduğu kütübü sittede dahi zikredilerek kabul edilmiş,) Allah da bunu fark edip şikayet edecek bir kadın kulunu bekliyordu herhalde ki bu ayeti hemen indirdi.

Kim akla uygun ne istediyse ona göre ayet inmiş galiba...

Birkaç gündür, bir kutsal kitapta neler olmalı, nasıl olmalı diye düşünüyorum. Henüz bir cevabım yok ama, Tanrı, kullarından önce düşünüp koymalıydı ihtiyaç duyulan hükümleri.(ki kendisi ezeli ve ebedi bilgi sahibiyken düşünmesine de gerek yok zaten, düşünmek insanlara mahsus) kulları istedikçe koyan bir tanrının sanki bazı vasıfları eksikmiş gibi görünüyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:44 .